mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2255. Beyitten) 30.08.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 31 Ağustos 2025 · 1:42:26

Euzübillâhimineşşeytanirreccim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâle zikârfâle mennevhû, La ilâhâhâ. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanların namusuna, kanına, şerefine, haysiyetine, topraklarına, canına zulmediliyorsa, nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinden de o zalimlerin intikamını alsın. Cenab-ı Hak onların başına bir tane zalim tayin etsin. Zalimler, zalimler onlardan intikamını alsın. Sonra zalimin başına bir kılıç tayin etsin. Kılıç da zalimlerden intikam alsın. Sonra dönsün, o kılıçtan da intikamını alsın. İsrail Devleti'ni yerle yeksan eylesin. Destekçilerini de yerle yeksan eylesin. Onların yıkıldığını bizlere göstersin. Bütün Ümmet-i Muhammed'e özgürlük nasip eylesin. Amin. Ecmayt. 2255. Beyt'e gelmişiz.
Tabi bu arada meslevi sohbetine başlarken, Erzincan Zakiri, Leyla Hanım'a da teşekkür ediyoruz. Sohbetleri o tam başlangıçtan itibaren yazıya döküyordu. O yazıya dökmüş olduklarından hep, 2024'e kadar olanları hemen acil hediye babından yetişsin diye bastırmış kitap olarak. Hoşuma gitti, sevindim. Kendisine ayrıca özel teşekkür ediyorum inşallah. Biz de onu şimdi az önce istişaresine yaptık. Allah izin verirse inşallah onu bastıracağız. Böyle biraz daha üzerinde kitap haline getirip bastırılacak inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse. Hoşuma gitti. Böyle baktım. Hani amacımız, maksadımız kitap yazmak değil veyahut da kitaplaştırmak değil.
Neyi doğru biliyorsak konuşuyoruz ama böyle insanın gönlüne hoş geldi. Benim gönlüme hoş geldin. Allah yiyesin inşallah. Evet, 2255. Beyt'e gelmişiz. Gündüzün elbisemiz güneşin ziyası. Geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Açlığımızdan değil mi? Ayı okkalık ekmek sanıp elimizle gökyüzüne saldırıyoruz. Yoksullar bizim yoksulluğumuzdan ve gece gündüz yiyecek düşünmemizden arlanıyorlar. Samiri'nin halktan kaçtığı gibi akraba, yabancı, herkes bizden kaçıyor. Birisinden bir avuç, mercimek isteyecek olsak bize sus, geber, babalar çıkarıcısı diyor. Malum şikayet devam ediyor. Geçen haftadan kalan, geçen hafta da çünkü en son ekmeğimiz yok, ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset testimiz yok, suyumuz gözyaşı diyordu.
Normalde tabi bu yoksul bir Arap bedevisinin kocasına olan şikayetleriydi. Ama ben bunu nefse vurmuştum. Malum o bedevik kadın insanın kendi nefsi demiştim. O nefis şikayete devam ediyor. Elbisemiz güneşin ziyası, yorganımız ay ışığı diyor. Hani gündüzün elbisemiz güneşin ziyası, geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Yani fakirlik öyle bir noktaya gelmiş ki, normalde giyecek elbiseleri yok, aynı zamanda da örtecek yorganları yok. Yani sadece güneşin ışığıyla ısınıyor, normalde ay ışığı da üstlerini örtüyor. Bu biraz kinai tabi. Bu mecazen, normalde dünyada nasipsizlikle alakalı. Yani normalde o kimse mevcut kendi bulunduğu konumdan şikayetçi.
Onun kendinden yukarılara bakınca o kimse nefis şikayet ediyor. Kendinden aşağıdakilere baksa nefis şikayet etmeyecek. Çünkü Hz. Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem hadis yerlerde insanın gözünü kendinden aşağıdakilere dikmesi gerektiğini söylüyor. Kendinden yukarıdakilere dikmeye kalkarsa nefis hep şikayet ediyor. Çünkü normalde isteğin sonu yok. İstedikçe ister insan. Veyahut da şatafatın, şataatın sonu yok. Heva ve hevese uymanın sonu yok. Gösterişin sonu yok. Yani o normalde böyle olunca nefis bu noktada, dünyalık olarak önüne ne koyarsan koy, önüne ne koyarsan koy. O daha da fazlasını isteyecek, daha dasını isteyecek. İnsan nefsi çünkü kurgulanırken, Cenab-ı Hak tarafından böyle kurgulanmış.
Nefis hep daha fazlasını ister. Bunu çevirirseniz, eğer bunu terbiye ederseniz manevi olarak da daha fazlasını ister. O manevi yolda yürürken de insanın nefsi daha fazlasını ister. Yani işte şeyhini gördün ve Hz. Peygamber'i görmek ister. Hz. Peygamber'i görse Allah'ı görmek ister. İnsan normalde dördüncü makama gelse beşinci makama ister. Beşe gelse altıya ister. Yani ister de ister. Çünkü insan o nefisin isteği hiç bitmez. İster manevi anlamda olsun, isterse dünyevi anlamda olsun. Tabii burada hani dünyevi anlamı söylüyor. Ve diyor ki, yani Sufice bakış açısına bakılırsa, yani o normalde nefis daha fazlasını hep istiyor. Aslında Sufi açısından bakılırsa, o kimse aslında her Sufi çıplaktır.
Şimdi bu biraz ağır gelebilir sohbette. Yani nasıl çıplaktır? Kendi iç alemine döndüğünde o kimse Allah'ın önünde fukaradır. Çünkü ayet-i kerimede hepiniz fukarasınız. Allah ganidir der. Böyle olunca bir Sufi kendisini hiçbir zaman maddi anlamda zengin görmez. Bir Sufi hiçbir zaman da manevi anlamda da zengin görmez.
Bir Sufi terbiyesidir bu. Hiçbir zaman kendisini işte fıkıhta üstad, ilimde üstad, işte ne bileyim Sufilikte üstad, belli bir makama gelmiş. Bunu Sufi, bunu böyle düşünmez, bunu böyle görmez. Yani Sufi bu manada maddi olarak da, manevi olarak da çıplaktır o. Yani giysisi yoktur. Giyisi çünkü makam getirir, mevki getirir, ne bileyim işte belli bir kategori getirir. Ama Sufi giysisiz olmalı. Mesela ben şeyhimin üzerinde hiçbir zaman bir şeyh haydaresi görmedim. Bir şeyh cübbesi görmedim. Şeyh efendi özellikle böyle ben yolun başındaydım daha. Mustafa efendi oğlum bizimki derviş haydaresi dedi. O benim kulağımda kaldı.
Sonra ödemişe bizim Hacı Ali abi geldi. Onun haydaresi Nakib-i Nugabbah Ali haydaresi. Sonradan o ödemişteyken bir de halife haydaresi diktirdi. Onu da gösterdi bana. Dedi ki bu da halife haydaresi dedi. Dedim şeyh efendi halifelik verdi mi sana dedim ben. Sustu. Verdi demedi bana. Tabii ben bunu şeyh efendiye inceden sordum. Ali abi halifeniz mi dedim. Değil oğlum dedi. Bunu sorduktan sonra zaten dedik ona biraz para harcat oğlum cömert olsun dedi. Para harcaması lazım onun dedi. Cömert olması lazım. Para harcat dedi. Efendim ben nasıl para harcatayım ona dedim. Mesela dedi de ki bugün yemekler senden diyemem efendim kimseye ben böyle dedim.
Ondan sonra de de dedi. Emredersiniz dedim. Dedim Hacı abi bu cuma yemekler senden dedim. Tamam dedi. Gittik köfteciye. Yemeğe yedik. Ondan sonra kalk lan öde dedi bana. Kalktım ödedim ben. Şimdi ne oldu dedi. Olmadı efendim dedim. Yapamadık biz böyle şey olmadı dedik. Şimdi derviş, dervişlik açısından baktığımızda, sufilik açısından baktığımızda hiçbir şeyin ustası, hiçbir şeyin üstadı, hiçbir şeyin alimi değildir. Bir sufi dilinden ben şöyle şeyhim, ben şöyle mürşidi kamilim, ben şöyle dervişim, ben şöyle alimim, ben şöyle bu işleri bilirim. Bunu normal şartlarda sufi dili değildir. Sufi dili der ki biz hep talibiz, öğrenmeye talibiz. Hep öğreneceğiz biz.
Hep beraber öğreneceğiz, hep beraber. Hatta şeyh efendi, biz biliyok mu derdi. Allah rahmet eylesin. O yüzden sufi Allah önünde çıplaktır. Maneviyat önünde de çıplaktır. Kendinde bir şey görmez. Ama nefsine uyuyan bir kimse ne kadar alim olduğunu, ne kadar iyi olduğunu, ne kadar büyük şeyh olduğunu, zamanın piri olduğunu, zamanın kutbu olduğunu söyler. Ondan daha fazla alim yoktur, ondan daha fazla ilmi, ilim ehli yoktur, ondan daha fazla dervişli bilen yoktur, sufili bilen yoktur. Yoktur da yoktur da yoktur da yoktur da o her şeyin zirvesindedir. Öyle insanlar, Allah muhafaza eylesin, onlardan uzak durun, kaçın. Bir kimse manevi olarak kendinde çok büyük özellikler olduğunu söylüyorsa, ohoo ona ne rüyalar gösteriliyor.
Hani dervişler arasında böyle muhabbet olur. Bana ertesi gün olacak olan şeyler gösteriliyor. Yani seninle alakalı da bir şey olsaydı o da gösterilirdi. Onun o kadar maneviyatı çok ki ona her şey gösteriliyor. Anlatır dervişler. Böyle güzel muhabbettir bu. Böyle dervişlerin arasında işte hatta kimisi hafiften böyle gözünü yumar, böyle kafasını, kalbini doğru saklar. Hani böyle şey yapar, eğer. Ondan sonra o esnada bir ilham bekliyor. O esnada ötelerden bir haber bekliyor o. Tabii. Ben böyle bir şey olunca bir melami var ya, hani hikayesi, koşa koşa gelmiş melami dervişi şeyhine. Demiş efendim, filanca şeyh efendi peygamberliğini ilan etti demiş. O böyle bir kalbine yaslanmış.
Biz azim-i şan öyle bir peygamber ilan etmedik daha demiş. Şimdi dervişin çıkacağı son nokta bu. Gideceği yani. Böyle düştü mü hal anlatmaya, rüya anlatmaya. Ona bir hata yapsa ona söylerler. O bir günah işlese ona ikaz ederler. Tabii ikaz gelmediyse o haklıdır. Rüyasında görmediyse hatalı olduğunu o haklıdır. Hele karı koca dervişse yandı keten elva. Herkes o gece şey bekliyor, tecelliyat bekliyor. Tartışmışlar. Öbürkü bir de diyor bana, efendim ben sabaha kadar bir ikaz görmedim dedi. Kadına döndüm, bak dedim bir ikaz görmemiş o. Hani sen gördün mü, vallahi efendim ben de bir görmedim dedi. Bunların ikisi de ikaz görmemişler.
İkisi de haklı olduğunu söylüyorlar. Siz ikiniz de batmışsınız dedim. Nasıl dedi erkek? Dedim yani normalde eğer batmamış olsaydınız size bir ikaz gelirdi. İkaz gelmediyse siz yerle birsiniz dedim. Batmışsınız. Dedim size ikaz mı? İkaz gelmiyor demek ki dedim. Siz emmare düşmüşsünüz. Emmare'deki insana ikaz gelmez dedim. Nereden gelsin dedim. Bunlar tabi arkalarına bakmadan gittiler. Dedim sarmaşın, dolaşın, barışın. Siz böyle dedim birbiriniz için ikaz beklerken dedim. Ömür geçip gidecek dedim. Boşan canınız sonra dedim. Onlar evet ya baba derviş ya. İkaz bekliyorlar. Allah muhafaza eylesin. Dervişler arasında muhteşemdir bu. Ayı ekmek sanıp göğe saldırmak.
Yani açlık o kadar başlarına vurmuş ki. Hani şimdi Gazze'den estantaneler görüyoruz ya. Bunlar buradaki anlatılan şey. Yani Gazze'yi aratmaz. Hani Gazze'de çanaklar, çömlekler, ekmek hiçbir şey yok şu anda. Bir de işte filanca yerde dağıtım yapılacak diyorlar. Bütün millet aç çünkü günlerdir. Herkes oraya koşuşturuyor. Koşuşturunca o namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, kanı bozuk, sütü bozuk, insanlıktan nasibini almamış, hayvandan daha aşağı mahluk olan İsrailler onları bombalıyor. Ve İslam ülkeleri de kınıyorlar çok yüksek dereceden. Toplanıyorlar, yiyorlar, içiyorlar, yüksek dereceden kınıyorlar, dağılıyorlar.
Ben bazen diyorum bu kadar yüksek dereceden kınamayın, başınıza bir iş gelecek sonra diyorum. Tabii yüksek dereceden kınanınca onların da gücüne gider şimdi. Gücüne gidince de bunların bir şeylerini açıklayı verirler. Eyvah ki eyvah, Mossad'ın elinde ne o efsane bilmem ne ıvır zıvır kol geziyor ya ortalıkta. E o Siyonistler boş durmazlar, Mossad boş durmaz. O ülke liderlerinin bir açığını, bir şeysini bulmuştur o. Zaten o Netanyahu açıkça söyledi. Dedi ki oturun oturduğunuz yerde, bir açıklarsam dedi, koltuklarınızı kaybedersiniz dedi. Herkes sustu, oturdu, o sözü yuttu. Hani dünya liderleri, Müslüman dünyanın, halkı Müslüman olan liderler bu sözü yuttu. Birisi şunu diyemedi, açıkla ne açıklayacaksan diyemedi.
Bütün halkı Müslüman olan devlet başkanlarını tehdit etti resmen. Haberlerde öyle okudum. Dedi ki oturun oturduğunuz yerde, sizin hakkınızda dedi bazı şeyler açıklarsam, koltuklarınızda oturamazsınız dedi. Artık ne varsa elinde Mossad'ın, yani İslam ülke, yani halkı Müslüman olanların, devlet başkanlarının demek ki açık olan bir halleri var, bir durumları var. O durumlarda, o hallerde Mossad'ın elinde. O yüzden onlar da ne yapıyorlar? Konuşamıyorlar, bir şey yapamıyorlar. Aynı şey, alimler içinde geçerli. Aynı şey, şeyhler içinde geçerli. Yani Türkiye'deki cemal liderlerininle alakalı Mossad'ın elinde ne var bilmiyoruz ki. Hocayız, alimiz, şeyhiz diye dolaşanlarla alakalı Mossad'ın elinde ne var bilmiyoruz ki.
Yoksa bu uyku, bu gaflet, bu böyle konuşmama, hakkı haykırmama, ayetleri, hadisleri eğip bükme, meseleleri eğip bükme nereden geliyor bilmiyoruz. Allah muhafaza eylesin. İşte öyle bir açlık ki, nefis diyor ki onun sana, bu diyor ayı ekmek sanıp biz göğe saldırıyoruz. Yani normalde o kadar açlar ve normalde acıkınca ayı ekmek gibi görüyor. Bir kimse neye ihtiyaç duyuyorsa, neye ihtiyaç duyuyorsa onu görür hep. İhtiyaç gördüğü bir şeyin kölesi olur. İnsanoğlu öyle bir şeydir. Yani o en üst seviyede telefon alması lazım. Onu ihtiyaç görür, onun kölesi olur. Aylarca onu taksitle ödeyeceğim diye uğraşır.
Altı üstü görüşecek, telefon açacak. Onun kölesi olur. Kimisi işte en son kreasyona sahip olması lazım. Moda olarak giymesi lazım. Onun kölesi olur o. Gidecek, adamın neresi erkek bilmiyorum, daracık pantolonlar, daracık üzerine gömlekler. Veyahut da şimdi erkekler de başladı soyunmaya. Yani o moda çıplaklık şimdi. Erkekler de çıplak dolaşıyor. Kadınlar zaten çığırını açtı. Yani teşhircilik moda oldu. Halbuki o teşhirciliğe düşenler, modayı takip edenler, modacı olanların hepsi de psikolojik vakadır. Hepsi de. Bir kimse moda düşkünü ise psikolojik vakadır o. Herkes dar giyinirken o da dar giyinecek. Herkes biri tarafını açarken o da açacak. Gerçekten psikolojik olarak rahatsızlıktır bu.
Veyahut da o kimse işte telefon çıkacak, önce o alacak. Hani gösteriyor ya haberlerde, sıraya giriyor insanlar sabah saat dörtte, üçte, ikide, birde. Neymiş de iPhone'un yeni modeli çıkmış, önce onu alacaklarmış. Sıradalar, hepsi de psikolojik rahatsız. Hepsi de. Yani şu anda dünya üzerinde gerçek hastalık bu. Hani bu bir teknoloji hastalığı değil. Bu marka bağımlısı. Yeni telefon onda olacak. Yeni bilgisayar onda olacak. Her şey onda olacak. Ve bunun açlığını yaşayınca o kimse onun kölesi oluyor. Normalde neye ihtiyaç duyuyorsanız onun kölesisiniz. Kur'an sünnet dairesinde bakarsanız o zaman meseleyi kurtarırsınız. Nedir?
Bana giyinmek için bir gömlek lazım, bir pantolon lazım. Dar giyemem. Bu İslam adabına aykırı erkek olarak söylüyorum. Erkeğin de vücut hatları belli olmayacak. Sadece kadınla alakalı değil ki bu. Şimdi erkeklerin de vücut hatları meydanda. Bu da caiz değil. Haram. Erkekler daracık pantolonun hepsi de meydanda. Hatta bir de düşük kemer olursa ondan sonra Cuma'da orada burada arkası görünüyor erkeklerin. Bildiğiniz arkası görünüyor. Erkekler de daracık gömlek giyiyorlar, patlıyor. Hele bir de göbekliler giyiyor ya onu. Ya giyme ya. Giyme göbeğin patlıyor işte. Kadınlar da aynı. Giymeyin ya göbeğiniz var giymeyin daracık bir şey. Likralı bir şey giymeyin. Giyiyorlar Allah muhafaza eylesin. Onu ihtiyaç görüyor çünkü. Herkes onu giyiyor o da onu giyecek.
Herkes onu yiyor ya o da yiyecek onu. İhtiyaç görüyor. Bu büyük bir hastalık. Bu da nefsin hastalıktır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefis her şeye el uzatmak ister. Her şeye. Ve her şey kendisinin olmasını ister. Nefis öyle bir şeydir. Burada da üstad diyor ki Hazreti Mevlana ondan sonra insan diyor nefsine uydu mu elini göğe uzatır. Yani aya ulaşacak ayı bile ekmek zanneder. Yoksullar bile bizden utanıyor. Yani o kimsenin sefaletini görünce, o kimsenin o yokluğunu görünce yoksullar bile ondan normalde işte acıyorlar ona. Ve uzaklaşıyorlar. Bu bizden bir şey isteyecek muhakkak diyorlar. O yüzden normalde Sufice bakılırsa meseleye gerçek fakirlik öyle bir şeydir ki gerçek fakirlik.
O bir Sufinin öyle bir hali vardır ki Sufi o fakirliği zenginliğin içinde olsa dahi etrafında her şey var olsa dahi o yokluk içinde yokluk yaşıyor. Varlık içinde yokluk yaşar. Varlık içinde yokluk yaşamak herkesin işidir. Varlık içinde yokluk yaşar o. Varlık içinde yokluk yaşamak nedir? Vardır, harcamıyordur. Her şeye ihtiyacını görebilir, vardır. Onun yokluğu varlık içinde yokluk yaşamak o da bir nefis terbiyesidir. Ama asıl nefis terbiyesi o kimse varlığın içinde olsa dahi yokluğun içinde yokluk yaşaması lazım. Yokluğun içinde yokluğu yaşarsa o zaman el fakri olur. Öbür türlü o kimse gerçek fakri yaşayamaz. Sufiler için fakri yaşamak.
Yani elini attığını alıyorsun. Alma kardeşim. Elini attığını harcıyorsun. Harcama. Sen nefsini terbiye et. Aylık ne kadar eline geçti? 20 bin lira. 20 bin liraya da ayın sonunda harcıyorsan sen nefsine uydun. Aylık ne kadar? 10 lira. 10 lirayı da sen harcıyorsan nefsine uydun. Evet. Sen o elini attığını böyle hemen sahip olmaya çalışma. Nefsine vur biraz. Nefsini terbiye et. Nefsini terbiye et. Gitme kafeye oraya buraya. Nefsini terbiye et. Alma iki de bir de kendine kıyafet. Nefsini terbiye et. Oraya buraya harcama parayı. Nefsini terbiye et. Bak nefsini terbiye et. O fakri yaşa. Millet ne der diye düşünme. Millet ne diyorsa desin. Millet der hep zaten.
Peygamberlerin arkasından konuşmuşlar. Peygamberleri eleştirmişler bu insanoğlu. Nefsine uydu mu Allah'ı bile eleştiriyor. Kitabı bile eleştiriyor. Koca profesör ne diyor? Bu Allah'ın ayeti olamaz diyor. Bitti. İnsan nefsine uydu mu eleştirmeyeceği bir şey yoktur. Nefsine uydu mu onun insanın konuşmayacağı bir şey yoktur. Allah'a iftira atıyor insan. Peygamber'e iftira atıyor insan. Üstatlara, şeyhlere, dervişlere iftira atıyor insanoğlu. Kendi eşine iftira atıyor. Kendi çocuğuna iftira atıyor. Kendi annesine, babasına iftira atıyor. İnsanın sözünün lafı bitmez. Bitmez. Herkes bir laf söyler. Sen kendi nefsine bak. Nefsini terbiye et. Sen herkesin güldüğü yerde sen ağla.
Herkesin rahat ettiği yerde sen zorluğu yaşa. Sen herkes bolluktayken sen sıkıntıyı yaşa. Sıkıntıyı gör sen. Neden? Herkes sıkıntıya düştüğünde sen bolluğu yaşayacaksın çünkü. Hiçbir kimsenin hayatı tek düzede gitmez. Sen sıkıntı varmış gibi yaşa. Sen sıkıntı olunca herkes zaten çökecek. Sen de değişmeyecek bir şey. Sen günün zengini olacaksın. Ama bize öyle alıştırmıyorlar. Bize sufilik terbiyesi vermiyorlar. Bize kapitalizm, bir de çarpık kapitalizmin terbiyesi veriliyor. Evlerde, çocuklarda, sokaklarda, devlette. Her yerde israf var. Devlet israf ediyor. Aileler israf ediyor.
İşletmeler israf ediyor. Kadın, erkek, çocuk herkes israf ediyor. İsrafın içinde yaşıyor şu anda insanlar. Ve borçlanaraktan israf ediyorlar. Borçlanaraktan. Herkesin elinde birer tane plastik var. Borcu bitmiyor hiç kimsenin. Bir tane de olsa iyi. Bir, iki, üç, dört, beş, altı. Plastikleri taşımak için bir de cüzdan veriyorlar sana. Adam bir açıyor böyle, kitap açar gibi. Altı, yedi tane ne o şey var, kredi kartı var. Dervişte gördüm. Dedim oğlum, oğlum ben de dedim, düne kadar kredi kartı yoktu. Banka göndermiş, buzağlı inek gibi arkamıza baktık. Neden gönderdi diye. Savaş aradım. Savaş, neden gönderdiler acaba bana dedim kredi kartını. Savaş dedi, ya normal bir şey dedi.
Emekli maaşın oraya yatıyor. İşte şöyle, işte böyle şudur, budur. Yani adamlar bir de kendiliğinden arttırıyorlar limiti. Limit arttırıyor. Yani millette dolu mu dolu, harcıyor. Ya sen ödeyeceksin. Sonra onun o kredi kartının tak kesin öbürküne, öbür kredi kartının tak kesin öbürküne ya harcama. Harcama ya. Olmayı versin, yemeği ver, içmeyi ver, giymeyi ver ya. Olmasın sende ya. Sen dolunca bir şey mi, level mi atlayacağım? Makam mı atlayacaksın? Nefis meratiplerini mi geçeceksin? Yok. O yüzden ama o normalde, yani insanların önünde masaya atacak ya, iPhone'u atacak, arabanın markasını atacak masanın üstüne. Tabii. Sonra onun bir de selfiesini çekecek, fotoğrafını çekecek.
paylaşacak Instagram'da orada burada, yemek yedi, filanca yerdeyiz. Bunu da atacak. Yapacak. Nefis onu istiyor çünkü. O yüzden normalde, oysa Sufi, yokluk içerisinde yokluğu yaşamalı. Ve kendini herhangi bir yerde görmemeli. Ve nefis onu bir yerde görürken onu durdurmalı. Nefis terbiyesi yapmalı. Nefis o işte gömleğin iyisini isteyecek, pantolonun iyisini isteyecek, modasını isteyecek. Ona diyecek ki dur, bu moda olabilir. Bu Kur'an ve Sünnet'e uygun mu? Bu kıyafet Kur'an ve Sünnet'e uygun mu? Sen erkeksin diye, çok affedersin, senin arkan tabak gibi meydana mı çıkacak? Yok böyle bir şey. E sen erkeksin diye daracık giymeyeceksin.
Erkeksen erkeksin. Sen normalde kısa şortta çıkmayacaksın meydana. Yanında, daha bugün bayan dersinden çıktım. Yanındaki kadın feraceli. Feraceli artık eşi midir, ablası mıdır bilemeyeceğim. Ama erkekte dizinin üstünde, dizinin altında değil, dizinin üstünde şort var. Kadın feraceli, adam da dizinin üstünde şort var. Öyle çıkmış. Ya bu insanlara anneler, babalar, kardeşler, eşler, acaba hiç mi anlatmıyorlar bu insanlara? Hiç mi sözlerini geçiremiyorlar? Adamın hanımı yanında yarı çıplak dolaşıyor. Sokakta yürümeye utanıyor insan. Sokakta yürümeye utanıyor insan.
Rabbi muhafaza eylesin. Evet, o yüzden sufiler şöhrete düşmeden, şatafata düşmeden, şataata düşmeden, fakrın içerisinde fakrı yaşarlar. Allah bizi onlardan eylesin. Samiri'den kaçıldığı gibi bizden kaçıyorlar. Samiri kimdi? Musa aleyhisselam, Tur-i Sina'ya gidince, Samiri bir altınların hepsini eritti. Altınlardan bir tane buzağı yaptırdı. O buzağı da normalde insanların önüne getirdi. O buzağdan da şeytan bir ses çıkardı. Ve Musa'nın kavmi, Musa Tur-i Sina'dayken, Samiri'nin yaptığı buzağı ilah edindiler. Çünkü insanlar nefis olarak putları ilah edinmeye beyillidir. Gerçek dinden, dinin hakikatinden insanlar uzak durmak isterler.
Nefistir, bunu kabul etmez. Nefis, hakikatten insanı uzaklaştırmak ister. O yüzden ayeti kerimelerde, sizin çok azınız iman etmiştir der. Müslümanlar çok değildir hiçbir zaman. Adem'den itibaren hep azınlıktadırlar. Heva ve hevesine uyanlar, heva ve hevesini ilah edinenler, dünya üzerinde hep çoğunluktadır. Hiçbir zaman inananlar çoğunluğu yakalayamamışlardır. Bu ancak ahir zamanın son diliminde, Mehdi, Ala, Resul, Zuhur edince yaşanacak. Öbür türlü Müslümanlar hep az, işte Musa Aleyhisselam da Tur-i Sina'ya 40 gün, çünkü orada halvet etti tabiri caizse, erbain çıkardı.
40 gün erbain'dir. O yüzden erbain de Musa Aleyhisselam'ın sünnetinden gelir. Sufilerin bir kısmında bu terbiye sistemi vardır. Dervişleri 40 günlük erbain çıkarttırırlar. Bizim dergahımızda yoktur. Biz normalde sünnet-i seniye neyse, biz ona tabi oluruz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Ramazan'ın ilk zamanlarda ilk 10 gününde, sonra orta 10 günde, en son Ramazan'ın son 10 gününde itikafı girdi ve ölünceye kadar son 10 gün itikafta devam etti.
Bizim için itikaf son 10 gündür Ramazan'ın içerisinde. 10 gündür, biz 11 gün yapmayız. Ama o kimse itikafa normalde girer, ne yaşayacaksa yaşar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, bir de Muharrem'de 10 gün itikafa girmiştir. onun da itikafı bozar. Eşlerden bazıları gelirler, mescidin içerisine çadır kurup, onlar da itikafa niyet edince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bunlara ne oluyor der, kendi itikafını terk eder o sene.
Terk ettiği sene de, Muharrem'de itikafa girer. O yüzden bir kimse Ramazan'da itikafı terk ederse, Muharrem'de kaza etmesi, Muharrem'de kaza etmesi evladır. Çünkü olur, insan itikafı terk etmek zorunda kalabilir, şeriaten çok önemli bir mesele olur. O yüzden itikaptan çıkmak, itikafı terk etmek zorunda kalabilir. Öyle olunca da, o kimse Muharrem'de itikafı ne yapar? İhade eder. İşte Samiri'den kaçıldığı gibi bizden kaçıyorlar. Sonra Musa Aleyhisselam, normalde Turi Sina'dan döndü, dönünce, halkının, Samiri'nin yapmış olduğu o buzayet tapındığını duyunca, hatta o sinirle elindeki levhaları yere çarptı. Taha 85. Doğrusu biz senden sonra kavmini sınadık ve Samiri de onları saptırdı.
Ne yaptı? Samiri, o normalde halkı saptırdı. Musa kavmine kızgın ve üzgün olarak döndü ve, ey kavmin, Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti aradan? Yoksa Rabbinizin gazabına uğramak istediniz de, mi? bana verdiğiniz sözden caydınız dedi. 85'den 97'ye kadar. Ve böyle olunca halk Samiri'den iğrendi. sen bizi sapkınlığa gönderdin, sen bizi sapkınlığa sevk ettin deyip, ondan selamı sabaha kestiler. O yüzden o kimse artık öyle bir zillet halini yaşıyor ki, onları normalde artık fukaralar dahi ondan kaçıyor. Şimdi derviş de bazen zaman zaman başına böyle sıkıntılı zamanlar gelir, bazen fukara halleri olur. Diğer dervişler, aman benden bir şey ister diye ondan kaçarlar.
Mesela fukaradan insanlar uzaklaşırlar, bir şey isteyecek diye. Veya iflas eden bir kimseden uzaklaşırlar, bizden bir şey ister diye. Normalde kaçarlar. Bazen insanlar kötü ahlaklılardan da kaçar. Sert tabiatlı olanlardan da kaçar. Bazen insanlar, no derviş dahi olsa kaçar onlar. O sert tabiatlıdır. Olur olmaz konuşuyordur. Olur olmaz birilerine böyle sert davranıyordur. Millet onu ne çeksin? Ondan da uzaklaşır. Veya cimrilerden uzaklaşır insanlar. O kimse cimridir. Cenab-ı Hak onun etrafında kimseyi tutmaz. Allah cimrileri sevmez. Cimrileri sevmeyince cimrilerin etrafında da hiç kimse olmaz. Kalmaz. Sert tabiatlıları Allah sevmez. Onların etrafında da hiç kimse olmaz.
Onlar da kendi kendine avuturlar. Ben doğruyu söylüyorum. O yüzden hiç kimse etrafımda yok. Veyahut da ben iyiyim aslında. İşte hiç kimse benim etrafımda yok. Yok öyle değil. Doğru değil o. Cenab-ı Hak peygamberine diyor ki, eğer sen yumuşak huylu olmasaydın, sert ve kaba olsaydın, senin etrafında hiç kimse durmazdı diyor. Bakın, peygamber olmasına rağmen sen sert ve kaba olsaydın, senin etrafında hiç kimse olmazdı. O yüzden sert ve kaba olan insanların etrafında hiç kimse durmaz. Cimrilerin etrafında hiç kimse durmaz. İki de bir de etrafını eleştiren insanların etrafında kimse olmaz. Dili sivri olanların etrafında kimse olmaz. Bağırıp çağıran insanlara böyle deli danalar gibi bir şey yapıyormuş gibi bağırıp çağıran insanların etrafında kimse olmaz.
Ama onlara sorsan, onlar çok iyi insan. Onlara sorsan, onlar çok iyi biliyor her şeyi. Bir biliyorlar, bir biliyorlar, bir biliyorlar. Bildiklerinden uludağ yıkılır. Öyle biliyorlar. Bunlar normalde bir sufi topluluğun içerisinde de uzun nefesli bunlar olmazlar. Sonra onlar çok biliyor ya, yani normalde işte çok bildiklerinden dolayı, ve işte üstada, zakire, görevlilere boyuna akıl vermeye kalkarlar. Ne bileyim işte onların söylediklerini kesmeye çalışırlar, düzeltmeye çalışırlar gibi Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bir tek fakirlerde kibirliler kaçar, cimriler kaçar. Kendince ben bunlarla beraber mi olacağım diyen müşrik kafalılar kaçar. Çünkü müşrikler öyle yapmıştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurundayken, işte birkaç hukara, derviş, sahabe gelince, hani biz bunların yanında mı konuşacağız, biz bunlarla konuşmaya layık değiliz deyip yüzünü ekşittiler.
Yüzlerini ekşittiler. Rabbim bizi onlardan eylemesin inşallah. Mercimek istesek hakaret görüyoruz. Yani normalde bir lokmalık bir şey istese o kimse, yani karnım aç dese işte hakaret yiyor. Hoş şimdi bugünün dilencilerinin hangisine ihtiyacı var, hangisinin ihtiyacı yok? Bunu da bilmek mümkün değil. Dilenci diyorsunuz adamın yüzünden yüz bin lira para çıkıyor. Dilenci diyenin dört katlı beş katlı evi çıkıyor. Normalde işte Eskişehir'de oturuyorsa Bursa'da dileniyor. İşe gelir gibi sabahleyin otobüse biniyor, geliyor Bursa'da dileniyor. Akşam olunca işten çıkmış gibi tekrar otobüse biniyor, gidiyor Eskişehir'de. Eskişehir'de dört beş katlı binası var, dükkanı var kirada, şu su var, bu su var.
Tabii eşi bile bilmiyor dilendiğini. Eşi, çocukları bile bilmiyor. O işim var deyip çıkıyor her sabah. Arabası marabası da var. Dedim ne yapıyorsun? Hani öyle. E ne olacak hocam dedi, geliyorum dedi Bursa'da, arabayı bir yere park ediyorum dedi. Arabanın içerisinde kılık kıyafeti de var, fukara kıyafeti. Arabada değiştiriyor. Dedim sen de benim gibi yapıyorsun o zaman. Nasıl dedi, ben de yola çıkacağım zaman yol kıyafeti var dedim. Asıyorum dedim, ütülü pantolonu, gömleği. Dedim sohbette gideceğim zaman arabanın arkasını değiştiriyorum. Aynı hocam, benimki de aynı dedi. Benden aynı oda. Bana bir de öyle anlatıyor. Aynıyız hocam, biz ikimiz de diyor.
Vallahi aynıyız dedim, sıkıntı yok. Ama ben dilenmiyorum dedim. Aramızdaki fark bu dedim, bu kaldı. O dileniyor. Ben diyor, halim, vaktim yerimde hocam benim diyor. Dedim ne aman dileniyorsun ya? Hocam diyor, duramıyorum ki meslek bu diyor. Yıllardan beri diyor, meslek bu. Çocuklarını okutmuş, birkaç tanesini evlendirmiş tabii. E dedim merak etmiyorlar mı? Senin dükkanın nerede, işin nerede? E diyorlar dedi, siz benim işime karışmayın diyormuş. Bir gün büyük oğul tutmuş, ya ne yapıyorsun demiş ya. Seni takip edemiyoruz demiş. Ne takip edeceksin lan sen beni demiş. Bir de küfretmiş ona. Demiş, okuttum, önünde işim var, evlendirdim, altında arabam var demiş lan.
Sen benim işim ne yapacaksın demiş. Dedim harikasın ya, söyleyecek bir laf yok. E şimdi normalde hani biz şimdi isteyene verelim de nasıl verelim? Yani verecek olduğumuz bazen bizden zengin. Bana soruyorlar, diyorum ki ben vermiyorum diyorum. Yani o sünneti işleyemiyorum ben diyorum. Benim verecek olduğum yerler var diyorum. Ne uğraşayım başkasına diyorum. Öyle deyince duruyorlar. Yani yok çünkü o hani ama hani insanlar genel olarak isteyene hor hakir baka. Cenab-ı Hak da istemeyin diyor zaten. Çok naçar kalırsanız temiz yüzlerden isteyin diyor. İstemek yok İslam'da. E istiyorsa da temiz yüzlerden isteyecek çok naçar kalırsa.
Ama öbür türlü normalde o kimse önüne gelenden istiyorsa bir şeyler veya andırıyorsa dileniyor o. Sufilikte de dilenmek yoktur. Sufi dilenmez. Bunu anlatıyorum derslerde ya hani Ulu Cami'de yaslayı kıldım dışarı çıktım. Böyle birisi geldi. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam. Benim bana dedi biraz yardım eder misin? Sana dua edeyim dedi. Dedim hayırdır. Böyle şey yapınca. Dedi ki üstadım beni seyahate çıkar dedi. Eee dedim yani dedi Allah için seyahatte iman dedi. Bizim dedim üstadımızın üstadının üstadının üstadını da üstad seyahate çıkarmış.
Demiş ki dedim verirlerse yiyeceksin, vermezlerse istemeyeceksin. Yatırlılarsa yatacaksın, yatırmazlarsa yatmayacaksın demiş. Kimseden bir şey istemeyeceksin demiş dedim. Bu böyle durdu şimdi. Hani bana maval okuma gibisinden. Aa baktım böyle şey bilgiçlik tasıyor. Bak bunun adabı ne biliyor musun dedim. Ne dedi? Nerede senin üstadın dedim. Samsun'da dedi. Ben şimdi Samsun'a döndürdüm bunu. Omuzlarını tuttum, arkasına geçtim. Şimdi aç ellerini dedim. Seni seyahate çıkarını vesile ederekten iste dedim. Nasıl dedi? Seni seyahate çıkarmış ya üstadın dedim. Evet. Sen dedim şimdi Samsun'a doğru döneceksin. Diyeceksin ki dedim.
Yarabbi üstadımı vesile ettim. Beni seyahate çıkaran o açsan diyeceksin ki dedim. Beni doyur. Böyle bir şey mi olur ya deli deli konuşuyorsun dedi. Ben deliyim zaten dedim. Bunu böyle yap. Gerçekten ihtiyacın var ise merak etme dedim. Senin ihtiyacın görülür. Ama dedim senin ne üstadına inancın var ne Allah'a dedi. Sen başkasının elindekine güveniyorsun dedim. Başkasının elindekine güvenen insanın imanı kemale ermemiştir. Altını çizeyim. Başkasının elinin altındakine güvenen bir kimsenin imanı kemale ermemiştir. O dilencidir.
Sufi ise dilenmez. Sufi dilenmez. Öyle olunca hani burada nefis mercimek istiyor hakaret görüyor. Ama normalde mercimek görüp de hakaret görmesi nefse ait. Sen nefsine uyarsan hakaret görürsün. Sen nefsine uyarsan sen zelil olursun. Sen nefsine uyarsan sen Allah'ın önünde, peygamberin önünde, üstadının maneviyatın önünde ve insanların önünde zelil olursun.
Nefsine uyma. Heva hevesine uyma. Heva hevesini ilah edinme. Sen azizken zelil olursun. Zelil olursun. Sonra dersin ki Allah beni zelil etti. Allah seni neden zelil etsin? Zellilliği sen istedin. Edebe mugayir sen davrandın. Edebin dışına sen çıktın. Sen haddi aştın. Sen çizgiyi aştın. E Cenab-ı Hak zelilliği sen istedin. O yüzden hani derviş bu noktada kendince hiçbir şeyin istemez ve onu da andırmaz hiç. İsterse nefsine uymuş olur. Ve kendisini zelil eder. Allah muhafaza eylesin. Ayrıyeten horhakir görmemek lazım. Bu da zahiren.
Bir fukarayı horhakir görmemek lazım. Hani ayet-i kerime var ya yetime ezme. Ayet-i kerimedir bu. Yetime ezme. Hani hatta ayet-i keriminin devamı vardır. Yetime ezme. Dilenciyi de azarlama. Yani isteyeni, dileneni de azarlama. Bu ayettir. Bu işin şer'i tarafıdır. Sen isteyeni normalde ne yaparsın? Azarlayamazsın. Yetimi ezemezsin. Yetime yardım edeceksin daha. Dilenciyi azarlama. Vermiyorsan verme. Kimisi kızıyor, bağırıyor, çağırıyor. Allah muhafaza eylesin. O şey değil ve o kimse bir ondan isteyen bir şey olursa o kimse kendince iç aleminde Cenab-ı Hakk'ın kendisine bahşettiği nimetler için hamd edecek. Birisinde bir şey, birisi bir şeye ihtiyaç görüyor.
O sende var öyle değil mi? O sende varsa sen Allah'a çok hamd et. Allah'ı çok zikret. De ki ya Rabbi sen beni bu nimetin içerisine koymuşsun. Bu nimetle beni nimetlendirmişsin. Bu lütufla bana ikram etmişsin. Sana hamd ediyorum. O sufi bunu gördüğü zaman hani bunu gördüğü zaman Allah'a olan zikrini, hamdini arttıracak. Ve diyecek ki Cenab-ı Hak hamd-ı sena olsun. Cenab-ı Hak bana lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Sana vermiş. Herhangi bir şey sende onu ihtiyaç olarak görmüyorsun. Ama bir başkası işte ihtiyaç olarak görüyor. O örnek diyorum. O ekmeğe muhtaç, sende ekmek var. Hamd et. Sen neden bende pasta yok diye sızlanma? E bir başkası pasta istiyor senden.
Sende tatlısı var. Allah'a hamd et. De ki Yarabbi sen bana nimetin içerisinde yüzdürüyorsun. Çünkü hani yetimi gördün, yetimi görünce Yarabbi beni anasız babasız bırakmamışsın. Ben yetim kalmamışım. Sana hamd ediyorum de. O yetim çünkü bir şeye ulaşamıyor. Bir şeye yetişemiyor. Ya annesi yok, ya babası yok. Kimisi anneli babalı yetimdir. Kimisinin zahiren anası babası vardır ama yetimdir. Nasıl analı babalı yetimdir? Yani o çocuk onların değil sanki. Ne ilgilenirler, ne uğraşırlar, ne onunla herhangi bir diyalog kurarlar, ne onun eksiğini gediğine bakarlar. Yani doğurmuş, atmış. Bitti. Analı babalı yetimdir kimisi.
Gerçekten içler acısı bir şeydir. Bazen insanlar analı babalı yetim olur. Annesi babası olmasına rağmen anne baba ayrılır, nefislerine uyarlar, boşanırlar. Çocuk bir ona gider, bir ona gider. Doğılmış aile olur. Çocuk ne annesini anne gibi bilir, ne babasını baba gibi bilir. Hiç nefsine uyarlar, kimisi üç kuruştan, kimisi beş kuruştan. Nefislerini uyuyup, evet, evliliklerini bozarlar. Bozarlar. Nefse uyar insan. Yapmayacak olduğu hatayı yapar, işlemeyecek olduğu işi işler, nefsine uyar. Ayrılırlar. Ayrılınca nimeti görürler o zaman. Eyvah, biz ne yaptık derler. Bazen dervişlerde de var, ufak tefek mevzulardan ayrılmaya gidiyorlar. Allah'ım diyorum ben, şunlara akıl fikir ver.
Yani kimi gerçekten, hani ayet-i kerime yetimi ezmeden ama analı babalı yetimler var. Analı babalı. Anne babası ilgilenmiyor hiçbir şeyle. Analı babalı yetim, Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o kimse etrafına baktığında, etrafında olmayan bir şey kendisinde var ise, Allah'ı çokça zikredecek, hamd edecek. O gözünü sabancıya dikmeyecek.
Sabancı da var, bende neden yok. Otur, oturduğun yere. Haddini bil. Allah muhafaza eylesin. O zenginliğin bir de hesabını vermek var, o paranın bir de hesabını vermek var. Oturduğun evin hesabını vermek var. Bindiğin arabanın hesabını vermek var. Onun hesabı var, yok zannetmeyin. Oturduklarınız evlerinizin hesabı var. Bindiğiniz arabaların hesabı var. Yazlıklarınızın, kışlıklarınızın, tarlalarınızın, bahçelerinizin hesabı var. Bunların hesabı yok zannetmeyin. İslam zenginlik karşıtı değil, zenginlik düşmanı da değil. Ama onun hesabı var kardeş. Sen o lüks evinde hiç zikrullah alakası çevirdin mi? Hiç fukaraları yemeğe yedirdin mi orada?
Sen fukaraları çağırıp orada bir iftar ettirdin mi? Senin arabana kimler biniyor? Senin araba nereye hizmet ediyor? Evin nereye hizmet ediyor? Senin eşyan kime, neye hizmet ediyor? Onların hepsinde hesabı var. Ama Müslümanlar bunları unuttu. Lay lay lom yaşıyor. Onun var benim neden yok. İyi senin de oldu. Hadi bakalım hesap vermeye hepiniz de. Senin yoktu, senin de oldu. Hadi cehenneme el salla. Selamun aleyküm ben geliyorum de. Neden? Sen onun hesabını veremezsin ki. Allahu ekber namaza duruyor, rüşvet alıyor. O rüşvetle villa yaptırmış. Nasıl hesabını vereceksin onu? İş takipçiliği yapmış caiz mi diye bir de bana telefon atıyor. Mustafa hocam selamun aleyküm.
Aleyküm selam. Tanıyamadım sizi. Hocam ben kendimi tanıtmayayım. İyi tanıtma kardeş. Buyurun. Böyle böyle ben iş takip ediyorum da caiz mi? Dedim kendimi tanıtmıyorum, bürokrasidensin o zaman dedim. Ve işte dedi. Ha dedim namussuzun, şerefsizin, haysiyetsizlerin tekisiniz siz dedim. Kapat telefonu ne soruyorsun bana dedim. Rüşvetçinin tekisin sen dedim. Kaldı. Allah'ını dinine, imanına söyle dedim. Rüşvet yedin mi, yemedin mi sustu. Kapat telefonu dedim. Kapat. Sen git dedim, diyanetten fetva iste kendine dedim. Sizden için sivri dilli dedi. Benim dilim çok sivriyem dedim. Kapat telefonu dedim. Kapattı. Bizi ahir zaman halimi zannediyorlar.
Adam rüşve diyecek, biz de fetvasını vereceğiz. Bir de lafa bak. Hani benim bir de adımı çıkardılar şimdi. Bu particiler, purticiler, siyasetçiler, bürokratlar. Sivri dilliymişim ben. Ben yumuşak değilim ki. Ben fikren eşcinsel değilim. Kalben eşcinsel değilim. Benim ruhum sarışın değil. Onlar fikren eşcinsel arıyorlar. Fikri eşcinsel. Cinsiyetsiz. Her tarafa döner. Yanar döner istiyor. Hani veriyorlar ya fetva şimdi. Yani mason o Efgani'nin, ondan sonra Afgani'nin fetvasını veriyorlar. Ne fetvası, ne emflasyon miktarı kadar faiz caizdir.
İyi, emflasyon yüzde seksen, yüzde seksende faiz var, caizdir. Veya devletin faizi caizdir. Bunlar böyle mason kafalı. Bunu yaydılar. Böyle muhafazakar kesime de yaydılar bunu. Ben onları dindar kesim demiyorum abi. Dindar şu, Kur'an'a, sünnete sımsıkı yapışmış, yaşamak için, yaşatmak için mücadele eden dindir. Dindar odur. Öyle her namaz kılan dindar değildir. Her oruç tutan dindar değildir. Her derviş dindar değildir. Yok. Gelmiştir, ders almıştır. Taliptir o. Dindar değildir o. Dindar, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kimsedir dindar. Dindar, orası burası oynayan adam dindar değildir.
Aklı fikri iyi diş edilmiş, aklı fikri tecavüze uğramış. Neydi belirsiz aklı fikri? O dindar değildir. Müslüman'ın Müslüman'dan faiz alıp vermesini meşru gören dindar değildir. Değildir. Eşcinseller de Allah'ın yarattı diyen kimse dindar değildir. Biz de onlara hürmet ederiz diyen dindar değildir. Değildir. İstediği kadar namaz kılsın. İstediği kadar oruçlusun o. Onun fikri yapısı Kur'an ve sünnete uygun olacak. Fikri yapısı Kur'an ve sünnete uygunsa o dindardır. Namaz kılmış ayetleri inkar ediyor. Namaz kılıyor hadisleri inkar ediyor.
Bırak namaz kılmayıp da, namaz kılmayıp da ayetleri, hadisleri tebliğ eden, onu savunan kimse ondan daha hayırlı. Hiç olmasın fikri bozuk değil. Ameli yok, fikri sağlam. Öbür günün fikri bozuk ameli var. Ameli gösterişte kaldı. Münafık'ın teki o. Bizim önümüzde dindar olarak koyuyorlar bunları. Dindar kesim. Ulan dindar kesim oynamaz orası burası. Dindar kesim esen rüzgara göre yönelmez. Akça kavak yaprağı gibi. Dindar diyen bir kimse bir düdük oturmaz. Dindar dediğin kimse Kur'an ve sünnet düşüncesinden taviz vermez. Yok.
Dindar deyince onun akaidi sağlamdır. Akaidi sağlamdır. O Kur'an ve sünneti seneye sımsıkı yapışık durur o. Amelde eksikliği vardır. Amelde eksikliği vardır. Veya o kimse bazı haramları işleyebilir. Ama akaidi fikri sağlamdır o kimsenin. Öbürkü namaz kılıyor, fikri sağlam değil. Rüşvete cevaz veriyor, kayırmaya cevaz veriyor, ne bileyim içkiye cevaz veriyor, kumara cevaz veriyor. Fuhuşu kendisi kaldırıyor, haram neye yasaktan kaldırıyor. Bana ne senin namazından, Kur'an'ından. Fikri bozuk. Akaidi bozuk. Akaidi bozuksa bir kimsenin fikri bozuksa. Adam kartondan ya, karton bile de kağıttan yırt at kenara. İslam dünyası ne yaşıyorsa fikri bozuklardan yaşıyor. Fikri bozuk.
Kimse dayatılmış, İslam'ı yaşayacağım diye uğraşıyor. Dayatılmış. Ona demişler ki bu kadar yaşayacaksın, bunları söyleyeceksin. Onları yaşıyor, onları söylüyor. Yani bir televizyon programına çıkıyorsun, televizyon programına çıkmazdan önce yaşadığımı söylüyor. Yani canlı yayında soru cevap yapacağız. Baştan dedi ki, hocam dedi ya bazı şeyleri eskese, ben eskeşeceksek hiç başlamayalım dedi. Bana ne sorarlarsa cevap verin dedi. Bana ne sorarlarsa ben bildiğimi cevap verin dedim. Böyle mi oluyor televizyon programları? Genelde böyle olur hocam dedi. Yani dedim, niye et diye süt diye karışmayacaksın. Yani o minval üzerinde sevelim sevilelim. Mevlevi'yiz ya. Hep ondan bahsedeceğiz. Sevelim sevilelim, hoş görelim.
Oh uçalım, bülbül gibi, şıkıyalım biz. Tamam ya, tabii ya din öyle. Yok dedim, ben ne soru gelirse cevaplandırırım. Sen baya 7-8 ay devam ettik. Cemil kaç ay devam ettik ya? Cemil'i gördü değil mi? Gözüm gördü, yanlış mı gördü Cemil'i? Cemil televizyonda kaç ay devam ettik biz orada? Kaç? İki seneye yaklaşık, evet. En son program şuydu, program sonlandı. Faiz, adamın birisi faizle alakalı soru sordu. Karadeniz'iydi, belliydi. Ben de Müslüman'ı Müslüman'dan faiz alması, vermesi, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur dedim. Tamam, koptu kıyamet. Kanal'ın sahibi geldi kanala. Tanışmak istedim, içimden dedim ki son program.
Zaten 2-3 aylık bir sözüm kaldıydı onlara. Bitti. O televizyona çıkan o profesörler var ya, kocaman kocaman. Onlara belli konularda konuşma müsaadesi var. Dayatılmış din. Gerçek dini anlatamazlar. O yüzden Allah bizi affetsin. Dilencilikten buraya geldik. İmam bildiğini okudu gene. Şimdi normalde insanlar normalde dilenciyi de, dileneni yani isteğini de ezmeyecek. Fukarayı da ezmeyecek. Yetimi ezmeyecek. Bazen işte analı babalı yetimler de olur. Onlar da ezmeyecek. Allah bunu muhafaza eylesin. Bir de fukaralığın öyle bir noktası vardır ki, Allah muhafaza eylesin. Bu hadis-i şerifi de es geçmeyelim.
Fukaralığın öyle bir noktası vardır, insanı küfre götürür. Haset, kıskanmak öyle bir noktaya götürür insanı, o da normalde insanın kaderinin önüne geçer. O yüzden ne hani burada şunu düşünmesin kardeşler, yani ben fukaralığı tercih ediyorum deyip de, tembelliği tercih etmesinler. Biz çalışacağız, gayret edeceğiz. Hiç kimseye muhtaç olmamak için var gücümüzle çalışacağız. Hiç kimseye bir şey andırmamaya gayret edeceğiz. Bu ayrı mesele. Ama insanlara da haset etmeyeceğiz, kıskanmayacağız. Rabbim bizleri onlardan muhafaza eylesin. İki bin iki yüz altmışıncı beyit. Arap'ın iftiharı savaş ve ihsandır.
Sence Arap için de yazıda kazınıp yok edilecek bir yanlışa benziyorsun. Ne savaşı? Zaten biz savaşsız öldürülmüş bitmişiz. Yoksulluk kılıcıyla başımız uçurulmuş gitmiş. İhsan nerede? Yoksulluğun etrafında dönüp dolaşarak ağ örmede. Havada uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz. Hele bize misafir gelsin, geceleyin uyuyunca elbisesini soymazsam ben de adam değilim. Kadın artık çığırdan çıktı. Coştu kadın. Fukaralık artık onun beynini dağıttı, kalbini dağıttı, aklını dağıttı. Arap'ın iftiharı yani övünmesi savaş ve ihsandır. Yani Araplar savaş etmek savaşçı bir kavimmiş gibi savaşlarıyla övünürler. Müşrik zamanda hani Cenab-ı Hak Hac suresinde bahsediyor ya, siz haç ibadetlerinizi bitirdikten hemen sonra geçmişte atalarınızı andığınızdan daha şedid bir şekilde Allah'ı zikredin diyor.
O Araplar müşriklik zamanlarında Beytullah'ta sırayla böyle ayağa kalkarlar. Ben felancanın, felancanın, felancanın oğluyum. Benim dedem şöyledir, babam böyledir, şöyle cömerttir, şöyle cesaretlidir. Savaşta bir kılıçta on kişinin kafasını koparmıştır gibi böyle şatahat ve şatavatvari bütün Beytullah'ta o haç için toplananların içerisinde böyle övünüyorlar onlar müşrik zamanlarında. Cenab-ı Hak Hac suresinde de diyor ki hani geçmişte atalarınızı anıp böyle övünürdünüz ya diyor. Siz şimdi haçı yaparken veya haccı bitirdiğinizde Allah'ı böyle zikredin diyor. Hadi siz zikredin, Suud sizi kodese atsın. Bakın o ayet-i kerimeyi yaşayamıyorsunuz. Bak Cenab-ı Hak ayetle belirtmiş, siz haç farizasını yerine getirdikten hemen sonra Allah'ı öyle zikredin ki diyor.
Allah öyle geçmişte müşrikten atalarınızı andığınızdan daha şerit bir şekilde zikredin diyor. Sen şimdi Beytullah'ta tavaf ederken sesli bir şekilde la ilahe illallah desen seni radikal İslamcı deyip alır götürür polis seni. Evet, sen Beytullah'ta sesli bir şekilde Allah'ı zikredemezsin. Camilerde sesli bir şekilde Allah'ı zikredemezsin. Sen normalde camide ya, cami Allah'ı zikir yeri değil mi? Sen zikredemezsin orada. Sen çünkü dayatılmış dini yaşayacaksın. Sen ayet-i kerimeleri yaşayamazsın. Sen din olarak sadece namaz, abdest, oruç, haç, zekat bunları bileceksin sen. İyilik yap, sevelim, sevilelim. Türk Hava Kurumu'na zekat ver.
O başkan da kadeh tokuştursun uçaklarda. Derileri Türk Hava Kurumu'na, etleri Türk Hava Kurumu'na, kurbanı Türk Hava Kurumu'na. Ya, din olarak bunu yaşayacaksın. Sen tatile gideceksin. Ramazan bayramı tatil. Kurban bayramı tatil. Devlet de zaten tatil yapmanı istiyor. Oraya, buraya, oraya, buraya gelirse, hadi dokuz günlük bir tatil, hadi Antalya'ya, hadi deniz kenarlarına, hadi yurt dışına. Aa, tatil oldu. Lan, Ramazan bayramı. Yok, neredeler? Tatildeler. Ben gitsem bir yere, neredeler? Ramazan bayramında tatile gittiler. Valla da, billa da, tilla da, iki dünya bir araya gelse, ben onun kapısına bir daha bayramlaşmaya gitmem. Gitmem. Derim bir de, siz tatile gidiyorsunuz, bayram yaşamıyorsunuz siz.
Şimdi kapı kilitliyor millet, nereye gidiyor? Tatile gidiyor. Lan, annenin evine git, babanın evine git. Kayınvalidene git, kayınpederine git. Amcana git, dedene git. Ninene git. Bayram, git onlarla bayramlaş. Yok, Antalya'ya gidiyor. Yok, Alanya'ya gidiyor. Kuşadası, oradan, kıyı şeridinden gel yukarı doğru. Olmadı, biraz daha böyle, ay sorma, Cava odalarına gittik. Zamanımız yok ya, işte Ramazan bayramını geçirelim, dedik. Ne ama oraya gittiniz, Tayvan'a gideydiniz? Birini öyle dedim. O Londra'ya gitmiş. Ne işin var Londra'da dedim. Madem tatil yapacaksın, Tayvan'a gideydin dedim. Acaba bir hanım da vardı. Ulan ne olacak, hanım da olsun dedim. Tayvan hanımsız gidilmez çünkü, öyle diyor.
Ulan ne olsun, ne olacak, o da olsun dedim. Gideydin. Bu dayatılmış dini yaşıyor insanlar. Suudlusu da, Mısırlısı da, Tunuslusu da, Cezayirlisi de, Faslısı da, Türkü de, Acemi de, Arapı da, dayatılmış din yaşıyor. Orası burası eğilmiş, bükülmüş, kesilmiş, kırpılmış, senin önüne bir din koymuşlar. Demişler ki, böyle inanacaksın, böyle yaşayacaksın. Öyle inanıp, öyle yaşıyor. Ondan sonra Mustafa Özbağ sivri dili. Ha sana sivri geldi. Sen yumuşaksın ya, benim konuşmam battı sana. Sen çünkü yumuşak, aklın yumuşak, fikrin yumuşak, kalbin yumuşak, senin tenin de yumuşak. Benim bildiğim hatunun teni yumuşak olur. Adamın teni yumuşak olmaz. Alimin teni yumuşak değildir.
Gerçek, hakiki bir alimin eti acıdır. Gerçek manada bir mürşidi kamilin eti acıdır. Acı. Sen onu yalayamazsın bile. Acı gelir sana o. Sana oynak alim lazım. Sana yumuşak lazım. Sana öyle bir şey lazım ki, senin ettiğine, sütlüğüne karışmayacak. Sana öyle şey lazım. Sen git, var İstanbul'da, sazlı sözlü, her yerde. Sen onlara tabi ol. Sen, sivri dille işin yok senin. Geç, sazlı sözlülerle tabi ol onlara. Burada ne işin var senin? Ben gerçekten de onlara göre sivri dilleyim. O gidecek, sevelim sevilelim'e bakacak.
Allah muhafaza eylesin. İşte Araplar da aslında çok savaşçı bir millet değildir. Onlar böyle, hani Türklerle kıyaslarsak, yanlarında mesabeleri olmalı, dağırlıkları kalmaz. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Türkler sizinle savaşmadıkça, siz asla onlarla savaşmayınız diye hadis-i şerif irad etmiş. Çünkü Türkler savaşçı bir millettir. Bu yukarı Mezopotamya halkı komple savaşçıdır. Bakmayın şimdi Gazze'ye müdahale edilemiyor. Bu başımızdaki yönetimlerle alakalı. Bizde savaşçı bir yönetim olmuş olsa, Türklere kimse yan gözle bakamaz.
Akıllarından geçiremezler. Biz o özelliğimizi kaybediyoruz günden güne. Yani dün bizim atalarımızın köyü hükmünde olan devletler köyü köyü. Şimdi bize kabadayılık yapıyor. Yani bir avuç İsrail bize kabadayılık yapıyor. Ben bu toprağın çocuğu olarak kanıma dokunuyor benim. Bizim dün vilayetimizdi Yunanistan bize kabadayılık yapmaya kalkıyor. Yani dün Basra, Bağdat, Şam bizim vilayetimiz bize kabadayılık yapıyorlar. Mısır bize kabadayılık yapıyor. Bizim vilayetimiz, Fas, Tunus, Cezayir vilayetimiz bizim. Bizim vilayetimiz bunlar.
Şimdi Birleşik Arap Emirlikleri işte ne o var ya başlarında soytarı bir kral. Hani bize böyle sinkaflık yapıyor. Yemin ediyorum köy köy orası. Osmanlı'da köy orası, köy. Evet. Şam vilayetine bağlı bir köy orası. Kasabada değil. Ama gelin görün yaşadığımız hale bakın. Yani bundan yüz yıl önce bizim köyümüz olan yer, yerin başındaki soytarı, krallar bize kabadayılık yapıyor şimdi. Biz yutuyoruz bunları. Neden? Koymuşlar bizim önümüze yultta su, cihanda su. Gelen vuruyor, giden vuruyor bizi.
Tokatlıyor bizi herkes. Ekonomik olarak tokatlıyor, siyasi olarak tokatlıyor. Askeri olarak tokatlıyor. Tokatlıyorlar. Tokatla manyağı olduk. Kıpırdanzan dolar bilmem kaç para oluyor. Kıpırdanıyorsun altın bilmem kaç para oluyor. Kıpırdanıyorsun faizler bilmem kaç para oluyor. Orta yer oğlana gibi bir şey olduk biz. E kimse bunu dinlendirmiyor da, bakmıyor da. Lan Yunanistan sen ne oluyorsun orada diyen yok. Lan bir avuç orada terörist var, sen ne oluyorsun diyen yok. Neden? Hepimiz biliyoruz, teröristin arkasında Amerika var. İyiyim lan Amerika'sa Amerika. Bakıyoruz Yunanistan'ın arkasında Amerika var, Avrupa var diyoruz. Ulan onların hepsi de ödlek, hepsi de korkak. İki tane bölük göndersen onları hallaşmamı gibi atar.
Ama yok. Cezaevlerindeki kabadayıları alacaksın hepsinde, aha diyeceksin Yunanistan sınırına koydum sizi, Yunanistan'ın anlaşmamı gibi atın der. Vallahi onlar anlaşmamı gibi atar. Bizim kabadayı dediklerimiz, hani 3-5 cinayeti var böyle aga ya, diyeceksin ki seni affedeceğiz, git 5 tane, 10 tane palikaryanın kellesini getirir diyecek, vallahi gider 500 tane kelle getirir. Biz buyuz ya. Elin Amerikalısı silahlanıyor. Herkesin elinde silah var, bizde silah taşımak, silah edinmek yasak. Bu ülke yarın öbür gün işgale uğrasa, bu ülkenin vatandaşları, işgalden kendisini koruyacak silahları yok. Kim silahsızlandırdı bizi? Hangi güç bizi silahsızlandırdı?
Hangi emperyal güç bizi silahsızlandırdı halkı? Bir avuç İsrail kendi vatandaşını silahlandırırken, devlet tarafından silah dağıtılırken, hangi güç bu 60 milyon, 40 milyon erkeği silahsızlandırdı? Ben bunu düşünüyorum, kafam duruyor.
Bir gece ansızın saldırıya geçseler, evet askerimiz var, evet güvenlik güçlerimiz var, evet, bizde neden yok silah ya? Vatanımızı kim koruyacak? İçimizden bazıları sütü bozuk, kanı bozuk çıkar, yarın öbür gün İsrail, Amerika bizi bombaladığında, yazın bunu kenara, barış yapmak isteyen, içimizden satılmışlar olacak. Barışalım, savaş dursun, aman onlar işgal ettilerse kalsın diyen, kanı bozuk, sütü bozuk, her tarafı bozuk, satılmış siyasetçiler ve bürokratlar olacak. Ne yapacağız o zaman biz? İşgale uğradığınızda, işgale karşı direnmeyin diye silahınız yok.
Bosna'da yaşandı mı? Yaşandı. Onca Müslüman'ın ırzına geçildi mi? Geçildi. Onca kadının, kızının, Sırplar ırzına geçti mi? Geçti. İçimizdeki Ermeniler, içimizdeki Yahudiler, içimizdeki Sebateistler, içimizdeki dinsizler, imansızlar, yarın öbür gün bir kargaşa anında, senin kızını, senin karını, tecavüz etmeyeceğine dair, senin elinde nasıl bir belge var, nasıl bir delil var?
Nasıl uyuyorsun? Bosna'da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Irak'ta yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Suriye'de yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Ukrayna'da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Kırım'da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Azerbaycan'da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Oradaki Ermeniler, Azerileri gülle mi karşıladılar? Orada soykırım yapmadılar mı? Sana yapmayacaklar mı zannediyorsun? Öyle zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Ya da ben yanılıyorum. Ya da benim gördüğüm rüyalar, benim kalbime gelenler heva heves. Evet, Arap'ın ihtiharı savaş ve ihsanmış.
Ey Türk milleti, ey bu toprakların insanları, sizin iftiharınız nedir? Sizin iftihar edeceğiniz savaş mıdır? Sizin iftihar edeceğiniz ihsan etmek, fakire, fukara ihtiyacı olanları dağıtmak mıdır? Sizin iftiharınız nedir? Önceden asalet, asalet, asil bir insan, asil bir sülale, namusunu koruyan, şerefini koruyan, haysiyetini koruyan, cömert, eli açık.
Bunlar o ki o ailenin, o sülalenin iftihar edeceği şeylerdir. Bununla iftihar edilirdir, cömerttir. Namusuna, şerefine, haysiyetine düşkündür. Onun karısına, kızına, osuna, busuna dokunamazsın. Dokunursan o sana dokunmaz, ezer seni. Asalet bu. Asalet dendiğinde akla bu gelirdi. O asil bir ailedir. Yani sen ona yan gözle bakamazsın. Onun ailesine, karısına, kızına, çoluğuna, çocuğuna yan gözle bakamazsın. Bakarsan senin gözünü çıkarır, eline verir, gönderir. Asil bir ailedir o. Asil bir aile. Cömerttir, eli açıktır. Fakire, fukaraya yardım eder. Kimsesizi kollar, kanatlarının altına alır. O kimsesizin kimsesidir.
Asillik budur. Asillik çok zengin olmak değildir. Asillik çok lüks arabanın olması demek değildir. Senin kapını bir fukara çalıyor mu? Sen asil insansın. Sen namusuna düşkün müsün? Çoluğuna, çocuğuna düşkün müsün? Namusuna, çoluğunu, çocuğunu, Kur'an ve sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyor musun? Sen asil insansın. Çalışıyorsun, çabalıyorsun, alnının terini mi yiyorsun? Alnının terini mi yediriyorsun? Sen asil insansın. Senin ailen asil aile. Asillik bu. Asillik vakkadan giyinmek değil. Asillik bilmem hangi markayı giyinmek değil o. Onlar soytarılık. Asillik bu. Ailene, mahallene, köyüne, kasabana sahip çıkmak.
Şehrine sahip çıkmak. Asillik bu. Dervişsin. Üstadına, derviş kardeşine, dergâhına sahip çıkmak. Asillik bu. Asil derviş. Onun yanında sen şeyhini eleştiremezsin. Onun yanında sen şeyhini aşağılayamazsın. Onun yanında dergâhını aşağılayamazsın. Onun yanında sen dervişliği aşılayamazsın. Onun yanında sufiliğe laf söyleyemezsin. Onun yanında sen derviş kardeşlerine laf söyleyemezsin. Onun yanında sen komplo sufi dünyasına laf söyleyemezsin. Söylersen yırtar seni. Doğduğuna pişman eder seni. Asil derviştir o. Asil Müslüman. Dinine hakaret ettirmez. Kur'an ve sünnete laf söyleyemez. Asil Müslüman. O değerlerine sahip çıkar.
Asil Müslüman. Onun yanında sen Kur'an'ı sünnete hafife alacaksın. Yırtar seni. Asil Müslümanı. Adam Kur'an'a sünnete laf söyleyemezsin. Ne yapıyor? Hadi. Soytarı. Asalet seninle yürümüş gitmiş. Bırakmış seni asalet. Asalet seni bırakmış. Sen derviş kardeşin hakkında senin yanında laf söylüyor. Sen de dinliyorsan asalet seni bırakmış gitmiş. Sen asıl insan değilsin. Senin sevdiklerine senin yanında laf söyleniyorsa. Sen de onu yutuyorsan asalet sende kalmamış. Yürümüş gitmiş sende. Asalet asil insanların sözüdür. Asil insanların. Onun bunun süsü değildir asalet. Asalet böyle nurdan taç gibidir. O asil insanların başına yakışır.
Asil insan odur. Asil insan sevdiklerini koruyan, kollayan, can verilecekse can veren insandır. Vatanı için, milleti için can verir o. Dini için, iman için can verir o. Sevdikleri için can verir, can alır. Evet. Bazen almak gerekir, alırsın. Can alması gerekir, alırsın. Asillik onu gerektirir. Bitti. Adam, muhtarı ben tebrik ediyorum. Köye yabancı katmıyorlar. Asillik budur. Biz şakalamasına gülüşüyoruz. Anlattığı şeye. Ben içimden diyorum ki, asil insanlığa. Yabancı bir plaka veya araba cama vuruyorlarmış. Hayırdır birader, ne yapmaya geldim buraya? Bitti.
Benim gençliğimde, benim sokağımdan bir delikanlı ikinci sefer geçemezdi. Motorla geçecek, cart cart cart bir de motorun eksosunu aşağıya. Bük koydum odunu, indi aşağıya. Ne o lan dedim, ikinci sefer geçiyorsun buradan. Abi yazdı, lan senin ağabeyine de başlarım, sana da başlarım, motoruna da başlarım. Bin git şuradan motoruna dedim, ben de gitti. Geçiş o geçiş. Sevgilisi varmış orada. Ona diyormuş ki, Mustafa'ya söyle, beni indirmesin aşağıya. Geçeceğim ama. Kız demiş ki, valla benim seninle konuştuğumu bilirse, beni de indirir aşağıya demiş. Geçme demiş burada. Asil insan. Sen nereye geçiyorsun ya? Ringo'nun ağrı mı bu? Amerikan filmi değil o, ikide bir de geleceksin, geçeceksin sokaktan.
O sokağına sahip çıkacak. Sokağına sahip çıkacak. Evine sahip çıkacak. Asalet odur. Senin eşine, senin çocuklarına kimse laf söyleyemez. Asalet odur. Ben bazen derim, gelsin kim ne söyleyecekse yüzüme söylesin. Delikanlıysa, yiğitse. Öyle ya. Saçımın, sakalımın beyazlığı aldatmasın kimseye derim. Evet. Hiç ateş edilecekse ateş ederim ben. İnsanlar namusu, şerefi için yaşar. Dini için, imanı için, haysiyeti için yaşar insan. Ne yaşayacak ki bu dünyada? Başka bir şey için yaşanmaz. Biz dünyayı kazanmaya gelmedik. Cenab-ı Hak bizi dimdik dost doğru yarattı. Dost doğru yarattığı bu bedeni, bu nefsi, bu kalbi, bu ruhu, bu sırrı dost doğru ona teslim edeceğiz.
Oynaklık yok, oramız buramız oynamayacak. Asalet sahibi olacağız. O yüzden, Arap'ın hani iftiharı savaş ve ihsan mıdır? İyi, bizim iftiharımız ne? Biz de iftiharımıza bakalım. Allah muhafaza eylesin. Kadın devam ediyor. Ne savaşı? Biz savaşsız öldük. Ne savaşı? Biz savaşsız öldük. Evet, biz savaşsız ölü bir milletiz. Biz savaşsız öldük. Biz savaşmadan ölenlerdeniz. Biz bıraktık her şeyi. Bizim sokağımızda uyuşturucu satılıyor. Bıraktık biz. Bizim sokağımızda fuhuş oluyor. Bıraktık biz. Bizim sokaklarımız, caddelerimiz her türlü, her türlü haramla dolup taşıyor.
Biz bıraktık. Ne savaşı? Biz nefsimizde olan savaşı da bıraktık. Savaşmak bize göre değil. Biz entel dantel olduk çıktık. Entel dantel olduk çıktık. Üç tane terörist geliyor. İstediği yerde bombayı patlatıyor. Biz savaşmayı bıraktık. Yuvalandılar şimdi Kuzey Irak'ta, Suriye'de. Amerika boyuna harf değiştiriyor. Bugün bir açıklama daha var. PKK terör örgütüymüş, YPG Amerika'nın dostuymuş. Hadi dokun şimdi. Biz savaşmayı bırakıyoruz. PKK terör örgütüymüş, YPG Amerika'nın dostu. Hadi ne yapacaksanız yapın. Biz onu savaş sebebi saymıyoruz çünkü.
O yüzden savaşmadan ölenlerdeniz biz. Evet, biz nefsimizle de savaşmıyoruz. Biz düşmanla da savaşmıyoruz. Bizim ekmeğimiz olsun, suyumuz olsun, elimizde telefonumuz olsun. Ah ne güzel. Biz kafe kafe dolaşalım, sinema sinema. Alışveriş merkezleri dolaşalım. Aman bize bomba gelmesin. Aman bize bir şey dokunmasın. Dokunmasın. Siz böyle hayatınızda devam edin. Evet, savaşmadan ölenlerdeniz biz. Oysa İslam mücadele ederekten, savaş meydanında ölmeyi bize söyler. Hani sahabe hüngür hüngür ağlıyordu ya, gelmiş 95 yaşına. Diyor ki ben yatakta ölecek mi kimse miydim? Yatakta ölecek mi kimse miydim?
Sufi yatakta ölecek insan değildir. Sufi ancak mecalik kalmaz, elini ayağını oynatacak bir hali kalmaz. Öyle ağır bir hastalık yaşar. O zaman yatakta ölür o. O haldeyken yatakta ölürse şehit hükmündedir. Gözü savaş meydanında olacak. Gözü mücadele meydanında olacak. Bir sohbeti bitirdiğinde öbür sohbete gözünü dikecek. Bir dersi bitirdiğinde öbür derse gözünü dikecek. Rahatı düşünmeyecek Sufi. Bir Müslüman rahatı düşünmez. Bir Müslüman dinlenmeyi düşünmez. Bir Müslüman ben biraz rahat edeyim diye düşünmez. Biraz daha fazla uyuyayım diye düşünmez. Namazı yarın kılarım diye düşünmez. Orucu sonra tutarım diye düşünmez. Dersi sonra çekerim diye düşünmez.
İbadeti sonra yaparım diye düşünmez. İyiliği sonra yaparım diye düşünmez. Comertliği sonra yaparım diye düşünmez. Allah yolunda koşmayı sonra yaparım diye düşünmez. Böyle bir şey yok. Savaşmadan ölenlerden olursun. Savaşmadan ölenlerden olursun. Öyle ölmeden önce ölünüz olanlardan değilsin. Ölmeden önce ölünüz olan kimse Allah yolunda her şeyini feda eder. Ölmeden önce ölün sırrına vakıf olan kimse Kur'an ve sünnetin yaşanması için, yaşatılması için savaş meydanındadır. Odur ölmeden önce ölen. Evinde oturup kenarda pin pin pin pin yapan değildir. Etliye sütliye karışma otur oturduğun yere. O nerede ölmeden önce ölecek o? Sazcıya sözcüğe lazım o. Gidecek oh üç ilahi söyleyecekler.
Şu huruş içerisinde çok memnun mutlu olacaklar. Vay ne maneviyat oldu ne maneviyat oldu. Ne oldu? Fizulü'den üç tane ilahi okundu. Kendimizden geçtik. Maşallah. Sırmalı cübbeler, şata, şatafat, arabalar, bilmem neler, korumalar. Allah'ın Resulünü unutmuşlar. Senin koruyucun biziz dedi Cenab-ı Hak. Açtı çadırın kapısını. Kılıç ustası Türkler koruyordu onu. Dedi ki ayet geldi artık koruma yok. Sen neysin? Mürşitsin öyle mi? Sen büyük şeyhsin değil mi? Bu korumalar ne kardeş? Sen büyük alimsin değil mi?
Evet. Bu korumalar ne? Şataat, şatafat lazım. Sordum. Sordum da birisinin korumasına. Üstadı dedi Mossad her an için operasyon yapabilir dedi. Lan Mossad'ın göbende senin üstadın. Lan Mossad ona operasyon yapsa da göstermelik yapar. Kulaklıklar, siyah takım elbiseler. Üstad da şeye oturmuş, arabalı vapur da dışarıda.
Ona getiriyorlar yemek, içmek. Herkes kulaklıklar falan böyle. Korunuyor üstad. Savaşmadan ölenlerdeniz biz. Biz millet olarak, sufiler olarak savaşmadan ölenlerdeniz. Savaşmadan öleceğiz, gideceğiz. Savaşmayı gözümüz almıyor. Nefisle savaşmayı gözümüz almıyor. Kafirlerle savaşmayı gözümüz almıyor. İsrail'le savaşmayı gözümüz almıyor. Hep arkalarında devasa devletler var onların. O yüzden ne mi lazım? Kınarken dahi ölçülü kınayalım. Hani çalgıcı hacca gitmiş, şeytanı taşlıyormuş. Diyormuş ki şeytan kardeş, prosedür gereği taşlıyorum. Bitince gene beraber istiyormuş.
Prosedür gereği taşlıyor. Haç bitince gene beraberler. Yani şimdi hacca gidiyor ya insanlar. Taşlıyor, prosedür gereği taşlıyor. Daha orada başlıyor şeytanlaşmaya. Prosedür gereği taşladı ama. Neredeyse şeytandan özür dileyecek. Şeytan senden özür dileriz. Neden? Ya sorma. Hani sana niyeti orada bir iki taş attık. Ama böyle hani prosedür gereği attık. Biz öyle savaşmadan ölüyoruz biz. Ama hacının birisi de şemşiye atmış. Ben alt kattaydım o zaman iki kat. Şemşiye böyle aşağı in. Bu ne dedim. Şeytan taşlıyor. Dayanamamış. Şemşiye atmış adam. İkinci gün yukarıdan taşlıyor. İkinci gün hacının birisi terlik attı. O kadar hırslı şeytana karşı. Böyle baktım baktığımı anladı.
Dedim küçük taş atacaksın. Terlik atarsan o sana dedim. Ondan sonra daha büyük bir terlik atar. Nuhazallah dedim. Bu ne demek hacı ya dedi. E sen attın ona. O senden intikam almayacak mı zannediyor? Sen taşı attın. Şeytan eli kolu bağlı. Taşı attı yedim elhamdülillah. Bitti mi diyecek? Bekliyor seni o. Daha orada bekliyor. Orada daha bir Müslümana küfrettiriyor sana. Orada daha Müslüman'ı sen Müslüman Müslüman'ı düşürüyor orada. Adam söve söve şeytan taşlamaktan dönüyor. Hacı ne yapıyorsun dedim. Hacı ne yapıyorsun? Sormacı ya şunu şöyle yapıyorlardı bunu böyle. Dedim sakin ol ya. Sövdün gene şeytan seni taşladı dedim.
Hesapta biz şeytanı taşlıyoruz. Şeytan bizi taşlıyor. Diyor ki siz daha şeytansınız. Şeytanın taşladığı insanlar var. Dedim ne yapıyorsun? Bu benden daha şeytan dedi. Dedim nasıl? Basmaya dedi. Ben düşünmüyorum bunun şeytanlık dedi. Bunun düşündüğü kadar dedi. Allah'ım dedim hayal mi görüyorum yoksa dedim kendi kendime. Van abdestim sağlam, şuyum sağlam, buyum sağlam. O da yürüyor ama. Adam yürüyor yani. Yüzünü görmedim. Var mı yok mu onu da bilmiyorum. Hal bu ama taşlıyor onu. Dedi bu benden daha şeytan dedi.
Benim düşünmediğimi düşünüyor dedi. Tabii kinaye var işin içinde de. Öyle insan var. Yani şeytandan daha şeytan. Ama o gidiyor şeytan taşlıyor orada. Önce diyeceksin ki ona. Sen kendini çarmıha gel. Önce kendini taşla. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ölmeden önce hani ölmeden savaşmak yoksullukla alakalı değil. Yani maddi yoksullukla değil. Manevi yoksulluk çekenler savaşmadan ölürler. Allah bizleri onlardan eylemesin. İhsan nerede? Yani cömertlik nerede? İnsanları görüp gözetmek nerede? O yüzden hani fakirlik etrafımızı sarmış bizim. Biz maddi fakirlik yaşıyoruz. Bu parasızlık değil. Biz manevi fakiriz.
Bu manada. O yüzden bizim birisine anlatacak bir şeyimiz yok. Bizim birisine verecek bir şeyimiz yok. Biz heva hevesimiz oymuşuz. Allah muhafaza eylesin. Misafir gelse elbisesini çalarım. O yüzden normalde hani adam olan, insan olan misafirinin elbisesini çalar mı? Çalmaz. Düşünür mü öyle bir şey? Düşünmez. Ama biz öylesine bir hale gelmişiz ki başkasının rüyasını çalıyoruz. Başkasının halini çalıyoruz. Kendimiz o rüyayı görmüş gibi anlatıyoruz. O hali biz yaşamışız gibi anlatıyoruz. Biz başkasının rüyasını, başkasının halini, başkasının dervişliğini çalıp anlatıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Rabbim korusun inşallah. Konu başlığı muhtaç ve müştak müritlerin yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları hakka ulaşmış yüce şeyh sanmaları.
Veresiyeyi peşinden hileyle yapılmış çiçeği hakiki bitmiş ve yeşermiş çiçekten fark etmemeleri. Konu başlığı bu. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse, nefes verirse, sağlık verirse buradan devam edeceğiz. Biraz uzadı, konu başlığına kadar geleyim istedim. Vaktinizi aldım, hakkınızı helal edin. Konuyu da bitirivereyim istedim inşallah. Öyle bugün, daha doğrusu iki üç gündür niyetimiz oydu, konu başlığına kadar gelmekti. İnşallah konu başlığından önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Tabii önümüzdeki hafta dedik, önümüzdeki hafta çarşamba günde mübarek, malum, mevlüt kandili. O yüzden bizim neydi duruşumuz? Kandilleri doya doya yaşayacağız.
İstemeseler de, eleştirseler de, yok deseler de, biz inşallah kandilleri kutlamaya devam edeceğiz. Önümüzdeki çarşamba gün, eş, dost, akraba, kiminiz var, kiminiz yok, hepisi de davetli. Herkes, herkesi getirsin inşallah, getirmeye çalışsın. Savaşmadan ölenlerden olmayın inşallah. Etrafınızda da aydınlanması için mücadele edin inşallah. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. El-Fatiha. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi