Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 24 Ağustos 2025 · 1:24:51
Euzûbillâhî mûneşşeytânûr-recih, Bismillahirrahmanirrahîm, Efdâli zikr-ı fâlemennâhû, La ilâhu, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan, batılı batıl bülüp batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz ediliyorsa Cenab-ı Hak tecavüzcülerden intikamımızı alsın. Hepsini yerli yeksan eylesin. Hepsini de dağıtsın. İsrail'i yerli yeksan eylesin. Siyonizmi yerli yeksan eylesin. Deccaliyet'i yerli yeksan eylesin. Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Ezilen Müslümanların Cenab-ı Hakk'ı intikamlarını almayı nasip eylesin. Geçen hafta kapısı Hacet Kıblesi'ydi. Şöhreti cümletlikte bütün aleme yayılmıştı.
Buraya okumuştuk. O işte Zat-ı Şerif'in meth etmeye devam ediyor Hazreti Pir. Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı Rum'da. Türk de hayrete dalmıştı Arap'ta. Hayat suyu Kerem deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişti Acem'de. Bu özelliklerini geçen derslerde de sıraladığımız bu halife, bu zat, ister biz buna mürşidi kamil pir diyelim, ister halife diyelim.
Bu öyle bir kimse ki normal hükümdar değil. Yani sadece zahire bakan, zahiri bir yönü olan kimse değil. Bu aynı zamanda da manevi, bu noktada mükemmelliği yakalamış ve normalde kamil bir veli. O yüzden söz konusu edilen o Hazreti Pir'in tarif ettiği kimse, tabiri Hazreti Pir'in deyimiyle Kerem denizi. Öyle olunca artık o ne insanların ırkına göre davranmıyor.
Yani o Acem'di, o Arap'tı bakmıyor. Hani halife Harun Reşit bir gün hutbeye çıkmış. Hutbede tabi başlangıçta Allah'a hamd ediyor ya, hani hamd ile başlıyor. Elhamdülillahi Rabbil Alemin diyor. Behlül Dane de onun kardeşi. Behlül Dane oradan bağırıyor. Elhamdülillahi Rabbil Müminin. Şimdi Harun Reşit tekrar baştan alacak hutbeyi, tekrar hamd ile ile başlayacak. Yine Elhamdülillahi Rabbil Alemin deyince yine bağırıyor. Elhamdülillahi Rabbil Müminin diyor. Üçüncüsünde gene olunca dayanamıyor. Hutbeden kardeşine dönüyor. Kardeşim ne var söyle.
Eğer diyor Allah alemlerin Rabbi olsaydı, sen diyor Müslümanlara bir teneke, gayrimüslimlere yarım teneke buğday dağıtmazdın diyor. Demek ki Allah diyor, alemlerin Rabbi değil sadece müminlerin Rabbi diyor senin nazarında. Sen diyor gayrimüslimlere yarım teneke buğday dağıtıyorsun diyor. Kıtlık olmuş. Kıtlıkta normalde işte Beytülmal'den buğday dağıtırıyor Harun Reşit. Öyle olunca teb'a'ya eşit bir noktada bir şey dağıtmıyor. Ya Müslümanlara bir kile, gayrimüslimlere yarım kile veriyor. Öyle olunca da Beytüldane onu söylüyor. Sen diyor Müslümanlara bir kile veriyorsun. Oysa diyor gayrimüslimlere yarım kile veriyorsun.
Allah gayrimüslimlerin de Allah'ı. Öyle olunca elhamdülillahi Rabbil Alemin deyince sen teb'ana diyor eşit davranacaksın. Öyle olunca işte o hükümdar yani o veli o Rum'du, o Acem'di, o Arap'tı, o Türkmendi ayırmıyor. O yüzden o vergisinin cömertliğinden yani buradaki vergi kelimesi bugünkü anlamıyla zulüm saçan vergi değil. Şimdi vergi denilince herkesin eli ayağı titrer. Yani devletlerde bugün dünya üzerindeki devletlerde vergi denilince bu halkın polis zoruyla, kanunla soyulmasıdır. Şimdi bir kabadayı, bir kabadayı demeyelim onlara, bir mafya gelir bir işletmeye çöker, elinde silah vardır, o işletmeden haraç alır. Biz ona ne diyoruz?
Adına mafya koymuşlar onu. İşte uyuşturucu kaçakçılığı vardır, uyuşturucudan payını alır mafya. Kadın satar payını alır mafyanın işleridir. Bak uyuşturucu, kadın, kumar, terör, silah bunlar mafyanın işidir. Doğru mu? Şimdi vergi denilince sohbet sohbet açıyor. Şimdi mafya ne yapar? Amerikan filmlerinde izliyorsunuz ya veya Türk filmlerinde izliyorsunuz. Mafya ne yapıyor? Para kazanan bir yere çöküyor, oradan haracını alıyor değil mi? İşte geçenlerde bir haber vardı yakın. İşte adam haraç vermemiş, adamın dükkanını kurşunlamışlar. Bir de videoya çekmişler, atmışlar adama. Cesarete bak değil mi? Yani hukuk bunu öngellemiyor demek ki adam bu cesaretle bu işi yapıyor.
Şimdi bu bildiğimiz mahalle veyahut da şehrin mafyası veya mahalle küçük mahalle mafyaları vardır. Onun üstünde işte bölge mafyaları vardır. Onun üstünde şehrin mafyaları vardır. Onun üstünde ülke mafyaları vardır. Onun üstünde uluslararası mafyalar vardır. Bunların hepsi de uluslararası deccaliyet sistemine bağlıdır. Asıl mafya o uluslararası deccaliyet sistemidir. Bu gayri kanuni gibi görünen ama kanunları da, siyaseti de, bakın siyaseti de, kanunları da yöneten bir güçtür. Bu normalde hani halkın gözünde düşüktür bu iş değil mi? Bir de kanuni mafya vardır.
Siz onu görmekten uzaksınızdır. Görseniz dahi dile getiremezsiniz. Dile getirmek için mangal gibi iman lazım. Hani derler ya mangal gibi yürek lazım diye. Ona iman lazımdır. Bir de kanuni mafya vardır. Kanuni mafyalar da devletlerdir. Bunlar kanuni mafyadır. Bu kanuni mafyalar sizi kanunla sömürür.
Buradaki vergiden kasıt o değil. Vergi denilince bu kanuni olarak sömürü sistemidir. Vergi sistemleri. Siz o vergiyi vermezseniz devlet gelir size çöker. Neden bu vergiyi vermiyorsun, veremiyorsun demez. Senden onu alır. Para kazanmışsın, kazanmamışsın seni dinlemez. Üstüne bir de ceza verir sana. Sen nasıl bu vergiyi vermezsin diye. Devletler genel olarak kanuni mafyalardır dünya üzerinde. Bunu size böyle anlatacak bir üstad da bulamazsınız. Korkarlar. Kanuni mafyalardır. Kanuni mafya uyuşturucudan payını alır. Kanuni mafya kadın satımından payını alır.
Kanuni mafya kumardan payını alır. Bakın bu ülkede genel evleri kanunidir. Ve siz erkekler genel evlerine gittiğinizde o parayı ödersiniz. O paradan kadın payını alır, devlet payını alır. Genel evini çalıştıran patronitçe payını alır. Bu kanunidir. Eğer fuhuşu siz kendi başınıza yapmaya kalkarsanız, fuhuşa yardım ve yataklıktan veyahut da orada bir para döndü ya, o para gayri resmi ya, ondan da sizi sorumlu tutar.
Devlet der ki, ben kanuni mafyayım. Benden habersiz fuhuş yapamazsın. Fuhuş yapacaksan, benim raconumu keseceksin, benim haracımı vereceksin der. Devlet her türlü kumarı oynatır. Milli piyangosundan, totosundan, lotosundan arttırır da devlet. Ama siz eğer evde iki poker oynatacağım, iki kumar oynatacağım derseniz, bir tane oraya rulet koyarsınız. Gelir devlet basar orayı, sizi kumar oynatmaktan dolayı muamele yapar. Ama kendisi oynatır. Bak, kendisi oynatır. Kadın ticareti devletin elindedir. Kanunidir. Kumar devletin elindedir, kanunidir. Vergi devletin elindedir, kanunidir. Sen kazan kazanma, verirsin onu.
Çok canı sıkılırsa basar bana cezayı bastığı gibi. Daha da canı sıkılırsa, seni terörden tutuklar, seni terörden şey yapar, devlete karşı gelmekten bir şeyden bulur. Beni buldu, 28 Şubat'ta bana, bugünün parasıyla 3 milyon dolar ceza kesti bana. 15 yıl uğraştım mahkemeye, kazandım ama kazandım. Benim adım gene sahte faturacı oldu. Bu, vergi iyi deyince tüylerin diken diken oldu. Zaten bütün esnafın tüyleri diken diken olur. Mesela vergi dairesinden emekli olur, 3-5 tane memur. Dergi çıkarırlar, yıllık, aylık böyle. Gelir senin iş yerine, tamam mı? Vergi der, sen bir tek vergiyi duyarsın oradan. Geri kalanını duymazsın, dergiyi koyar, benim yaşadığımı söylüyorum.
Dergiyi koyar masaya, der ki ücreti şu kadar, yıllık. Ne ücreti bu dedim, böyle baktı. Yani herkes sormadan veriyor. E dedi, her ay dergi çıkarıyoruz. Kim çıkarıyor bunu dedim. Kim çıkarıyor? Maliye, lulululup gene. Dedim, lululup yapma. Kim çıkarıyor dergiyi? Baktım, maliyeden emekli memurlar dergi çıkarıyorlar. Yok dedim, ben almayacağım. Aykırıyım ya ben. Almadım. E sonra 28 Şubat oldu, neden almadık? Gördük günümüzü. Şimdi bu, bakın buradan vergi denilince, buraya kaydı sohbet. Bu vergi sistemi kanuni haraçtır. Evet, hukukidir bu.
Çünkü siyaset de mafyanın elindedir. Bu yukarıdaki deccaliyet mafyası var ya, hani dedim ya, bunlar halaka halaka halaka deccaliyete kadar gider. En büyük mafya deccaliyettir. Tepede, Rojtiller, bilmem neler, 2000 tane şirket. En büyük mafya budur. Dünya üzerindeki mafya bunlardır. Devletleri dizayn ederler, siyaseti dizayn ederler. Senin eline bir şey bırakmazlar. Hepsi tek elinin eline geçer. Mesela şimdi sizin elinizde ne kaldı? Et kaldı değil mi? Eti alacaklar sizin elinizden. Tarlaları alacaklar sizin elinizden. Mesela sütü aldılar sizin elinizden. Siz farkında değilsiniz.
Nasıl aldılar? Basmaye cancağızım. Bir furya patlattılar. Mahallelerde satılan sütlerde bakteri var. Anasının gözü var. Şu su var, bu su var. Bir yasakladılar size. Şimdi çocuklarınızla ne içiriyorsunuz? Pastörize. Evet. Süt olsa iyi gene. Geçenlerde A101'de, ben isim de vereceğim. A101'de ne çıktı? Süt yerine su çıktı. Su doldurmuşlar. Kim doldurmuş? A101'in fason yaptığı kim? Adı ne? Danı ne? Sahibi kim? Yahudi. Ne yaptınız? Hiçbir şey. A101'i protesto edebildiniz mi?
Lop lop lop. Kapandı üstü. Neden? Arkasında Yahudi var çünkü. Bir işin arkasında Yahudi varsa, dünya üzerinde hepsinin de üstü örtülür. Dünya üzerindeki bütün kanunlar, kaideler, savaşlar, pandemiler, hırsızlıklar, yolsuzluklar, hepsi de o dünya Yahudi sistemine uygun çalışır. Bütün devletlerin kanunları, siyonizme uygun kanunlar çıkarırlar.
Siz onları eleştiremezsiniz. Ve örneğin ben böyle eleştiriyorum ya, ne yapıyor? Youtube bizim eleştirdiğimiz sohbeti siliyor. Bütün dünya üzerinde bakın. Dünya üzerinde bütün vergiler, bütün kanunlar, ister madenleri ilgilendirsin, yer altı veya yer üstü. Bütün kanunlar, sizin şimdi İstanbul Sözleşmesi imzaladık, imzalamadık. Yok bu iklim anlaşması, yok bu tarım anlaşması, yok bunu ülkemizin adına biz bunu böyle yaptık. Bunların hepsi de boş laftır. Hepsi de dünya siyonist sistemine, dünya deccalist sistemine uygun hazırlanır. Kanun değişecekse kanunlar da değişir. Çünkü siyasetçiler de normalde o deccalist sistemin yancılarıdır. Bir tane siyasetçi bulamazsınız, zengin başlayıp fakir olan.
Hepsi de fakir başlar, zengin olur. Bu vergi öyle bir vergi değil. Memursun, sen de veriyorsun. İşçisin, veriyorsun. Neydi? Vergilendirilmiş kazanç, kutsal kazançtır. Vergilendirildiyse kutsaldır. Bu ülkede bir genel evi patroniçesi, sabancılardan, koçtan, şu şirketten, bu şirketten fazla vergi verip yıllarca ülke üzerinde vergi rekortmeni olmuş bir ülkeyiz biz.
Biz halkı müslüman bir ülkeyiz. Halkı müslüman bir ülkede bir Ermeni patroniçe kadın bizim kadınlarımızın teninin üzerinden vergi rekortmeni oldu senelerce. Devlet, büyük organizasyonlar halinde o kadına vergi rekortmenliğinden dolayı plaketler verdi. Müslüman bir halkın, müslüman bir halkın tenini fuhuşta sataraktan vergi rekortmeni oldu.
Evet, ve vergilendirilmiş kazanç kutsal kazançtır denilerekten o kazanca da kutsiyet peyda edildi. O vergiden memurlar maaşını aldı, müftüler aldı, hocalar aldı, hala dağılıyor. Verginin geldisine bakan var mı? Yok. Şimdi, bir gayri kanuni görünen bir mafya var. Bu mafya ne yapıyor? İnsanlara kanunsuz bir şekilde görünüyor bu. Görüntüsü öyle. Görüntüsü öyle. Hakikati öyle değil, onlar da kanuni. Onlara da devletler yol veriyor. Siz şunu halledin diyor. Onlar hallediyorlar.
Öyle bir kimse kalkıp da bir böyle mafyalık yapamaz öyle. Onun arkasında siyasetçiler, bürokrasiler, şu bu vardır. Geçenlerde basına yansıyanı söylüyoruz. Neydi? Asker neydi? Tuğ generaldi. Ne oldu? İnsan kaçakçılığından mı, bir şeyden mi ne? Yakalandı değil mi? Bakın, demek ki bir devletten birileri var. O kanunsuz gibi görünür. Ama onlar da kanunun içindedir. Çünkü sistemler onları da korur. Yani düşünün, bir normalde gemi bilmem nereden kalkıyor, bilmem nereye gidiyor. Onun bütün yükünü herkes biliyor mu? Biliyor. Eee, sen uçan kuştan haberin var, o uyuşturucudan haberin yok mu? Sizin, benim de dahil bütün telefonlarınız dinleniyor.
Bütün yazışmalarınız okunuyor. Sizin, bundan normalde bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok. Yani sistem ne? Microsoft örneğin. Hep beraber kullanıyoruz mu? Kullanıyoruz. Sizin bütün yazışmalarınızı biliyor. CIA, Mossa'da kime veriyorsa veriyor. Ne o? Sizin WhatsApp yazışmalarınız. Hepsi de veriliyor. Sizin telefon konuşmalarınız. Hepsi de veriliyor. Sizin telefon konuşmalarınız. Sizin telefon numarasını ver. Ne zaman, nerede, kimle görüştüğünü hepsini çıkarıversinler size. Ne konuştuğunuzu da çıkarsınlar. Ne konuştuğunuzu da çıkarsınlar. Bu konuda şey yok. Yani hepinizin elinde bir tane casus var.
Bende de var. Casusa gerek yok. Aha bunu sattı mı bana? Sattı. Verdi mi bunu benim elime? Verdi. Bunun içindeki programı biliyor musun? Hayır. Değiştirebiliyor musun? Hayır. Bilgisayar geldi. Bunun normalde içindeki programı biliyor musun? Hayır. Değiştirebiliyor musun? Hayır. Bir şeyi değiştirmeye kalktığında sos veriyor. Bunu değiştirme. Program çalışmaz diyor. Sen uzaklaşıyorsun zaten. Program çalışmayacak diye bırakıyorsun. Bırakıyor musun? Bırakıyorsun. Ben de bırakıyorum. Ben de bırakıyorum. Bütün bu devasa bilgiler o deccalist sisteminde toplanıyor. Sen zannediyorsun ki ben Mustafa Özbağ burada sohbet etti. Hiç kimsenin haberi yok.
Onların haberi var. Mustafa Özbağ neye burada konuştu? İsrail'e karşı ondan sonra Siyonizm'e karşı konuştu. Not alıyor o. Takipte ediyor onu. Etmiyor zannetme. Bu konuda şey yok. Senin sohbetlerini dinliyor da o. İnsan oturup dinlemiyor. Sohbetleri bağlıyor o bir yapay zeka gibi bir şeye. O sohbeti dinliyor. Yazıya çeviriyor. Bakıyor ağaç içinde Siyonizm çıktı. Pat! Onu kestiriyor. Veyahut da sohbeti dinliyor. Deccalizm dedi. Şunu dedi. Bunu dedi. Pat! Oraya. Kırmızı çizgiyi çiziyor. Ha! Bu hadisler sahte dersen seni kırmızı çizmiyor. Yeşil çiziyor.
Bu bizden diyor. Bu ayetlerin değişmesi lazım dersen. Aa tamam bu bizden diyor. Bu mezheplerin kalkması lazım ortadan deyince. Bu da bizden diyor. Bu tarikatların, şeyhlerin ortadan kalkması lazım diyor. Bu da bizden diyor. Bu medreselerin, bu mescitlerin kapanması lazım deyince. Bu da bizden diyor. Bu İslam hukukunun ortadan kaldırılması lazım deyince. Bu da bizden diyor. İslam'ın reforma edilmesi lazım deyince. Bu da bizden diyor. Bu halifelik neymiş? Halifeliği ilgâ etmemiz lazım deyince. Onu da bizden diyor. Ama Kur'an, sünnet dersen bizden demiyor. Şimdi bunun vergi, bu bildiğiniz vergi kelimesi değil yani. Bu vergi, bugünkü anlamıyla vergiden değil.
Bu vergi lütuf, ihsan, bağışlama. Şimdi vergi aslında bu manada lütuf, ikram, bağışlamadır. Bakın lütuf, ikram, bağışlamadır. Şimdi vergi kelimesini nerede kullanıyoruz biz? Vergi dairesinde kullanıyoruz. Ne demek? Sen lütuf veriyorsun. Sen bağışlıyorsun. Senin lütfunu, bağışını devlet alıyor. Sen o normalde ihsan ediyorsun devlete. O yüzden kutsal. Şimdi vergi kelimesinin karşılığını bilmiyor insanımız. Vergi kelimesinin karşılığı neymiş?
Lütufmuş, lütufmuş, ihsanmış, bağışmış. Sen vergi vererek de ne yapmış oldun? Gönüllü bir şekilde kanunla lütfettin, bağışladın, ihsan ettin devlete. Geldi bir grup siyasetçi, senin verdiğin vergileri de iç etti. Nasıl iç etti? Kanuni. Hukuka uygun olmayan hiçbir şey yok. Hukuk kimin elinde? Kanun kimin elinde? Senin elinde değil. Orada yazıyor, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Aldanma o söze. O sözler aldanman için senin. Onlar istedikleri kanunu, çıkaracağı milletvekillerini seçerler.
Sen onların seçtiği milletvekillerini seçersin. Onların seçtiğini seçersin. Bir üst mafya grubu var, onların seçtiği partiyi seçersin. Bir üst mafya grubu var, onların seçtiği lidere oy atarsın. Bunlar şeytanın örttüğü yerlerdir.
Bunlara karşı çıkarsan sen demokrasi düşman olursun. Seni demokrasi düşmanı ilan ederler. Seni halk düşmanı ilan ederler. Seni meclis düşmanı ilan ederler. Seni anayasa düşmanı ilan ederler. Ve seni anayasa karşı çıkmaktan, değiştirmekten yargılarlar. Sen sistemi sorgulayamazsın çünkü. Kalkıp da ben halkım, ben vatandaşım. Atır atırdığın yere. Haddini bil, sen köle izah orasın. Sen modern kölesin. Öyle ben bunu eleştiririm, ben bunu konuşurum. Dur sen anında halk düşmanı, demokrasi düşmanı olursun. Sen fuhuşa karşı çıkamazsın. Kanunidir. Kanunlara karşı çıkmış olursun. Sen kumara karşı çıkamazsın.
Kumara karşı çıkarsan kanunlara karşı çıkmış olursun. Kumar, devletin oynattığı kumar kanunidir. Devletin sattığı kadın kanunidir. Devletin sattığı içki kanunidir. Devletin faizi kanunidir. Dışarıda bir kimse faizle para satarsa, faizcilikten tutuklandı, soruşturmaya alındı der. Savcının önünde alır soluğu. Ama banka faizcilik yapar. Bankayı kimse mahkemeye veremez. Bankaları kimse sorgulayamaz. Siz vatandaşlar olarak bankalar faizle para satıyor, faizci. Dışarıda kanuni faizcilerle veya kanunsuz faizcilerle. Bunun arasında ne fark var?
Faiz faizdir deyip de kanun çıkarın, faizi komple yasaklayın diyemezsiniz. Deseniz de sizi duyan olmaz. Deseniz de sizi duyan olmaz. E siz kuzu kuzu gider, faizi ödersiniz. Devlete karşı ne ödemediyseniz hepsini faizle devlet alır. Hepsini faizle devlet alır.
Bir de size böyle arada lütfeder. Der ki devlete olan borçlarınızın faizlerini yüzde kaç şimdi? Yirmi mi? Kaç bilmiyorum. Bir muhasebeci lazım. Aylık kaç? Aylık yüzde dört buçuk. Devlete olan faiz. Piyasada da dört buçuk zaten değil mi? Bankalarda da dört buçuk. Bankalarda da dört buçuk. Hatta bankalarda daha ucuzdur şimdi. Sen bilirsin bankalar kaç? Kırk iki kırk dört devlet? Elli iki ve üstü. Evet. Siz bunları ödersiniz.
Hiç böyle bakmadıydınız değil mi? Kuzu kuzu ödersiniz. Bu para sizin devletinizde kalmaz ha öyle de düşünmeyin. Öyle sakın bu ödediğimiz devlete kalıyor. Böyle böyle böyle bir saflık yok. Sakın ha. Kravatlı, takım elbiseli, korumalı, kulaklarında korumalı olan ülke dışından birileri gelir. Onların senin ve maliye hazine bakanlığında, bakanlıkta onların büroları vardır. Gelirler, sizi denetlerler. Nereden ne kaçırdınız bizden diye. Kaçırdığınız yerleri söylerler. Ondan sonra onu tahsil ederler sizden. muhakkak başınıza bir kemal gelir.
O kemal sizi yer yutar. Her şeyinizi değiştirir. Sonra gider. Sonra yerine kemal gelmez de Mehmet gelir örneğin. O da bütün altını, üstünü getirir. O da İngiliz ağa babaları ne diyorsa yerine getirir.
Sonra o da tuğ kaka ilan edilir. Ama gider o da İngiliz maliyesinde veyahut da oradaki küresel firmaların birisinde danışmanlık görevi yapar. Onların çok pasaportu vardır. Sen garip halk, senin bir pasaportun yoktur. Senin eline bir kırmızı pasaport verirler, hiçbir yere gidemezsin zaten sen. Nereye gideceksin? Hacca. 10 yıl sonra sana izin çıkacak. Nereye gideceksin? Paris'e. Paris'e gitmenin için bütün evrakları hazırla, gidersin. Hacca gidemezsin. 10 yıl sonra gidersin. Ama bazı kravatlılar istediği zaman gider mi? Gider. Köleler gidemez. Nasıl? Vaspaya. Kardeş sen kölesin. Öyle elini kolunu sallaya sallaya hacca mı gidersin?
E Paris'e kim gidecek? Onlar birinci sınıf vatandaşlar. Onların raconları da ayrı. Ay geçen hafta Paris'e gittik. Yani inanılmaz bir şeydi. Filanca markı ucuzluk yapmış. Hep fukaralar gelmişler oraya. Nasıl yani? Ben dinliyorum. Ben bayındır çocuğum. İzmir'deki, Hatay'daki muhabbeti orada görüyorum ben. Sorma güzelim ya. Geçen ben Londra'ya gitmiştik işte. Beyin bir şeyler, işleri vardı. Eee? İşte Londra'da filanca mağazaya gitmişler. Mağaza küçük bir indirim yapmış. Yüzde beşlik. Allah'a giremedik dedi. Bütün fukaralar toplanmış dedi. Yemek yiyoruz biz.
Durdum, Mustafa Özbağ'a nereye misafir oldun? Dedim, beni misafir eden hatuna baktım. Hani beni nereye getirdin sen? Onun annesi babası çünkü. Böyle gözünü yumdu, boş ver dedi. Lan nereye boş vereceksin ya? Muhabbet bu. Ne o? Türk filmlerindeki gibi adam da Rob to Shambur. Bildiğiniz Rob to Shambur ya. Buradan kuşağı bağlı, elinde kadehi, onunla gelir dolaşıyor. Tabii. Ama biz bayındır çocuğuyuz. Nereden görmüşüz böyle bir hayatı? Böyle salına, merdivenlerden iniyorsun. Üç, dört basamak. Dedim, benim namaz kılmam lazım. Yemekten sonra akşam namazı kılacağım. Harıl harıl oda arıyorlar namaz kılma odası. Kocaman evde. Biz öyle bir ev bilmiyoruz.
En sonunda o hanımefendi dedi ki, ya benim odada kıl bari dedi. Hiçbir yer böyle dedi, objetsiz, resimsiz bir oda yok dedi. Senin oda dedim, benimkinde de var dedi. Ters çeviririz şimdi onları dedi. Girdim, o da rock'n'roll odası gibi. Elvis'in şeyi, bilmem kimin, bilmem nesi. Bunlar ne dedim ben. Ya senden önce takıldıklarım dedi. Beş vakit namazı Şadırvan Camii'nde kılmaya başlamışım. O zamanki halim bu. Allah'ım dedim, nereye düştüm ben? Şadırvan Camii'nin neresi, burası neresi? Ama onların hayatı böyle. Onların o ama baba ne iş yapıyor? Baba vergi dairesinin bütün dünya, Türkiye'deki vergi dairesinin basılacak olan, bütün resmi evraklarının basıyor.
İhale onda. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vergi dairesinin bütün resmi evraklarını o basıyor. İzmir'de. Matlağcı. Sorduydum ben, baba ne iş yapıyor dedi. Matlağcı dedi. Ulan ne matbaası bu iş var. O da böyle hani, yanımızda çalışıyor bizim. Allah'ım. Sonra dedim ya senin ne işin var bizim burada çalışmaya? Ben dedi hepsine isyan ettim, o yüzden çalışıyorum dedi. çarşı her şeye karşısına almış. Hiçbir şeyinizi istemiyorum demiş. Gelmiş. Dakika bir gol bir ben işe aldım onu. Ben de bilmiyorum ne olduğunu. ne iş yaparım, ne iş istersen yaparım dedim. Yapar mısın dedim, yaparım dedi.
Aldım seni işe dedim. Ama aile, bak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin o zaman için resmi evraklarının hepsinde o basıyor. Sonra dedim zaten, gerçekten ailen dedim, hani ırkçılık manasında anlamayın. Türk ve Müslüman mı bilmiyorum dedi. Şimdi, yani o, bu vergi öyle bir vergi değil. Bu ihsan, bağışlama, o zatın lütfu, ikramı, onun ihsanı ve keremi öylesine geniş ki tüm milletler ona hayran. O mürşidi kamil, o halife öylesine ihsanı ve keremi geniş ki Acemi, Arap'ı, Kürd'ü, Laz'ı, Çerkezi, ırkçılık yapmadan, ırkçılık yapmadan ne yapıyor?
O normalde herkese tevazu kanadını önüne seriyor. Çünkü o halife biliyor ki bu insanlara Kur'an, sünnet, hizmet ederse, Kur'an ve sünnet dairesinde onları sevk ve idare edecek. Ve bu noktada hani insanların ırkına bakmadan, mezhebine bakmadan, meşrebine bakmadan insanlara hizmet ediyor. Sen bizim tarikattansın, sen değilsin, sen şucusun, sen bucusun demeden herkese ilmini aktarıyor.
Sen öyleydin, sen böyleydin, sen şudun, sen buydun, senin geçmişin böyleydi. Bakmadan herkese ihsan ediyor, herkese lütfediyor, herkese ikram ediyor. Öylesine geniş bir gönle sahip. Ve hayat suyu benzetmesi var bir de. O zaman hayat suyu ise, buradaki benzetme, çünkü Hz. Bir normalde hayat, o Arap'ta, hayat suyu, Keren deniziydi diyor. Ondan için hayat suyu diyor. Hayat suyu denilince, bu benzetme tasavvufi bir sufi yorma ihtiyaç. Hayat suyu deyince, çünkü insanın manevi olarak dirilten, insanın kalbini harekete geçiren bir ilim bu. Hani Cenab-ı Hak, siz ölüydünüz, Allah sizi diriltti. Normalde siz yoktunuz, Allah size hayat verdi.
Normalde öyle olunca, hani Cenab-ı Hak'ın, hani ayet-i kerime de şimdi, hangi ayet-i kerime aklımda değil, rahmetim her şeyi kuşatmıştır diyor ya, Cenab-ı Hak'ın rahmeti bütün varlığı kuşatmıştır. O veliler, o mürşid-i kamiller, o adil halifeler, insanları manevi olarak dirilmesine sebep olan, manevi olarak uyanmasına sebep olan kimseler. Hayat suyu deyince, bu çünkü, normalde bu sadece maddi yardımla olacak bir şey değil. İnsanların gönlünü fethetme, insanların gönlüne Allah sevgisini koyma, Resulullah sevgisi koyma, mümin sevgisi koyma, bu insanı dirilten, insana hayat suyu gibi gelen şey, manevi olan o hal, insanı diriltir, insanı canlandırır, insana hayat verir.
Asıl hayat, o zaman başlar. Ben öyledir, benim zikrullah halakasına oturduğum gün, benim doğum günüm derim. Ben o gün bana ruh üflendi, o gün bana hayat geldi, o gün kalbin senin inşiraha ulaştı, o gün senin kalbin bir mürşidi kamille tanıştı, o gün sen zikrullah halakasıyla tanıştın. Bu hayat suyu sana, asıl hayat suyu budur. Hayat suyu maddilikten geçmez. Hayat suyu manevidir. Manevidir bu. Bu ruhani bir şeydir. Bu maddeyle alakalı değildir. O yüzden hayat suyu, Hz. Pir onun yüzünden dirilmek diyor. Yani Arap'ın da, Acem'in de, Laz'ın da, Çerkez'in de, ırkı ne olursa olsun, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, onun yüzünden dirildi.
Yani, onun, o sebep oldu. Onu mane alemiyle tanıştırdı. O sebep oldu. Onu normalde manevi dirilişine öne yak oldu. Manevi dirilişine sebep olaraktan, onu manevi olarak önünü açtı. İşte onun yüzünden dirilmek. O mürşid-i kamilin, o velinin nasihatleriyle, yol göstermesiyle, ona o esnada nefsine lazım olacak ilacı vermek ile, o esnada ona lazım olan sohbeti vererekten, ilmi vererekten, manevi ilmi vererekten, onun dirilmesine sebep olmak.
İşte bu manevi diriliş. Ve, Cenab-ı Hak Enam Suresi 122'de de, ölü iken, diriltip kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi midir? İşte kafirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi. Sen ölüydün, manevi olarak ölüydün. Manevi olarak ölüydün. Cenab-ı Hak senin önüne bir seni diriltecek bir vesile verdi. Bu vesile o mürşid-i kamildi, o veliydi. Ve seni diriltti Cenab-ı Hak. Ve diriltti senin önüne bir nur koydu. Senin önüne bir nur koydu. O nur seni karanlıklardan aydınlığa çıkardı. O nur seni bataklıktan, seni normal bir hayata döndürdü.
O nur normalde yoksa karanlıkta kalacaktı o. Mustafa Özbağ karanlıkta kalacaktı. Ama Cenab-ı Hak kendi nuruyla nurlanmış bir kimse önüne çıkardı. Ve o kimseyle Mustafa Özbağ'ın yolunu aydınlattı. Karanlığın içinden kurtardı onu. O nuruyla nurlanan kimsenin yüzü sürmetine, onun peşinden giderekten oldu. Yoksa Mustafa Özbağ'ın manevi bir ilimden haberi yoktu. Mustafa Özbağ'ın zahiri bir ilimden haberi yoktu. Ayet bilmezdi, hadis bilmezdi. Ayet ve hadislerin manasını bilmezdi. Zahiren herkes gibi okurdu ama manası ayrıydı. O mana kapısını Cenab-ı Hak kendi nuruyla aydınlattı. Sen kendi kendine sakın ha ben oldum teren ennesi gütme.
Hidayetin sahibi Allah, nurun da sahibi Allah. Seni kendi nuruyla nurlandırdı. Seni kendi nurunu senin önüne mimandar eyledi. Sen o nuru takip ederekten sen de nurlanacaksın. Sen de karanlıklardan kurtulup aydınlık yarınlara koşacaksın. Aydınlık manaya koşacaksın. O zaman sen de kalbinde Cenab-ı Hak senin kalbine nurundan bir nur verecek. O nur sana doğruyu gösterecek. O nur sana eğriyi gösterecek. O nur sana yönünü gösterecek. O nur senin nereye gideceğini sana ilham edecek. Fısıldayacak sana. Diyecek ki yapma. Diyecek ki etme. Diyecek ki şuradan git. Diyecek ki buradan git. Ama sen o nura tabi isen. O nura tabi değilsen. Heva ve hevesini ilah edindiysen.
O zaman nefsin senin önüne geçecek. Nefsin sana vesvese verecek. Sana söyleyecek. Şunu şöyle yap. Bunu böyle yap. Sen de nefsine tabi olup onları yerine getireceksin. Sen de karanlıkların içerisinde kalacaksın. Bataklığın içinde kalacaksın. Kendi heva ve hevesini ilah edinmekte kalacaksın. Şeytanın peşinden geçeceksin. Şeytanın vesvesesine kanacaksın. Hatta ve hatta bir an olacak. Sen de şeytanlaşmış olacaksın. Yok. Öyle değilse. O zaman sen o manevi mihmanların yüzünden dirileceksin. Ve Cenab-ı Hakk'ın ayeti kerimesi. Enam 122 senin üzerinde tecelli edecek. Ölü iken diriltip kendisini insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse.
Karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi midir? Demek ki Allah'ın nur verdikleri var. O Allah'ın nur verdikleri insanların içerisinde gidecek yönünü bilen, insanların arasında yürüyecek yolu bilen, yani sırat-ı müstakimi bilen kimseler. Allah bizi onlardan eylesin. Konu başlığı. Yoksul Arap bedevisinin hikayesi ve yoksulluk yüzünden karısıyla arasında geçen şey. Bir gece bir bedevi karısı dedikoduyu hadden aşırarak kocasına dedi ki, Bütün bu yoksulluğu, bu cefayı biz çekmekteyiz. Alemin ömrü hoşlukla geçiyor. Sade biz kötü bir haldeyiz.
Ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset. Testimiz yok, suyumuz gözyaşı. Bir bedevi kadının söylemi. Bunu baştan söyleyeyim, ben bu bedevi kadını nefse vurdum. Nefis olarak bunu izah etmeye çalıştım. Belki de gerçekten böyle bir kadın da vardır, Hazreti Pir bunu böyle hikayelendirmiş. Ama ben bunu bir nefis olarak gördüm. Sanki bedevi kadın gibi görünürse sanki kadınları aşağılıyormuş gibi olacak. İslam hiçbir mümin kadını, mümin erkeği aşağılamaz. Aşağılamak da bu konuda haram edilmiş zaten. Ama burada kadından kastı ben nefis olarak görüyorum. Bunu bir erkek de şikayet edebilir, bir kadın da şikayet edebilir.
Nefsine uyan herkes belli şikayetlere yapar. O şikayetlerin içerisinde bulunur. İlla ki bunun kadını erkeği yok cinsiyetle. Sakın cinsiyetsizliği savunduğumuzu düşünmeyin. Kadın kadındır, erkek erkektir. Benim cinsiyetsiz savunmam yok. Bu deccalist sistem cinsiyetsizliği bizim önümüze koyuyor. Önce dediler ki herkesin, çok özür dilerim, cinsellik olarak istediğini seçebilir. Hani kadınken erkek olabilir, erkekken kadın olabilir. Bunları şimdi normalleştirdiler bizim gözümüzde. Yavaş yavaş biz cinsiyetsizliğe doğru adım atıyoruz. Yok işte karı deme ne de, işte no bayan da. Yok bayan da deme ne diyeceğiz şimdi ne? Bayan mı diyeceğiz? Kadın mı diyorlar? Kadın girişimci, o yüzden mi öyle diyorlar?
Evet. Mesela değiştiriyorlar bu oyunu. Yarın öbür gün o yukarıdaki ağababalar deseler ki kadın da demeyeceksin, ne diyeceksin? Ağaç diyeceksin, ağaç deriz biz. Ya nasıl? Basme edersiniz kardeşim. Kadın demenin o kadar kötülüğünü sizin önünüze koyarlar. Siz kadın demeye korkarsınız. Kölesiniz çünkü. Köleler korkak olur. O kölelerin içinden birisi böyle çıkarsa onu da tokatlarlar. İbret-i alem için kölelerin önünde onu cezalandırırlar. Öbür köleler o kölenin cezalandırılmasını görünce herkes korkar, ürker. Aman derler köleliğimizi yerine getirelim. O filmleri boşuna siz de izletmediler. Dünya insanlığı olarak biz köleliği satın aldık çünkü.
Birimizin maaşı fazla, birimizin maaşı eksik. Almanya'da çalışanın maaşı fazla. Bir tane buraya tüy taktı, geldi omuzunda şeyle, ne o? Radyoyla. Biz onu bir de alkışladık. Ne güzel köle sinirler. Çok iyi çalışıyorsun. Ne paralar kazandın. Vay, altındaki araba şöyle böyle dendi. Cazip hale getirdik, öyle değil mi? Benim çocukluğumda, gençliğimde bir Almanya furyası vardı. Herkes Almanya'ya gidiyordu çalışmaya. Çünkü oradan gelenlerin kafasında bir tane pembe tüy vardı. Şapka, kovboy şapkası. Hiç kimse o şapka neyi simgeliyor bilmiyor. Kovboy ne demek biliyor musunuz? Sığır çobanı.
O şapkayı takan sığır çobanları o şapkayı takıyor. Kot pantolon, sığır çobanlarının pantolonu. Nasıl basbaya, Amerika'da pamuğa pamuk kalın sığır çobanlarına giydiriyorlar ki, hani ikide biride bunlar yani bizden elbise istemesin çoban bunlar. Tarlada çalışan ırgat. Onlara pamuğa pamuktan elbise yapıyorlar. Kendileri Hint ipeyi kullanıyor. Kendileri İngiliz kumaşı. Hele bir de İngiliz kraliyet ailesinin düğmesi dolunca değme yanında yaptı. Irgatlar, ırgatlar kot giyecekler. Tabii. Bir de İslam'ı çok iyi bilenler var ya, birisi kotla camiye giriyor, omzuna vuruyor. Namazın olmadı. Neden? Kot giymiş. He ne lazımdı?
İngiliz kumaşı mı lazımdı? Allah senin kumaşına mı bakacak? Ona bakmadı. O yüzden normalde işte bu manada fukara fukaradır. Yani o kadını erkeği yok bunun. Hani İslam bu noktada kadın ve erkeğin arasında hukuku belirlemiş. Biz artık yasaya çarpmayalım ne diyeceğiz? Kadın mı diyeceğiz? Kadın. Bayan demek kaba. Heee kabalık. Önceden bayan incelikti benim gençliğimde. Şimdi kabalık oldu. Tabii. Şimdi kadın mı dememiz gerekiyor? Kadın. Hanımefendi de değil. Değil kadın. Ha cinsiyet ayrımı olmasın diye bir de birey diyeceğiz biz.
Evet. Kadını da kaldırdık. Evet. Erkeklere ne dersen de zaten o önemli değil. Pasafiso. Şimdi. Burada Hazreti bir bedevi kadından bahsediyor. Ben onu toparlayayım. O yüzden Hazreti Pir'in de bu manada hani kadın erkek böyle işte kadınlar nefsine daha fazla uyuyor. Böyle bir şey değil. Bu fakirlik umumi bir şey. Bakara 155. And olsun ki sizi bu ayeti kerime çok hoşuma gider benim. Bütün ayet-i kerimeler çok hoşuma gider. Bu benim çok hoşuma gider. And olsun ki sizi biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltme ile deneriz. Sabredenleri müjdele.
Bakın çok enteresan. Korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltme. 5 tane imtihan kapısı var. Korku. Siz biraz korkarsınız ama bugünün insanı birazdan fazla korkuyor. Şimdi korku denilince daha müthiş bir şey. Bütün köleler korkuyla yönetilirler. Bütün dünya insanlığı korkuyla yönetilir.
Açlıktan korkarsınız. Ürünlerinizin eksilmekten korkarsınız. Canlarınızın gitmesinden korkarsınız. Soğuktan korkarsınız. Sıcaktan korkarsınız. Terörden korkarsınız. Ekonominin bozulmasından korkarsınız. Kaostan korkarsınız. Yangından korkarsınız. İklim krizi derler korkarsınız. Faizler derler korkarsınız. Korkarsınız, korkarsınız, korkarsınız. Ve bu korkular sizi yönlendirir. Bakın ben gidersem helak olursunuz. Korkarsınız. Ben iktidar olmazsam bütün düzeniniz bozulur. Korkarsınız. Beni seçmezseniz terör başınıza bela olur. Korkarsınız. Beni seçmezseniz faizler alır götürür. Korkarsınız. Beni seçmezseniz bu yatırımlar kalır. Korkarsınız.
Beni seçmezseniz maaşlarınız bile yatmaz. Korkarsınız. Beni seçmezseniz söyle olur. Beni seçmezseniz böyle olur. Siz bu korkuyla ne tarafa gittiğinizi bilmezsiniz. Mümini kafir. Kafiri mümin görürsünüz. Evet. Siz o korkuyla mümini kafir görürsünüz. Çünkü o korkunun başındaki ağababalar müminleri size sapkın, müminleri size kafir gösterir.
Çünkü o ağababalarının elindedir, basındır, yayındır, sosyal medyadır, YouTube'dur, YouTuber'dur, bilmem nesidir. Ne anasının gözü varsa hepsi de o ağababalarının elindedir. Mümini kafir, kafiri mümin görürsünüz. Ve bunu düzeltemezsiniz. Sizi çünkü korkuyla yönetirler. Siz aç kalmaktan korkarsınız. İşsiz kalmaktan korkarsınız. Yayan yürümekten korkarsınız. Otobüs paranız kalmazsa korkarsınız. Siz et yememekten korkarsınız. Marka alamamaktan korkarsınız. Marka harcayamamaktan korkarsınız. Lüks tatil yapamazsanız korkarsınız. Bunların elinizden gitmesinden korkarsınız. Hayat standartınızın bozulmasından korkarsınız.
Çocuklarınızın hayat standartının bozulmasından korkarsınız. Özel okula gidemezse korkarsınız. Siz özel eğitim veremezseniz korkarsınız. Özel arabalara binememekten korkarsınız. Güzel yemek yiyememekten korkarsınız. Açlıkla korkuturlar sizi. Korkarsınız. Ama Gazze'de bütün insanlar açtır. Onu göstermezler size. Onunla alakalı bir şey yaparsanız videolardan kaldırırlar. Eğer Gazze ile alakalı bir konuşma yaparsanız halkı kin ve nefrete yönlendirmekten sizi hukuki olarak susturunlar. Hukuk öyledir çünkü. Onların elindedir. Sizi hukukla korkuturlar.
Sizi emniyetle korkuturlar. Polisle korkuturlar. Korkarsınız. Oysa o kanunları yapan kendi kendinizi biziz demeyin. Kanunları da onlar yapar. Değiştirileceği zaman değiştirirler. Sen ona müdahale edemezsin. Değiştirilmesi için darbe yapılacaksa bir darbe yaparlar 80'de. Olduğu gibi yeni bir anayasa yaparlar. Yüzde 99'u gider. O yatar. O darbe anayasasını da kabul eder. Korkarsınız çünkü. Siz darbeye de karşı gelemezsiniz. Korkarsınız. Bu korkuyla yönetilirsiniz. İkincisi ne? Açlık. Açlıkla yönetilirsiniz. Açlıkla dizayn edilirsiniz. Korku olmazsa açlık başlar.
Bir size ekonomik ambargo uygularlar. Aç kalırsınız. Önce tarlalarınızı ektirmezler. Bağınızı bahçenizi ektirmezler. Hayvanlarınıza el koyarlar. Sütünüze el koyarlar. Sessiz kalırsınız. İstediğinizi ekip dikmeyeceksiniz. Bundan sonra iklim krizi var. Su var. Tarlaları kafanıza göre ekmeyeceksiniz derler. Ekmezsiniz. Ardından derler ki sütlerin pastörize olması lazım. Yani pastorun çıkarmış olduğu o pastorun. Pastörizenin ismi pastordan gelir. Siz pastorun kim olduğunu da normalde belki de okuyanlar bilir. Ama pastorun bira ve içkiden, birayı ve şarabı pastörize etme şeyini, maddesini, kanununu veyahut da denklemini alır süte çevirirsiniz. Ulan sütün pastörize olmasıyla pastorun ne alakası var ama size öyle bir lüks bir şekilde sunulur.
Pastörize süt içinde hiçbir şekilde bakteri yok size zarar verecek. Hatta doktorlar böyle bütün dünya sağlık örgütü hepsi de tepenize biner. Süt olarak ne içiriyorsun çocuğa? Mahalle sütçüsünden alıyorsun. Ondan size bakteri bulaşmış. Sizin hepinizde siz tek düze gider pastörize süt alırsınız. Ve kendinizce, kendi mahallenizdeki, köyünüzdeki inekçiliği veya sütçülüğü bitirirsiniz. Yani o köylü kimse, o vatandaş, o bir inek sahip olan, iki inek sahip olan, sütünü kendisi mahallede satan o üretici gidip ağababalara satar sütü. Ve süt size tek elden gelir. Çünkü o gıdaya sizin özgür bir şekilde ulaşmanız mümkün değildir.
Sütten sonra sıra ete gelecek. Süt sonra, yani bu neydi? Hayvanların çıkarmış olduğu gazlar atmosferi bozuyor. Ama biz o kadar inek gördük, çok özür dilerim. Osuran inek görmedim ben. Osuran eşek gördüm. Ama osuran inek görmedim. Osuran koyun görmedim. Hiç. Bize ne diyorlar şimdi? Bu inekler osuruyla atmosferi kirletiyor. Bunu dinliyorum, vallahi de, billahi de, Allah'ım diyorum ya. Bu kadar mı aptalız biz? Bu kadar mı salakız? Bu kadar mı aptal ve salak yerine konuluyoruz?
Evet, konuluyoruz. Siz ete de ulaşamayacaksınız. Et sizin neyinize? Kölesiniz siz. Öyle düzgün süt sizin neyinize? Siz öyle çocuklarınızda mahalle sütü içerirseniz, çocuklarınızın kemikleri gelişimi sağlam olur. Vücutları sağlam olur. İkide bir de hastalanmazlar. Hastalanacaklar ki siz avuçla değil poşetle çocuklarınızı ilaç içirmeniz lazım. Ve çocukların dengelerinizi bozmanız lazım. Siz namma böyle mahalle sütü içiyorsunuz. Namma gidip de siz mahalleden tavuklardan yumurtalıyorsunuz. Siz gideceğiniz çiftlik yumurtası alacaksınız. İçinde tavukların ne yemlendiği belli olmayacak. Evet, bir kuş gribi çıkar, bütün tavukları helak ederiz biz. Sonra deriz ki bir de kuş gribi var, tavuklar helak oldu.
Sakın ha köylülerden tavuk alıp yemeyin. Sizin neyinize? Öyle natural gıdalar, köle insan önüne ne konursa onu yiyecek. Gideceksin süt yerine su alacaksın. Beyaz su. Çocuğa su içireceksin. O çocuk da aldanmaya alışacak daha bebekken. Süt yerine su içti çocuk. Bir de onun içerisine kimyasal koyacaksın. Ona kol ile hazır pastörize süt alacaksın. Neden? Çocuk başka bir süt içmiyor çünkü. Sen gideceksin marketten kol ile yumurta alacaksın. Onu yiyeceksin. Sen ineğin memesinden sağlıp tereyağını yemeyeceksin. O tereyağını yemeyeceksin sen. Sen gideceksin ne yediği belirsiz. Tereyağı yerine bir şey yiyeceksin.
Senin önüne türkü koyacaklar. Zeytinyağlı yiyemem aman diye. Sen zeytinyağı da yemeyeceksin. Sen kimsin zeytinyağı yiyecek? Sen kölesin kardeşim. Kalkacaksın dünyanın en iyi yağı olan zeytinyağını yiyeceksin. Olur mu öyle şey? Köleler yiyemez onu. Ya onu ağa babalar yer. O yüzden ağa babalar yemesi için zeytinyağının fiyatının aşağı düşmesi lazım. Onların alması için. Onlar ucuza alması için senin de zeytinyağını almaman lazım. O yüzden ne lazım? Bir türkü lazım. Hadi bir türkü yapalım. Zeytinyağlı yiyemem aman diye. Herkes bir de bir furya doktorlar, besinciler ondan sonra hepsi de zeytinyağın kalbe zararlı, damara zararlı, şuna zararlı, bunu zararlı. Hala daha zeytinyağı mı yiyorsunuz siz?
Doktor söylüyor bunu. Tabii tamam hemen bıraktık doktor bey. Tabii ne yiyeceğiz? Bitkisel yağ yiyeceksiniz. Ne? Çiçek yağı. Nereden geldi? Amerika'dan. Ne yiyeceksin? Bitkisel yağ. Ne yağı? Mısır yağı. Mısır özü yağı. Kızartmalarda kullanıyoruz. Mısır özü yağı. Çok hafif oluyor. Mısırın en büyük yetiştiricisi kim? Amerika. Mısır şurubu kullanıyoruz tatlılarda. Zararsız. Kim üretiyor? Amerika. Tatlılarınızda ne var? Mısır şurubu var. Katkılı. Sen baklava alıyorsun, çıtır çıtır yiyorsun. Mısır şurubu var içinde. Sen dışarıdan herhangi bir tatlı yiyorsun. Mısır şurubu ile tatlandırılmış tatlı.
Pastanelerden tatlı alıyorsunuz. Mısır şurubu ile tatlandırılmış tatlı. Sen öyle baldan, pekmezden, şeker pancarından öyle şey olur mu? Zaten şeker pancarı da ekemezsin. Neden? Şeker pancarı, şeker üretecek olan bütün fabrikaları satacağız. Kim sattı? Kim sattı? Kamal sattı. Özelleştirdi yok pahasına. Kim özelleştirdi? Kamal. Kime sattı? Yabancı firmalara sattı. Adam geldi elinde bir çantayla Ecevit hükümetine bu kanunları çıkaracaksınız. Hepsini çıkardılar. Aa milliyetçiydi hani bu ya. Atatürkçü ha ne ya bunlar? Hani bunlar İslamcı, Atatürkçü, ne o muhafazakar demokrat isimlere bak ülkedeki.
Atatürkçü, İslamcı, muhafazakar demokrat, demokrat, solcu, sağcı, kapitalist, faşist, birisi birine kızıyorsa faşist, komünist. Ne kadar çok hizif var değil mi ülkede? Hepsini koy at kenara. Ya ben Kur'an ve sünnete iman ettim, ben Müslümanım deyince sen de boza pişti. Ben solcuyum dersen boza pişmez. Ben kapitalistim dersen boza pişmez. Ben kemalistim dersen hiç kimse dokunamaz zaten sana. Nasıl? Basbayağı. Bir kimse ben kemalistim diyorsa dokunulmaz ona. Bir şey diyemezsiniz.
Siz içkiye karşı gelin hemen kemalistler ayağa kalkar. Yürürler. Konya'da genel evi kapanacaktı. Bütün kemalistler sokağa döküldü. Genel evler kapanmasın diye. Korkuyla, açlık ve mallardan eksilmeyle korkunuz ne? Malın eksilmesi. Malın eksilmesi. Sizi korkuturlar mallarınızla. Siz malınız eksilecek diye ödünüz patlar. Ve canlarınızla ölümü arzu etmezsiniz. Ölümü istemezsiniz. Edebiyatta ya Rabbi bizi şu heda şerbetini içenlerden eyle. Amin.
Hani? Yataktan kalkmıyor buna dua eden. Sabahleyin fosur fosur uyuyor. Ya sen sabah namazına kalkmıyorsun. Nereden şu heda şerbetine gözünü dektin? Sen akşam olunca bir elinde kumanda, öbür elinde kahve. Evde oturuyorsun. Nereden şu heda şerbetine gözünü dektin? Sen oturuyorsun. Bugün Galatasaray maçı var mı? Yarın mı? Fener'in maçı var mı? Bu haşem. Bütün Fenerliler bitti bütün her şey. Maç seyrediyor. Nereye gidecek? Ne şerbeti ya? Onun şerbeti Fenerbahçe'de. Yarın da şerbet Galatasaray'da. Herkesin bir Fener, bir Galatasaray, bir Trabzon, bir şu, bir bu. Fanatik bir şekilde bu takımları sevmeniz lazım sizin. Peşinden koşmanız lazım sizin ya.
Devasa statlar olması lazım bunun içinde. Ve siz bütün hafta boyunca bir dahaki maça gelinceye kadar geçmiş maçın analizini hatta geriye doğru analizleri yapmanız lazım. Bütün futbolcuların isimlerini ezberlemeniz lazım. Hangi takımdan transfer edildi? Nerede yetişti? Ne yedi? Ne içti? Hangi ayakkabıyı kullanıyor? Hangi tişörtü giyiyor? Böyle fenomen bir şekilde öğrenmeniz lazım. Siz kölelerin düşünecek zamanınız yok siz. Bunlarla uğraşın. Sonra çıkın stadyomlarda küfredin. Tabi sakın ha bu deccalist sisteme cephe almayın. Fenerliler Galatasaraylılara düşman, Galatasaraylılar Fenerlilere düşman. O ikisi Trabzon'a düşman.
Trabzon hepsine düşman. Bursa Spor herkese düşman. En başta Beşiktaşlılara doğru mu? Bursa Spor değil misin? Evet. Neydi? Timsah grubu değil mi? Ha Teksas be. Tabi Teksas grubu beni de seviyor. Eyvallah. Gideceğim bir gün Teksas grubunun içine zaten. Diyecekler bir de buraya mı el attı? Diyeceğim tekvir Allahu Ekber orada. Diyecekler eyvallah buraya da geldi. Ama böyle fanatik olmanız lazım. Çünkü siz böyle başka türlü gözünüzü başka yere çevirmeyin. Allah muhafaza eylesin. O zaman candan da geçemiyoruz.
Ne diyor? Ürünlerden eksiltme. Şimdi diyorlar ki bakın bu normalde iklim krizi var. Uçaklar bir gaz atıyorlar. Ona bakan var mı? Bu uçaklar nereden geliyor? Bakan var mı? Yok. Arılar ölüyor değil mi dağlarda? Bir bakıyorsun kovanın içinde ölü arılar var. Bir aylı fazla. Zehirleniyorlar değil mi? Bana bal gelmeyecek bu sene. Ali mesele anlaşıldı. Tamam. Bir zoka attık yuttu. Tamam.
Yüzde yüz benim kovanlar gitmiştir. Kaç kovan bende var şimdi? Kaç? Duymadım ben Erkut sen duydun mu? Duymadım. Kaç kovan Ali? İyi. Ne artıyor ne eksiliyor benimki? Kaç yıl oldu Ali? Ben de onu sen de unuttun. Tamam. Ben dedim Ali. Sekizde kalsın benimki dedim. Sıkıntı yok. İstemiyorum dedim ama sekizde kalsın. Sonra bir de arıcılık sertifikası aldım. Bize öğretiyorlar şimdi. Diyorlar ki bir kovan en az yılda 30-40 kilo. Hatta birisi dedi ki 50 kilo bal verin.
Dedim hocam bu bilgide bir yanlışlık yok deme dedim ben. Yok dedi. Ne ol dedi. Ben sekiz kovandan on kilo alıyorum da dedim ben. Nasıl yani dedi. Basbaya dedim. Bende sekiz kovan var dedim. Benim on kiloyu geçmiyor dedim ben. Hani on kavanoz. On kilo geliyordur herhalde. Bir kavanoz kaç kilo geliyor? Bir kilo. Bilmiyoruz onu da zaten. Demek ki on kavanoz geliyor. On kilo. Olmaz dedi orada başka bir şey var dedi. Dedim hocam hadi 20 olsun dedim hani. Sayma o zaman dedim yani daha fazla da değildir. Yok dedi. Olmazsa kovanlara ben bir bakayım dedi. O iş gidiyor başka yere. Sustum. Hala daha on kovan mı sekiz kilodan şey on kavanoz mu gene bizim? Hadi yok tamam.
Toplum içinde olursa şey yapmıyor. Farklı davranıyor. Evet. Allah bizi affetsin. O zaman ürünlerden eksiltme. Normalde ne yapıyoruz? Bunlardan imtihan oluyoruz. Şimdi bu ayeti kerime var bakara 155. Cenab-ı Hak bunu söylüyor. Biz bununla imtihan ediyoruz. Tamam. Bunları kim yutuyor? Bunlara bakmamız lazım. Ama bakmıyoruz. Tabii burada kadın noktasında görünen obje nefis. O yüzden nefis herkes huzur içerisinde yaşarken biz neden yaşamayalım? Bizim önünde yiyeceği yemeği varken herkes gibi neden yemeyelim? Neden lüks restoranlarda yemek yemiyoruz? Neden lüks beş boynuzlu otellerde biz tatil yapmıyoruz?
Neden herkes gibi biz yaşamıyoruz? Bunu nefis insana söyler. O yüzden işte hani susuzuz elimizde testi bile yok diyor. Hani susuzuz bir yerden su içeceğiz ama elimizde testi bile yok. O yüzden bu aslında insan nefsinin halini söylüyor. Mustafa Özbağca söylüyorum bunu. Hazreti Pir de büyük bir ihtimalle burada nefsi kastetmiştir. O yüzden bu şikayet dili, şikayet dili genel olarak nefsi aittir. Kadını erkeği yoktur bunu. Bir kimse kendince şikayet diline sahip ise o kimse nefsine uymuştur. Ama bir kimse çalışma, hamd etme, daha fazla çalışma, daha fazla hamd etme ve bu noktada Allah'tan razı olma diline sahipse o manevidir. Burada yalnız hak ve hukuku gözetmemek yok.
Burada zulme başkaldırmamak değil, burada hakkını aramamak değil, böyle algılanmasın. İslam hakkını arar, İslam zulme karşı çıkar. İslam haksızlığa, hukuksuzluğe karşı çıkar. İslam sömürüye karşı çıkar. İslam köleliğe karşı çıkar. Karşı çıkar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri köleliğe Mekke devrinde bile karşı çıktı. Mekke'de henüz daha İslam'ın başlangıcında Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mücadele ettiği noktalardan birisi kölelik sistemiydi. Mücadele ettiği noktalardan birisi müşrik sistemdi, deccaliyetti. Ona geldi Kureyş kabilesinin reisleri. Hangi kadını istiyorsan boşayalım evliyse sen al. Eğer derdin paraysa gel hazinenin başına otur.
Eğer yok derdin yönetimse gel bizi yönet. Ama şu dininden vazgeç dediler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cevabı evrensel, muhteşem. Bir elime güneşi verseniz, bir elime de ayı verseniz Vallahi la ilahe illallah Muhammedun Resulullah demekten vazgeçmem dedi. O yüzden nefis şikayet eder. Nefis gözünü yukarı diker. Kim yatta geziniyor? Benim bir yatım mı var der. Kimin yazdığı var? Benim bir yazdığım mı var der. Nefis hep yazlık alsan ona der ki benim yalım mı var. Yalı alsan ona nefis der ki benim adam mı var? Ada ister. Ada alsan ülke ister. Nefis ister. Nefis hiçbir zaman, hiçbir zaman şükun etmez.
Ne zaman kadar bir mürşid-i kamile intisap edinceye kadar. Etti de tabi olursa nefis çatır çatır çatla. Bu sefer o üstada karşı seni düşman etmeye çalışırım. O üstada seni düşman eder. Evet. Bak söylediklerinin hepsi doğru mu? Gördün mü bak kendisini anlatıyor. Bak gördün mü nasıl koltukta yaşıyor? Altın yaldızlı koltuk. O şöyle yaşıyordur bir daha. Bakma siz onların öyle konuştuklarına. Yazıyor. Hocam senin de avudi 10 milyarlık mı? Ben yok bir buçuk milyarlık benimki diyorum. Yok hocam inanılmaz ya. Bindiğin avudiye bir buçuk milyarı verir misin? Çabuk gel diyor. Delikanlısan, yiğitsen, adamsan, sözünün neriysen gel yarın satışı vereceğim diyorum.
Susuyor. Bir daha yok ortalıkta. Ulan gel bir para kazanalım işte. Gelmiyor. Gelse diyeceğim elhamdülillah. Cenab-ı Hak gönderdi lütfetti. Sattık diyeceğim 1500 liraya. Yok gelmiyor. Hatta birisine dedim koltuğu satın alır mısın dedim. Çok beğendim madem dedim altın yaldızlı görüyorsun. Kaç para dedi. Kaç para verirsin dedim. Gerçekten ciddi. Kaç para verirsin dedim. Sustu. Dedim yavrum sordun ya dedim. Versene bir para koltuğa dedim. Hem koltuk benden kurtulsun hem ben koltuktan kurtulayım dedim. O şimdi kendince pahalı bir şey zannediyor. Dedim bir fiyat ver üstüne kalacak dedim. Veremedi. Bunlar sözünün neri de değil.
Kemalist. Layık. Kemalistlerin layıklarının sözüne güvenilir mi? Güvenilmez. Hiç bana sözüne güvenilir bir Kemalist de ilk gelmedi. Allah bizi affetsin. O yüzden nefis hep böyle normalde dertten, yokluktan, ulaşamamaktan, şunu yapamamaktan, bunu yapamaktan hep yakınır. Onun işi hep yakınmaktır. Hep daha fazlasını istemektir. Hep daha fazlasını istemektir. Öyledir nefsin işi. Ve buradan isyan eder o nefsin sahibi. Her şey. Allah muhafaza eylesin. Evet. Evet. Devam edeceğiz 2255'ten. İnşallah. Biraz oraya buraya fazla sataştık herhalde. Bizimki sataşma değil tabii.
Benim gördüğüm gerçekler bunlar. Yoksa kimsenin tavuğuyla yumurtasıyla işimiz yok. Derdimiz Kur'an-ı Sünnet. Derdimiz Ümmet-i Muhammed'in kurtulması. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun. El-Fatiha. Aman selamat. Amin. Ejimayin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.