Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 17 Ağustos 2025 · 1:10:03
Euzübillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftar-ı Zikr-ı Fâlemennevhum, La İlâh, İlâh, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, hakkı, batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hakkı, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, nerede, kim, Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına, ırzına tecavüz ediyorsa, Cenab-ı Hak hepsinden de intikamımızı alsın, Cenab-ı Hak Müslümanların intikamlarını alsın, Cenab-ı Hak Müslümanları zulmedenleri, kanını akıtanı yerle yeksan eylesin, güçlerini yok etsin, onları dağıtsın.
Geçen hafta deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş, lütuf ve ihsan kaftan kafa yayılmıştı. Konumuz neydi? Bir kimse normalde öyle tasattuk ediyordu, öyle hayır hasenet ediyordu, öyle mal dağıtıyordu ki, bu en zenginleri geçmişti. Konu buydu. O padişah, topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu.
İşte o toprak nasıl cansızsa ve toprak nasıl ekilip dikilmezse, yağmur yağmazsa bir işe yaramıyorsa, o yüzden eğer bir devlet başkanında, bir devlette, bir aile reisinde, bir patronda adalet yok ise, adalet yok ise, orası yağmursuz kalmaya, orası bereketsizlenmeye, orası ne yazık ki çorak bir yer olmaya mahkumdur.
Oysa o devlet başkanı, o büyük zat normalde hem adaleti sağlıyordu, hem de insanların arasında infak ediyordu, ihsan gösteriyordu. Ve o kimse rahmet bulutu gibi kimsesizlerin kimsesi oluyordu, fakir fukaranın hakkını, hukukunu gözetiyordu. O devlet başkanı, ihsanda, tevazuda, ilimde, o devlet başkanı, berekette, lütufta, ikramda, hadsiz, hudutsuz işler yapıyordu.
O yüzden normalde insanlara sadece o kimse mal dağıtmıyordu, insanlara sadece mal dağıtıp da insanların gönlüne oynamıyordu. Ya o halkının içerisinde adalet dağıtıyordu. Bütün peygamberler birer adalet savaşçısıdır. Bütün Allah dostları aynı zamanda birer adalet savaşçısıdır. Eğer ki o Allah dostları adaletli olamıyorlarsa, o alimler adaletli değiller ise, halkın önüne geçen, seçilen, bir şekilde atanan, ne derseniz deyin, onlar adaletli değiller ise, o topraklarda bereket olmuyor, o ailede bereket olmuyor, o iş yerinde bereket olmuyor, o insanda bereket olmuyor. O yüzden adaletsiz bir sistem, adaletsiz bir yönetim orada işte kıtlıklara sebep oluyor.
Örneğin herkes bereketi yağmurda görür, yağmurda değildir. Bereket ayrı bir şeydir. Yağmur yağar ama normalde toprak size ürün vermez. Yağmur yağar ama ağaçlar size meyve vermez. Yağmur yağar, siz ekersiniz ama normalde yedi başak vereceğini bir başak bile vermez. O yüzden bereket ayrı bir şeydir. Sadece yağmura bağlı değildir ama ve lakin yağmurun kesilmesi de, yağmurların kesilmesi de orada bereketin olmadığını gösterir. Yangınlar, depremler, ondan sonra yağmursuzluk, normalde yağışların olmaması, kıtlık bunların hepsi de birer işarettir. Orada adaletin olmadığını, orada normalde insanların arasındaki hukukun gözetilmediğini, devlet-millet kaynaşmasının olmadığını, arada hukukun doğru çalışmadığını gösterir.
O yüzden birçok hadis vardır. Eğer orada adalet yok ise, eğer orada zekatlar düzgün dağıtılmıyorsa, eğer orada fakir fukaranın, güçsüzlerin hakkı korunmuyorsa, Cenab-ı Hak oraya tufanlar verir. Değişik tufanlar vardır. Onu insanlar ne olarak görürse o ayrı mesele. O turlar derler ki, bu tabiatın getirdiği bir şey, işte ne olacak? Kıtlık olur, yağmur yağmaz, tabiatın getirdiği bir şey, deprem olur, tabiatın getirdiği bir şey, yangın olur, tabiatın getirdiği bir şey, işte dalgalar yükselir, gemiler batar. Hiç kimse Allah'ı hatırlamaz. Bakın, hiç kimse Allah'ı hatırlamaz. Sanki bütün bu olan tabiat olaylarının sahibi yok. Sanki bu tabiat olayları kendi kafasından oluyor.
Depremler kendi kafasından oluyor. Allah'ın dahili yok. Yangınlar kendi kafasından oluyor. Rüzgar kendi kafasından esiyor birden, yangını büyütüyor. Ve geliyor, diyelim ki, bir yerde duruyor. Kendi kafasından duruyor sanki. Öyle diyorlar ya bize, Allah bizi affetsin. Oysa rüzgar bir taraftan rahmettir. Yağış bir taraftan rahmettir. Rahmettir. Rahmettir. Ama bir taraftan da bunların hepsi de afattır. Yağış normalde çok yağarsa, sel alır gider. Yağmazsa, yel alır gider. Yağdı, sel aldı gitti. Yağmadı, yel aldı gitti. Kurukluktan, yel aldı gitti. O yüzden, evet, rahmet ayeti kerimeye göre müjdedir. Yani hava yağınca, rahmet olunca müjdedir. Veyahut da aynı rahmet senin ticaretine olabilir.
Aynı rahmet senin evine olabilir. Aynı rahmet senin bedenine, aklına, kalbine olabilir. O zaman normalde sen bunun kıymetini bil. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru platformda bunu kullan. Senin ilmin Allah'tandır, rahmettir. Senin zenginliğin Allah'tandır, rahmettir. Senin sağlığın Allah'tandır, rahmettir. Senin mutluluğun Allah'tandır, rahmettir bu. Sen o zaman normalde bunu doğru yerde kullanmalısın. Senin aklın, Cenab-ı Hakk'ın rahmetidir. Senin aklın, düşünsenize, gitti, bitti, gitti, bitti. Gittiğinizi dahi, aklının gittiğini dahi fark etmezsin. Bakın, aklınızın gittiğini dahi fark etmezsin. Öyle büyük nimettir.
O zaman aklını doğru yerde kullan. Aklını Kur'an sünnette kullan. Kalbi akıl büyük nimettir, büyük rahmettir. Bakın, büyük rahmettir. Tabiri caizse, Cenab-ı Hakk'ın katından senin kalbine ilim indirilmiş. Büyük rahmettir. Senin kalbine bir feraset nuru gelmiş, bir zikrullah nuru gelmiş. Büyük nimettir. Bu, hani ayeti kerimede Cenab-ı Hakk'ın sudan laf açıldı. Hani der ya, Allah size gökten temiz su indirdi. Allah size gökten temiz su indirdi. Şimdi bu ayeti kerimeye baktığınızda zahiren, evet yağmurlar, içme suları bunlar, Cenab-ı Hakk'ın size temiz su indirmesidir. Bu ayeti kerimeye başka açıdan da bakmak lazım.
Bu nedir? Allah senin kalbine ilham etti. Senin kalbine doğruyu ilham etti. Asıl tertemiz su odur. Su, çünkü maneviyatta ilimdir, berekettir, lütuftur. O yüzden senin kalbine su indirdi, ilminle dün indirdi. Senin kalbine vasıtasız bilgi indirdi. Ve kendi katından indirdi bunu. Bu büyük bir rahmettir. Bu büyük bir berekettir. Bu büyük bir lütuftur. Bu büyük bir ikramdır sana. Seni bir zikrullah meclisiyle hemhal etmiş. O normalde seni bir zikrullah meclisine oturtturmuş. Biz zikrullah meclisinde seni nasiptar etmiş. Seni zikretmiş. Eğer o seni zikretmeyecek olsaydı, seni zikrullah lakasını oturtturmazdı.
Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. O zaman bu sana gökten indirilmiş berrak su gibi. Onun kıymetini bil, onun normalde ehemmiyetli gör. Sakın ha ona karşı bir küstahlık yapma, edepsizlik yapma. Sırtını dönme. Sakın ha. Neden? Çünkü Cenab-ı Hak eğer ki bir halkı böyle şefkat tokatıyla, bir topluluğu şefkat tokatıyla onları hizaya getirmeye çalışıyorsa, böyle küçük küçük şefkat tokatları verir ona.
Akıllan, kendine gel. Toparlan. Bak, daha büyük afatlara mazhar olacaksın. Daha büyüklere gebesin. Daha büyükler gelebilir. Çünkü Cenab-ı Hak öyle kavimleri helak etmiş ki, onların ne zenginlikleri, ne devletleri, ne güçleri, ne güzellikleri, ne şehirleri, ne koca devasa binaları, ne o devasa silahları, onların hiçbirisinin bir faydası olmamış. Cenab-ı Hak yerle yeksan etmiş. Herkes demiş ki, bizim bitkilerimiz var, bağlarımız var, bahçelerimiz var. Bir çekirge sürüsü göndermiş, ne varsa hepsini yemiş atmış. Bir tane çöp kalmamış çekirge sürüsünden. Ve geçmiş hala da, geçmiş ümmetler çekirge sürüsünden korkarlar. Neden? Çünkü Cenab-ı Hak çekirgeyle afat vermiş bazı kavimlere.
Helak etmiş. Depremle helak etmiş. Yanardağlarla helak etmiş. Yangınlarla helak etmiş. Su baskınlarıyla helak etmiş. Kuraklıkla helak etmiş. Zalimlerle helak etmiş. Yani o topluluğun başına bir zalim tayin etmiş. O zalim orayı helak etmiş. Yerle yeksan etmiş. Dağıtmış oraları. Çünkü o helakın nereden, ne zaman, nasıl geleceğini yönünü tayin etmek mümkün değil. O yüzden o padişah öyle bir padişah ki, o kimse öyle bir kimse ki, hem yeryüzünü, bulunduğu yeri adaletle, hikmetle, doğrulukla yönetiyor. Ve aynı zamanda da insanlara tasadduk ediyor. Kendine biriktirmiyor. Bakın kendine biriktirmiyor. Kendi eşrafına biriktirmiyor. Kendi yandaşlarına, kendi etrafına biriktirmiyor. Ya halkın fakirinin fukarasını görüyor.
Halkın ihtiyaç olanını görüyor. Ve doğru yerde, doğru zamanda müdahale ediyor. O yüzden o yeryüzüne bir bulut gibi, bir yağmur gibi. Çünkü normalde bulutun arkası yağmurdur, yağmurun önü de buluttur. O yüzden o normalde rahmet bulutu gibi. İnsanlar vardır, rahmet bulutudur. Peygamberler örneğin rahmet bulutudur. Hz. Muhammed Mustafa rahmet bulutudur. Zikrullah halakası rahmet bulutudur. Namaz rahmet bulutudur. Oruç rahmet bulutudur. Zekat rahmet bulutudur. İyilik yapmak rahmet bulutudur. İnsanlara faydalı olmak rahmet bulutudur. Ve sen bu noktalarda duruyorsan, bu dairede duruyorsan, senin başında rahmet bulutu var. Sen gittiğin yere rahmet olursun.
Gittiğin yere rahmet olursun. Sen insanların en faydalısı, etrafa zarar vermeyeniniz hadis-i şerifine uyarsan, sen gittiğin yere rahmet bulut olursun. Sizin en hayırlınız, etrafa en fazla faydası dokunanınızdır. Hadis-i şerifini kendine ölçü edinirsen, rahmet bulursun. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Sen Allah'ı zikredersen, gittiğin yere rahmet bulut olursun. Sen çünkü normalde siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayınız. Orada nimetleniniz. Ya Resulallah dünyadayken cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi? Allah'ı zikredilen meclisler. Ve o sizin orada zikretmekliğiniz de cennet mimetidir der. O zaman sen bir zikir halakasına oturduysan, orası bir rahmet bulutudur. Sen orada zikrettiysen yağmur üzerine yağdı.
Çünkü oradan affolmuş olarak kalkınız. Başka bir hadis-i şerifte de geçmiş günahlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız dedi. Rahmet bulutudur. O zaman öyle insanlar vardır, gittikleri yere rahmet bulutu olur. Öyle insanlar vardır, zikrullahın anahtarı hükmündedir. Onlar giderler, iki orada zikrullah yaptırırlar, rahmet bulutu olur orası. O yüzden sadece burada cömertlik, mal dağıtmak değildir. İnsanlara faydalı olmak, insanlara doğruyu aktarmak, doğruyu söylemek, adaletli davranmak, adaleti savunmak, hakkı ve sabrı tavsiye etmek bunların hepsi de rahmet bulutudur. O yüzden gerçek manada devlet adamı demek, malı halka dağıtmak demek değildir. Gerçek manada devlet adamı demek, insanların arasında adaletli davranmaktır.
Küçük esnafın maliye borcundan dolayı tepesine binip, devasa şirketlerin vergi borçlarını affetmek adalet değildir. Adalet değildir. Kendi etrafından insanlar gidip de hakimin önüne huzura çıkmadan, mahkemeye uğramadan bir kapıdan girip bir kapıdan çıkıyorsa ama hiç böyle suç denmeyecek bir şeyde devasa veyahut da onun burnundan getiriliyorsa bu adalet değildir. İnsanların zenginliklerine, fakirliğine, makamlarına göre hukukun önünde eşit değil ise orası adaletli değildir. Adaletli değildir. İnsanların arasında suç işleyenler, insanların canını yakanlar, insanların malını, namusunu, şerefini, haysiyetini ayaklar altına alanlar, tecavüz edenler, mahkemelerin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa orada adalet yoktur.
Adaletin olmadığı yerde bereket yoktur. Adaletin olmadığı yerde insanlık yoktur. Adaletin olmadığı yerde insanca yaşamak mümkün değildir. Adaletin olmadığı yerde afiyet de yoktur, bereket de yoktur, huzur da yoktur, mutluluk da yoktur. Adalet yoksa bir toplumun içerisinde o toplum dağılmaya, o toplum batmaya, o devlet de dağılmaya, o devlet de batmaya mahkumdur. O yüzden normalde gerçek devlet başkanı hem insanların kalbinin mamur olması, hem de ülkesinin mamur olması, hem de devletin mamur olması, hem de insanların arasında mutluluğun, huzurun, adaletin hüküm sürmesi için uğraşan kimsedir. İşte Mesnevi'de bahsedilen devlet başkanı budur. Aslında Mesnevi, Hazreti Mevlana, Mesnevi'nin içerisinde enteresan örneklerle bize enteresan ölçüler koyar.
O zaman normalde bir devlet başkanı, devlet başkanı hem devletine, hem milletine, hem topraklarına rahmet olmalıdır. Zahmet değil, zulüm değil. Eğer zulüm oluyorsa, zahmet oluyorsa orada sıkıntı vardır. Allah muhafaza eylesin. Ve insan, insan varlığıyla yeryüzüne rahmet olarak gönderilmiştir. Çünkü insanda bulunmayan, varlığın hiçbir tarafında bulunmayan bir özellik vardır.
İnsan, Cenab-ı Hak'ın kendi ruhundan üflediği emaneti taşıyan bir varlıktır. Hepimizde Cenab-ı Hak'ın bize üflediği ruh var. Ve sen bunun farkında olursan, farkında olursan ve Adem olmaya çalışırsan, Adem olmaya çalışmak kadın erkek ayrımı yoktur burada. Ademiyet, yani insan olmanın en zirvesi. İnsan olmanın zirvesi. Peygamberlerin, gönderilen kitapların, velilerin, Allah dostlarının derdi budur. İnsan olmaktır. Çok ibadet ederekten bir kimse cennete girmez. İnsan olaraktan girer. Siz çok ibadet etseniz, ama insan olamasanız, Ademiyet vasfına ulaşamazsanız, O zaman sizin ibadetiniz kabukta kaldı, surette kaldı.
Ne dedi ayet-i kerimede? Namaz insanı kötülüklerden alıkor. Eğer kıldığın namaz seni kötülüklerden alıkoymuyorsa, Sen hem namaz kılıp hem rüşvet yiyorsan, Hem namaz kılıp hem adaletsiz davranıyorsan, Hem namaz kılıp hem eşini dövüyorsan, Hem namaz kılıp hem çocuklarına zulmediyorsan, Hem namaz kılıp hem yanındaki çalışanlara zulmediyorsan, Hem namaz kılıp işçinin, çalışanın hakkını zamanında ve tam bir şekilde vermiyorsan, Evet o namaz seni kötülüklerden alıkoymadı, Namaz senin suretinde kaldı.
Sen hem namaz kılıyorsan, hem insanlara hakaret edip küfrediyorsan, Hem namaz kılıp hem annene babana asi oluyorsan, isyan ediyorsan, Hem namaz kılıp hem de çocuklarına, anneye, babaya, etrafına zulmediyorsan, Hem namaz kılıp hem eşine zulmediyorsan, Hem namaz kılıp hem kocana zulmediyorsan, O namaz senin suretinde kaldı, içine yerleşmedi, olmadı. Ayet-i kerime öyle değil. Ayet-i kerime de diyor ki, Namaz seni kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikir de en büyük iştir. Namaz seni kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikir de en büyük iştir. Ardı ardınadır bu ayet-i kerimeler. O zaman sufiliğin amacı insan olmaktır. Müslümanlık insan olmaktır. Mümin insan olmaktır.
İhtiyacımız olan bu şu anda. İnsan olmak. İnsan olmak hikayenin üzerinde yürümek değildir. İnsan olmak yemeği ağzına götürmek değildir. Aslan da burnundan götürmez. Aslan da yemeği ağzına götürür. Gider bir sırtlan da yemeği ağzına götürür. Bizim farkımız nedir? Biz yeryüzüne Allah'ın halifesi olarak gönderildik. Yani rahmet olmamız gerekir. Rahmet eşimize, çocuklarımıza, etrafımıza, topraklarımıza, insanlarımıza, bütün insanlığa rahmet olmaktır. Bütün insanlığa. Sadece kendi nefsine değil, sadece kendi ülkene değil, sadece kendi dindaşlarına değil. Bütün insanlığa rahmet olmaktır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem insanlara hem de cinlilere peygamber olarak gönderildi. Sadece ona iman edenlere değil, o iman etmeyenlere de peygamber olarak gönderildi. Bütün insanlara, bütün cinlilere, bütün varlığa peygamber olarak gönderildi. O yüzden biz onun ümmeti olarak insan olmak zorundayız. Önce insan, Allah bizi onlardan eylesin. İnam ve ihsan sahibi Allah'ın vericiliğine mazardı. Deniz ve maden onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Onun cömertliğine doğru kafile kafile gelip duruyordu. Kapısı Hacet kıblesiydi. Şöhreti cömertlikte bütün aleme yayılmıştı.
O öyle bir padişahtı ki, o Cenab-ı Hakk'ın vericiliğine mazardı. Allah verendir. Allah ganidir. Allah cömerttir. Allah cömertliğin de üstündedir. Allah cömerttir, isteyene verir. Allah cömertliğin üstündedir. İstemese dahi o kimse, ihtiyacı varsa ona da verir. O öyle bir padişahtı ki, o hem zahir hem batın, çift kanatlı bir padişahtı. O yüzden Allah'ın vericiliğine mazardı. Yani zahiren böyle padişahmış gibi görünürken, o aynı zamanda Allah dostuydu. Ve Cenab-ı Hakk'ın birçok sıfatına tecellide mazhar olmuş bir kimseydi.
Örneğin Rezak ismi şerifine mazardı. Örneğin El-Kerim ismi şerifine mazardı. Örneğin El-Vehhab ismi şerifine mazardı. Örneğin El-Rahman ismi şerifine mazardı. Örneğin El-Rahim ismi şerifine mazardı. Çünkü o Cenab-ı Hakk'ın yeryüzündeki sıfatlarının tecelligahı olmuştu. Cenab-ı Hakk onun elinden dağıtıyordu. Onun elinden ihsan ediyordu. Onun üzerinden veriyordu. İlmi onun üzerinden aktarıyordu. Nasıl peygamberlerin üzerinden Cenab-ı Hakk bir ilim aktardı? Kitapla beraber onlara hikmet verdi. Ve kitabı da hikmeti de peygamberlerin üzerinden verdi. Aynı şey velilerin üzerinden de hikmet verdi. Velilerin üzerinden ilim verdi.
Aynı şey padişahların üzerinden Cenab-ı Hak Rezak ismi şerifini, Cenab-ı Hak Adalet ismi şerifini, Cenab-ı Hak Kudret ve Kuvvet ismi şerifini onların üzerinden verdi. O zaman burada o kimsenin vericiliği Cenab-ı Hakk'ın bir maşası, bir eşyası hükmünde. Yani o kimse hak ve hakikati konuşuyorsa, o bilgi onun kendisinin değil Allah'ın. O Allah'tan gelene geleni aktarıyor. Tabiri caizse bir radyo istasyonu gibi. Nasıl radyo istasyonunda bir verici var, yani konuşan orada bir kişi, ama binlerce kişi o radyoyu dinliyor, o vericilerden dinliyor. Allah tek bilginin sahibi o. Cenab-ı Hakk'ın sayısız sonsuz vericisi var. Her türlü maddi manevi. O zaman o verici hükmündeki olan kimseler, kendi mallarını, kendi ilimlerini dağıtmıyor.
Zekatı veren kimse kendi malını dağıtmıyor. Kendi kendisine kibirlenip, böbürlenip kendini bir şey zannetmesin. Gani olan Allah, Allah'ın ona emanet verdiğini dağıtıyor. Kendi malını dağıtmıyor. Kendi malını dağıtmadığı için onu kibirlilik de veriyorsa, o kibirliliğinden dolayı, o zekatın onda bir sevabı olmadı. O kibirliğinden hatta kibirliyse o, olmadık yere gider verir. Olmadık yere verir. Neden? Çünkü kibirli kimse olmadık bir yere verecek ki, Cenab-ı Hak ona bir şey nasip etmeyecek. O kendince olmadık yere, nereye verdin? Bak, sen dostuna bak, arkadaşına bak, kardeşine bak, yol yürüdüğüne bak. Sen kimi sevdin? Ona bak. O zaman senin resmin çıkacak orada. İşte o yeryüzündeki vericiler, ister bunlar veliler olsun, Allah'ın yeryüzünde tayin ettiği kutupları olsun, isterse devlet başkanı olsun, isterse aile reisi olsun, ister zakir olsun, ister çavuş olsun, ister evinde dersi açan kimse olsun,
isterse medresede alim olsun, isterse medresede hoca olsun, adı ne olursa olsun, onun gerçek manada arkasında verici olan Allah'tır. Sen gözün şaşırmasın, sen geleni Allah'tan gör, sen şahısdan görme. Şahsın elinde bir kudret, kuvvet yok. Anında unutturur Cenab-ı Hak isterse sana. O yüzden sen bir şeyi unuttuğunda, hadis-i şerifte, bu bana unutturuldu de diyor. Unutturuldu de. Neden? Senin unutmaya dahi gücün yok. Sen bir şeyi unutacağım desen, dahi unutamazsın. Ancak Allah sana onu unutturur. O yüzden başka bir hadis-i şerifte de, unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz der. Sebep, unutturan Allah'tır.
Kardeş, unutma gücün dahi senin elinde yok. Sen kendini ne zannediyorsun? Sen bir şey unutacaksan, sen unutmuyorsun. O sana unutturuluyor. Senin unutmaya dahi gücün yok ki, hatırlamaya gücün olsun. Unutmaya gücü olmayanın, hatırlamaya gücü mü olur? Unutmaya gücün yok senin. Tersi ne? O zaman hatırlamaya da gücün yok. O zaman Allah aklına geldiyse, o Allah'tan geldi sana. Kendi kendine nefsine uyma. Kendi kendine bir fasulye gibi nimetten sayma. Sakın ha! Allah'ı zikrediyorsan, Allah'a hamd et. Bir zikrullah halakasına oturduysan, Allah'a hamd et. O yüzden derim, sakın ha zikrullah halakasına gelen bir kimseye ters bakma, yan bakma.
Sakın ona herhangi bir şey söyleme. Onu üzme, onu kırma. O oradan giderse, vallahi de Allah senden hesap sorar. Sebep? Ona çünkü orayı oturtturan Allah'tı. Sen ne yaptın? Onu oradan gönderdin. Nefsine uydun. Kibirlilik yaptın. Kendini bir şey zannettin. Veyahut da, nereye gidiyorsun sen? E işte biz dergaha gidiyoruz. Kime gidiyorsunuz? İşte Mustafa Efendi'nin orayı. Ona mı derdi, ondan mı ders aldınız? Aman bırakın. Gitti, adam bıraktı gitti. Ne yaptın? Adamı şeytanın ağzına bıraktın. Ne yaptın? Şeytana gitti adam. Bana da aynı şeyi yaptılar. Nereden ders aldın? Abdullah Efendi'nden. Haa ondan mı aldın ya? Tüh! Haa tüh! Adama kafa vuramadım diye ciğerim yandı sonra.
Bıraktı gitti adam. Ne yaptı? Nereye gitti? Tamam bir veliyi bıraktın da zamanın kutbunu mu buldun? Sen zamanın kutbunu bıraktın gittin. Nereye gideceksin sen? Sen güneşi terk etmişsin. Nereye gideceksin? Ama o yol kesici, şeytanlaşmış insanlar, insanların yollarını keserler. Oysa verici olan Allah'tır. Mürşid Allah'tır. Allah, Cenab-ı Hakk'ın ilmine aktarır. Gerçek mürşid odur. İsmi sıfatı Cenab-ı Hakk'ın sıfatıdır. Mürşid denilince Allah hakla gelir. Bizim bayındırlı mürşid değil. Allah hakla gelir. Gerçek manada mürşid odur. Gerçek manada veli Allah'tır.
Cenab-ı Hakk'ın bu veli ism-i şerîfi, kullarının üzerinde tecelli eder. Mürşid ismi sıfatı kullarının üzerinde tecelli eder. Sen onun arkasındaki gücü gör. Sen bir kimse çok akıllı. Onun arkasındaki asıl akıl sahibini gör. O kimse vay ya keramet sahibi. Asıl onun arkasındaki Allah'ı gör, gücü gör. O yüzden ona hesapsız ilim veren, ona hesapsız fıkıh ilmi, tefsir ilmi, hadis ilmi hesapsız.
Ona ayetlerin özü hesapsız. Ayetlerin sırrı, ilmini veren Allah. Bu da manevi rızık. E Cenab-ı Hak ayet-i kerimede Allah dilediğine hesapsız rızık verir der. Şimdi hangi ayet? Hatırımda değil. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Dilediğine. Bakın dikkat edin. Dilediğine. Sen oturursun Abdullah Efendi, ümmi dersin. Nereden soracaktan? Sordun da bir yerden sana bilmiyor mu dedi. 18 yıl beraber dolaştık. 18 yıl birisi sordu da ona bilmiyor mu dedi. Ümmü.
Hem bir de öyle derdi. Ümmik. İyi ne sordun da cevabını almadın? Onlarda manevi ilin var. Onlarda ilmiledin var. Sen beğenmedin Abdullah Efendi. Cenab-ı Hak dilediğine hesapsız rızık verir. Öyle de dedi Allah rahmet eylesin. Mustafa Efendi ben kendimi bekliyordum şeyhli dedi. Ama dedi Abdullah Efendi'ye verdi Cenab-ı Hak dedi. Ona verdi dedi. O da rüyasında görüyor. Bak kendine şeyhlik bekliyor. Bana çok açık konuşurdu. Ben kendime bekliyordum dedi. Ama dedi rüyamda dedi. Dediler ki dedi. Hazreti Mevlana'ya git. Ben oraya gittim dedi. Hazreti Mevlana bana dedi ki dedi. Yarın açıklanacak görevi. Git ilk dervişe sen ol dedi bana dedi.
Ben dedi hiç kimseye paylaşmadım bunları dedi. Gittim dedi. Nevşehir'e dedi. O gün açıkladı. Ben de dedim ki dedi. Ben böyle böyle manevi rüya gördüm. Böyle böyle manevi bir işaret aldım. Müsaade ederseniz ben sizin ilk dervişiniz olmak istiyorum dedim dedi. İlk dervişi oluyor. Şeyh Efendi. E şimdi Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Sen rızkı sen zannedersin ki yediğin içtin değil. O hesapsız rızık manevidir. Sen yediğin ne yiyeceksin ki? Sana hesapsız ekmek versen olacak. Günlük yiyeceksin bir ekmek. Sana hesapsız et versen olacak ki. Günlük yiyeceksin iki kilo et. Sana hesapsız rızık versen olacak ki. Günlük yiyeceksin bir kilo yağ, iki kilo et, bir tane ekmek.
Bu değil ayet-i kerimenin aslı. Ayet-i kerimenin özü şu. Sana hesapsız rızık verir. Dilediğine. Bu rızık manevidir. Dilediğini peygamber yapar. Ümmüden peygamber yapar. Bütün insanlığa rahmet yapar onu. Ümmüden peygamber yapar. Ben seni insanlara ve cinlilere peygamber olarak gönderdim der. Ümmüden yapar onu. Felsefeciden değil, matematikçiden değil, mühendisten değil. Çok zenginden değil. Çok zenginden değil. Validen değil. Devlet başkanından değil. Enteresan bir şeydir. Devlet başkanından değildir. Kimyacı, fizikçi, astronomici değildir. Felsefeci değildir. Dinler tarihçisi değildir. Ya ümmüdür. Ümmü. Cenab-ı Hakk'a peygamberlik verir.
Bir de kitap verir, bir de hikmet verir. Bir de ona mucizeler verir. Ve hiçbir peygamberin ulaşamadığı yere ulaşır. İki yay mesafesi kadar Allah'a yaklaşır. Akıl almaz, kalp almaz, ruh almaz. Hiçbir şey almaz burayı. Almadığı için Cebrail'di o diyor. Ahmak değildi. Cebrail değildi o. Sen ahmaklık yapma. O peygamberdi. Ve Allah onu kendisine yaklaştırdı. Çünkü o dilediğine hesapsız rızık verir. Peygamberine de hesapsız verir. Hala da veriyor. Hala da o iki yay mesafesinde duruyor. Bir veçesi iki yay mesafesinde. Orada.
Zaten oradaydı. Zaten orada olduğunu kendisi de biliyordu. Ve orayı yaşadı tekrar. Tekrar vücut olarak yaşadı. Oradaydı. Ve hala da bir veçesi orada. Öbür veçesi de insanlığa ve ümmete yönelik. Allah dilediğine sayısız, sonsuz rızık verir. Dilediğine verir. Sen çalışırsın, çabalarsın. O sana ait. Sen koşturursun. O sana ait. Koşturman dahi onun lütfudur. Çalışman dahi onun lütfudur. Senin yürümen dahi onun lütfudur. Senin Allah yolunda koşman dahi onun lütfudur. Senin Allah hatırına gelmen onun lütfudur. İnsanlara Allah'ı tebliğ etmen onun lütfudur. İnsanlara Allah'ı anlatman onun lütfudur. Allah yolunda bir nefes harcamak onun lütfudur.
Allah Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Sen nankörlerden olma ama. Sana düşen de nankör olmak değil. Sana düşen de vefasız olmak değil. Sana düşen de hain olmak değil. Cenab-ı Hak sana bütün kapılarını açmışken, Cenab-ı Hak sana bütün yollarını açmışken, sen nefsine uyup, şeytana uyup, şeytanlaşmış iki ayaklılara uyup, sen hainlerden vefasızlardan olma.
Yoksa Cenab-ı Hak senden bereket, sen rahmete, berekete, lütfa sırtını döndün. Sen kendin yaptın kendi kendine. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah bu manada çok verendir. Ben bazen derim ya Allah'tan az istemeyin kardeş. Allah'tan çok iste. Manevi ilmi çok iste. Dünya hayatı çok iste. Ahiret hayatı çok iste. Ama gelini de dağıt. İsa'nın havarileri gibi edepsizlik yapma. Musa'nın etrafındaki ümmeti gibi vefasızlık, hainlik, edepsizlik yapma. Ağır belki de sözüm. Evet. Musa'nın etrafındaki o Yahudiler, Cenab-ı Hak'ın rahmetine, bereketine, lütfuna, ikramına, ihsanına, ilmine, Cenab-ı Hak ona, cennetten onlara normalde yiyecek göndermesine rağmen onlar vefasızlık yaptılar, hainlik yaptılar, edepsizlik yaptılar, küstahlık yaptılar ve Cenab-ı Hak cennetten gelen gökten o sofrayı onlardan kesti.
Onların edepsizliğinden, onların küstahlığından, onların kibirliğinden, onların zulmünden dolayı kesti. Onların adaletsizliğinden dolayı kesti. Sonra da dediler zaten ya Musa sen git Rabbinle sen savaş, biz savaşçılardan değiliz dedi. Cenab-ı Hak onlara iki saatlik yolu kırk yılda katlettirdi. Kırk yıl! Onlar iki günlük, üç günlük, bir günlük yolu. Rivayetler dört günlük diyor. Kırk yıl bitiremediler o yolu. Kırk yıl! Sen Cenab-ı Hak'tan gelen o lütfu, o ikrama, o ihsana vefasızlık etme. Bir yol bulmuşsun, yoluna sımsıkı sarıl. Sen en büyük iş olan zikrullah halakasındasın. Sen orada durmaya, orada tutunmaya çalış.
Sen zikrullahın ucundan tutmuşsun. Orada tutunmaya çalış, orada durmaya çalış. Çünkü onun sana veren Allah'tır. Her şeyi veren Allah'tır. En büyük verici Allah'tır. En büyük gani Allah'tır. Allah ganidir. Sizler fakirsiniz der Cenab-ı Hak. Kardeş sen neyin havasını atıyorsun? Neyin kibrindesin sen? Unutmaya daim muhtedir olmayan bir kimsesin. Unutmaya daim muhtedir değilsin. Bazen arkadaşlar giderler veya televizyonda çıkıyorlar ya, psikiyatriler, psikologlar. Unut bunu. Ha nereye unutacak? Unutmak onun elinde mi? Sana tecavüz etsinler de unut hadi bakalım. Öyle diyorlar ya, psikologlar, psikiyatriler. Çocukluğunda bir travma yaşamış. Şu bu filan. Bizim çocukluğumuzda böyle şeyler yoktu.
Travma yaşadıysan babandan bir tokat yerdin, travma yerine gelirdi. Tabi. Hele bizimkinde travma yaşamaya zaman yok zaten. Ha benim travma var. Ananın travma var dedim. Travmam var dedi. Öyle bir tespit ediyse o travma, travma olalı öyle küfür yememiştir. Giyer atar kenara. Şimdi şimdi ne ergenmiş. Lan ne ergeni? Lan nereye ergen? Ne bu kız ergenlik yaşıyormuş? Ha onun halleri var. Ne erkek ergen? Onun halleri var. Ha bizim çocukluğumuzda. Var mıydı Lütfus'ta öyle bir şey? Hiç yaşamadık öyle bir şey. Biz yaşamadık. Ulan beş yaşında demek ki biz olgunlaşmışız. Ergen neymiş bilmiyoruz biz.
Şimdi ergen, kadın, erkek, kız, erkek, kadın demeyelim, kız diyelim. Kızlar, erkekler böyle ergenlik halleri var. Allah bizi affetsin. Yeni yeni çıktı bunlar. Bizim gençliğimizde böyle bir şey yoktu. Ha çocuk kaç yaşına geldi? Üç yaşında, dört yaşında. Bakkal öğrendi mi öğrendi. Git bakkaldan şunu al gel. Elinde bir tane defter. Çocuk dört yaşında daha. Elinde defter gelirdi bizim bakkal dikânına. Anıl sana. İki tane ekmek annem. İki tane ekmek istedi. İki ekmeği yazardık biz onun defterine. Onun bizim kendi defterimize de yazardık. Ne ya? Beş yaşındaki çocuk. Ben yedi, sekiz yaşında bahçeye maydanoz sulamağa gidiyordum. Gece saat ikide. Kaç yaşındasın?
On iki. On iki yaşındayken oho. Dumanını çıkarıyordum ortalığı. Kaç yaşındasın? On dört. On dört yaşındayken kaç tane sevgilim olduğunu bilmiyordum. Sen kaç yaşındasın? On beş. O da aynı. Sen kaç yaşındasın? Fatih'in oğlu. On dört. O da aynı. Var mı on sekiz yaşında olan elini kaldırsın. On altı yaşında olan. On altı yaşında kim var? Sen on altı yaşındayken ev bakıyordum. O yüzden diyorum. Ne travması ya? On altı yaşındayken ev bakıyordum. Babam vefat etti. Bütün evi bana emanet etti. Kaç yaşındasın? On iki yaşında.
On iki yaşındayken bütün fırından gelen ekmekleri sayıyordum tek tek. İlkokula giden kim var burada? Sen. Orta okula gidiyorum. Sen. Orta okula gidiyorum. Sen. Orta okul. İlkokula giderken sabahleyin önce şeker, pirinç tartıyorduk. Sabahleyin çünkü iş çok. Şimdi neymiş de ergenmiş, travması varmış, bilmem nesi varmış. Allah bizi affetsin. Böyle olunca da insanlar tabii normalde gün geçtikçe değişime uğruyor. Allah bizi korusun, muhafaza eylesin. Allah çok verendir. Veren Allah'tır. Bütün her şeyi. Bütün her şeyi. O yüzden sakın ha. Birisi size bir şey gönderdi, bir şey verdi değil mi?
Hani Ades-i Şerif'te diyor, o sana Allah'ın lütfudur. Sen istemeden geldi. Onu diyor, geri çevirme. Geri çevirdin nankör o kimse. Bu sadece mal, mülk değil. Birisi seni zikrullaha davet etti. O davetin sahibi Allah. Birisi seni namaza davet etti. O davetin sahibi Allah. Birisi seni zekata, hacca, iyiliğe davet etti. Seni davet eden Allah, verici o çünkü. Allah bizi ona hamd edenlerden eylesin. Deniz ve maden onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Normalde deniz ve maden malum o bolluğun sembolü, cömertliğin sembolü. Ama asıl deniz ve maden dendiğinde deniz maneviyattır.
Onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Yani o öyle bir veli, o öyle bir devlet başkanı ki, o maneviyatın içinde, maneviyatın içinde olduğundan o maneviyat böyle bir ırgalanmakta devamlı. İçeride çünkü çok hareketlilik var. Bir veli öyle Fırat Nehri gibidir. O velinin iç alemi okyanus gibidir. Kâh, devasa yüksek dalgalar, kâh böyle sığ gibi görünür, aşağıdan vurur o zaman. O yüzden bir velinin kalbi, bir mürşidin kalbi, bir devlet başkanının kalbi okyanus gibidir. Aynı zamanda da okyanusun içerisinde devasa madenler vardır. İşte inci gibi, zümrüt gibi, yakut gibi. Hatta okyanusun diplerinde işlenmeye hazır o kadar devasa madenler vardır ki, onu zaman içerisinde insanlık meydana çıkaracak.
Okyanusun dipleri maddi, manevi madenlerle doludur. Okyanusun dipleri henüz daha dünyada öğrenilememiştir, keşfedilememiştir. Denizin altında, okyanusların altında ne var? Tam olarak bilinmemektedir. Hangi varlıklar yaşar? Hangi medeniyetler var? Bunlar bilinmemektedir. Bakın bunlar bilinmemektedir. Ve bunlar ahir zamanda yeryüzüne sudur edecektir. Çıkacaktır. Ahir zamanın son diliminde. O yüzden normalde maden ise okyanusun içerisindeki hikmettir. Okyanus manevi dünya, maneviyattır. Maden de onun içerisindeki hikmettir.
Allah bilgisidir. İnsan bilgisidir. Manevi bilgidir. O yüzden deniz ve maden o ihsana karşı, yani o öylesine veriyor. Öylesine veriyor ki, Cenab-ı Hak o verdikçe Allah ona daha yenisini, daha cededini, daha derinini, daha genişini veriyor. Eğer o vermemiş olsa, ihsan etmemiş olsa ki böyle bir şey mümkün değil, o zaman Cenab-ı Hakk'ın ona karşı olan cömertliği de kesilecek. E sen cömertsin, veriyorsun, ihsan ediyorsun, Allah sana daha fazlasını veriyor. Çünkü Allah dilediğine hesapsız veriyor. Allah dilediğine hesapsız verdiğinde, o senin değil. Sen doğduktakça o daha da gelecek. Ve normalde aslında ihsan etmek, aslında cömertlik etmek, aslında insanlara yaymak, bu konuda insanların hizmetine amade olmak, o kimsenin fıtratı hükmündedir.
O yüzden o hak dostu olan kimse, bunları asla ve asla kendi nefsinden bilmez, kendi nefsine de ayırmaz. Allah muhafaza eylesin. Onun cömertliğine doğru kafile kafile gelip duruyordu. Bütün o denizin içerisindeki o manevi bilgiler, oradaki madenler, o maddi manevi rızkın genişliği, enginliği ve bu konudaki hesapsızlığı ona geldikçe geliyor, geldikçe geliyor. O da verdikçe veriyor. Veriyor, o etrafına dağıtıyor. O etrafındaki insanlara, muhtaç olanlara veriyor. Ve normalde o muhtaç olanlara verdikçe ve etrafındaki dertlerle dertlendikçe, etrafındaki kederlerle kederlendikçe, etrafındaki insanların normalde sıkıntılarını kendisine sıkıntı gibi gördükçe, o evet, bütün ona dertliler, aşıklar, müşkilatı olanlar, onunla o sonra sıkıntıda olanlar, hepsi de ona doğru koşuyor, ona doğru geliyor.
Çünkü maddi manevi olarak, maddi manevi olarak Allah'ın veren eli olmuş, maddi manevi olarak Allah'ın veren eli, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, söyleyen dili olmuş ve Cenab-ı Hak adına veriyor. Cenab-ı Hak adına ilmini dağıtıyor, Cenab-ı Hak adına hikmeti dağıtıyor, Allah adına yapıyor. Çünkü sahibi Allah, başka hiç kimse değil, hiçbir şey de değil. Allah'tan geleni Allah'ın kullarına dağıtıyor. Aslında ondan geleni ona dağıtıyor da kul görelim yine. Ondan gelen ona gider yine. Hu'dan gelen Hu'ya gider, Hay'dan gelen Haya gider. Evet, kapısı Hacet Kıblesi'ydi, şöhreti, cömertlikte bütün aleme yayılmıştı. Öyle bir kimse olmuş ki, halkın gönül kıblesi olmuş o.
Diyor ya, Hacet Kıblesi'ydi diye. Hacet Kıblesi olmak demek, ihtiyaçlarını ona bildirmek demek. Evet, o kimse Allah'a Ya Rabbi diyor. Allah kendi dostunu ona görevlendiriyor. O Ya Rabbi dedikçe Cenab-ı Hak ona sebepler dairesinde o velilerini, o kutuplarını ona amade ediyor. Diyor ki, O Ya Rabbi dedi, Allah'ı zikretti. Gece ona bir hal oldu, o normalde o zamanın kutbunu görüyor. Veyahut da o kutbu görüyor, o veliyi görüyor. Onun manevi olarak Hacet kapısı oluyor. Manevi olarak Hacet Kıblesi oluyor. O normalde onu kendinden görecek. Bazen insanlar kendilerince aldanırlar. Yani bu kim? Bizim şeyhimiz mi? Şeyhimiz. Acaba ne ki bu? Hatta onu böyle dayanamaz, sen nesin diye sorar.
Neden? O Hacet Kıblesi çünkü. O normalde manevi olarak insanların problemlerini çözen, manevi olarak insanlara yol gösteren. Öyle olunca bu tip zatlar genel olarak ehlibeyt ahlaklıdır. Genel olarak ehlibeyt damarlıdır. Genel olarak bu tip zatlar tabiri caizse ehlibeyt aynası gibidir. Onu görenler ehlibeyt görmüş gibi olurlar.
Aslında onlar manevi olarak ehlibeyttir. İnsanlar zahire göre hükmederler ama onlar gerçek ehlibeyttir. Sordular peygambere sallallahu aleyhi ve selleme. Ya Resulallah gün geçtikçe, ehlibeytin çoğaldıkça biz onları nasıl tanıyacağız dediler. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri net cevap verdi. Kim Kur'an ve sünnet seneyime sımsık yapışırsa o benim ehlibeytimdir. Sımsık yapışanlar zamanın kutupları, velileri, evliyalarıdır. O yüzden onlar ehlibeyt gibidir. O kapıya gelen maddi manevi problemlerini çözer. O kapıya gelen bu noktada manevi olarak herhangi bir sıkıntısı kalmaz o kapıya gelen. Orada hacetini söyleyen, orada normalde derdine manevi olarak derman arayan onu orada bulur.
O yüzden o Allah dostları da verdikleri şeyleri kendisinin olarak görmez. Ben bazen hizmet eden kardeşlere derim ya, burada hizmet ediyorsunuz. Kendinizi bir şey zannetmeyin, Allah'ın lütfu. Bir şey dağıtıyorsunuz. Bu sizin malınız değil. Bu Allah'ın. Sen Allah'ın malını dağıtıyorsun. Allah'ın malını ikram ediyor. Allah ikram ediyor. Sen kendinden bir şey görme. Sana o hissi veren de Allah. Seni kendi yolunda hizmet ettiriyor. Bu lütfu bil, bu ihsanı bil. Bu ihsanı bil, ona göre yürü. Allah bizi onlardan eylese. 2250'den devam edeceğiz. Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı, Rum da.
Türk de hayrete dalmıştı, Arap da. Hayat suyu Kerem deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişti, Acem'de. Buradan inşallah Allah'tan bir şey gelmezse, önümüzdeki hafta 2250. Beyt'ten devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Allah razı olsun. Sürçülisan ettiysek, af ola. Bazen bizim sohbetlerimizden alınanlar oluyormuş. Arkadaşlar, benim herhangi bir siyasi kilim yok. Bunları ikide bir de söylüyorum. Benim siyasi bir kimliğim de yok. Siyasi bir kliğim olmadığı gibi, siyasi bir kimliğim de yok. Benim siyasi bir partilerle de işim yok. Benim dinim, Kur'an ve sünnet. Siyasetim, vatanım ve millet.
Benim başka bir şeyim yok. Hiçbir siyasi partinin ön bahçesi, arka bahçesi değilim. Hiçbirisine, bakın hiçbirisine, hiçbir dini kliğim de yok. Ben Kur'an ve sünnete tabi, ibadetlerini Hanefi fıkhına göre yapan bir Müslümanım. Sufiliği de ilk sufilerin yolu olarak algılayan, ilk sufilerin disturlarına bugün için uymaya çalışan bir kimseyim.
Bu kadar. Daha fazla değilim. Allah bizi affetsin. O yüzden böyle bizim konuşmalarımızdan bazı siyasi partilerin alınması kendilerinin işi. Beni ilgilendirmiyor. Hırsıza hırsız demeyeceğiz de, rüşvetçiye rüşvetçi demeyeceğiz de. Kime ne diyeceğiz? Bu kadar yani adam yapıyorsa yapmasın. Haksız davranıyorsa davranmasın. Adaletsiz davranıyorsa davranmasın. Vatandaşları bölüp parçalıyorsa, bölüp parçalamasın. Zengini ayrı, fakire ayrı davranıyorsa. Dininin yarısı gider diyor hadis-i şerifte. Yapmasın. Hukukun önünde, devletin önünde, zengin de, fakir de bir olsun. Bir değil ise bunları uygulayanlar da Allah kahri perişan eylesin. Amin.
Bizim bu konuda bir sıkıntımız yok. Yani böyle de hani onlara böyle Allah işte şöyle böyle hani olumlu yaklaşamıyorum. Bu insanların ciğeri yanarken ben onlara olumlu yaklaşamıyorum. Bu insanlar normalde adaletsiz diye, hukuksuz diye, bu insanlar rüşvete, bu insanlar ayırmacılığa, kayırmacılığa böyle duçar oluyorsa ben bunları yapanlara karşı rahmetli davranamıyorum. Toleranslı davranamıyorum. Ben bu insanların içerisinde yaşayan bir insanım. Benim ayrıcalıklığım yok. Ben sırça köşklerde oturmuyorum. Ben insanlarla beraber yemek yiyorum. Onlarla beraber pilava kaşık atıyorum. Onlar hep beraber yaşıyoruz biz. Bizde ayrım gayrım yok. Herkes aynı yerde oturuyor. Eee zengini de fakiri de burada.
Ben de buradayım. Eee o zaman birilerinin canı yanmışken, birileri hukuksuz diye, adaletsiz diye duçar olduysa benim canım yanıyor onlarla beraber. O yüzden ya böyle etmese, böyle dua etmese, dili çok sivri yok. Ben husisi dilimi sivri etmiyorum. Benim dilim Kur'an ve sünnet dili. Evet. Bütün insanlar hüsrandadır. Bütün insanlar. O veliydi, o evliyadı, o nakşibendiydi, o kadiriydi, o rufaydı, o mevleviydi, o devlet başkanıydı, o bürokratdı, o askerdi, o polisti, o çiftçiydi, o esnafdı, o zanatkardı, yok. O kafirdi, o münafıktı, o hristiyandı, o yahudiydi, yok.
Bütün insanlar hüsrandadır. Bunu bil. Ancak iman edip, iman edip, iman etti. İman, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, mahşere, din gününde hesap vereceğine, kaderin varlığına, cennete, cehenneme, cennetin ve cehennemin ebedi olduğuna. Bunlara iman edecek. İman bu. Bunun dışında bir iman tanımıyorum ben. O zaman iman eden, salih amel işleyen, yani iyi ameller işleyen, farzları yerine getiren, nafilellerle Allah'a yaklaşan, salih amel, insanlara faydalı olan, insanlara zarar vermeyen, salih amel. İnsanların içerisinde, insanların derdiyle dertlenen, salih amel yetmedi. Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.
Hakkı tavsiye etmek. Adem'den beri insanların nefsine uydu. Adem'den beri insanların ayağının kaydı. Adem'den beri alimlerin, şeyhlerin, alimlerin, şeyhlerin, amirlerin, amirlerin, hakimlerin ayağı kaydığı yer, hakkı tavsiye etmek, hakkı konuşmak, hakkı haykırmaktır. Sen alim olabilirsin, hakkı konuşmuyorsan, sen ahir zaman alimisin, yerin cehennemsin.
Sen şeyh olabilirsin, hakkı konuşmuyorsan, hakkı anlatmıyorsan, senin yerin cehennemdir. Sen hakkı konuşacaksın, hakkı savunacaksın, hakkı haykıracaksın. Hak, Kur'an ve sünnettir. Hak, insanlıktır, insanca davranmaktır. Hak, sen o hakkı tavsiye edeceksin. Hakkı tavsiye etmiyorsan, sen de hüsrandasın. Hüsrandasın. Sen ne olursan ol, kim olursan ol, makamın, mevkin, mesleğin, senin ırkın, dilin ne olursa olsun. Eğer sen hakkı tebliğ etmiyorsan ve hakkı yaşamıyorsan, hüsrandasın kardeş. Dilin çatal olmasın. Dilin sivri olsun da dilin çatal olmasın. Dilin çatalsa kork.
Zengini ayrı konuşuyorsun, fakiri ayrı konuşuyorsan dilin çatal senin. Sen bürokrata ayrı konuşuyorsun, insanlar ayrı konuşuyorsan dilin çatal senin. Sen siyasetçiyi ayrı konuşuyorsun, insanlar ayrı konuşuyorsan dilin çatal senin. Dilin kopsun senin. Sen o zaman hakkı haykırmak zorundasın. Allah sana o ilmi verdiyse, sen o ilimle hakkı haykırmak zorundasın. Eğer hakkı haykırmıyorsan, sen dilsiz şeytansın o zaman. Sen şeytana dostsun, Allah'a değil. Sen gece gündüz şeytanla ilmek ilmek, kaneviçe şeytanlık örüyorsun. Başka bir şey değil. Sen insanların parasına gözünü dikmişsin. Sen insanların dünyalığına gözünü dikmişsin. Sen üç beş kuruşa bozulanlardansın. Sen bozuksun.
Sen bozuksun. Senin cinsin bozuk, cibilliyetin bozuk. Senin kanın da bozuk, sütün de bozuk. Evet, tövbe et. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Dön bozukluktan. Dön çatal dillikten. Dön vefasızlıktan, hainlikten, ikiyüzlülükten. Dön, dön nankörlü olmaktan dön geriye. Yoksa sen hüsrandasın. Dördüncü madde ne? Sabrı tavsiye etmek. Yolda sabır, imanda sabır, İslam'da sabır, sufilikte sabır, sabır. Cahil insanların içerisinde yaşamak sabır. Bu sokaklarda yaşamak sabır.
Bu sosyal bozukluğun içerisinde insanın kendisini temiz tutmaya çalışması sabır. Bu kirliliğin içerisinde insanın kendisini temiz tutmaya çalışması sabır. Sen o sabrı göstereceksin ve o sabrı da insanlara tavsiye edeceksin. Etrafına tavsiye edeceksin. Kardeş namazda sabır, oruçta sabır, zikirde sabır, dersini çekmekte sabır, iyi insan olmakta sabır. Sabır, annene sabır, annene karşı sabır, babana karşı sabır, eşine karşı sabır, çocuklarına karşı sabır, derviş kardeşlerine karşı sabır, zakirine karşı sabır, şeyhine karşı sabır. Sabır, sabrı tavsiye edeceksin. Yanında çalışan eleman sabır, ona da sabrediyorsun. Müşteriye sabır, ona da sabrediyorsun. Müşteri kıllık yapıyor, tüylük yapıyor.
Şunun şurasında bu varmış, bunun burasında bu varmış. Burası olmamış. Ona da sabrediyorsun. Esnaflık kolay bir şey değil. Ben bir arkadaş tanıyorum, Cevdet Usta'ya dört sefer gitti, arabanın arkasından ses geliyor diye. Cevdet de dört sefer arabasına bindi, gitti, geldi. Cevdet ne var dedim ben, hiçbir şey yok dedi. Eee dedim ben, geliyor işte böyle dedi, biz de gidip geliyoruz dedi, yok bir şey diyor dedi. Ona diyormuş ki, ya evet senin yanına gelince ses gelmiyor diyormuş. Sabır, müşteriye de sabır. Evet, biz de esnaflık yaptık, hala da yapıyoruz. Sabır, müşteriye de sabır. Sabır, imanın yarısı diyor. Evet, hakkı ve sabrı tavsiye etmek. Hüsrandan kurtuluş bu. O yüzden kardeşler, dilim sivri gelebilir size.
Hamdolsun çatal değil. Ha dilim, dili sivri, böyle işte konuşuyor o dereden, tepeden diyebilirsiniz. Ayrılabilirsiniz bizden. Bu noktada sıkıntı yok. Biz insan toplumaya çıkmadık. Böyle bir derdimiz yok bizim. Ben Kur'an ve sünnet mücadelesi vermeye çalışan bir kulum. Başka bir şey değil. Rabbim bizleri affetsin. Amin. Cümlemizi affetsin. Amin. Katından lütfetsin. Amin. Katından ikram etsin. Amin. Katından meccanen versin. Amin. Katından sıkıntılarımızı def eylesin. Amin. Katından müşkilatlarımızı hal eylesin. Amin. Katından maddi manevi her ne derdimiz sıkıntımız var ise hepsine de şifa eylesin. Amin.
Katından bizleri emanına alsın. Amin. Bizleri Cemalullah'ında yaşatsın. Amin. Cemalullah'ını vuslata erdetsin. Amin. Cemal perdesinde yaşattıklarından eylesin. Amin. Bizi aşkullah'ına ulaştırsın. Amin. Kendini aşık kullarından eylesin. Amin. Kendisini zikreden kullarından eylesin. Amin. Kendisine hamd eden kullarından eylesin. Amin. Kendisinin bütün nimetlerine mazhar olan kullarından eylesin. Amin. Bizleri maddi manevi emanına alıp kendi cemalinde yaşattığı kullarından eylesin. Amin. Ecmain. El Fatiha ma selamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.