mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2241. Beyitten) 09.08.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 9 Ağustos 2025 · 1:01:26

Euzubillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, eftali zikrâfâleminnehu, la ilâhû, selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hakkı, hakkı, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı, haykıran ve yaşayan, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihat eden kullarından eylesin.
Nerede, her kim, her ne devlet var ise, Müslümanların hakkına, hukukuna, malına, mülküne, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz edenleri Cenab-ı Hak hepsinde kahri perişan eylesin. Müslümanlara, dinlerinden dolayı haksız ve hukuksuz davrananları kahri perişan eylesin. Beni, İsrail'i ve destekçilerine yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Müslümanların özgürlüklerini kısıtlayan her kim var ise, hepsini yerle yeksan eylesin. Geçen hafta bu cihan tamamıyla fanidir. Aradığını sebatlı, kararlı alemde ara. Suretin sıfırdan ibarettir. Dilediğini mana aleminde dile.
Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy. Feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al. Buraya okuduk, buraya başladıydık, buradan devam edelim diye öyle bıraktıydık. Gördüğünüz gözünüzle gördüğünüz bütün cihan, bütün evren olarak nitelendirdiğimiz her şey ve içindeki nar. Hepsi de fanidir. Bunun içinde dünya olarak, biz dünyada yaşayanlar olarak, bu dünya da fanidir. Dünyanın üzerindeki yaşayanlar da fanidir. O yüzden bu dünya geçici olduğu gibi, dünyanın nimetleri de geçicidir. Dünyanın zenginliği de geçicidir. Dünyanın fakirliği de geçicidir. Dünyanın makamı, mevkisi de geçicidir. Sonuç itibariyle bu dünya bitince, bu dünyaya ait makam, mevki, mal, mülk ne varsa, hiçbir şeyi yanında alıp götüremezsin.
Suret sıfırdır demiş Hazreti Bir. O yüzden normalde bu dünya madem ki geçici, sen normalde aradığını demiş, sebatlı, kararlı alemde ara. O zaman aradığını sen ötelerden ara. Çünkü dünya geçici, bu suret de geçici. Ama mana bakidir. Mana geçici değildir. Ahiret hayatı geçici değildir. Maneviyat da geçici değildir. O yüzden normalde gerçek varlık bu manada Allah'tır. Celle Celaluhu. O bakidir. O da geçici değildir. Öyle olunca sen normalde arayacaksan, sen Allah'ta ara bir şeyi. Kalıcı olandan ara, ne arayacaksan. Ebedi olana gözünü dik.
Dünyanın geçici zevkine, heva, hevesine değil. Dünyanın geçici şataatına, şatafatına değil. Bu beden de geçici, bu dünyadaki mal da geçici, bu bedendeki suret de geçici. O yüzden sen bu dünyaya geldin, Allah'ı tanımak, bilmek için gönderildin. Senin başka bir amacın yok. Başka bir yaratılış amacın da yok. O zaman sen bu dünyaya geliş amacına uygun bir hayat yaşa. Ona göre bir davran. O yüzden Hazreti bir acı ve tatlı, acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy. Feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al. O yüzden sen bu nefsin geç. Burada canı ver dediği, bu normalde kimse senin ölmeni istemiyor. Ama sen heva ve hevesini ilah edinmekten kurtul. Sen nefsin oyunlarından kurtul.
Sen bu nefsi Allah yoluna feda et. Nefsini Allah yoluna feda et. Nefsini oraya rahmet, oraya boyun büktür. Yani sen nefsini Allah'ın emirlerine boyun büktür. Allah ve Resulünün yoluna boyun büktür. İmanın kemaline var. İmanın kemaline varmak, nefsi Kur'an ve sünnete boyun büktürmekten geçer. Sen nefsi boyun büktürmezsen, senin imanın kemale ermez. Sana imansızsın diyen yok. İman ettin ama imanın kemale ermedi. Sebep? Sen nefsini çünkü Kur'an ve sünnete boyun büktürmüyorsun. Sen nefsini Kur'an ve sünnete tabi kılmıyorsun. Sen nefsini kendi heva ve hevesine tabi kılıyorsun. Heva ve hevesinin peşinden gidiyorsun. Oysa bu dünya hayatı olarak her canlı ölümü tatacak.
Herkes burada ölümü tatacak. Mecburi istikamet. Sen o ölümü tatacaksın. Sufilik ise ölmeden önce ölümü tatmaktır. O zaman bu neyle mümkün? Bu nefsini terbiye etmekle mümkün. Öyle aa demekle olmuyor bu işler. Veyahut da işte bir kedi köpeğe bakmakla olmuyor bu işler. Sen nefsini terbiye edeceksin. Nefsini terbiye etmiyorsan sen o zaman candan geçmedin. Nefsini terbiye edeceksin. Nefsini terbiye etmedikten sonra namaz kılmışsın, oruç tutmuşsun, zikrullah yapmışsın. Bunlar seni kurtarmayacak. Nefsini terbiye edeceksin. Eğer nefsini terbiye etmezsen o zaman sen bu dünyanın geçici heva ve hevesine kandın. Dünyanın geçici güzelliklerine aldandın. Sanki bu dünyada ebedi kalacakmış gibi dünyayla haşer neşer oldun.
Allah muhafaza eylesin. Asıl hayat, ayet-i kerimede öyle diyor. Asıl hayat ahiret alemidir. O zaman sen asıl hayata kendini hazırla. Yoksa dünya bir oyundan eğlenceden ibaret diyor yine başka bir ayet-i kerimede. O zaman sen dünyanın oyun ve eğlencesine kandın. Oysa dünyayı ahiretin tarlası yapman gerekirdi. Ama sen dünyaya ahiretlik tohumlar ekmedin. Sen yine dünyada çürüyüp gidecek, dünyada kalacak dünyalık tohumlar attın. Dünyalık tohumlar atınca da o zaman sen dünya hayatında kaldın gittin Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir şey arayacaksan, Hazreti Pir'in deyimiyle bu fanilikte arama. Arayacağını bakilikte ara. Yani sen ahirette ara arayacağını. Sen bu dünyanın peşine düşmüşsün, aradığını bu dünyada bulmaya çalışıyorsun.
Değil. O zaman sen normalde manaya bak, sen surete takılıp kalıyorsun. Veyahut da vardır ya insanlar, insanların suretlerine bakarlar. Suretine veyahut da insanın elbisesine, malına, mümküne bakarlar. Sen onun manasına bak. Manaya doğru yol yürü. Sen mana gözünü açmaya çalış. Mana gözünü açarsan sen insanların da hakikatini, eşyanın da hakikatine mazhar olursun. Mana gözün açılmazsa, yani kalp gözün çalışmazsa sen ne eşyanın hakikatine ulaşabilirsin ne de insanların hakikatine ulaşabilirsin. Sen Allah'tan uzak insanları dost ediniyorsun çünkü mana gözün açık değil. Sen Allah düşmanlarını dost ediniyorsun çünkü manadan haberin yok. Bir bakıyorsun ki Allah düşmanıyla dost olmuşsun.
Bir bakmışsın Kur'an sünnete iman etmemiş, imanı kemale ermemiş, imanı zayıf, onunla dost olmuşsun. Bir bakmışsın ki sen Allah muhafaza eylesin. Küfre yardım ediyorsun. Küfre hizmet ediyorsun. Mana gözün açık olmadığından sen hayırla şerli de ayıramıyorsun. Mana gözün açık olmadığından kim iyi kim kötü onu da ayırt edemiyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. O yüzden Cenab-ı Hak hani hadis-i şerifte Allah sizin suretlerinize bakmaz, mallarınıza bakmaz, kalplerinize bakar diyor ya. O zaman senin kalbinle ameline bakın. Önce kendi kalbine bak ve kendi ameline bakın. Başkasını bırakın. Hadis-i şerifte Cenab-ı Hak sizin kalplerinize ve amellerinize bakarlar.
Müslim'de geçer bu hadis-i şerif. Kalplerinize ve amellerinize bakar. Yani normalde benim kalbim temiz demekle de olmuyor. Ameline bakıyor senin. Hani biz ya namaz kılmıyorum ama benim kalbim temiz. Kırak kardeşim bu martavalları sen. Bunların hepsi de boş muhabbet. O namaz kılmıyormuş ama kalbi temizmiş. O Müslümanlar gibi değilmiş. Sen bütün Müslümanları sen gıybet ettin. Bütün Müslümanları kötü gösterdin. Küfre girdin farkında değilsin. Ben Müslümanlar gibi değilim dediğinde aslında dinden çıktım. Sebep? Ya Müslümanlar dediğinden Adem Aleyhisselam'dan Muhammed-i Mustafa'ya kadar bütün peygamberler, Muhammed-i Mustafa'dan bugüne kadar gelen bütün Müslümanları kattın sen işin içine.
Sen ahman değil aptalın dik alasısın. Küfrün batağına girdin sen. Sen ne ama Müslümanlara laf söylüyorsun? Bütün Müslümanlara laf söylüyor o kimse. Hadsiz, hukuksuz, cahil hiçbir şey bilmiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak sizin mallarınıza, suretlerinize bakmaz. Allah sizin kalbinizdeki niyetinizle fiiliyatınıza bakar. O zaman bir kimsenin kalbiyle fiiliyatı birbirine tutacak. Kalbiyle fiiliyatı. E kalp bir yerde, fiiliyat bir yerde. Olmadı. Hani diyorlar ya ben namaz kılmayı çok istiyorum ama bir türlü kılamıyorum. Kılamadın müddetçe dinin direği gitti senin. Sen namazı kılacaksın beş vakit. Sen o beş vakit namazı hiç kaçırmayacaksın.
Son kale namazdır çünkü. Bir kimsenin namazı yoksa onun dini vecibeleri gösterişten ibarettir. Onun dini olarak davranış biçimi görüntüden ibarettir. O kimsenin namazı tamam olacak. O kimse namazı kılacak. O boynunu bükecek Allah'a. O boynunu bitmiyorsa laf onun. Her şey laf. Bakın her şey laf. Bütün her şey laf onun. Kardeş açık ol, kapalı ol. Sakallı ol, sakalsız ol. Ne iş yapıyorsan yap. Namazını kıl. Namazını kıl. Hadis-i şerifte namazı olmayanın dini de yoktur. Namaz dinde son kaledir.
Orası yıkılırsa o kimsenin dini yıkılır. Namaz orta direktir. Evin direği gibidir. Dinin direğidir namaz. O yıkıldı mı o kimsenin dini yıkılır. Bunları hafifletmeye gerek yok. Hadis-i şerifler bunlar. Bunları hafiflete hafiflete insanlar namazı önemsemez hale geldi. Namaz önemli kardeşim. Namazı terk eden bir kimsenin imanını göçüp gideceğine ihtimal verilmez.
Bakın namazı kasten terk eden bir kimsenin bu dünyadan imanını göçüp gideceğine ihtimal verilmez. Namazı kasten terk etmiş. Kasten terk ettiyse o kimsenin namazı evet o kimseye imansız bu dünyadan göçer gider. Büyük ihtimalle imansız bu dünyadan göçer gider. O yüzden Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar. Fiiliyatınıza bakar. Öyle sadece senin kalbine bakmaz. Senin ameline de bakar. Senin kalbin temiz. Eee sen hukuksuz davranıyorsun. Öyle bir şey yok. Onun kalbi temiz. O namaza gidecek ama rüşveti yan cebime koy diyor. Olmaz. O kalp seni kurtarmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mana makbuldür, niyet makbuldür, amel makbuldür. Kimisi de mana makbuldür deyip ameli kenara atıyor.
Değil kardeş. Mana makbuldür. Amel de makbuldür. Mana kadar amel de makbuldür. Amel makbul olduğu kadar mana da makbuldür. Bunun ikisini denk götürmek zorunda bir Müslüman. İkisini denk götürecek. O yüzden evet. Beden kabuk beden önemli değil. Beden kabuksa namaz üstlüyorsun o bedeni. Madem beden kabuk, namaz üstlüyorsun onu, madem beden kabuk asıl olan ruh, sen bedeni süslemek için bu kadar elbise modadır, bilmem nedir, boyadır, dayadır.
Neden buraya para harcıyorsun? Söylediğin ne? Fiiliyatın birbirini tutmadı. Madem beden kabuk, o zaman bedenini bu süslemenin derdi ne? Madem beden kabuk, yaz kreasyonu ayrı, kış kreasyonu ayrı bu ne? Madem beden kabuk, habire al masraf et, habire israf et bu niye? Madem beden kabuk, elim Fransız'ın kozmetiklerinin bu kadar para niye? Öyle diyor bana hanımefendinin birisi. İşte hocam asıl önemli olan ruh değil mi? Beden mi? Allah affetsin beni. Bu kadar boya neden yüzünde dedim asıl önemli olan ruhsa? Hocam nereden anladınız boyalı olduğumu dedi. Anlamak için dedim bir şey olmana gerek kalmıyor dedim. Dedim bu kadar boyayı neden sürdün üzerine?
Neden dekolte giyinip de çıktın dedim evden dışarı çıkarken? Madem ki beden kabuk. Neden aynanın karşısında 45 dakika durdun? Madem ki beden kabuk. Ruh asıl. İyi güzel madem beden kabuk. Eee biz ruha bakalım. Ruhtan anlıyor sanki. Bilgiç ya herkes. Çok biliyor ya internetten okuyorlar ya her şeyi. İnternetten okuyor beden kabuk asıl olan ruh. İyi asıl olan ruh. Gördün mü ruhunu dedim. Neye benziyordu dedim. Durdu. Dedim sözle bitmiyor bu iş. Dedim ruhun bedeninden çıktı.
Beden ne olarak gördü ruh dedim. Nasıl dedi. Öyle ya dedim. Dedikodu yapıyorsan dilin kaç metreydi dedim. Harama bakıyorsan gözlerin kan çukuru muydu dedim. Haram yiyorsan, haram içiyorsan dedim. Miden dedim. Cehennem kazanın gibi mi gördün dedim. Hocam böyle mi görünüyor dedi. Böyle görünse ne yapardın acaba dedim o bedeni. Mananız açılmış olsa, bilmeden bir anlamadan, idrak etmeden, haram yiyen bir kimsenin haram bir şeyini yeseniz, midenizi ateş çukuru görseniz ne yapardınız? Bir dedikodu yaptığınızda, bir gıybet ettiğinizde, gece dilinizin 18 arşın tır gibi, 18 metrelik tır gibi olduğunu görseniz ve mahşeri gözünüzün önüne getirseler, o dilinizi yılan bağlar gibi üstünüze bağlasalar, onu taşıyacağım diye uğraşsanız gıybet eder miydiniz bir daha?
O yüzden can vermek demek, nefsi Kur'an ve sünnete tabi tutmak demek. Sufilik, sufilik, nefsi Kur'an ve sünnete tabi tutmak demektir. Nefsi Kur'an ve sünnete tabi tutmak demektir. O yüzden sen Kur'an ve sünnete o canını verirsin, o zaman Cenab-ı Hak sana binlerce hakiki can feda eder. Binlerce canın olur senin.
Öyle bir hale gelirsin ki bütün sıfatsal tecelliyatlarda sen bir bakarsın ki bir tane neyse ismin Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Ali neyse onu görürsün. Her ayrı perdede senden bir tane daha görürsün orada. Canı feda ettiysen, Allah da sana can verdiyse, nefis meratiplerinin neresindeysen o kadar can görürsün. Daha da ileri gidersen, sen Kemal-i Şerbeti içersen, Cemalullah perdesine geçersen, o zaman sen bakarsın ki bütün perdelerde senden biten daha var.
Yaşa da gör, Hazreti Pir'in sözünü sana hakiki can verir dediğinden ne anladık, anladık ki insanlar. Mesnevi okuyorlar, herkes mesnevi ham. Sordum birisine çünkü. Biz dedi mesnevi okuyaraktan yaşıyoruz dedi. Hakiki candan kasıt ne hocam dedim. Profesör, Hazreti Mevlana'nın sen Allah'a bir can ver borç, ödünç. O sana binlerce can verir dediğinde bu binlerce ne, binlerce candan kasıt ne hocam dedim. Kasıt ne? Hazreti Pir burada neyi anlatmak istedi dedim. Kaldı. Evet kalacak zaten.
Şimdi sohbetten devşirip söylerler. O kimse Cemal perdesine geçti mi? Cenab-ı Hak ona bütün perdelerde onu var eder. O kimse kendisi hayretten hayrete geçer. Bütün sıfatlarda onu var eder. Binlerce can olmuş olur. Onu maşa gibi kullanır. Onu alet gibi kullanır. Ayrı mesela. Evet o nefse hani nefsi vermek. Onun bir de zahiri var ne? Allah yolunda cihad edip şehit olmak. Bu işin kolay tarafıdır. Çıkarsın savaşa, savaşa çıkarsın canı verirsin orada. Bitti. Nefisle mücadele zordur. Nefise mücadele etmek zorun zorudur. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki nefisle cihad cihadı ekberdir.
En büyük cihattır dedi. Sebep sen savaş meydanına çık. Bir kurşunluk işin vardır. Kurşun atarken yersin şehit olursun. Hiç valla. Gözünü kırmazsın. Şu nefis var ya. O nefisle mücadele gerçekten herkesin ve bütün Müslümanların patinaj ettiği yerdir. Bütün Müslümanların. O nefis insanın takvasını bozar, orucunu bozar, namazını bozar, insanı bozar, insanın delikanlılığını bozar, kadının kadınlığını bozar, namusunu, şerefini, haysiyetini yerle bir eder o nefis.
Nefis öyle bir melanettir. Nefis öyle bir şeydir ki hiç yapmayacağını yaptırır sana. Hiç konuşmayacağını konuşturur. Hiç bakmayacağına baktırır. Nefis öyle bir melanettir. Nefise karşı devamlı uyanık. Asıl ribat odur zaten. Hani ribatla alakalı hadis-i şerifte düşman sınırlarında hani böyle nöbet tutmak der. Asıl düşman içimizde. Nefis, asıl ribat nefsin üzerinde devamlı nöbet tutmaktır, uyanık olmaktır. Bu da ancak zikrullah ile mümkündür. Asıl cihat da budur. Asıl canı vermek de budur. Eğer öyle olursa maddi manevi, maddi hani siz o Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyeniz var ya hadis-i ayet-i kerime Bakara 154. O savaş meydanında öldü.
Evet onlara ölü demeyeniz. Öbürkü de nefisle cihat yaptı. Nefisle cihat yapa yapa yapa nefsine canını verdi. İşte ölmeden önce ölünüzün sırrına ulaştı. İşte ona da ölü diyemezsiniz. Siz şimdi hadi Üftada Hazretlerine ölü deyin. Hadi Emir Sultan Hazretlerine ölü deyin. Hadi İsmail Hakkı Burseva Hazretlerine ölü deyin. Hadi siz Abdullah Gürbüz Efendi'ye ölü deyin. Hadi siz Çorum Nacı Mustafa Efendi'ye ölü deyin. Hadi siz Hacı Ebu Bekir Baba'ya, Hacı Elaydar Efendi'ye ölü deyin. Hadi siz geçmiş Şeyh Efendileri, Pir Efendileri ölü deyin hadi. Diyemezsiniz. Neden? Onlar nefislerini eze eze yürüdüler. Herkes paraya bozulurken onlar bozulmadı. Herkes mala bozulurken onlar bozulmadı.
Herkes kadına bozulurken onlar bozulmadı. Herkes onun bunun parasını üterken onlar ütmediler. Onların arkada trilyonlarca para, miras bırakmadılar. Bırakmadılar. Çorum Nacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin fukara bir evi vardı. Gördüm bizatihi, ziyaret ettik Abdullah Efendi Hazretleri'yle. O zaman Mustafa Efendi'nin hanımı da sağdı. Beni tanıştırdı. Allah rahmet eylesin. Hatta Hacı Anne dedi, bu kim Abdullah Efendi dedi benden için. Bu dedi bayındırlı. Ha meşhur bayındırlı Mustafa Efendi bu mu dedi bana. Ben meşhur olmuşum haberim yok. Bu dedi. Görüştük, konuştuk.
Orada bazı konular konuşuldu. Fukaray sabirinden. Arkaya 17-20 trilyon para bırakmamış Çorum Nacı Mustafa Efendi. Abdullah Gürbüz Efendi de arkada 17 trilyon bırakmadı. Ben kalan mallarını çocuklarına ben paylaştırdım. Bir tane Gecekondu evi vardı. Bir tane de onun yanında eski dergah vardı. Bir de oturduğu ev vardı. Bir de caminin yanındaki ev vardı. Caminin yanındaki evin de yarısını bana ver dedi. Bu kadardı malı. Ben paylaştırdım çocuklarının içerisinde.
Mustafa Efendi gel oğlum dedi. Bunları paylaştır dedi. Benim sağlığımda herkes nereye alacağını bilsin dedi. Ben pay ettim malları. Evet. Bu ümmetin parası mıydı? Bu bilmem kimin parası mıydı? Yoktu. Ben eski evi bir damadına verdim. Dergahı küçük damada verdim. Oturdukları evi de normalde iki oğlana verdim. Bu kadardı malı. O yüzden onlar nefislerine basa basa kıra kıra yürüdüler. Basa basa kıra kıra yürüdüler. Nefis de cihat ettiler. O yüzden rüyada da görürler, hallede görünürler.
Siz onlara ölü demeyiniz. O yüzden asıl önemli olan her zaman içindir. Nefis de cihattır. Hani sahabeden bir kimse öbür vefat etmek üzereydi. Allah Resulü sordu. Dediler ki şehit oldu. Olmadı dedi Allah Resulü. Gidin dedi bakın arayın bunu. Yaralıların içerisinde buldular. Ona sordular. Ne için savaştın? Bu kafirler gelir de bizim hurma bahçelerimize el koyarlar diye savaştın. Dedi öldü. Saddak ya Resulullah dediler. Bu hurmalık için savaşmış. Allah için savaşmamış. Sen sufiliğini Allah için yap. Nefsin için yapma. Sen dervişini Allah için yap. Nefsin için yapma. Sen şeyhliğini Allah için yap.
Nefsin için yapma. Sen alemliğini Allah için yap. Nefsin için yapma. Dünyaya kanma. Paraya, pula kanma. Ben şeyhim deyip onun bunun malına konma. Ben şeyhim deyip ona buna salma salma. Yapma. Ahir zaman şeyhliği yapma. Otur oturduğun yere. Kimseye şeyhinillah deme. Kimseden bir şey isteme. Merak etme. Sen dosdoğru yoldasan, sana lazım olan yolda gelir. Ne lazımsa. Sen şeyhliğin, şeyhlik makamının boydunu bükme. Kirletme o makamı. O makamı kirletme. Zakirlik makamını kirletme. Kimseden bir şey isteme. Çavuşluk makamını kirletme. Kimseden bir şey isteme.
Andırma. Zakirlik yapacaksan, dosdoğru yap. Hiç kimseden hiçbir şey istemeden yap. Çavuşluk yapacaksan, hiç kimseden hiçbir şey istemeden yap. Bu yol kaldırmaz. İstismar etme. Ben hizmet ediyorum deyip de ona buna da çemkirme. Ona buna da laf söyleyeceğim diye uğraşma. Terbiyeni takın, ahlakını takın, dosdoğru bir dervişlik yap. Yoksa burada yürür gidersin, senin yürüyüp gittiğini kimsenin de haberi olmaz. Kimse de senin peşinden nereye gidiyorsun demez burada. Hatta gidiyorsan yayı görürüz, biz daha uzağa gidersin. Bir tanem yayını görürüz biz iyice. Daha uzağa gitsin, yüzümüzü dahi görmesin isteriz. O yüzden, evet, sufilik manadır, mana kadar da fiiliyattır.
Ve Allah yolunda o kimse nefsini eze eze yürür. Allah bizi onlardan eylesin. Eğer bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa, bari şu hikayeyi dinle. Bunca bu sohbetleri yaptık, sen hala da bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa, sen bu hikmetleri, bu normalde ta olayın başından itibaren anlattıklarımızdan bir ders almadıysan, bu söylediklerimizden sen kendine bir hisse çıkarmadıysan zaten burada durma.
Dersini ver, yürü git. Üzme hiç kimseyi. Öyle hala da böyle kendince cömertlik gösterisi, kartondan insanlık yapma. Yapma. Cömertlik yapacaksan dost doğru yap. Neyin nereye verileceğini bil de yap. İnsanlık yapacaksan dost doğru yap. Sufilik yapacaksan dost doğru yap. Zakirlik yapacaksan dost doğru yap. Çavuşluk yapacaksan dost doğru yap. Sonra bir gün onun hesabını veremezsin. Dervişlik yapacaksan dost doğru yap. Sonra onun hesabını veremezsin. Sonra o hesap çok ağır kesilir. Bir bakmışsın ki yerliye eksan olmuşsun manada. Sonra gelmiş Geylan Hazretleri kılıcını vurur geçer. Hesabını soran olmaz.
Kayıda bile almazlar seni. Allah bizi muhafaza eylesin. Zamanında Kerem ve ihsanda Hatemi Tayyi'yi geçen ve naziri bulunmayan halifenin hikayesi. Eski zamanda bir halife vardı ki Hatemi cömertliğine köle etmişti. İhsan ve adalet bayramını yüceltmiş. Dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı. Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş. Lütuf ve ihsan kaftan kafa yayılmıştı. O padişah topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu. Hatemi Tayyi, Arap tarihinde cömertliğiyle meşhur bir şahıs. Hazreti Pir burada öyle bir halifeden söz ediyor ki, söz ediyor ki halife, yani Müslümanların emiri, Müslümanların bugünkü tabiriyle devlet başkanı, Müslümanların bugünkü tabiriyle padişahı, kralı, ne bileyim işte, cumhurbaşkanı, başkanı, neyse.
Öyle bir halifeden söz ediyor ki, onun cömertliği, hatemi bile gölgede bırakmış. Yani bu mecaz, bu anlatılan halife mecazdan ibaret çünkü. Ve o cömertliğin örneği haline gelmiş o halife. Çünkü cömertliğin öyle bir örneği haline gelmiş, Arap tarihinde en cömert insan olarak bilinen Hatemi Tayyi'yi geçmiş.
Ayet-i Şerit Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, cömert kişi Allah'a, cennete ve insanlara yakındır. Cimri kişi ise Allah'a, cennete ve insanlara uzaktır. Demek ki o cömert halife, insanlara, Allah'a ve cennete yakın. Öyle yakın ki, bakın cömerti Allah sever, Allah bir kulunu severse, bir kulunu severse. Cebrail'e emreder, Ey Cebrail'im ben filancasıyı sevdim, sen de sev ve gök halkına nida et der. Cebrail gök halkına der ki, Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Melekler, mümin kulların kalbine ilham ederler, vahy ederler. Derler ki, Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Müminler de o kimseyi sever.
O yüzden derim ben sohbetlerde, Mümini ancak müminler sever. Mümini kafir sevmez, mümini münafık sevmez, mümini mürteç sevmez, mümini fasık da sevmez. Müminin dedikodusunu kafirler yapar, müminin dedikodusunu münafıklar yapar, müminin dedikodusunu ağır olacak ama, öyle demiş İbn-i Mübarek, annesi, babası belli, damgalanmış, onu bunun çocukları yapar.
helallar ve haramlar nemmamlıkla alakalı bölümde geçer. Derler, o ayet-i kerime var ya, onların soysuzlukla damgalanmış der, soysuzlukla damgalanmış sözünü, İbn-i Mübarek Hazretleri der ki, bu annesi, babası belli ama gayri meşru çocuktur der. Annesi, babası belli ama gayri meşru çocuk. Yani Mustafa Özbağ tabiriyle onun bunun çocuğu. Annesi, babası belli ama gayri meşru. Neden? Onlar soysuzlukla damgalanmışlar. Kim? Müminlerin arkasından gıybet eden, müminlere iftira eden, müminlere olur olmaz arkasından konuşan insanlar, soyu, sopu belli olsa dahi gayri meşru çocuklardır. İbn-i Mübarek'e göre. O zaman o normalde mümini ancak mümin sever.
Mümini ancak mümin korur. Mümin korur. Mümini kafir korumaz. Mümini münafık korumaz. Mümini mürted korumaz. Mümini fasık korumaz. Mümini neydi belirsiz insanlar korumaz. Ancak mümini arkasından müminler korur. Müminler korur. Geri kalan korumaz. O yüzden cömert kişi Allah'ın sevdiği kimsedir. Çok ayeti kerime vardır Allah cömertleri sever diye. Bakın çok ayeti kerime vardır. Allah cömertleri sever. Allah tövbe edenleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah kendi yolunda cihad edenleri, mücadele edenleri sever. Allah'ın sevdikleri bellidir. Yani Allah böyle herkesi sevmez. Öyle bir Allah inancı oluşturuyor. Allah bütün kullarını sever. Sevmez kardeşim. Allah'ın lanet dediği kullar vardır.
Allah'ın lanet dediği kullar vardır. Öyle bir şey yok. Yeni bir dün oluşturuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Ve o kimse hatem-i tayiden fazla ya, o Allah yolunda sevdiklerini feda eden bir kimse, Allah yolunda feda edince o kimse zaten iyiliğe erişiyor. Yoksa Allah yolunda bir şey feda etmiyorsan, Allah yolunda herhangi bir şeyin yok ise, senin Allah yolunda Allah'ı sevdiğin dahi şüpheli.
Allah muhafaza eylesin. Çünkü sevdiklerinizi Allah yolunda feda ederseniz iyiliğe kavuşursunuz. Yoksa iyiliğe kavuşamazsınız diyor ayet-i kerimede. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı. O halife, o mecaziz halife sadece mal dağıtmıyor. O kimse aynı zamanda adalet dağıtıyor. Çünkü bir devlet başkanının, bir devletin adaleti bozuksa, o devlet başkanı da, o devlet de yıkılmaya mahkumdur. Siz devasa camiler yapabilirsiniz. Fas'ta yaptılar. Dünyanın en büyük camisi nerede? Fas'ta mıydı? Nerede? Fas'taydı değil mi? Evet.
Ama sen adalet dağıtmıyorsan orada ve senin tebaan, adalet mekanizmasına güveni kalmadıysa, rüşvet kol geziyorsa, kayırmacılık kol geziyorsa, insanlar rüşvetle, kayırmacılıkla kendi işlerini görüyorsa, orada bu tip işleri yapan kimseler bir cezaya mahkum edilmiyorsa, senin devlet başkanlığın devlet başkanlığı değil. Sen orada kartondan devlet başkanlığı yapıyorsun.
O devlet devlet değil, o kartondan bir devlet. Devleti devlet eden adalettir. Devlet başkanını devlet başkanı yapan adalettir. Eğer adalet yok ise o devlette ve başkanda, orası küfür nizamıdır. Orası zulüm nizamıdır. Zenginlere ayrı adalet, fukaralara ayrı adalet oluyorsa, zenginlerin vergileri affediliyorsa, küçük esnafın vergilerinden dolayı ensesinde boza pişiriliyorsa, o devlette adalet yoktur.
Zenginler ve ayrılmış, kayırılmış insanların mahkemede işleri görülüyorsa, ve mahkemenin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa, ama fakir fukara olunca cezayı kilitliyorsa, o devlet adalet devleti değildir. O devlet hukuk devleti değildir. O devlet hukuk devleti değildir. Belirli bir partiye tabi olanlar, belirli bir yere tabi olanlar, bir suç işlediklerinde suçlarının cezaları kesilmiyorsa, ama normal vatandaş o suçu işlediğinde anında kodesi boyluyorsa, cezayı yiyorsa, o devlette adalet yoktur. O devlet yıkılmaya da mahkundur. Edebiyatta kalmayacak. Dicle'nin kenarında bir kurt kuzuyu kaparsa, bunu Ömer'den sorarlar, bu edebiyatta kalmayacak.
Öyle devlet olacak ki, o kurttan kuzunun hesabını soracak. Kuzudan kurdun hesabını sormayacak. Kuzudan kurdun hesabını soruyorsa, kurt seni yerken zorlanmış, sen debelenmişsin, kurt seni yerken deyip de, kuzudan bunun hesabı soruluyorsa, o devlet ve oradaki hukuk, zalimin ta kendisidir. Çünkü, kurttan hesap sorarlar, neden bu kuzuyu yedin diye. Kuzudan hesap sormazlar, sen orada ne arıyordun, kurdun iştahını kaldırdın, bir de o seni yerken debelendin, kaçtın. Öyle bir hesap yok. O zaman o halife, sadece mal dağıtan değil, aynı zamanda adalet dağıtan halifedir.
Bütün peygamberler yeryüzünde, adalet savaşçısıdır. Adalet! Senin dinini sormazlar, senin adaletini sorarlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Habeş'e gönderdi Müslümanları. Talif çok enteresan. Dedi ki, oranın kralı adaletli bir kraldır. Hristiyan! Hristiyan! Ama o Müslümanları oraya gönderdi hicrette. Tek özelliği vardı, neydi? Dedi ki, o adaletli bir kraldır. Adaletli! O zaman bir devlet, adaletiyle devlettir.
O devlette adalet yoksa, o zulüm devletidir. O zulüm devletidir. Adalet önünde insanlar eşit davranmıyorsa, devletin önünde insanlara eşit davranılmıyorsa, devletin ve hukukun önünde, insanların zenginlikleri, makamları, siyasi fikirlerine göre davranılıyorsa, o devlet zulüm devletidir. O zulüm, o devlet küfür devletidir. O devlet insanlara zulmeden bir devlettir. İşte bu halife öyle değil. Hem ihsan ediyor. Yani cömert davranıyor. Hem de adaletli davranıyor. Ve o adaletli bir devlet başkanı demek, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin halifesi demektir.
Devlet başkanı, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin halifesidir aynı zamanda. O devlet başkanı adaletli davranırsa, gerçek bir halife olur. Adaletli davranmıyorsa, o gerçek bir halife değildir. O yıkılmaya mahkumdur. İmam-ı Azam bu konuda fetva vermiştir. Ememilerin yıkılması için fetvayı veren İmam-ı Azam'dır. Fetvayı vermek de kalmaz, tasadduk eder, para da verir. Hanefilerin İmam-ı İmam-ı Azam, Emevi devletinin yıkılmasına fetva verir. Evet, çünkü adalet yoktur. O yüzden adaletli yönetici bu halde geçiyor. Allah'ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biridir.
Yedi sınıf var ya, Allah'ın gölgesinde gölgelenecek. Bir tanesi de ne? Adaletli devlet başkanı. Adaletli yönetici. Sen bir yerde mündürsün. Adaletli davranırsan, Allah'ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde şefsin. Adaletli davranırsan, Allah'ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde başkansın, belediye başkanısın, daire başkanısın. Ne başkan olursan ol. Adaletli davranırsan, Allah'ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde zakirsin. Orada adaletli davranacaksın dervişlere. Adaletli davranırsan, Allah'ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde çavuşsun, orada adaletli davranacaksın. Adaletli davranırsan, Allah'ın gölgesinde gölgeleneceksin. Yok sen bir yerde zakirsin.
Kim sana temanla ediyor abi, avla yapıyor? Sen ona peşkeş çekiyorsan bir şeyleri adaletli davranmıyorsun. Oğlunu, kızını, gelinini peşkeş çekiyorsan dergahı adaletli davranmıyorsun sen. Yok. Sen böyle sana el avuç açanlara böyle temanla edenlere davranıyorsan adaletli davranmıyorsun. Sen adaletli bir zakir olacaksın. Sen adaletli bir çavuş olacaksın. Sen adaletli bir şeyh olacaksın. Sen adaletli bir hoca olacaksın. Sen adaletli bir müdür olacaksın. Sen adaletli bir başkan olacaksın. Belediye başkanı, o başkanı, bu başkanı, ne başkanı dersen de. Sen adaletli bir genelkurmay başkanı olacaksın. Sen adaletli bir bakan olacaksın. Sen adaletli bir cumhurbaşkanı olacaksın.
Böyle olursan Allah'ın gölgesinde gölgeleneceksin. Hadis-i kudsi çok açık net buharide geçiyor. Adalet. Çocuklarının arasında adaletli davran. Çocuklarının arasında adaletli davranmıyorsan sen adaletli baba değilsin. Sen çocuklarının arasında adaletli davranmıyorsan sen çocuklarının annesi noktasında zalim bir annesin, zalim bir babasın. Adaletli davranmıyorsun. Çocuklarının arasında adaletli davranmıyorsan sen zalimsin. Kim olursa olsun. İslam adaletiyle ayakta durur. İnsan adaletiyle ayakta durur. Bir işletme adaletiyle ayakta durur.
Bir kurum adaletiyle ayakta durur. Bir devlet adaletiyle ayakta durur. Adalet yoksa bir yerde orada hiçbir şey aramam. Hiçbir şey aramam. Bazen olur ya işte bir semazen talimlere gelmemiştir. Ama o tanındık bir annesi babası tanınmış birisidir. Onu programa çıkarırsın. Adaletli davran. Çıkarma talime gelmediyse. Ölçüm başka bir şey olabilir. Aman ben bunu çıkarayım pissin, bu sevsin, bu normalde buraya aidiyet kesmetsin. O onun başındaki kimsenin niyeti buysa söyleyecek bir laf yok. Ama öbür türlü ya bu benim arkadaşımın oğlu, benim arkadaşımın kızı. Adaletli davran.
Sen adaletli davranmakla mükellefsin. Herkese ve her şeye adaletli davranmak. Allah bizi onlardan eylesin. Nahl suresi ayet 90. Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Allah'ın emri budur. Adalet, iyilik. Allah bizi onlardan eylesin. Adalet olmadan yapılan bir ihsan, yardım. Adalet yok ya, o böyle hani bir rüzgar eser her şeyi alır götürür ya, öyle bir rüzgar eser alır götürür. Adalet yoksa bir şeyde, o yeri de bir rüzgar eser götürür. Aile, aile bir rüzgar eser götürür.
Adalet yok. Dergah eser götürür. O kimin dergahı olursa olsun adalet olacak. O bir kurum, adalet yoksa yıkılır gider, dağılır gider, dağılır gider. Adalet önemlidir. Allah bizi onlardan eylesin. Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş. Lütuf ve ihsan kaftan kafa yayılmıştı. O kimse öyle hikmetli infaklarda bulundu.
O halife öyle yerli yerinde işler yaptı. Öyle böyle nerede kime yardım edilecekse buldu onu. Kime infak edilecekse onu buldu. İnfak etmek için infak etmedi. Kime infak, nereye infak edilecekse oraya infak etti. Yani sohbetin başında infak ediyormuş gibi görünüp Allah düşmanlarına yardım etmedi. Kafirlere, münafıklara, mürtedlere, Allah yoluna laf söyleyenlere yardım etmedi. Ya Allah yolunda koşuşturanlara infak etti. Allah yolunda dostluk kurmaya çalışanlara infak etti. Nerede fakir fukara var ona infak etti. İnfak etti kimsenin tembelliğini arttırmadı. İnfak edersin o infak geliyor diye tembellik yapar. Çalışmaz, koşturmaz, gayret etmez. İnfak edenler de ya bu bizim dostumuz, arkadaşımız bunu görelim der.
Doğru değil. Doğru yere infak etmek. Doğru yere dağıtmak. Zekatını, sadakını, fitreni veyahut da yapılan hayırını doğru yere. İşte bu halife infakını doğru yerlere yaptı. Yele savurmadı. Rüzgarın önüne yem etmedi onu. Öyle olunca o böyle ihsan doğru yere yaptıkça deniz ve inci, mecaz buradaki anlam, onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale geldi. Yani o öyle doğru yerlere isabetli bir şekilde infak etti. Deniz ve inci onun yanında sınıfta kaldı. Oysa denizi düşünün. Hani bütün zenginlikleri ve inciyi içinde taşıyor ama o normalde onun, o denizin incisi tabiri caizse, yani Hz. Pir tabirimi hoş görsün, çakıl taşı gibi oldu.
Hani cilli var ya meşe çocukların okuduğu. İnci hani oynadı, biz meşe diyoruz ona. Burada Bursa'da cilli diyorlar. Değil mi? Biz bayınlarda meşe diyorduk ona. Oynarken çocukluğumuzda. Evet. Yani o inci meşe hükmünde kaldı. Böyle at meşe oynar gibi oyna. O yüzden Cenab-ı Hak rahmet hazineleri, iyilik hazineleri Allah'ın elindedir. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Rahmet, rahmet Allah'ın sıfatıdır. Hazine ondadır. Hazine onundur. Sen tasadduk ederken onun hazinesinden harcarsın. Onu kendi malın gibi görme. Tasadduk ettiğin şey senin değil. Zekat veriyorsun ya, senin değil.
Onun hazinesinden veriyorsun. Hani o hazinenin sahibi o, sana demiş ki, şu kadarını dağıtacaksın. Sen onunkini dağıtıyorsun. Sen kendince kendi malını dağıttığını zannediyorsun. Senin bu bir malın yok bu dünyada. Senin bu malın yediğin, içtiğin, giydiğin ve harcadığın. Yani o da sana ibadet amel olarak geliyor. Yoksa bu dünyada bir şey kalmayacak sana. O yüzden, gerçek cömertlik bu manada. Gerçek cömertlik, doğru yere vermek. Gerçek cömertlik, bir de sadece mal dağıtmak da değil. Gerçek cömertlik, adalet dağıtmak. Gerçek cömertlik, hikmet dağıtmak. Gerçek cömertlik, af dağıtmak. Gerçek cömertlik, dua dağıtmak. Gerçek cömertlik, himmet dağıtmak.
Gerçek cömertlik. İnsanlara maddi manevi gönlünü açıp onlara yardımcı olmak. Gerçek cömertlik bu. Biz cömertliği sadece mal dağıtmak, para dağıtmak olarak alıyoruz. Yok, o kimse birisine tebessüm etse dahi gerçek cömertlik yapmıştır. Gerçek cömertlik. Birine tebessüm etmek, birine yardımcı olmak, birine desteklemek, birine muhabbet beslemek. O bir canı sıkılmış, onu rahatlatmak. Cömertliktir bunlar. Cimriler insanlardan uzak dururlar. Katık kalpliler insanlardan uzak dururlar. Kibirliler insanlardan uzak dururlar, insanlar da onlardan uzak durur. Katık kalpliler insanlardan uzak dururlar, insanlar da onlardan uzak durur. Affetmeyenler, insanlar onlardan uzak dururlar, Allah da ondan uzaktır zaten.
Ve o da insanlardan uzaktır. Hazreti Peygamber'e ne diyor? Sen onları affetmeseydin, sen onlara tatlı davranmasaydın, sen onlara sert ve kaba davranmış olsaydın, senin etrafında hiç kimse kalmazdı diyor. Peygamber ne söylüyor? Sert ve kaba davrananlar cimri ve kibirlilerdir. Sert ve kaba davrananın etrafında kimse kalmaz. Ondan sonra beni kimse sevmiyor, bana kimse bakmıyor, benim selamı kimse almıyor. Cimrisin, sert ve kabasın. İnsanlara ters davranıyorsun, insanlara yanlış davranıyorsun. O yüzden seninle insanlar uzaklaşıyor. İnsanlar neden uzaklaşır insanlardan? Sert ve kaba davranışlardan dolayı, katı davranışlardan dolayı. Esnafsın, sert ve kaba davranamazsın.
Esnafsın, esnaflığını yap, müşterilere sert ve kaba davranma. Dervişsin, eşine, çoluğuna, çocuğuna, akrabalarına sert ve kaba davranma. Babasın, çocuklarına ve eşine sert ve kaba davranma. Annesin, eşine ve çocuklarına sert ve kaba davranma. Kardeş, abi, abla, etrafına sert ve kaba davranma. Sert ve kaba davranıyorsan, iletişimin bozulur. Müdürsün, amirsin, memursun, sert ve kaba davranma. Hakkaniyetli davran, adaletli davran. Ve hayatını ona göre dizayn et. O yüzden cömertlik sadece mal dağıtmak değil, güzel huylu olmak da cömertliktir. İnce ahlaklı olmak, o ahlakı sergilemek de cömertliktir. Allah bizi onlardan eylesin.
O padişah, topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu. Buradan devam edeceğiz inşallah. Telegram'da yazdım ama yine burada beyan edeyim, hakkınızı helal edin.
Böyle birkaç gün ince bir rahatsızlık öyle diyelim. Ondan sonra böyle telegramdaki kardeşlere cevap veremedik, telefonlara cevap veremedik. O yüzden tekrar kardeşler haklarını helal etsinler. Bunları daha önce de söylediydim ama yine de belirtmekte fayda görüyorum. Bazen arkadaşlar hani cevap verilmedi diye kendince hani ben çok mu kötüyüm bana cevap verilmedi. Öyle bir kendi kendilerine öyle düşünüyorlar. Öyle değil yani gerçekten artık yaşta geçiyor. Belli rahatsızlıklar var. Bazen zaman zaman o rahatsızlıklar nüksediyor. Öyle olunca da biz bazı üzerimizdeki nafile olan ifadetleri bu manada yapamaz hale geliyoruz. O yüzden bunlara alışacaksınız yavaş yavaş. Yapacak bir şey yok.
Hakkınızı helal edin. Tabii yine de arkadaşlardan bu tip şeylerden dolayı özür diliyorum. Bu normalde bile bile kasıtlı yapılmış bir şey değil. Ama artık yaşın gereği bu tip şeyler yaşayacağız demek ki. O yüzden sizler de alışacaksınız. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. El Fatiha. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi