Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Ağustos 2025 · 1:01:48
Geçen hafta yine o cömertlikle alakalıydı konu. Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Allah'ın inayeti seni hiç ayaklar altına çiğnetir mi? Buraya okumuştuk. Ondan önceki beyt de şun çınarın yaprakları dökülürse Allah ona yapraksızlık azığı bağışlar. Devamında dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Allah'ın inayeti seni hiç ayaklar altına çiğnetir mi? Buraya okumuştuk. Bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği tarlada belli olur. Fakat tohumu ambara kor biriktirirse zaman geçtikçe bitler fareler o tohumu yiyip biterirler. Normalde çiftçilik olarak düşünün. Bir kimse normalde mevsimi gelince ambarında kalan tohumları tarlasına eker. Yani çiftçiler bunu daha iyi bilirler.
Buğday eken, arp ekenler veyahut da meyve, sebze, genelde sebze yetiştirenler tohumluk ayırırlar bazı şeyleri. Mesela bir kimse buğday eker, buğdayın tohumunu ayırır. Veya yoğurt mayalayanlar yoğurttan bir maya ayırırlar. Bunun gibi bir adam normalde ambarı boşalır yani tohumu saçar tarlaya ama bu işin iyiliği tarlada belli olur. Yani Allah başaklara bire yedi, bire yedi yüz verir ya bir tohuma. Bununla alakalı. O yüzden bu manada, tasufi manada ekin ekmek, malı infak etmek. Yani sadaka vermek, iyiliğe harcamak, Allah yolunda harcamak. O noktada o kimse tohumu saçıyor yere. Yani ama tabii doğru yere. Bunu doğru yere vermek önemli.
Doğru yere vermiyorsan o zaman bataklığa tohum atmak gibi oluyor bu. Bir çiftçi gidip de bataklığa tohum atmaz. Normalde o çiftçi bakar, toprak tohumunda mı değil mi? Toprak tohumunda değilse de tohum atmaz. Tavını bekler onun. Sürer, tırmıklar, ızgaradan geçirir. O tava gelince atar tohumu. Mesela tohum attıktan sonra bir yağmur yağsa tohumu çürütür yine. O yüzden çiftçi onu bekler, zamanını bekler tohumu atmak için. Ve ambarın boşalması, o kimse infak etti. İnfak edince o kimsenin elinde meta azaldı. Normalde hani o tarlada belli olur diyor. O tarlada yeşermesi de o zaman ahirette ve dünyada onun karşılığını, meyvesini toplamak.
Tabii sufi noktasında, sufilik noktasında bir kimse tohum atarken karşılık beklemez. O karşılık beklemez ne demek? O zaman sen bir karşılık amacıyla o tohum attın. Yani bir hayır hasenat işledin, karşılık bekliyorsun. Veyahut da bir iyilik yaptın, karşılık bekliyorsun. Biz sufiler olarak karşılıksızlığı öğreneceğiz ve hayatımıza bunu adapte edeceğiz. Karşılıksızlığı. Yani biz bir iyilik yaptığımızda onun karşılığını beklemeyeceğiz. Bir hayır hasenat işlediğimizde onun karşılığını beklemeyeceğiz. Onun karşılığını bekliyorsak biz ucuz amelelik ediyoruz. Sufi bu noktada karşılık beklemez. O yüzden normalde herkes ehli, avam kendince karşılık bekler. Bir iyilik yaptığınızda karşısında iyilik bekler o.
Bu avam için normaldir. Hani hadis-i şerifte de size bir kimse de bir hediyede bulunursa, iyilikte bulunursa, siz de ona misliyle veya aynı ile karşılık veriniz. Ama normalde veremiyorsanız da onun iyiliğini söyleyiniz der. Arkasından onun iyiliğini söyleyiniz. Yani onun iyiliğini söyle ki işte iyiler artsın, iyilikler artsın. Ama o normalde ona karşılık vermedi misliyle veya aynı ile karşılık vermedi. Arkasından da onun iyiliğine dua etmedi. İyiliğini söylemedi onun. O nankörlerden oldu. Allah muhafaza eylesin nankörlükten. Öbür türlü ne yapacak o kimse? Normalde bu Müslümanların kendi içerisinde avamın işi. Ama bir Sufi iyilik yaptığında karşılığında iyilik beklemeyecek.
Bir Sufi hayırlı hasenet işlediğinde karşılığından bir şey beklemeyecek. Bunu fise bilillah yapacak. Karşılıksız yapacak. Tebessüm karşılıksız olacak. İyilik karşılıksız olacak. Bu Sufi adabı, bu Sufi ahlakı, bu Sufi ölçüsü avam karşılık bekler. Bunu normalde Sufiler karşılıksız sevmeyi, karşılıksız vermeyi, karşılıksız hizmet etmeyi kendilerine şiar edinecekler.
Sohbet ediyorsun, karşılıksız. Zikrullah ediyorsun, karşılıksız. Birine bir lokma yediriyorsun, karşılıksız. Birine bir hediye ediyorsun, bir şeyi karşılıksız. Tebessüm ediyorsun, karşılıksız. Bakın Sufi bu manada hiç karşılık beklemeyecek. O yüzden tohumu ambara koymak ne? O zaman o kimse maddi olarak malını saklıyor. Tohumu ambara koymak, Sufice, manevi olarak o kimse bilgisini saklıyor. O kimse tecrübesini saklıyor. O kimse ilmini sorana cevap vermiyor. O konuda bir bilgisi var, o konuda bir tecrübesi var. Bilgisini ve tecrübesini yaymıyor. Cömert değil, cimri.
O kimse bilgisini ve tecrübesini yayacak. Anlatacak ki o biriktirenlerden olmasın. Hani o ilim öğrenmiş, işte hadis alimi. Hadis alimi ama ona bir şey soruyorsun. Ben onu kitabımda yazdım diyor. Filanca eserimde var oluyor. Onu anlatmıyor orada. Anlat, sana sormuşlar. Orada fise bilillah ver onu. Ama yok saklayacak ya da onu paraya çevirmeye çalışıyor. Metaya çevirmeye çalışıyor. Allah muhafaza eylesin. O da tohumu ambara saklamak. Tohumu ambarda sakladı. Ne olacak? Bir müddet sonra böceklenecek o. Bir müddet sonra kurtlanacak. Bir müddet sonra çürüyecek. Bir müddet sonra işe yaramaz hale gelecek o. Nasıl tohum bir müddet sonra işe yaramaz hale gelirse, senin metan da bir müddet sonra işe yaramayacak.
Sen onun zekatını vermedin, sadakasını vermedin, hayır-ı hasanet işlemedin. O manevi olarak o para kurtlandı. Manevi olarak o mal kurtlandı. Manevi olarak o kendince, kendi kendini tıkandı. sen tıkattın onu. Sen zekatını vermedin, sen ondan sadaka yapmadın, sen ondan hayır-ı hasanet işlemedin. Bu sefer sen manen kendince diyorsun, benim şu kadar param var, ama senin paran kurtlu. Manevi olarak kurtlu. Sen şu kadar malın var diyorsun, malın manevi olarak kurtlu. Allah muhafaza eylesin. Orada hani Hazreti Pir bitlenir, fare girer diyor ya, bitlenir, fare girer, fare nedir? Hırsızlıktır. Fare girdiği yerde hırsızlık yapar. Talan eder orayı. Yer içer orada, pisler ortalığı. Bitlenir, bitlendiği zaman o bir elbise düşünün.
Elbise bitlenince işe yarar mı? Yaramaz. Yorgan yatak bitlenince işe yarar mı? Yaramaz. O kimse de bitlenir, şahıs da bitlenir. Bitli elbise giydiği zaman o da bitlenir. O zaman manevi olarak da bitlenir o kimse. O zaman manevi olarak da bir fare girer ona. O kimse rüyasında görür, bakar ki işte evine fareler girmiş, bir şeyler yiyorlar, bir şeyler götürüyor dışarı. Rüyasında görür. Mesela işte onun malı, mülkü, evi bitlenmiş, üstü bitlenmiş. Rüyasında görürse hala, hala derviş o. Rüyasında böyle ikaz alırsa, o iyi derviştir. Veyahut da rüyasında bir peygamber onu gider, ikaz eder. Bir sahabe onu ikaz eder. Bir pir efendi onu ikaz eder rüyasında. O iyi derviş. Cenab-ı Hak onun malını korumak istiyor.
İkaz ediyor onu, irşad ediyor. Sen zekatını doğru yere vermedin diyor. Sen zekatını doğru yere vereceksin diyor. Bu enteresandır. İnsan zekatını doğru yere vermezse, malını yele verir o. Kendince havaya cıva yaptı. Hava cıva yaparaktan, etrafa kendince işte havalı cıvalı bir şekilde, hesapta zekat dağıttı. Ama yerli yerine vermedi. Yerli yerine vermediyse, onun malı yele gider. Onun malı fareye bite böceğe gider o. Kurda kuşeyem olur. Allah muhafaza eylesin. İnsanın kendisi de kurda kuşeyem olur. İnsan doğru istikamette yürümez, istikametini kaybederse, o da kurda kuşeyem olur. Çünkü insan hevasına uyar, nefsine uyar.
Doğru yerde, doğru zamanda doğru hareket yapmaz. Nefsine uymuştur, heva hevesine uymuştur. O da kurda kuşeyem olur. O da elindeki nimeti kaybeder. O da elindeki nimeti onun, Cenab-ı Hak uçurur gider. Neden? O kimse çünkü heva hevesine uydu. O çünkü nefsine uydu. O hevasını ilah edindi. O kendi çizgisini unuttu. Kendi dairesini unuttu. Nasıl davranması gerektiğini unuttu. Gaflete daldı. O gafletten dolayı ne oldu? Kendini kurda kuşa yem etti. Kendisini şeytana yem etti. Kendisini nefsine yem etti. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab-ı Hak, kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah onu kat kat fazlasıyla öder dedi. Allah borç alır mı? Almaz. Sen Allah için bir şey verirsen, Allah için bir şey veriyorsun.
Bak karşılıksız vermek bu. Karşılıksız beklemeksizin vermek bu. Sen Allah için bir şey veriyorsun. Sen Allah için bir şey yapıyorsun. Allah için tebessüm ediyorsun. Yok ya paran olması şart değil. Allah için tebessüm ediyorsun. Allah için bir yetimin başını okşuyorsun. Paran varken değil bunu. Sen paran var, sen yetimin başını okşamayacaksın. Yetimin cebini okşacaksın sen. Sen paran varsa, senin gücün varsa yetime tebessüm etmeyeceksin. Yetimin cebine tebessüm edeceksin. Sen yetimi tebessüm ettireceksin. Parası olmayan gitsin yetime tebessüm etsin. Senin paran var, senin gücün var. Sen yardım etmeye muhtedirsin. Sen yetimi tebessüm ettireceksin. Öbürkünün gücü yok, kuvveti yok, kudreti yok, yok.
O tebessüm etsin. Âlâ. E sen paran var, sen tebessüm edeceğim diye uğraşıyorsun. O zaman sen paran olunca hani zenginler geldiler ya Allah Resulüne dediler ki ya Resulallah hani bu zenginler tasadük ediyorlar, bizden öne geçiyorlar. Biz ne yapalım? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onlara dedi ki namazdan sonra 33, 33, 33 bunları çekin. Tekrar geldi fukarallah. Dediler ki ya Resulallah bu zenginler bunu da öğrendiler, bunu da yapıyorlar. Bunu öğrenmişler, bunu da yapıyorlar. Cenab-ı Hakk'ın takdiri bu dedi. Yapacak bir şey yok dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Onlara Cenab-ı Hak lütfetmiş dedi. O yüzden o kimse gücü yerindeyse, ilmi yerindeyse, o kimse karşısındaki yetimi tebessüm ettirecek.
öyle olunca sen Allah için verdin ya, Allah için verdin, Allah'a güzel bir borç verdin. Ayet-i Kerime bu, bakar ayet 245. Allah borç alır mı? Almaz. Ama o kimse canını verdi, ama malını verdi, ama güzel ahlaklı davrandı, tebessüm etti, yapması gerekeni yaptı. O zaman o kimse Allah'a güzel bir borç verdi, Allah diyor onu kat kat fazlasıyla öder. Bakın burada 1'e 700 yok. Kat kat fazlasıyla öder. Burada normalde bir kimse 1'e 10 bekler, verir, 1'e 10 gelir ona. O der ki 1'e 700 bekler, verir, 1'e 700 gelir ona. Değil. Sufi hiçbir karşılık beklemeksizin verir. Hiçbir şeyde karşılık beklemez. O zaman ayet-i kerime onun üzerinde tecelli eder.
Allah ona kat kat verir, sayısız verir. Fazlasıyla öder. Hani bu ne oluyor? Çiftçilikten laf açtık ya, ekin ekmek gibi. Sen bir avuç tohum atıyorsun, bir avuç tohum attığın yerden kaç çuval buğday alıyorsun? Bu onun gibi bir şey. Çiftçiler bunu iyi bilir. İşte 2 kilo normalde muhtar, bir dönüm yere kaç kilo buğday gider? Tohum olarak. Arpa. Kim dedi 25 kilo? Eyvallah ya. Asıl büyük çiftçi arkada ya. Bir dönüm tarlaya 25 kilo buğday. Normal şartlarda bir dönümden kaç ton alıyor? 25 kilo atıyor, 250 değil 500 kilo alıyor.
500-600 alıyor. Düşünün. Allah bunu daha fazla veriyor. Yani normalde ektiğin tohum 25 kilo, ama aldığın ürün 500 kilo, 600 kilo. Bu onun gibi bir şey. O kimse fi ise bilillah verdi, karşılık beklemeksizin verdi. Bu tohum ekti yani. Cenab-ı Hak ona kat kat veriyor. Daha fazla veriyor. O yüzden o normalde baktığımızda, hani yine çiftçilikten gidelim. Hz. Pir tohumdan, ambardan bahsetmiş. O ambardan çıkardığı 25 kilo tohum ekti. Ama ambara 600 kilo koydu. 700 kilo koydu. Yer düzgünse, harikaysa, 750 kilo koydu. Ben normalde son rakamları ondan almak için sordum. Bizim Bayındır'da yer daha böyle önceden münbitti. yaklaşık dönümünden 800 kilo, 900 kilo bazı yerlerden bir ton alırlar da.
Doğru mu? Evet. Ama tabii gün geçtikçe bu gübreler, ilaçlar, şeyin toprağın verimini yok ediyor. Topraklar kısırlaşıyor. Allah bizi yiyesin. O yüzden, evet, normalde biriktirilen mal, yani o kimse biriktirilen mal zekatı verilmeyen, sadakası verilmeyen, onun hayır hasenatı yapmayan kimse, biriktirilen mal, yani o kimse ne yaptı? Bilgiyi aldı, aldı, aldı, aldı, o bilgiyi hava atmak için kullandı. O bilgiyi para sağlayan, dini bilgiler olarak söylüyorum. O kimse normalde para kazanmak için, onu maddeye çevirmek için böyle konuşmuyor hiç. Veyahut da yanındakilere, etrafındakilere anlatmıyor, öğretmiyor. Kendince bilgiyi saklıyor. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden Tevbe Suresi ayet 34 bunları söylüyor. Diyor ki, altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele. bu ayet-i kerimeleri zahir olarak baktığımızda altın ve gümüş biriktiren, yani o kimse zekatını vermedi, sadakasını vermedi, hayır hasenatını vermedi. Mali olarak, madde olarak. Ama bu paradır, ama bu ekindir, ama bu meyvedir, neyse. Ama bu hayvandır. Zekat verilmesi gereken mallardan zekat vermedi o kimse. Bu kendince öyle dedi. Hani ben kazandım bunu. Burada kimsenin hakkı yok. Onlar da çalışsaydı, kazansaydı. Fakir fukara için söylüyor. Ha, o ne yaptı? Onu diyor bir azapla müjdele. Öbürkü ne? Altın ve gümüş biriktiriyor. Altın, Allah'a aşıklık bilgisidir.
Altın, Allah'ı tanıma bilme bilgisidir. Gümüş nedir? Gümüş, normalde, bu manada, o Allah'ı ve tanımanın altında kalan fıkıh bilgisidir, hadis bilgisidir, tefsir bilgisidir. Vay, o altın ve gümüş biriktirenlerin haline. Vay, o ilmi ledüne sahip olup da, ilmi ledünü kendisine saklayanlara. Vay, o Allah'ı bilme, tanıma bilgisine sahip olup da, kendisini kenara çekip, kibirlenip, insanlara bir şey anlatmayanlara.
Vay, o ilim ehli olan hadisçiler, fıkıhçılar, tefsirciler, kendi kendilerine ilim ehli olup da bir köşede oturanlara. Vay ki onlara vay. Onlara Cenab-ı Hak ilim kapısını açtığı halde, ilmini insanların hizmetine yaymayanlara. Onlara Cenab-ı Hak bir ilim kapısı açmış, o ilim kapısını onlara açmış. Ama onlar ilmi saklamışlar, ilmi gizlemişler, ilmi insanlara yaymamışlar. Evlerinde sıcak yataklarından, kışın sıcak yatağından, soğuk yazında serin soğuk odasından dışarı çıkmayanlar. Bir de ahkam kesenler. Hem evinde rahatına bakacak, hem etliye sütliye dokunmayacak. Ne bu? Hadis alimi. Evinde rahat rahat yatacak, uyuyacak. Bu ne? Tefsir alimi. Öbürkü ne? Fıkıhçı. Ne yapıyor bu kimse?
Evinde özel bakıyor, hayatını yaşıyor. Allah sana o ilmi verdi, onun hesabını soracak senden. O hadis ilminin hesabını da soracak senden. O fıkıh ilminin hesabını soracak senden. O tefsir ilminin hesabını soracak senden. Sen ezanlar okundu, neysin? Sen imamsın, oradan para alıyorsun. Sen bunun ilmini yapmışsın, insanlara bunu yaymıyorsun. İnsanlara bunu tebliğ etmiyorsun. Allah bunun hesabını soracak senden. Sen altın ve gümüşü biriktiren hainlerdensin. Başka bir şey değilsin. İnsanlar uyuşturucuya müptela olurken, içkiye, kumara, hırsızlığa koşarken, gençler helak olurken, bilmem kaç tane ilahiyat hocası, profesörü, bilmem kaç tane cami imamı, bilmem kaç tane müftü, akşam olunca kıl beşi, bitir işi, git evinde otur yat.
Allah bunun hesabını soracak herkesten. Anneler, babalar, bu sohbeti dinleyenler, siz Kur'an ve sünneti öğreniyorsunuz, Kur'an ve sünneti çocuklarınıza ve eşlerinize aktarmıyorsunuz. Tebliğ etmiyorsunuz. Kendinizi buraya getiriyorsunuz, çoluk çocuğunuz eğer ki buraya gelmiyor da, oraya buraya gidiyorsa, yanlış yere gidiyorsa, vay sizin halinize. Siz çünkü ilmi yaymıyorsunuz. Siz çünkü iyiliği yaymıyorsunuz. Ümmet olarak bundan sorumlu, bütün ümmet. Siz iyiliği yaymakla mükellefsiniz. Siz doğruyu yaymakla mükellefsiniz. Siz ümmet-i Muhammed olarak ev kuşu olamazsınız. Evinizde koltuk olamazsınız siz. Evinizde sehpa olamazsınız. Siz evinizde bilmem işte vizon sehpa olamazsınız.
Evinizde televizyon olamazsınız siz. Siz ev eşyası değilsiniz. Siz Müslümansınız. Siz müminsiniz. Siz evinizde bir sehpa gibi orada oturamazsınız. Bunu yapamazsınız. İman ehli yangın var ortalıkta. Evinde oturamaz. Oturuyorsa o kimse evinde, o iman onda kemale ermemiş. İman ona tecelli etmemiş. Sen evladına, eşine, akrabalarına, annene, babana, etrafına tebliğ edemiyorsan, sen en yakınına tebliğ edemiyorsan, ona anlatamıyorsan, vay senin haline, vay senin haline, vel asrine linsânele fî hüsrîn, bütün insanlar hüsrandadır. Ancak iman edip, iyi amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.
Sen bununla eğer kendini dizayn etmezsen, vay senin de haline. Sen de altın ve gümüş biriktiriyorsun. Oh ne kadar güzel, derviştin güzel, oturdun Allah'ı zikrettin. Kimle zikrettin? Oğlun yanında mı? Kızın yanında mı? Gelinin yanında mı? Damadın yanında mı? Nerede bunlar? Bunlar nerede? Sen o zaman iyi bir baba değilsin, çocuğun senin yolundan gitmiyorsa. Sen iyi bir anne değilsin, çocuğun senin yolundan gitmiyorsa. Sen o zaman çocuğuna farklı davrandın, eksik davrandın. Çocuk dedi ki, kim bu? Babam. Ya böyle mi Müslüman olacak? Bunun gittiği yerde hayır yokmuş dedi. Kız veya oğlan baktı annesine, böyle mi Müslüman olunacak?
Böyle mi derviş olunacak? Dedi, gitmedi onun yolundan. Anneler, babalar, siz de altın ve gümüş biriktirmişler gibi azapla müjdeleneceksiniz. Anlatmadınız, ilmi yaymadınız, etrafı anlatmadınız. Yanı başınızdaki komşuyu anlatmadınız, anlatamadınız. Çünkü iyi bir komşuluk tesis etmediniz siz. Komşunuz sizden rahatsız. Anneniz, babanız sizden rahatsız. Evlatlarınız sizden rahatsız. Kayınvalideniz, kayınpederiniz sizden rahatsız. Onları anlatamadınız dostlarım. Siz de azapla müjdeleneceksiniz. Çok tövbe edin, çok zikredin. Etrafınıza iyi davranın. İyi davranın. Ve bu tasadduku sadece paraya vurmayın. Birine nasılsın kardeşim demek dahi tasadduktur.
Ona selam verme. O kim ki? Ondan konuşma. O ne ki? Sen nesin kardeş? Sen ne olduğunu söyleyeyim mi? Sen firavunsun. Başka bir şey değilsin. Sen sınıf farkı gözetiyorsun. Makam farkı gözetiyorsun. İnsanları ayırıp kayırıyorsun. İnsanlara tepeden bakıyorsun. Bu cahil. Bu soru sorulur mu şimdi? Bu kim ki? Bu ne ki? Sen nesin? Bu halinle firavunsun. Başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mallarını Allah yolunda harcayanların durumu her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir tanenin durumuna benzer. Allah dilediğine kat kat verir.
Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir. Bakara ayet 261. Sen maddi manevi her şeyini dağıt. Maddi manevi vermen gerekeni ver. Sevgini yay. Lütfunu, ikramını yay. Güler yüzlülüğünü yay. Merhametini yay insanlara. İnsanları sınıflara ayırma. İnsanları sınıflara bölme. Bu konuna konuşulur, bununla konuşulmaz deme. Geniş yürekli ol. Geniş yürekli ol. Senin yüreğin İsa kazanı gibi olsun. Senin yüreğinde yeşersin kuru tohum. Senin yüreğinde yeşersin. Yanlışlığı al yüreğine. O iyileşsin orada. O bilmiyor. O öğrenmedi çünkü. Ona tebliğ eden olmadı. Ona anlatan olmadı.
Al onu yüreğine al. Ona anlat. Oğlunu kızına atma. O şöyleydi, o böyleydi. Atma dışarı. Al onu yüreğinin içine al. Oğlunsa yüreğine al. Kızınsa yüreğine al. Arkadaşınsa yüreğine al onu. Gelinin yüreğine al. Damadın yüreğine al. İçine al onu. Ayırma. Yeşert onu. Onu yeşert. O bir kuru dal. Sen al onu yüreğinde. Aşkla, muhabbette, zikirle, fikirle, tatlılıkla yeşert onu. Dışlama, atma. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerif Müslüm'den. Kul bu benim malım der. Halbuki ondan gerçekten ona ait olan sadece şunlardır. Bak, kul benim malım derviş. Hadis-i şerif.
Yiyip tükettiği, giyip eksittiği, Allah yolunda verip sevabını kazandığı onunmuş. Malın neymiş senin? Giyip eksittiğin, yiyip tükettiğin, bir de Allah yolunda harcadığın senin malın. Allah yolunda harcadığın. Üç şey bakın. Üç şey senin malın. Üç şey. Dördüncüsü yok hadis-i şerifte. Allah yolunda harcadığın, giyip eskittiğin, giyip tükettiğin geri kalanını dünyada bırakıp gideceksin çünkü. Bırakacaksın. Geri kalanını dünyada bırakıp gideceksin. Bırakıp gitmek kötü mü? Değil. Hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabe ediyor ki, sen çocuklarının arkandan dua etmesini istemez misin?
O zaman çocuklarına biraz diyor mal bırak. Hani sahabeden bir kimse diyor ya ben malımın tamamını infak etmek istiyorum olmaz diyor. Yarısını diyor olmaz diyor. Üçte birini olmaz diyor. Ondan sonra dörtte birini deyince bu da bile fazla diyor. Bu bile fazla. Ama diyor sen çocuklarının arkandan dua edecek bir mal bırakmak istemez misin diyor. O zaman şu var. Ölçük halde. Önümüze ölçük hal geldi bizim. Bir ölçü var. Ben sen de yani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tabiri caizse şöyle diyor. Ben senin malının tamamını istemiyorum. Malının tamamı ne zaman verilecekti? O büyük savaşta verilecekti Rumlar gelirken. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz malının tamamını getirdi.
Onu reddetmedi o zaman. Hazreti Ömer Efendimiz yarısını getirdi. Onu reddetmedi bakın. Onları reddetmedi. Çünkü Rumlarla büyük bir savaşa hazırlanılıyordu. Ama o savaş geçti. Sahabe diyor ki, ben diyor malımın tamamını infak etmek istiyorum. O diyor ki hayır olmaz. O zaman burada infakın ölçüsü çıktı. Sen malının tamamını Allah yolunda harcayacağım diye uğraşma. Hani birisi de çıktı öyle dedi ya televizyonlarda. Neydi o? Eli açık mıydı? Neydi? Evet. İhsan eli açık. Ne diyor? Zekat olarak sana neyi vereceklerini söylüyorlar. Zekat demiyor halbuki orada da. Ayet-i Kerime'de de. Neyse öyle desin. Malının tamamını diyor. İhtiacınızdan fazlasını diyor. Allah Resulü burada ölçüyü koymuş.
Tamamı değil. Mesela ticaret mallarından, altından, gümüşten, kırkta bir. Bunu vermekle mükellefsin. Onu verirken de Allah yolunda koşanlara, Allah yolunda harcayanlara vereceksin. Allah yolunda vereceksin. Ve Allah için vereceksin. Öyle kendince, kendi kafandan, heva hevesinden, içki içine, kumar oynayana. Bir gitmiş, pavyonda batırmış, pavyonda batıranı çıkaracağım diye uğraşıyor. Kimi çıkarıyorsun sen? Gitmiş, cırt, cırt, cırt, cırt, olur olmaz, kredi kartına borçlanmış. İşte benim filancam var, kredi kartına borçlanmış. Neye borçlandı kredi kartına? Nereye borçlandı? Ne aldı? Ne sattı? Ne yaptı? Hesabını, kitabını bilmedi. Eline bir tane plastik geçirdi, var yok her yere cırt attı. E hayır ona değil.
Gitti kumarda kaybetti, ona değil. Gitti içki içti, ona değil. Gitti hovardalık yaptı, ona değil. Gitti Allah düşmanlarıyla beraber yedi, içti, ona değil. Aldı ama Allah düşmanı, ona vereceğim diye uğraşıyor. Ona değil. Ona değil. Türkiye'deki Müslümanlar gerçek manada Allah yolunda koşan, Allah için fakir fukara olan, onlara normalde zekatlarını tam anlamıyla vermiş olsalar, Türkiye'deki Müslümanlar güçlenir.
Haa, Türkiye'deki ne yazık ki fukara Müslümanlar da şunu yapıyorlar. Ona bin lira veriyorsun, kadınsa gidip boya alıyor kendine. Karnını doyurmayı düşünmüyor. Çoluğunu çocuğunu doyurmayı düşünmüyor. Yani şimdi yaptım diye söylemiyorum bunu, ders olsun diye söylüyorum. Kadıncağızı götürdüm, akurun içini bıraktım. Dedim al ne alacaksan buradan dedim. Bizatihi yaşadığım şeyi söylüyorum. Bu gidiyor oradan bisküvit alıyor, gidiyor oradan çikolata alıyor, gidiyor oradan atıştırmalıklardan alıyor. Hadi canı istemiştir, hani onları alabilir dedim. Yani yokluktan dolayı almamıştır. Hani pirince, şekere, fasulyeye ne zaman sıra gelecek diye bakıyorum.
Ya pirinç, fasulye, un, şeker bunları almıyor kadın. Gitti kola aldı, gitti gazoz aldı, gitti bisküvi aldı, gitti çikolata aldı. Bakıyorum hala da böyle uzaktan seyrediyorum. Ne alacak diye. Bunlar alıyor. Dedim senin iki tane çocuğun yok mu? Var. Dedim kardeşim sen dedim tencereye girecek olanı alsana önce dedim. Bu kaldı şimdi. Oranın çocukları komple, o neydi adı Fethi miydi? Ferit. Ne? Ferit Ferit. Şimdi onunla samimiyiz. O ara bütün erzakları filan onlara yaptırıyoruz. Her şeyi onlara yaptırıyoruz. Şeyimiz iyi, diyaloğumuz iyi. İşte ayıp söylemesi yapıyorum diye değil. Şimdi hani bir yere bir şey lazım oluyor.
Gidin alın hesabıma yazdırın benim diyorum. Diyalog iyi. Baktım olmuyor. Çocuklardan birine dedim bir araba getirin bana oradan. Getirdiler. Kadını aldım yanıma şimdi. Diyorum önce tencereye girecek olanı al. İşte ayıp söylemesi nohuttur, fasulye, pirinç, bulgur, makarna, salça, yağ, peynir, çay, şeker. Kadın bakıyor. Diyorum kızım. Önce diyorum tencereye girecek olana bak sen. Bunlar diyorum bunları da al. Sıkıntı değil. Bunları da al. Ama sen önce farzı yerine getir. Karnını doyur önce. Bizdeki sıkıntı da bu. Yani ne fukara, iyi, güzel. Veriyorsun iki bin lira. Gidiyor bin beş yüz liralık manto oluyor. Eskisini söylüyorum. Şimdi zaten mantolar bin beş yüz liradır herhalde.
Bin liradır, bin beş yüz liradır. Bilmiyorum da. Kaç? Beş bin lira. Manto. Bismillahirrahmanirrahim. Bir laf söyleyeceğim şimdi uçacak ortalık. Sustum. Sustum ama içim böyle patlı diyor bana. Coş diyor. Susayım ben. Beş bin lira. Allah muhafaza etsin. Ben eskide kalmışım o zaman. Ben hala daha üstümdeki gömlek yüz altmış dokuz doksan ya. Geride kalmış. Benim giydiğim pantolon dört yüz doksan dokuz nokta doksan. Manto beş bin lira.
Söyleyecek laf yok. Biz mantoda yaptıralım bari matbahaya. Nerede? Tekstilden sorumlu. Yok mu orada? Matbahtalar. Onlar alt üst takımı kaça satıyorlar? Bin beş yüz lira. Matbahta bin beş yüz lira. Neyse toparlayayım ben şimdi.
Yani işte beş bin liramış ya. O kimseye bak beş bin lira. Asgari ücretin dörtte biri. Kaç para asgari ücret? Yirmi iki bin. Dörtte biri. Gidip mantaya veriyorsa o kadın hesabı kitabı bilmiyordur. Allah muhafaza eylesin. Cümleyi korusun. Derviş kardeşlerimizi korusun. Bu normal değil bu. Bana normal gelmedi. Şimdi toparlayayım şimdi. O kimseye sen iki bin lira, üç bin lira veriyorsun. O zaman için. Yani işte ihtiyacı var. İki bin lira vermişiz. Gitmiş bin beş yüz dolarlık mantı almış. Yapma ya. Yapma. Veyahut da bir derviş kardeşe bir para veriyorsun. Açık açık konuşuyorum bunlara. Ha bir duyuyorum. Üç beş arkadaşını daha et yemeye götürmüş.
Ulan biz sana onu evine, çoluğuna, çocuğuna yediresin diye verdik. Bunlar tecrübe tabii. Ondan sonra Kimin evinde yiyecek yoksa bana telefon açsın. Hiç önemli değil. Gece gece gündüz gündüz hiç önemli değil bakın. Bunu açık konuşuyorum. Bunu açık ve net söylüyorum. Bütün kardeşlere söylüyorum. Kimin evinde yiyecek yoksa Allah rızası için bana söylesin. Söylemezse sorumluluğu onay. Ben onun hesabını ahirette vereceğim diye uğraşamam. Bunu açık bir şekilde söylüyorum. Bir kimsenin yiyeceği, içeceği yok.
Ondan sorumluluk hissediyorum kendimden. Ben ondan sorumluyum. Ben onun lüksünden sorumlu değilim. Ben onun boyasından, dayasından sorumlu değilim. Ben onun işte israfından sorumlu değilim. Bu dergahın insanı, komşusu açken tok yatan bizden değil demiş. O yüzden bizden değil demiş. Bu çok net. Bu çok net. Hani hadis-i şerifte de Allah rızası diyor ya, ben hepinizin de babası mesabesindeyim. Kimin neye ihtiyacı varsa bana söyleyecek diyor. Bir kimse, bir üstad sorumludur bundan. Kendisini bundan sorumsuz kılamaz.
Bir kimse dergahın başında sorumluysa, o dergahın başındaysa, bu benim kendi inanışım. O bundan sorumludur. Bir dervişin birisi aç yatarsa, o şeyh bundan sorumludur. Onu aç yatırmayacak. Yoksa gitsin dağda taş olsun. Dağ kabul ederse. Bakın tekrar bunun altını çiziyorum. Öyle posta oturmak değil bu iş. Böyle bir şey yok. Sen ondan sorumlusun. Nerede olursa olsun. İsterse Fizan'da olsun. Fizan'daki dervişin aç, yatamaz. Sen ondan madden de manen de sorumlusun. Lüksünden sorumlu değilim.
Mantosundan, boyasından, dayasından, ayakkabısından sorumlu değilim. Kim aç yatarsa, ondan sorumluyum. O yüzden bu konuda da bize söylemeyen, kendi kendisinin hesabını verir. Ben bunu açık bir şekilde söylüyorum. Sohbetlerde. Sorumluyum bundan. Yoksa oturmayacaksın buraya. Bu kadar basit. Diyeceksin ki arkadaşlar, ben bu sorumluluğu yerine getiremeyeceğim. Hakkınızı helal edin. Kendinize bir şeyh arayın. Bitti bu kadar basit bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mal o zaman neymiş? Yiyip tükettin, giyip eksittin ve Allah yolunda verdiğin senin malınmış. Diğeri senin değilmiş. O yüzden geri kalan ne? Ambardaki tohum gibi.
Bitlenecek, kurtlanacak, fareler aşıracak. O olacak. Başka bir şey değil. Bir taraftan gedik açılacak. O ambardan gidecek o. O normalde o gediyi de kapatamayacaksın sen. Sen sonra düşüneceksin kendi kendine. Rüzgar esti, yel aldı. Yağmur yağdı, sel aldı. Yangın oldu, afat oldu. Aldı götürdü. Haa aldı götürdü. Doğru. Neden aldı götürdü acaba? Muhtar çok hayır yapmanız lazım. Değil mi? Muhtara da buradan bir zoka atayım. Millet toplanmış, zikir yapmış han oralarda. Kim yaptı zikrullanı? He? Mikrofon verin muhtara. Köye kim geldi gece zikrulları halakası kurdu ya?
Benim ağzı görmüş efendim. Ben görmedim. Ağzı görmüş. Nerede görmüş? Çamlık'ta efendim. Çamlık'ta. Ne yapıyorlarmış? Zikir yapıyorlarmış efendim. Cehri. Evet efendim. Herkes de duymuş yani. Yani duyanlar duymuş efendim. Duyanlar duymuş. Ağzı duymuş ama. Evet efendim. Ağzı ağzı bütün köye yaydı şimdi ha? Evet efendim. Bütün köy işini zikir yapanları mı merak ediyor? Evet efendim. Allah Allah. Bir de gençmiş değil mi onlar? Sarıklı cübbeli dedi. Allah Allah. Cevdet bu artıyor bunun her şeyi. Değil mi? Vay muhtarım vay. Demek ki ateş de alıp götürmüyormuş. Götürmez.
Ha imtihan yaşayacaktır insan. Yaşar. Cenab-ı Hak onu oradan sınacaktır. Sınar. Bu ayrı mı mesele? Hani geçmişten anlatırlar ya. Demişler ki Bütün gemi battı. Bir büyük zatın da malı varmış gemide. Herkes üzülmüş. O üzülmemiş. Demişler ki herkes üzüldü. Sen üzülmedin. Ben inanıyorum ki demiş. Benim malım helal. Ben onun zekatını bir tamam verdim. Benim malıma bir şey olmaz demiş. Aradan bir zaman geçmiş. Batan gemiden onun malı kurtulmuş. Başka bir gemi o malı almış. Üzerinde adres madres yazıyor ya. Dönmüş dolaşmış.
Mal gelmiş ona. Herkes ahiret etmiş demiş. Nasıl oldu? Demiş ki ben onun zekatını verdim. Bak ben onun zekatını verdim. Daha malın zekatını önden vermiş. Ben onun diyor zekatını verdim. Ha o zaman Yel almasın. Fareler üşüşmesin. Börtü böcek üşüşmesin. Sana da Malına da Allah yolunda harcan. Allah'ı muhafaza eylesin. Ben hep şuna inanırım. Sen verdin değil mi? Allah için verdin. Merak etme. Senin elindeki Bir tanecik Kuru tohumdan Binlerce tohum verir Cenab-ı Hak sana. Binlercesini verir.
Sen böyle Verdikçe Cenab-ı Hak sana Daha fazla verir. Etrafındakiler Dedikodu yapmaya başlarlar. Bak bana para gelen yerler. Önce Suudi Arabistan veriyordu. Olmadı sonra İran vermeye başladı bana. Olmadı son dönem Katar vermeye başlamış bana. Hani soruyorlar ya Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Uludağ'dan diyorum ben. Çok uzak bir yer değil halbuki. Ama yok. O normalde Dedikodu başlar. Şimdi de herkes der. Nereden oluyor bu? Ya kardeş Sen Allah yolunda Harcadıkça Cenab-ı Hak sana yardım edecek. Sen Allah için yap bunu. Sen Allah için yürü. Sen Allah için yürü. Dünya üzerinde korkulacak Tek adam vardır. Tek adam vardır. Tek insan vardır.
Hayatını Allah'a adayan insandan kork. Hayatını fise billah Allah'a adayan Kadından, erkekten, çocuktan, anneden, babadan kork. Onun duası Keskin kılıç gibidir. Onun nazarı Ortalığı yakar yıkar. Ondan kork. Sen Ona muhalefet edeceğim diye uğraşma. Tecrübe 38 yıllık bendeki. Ben dedim ki Dervişle uğraşma. Dervişle uğraşan devrilir. Dervişe ters yapma. Dervişe ters yapan ters döner.
Dervişe tepeden bakma. Dervişe tepeden bakanın altı üstüne gelir. Dervişi istismar etme. Dervişe, dervişi istismar eden perperişan olur. Perperişan olur. Dervişi aldatma. Dervişi dervişliğinle aldatırsan helak olursun. Helak olursun. Çünkü derviş Allah için yola çıkmış bir kimsedir. Derviş Allah için dervişlik yapar. Onu eleştiren de ters takla gelir. Onunla alay eden de ters takla gelir. Ona tepeden bakan da ters takla gelir. Onunla uğraşan da ters takla gelir. İki yakası bir araya gelmez. İki yakası bir araya gelmez.
Fi sevbilillah. Allah yolunda koşan bir kimseyle uğraşan bir kimsenin iki yakası bir araya gelmez. Bu tecrübe. Bakın bu tecrübe. Sakın ha. Bu yola girdiysen herkesi kendinden evlâ bil. Herkesi kendinin haricindeki herkesi evlâ bil. Gözünün önünde yanlışlığını gör sen bile de ki benim gözüm aldanmıştır, yanılmıştır, ben yanlış görmüşümdür de.
Kimseyi küçümseme. Hele bu zamanda dinsizliğin, arsızlığın, hırsızlığın, namussuzluğun, şerefsizliğin, her türlü üç kağıdın kol gezdiği bir zamanda, her türlü ahlaksızlığın, her türlü düzenbazlığın kol gezdiği bir zamanda, genç yaşlı, kadın erkek, her şeyi arkada bırakmış, Allah için Allah'ı zikretmeye gelmiş, sohbete gelmiş.
Onunla uğraşan yemin ediyorum ters takla gelir. O yüzden sen Allah için zikrullaha git, Allah için gönlünü ver, Allah için kanadını yay, Allah için insanlara gönlünü ser, Allah için insanları ayırmak ayırma, Allah için sohbetine git, Allah için zikrullaha git, Allah için Allah yolunda yürü. Merak etme Cenab-ı Hak sana binlercesini verecek. Sana sayısız verecek ve sana ters yapan, yanlış yapanların da Cenab-ı Hak hepsini ters getirecek. Çünkü o en büyük işle iştigal ediyor. Ne? Allah'ı zikir. Bir de karşılıksız o Allah'ı zikrediyor. Karşılıksız, karşılıksız dervişlik yapıyor. Karşılıksız seviyor.
Muhteşem bir şey. O hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allah'ın gölgesinde gölgelenecek. Sen kimle uğraşıyorsun ya? Sen kime tepeden bakıyorsun? Firavun gönüllü. Sen kime beğenmemezlik ediyorsun? Kimi beğenmemezlik ediyorsun? Ancak Firavun gönüllüler, Allah'ı zikredenleri beğenmezler, Allah'ı zikredenleri kerih görürler. Onlar Firavun gönüllüdür. Onlar Nemrut gönüllüdür. Sen onları İslam zannedersin. Zahiren İslam'dır. Hani diyor ya Yunus, dışı, müslüman, içi, kafir çok olur diye. Onlardan onlar. Allah bizi affetsin. Bu cihan tamamıyla fanidir. Aradığını sebatlı, kararlı alemde ara.
Suretin sıfırdan ibarettir. Suretin sıfırdan ibarettir. Dilediğini mana aleminde dile. Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy. Feda et de tatlı bir deniz gibi olan cihanı al. Bu alem, bu cihan fanidir, geçicidir. Bu dünya geçicidir. Bu cihan dediğiniz şey bir avuç bile değildir. Bu evren dediğiniz şey bir avuç bile değildir. Bir avucunuzu dahi doldurmaz bu kocaman evren dediğiniz şey. Bu kocaman evren dediğiniz cennet, cehennem dahil buna. Arşala, lef-i mafuz, kürsü dahil buna. Bu cihan dediğiniz şey insanın avucu kadar bile değildir. Avucu bile büyük gelir ona. Sen bu cihanı varmış gibi gösterene tabi ol.
Sen ona yönel, aldanma. O yüzden senin suretin sıfırdır. Toprak, hatta bir damla meni, bir damla da değil, bir küçücük hücre. Onu damla olarak nitelendirmiş, damlanın içerisinde küçücük bir hücre. O yüzden senin suretin sıfır. Eksi bir de değil, artı bir de değil. Eksi bir olursa değeri var, artı bir olursa değeri var. Senin varlığın sıfırdan ibaret. Senin bu vücudun sıfırdan ibaret. Sen kendi kendine vücudunu var görüyorsun. Değil. O da senin değil zaten. O da senin değil. O zaman gerçek varlık odur. Gerçek varlık o, o. Ondan başka bir varlık yok. Sen varı var zannediyorsun.
Sen o algıya, o zanla kurban gidiyorsun. Sen şu nefsi bir feda et. Sen bir nefsi feda et. Asıl var olanı göreceksin. Sen nefsi feda edemediğinden dolayı var olanı görmüyorsun. Sen nefsini ayağının altına alamadığından dolayı o cemale ulaşamıyorsun. Sen ben, ben, ben, … dedikçe batıyorsun. Ona buna ahkam keseceğim derken batıyorsun. Yürü, bu fani evrende, bu fani evrende, dünyada da demiyorum. Durma. Geçici olan şeyler seni aldatmasın. Sen gerçek, baki olan ona yönel. Her şeyinle. Vücudunu, kaşını, gözünü düşünme. Öldükten on gün sonra hepsi de toprak olacak.
Geçek. Ölümü tadacak her şey. Ölümü tadacak. Sen burada mükafat bekliyorsun. Burada nefsini düşünüyorsun. Burada heva ve hevesini düşünüyorsun. Burada makamını, mevkeni, paranı, pulunu düşünüyorsun. Hani kim götürdü? Benim anne dedemin dağın, bayındırın dağın yarısı onunmuş. Hani ne götürdü? Benim baba dedemin dede ağaçta, dede ağaçta beş bin bölüm yeri varmış. Hani ne götürdü giderken? Benim ailemin bizim sokakta altı tane evi vardı. Ne götürdü annem yanında giderken? Benim babam mahallenin en iyilerindendi. Ne götürdüler yanlarında?
Bir bakkal düşünün, bakkal dükkanı düşünün. Günde iki binle iki bin beş yüz arası ekmek satıyor. Kışın iki bin beş yüz ekmek satıyor. Yazın iki bin ekmek satıyor. Bir bakkal dükkanı düşünün. Şimdi benim diye market satmıyor onu. Böyle bir tane kara kaplı defter vardı içinde alacak doluydu. Dedem ölmezden önce anneme demiş ki bunu Mustafa'ya ver. Anama dedim bunu bana mı bıraktı dedim. Ben evet dedi ateşin içine atı verdim ben. Sağlığında bana faydasının olmayan şey dedim. Öldükten sonra mı faydası olacak dedim. Annem çırpınıyor atma diye. Bir böyle kalın defterden bir teneke yağ geldi alacak. Onun da ne kadar borcun olduğunu bilmiyorum. Köyden birisi geldi. Selamun aleyküm aleyküm selam.
Ben bakkalı Ahmed Aga'nın çocuklarını arıyorum. Ben torunuyum dedim. Buyur çocuğu yok başka dedim. Ya benim dedene borcum vardı da dedi. Onu bu bir teneke yağı getirdim. Hakkınızı helal edin dedim. Vallahi benden yana helal olsun dedim. Beni ilgilendirmiyor dedim. Yalan olmasın ya bir teneke yağ geldi. Anneme demiş burada demiş duvarın içerisinde demiş altınlarım var. Onları al senin olsun demiş. Ben anneme sormadım bile ne kadar var diye. Hala daha hiçbirimiz bilmiyoruz ne kadar altın vardı orada diye. Ne oldu ne götürdü yanında? Altı tane evi yıkıldı yıkılacak. Abim sattı ben sattım. Ayşe'ye başka yerden hak ver dedik ona. Orada bir tane ev kaldı ben onu da satacağım zaten o da yıkılıyor.
Ne götürüyor insanlar yanında? Evet dünya hayatı oyundan eğlenceden ibaret. Biraz da sen oyna, biraz da sen eğlen. Ben sizi malınız olmasın demiyorum. Ha öyle bir şey yok. Allah yolunda koşacaksan paran pulun olacak, malın olacak. Buraya gelmenin bir bedeli var. Öyle değil. Böyle ham hayal noktasında değilim. Adım atıyorum para bugün Türkiye'de. Otobüs bileti ne kadar Bursa'da? Kaç? 35 lira. Ben gece 12'den sonra bindim. Kaç? 75 lira mı? Ne aldı garajdan? 12'den sonaymış. Var mı 12'den sonra garajdan biner?
Terminalden bindim. 75 lira değil mi? Hala daha 70. 80 kusur mu oldu? İyi ki 75'ken binmişim. Tabii terminalden bindim. Herkes bana baktı. Bu kocaman sakallı ne arıyor burada gecenin saatinde diye. Bir de bende bilet yok. Dedim bilet yok. Nasıl yapacağım? Dedim kartın var mı? Var dedim. Okut dedi. Okuttum. Baktım orada 75 milyar yazıyor. Ulan dedim bu ne? Pahalı. Vatandaşın kullanacağı bir şey, toplu taşıma bu kadar pahalı olmaması lazım. Gerçekten. İnsanlar bu konuda protoste etmeli. Toplu taşıma, su, elektrik, doğalgaz pahalı olmamalı.
Yok. Pahalı. Gerçekten pahalı. Belediyeler, devlet bu konuda farklı bir davranışı içerisine girmeli. Su pahalı olmaz. İslam'da su paralı değildir. Hoş yakın da havadan da para alacaklar da böyle giderse Allah muhafaza eylesin. Evet, dünya hayatı oyunu eğlenceden ibaret. Buradan kasıt şu değil, bunu anlamayın. Ya biz hiç mal sahibi olmayacağız. Değil canım kardeşim. Senin çoluğunu çocuğunu barındıracak kadar bir evin olması, çoluğunu çocuğunu barındıracak, misafirini ağırlayacak bir evin olması, senin bir bineğin olması bu zamanda elzem. Elzem, elzem. Asli ihtiyaç.
Asli ihtiyaç. O yüzden dünyayı bu konuda reddedenlerden değiliz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama aradığını bu fani dünyada arama. Saat 22.40 olmuş. Ben yine kendimi kaybettim. Hakkınızı helal edin. Buradan kaldığımız yerden devam edelim. O yüzden uzatmışız bu beytleri. Bu ara kendimden geçiyorum herhalde sohbet ederken, saati bakmaya aklıma gelmiyor.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.