mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2234. Beyitten) 26.07.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Temmuz 2025 · 1:11:35

Euzübillâh ibn-i şeytân-ı râcîm, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftan-ı zikr-i fâlemennâhû, Lâinâhû, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, batılı, batılı bilenlerden eylesin, Hakkı, hakkı bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, toprakları, ayakları altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını alsın. Her gün Filistin'de kadınlara tecavüz eden, çocuklara tecavüz eden ve katleden Siyonist İsrail'i yerli yeksan eylesin. Doğu Türkistan Müslümanlarına zulmeden Çin'i yerli yeksan eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden devletler varsa, hepsinde Cenab-ı Hak yerli yeksan eylesin. Daha önce Mekke ulularının peygamberlerle harp ederken kurban kesmeleri de Allah tarafından kabul edilir ümidiyleydi. Bunu ders yapmıştık.
Yani normalde tasadduk etmek veyahut da işte birilerine yardım etmek bununla alakalıydı konu. Devam ediyor Hz. Bir buradan. İşte bunun için mümin, tehfika mazhar olamamak korkusundan daima namazda ehdina sıratel mustakim der. Yani normalde müminler Cenab-ı Hak'ın lütfuna, ikramına, ihsanına mazhar olmak için veyahut da doğruyu yanlıştan ayırt edebilme, eksiği fazladan ayırt edebilme, bu noktada istikametini belirleme noktasından Fatiha suresinde normalde devamlı ne der?
Ya Rabbi ihtinaz sıratel mustakim. Bizi doğru yolda eyle, sıratel mustakimde eyle. Biz günde en az beş vakit namaz kılan bir kimse kırk sefer bunu söyler. Bu o kimsenin Allah'tan yardım dilemesi, yani kulluğunu tatması, kulluğunu bilmesi ve Cenab-ı Hak, Rab olarak, Allah olarak tanımlayıp onunla devamlı doğru yolu bulmak için, doğru hareket etmek için Allah'tan yardım dileme, Allah'tan isteme.
Çünkü normalde o dosdoğru yolda yürümek için, sırat-ı müstakimde olması için bir sufi, bir mümin her daim Allah'la irtibat halindedir. Cenab-ı Hak doğruyu göstermezse kimse doğruyu göremez. Öyle olunca Cenab-ı Hak, Sufi'nin gönlüne doğruyu ilham edecek ki Sufi o ilhamla doğruyu görebilsin, anlayabilsin. O ilhamı o Sufi'nin alması lazım. O yüzden normalde sırat-ı müstakim üzerine olmak ve o noktada o sırat-ı müstakim yolundan sapmamak için müminde devamlı bir korku olur. Sırat-ı müstakimden sapma korkusu. Bu korku cehennemde yanma korkusu değil. Bu korku o mesela bir aşığın maaşukundan ayrı düşme korkusu gibi. O da normalde o yoldan ayrı düşme korkusu.
Yoldan uzaklaşma korkusu. Bu korku insan nefsini terbiye eder. Bu normalde çünkü bir kimsenin istikamet üzerine kalması ancak Allah'ın lütfu ikramıyla mümkündür. Yoksa insanın sapması, doğru yoldan ayrılması an meselesidir. Bir bakmışsın, uzaklaşmış gitmiş veyahut da sapmış gitmiş Allah muhafaza eylesin. O yüzden hatta bir kimse doğru yolu bulsa, doğru yolun içinde de dahi olsa orada şeytanın tuzağına, ondan sonra şeytanın vesvesesine, heva ve hevesinin sapmasına açıktır o kimse. O yüzden bu her zaman için bir kimsenin nefsine uyuması veyahut da şeytanın o kimsenin nefsine vesvese vermesi, o vesveseyle o kimsenin kendi heva ve hevesini ilah edilmesi an meselesidir.
Bu nokta, bu noktada insanın nefsine asla güven olmaz derler ya, nefse güven olmaz. O yüzden nefis her zaman için şeytanın vesvesesiyle seni sırat-ı müstakimden saptırabilir. Bu sebepten dolayı Fatiha suresinde devamlı bizi sırat-ı müstakimde eyle diye Allah'a iltica ederiz, Allah'a yaslanırız. Çünkü önemli olan bir kimsenin o sırat-ı müstakimi bulması değil, o sırat-ı müstakimde durması önemlidir. Sırat-ı müstakimi bulabilirsin. Yani bir kimse bir mürşidi kamilin dergahını bulur, ararsa bulur, o yolda koşturursa bulur. Bulması bir şey ifade etmez. O yolda durmak önemlidir.
O yolda son nefesine kadar durabilmek önemlidir. O yüzden ihtinas sırat-ı müstakim, yani bizleri sırat-ı müstakimde eyle, bizleri o konuda sabit eyle, nefsinin vesvesesine kanıp yoldan dönenlerden eyleme. Nefsini uyup da topuklarının üzerinde yolu terk edenlerden eyleme. O yüzden o yolda sabit kalmak burası önemlidir. Bir insan sırat-ı müstakim denilince her haliyle, sen o yolda senin sabit kalman önemlidir. Bir yol gidersin, gitmezsin, yan gelirsin, çamura batarsın, koştuğun zaman olur, durduğun zaman olur. Bunlar insan için hepsi de. Önemli olan yolda sabit durmaktır. Yani imani noktada, Kur'an-ı Sünnet dairesinde imanını korumaktır.
Farzlar noktasında farzları yerine getirmeye gayret etmek. Onda sabit kalmaktır. Haramlardan uzak olmak noktasında, haramlardan kaçabildiğin yere, yere kadar kaçma noktadası. Bunlar sırat-ı müstakimin içindedir. E şimdi normalde kimisi de vardır, o yolu bulur ama yolda sabit kalmaz. Hatta yolu bilir ve yine kaybedenlerden olur. Allah muhafaza eylesin. Yolu bildiği halde kaybeder insan. Yolu biliyorsun, bilen de kaybeder. Çünkü o nefse asla güven olmaz. Heva hevese hiç güven olmaz. Böyle olunca sen kendini hep sırat-ı müstakimde sabit tutmanın yolunu arayacaksın. O yüzden bir an için insan nefsine uyar, kayar. Kayınca da gider, olup olmayacak yerlere tasadduk etmeye çalışır.
Yani kafirlere yardım eder. Yani münafıklara yardım eder. Yani mürtedlere yardım eder. Yani kafir, münafık, mürteti destekler. O istikameti kaybeder o kimse. Allah muhafaza eylesin. Normalde herkes kendince bir yol arar. Yol bulduğunda o yolda kalmak önemlidir.
Ben yolda kalmayı önemserim. Bak yolda kalmayı, orada sabit kadem durmayı önemserim. Bir an önce uçma yolu değildir. Hiç uçmayalım biz. Son nefesimize kadar yolda kalalım. Biz denizin üstünde yürümeye verelim. Eyvallah. Ama son nefesimize kadar yolda sabit kalalım. Amin. Yoksa denizin üzerinde yürümektir, uçmaktır. Böyle kendince sanki gaybî haberler vermektir. Bunların hepsi de geçicidir. Kalıcı olan o kimsenin istikamette durmasıdır. İstikamette durması. Yolunu kaybetmemesidir. Yolda sabit durmasıdır. Önemli olan odur. Çünkü Allah beni affetsin. Yaklaşık 30 kusur yıllık bir sufi yolun içindeyim.
Nice uçanı gördük. Nice hal göreni gördük. Nice işte keramet göstereni gördük. Nice aşığım diyeni gördük. Nicesini nicesini gördük. Ta yolun en başından itibaren söylediğim şey şudur. Arkadaşlar yolda sabit durmanın yolunu arayın. Yolda sabit durun. Sizden evliyalık beklemiyoruz. Sizden uçmayı beklemiyoruz. Sizden keramet beklemiyoruz. Yolda sabit durun. Derslerinizi çekin. İşte farzlarınızı yerine getirin. Yolda sabit kavmanın yolunu arayın. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. O para veriş cömert kişiye layıktır. Can vermekse esasen aşığın vergisidir. O zaman o para veriş cömert insanların işidir.
Yani Ali İmran ayet 92'de sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu mutlaka bilir. Demek ki sevdiklerimizden harcamadıkça asla iyiliğe erişemeyeceğiz. Bu nedir? İnsanın zekat vermesi, sadaka vermesi, insanın bilgisinin zekatını vermesi, ilmini arttırması, ustalığını vermesi. Neyi biliyorsan, neyin ustasısan, senden ne bilgisi varsa, neyi yapabiliyorsan, bunu vermek, bunu insanlara dağıtmak cömert insanların işiymiş. Can vermekse aşığın işi. O zaman o normalde hani sohbetin başından itibaren para harcamak, zekatla alakalı, sadakayla alakalıdır, cömertlikle alakalı. O zaman hadis-i şerifte de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sadaka malı eksiltmez.
Allah affedenin izzetini arttırır. Kim Allah için tevazı gösterirse Allah onu yüceltir buyurur. Yani o zaman bir kimse zekat verdi, onun zekat vermesi onun malını eksiltmez. Allah beni affetsin, kimsenin parası pulu beni ilgilendirmez. Ben hani hasbelkader böyle zekatını bildiklerim var, gerçekten mutluluk duyuyorum. Yani her sene onun zekatı artıyor. Kendimce diyorum ki Cenab-ı Hak hamdü sena olsun. Hani zekat veren kimsenin Cenab-ı Hak malını arttırıyor, parasını arttırıyor, gücünü arttırıyor. Ve hadis-i şerif tecelli ediyor. Sadaka malı eksiltmiyor, fazlalaştırıyor. Bu noktada bir kimse ilmini saçıyor orta yere, onun ilmi artıyor. Tevazusunu koyuyor orta yere, onun seveni artıyor tevazu ettikçe.
Çünkü tevazu eden sevilir. Kibirli sevilir mi? Sevilmez. Kibirliyi Allah da sevmez, Resulullah da sevmez, veliler de sevmez, mümin insanlar da sevmez. Kibirliyi kafirler sever, münafıklar sever, mürtedler sever, heva hevesini ilah edinenler sever. Kibirliyi kibirli bile sevmez. Kibirli karşısındaki kibirli bir kimseydi görmek istemez. Çünkü kibir sevilecek bir şey değildir. Bakın kibir sevilecek bir şey değildir, hatta gizli şirktir. Müslümanların en büyük handikabı burada şu anda. Kibir, Allah muhafaza eylesin. Dervişin dervişliğini öldürür. Yok eder dervişin dervişliğini. Rabbim korusun inşallah. Mal vermek, zenginlikten, yani o kimsenin hesap miktarı kadar malı var, veriyor.
Zenginlikle alakalı veya dünya ehlinin ulaşabileceği bir cömertliktir zekat vermek. Ama önemli olan, önemli olan can vermektir. O da aşığın işidir diyor Hazreti Bir. Normalde buradaki can vermekten kasıt, senin canını isteyen yok. Burada can vermekten kasıt, Allah-u Alem o kimsenin nefsinden, benliğinden geçmesi. İlahi aşka düşüp ilahi aşka yanması. O kimsenin normalde canını isteyen yok çünkü. O kimse ilahi aşka düştüyse, o zaman zaten candan geçer. O zaman hiçliği yakalı. O zaman Allah'la dostluğunu pelçinler. O zaman o kimsenin kendi benliği kalmaz. Ve aşıkların vergisidir can vermek. Öyle olunca, tövbe ayet 111'de de şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını kendilerine cennet vermek karşılığında satın almıştır.
Bunun bir zahir tarafı var. Zahir tarafı nedir? O kimse cihata çıkar, cihatta şehit olur. Bu normalde zahir tarafıdır. Öbür manevi tarafı nedir? O kimse nefsiyle savaşır, nefsiyle mücadele eder. Ve nefsiyle mücadele edince o kimse nefsinden geçer, benliğinden geçer. Ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifi onun üzerinde tecelli eder. O da candan geçmektir. Ve normalde maldan geçmek nedir? Onunla o kimse mal sevgisinden kurtulmasıdır. Öbürkü sadaka verir veya zekat verir. Ama onun içerisinde mal sevgisi duruyorsa, o normalde sadece cömertlik yaptı. O sevgiden kurtulursa, o kimsede Allah sevgisi oturursa, bu dünyayı terk etmek değil. Bu dünya sevgisinden uzaklaşmak.
O dünya sevgisinden uzaklaşırsa, o zaman o kimse asıl malını vermiş oldu. O sevgiden kurtuldu. Yani mal sevdasından kurtuldu. Öyle olunca Cenab-ı Hak da ona cenneti verdi. Sen mal sevgisinden vazgeçtin, Cenab-ı Hak sana cennet bahşetti. Sen normalde bu noktada can sevgisinden geçtin, canından da geçtin ve nefsini Allah'a teslim ettin.
O zaman sen ne yaptın? Cenab-ı Hak sana cennet vermiş oldu. O yüzden böyle olduğunda, hani başka bir ayet-i kerimede var ya, Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. O zaman o kimse zahiren çıktı meydana cihad ediyor. Örneğin İsrail'le cihad ediyor. Kafirle cihad ediyor bir Müslüman. Allah için öldürüldü, onu öyle saymayın diyor. O yüzden onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar. Bu zahir tarafı. Öbürkü de normalde nefsinden geçti, nefsini terbiye etti ve ölmeden önce ölünün sırrına erişti. O da diri oldu. O da Rabbi tarafından rızıklandırıldı. O da rızıklandırıldı.
Daha dünyadayken rızıklandı. O yüzden Allah yolunda candan geçenler, ahiret dediğimiz gerçek hayatla müjdelenirler. Daha dünyadayken müjdelenirler. Sen Allah için nefsinden geçersen, Allah için canından geçersen, Allah için malından geçersen, Allah için rahatından geçersen, Allah için lüksinden geçersen, Cenab-ı Hak seni daha dünyadayken ödüllendirir.
Ve kibrini, hırsını, bu noktada nefsini yener isen, Cenab-ı Hak seni manen ödüllendirir. Manen seni zengin eder, manen seni yüceltir. Hz. Piyer'in o aşıklar için dediği o candan geçmeyi, sufiler kendi üzerinde tecelli ettirirlerse, Cenab-ı Hak onları dünyadayken daha ödüllendirir. Hani o velilerle olan ayet-i kerimede o velileri dünyada da, ahirette de korku yoktur. Dünyada da, ahirette de müjdeler vardır. Ayet-i kerimesi o kimsenin üzerine tecelli eder. Çünkü o kimse Allah için, Allah yolunda, canından, malından, nefsinden, kibrinden, heva hevesinden geçti, Allah'a teslim oldu.
O Allah'a teslim olunca, o Allah'la dostluk kurdu, Allah'ın velisi oldu. Öyle olunca ona dünyada da müjde var, ahirette de müjde var. O zaman onu, o veliliğinin seramesini, o müminliğin semeresini, o dervişliğin semeresini dünyada da görür. Cenab-ı Hak ona dünyada da iyiliği bahşeder. Ona dünyada da müjdeler verir, ahirete bırakmaz. Ve o kimse dünyadayken onu görür, dünyadayken onu yaşar. Bir hadis-i şerifte siz dünyadayken cennet bahçelerinde dolaşınız, orada cennet nimetleriyle nimetleniniz deyince, sahabe soruyor, Ya Resulallah, dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresidir Ya Resulallah? Zikir halakalarıdır.
Orada sizin zikretmenliğiniz de cennet nimetidir. O zaman sen eğer ki canından, malından geçersen, Cenab-ı Hak seni zikrullah meclisine oturtturuyor. Allah'ı zikir en büyük iş, seni o en büyük iş de dünyadayken ödüllendiriyor. Sen dünyadayken o zikrullah halakasına oturuyorsun. Dünyadayken cennet bahçesinde dolaşıyorsun. Ve dünyadayken cennet nimetiyle nimetleniyorsun. Bunu bir kimse manevi olarak görmüş olsa, yani zikir meclisine oturduğunda, onu cennet bahçesinde o kimse dolaştığını, gezindiğini görmüş olsa, yemin ediyorum bütün herkes sürüne sürüne zikrullah meclisine gelir. İnsanların ahirete göçtüğünde en çok pişman olacağı şey, zikrullah meclisine oturmayışıdır.
Cennete girecekler, cennetteki pişmanlıkları şu olacak onların. Hadis-i şerifle sabit bu. Keşke biz daha fazla zikrullah meclisinde oturmuş olsaydık. Daha fazla zikir meclislerinde kalmış olsaydık. İnsanların cennetteki pişmanlığı bu olacak. O zaman sen candan geçmek, nefsin heva ve hevesinden kurtulup, şeytanın vesvesesinden kurtulup, bir zikrullah halakasına oturman, candan geçmek, namazı beş vakit farz namazı kılman, otuz Ramazan orucunu tutman, Allah yolunda koşman, Allah yolunda koşanlarla beraber olman, beraber olman,
Allah yolunda koşanlara destek olman, senin gidip orada oturman dahi oraya bir destektir. Birisi bir evde zikrullah açmış, gelin kardeşler burada zikir var demiş, sen de gitmişsin o evde zikrullaha katılmışsın. Sen Allah yolunda koşanlara yardımcı oldun. Ona destek verdin. Orada gittin, zikrullaha oturdun, hem cennet bahçesinde dolaştın, hem cennet nimetiyle nimetlendin, hem de Allah yolunda koşanlara destek olmuş oldun. O kimse büyük fedakallık yaptı, evini zikrullaha açtı. Veyahut da orada zikrullah var, biliyorsun. Perşembe gün zikrullah var, veya mahallede filanca gün, veya ilçede filanca gün zikir var. oraya manevi olarak oranın faziletini bilmiş olsan, yemin ediyorum ölüm hastası olsan vasiyet edersin. Ben orada öleyim, beni bir sedyenin içine koyun, götürün zikrullah lakasında, ben orada öleyim dersin.
Evet bunu söylersin. Oranın faziletini, oranın kıymetini, oranın hikmetini anlamış olsan, dersin bunu. dersin ki ben aman ha, ben diyelim ki ölüm herkese vaki oldu, ağır hasta oldum, belli, kurtulamayacağım. Beni götürün zikrullah lakasını, oraya bırakın. Evet, benim de size vasiyetim olsun. İnşallah. Vasiyet ediyorum size. Tamam. Öyle olursa beni karga tulumba, hesedde de getirin, zikrullah lakasına koyun beni. Evet. Ne güzel bir ölüm. Zikrullah lakasında, dervişler Allah, Allah, Allah derken, sen de Allah dedin, kaldın. Oh! Muhteşem bir şey. Muhteşem.
En çok arzu ettiğim ölüm estantelerinden birisi. Birisi de şuydu, ben, ümredeydi, böyle Beytullah'ta sabah namazını kıldık, önümde, iki, üç saf önümde, sabah namazını kıldık, farzını. İmam selam verdi. Esselamün aleyküm ve rahmetullah. Esselamün aleyküm ve rahmetullah. İki saf önümde. Birisi böyle sağına yatıverdi. Gördüm. Hemen etrafını toplandılar. Öyle herkesi, orada sivil kıyafetli, herkesi böyle şey sanmayın. Anında sivil, bir sürü polis geliverdi oraya. Dört, beş kişi birden. Hemen etrafını çevirdiler. Öldü, orada öldü adam. Ne güzel bir ölüm. Beytullah'ı seyrede, seyrede, sabah namazını, farzını kıldı, öldü.
O kadar imrendim ki, kendi kendime. Dedim, ne kadar güzel ölüm. Adam çıkmış, gelmiş, ömreye, bir de Ramazan, oruçlu. Bak, adam hem oruçlu, hem Beytullah'ta sabah namazını kıldı, Beytullah'ı seyrederken öldü. Bitti. Söylenecek laf yok. Söylenecek laf yok. Muhteşem bir ölüm estantanesi. Muhteşem bir ölüm estantanesi. Zikrullah halaka kurulmuş, halakada Allah, Allah, Allah diye zikrederken, son sözün Allah, dedin kaldı. Ne muhteşem bir ölüm. Ne muhteşem bir ölüm.
Zikrullah lakasında ölüyor adam. Veyahut da o kimse, uyudun, uyandın, zikrullah, Allah, Allah. Bitti. Muhteşem bir ölüm. Cenab-ı Hak cümlemize nasip eylesin. Amin. O yüzden, hak yolundan, hak yolundan, yürürsen, nefsinden vazgeçersen, hevah hevesinden vazgeçersen, şeytanın vesvesesine dur dersen, aşık, o zaman canını feda etti.
Hak uğruna ekmek verirsen, sana ekmek verirler. Hak uğruna can verirsen, sana da can bahşederler. Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah ona kat kat fazlasını verir. Sen Allah'a ne verirsen, Allah sana kat kat verir. 700 katını verir, 1700 katını verir, 7000 katını verir, 7 milyon katını verir. Ne verirsen, sen ne ekersen, onu bişeceksin.
Ateş ekersen, kor bişeceksin. Rüzgar ekersen, fırtına bişeceksin. İyilik ekersen, 1'e 700 veriyor. En az. 1'e 700. Bir iyilik yaptın, Cenab-ı Hak 700 veriyor sana. Bir kimseye 1 lokma verdin, sana 700 lokma veriyor. Sen birinin cebine 1000 lira koydun, sana 700 veriyor. Şek şüphe yok bundan. Hani, gelmiş Hazreti Ali Efendimiz'e, Hazreti Fatıma, Tuzehra annemiz, tabiri caizse, hani aş eriyor. Demiş ki, nar canım istedi. Hazreti Ali Efendimiz'de para yok, gitmiş, bir tanecik nar almış. Gelmiş, evden içeri girmiş, kapıya birisi vurmuş, çıkmış.
Demiş, şeyhen lillah, adam bir şey ver. Hiçbir şey yok evden. O aldığı nardan başka bir şey yok. Narı vermiş ona. Hazreti Fatıma annemiz bakmış, hani, canı nar istemişti, hani o narı da verdi. Niye verdin, neden verdin, nasıl verirsin, ben senden nar istediydim, sen bana getirdiğin narı kimlere verdin? Böyle bir şey yok. Sessiz, Hazreti Fatıma annemiz. Oturmuşlar, öyle dururlarken, kapıyı çalmış birisi. Hazreti Ali Efendimiz açmış, bir bakmış, birisi nar getirmiş, bakmış, dokuz tane. Bunun birisi nerede demiş. Sahabe demiş ki, ya Ali, nereden anladın, bir tanesini kendime aldıydım.
Demiş ki, Allah biri on verir en az demiş. Biri on verir. O yüzden demiş, birisi nerede diye, o yüzden sordum. Demiş, kendime aldıydım. Bakın o kadar emin. Allah en az biri on verir dedim diyor. Birisi nerede diyor. Allah, ben onu daha da arttırayım. Allah bire sayısız verir. En az bire on, bire yedi yüz verir. Daha fazlasını verir. Allah'la kim yarışacak? O zaman öyle olunca, sen Allah'a güzel bir borç verirsen, Allah ona kat kat fazlasını verir. Çünkü ayeti kerimede, Bakara ayet iki yüz kırk beş, o yüzden aldım onu. Burada diyor ki, ayeti kerimede, kat kat fazlasını verir. Yani kat kat fazlasını verir deyince, orada biri on, bire yedi yüz yok.
Bu ayeti kerimede. Kat kat. Benim gözüm doymaz çünkü. Ben doyumsuz bir insanım. Biri on, bire yedi yüz sayılacak bir şey. Yok, kat kat versin cümlemize. Amin. Sayısız versin. Onun hazinesinin altı yok, üstü yok, yanı yok, sağı yok, solu yok. Sonsuz hazineye sahip. Sonsuz hazineye sahip. O yüzden kat kat, sayısız versin inşallah. Amin. Bütün kardeşlerimize inşallah. Amin. O yüzden hani, şeytan, cömert insanın önünü karanlık gösterir. İflas edeceksin, kaybedeceksin. Hani bir de, etrafındaki yardakçıları da çoktur. Sen çoluğunun, çocuğunun rızkını veriyorsun. Ya otur otur dünyanın, çoluk çocuk aç mı?
Deyin. Elleme bir sadak etsin, bir tasattuk etsin ya. Ya çoluğunun, çocuğunun da, başına gelecek olan, musibetlerden kurtulsun. Yapma. Cömertliğin önüne geçme. Doğru cömertliğin önüne geçme. Doğru cömertlik. Doğru cömertlik ne? O kimse Allah yoluna harcıyor. Allah yolunda olanlara harcıyor. Bu önemli. Şimdi o böyle olunca, onu cana bak, kat kat verecek. Ben biliyorsunuz, hani böyle, 1'e 10, 1'e 700, yani normal. Evet, o aşağısı canım kardeşim. Kat kat versin, sayısız versin. Onun hazinesinde bol. O yüzden, Allah muhafaza eylesin. Sen ne verirsen, muhakkak kat kat, Cenab-ı Hak sana fazlasını verecek.
Bunu böyle, karşılık bekleyerekten, bir şey yapmayın ama. Bu ucuz hesap olur. Sen Allah için ver. verdiğini de, Ahmet'e, Mehmet'e veriyorum diye düşünme. Bak, Allah'a diyor, kim güzel borç verirse, sen fakir fukara olarak görme. Allah'a verdiğini düşün. Allah yolunda harca. Allah'a harcıyorsun, başka bir şeye değil. Allah yolunda koşanlara veriyorsun. Başkasına değil, Cenab-ı Hak sana ne yapacak? kat kat verecek. Rabbim, ee, normalde kimisi de, para vermek şart değil ya burada. Nefsinden geçiyor. Nefsinden geçene de, Cenab-ı Hak, sonsuz nimet veriyor ona da.
Onun da manevi hallerini değiştiriyor. Cenab-ı Hak ona da, katından ona rahmet ediyor, lütfediyor, ikram ediyor. Normalde, o normalde, bu manada, hani, nefsini feda edene de, Cenab-ı Hak aşkullah'ı nasip ediyor. Nefsini feda edene, cemalullah nasip ediyor. Hele o kimse, hem madden cömert, hem manen böyle yol yürüyorsa, hem madden harcıyorsa, hem de nefsiyle mücadele ediyorsa, o kimse, o normalde, daha verirken karşısında, Cenab-ı Hakk'ın elini görür.
Cenab-ı Hakk'ın elini görür, kendi elini değil. Verenin de, kendi eli değil, onun eli olduğunu görür, alanın da, karşıdaki kimse değil, onun elinin olduğunu görür. Bu, muhteşem bir zirvedir. Benimle verir, benimle tutar halidir bu. O yüzden, bir şey yaparken, Allah için yapmak, Allah için vermek, Allah için sohbet etmek, Allah için evini zikrullah'a açmak, Allah için zikre gitmek, Allah'ı Allah olduğu için zikretmek, buradaki o niyeti temiz tutmak, niyeti temiz tutmak, ve o temiz niyetle her şeyini Allah için yapmak, o zaman en aşağısı cennettir onun.
aşık için o cemalullah'a gözünü dikmiştir. O yüzden sen Allah yolunda, Allah için koşarsan, senin nefesleneceğin yer cemalullah'tır. senin kalbinin, kalbinin durduğu yer, aşkullah olur. Aşk, senin kalbinde nefes alır. Aşk, senin kalbinde hayat bulur. Aşk, senin kalbinde ağaç olur, yürür. Aşk, senin kalbinde sonsuz nimetlerle nimetlerini döker. işte o zaman senin kalbinde manevi bir tuğba ağacı olur. Ve sen, o tuğba ağacının meyveleriyle nimetlenirsin. Sadece sen mi?
Hayır. Senin etrafında, senin gibi düşünenler de, senin kalbinde o tuğba ağacının manevi meyvelerini yer. Sen Allah için ol. Sen Allah için Allah'ı zikret. Sen sohbete Allah için gel. Zikrullaha Allah için gel. Sohbeti Allah için dinle. Zikrullahı Allah için yap. Hayatını Allah içine ada. Cenab-ı Hak sana sonsuz maddi manevi nimetlerini verecektir. Nimet için de yapma. Nimete erişmek için de yapma. Sadece salt. Allah için yap. Rabbim bizi onlardan eylesin. Amin. Hazreti Pir ne güzel demiş.
Divandan bu. Sen canı ver. karşılığında ezeli canav. Çünkü sen fani canla değil, hakka verdiğin niyetle diriltilirsin. O yüzden sen Allah yolunda canını ver. Sen Allah yolunda nefsinle mücadele et. Nefsine bir dur de. Allah yolunda gücün miktarınca harca. En azından zekatını doğru hesapla. Doğru yere ver. Doğru noktada harca. Gösteriş yapma. Riyakarlık yapma. Ona bunu göstereceğim diye duruşma. Allah için yap. Bil ki senin dostun Allah'tır. Bil ki bunu bil. Ve veren de o, alan da o. Bilmiş ol onu.
Sakın kendini ben vermiş olarak görme. Ben verdim dersen sende benlik oluşur. De ki Cenab-ı Hak'ın bana vermiş olduğu emaneti dağıtıyorum. Benim değil. Sen annenin karnında zengin değildin. Seni annenin karnında besleyen, büyüten oydu. Doğdun, seni yine besleyen, büyüten oydu. Sana iş veren, sana aşk veren, sana eş veren, sana çocuk veren de oydu. Onu unutma. Her ne nimet varsa senin üzerinde o Cenab-ı Hak'ın sana lütfu-ikramı. O senin değil. Benim diye görürsen yanılırsın. Üzerindeki tüm nimetler ona ait. Üzerindeki tüm iyilikler ona ait.
Sen sakın benim deyip de kendi kendine kibre düşüp kafirlerden olma. Münafıklardan olma. Heva hevesini ilah edinenlerden olma. Allah yolunda koş. Allah yolunda dur. Ve onu da Cenab-ı Hak'ın lütfu-ikramı olarak gör. Sakın burada ben duruyorum deme. Allah'ın lütfu-ikramı-ihsanı olmazsa sen bir an şeytanın vesvesesine kanar, bay bay der, göçer yürür gidersin.
Niceleri böyle göçti gitti. Yıkılmam diyenlerin yıkıldığını görürsün. Çok örnekler görürsün böyle. Ben bu yoldan dönmem diyen döndüğünü görürsün. Ben tövbe bir daha seni bırakmam diyenin seni bırakıp gittiğini görürsün. Seni bırakıp gitmeyecek yegane gerçek dost Allah, Resulü ve onun velileri ve müminlerdir. Seni bırakmayacak olan bunlardır.
Senin dostların bunlardır. Senin başka bir dostun yoktur. Başka dost arıyorsan münafıklardan oldun. Heva hevesini ilah edinenlerden oldun. Müminin bir sufinin dostu, tekrar sırılayım. Allah'tır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemdir. Veliler, mürşidi, kamillerdir. Sufilerdir. Müminlerdir onun dostu. Bak, Nuh'un hanımı bile Nuh'a inanmadı. Nuh'un ilk çocuğu dahi oğlu da ona inanmadı. Dediler ki biz dağın zirvesine kaçarız. Nuh'a kanmadılar. Nuh'a kanmadılar. Lut'un hanımı, Lut'un peygamberliğine inanmadı.
Ve Lut'un yanına üç tane melek geldi. Erkek suretinde geldi. Lut'un hanımı gitti. O öbür Lut'ilere haber verdi. Dedi ki, Lut'un evine üç tane parlak oğlan geldi dedi. Bütün Lut'iler Lut aleyhisselamın evini muhasara ettiler. Dediler ki o üç parlak oğlanı bize ver. Lut aleyhisselam dedi ki bunlar misafirdir. Yapmayın, etmeyin. Bu sapkınlığı işlemeyin. Gelin dedi. İstediğiniz kızı mı size? Nikahlayayım. Nikahlayın. Alın eşiniz olsun. Ama bu misafirlere dokunmayın dedi. O sapkın toplum mu? O sapkın toplum. O sapkın hain toplum. Lut'taki erkekmiş gibi görünen melakeleri istediler. Ve onlar giderlerken de İbrahim aleyhisselam'a uğradılar.
O zaman da İbrahim aleyhisselam peygamber. Aynı zamanda bakın İbrahim de peygamber, Lut da peygamber. Aynı zamanda Cenab-ı Hak bazen aynı zamanda birkaç peygamber birden yaşattı. İnsanlar sapkınlıktan kurtulsun diye. Ve İbrahim'e de onlar üç tane erkek suretinde geldi. İbrahim aleyhisselam'ın sofrası açık, çok cömert kimseydi. Onları hemen sofra kurdurdu. Onlar dediler ki biz yemek yiyicilerden değiliz. İbrahim o zaman onun kalbine ilham olarak geldi. O zaman anladı. Bunlar melek sınıfından. Lut İbrahim aleyhisselam'ın akrabası. Ve dediler ki Lut'a gidiyoruz. İbrahim aleyhisselam anladı. Onlar orada bir afat olacak.
Orada bir tufan olacak. Orada bir helakiyet yaşanacak. İbrahim aleyhisselam onu anladı. Ne yaptı? Onlar gittiler. Lut'un eşi gambazladı Lut'un misafirlerini. Ve o da helak olanların içinde oldu. Aynı zamanda bir rivayet var. 18 bin kişi gece namazına kalkıyordu Lut'un kavminden. 18 bin kişi. Ama onlar o İbnelerle mücadele etmediler. Onlar o eşcinselle mücadele etmediler. Gece namazı kıldılar. Ama kötülükle Allah'ın lanetlemiş olduğu bir fiiliyatla mücadele etmediler. Şimdi Müslümanların mücadele etmediği gibi. Şimdi de Müslümanım diyenler Müslümanlar eşcinsellikle mücadele etmiyorlar.
Biz bir Rus devleti kadar değiliz. Kafir dediğimiz Rus devleti, kafir dediğimiz Putin eşcinsel derneklerini kapattı ve eşcinselliği terör kanununa aldı. Eşcinselliği terörizmle eşdeğerde gördü. Bir kimse eşcinselliği met ederse, eşcinsellik yaparsa terörist muamelesi görecek.
Bakın kim bunu yapan? Putin. Biz halkı Müslüman olan bir ülkeyiz. Öyle değil mi? Siz eşcinsellik karşıtı konuşamıyorsunuz bile. Eşcinsellik karşıtı konuşursanız, siz demokrasi düşmanı oluyorsunuz. Siz layıklık düşmanı oluyorsunuz. Siz özgürlük düşmanı oluyorsunuz. Siz birey özgürlüğüne düşmanlık yapmış oluyorsunuz. Hakkınızda dava açılıyor. Eğer vicdanlı bir savcıya denk gelirseniz soruşturmaya yer yoktur, kararı veriyor. Eğer yok öyle bir savcıya denk gelmezseniz halkı kin ve nefrete sürüklemekten bir grubu bir gruba karşı kötülük kin beslemekten sana dava açıyor.
Sen diyemiyorsun benim dinim bunu emrediyor diye. Sonra yağmur yağsın diye dua ediyoruz biz. Rabbim rahmet versin inşallah. Bu konuda bir sıkıntımız yok. Ama ve lakin sizin içinizdeki lanetlik fiiller varken, o lanetlik fiiller yüzünden geçmiş ümmetler helak olurken, geçmiş ümmetler helak olurken, faizciler helak oldu, eşcinseller helak oldu, ölçüde tartıda yanlışlık yapanlar helak oldu, devlet başkanları ve devletler oradaki Müslüman inanan halka zulmettiler helak oldular.
Allah'ın yasaklamış olduğu fiilatları işleyen geçmiş ümmetler helak oldu. Bizde nasıl bir cesaret varsa günün Müslümanlarında, nasıl bir özgüven var ise hiç helak olacağımızı düşünmüyoruz. Rabbim bizleri maddi manevi afatlardan korusun ama bu konuda hadisler açık, o ülkede zekat verilmezse bereket kalkar, o ülkede zekat verilmezse zina artarsa, orada her türlü afat bekle, her türlü afatı bekle.
Eee, faiz arttı mı? Arttı. Eşcinsellik arttı mı? Arttı. Uyuşturucu arttı mı? Arttı. Geçen gün Avrupa Birliği'nin, Avrupa Birliği'nin araştırmasını okuyorum. Türkiye'deki cezaevlerindeki, cezaevinde yatanların yüzde otuz altısı uyuşturucudan yatıyor. Yüzde otuz beşi hırsızlıktan yatıyor.
İslam ülkesiyiz biz, değil mi? Yani vatandaş olarak, halk olarak. Yüzyıllık layık eğitimin ve ahlakın geldiği nokta bu. Yüzyıllık okullardaki eğitimin insanları getirmiş olduğu nokta bu. Kimse İslam'a laf söylemesin.
Yüzyıldan beri okullarda İslam öğretilmiyor. Yüzyıldan beri televizyonlarda, basında, yayında İslam öğretilmiyor. Yüzyıldan beri camilerde İslam öğretilmiyor. Hiç kimse İslam'a kabahat bulmasın. Yüzyıldan beri bu ülkede layık eğitim var. Gelinen nokta şu, cezaevlerinde yatanların yüzde otuz altısı Avrupa Birliği'nin tespiti bu.
Yüzde otuz altısı Türkiye'de uyuşturucudan, yüzde otuz beşi hırsızlıktan, cezaevlerinin yüzde yetmişi hırsızlık ve uyuşturucu. Ülkenin resmi. Ülkenin resmi. Başka bir resim arama. E şimdi İslami bir eğitim yok. Olması da mümkün değil. Anayasaya aykırı zaten. Dikkat edin. İslami bir eğitim olması mümkün değil. Anayasaya aykırı. Bütün anayasalar darbe anayasasıdır. Hepsi de darbeyle yazılmış, çizilmiştir.
Ve darbe anayasaların da darbeciler bir daha halk oylaması yaptırır. Yani sen kendi kendine kendi katilini desteklersin. Gider oyunu verirsin. Evet. Tekrar söyleyeyim. Bu ülkede dini bir kurum ve kuruluş da yoktur. Anayasaya aykırıdır. Anayasaya göre bir kurum veya kuruluşun dini olması mümkün değildir. Öyle olunca afatlar tabii eksik olmuyor.
Bireysel olarak. E toplumsal olarak düşünebiliyor musunuz? Biz bir eşcinsellikle mücadele edemiyoruz. Hırsızlıkla mücadele edemiyoruz. Uyuşturucuyla mücadele edilemiyoruz. Bunlar mesela uyuşturucu, global deccaliyet sisteminin bir oyunu. Ve devlet mecbur kaldı. Kimyasaldan insanların beyinleri gitti, akılları gitti. Kimyasalı kullanan annesine tecavüz etti. Teyzesine tecavüz etti. Anneannesine, babaannesine, halasına dinlemedi hiç kimseyi. Kendi kızına tecavüz etti. Kimyasal kullananlar. Ve o anneler, o teyzeler, o nineler utançlarından kimseye söyleyemediler. Ailenin içinde kendi kız kardeşine sarkıntılık yaptı. Uyuşturucu kullanan kendi kız kardeşi bir şey diyemedi.
Aile örttü onu. Bu kimyasal uyuşturucuların böyle lanet bir hali var. Ve en sonunda devlet iyi akıl etti. Dilipak bir sefer dinlediler. Dilipak yıllardan beri diyor, keneviri ekin ve serbest edin diye. Sebep, sebep, sebep o kimyasallardan kurtulsun insanlar. Kimyasal işçene esrar işsin. Esrar için annesine tecavüz etmez. Esrar için gidip kız kardeşine sarkıntılık yapmaz. Öyle yapanı gider vurur. Esrar için namusunu, şerefini, haysiyetini kaybetmez. Biz bayınları da hiç görmedik. Şunu yapıyorlar. Birisi onun karısına yan baktıysa, ne lan yan bakıyorsun diyor, zaplayıveriyor ona.
Bayınları da kimse kimsenin, benim gençliğim de öyleydi. Karısına, kızına, osuna, busuna bakmaz. Adam hiç dinlemez ki, saplar geçer. Yani saplanan da gidip oraya şikayet edemez. Beni filanca bıçakladı diye. Ne oldu? Bıçağın üstüne düştüm der. Bilir suçunu. Şikayet ederse adam gidecek, bir daha saplayacak onu. Önemli değil ki. Tabii bu karara çıkınca Nuri'yi aradım. Nuri bayındır rahatlamıştır dedim. Ya dedi bizim eczacı Celal var ya, sabah onunla konuştum dedi. Celal dedi ki, ya bize düşmez, herkeste var bayındırda dolu. Bizden gelip de kimse eczane şey istemez dedi, demiş eczacı Celal. Yani demiş, bayındırda ihtiyaç yok yani. Gerçekten bayındırda o kadar böyle kimyasal kullanan yok.
Adam dağda zeytinin dibine ekiyor oraya birkaç gök, tamam. Hani salça yapıyor ya herkes, yıllık salçasını hani, yıllık salçası var. Yapıyorsun ya, o da yıllık içeceğini yapıyor orada. Tabii hiç kimseyle işi gücü yok. Zaten birkaç tane mahalle var bizim, oraya da kimse girmiyor zaten öyle. Polis, jandarman, gireceği zaman haber veriyor. Biz bu akşam geleceğiz, çay kahve içeceğiz orada diyor. Geliyorlar, çaylarını, kahvelerini içiyorlar. Bizim o, bizim mahalle hala da öyle. Gidiyorlar, Allah muhafaza eylesin. O yüzden ne verirsen, o sana gelecek. O yüzden sen bu noktada kendince şüpheye düşme. Ekmek verene, ekmek veriyorlar. Su verene, su veriyorlar. Can verene de binlerce can veriyorlar.
Rabbim onlardan eylesin. Amin. Şu çınarın yaprakları dökülürse, Allah ona yapraksızlık azığı bağışlar. Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa, Allah'ın inayeti seni hiç ayaklar altına çiğnetir mi? Allah dilediğine dilediği kadar verir. O yüzden çınarın yaprakları dökülürse hiç. Çınarın yeşil yaprağı bitiyor mu? Bitmiyor. Zeytinin yeşil yaprağı bitiyor mu? Bitmiyor. Cömert, insan zeytin ağacı gibidir. Yaprağa dökülmez. Zeytin ağacı gibidir. Her sene meyve verir. Her sene meyve verir. Git doğum başına bir tane zeytin dik, yani sen ona bakmasan bile meyve verir her sene o sana. Zeytin öyle mübarek bir ağaçtır.
O yüzden cömert, insan zeytin ağacı gibidir. Her sene meyve verir. Onun yeşilliği hiç bitmez. Yaprağı hiç bitmez. Cömert çünkü. Mesela bir kadın cömert hani bir tatlı yapar. Ondan sonra birisi ondan tarif ister. Bu da kadınlara. Aaa sen ne zaman istersen söyle ben sana yapar getiririm. Allah Allah. Senden bir tarif istedi. Ver ya cömert ol. Yok. Verdirmiyor o kadın. Cömert değil. Evet. Veya bir usta yanında çırağı ustalık öğretmiyor. Cömert değil. Ben şimdi Cevdet'in yanındaki kalfaları biliyorum. Her biri gitti dükkan açtı. Cevdet benim bildiğim üç tane var değil mi?
Kaç tane var? Sekiz tane. Sekiz tane. Kalfa dükkan açmış. Şimdi bu cömertlikle alakalı. Şimdi sekiz tane var ya, sekizinden de cariye geliyor. Cariye hesap işliyor ona. Durmuyor. O sekiz tanesi normalde evine, iaşesine, çoluğuna, çocuğuna ekmek götürüyor. Hepsinden de Cevdet'e şey yazılıyor. Sevap yazılıyor. Onlar başka bir usta yetiştiriyorlar. O ustadan da Cevdet'e yazılıyor. Cömert insan. Yanında çalışanı usta edip, çıraktı, usta oldu gitti. Cömert insan. Alim. Bilgisi var. Fisebillillah yaydı onu. Cömert insan. Yani filanca kitabımda o mesele yazılı, o kitabımı alın, oradan okuyun.
He, para vereceksin onun kitabı için. Oradan okuyacaksın. Verdin parayı, aldın o kitabı. O kimse sevap almadı onunla. Sebep? Para karşılığı yaptı çünkü. Parayı aldı o. O ahir zaman alimi. O dini ilmini paraya sattı. Sanki hadislere para verdi. Sanki ayet-i kerimelere para verdi. Telif icreti verdi sanki. O ahir zaman alimi. Karşılığını aldı. O zaman o kimse, yok öyle değil de, Fisebillillah ilmini aktarsaydı, Cenab-ı Hak sonsuz ilmiyle, ilimi olan ilmi ledünle süsleyecekti onu. O bildiğini saklamıyor. Anlatıyor.
O bildiğini saklamıyor. Yazıyor. O kuyudan su çekilir gibi, devamlı gözenekler açık onun. O çekiyor, dağıtıyor. Öbürkü de kuyu stabilize tutuyor. Dağıtmıyor. Dağıtmayınca kuyunun gözenekleri kapanıyor. Dağıtacak ki gözenekler açılsın. O ilmi dağıtacak, o ilmi yayacak ki, ilmi ledün ona gelsin. İlmi kemetti, sakladı, gizledi, yaymadı. Ona ilmi ledün kapısı kapandı. Gözenekler kapandı. Öbür türlü dağıttıkça Allah fazlasını verdi. Dağıtçıkta Allah fazlasını verdi. Koştukça Allah fazlasını verdi. Verdikçe Allah ona daha fazlasını verdi. Çünkü o bir zeytin ağacı gibi oldu. İndirdi dallarını.
Koparın dedi meyvelerimi. Yiyin yiyebildiğiniz kadar. İçin içebildiğiniz kadar. Faydalanın faydalanabildiğiniz kadar. Zeytin ağacı gibi. Devamlı hatta tuğba ağacı gibi. Ondan ne meyve istiyorsan aldın. Niye yemek istiyorsan aldın. Ne içmek istiyorsan aldın. Gölgesinde gölgelendin. Meyvesinden nimetlendin. Cenab-ı Hak sonsuz rahmet sahibi. Sonsuz ilim sahibi. Kur'an'ın ilmi de sonsuz. Ve sen o ilmi yaydıkça Allah Kur'an'ı sana aştı. Allah sana ilmi ledini aştı. Allah sana hadisleri aştı. Allah sana fıkıh bilgisini aştı. Allah sana akaid bilgisini aştı. İster akaitten gir. İster fıkıhtan gir. İster hadisten gir.
İster ayetten gir. İster manadan gir. İster maddeden gir. Nereden giriyorsan gir. O çünkü açtıkça açıldı. Yaydıkça yayıldı. Cenab-ı Hak ona bahşettikçe bahşetti. Bahşettikçe bahşetti. Çünkü kendine saklamadı. Vay o altın biriktirenlerin haline. Altın Allah'ın ilmi ilahisidir. Altın ilmi ledündür. Siz o ayeti kerimeyi sadece maddi altın biriktirmek olarak anladınız. Asır altın hakikat bilgisidir. Asır altın ilmi ledündür. Cenab-ı Hak sana onu verdi ki kullarına yayasın diye. Cenab-ı Hak onu sana verdi ki kullarına sen nasihat edesin diye. Cenab-ı Hak onu sana verdi.
O manevi zenginliği etrafınla paylaşasın diye sana verdi. Sen İsa'nın havarileri gibi sakladın onu küstahlık ettin. Sen İsa'nın havarileri gibi onu paraya pula çevirmeye çalıştın. Sen o ahir zaman alimlerindensin. Sen o ahir zaman şeyhlerindensin. Biriktirdin de biriktirdin. Topladın dervişlerden biriktirdin. Ondan sonra bıraktın geriye arkandakiler kavga çıkardılar. Bir de dediler ki yok ümmetin parasıydı yok benim paramdı yok senin paramdı. Eee ne götürdün ahirete? Biriktirdiklerinle mi gömdüler seni?
Ahir zaman şeyhleri. Ahir zaman alimleri. Nefsi için çalışıyor. Getirin çocuklar. Getirin. Taşıyın. İsteyin. Alın makbuzları elinizde. Dolaşın kapı kapı. Ahir zaman şeyhi. Ahir zaman alimi. Başka bir şey değil. Başka bir şey değil. Ayetleri kendi nefislerine göre eğip bükerler. Fıkıhları kendi nefislerine göre dizayn ederler. Ağızları yamulur. Ayet-i kerimeyi kendi nefislerine göre yorumlarken. Kalpleri yamulur. Kalpleri kararır. Kalpleri mühürlenir. Sen onu sakallı cübbeli mümin görürsün. Şeyhimin tabiriyle dışı yeşil türbe içi estağfurullah tövbe derdi şeyh efendim.
Allah'a mededir. Dışı yeşil türbe. Bakıyorsun ne muhteşem, harika. Cübbesi, sarı, şalvarı, pırıl pırıl, tiril tiril. Kraliyet ailesinin kol düğmeleri. Yanıyor ortalık. Şatahat, şatafat. Etrafında insanlar koca koca sakallılar koşuyorlar. Çok önemli. Mahşer. Mahşeri düşünen yok. Allah bizi affetsin. O yüzden dağıtmaktan dolayı kendinde ilim kalmaz zannetme. Dağıtmaktan dolayı sende mal mühür kalmaz zannetme. Dağıtmaktan dolayı sende sağlık bozulur zannetme. Dağıtmaktan dolayı bir tarafın eksilir zannetme. Bu şeytanın vesvesesi. Bu şeytanın vesvesesi.
şeytan sana önden giriyor. Hem öyle bir giriyor ki seni ifsad ediyor. Seni ifsad ediyor. Sen kendi kendine düşünüyorsun. Ben bunu anlatırsam bunlar öğrenir. Yarın öbür gün bana şeyhlik taslarlar. Yarın öbür gün bana zakirlik taslarlar. Yarın öbür gün bana alemlik taslarlar. Ben onu kitabı yazayım. Kitabı da şu paradan satayım. Ya ben dağıtırsam yarın öbür gün ben iflas ederim. kimse bana bakmaz. Hah, evet. Sen Allah yolunda koşarsan ya zamanın kalmazsa iflas edersin. Öyle düşün. Şeytan öyle giriyor insana. Önden giriyor. Oysa Allah dilediğine maddi manevi rızkı çok verir. Maddi manevi. Ben rızkı sadece maddi görmem.
Rızkın maddi tarafı nedir? İçtiğindir, yediğindir. O kadardır. Manevi tarafı nedir? Ehdinas sıratı müstakimde kalmandır. Orada sabit olmandır. Manevi tarafı da odur. O yüzden şeytan seni her türlü vermekten sakındırmak ister. Şeytan seni vermekten korkutmak ister. Şeytan seni önden girer, ardından girer, sağından girer, solundan girer. Gelecekten korkutmak ister. Der ki senin çocukların bakmaz. Der ki senin eşin bakmaz. Der ki yarın öbür gün rezil olursun. Der ki yarın öbür gün şöyle olursun. Hepsi de şeytanın vesvesedesidir. Sen Allah yolunda olursan Allah senin muinin olur. Katından yardımcın olsun. Olur. Rabbim bizleri onlardan eylesin. Amin. Cenab-ı Hak cümlemize affı muafiret eylesin.
Amin. Ülkemizde olan bütün yangın felaketlerini Cenab-ı Hak sonuna erdirsin. Amin. Tez zamanda hepsinin de sönmesini nasip eylesin. Amin. Bizim günahkar yüzlerimize bakmasın. İçimizdeki sapkınlıklara bakmasın. Bizleri yangın afatından muhafaza eylesin. Amin. Ülkemizi deprem afatından muhafaza eylesin. Amin. Dinsizlik afatından muhafaza eylesin. Amin. her türlü lanetlik afatlardan muhafaza eylesin. Amin. Ecmain. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği tarlada belli olur. 2239. beytten inşallah devam edeceğiz.
Allah izin verirse Perşembe gün burada ders yaptık herkesin çok hoşuna gitmiş. öyle mi? Allah Allah Hacı Cafer buraya mı alacağız yoksa bütün dersleri? Çünkü bütün böyle hem bayan kardeşlerden hem de erkeklerden böyle Perşembe gün dersi çok güzel oldu. Yok işte çok derli toplu oldu. Yok şöyle güzel oldu. Yok böyle oldu. Hacı Cafer dedi ki Reyhan'ı andırdı dedi ondan sonra evet güzel bir ders oldu. Hayırlısı inşallah madem bu kadar çok istediniz olmazsa önümüzdeki Perşembe de dersi burada yapalım ha Cafer çok sevmiş arkadaşlar çok istemişler. Değil mi? Olur. İnşallah.
İyi hadi önümüzdeki Perşembe de burada ders yapalım hadi. Bilhassa bayanlık kardeşlerin çok hoş derneğiymiş. Bana yazdılar sanki halakanın içindeydik gibi diye. İçindeydiniz zaten. Gibisi ne? İçindeydiniz. İnşallah Cenab-ı Hak öyle bir yer böyle hani hep beraber zikrullah yapacağımız Cenab-ı Hak bir yer nasip eylesin. Böyle bir şey inşallah hep beraber yaşayalım öyle söylelim inşallah. Amin. Tabii sonuçta ölüm var. El-Fatiha ma selamata. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi