Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Haziran 2025 · 1:01:31
Euzübillâhi ve neşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennehu, La ilâhâ, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batılı, batılı bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara haksızlık, hukuksuzluk yapılıyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayaklar altında alınıyorsa, Cenab-ı Hak hepsini de kahre perişan eylesin. Hepsinin de güçlerini yok etsin. Hepsini de dağıtsın, para kendi eylesin. Hepsini de yerle yeksan eylesin. Müslümanların intikamını almayı nasip ve müesser eylesin. Filistin'e özgürlük nasip eylesin. İsrail'i dağıtsın, perişan eylesin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Müslümanları esir tutanları kahre perişan eylesin. Amin. Ecmain. Hazreti Pir çalgıcı hikayesinden direkt başka bir konuya geçti. Konu başlıyor.
Bu, burası biraz böyle hem fıkıhi hem felsefi olarak buna böyle bakılabilir. Normalde tasaddukun, sadakanın, zekatın nerelere nasıl verilmesiyle alakalı. Her pazar yerinde Ya Rabbi muhtaçları doyuranların her birilerine verdiklerine karşılık mükafat ihsanıyla. Ya Rabbi vermeyip saklayanların mallarını da telef et, onları zararlandır diye dua eden iki meleğin dualarını tefsir ve o verici kişinin Allah yolunda mücahit olduğu, heva ve heves yolunda müsrif olmadığı konu bu.
Peygamber dedi ki, öğüt vermek üzere iki melek hoş bir surette nida ederler. Ey Allah! Muhtaçlara ihtiyaçları olan şeyi verenleri doyur. Verdikleri her dirheme karşılık yüz bin ihsan et. Ya Rabbi malını esirgeyenlere de ziyan içinde ziyandan başka bir şey verme. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte şöyle buyurdu.
Her sabah iki melek iner, birisi şöyle dua eder. Ya Rabbi malını senin uğrunda harcayana yerine yenisini ver. Diğeri de şöyle dua eder. Ya Rabbi malını vermeyip cimrilik edenin malını helak et. Buhari ve Müslim hadisi. Hazreti Bir bu hadisin metnini konu başlığı olarak almış. Hani konu başlığında iki melek pazar yerine iner böyle dua eder dedi ya. O bölümün hadisteki karşılığı bu. Hani biz mesnevi beytlerini Kur'an sünnetle şerh etmeye çalışıyorduk. Yani Hazreti Bir mesnevi Kur'an ve sünnetin şerhi olarak, tefsiri olarak yazmış. Biz onun dairenin tersine döndürüyoruz.
Hani mesnevi beytlerini Kur'an sünnetle anlamaya, öğrenmeye çalışıyoruz. O yüzden Hazreti Bir bu hadis-i şerifi konu başlığı olarak almış. Ve tekrar ben hadis-i şerifi okumak istiyorum. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem. Her sabah iki melek iner, birisi şöyle dua eder. Ya Rabbi malını senin uğrunda harcayana yerine yenisi ver. Yenisini ver. Yani buradaki ibaret çok önemli. Senin uğrunda harcayana başka bir noktada değil. Allah yolunda, Allah uğruna harcayacak. İkincisi melek nasıl dua ediyor? Ya Rabbi malını vermeyip cümrülük edenin de malını helak et. Bu Hari Müslim hadisi.
Şimdi böyle olayın olunca böyle iş çok şey, sert bir düzlemle gidiyor. Tabi Hazreti Bir devam ediyor. Allah yolunda harcayanlar mücahiddir diyor. Mücahid ne demek? İşte Allah yolunda savaşan, mücadele eden kimseler. Hazreti Bir Allah yolunda malını harcayanı da mücahitler sınıfında koyuyor. Çünkü Bakara ayet 261, Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu yedi başak bitiren bir tohum gibidir.
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu yedi başak bitiren bir tohum gibidir. Hazreti Bir devam ediyor. Mallarını harcayanlar mücahiddir. Ama öbür tarafta ne dedi? Cimriler helak olur. Cimri bir kimse de bakın cimriler helak olur derken sadece malları helak olur demedi. Cimriler helak olur dedi. Ali İmran ayet 180 Allah'ın fazlinden Allah'ın fazlından kendilerine verdiklerinde cimrilik edenler bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır. Hayır bu onlar için bir şerdir. Kıyamet günü cimrilik ettikleri şey boyunlarına dolanacaktır. dolanacaktır. Hani Hazreti Bir cimriler helak olsun derken bunun da karşılığında ayet-i kerime, ayet-i kerime de Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de Ali İmran ayet 180'de diyor ki, Allah'ın fazlından kendilerine verdiklerinden cimrilik edenler yani Cenab-ı Hak sana fazlından bir şey vermiş.
Sen o konuda cimrilik ediyorsun. Bu maddi bir şey de olabilir, bu manevi bir şey de olabilir. Maddi dediğimiz para, puldur, maldır, mülktür. Manevi dediğimiz ilim. Bir ustalık bir şeyde bir sanat erbabı olmak, usta olmak veyahut da manevi ilim erbabı olmak, manevi olarak bir ilmi var onun. Bu da dahil buna. Bunda cimrilik edenler ne oluyor? Helak oluyor. Çünkü Cenab-ı Hak onu kendi fazlından verdi ona. Sen kendince ben çalıştım da, ben çabaladım da, ben okudum da, ben şunu yaptım, ben bunu yaptım, ben ben ben ben değil. Bu Cenab-ı Hak'ın fazlı, ikramı, ihsanı bu. Evet senin gayretin vardır, çalışman vardır ama bu Cenab-ı Hak'ın direkt ikramı, ihsanı bu. Sen onu kendi kendine ben ben ben deme. Allah muhafaza eylesin.
Amin. O yüzden cömertlik Cenab-ı Hakk'ın sıfatıdır. Cimrilik ise insan nefsinin sıfatıdır. Bunda bir de ben zaman zaman sohbetlerde bahsederim ya, bir de cud ehli olmak vardır. Cud ehli olmak, Cenab-ı Hak'ın kendi zatullahına ait bir, direk zatından çıkan bir sıfattır. O nedir? Bir yerde eksikliği gördün, ihtiyacı gördün, sen istenmeden hareket ediyorsun.
Bu cud ehli olmak. Cömertlik ise isteyene vermek, ihtiyacın var diyene vermek. Cud ehli olmak, baktın burada bir ihtiyaç var, sen kendi elinden istenmeden onu verdin. O da cud ehli olmak. O yüzden, malını Allah yolunda harcamak, insanın malını Allah yolunda harcaması, insanın kendi kendisini yakması gibidir. Nasıl kendi kendisini yakması? Bir madeni yakarsan, kaynatırsan, onun saf yönü çıkar meydana. Cürufu çıkar onun. İşte Allah yolunda harcamak, bir insanın cürufunu atıp, onun saf bir hale getirmesidir. Cürufunu dışarı atıp, saf haline getirmesidir. O yüzden, normalde ateşin içerisinde altın kalsa, içindeki demiri, bronzu, bakırı çıkar, altın saf hale gelir.
Malını harcayan, Allah yolunda malını harcayan kimse, saf haline gelir. Allah yolunda malını, mülkünü, ilmini, zamanını, mesaisini harcamayan kimse ise, cürufuyla kalır, karışık olur. Çünkü nefis, Allah yolunda olmayı istemez. Allah yolunda olmak, tırnak içerisinde sadece para değil, sadece ilim değil, zamanla alakalı mesele de var. Yani sen buraya sohbete geldin şimdi, zaman harcadın. Bir yere sohbete gidiyorsun, zaman harcıyorsun. Başka bir yere giderken bir de para harcıyorsun. Bir de sen nefsini koyuyorsun ortaya, kazası var, belası var, cezası var, radarlar var. Her virajda devlet pusu kurmuş öyle. Tabii virajı dönüyorsun, bakıyorsun kamerayla karşı karşıyasın, gülümse.
Gülümsemek üç bin lira. Tebessüm ediyorsun. Öyle devletimize kızmıyoruz. Bir de işin o tarafı var. Erdoğan kaç radar geçtin gelirken? Altı yedi tane var. Acaba dedim bana mı husus yapmışlar diye. Demek seninki de aynı. Tabii bir de işin o tarafı var. Yola çıkıyorsun. Sadece benzin değil, köprü değil, HGS yol mol ıvır zıvır değil. Ya bir de radarlar var. Yani devlet yol yapmış, basasın diye basıyorsun, bir de radardan yolun parasından fazla senden alıyor. Şimdi bir de bu tarafı var. Harcıyorsun yani. Allah için yola çıktın, ticaret için yola çıktın, akraba ziyaretine yola çıktın, dikkat et.
80'den yukarı gitme, bazı yerlerde 30'a düşürüyor. 80'de kurtarmıyor. Tam bir soygun var. Hukuki. Her soygun hukuksuz olacak değil. Asıl soygunlar hukuki olanlardır. Onda kimsenin, soygunu yapanların şeyi yoktur. Ne o? Hukuki, cezai ehliyetleri yok. Bu farklı bir şey. Allah bizi affetsin. O yüzden ama bir kimse hevası için, heva hevesi için harcarsa, heva hevesi için infak ederse, sadaka verirse, aman desinler diye böyle bir şey yaparsa, onunkını da müsriflik olarak nitelendiriliyor. Yani o kimse savurgan kimse.
O kimse doğru bir noktada değil. Telegram yayını yokmuş. Açtım. Benim suçum yok. Var telegram. Bağlanmamış. Bağlanacağım diye uğraşıyor. Ne yapayım işte ben de şey özürlüyüm. Ne diyorlar buna? Teknolojik özürlülük. Bağlanacağız şimdi. Diyeceğim şimdi hep bu işler salimden oluyor diye. Salim de şimdi diyecek ya.
Sen günah keçisi oldun diyecek. Salim yok mu? Salim gözümden ayrılma. Sen bunu takip edeceksin. Oradan böyle el sallayacaksın bana. Ben ne var diyeceğim. Sıkıntı yok. Öyle kasma kendini çok. Hani ben şimdi nasıl müdahaledeyim falan deme. Oradan banır banırı vereceksin. Telegramdan kesinti var diye. Bağırmak değil banırmak. Aç kapı yapayım mı telegramı veya telefonu? Bağlanıyor diye düşünüyor daha bu. Seninki de mi düşünüyor?
Aç kapı yaptım. Sizin taktiğinizi uyguluyorum. Siz böyle tamir ediyoruz diye görünüyorsunuz. Aç kapı yapıyoruz. Çalışıyor. Ondan sonra tamir ettik diyorlar. Bağlandı mı? Banırmakla alakalı bir şey söyleyeyim mi size? Hadi bir sohbete ara vermiş olalım. Şimdi benim annemin halasının oğlu vardı. Allah rahmet eylesin. Adı Balcı Hüseyin'di. Uzun boylu. Zaten annemin baba tarafı hep uzun boylu böyle. Uzunlar yani. Bu Balcı Hüseyin abi bizim. Annemle tabii işte kuzen oluyorlar. Kardeş çocuklar. Babamla da arası çok iyi. Zaten bizim eve birisi girip çıkacaksa babamla arası çok iyi olacak. Yoksa bizim eve kimse girip çıkamaz. Öyle. Kadın erkek hiç değişmez. İste sakrap olsun hiç önemli değil.
Babam Allah rahmet eylesin. Öyle bir insan. Velhasıl bizim Balcı Hüseyin abinin en büyük handikaplarından birisi. Kadın dayanmıyor buna. Bizim bildiğimiz 6-7 tane eşi oldu. Evleniyor boşanıyor. Böyle bir şey oluyor. Böyle. Yani ne zaman evlendi. Ah evlenmiş Hüseyin abi. Ah boşanmış Hüseyin abi. Boşandığını şuradan anlıyoruz. Bütün eşyalarını çuvala koyuyor anneme getiriyor. Yıkanması için, ütülenmesi için. En son bir evlendi. Boşanmıyor bu türlü. Ya biz bekliyoruz hani bundan da boşanacak diye. Yok. Yani böyle merak etmeye başladık. Neden boşanmıyor diye. Neyse. Biz artık gelin diyoruz ona. Tabii.
Yedinci mi sekizinci miydi neydi? O. Annem değişti bunu. Hani nasıl gidiyor diye. Bizim yanımızda oldu muhabbet. Oradan biliyorum. Diyormuş ki şimdi Hüseyin abi başlıyormuş söylenmeye bağırmaya. Banır Hüseyin. Banır. Banırdıkça açılırsın Hüseyin. Banır Hüseyin diyormuş. O temelli kızıyormuş bu sefer. Ama o Banır Hüseyin diyormuş. Bizde bu Banır kelimesi kaldı. Annem bazen Banır'ı Banır'ı vereceğim diyordu. Hani bağıracağım demiyor. O lafı kelimeyi telaffuz ediyordu. O yüzden bizim ailede oradan kaldı Banırmak. Tabii Hüseyin abi bizim Allah rahmet eylesin müzik bir adamdı. Enteresandı böyle. Ben bir gün Cuma günü çarşıya gidiyorum. Kadının birisi çevirdi.
Oğlum burada dedi. Hoca Hüseyin varmış. Nerede evi dedi. Ama bir durdum. Hoca Hüseyin. Olsa olsa bizim Hüseyin abidir bu dedim. Dedim filanca yerde. Orada dedim çıra kesiyor dedim. O dedim. Bak dedim uzakta. Sonra Hüseyin abiye sorduk biz gene bize geldi. Dedim Hüseyin abi bu ne? Hoca Hüseyin. Ya dedi filanca köye dedi. Arıları götürdüm dedi. Orada bir kadın geldi dedi. Benim dedi kızım evlenemedi. Evde kaldı. Demiş. Hani evlenemedi bir türlü demiş. Demiş ya ben ona bir muska yazayım. Anında evlenir o demiş. Sen al bir kağıdı muska gibi yap. İçine kargacık burgacık bir şeyler yaz. Bir de bal mumundan yapıştır onu. Bir de demiş ki bunu taşıyacak.
Evlenince kadar demiş. Çıkarmayacak. Atmayacak daha. Nereye gidiyorsa bundan gidecek demiş. Demiş hiç. Evlenecek gidecek. Sen kızın nasibi çık bir haftada evlen. Bütün köy bunu duy. Yandaki köyler dahil. Her cuma sıraya. Hoca Hüseyin oldu bizim Hüseyin. Hüseyin. Bir an daha bir şey söyleyeyim. Muhabbeti kapatayım şimdi. Ara bu şey oldu. O mani sıfatı girdi telegramdan. Sen köye git. Bir arıları götürmüş. Bunda çok arı var ama. İki kamyon arı var bunda. Öyle beş on kovan değil yani. Öyle kıytırık arıcı değil yani. Köye gitmiş. Demiş ben tüccarım.
İhracat ithalat yapıyorum. Demiş Avrupa'ya çok affedersiniz. Kaplumbağa gönderiyorum demiş. Toplayın. İstasyona demiş. Demir yoluna getirin keletirlerle. Demiş sayacağım. Tanesi şu kadar para. Hepinizin parasını da vereceğim demiş. Bana anlatıyor. Mustafa'cığım diyor. İstasyona bir indim diyor. Gözünün alabildiği yer diyor. Keletir. İşleri diyor. Kaplumbağa dolu. Bütün köylü beni bekliyor diyor. Hemen diyor. Kamyonları çağırdım diyor. Arıları yükledim diyor. Oradan kaçmamış gene. İstasyona gelmiş. Son oturay çünkü geçecek oradan. Bayındır'a gelecek. Demiş ki bunları topladınız ama bir şeyi unuttum size demiş.
Bunların erkeğini dişisini ayırın demiş. Köylüler anlamış. Bunun arkasına takılmışlar. Bu oturaya zor atmış kendini. Bitti. Evet. Bir kimse hevası için mal harcarsa ne olmuş? Bu da o kimse müsrif oluyor. Çünkü heva hepsinden yapıyor. Yani nefsinden yapıyor. Zevkinden yapıyor. Gösteriş için yapıyor. Dünya sevgisi için yapıyor. Desinler diye yapıyor. Hani birisi sağ elin verdiğini, sol eli görmeyecek ya. Öyle yapmıyor. Herkese gösterecek illaki. Herkesin içinde bir şey yapacak. Herkesin içinde bir şey diyecek. Dillendirecek. Orada heva giriyor. Orada nefis giriyor. Normalde hemen birisi dillendiriyorsa o heva heves yapıyor. Bir başkasının yanında görsün diye veriyor o.
Heva hevesinden yapıyor o. Öylesini kabul etmeyeceksin da zaten. Sebep? Heva hevesinden yaptı çünkü. Onu kabul etmemekte ibadet. Sebep? Onun heva hevesini engellemiş oluyorsun. Onun heva hevesini bu noktada dur diyorsun. Yoksa onu alırsan o heva hevesini tatmin edecek. O heva hevesini bu noktada canlı tutacak. Değil. Onun heva hevesini durduracaksın. Biz mal kabul etmiyoruz. Biz para kabul etmiyoruz. Bizim böyle bir şeyimiz yok diyeceksin ona. Onun heva hevesinin önünü açmayacaksın. Hani geliyor birisi geldi diyorum ya anlatıyorum. Bana diyor bu Cafer'den şikayetçiyim ben. Ben de şikayetçiyim dedim. Ben dedi Süleymancıl'a yardım ediyorum.
Fethullahçılara yardım ediyorum. Risalecilere yardım ediyorum. Particilere yardım ediyorum. Buraya da yardım edeceğim. Almıyor dedi. Doğru bu almaz dedim ben. Bak şimdi bu adam bunları sıralıyor. Heva hevesini koyuyor orta yere. Birisi bir fukaraya bir şey vereceği zaman bir başkasına gösteriyorsa. Birisi birisine yardım edeceği zaman bir başkası görsün. Bir başkası bilsin diyerekten. Bu heva burada nefis gizlidir. Şeytan gizlidir burada. Onu görülmesini istiyorsa bunu andırıyorsa o heva hevesinden veriyor onu. O Allah için harcamıyor onu. Burada tehlike büyük. O kimsenin parası heva hevesinden gitti. Doğru bir harcama değil o. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden hak için harcayacak. Zekatını verirken Allah için verecek. Sadakasını verirken Allah için verecek. Birine bir şey yardım ediyorsa Allah için verecek. Kimseye göstermeyecek bunu. Kimseye andırmayacak bunu. Bazen birkaç arkadaş bana böyle cesaretini toplayıp. Ya işte siz gece dağıtım yapıyorsunuz. Gündüz yapsanız olmaz mı dedi. Sana ne dedim ona. Sana mı soracağız gece dağıtacağımızı gündüz dağıtacağımızı dedim. Sustu. Bu Hz. Hasan efendimizin sünnetidir. Gece dağıtmak. Kimse onu görmezdi ne dağıttığını. Gece yarısından sonra Medine'nin varaj sokaklarında sırtına vuruldu dağıtılacak o. Vurdu dağıtılacak olanları.
Kendisi teker teker dağıtırdı. Hatta Medine'liler dedikodu ederdi. İnsanlar dedikoducudur. Ehli beytin arkasından dahi dedikodu yaparlar. Hala da yapıyorlar zaten. Nasıl yapıyorlar? Hani diyorlar ya hani Hz. Hüseyin efendimiz işte küfeye gitmekle haksızdı. Mevcut devlet sistemine karşı geldi diye böyle zırtobozlar var ya. Allah muhafaza eylesin. Hz. Hasan efendimizin de böyle kendilerince Medine'liler dedeleri gibi cömert değil deyip dedikodu yaparlardı. Ama vefat ettiğinde bir baktılar ki sırtında nasır var. Sordular bu nasır neden sırtında nasır var? Omuzlarında nasır var. Sırtında nasır var. O zaman ona yardımcı olan kimse dedi ki her gece dikkat edin.
Her gece Hz. Hasan efendimiz Medine'li fukaralara sırtında onlara tasadduk taşırdı. Zaten vefat ettiğinin sabahında Medine'li fukaralar sokaklara döküldüler. Veli nimetimiz vefat etti diye. O yüzden hani hadis-i şerifte sağ elinin verdiğini sol elin bilmeyecek. Onu gösteriyorsan yanlış yapıyorsun, nefsinden yapıyorsun onu.
Sen heva hevesine uydun. O tasadduk tasadduk değil. O sadaka sadaka değil. O yardımlaşma yardımlaşma değil. Onda heva heves var. Ama hak için harcayacaksa o zaman o kimse ne yaptı? Hiç kimseye göstermeden, hiç kimseye andırmadan bu tasaddukunu yaptı. İşte o cihat oldu. Hz. Pir'in cihat dediği şey bu. O cömertliği, onun tasadduku cihat yerine geçti. Ama o birine andırdı, gösterdi böyle işte nefis onu istiyor çünkü. Biz kaç tane talebe bakıyoruz. Haa baktın sen. Çok ala bir iş yaptın. Onu senin söylemeye hakkın yok.
Sen onu söylüyorsan heva hevesine uydun. Sen onu andırmayacaksın. Sen onu göstermeyeceksin. Sen onu beyan etmeyeceksin. O zaman ne oldu? Cihat oldu. Cömertlik Allah'ın sıfatıdır. El-Vehhab ism-i şerîfi. El-Rezzak ism-i şerîfi. El-Kerim ism-i şerîfi. Cenab-ı Hakk'ın sonsuz isimleri vardır. Cömertlik de onun sıfatıdır. Ve onun herhangi bir sıfatının içerisinde binlerce sıfat vardır daha. Yüz binlerce sıfat vardır daha. O yüzden cömert insan yeryüzünde Allah'ın sıfatsal tecelliyatıdır. Cömert insan.
Cud ehli olan kimse de Allah'ın zati tecellisidir. Cud ehli olmak. O yüzden cömert sıfatsal tecelliyattır. Ama kime cömert? Allah yolunda koşana. Allah için yapana. Allah için yapana. Bir de kimlere cömertlik yapacağız? Onu da şimdi sıralayacağız. O yüzden hani zekat veren, sadaka veren, hayır hasenat eden.
Bu konuda bil fiil kendisi yapsın ve hatta aracılığıyla yapsın. Bu konuda birisinin aracı olması dahi o kimse Allah'ın eli oldu. Cömert kimse Allah'ın elidir. Bir kimse o cömertliğe hizmet ediyor. Allah'ın eli oldu. Şimdi bizde bir ekip var örneğin işte. Onlara diyorum ki ben Allah razı olsun hepsinden de. Diyorum geceleri dağıtın. Kimse bu konuda bilmesin, anlamasın. Birbirlerinizle de söylemeyin, konuşmayın birbirlerinizin arasında da diyorum. Gece dağıtım yapıyorlar. Allah'ın eli onlar. Allah'ın eli. Dün gece de öyle bir faaliyet vardı. Allah hepsinden de razı olsun inşallah.
Allah'ın eli hükmünde oldu. Hiç kimse görmeden, hiç kimse bilmeden gece yarısı tık tık tık … İş bitti. Allah'ın eli oldu. Veren kimse de Allah'ın eli oldu. Çünkü veren verileni de tanımıyor. Veren verileni de tanımıyor. Bu ben kendimce söylüyorum. Muhteşem bir şey. Allah'ım iyi etsin inşallah. O yüzden burada zekattır, sadakadır, infaktır. Aslında ben onun tersinden okurum hep. İhtiyacı olan, fakir fukaraya verilen bir şey değildir o. Ben asıl veren için bunu konuşurum.
Buna böyle hizmet eden, buna böyle sebep olan için konuşurum. Bu nedir? Bu normalde o kimseyi verene hizmet eden, veren ortada hizmet eden o kimse aslında nefsini yakıyor. Kolay bir şey değildir para harcamak. Kolay bir şey değildir ilim harcamak. Kolay bir şey değildir zaman harcamak. Kolay bir şey değildir. Yani sen rahatından vazgeçip gece yarısı dağıtım yapacaksın. İşte yorulacaksın, ne bileyim bir sürü şey. Kolay bir şey değil bu. Ve hatta veren kimse zekat hesaplarken adamın eli ayağı titriyor. Hatta ben diyorum bana hesaplatmayın diyorum. Ben sizin hesabınızı yapmam diyorum. Sizin yaptığınız gibi de yapmam diyorum. Ben çünkü diyorum bunu nereden aldın?
Ticaretten. Koy zekata diyorum. Bunu nereden aldın ticaretten? Koy zekata. Benim hesabım başka. Allah bizi affetsin. Şimdi o veren kimsenin de kolay bir şey değil. 5 lira 10 lira oldu mu hemen veriveriyor insan. Ama adamda sermaye var. 1 milyar verecek, 2 milyar verecek. Kolay bir şey değil o. Böyle para büyüyünce vermek de zorlanıyor, zorlanıyor. O böyle eli titremiyor, yüreği titriyor onun. Adamın birisine zekat dedim bana hesaplatma. Bana hesaplatırsan dedim sıkıntı olur. E bir söyledim bu kadar vermen lazım dedim. Adam dergahı terk etti. Hiç vermemiş ömrü hayatında. Kolay bir şey değildir vermek. Gerçekten çok zordur.
Gündüz bayanlara anlattım bayanlarla alakalı. Kadın diyor işte efendim nasıl vereceğim diyor. E dedim sen vereceksin altınlar senin. Adam ne versin senin dedim zekatını. Nasıl vereceğim dedi. Bileziğin ucundan keseceğim dedim. Kadının rengi gitti. Uçtu, bembeyaz oldu. İçimden dedim eyvah dedim ya. Kadınların altını, parasını, puluna dokunacağını. Canını al. Hatta Diyeceksin ki Bak ruhun kabzedilecek. Buradan keselim mi ruh mu gitsin. Ruha bay bay diyecek altına dokunma. Sakın dokunma. Neden? Altını kalsın onun. Bu ruh gidiyorsa ondan gitsin bay bay güle güle. Kadınlar için daha zor bu. Tabi cimriler için de daha zor. Bir insan cimri olunca Allah muhafaza eylesin.
Yani cimri mesela dervişlik yapamaz. Cimri bir kimse bize derviş olamaz. Mümkün değil. Bakın mümkün değil. Tutunamaz burada. Duramaz burada. Benim laflarımı da yiyemez çünkü. Cimri demek Allah'ın lanetini uğramış insan demek. Ne işi var burada? Sikrullah lakasında da duramaz o. Kirli, pis adam o. Gerçekten. Cimri insan Allah muhafaza eylesin. Allah hiç kimseye nasip etmesin cimriliği. O yüzden normalde o hani Allah Allah. Nereden ne açıldı ya?
Vallahi nereden ne açıldıysa açıldı gitti burada. Gidiyor, kopuyor ortalık burada. Vallahi koptu gitti ortalık. Veren kişinin malı eksilmez ama hani malı eksilmez ama onun nefsi küçülür. Veren kimsenin benliğini kırar o kimse, nefsini kırar ve o veren kimsenin kalbi nurlanır.
Bakın kalbi nurlanır. Ama Allah yolunda, Allah için verirse. Nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir. Allah malını Allah'ın buyurduğu yerden gayriye verme. Ki hadde hesaba sığmaz hazine elde edesin. Ve bu surette kafirlere küfranı nimet edenlere katılmayasın. Her verme ihsan değilmiş. Her esirgeme de cimrilik değilmiş. Demek ki o verme doğru noktada, doğru yerde olursa o verme doğru verme. Eğer verme doğru yerde, doğru noktada değil ise o zaman o doğru verme değil. O zaman ne oldu? O esirgeme hani yanlış yere vermemek cimrilik değil. Doğruya vermek doğru. Yanlış yere verilirse vermemek ise cimrilik değil.
O yüzden asıl mesele burada bir şeyi verirken ne verirsen ver bakın. Burada ben sadece para, mal, mülk, eşya noktasında söylemiyorum bunu. Sen kendinden bir şey fedakarlıkta bulunuyorsun. Bu ne olursa olsun ben böyle söyledim deyip de sakın zekatını vermemezlik etme cimrilik etme. Gücünün yettiğini ver. Ama burada sadece meseleye maddesel bakma. Sen bir hastanın koluna girmek de vermektir. Sen bir hastanın şifasına sebep olmak da vermektir. Gücünün nispetinde ona dua etmek de vermektir. Onu ziyaret etmek de vermektir. Bir yetimin başını okşamak da vermektir. Bir ihtiyara destek olmak da vermektir. Bir yük taşıyanın yüküne yardımcı olmak da vermektir.
Cömertlik her alandadır. Sadece maddi planda değil. Kadının birisi geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dedi ki Sen ne dolanıyorsun burada dedi. Buyur dedi. Şu benim dedi yükümü al getir bana. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o kadının yükünü çuvalını aldı sırtına. Kadın Medine'nin arka sokaklarına doğru gidiyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de arkasından onun yükünü götürüyor. Cömertlik her alanda. Şimdi kadının birisi genç bir delikanlıya diyecek ki Şu benim yüküme yardımcı ol kimse yardımcı olmaz. Yani diyecek ki benim şu yükümü şurada benim evim şuraya kadar götürüver kim götürecek? Cömertlik her alanda.
Şu bardağı götürmek dahi cömertlik, hizmet etmek cömertlik. Herkes gücünün yettiğince cömert olmak. O yüzden veriliş istikameti önemli. Cömertlik yaptın, yardımcı oldun, destek oldun yer ve istikamet önemli. Ama nice esirgemeler vardır ki vermekten hayırlıdır. Yani sen doğru yere doğru noktada vereceksin. Eğer bir kimseye verdiğin şey onu isyana sürüklüyorsa O verdiğin şey onu harama sürüklüyorsa Veyahut da isyana düşmüş, harama düşmüş, kumara düşmüş Ne bileyim işte içkiye düşmüş, hovardalıya düşmüş Sen ona yardım edeceğim diye uğraşıyorsun.
Onun nesine yardım ediyorsun? Onun sen daha haramına yardım ediyorsun. O veriliş doğru veriliş değil. O parayı bulunca dudak boyasına gidiyor. O parayı bulunca saç boyasına gidiyor. Öbürkü parayı bulunca erkek bulunca lotoya totoya gidiyor. Ata puta gidiyor. O parayı bulunca bir tane daha bire içeceğim diye uğraşıyor. Öbürkü parayı buluyor, koltuğumu değiştireceğim diye uğraşıyor. Öbürkü parayı buluyor, ben bu perdelerde lüks değil. Yani kaç işte ben bunları değiştireyim. Ya daha yeni değiştirdin, ne zaman değiştireceksin? Onun evindeki perde benim evde yok. İsrafa gidiyor. O zaman ona veriş doğru veriş değil. Onu nankörlüğe sürüklüyorsun, onun tembelliğe sürüklüyorsun.
Onu aymazlığa sürüklüyorsun. Nasıl olsa o zekat geliyor ona, oh! Bir bakmışsın ha Antalya'da tatilde. Nerede? E tatile gitmiş. Ne tatili ya? E o her yıl gidiyormuş. Gitmesin mi yani? Gitmesin mi? Ah! Evet ya, gitmesin mi yani? Doğru. E dedim, biz gitmiyoruz hiç dervişler. Öyle dedim, genelde hani böyle kendisini derviş gibi görenler. Gitmez. Ha vardır gidenler. Kimsenin görmediği koya. Kimse yokmuş orada. Tabii. Yat. Yattan cumburluk, dal.
Tabii. E dedim, hanım nasıl giriyor? Dedim, bikini, mayo falan. E dedi, kimse yok ya dedi. Haa. Tamam. Kimsenin olmadığı yerde, kadın da bikiniyle giriyor. Rahat konuşuyorum. Şimdi dervişlikten şey yaptılar, serfinaz ettiler. Demişler ki, laf bu. Direkt söyleyeyim mi? Abdullah Efendi bu kadar sert değildi. Ben sertmişim. Allah Allah dedim ya. Şeyh Efendi bunu duysa dedim, bu mevzuyu dedim, müsaade etmezdi dedim ben ya. Böyle bir şey söyleseniz müsaade etmezdi. Allah bizi affetsin. Şimdi veriş doğru noktada olacak. Doğru insan olacak. Doğru hareket olacak.
Öbür türlü vermeyeceksin. O vermemek sevap. O vermemek de cihat. Yanlışa vermemek de cihat. Doğruya vermek ne kadar büyük cihat ise, yanlışa vermemek de o kadar büyük cihat. Öyle ya şimdi darılırlar ben vermezsem. Ya ben şimdi vermeyeceğim ama laf yaparlar dedikodu ederler arkamdan. Ya ne yapayım işte akraba ama ben şimdi vermemiş vermesem arkamdan bir sürü dedikodu yapacaklar. Ya veriyorsun adamı nankörlüğe, adamı tembelliğe itiyorsun. Adamı aymazlığa itiyorsun. Adam çalışmıyor. Adam iş yapmıyor. Ona göre iş yok hiç. Herkese göre iş var, ona göre iş yok. Neden?
Topluyorlar nasıl olsa onu. Allah bizi affetsin. O yüzden öyle kimselere vermek aslında zulüm. O kimseye zulmediyorsun sen. Onu çünkü tembelliğe, onu israfa doğru yönlendiriyorsun. Onu çünkü nankörlüğe doğru yönlendiriyorsun. O çünkü çalışmayacak hayatı boyunca. Hep öyle geçinecek. Allah bizi affetsin. Hep de andırır o. Biz et yiyemiyoruz. Senin ciğerin yanar. Et yiyemiyormuş arkadaş. Çocuklara bir şey alamadık. Andırıyor. Andırdı mı o dileniyor demektir. İslam dilenmeye karşıdır. Andırdı.
Dilenmektir o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o Bakara ayet 195. Allah malını Allah'ın buyurduğu yerden gayriye verme. Allah yolunda infak edeceksin sen. Allah'ın buyurduğu yere vereceksin. O zaman buradaki ölçü Allah'ın rızası. Cenab-ı Hakk'ın gösterdiği yoldan yürüyeceksin. Şeriatın hududunu çiğnemeyeceksin. Verdiğin sadaka, verdiğin zekat. Her ne verdiysen. Senin haramı desteklemeyecek. Batılı beslemeyecek. Tembelliği körüklemeyecek. O zaman bu infak olmuyor. Bu ifsat oluyor. Bozuyorsun. Bozuyorsun. İnfak etmiyorsun. İfsat ediyorsun. Şimdi insanlar gösteriş için yapıyor bunu çünkü.
Desinler. Bak ya köye zekatını gönderdi. Bir de koskocaman tabela yazdırmış. Filanca kimsenin zekatıdır. Gür gür gür gür kamyonu göndermiş köye. Bu değil. Allah bizi affesin. O yüzden Bakara ayet 188 Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Sen malını batıl yola yedirme. Sen ilmini batıla harcama. Sen mesaini batıla harcama. Sen zamanını batıla harcama. Batıla arana perde çek. Duvar çek. Hazreti Pir devam ediyor. Hat ve hesaba sığmaz hazine eldesin. Sen normalde doğruya harcarsan. Ve yanlıştan kendini kurtarırsan.
Vermeyi Allah emrine göre ayarlarsan. O zaman için hem dünyada hem de ahirette sana bekabillah hazinesinin kapısı açılır. Sana gani kapısı açılır. Sen el gani olursun. Gani sıfatı senin üzerinde tecelli eder. Çünkü ayet-i kerimede her ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini verir der. Fazlasını verir. Sen bir harcarsın sana yedi yüz verir. Sana yedi yüz bin verir. Sana yedi milyon verir. Sen bildiğin bir ilmi aktarırsın. Allah sana bilmediklerini öğretir. Senin kalbine ilham eder. Sen saçtıkça Allah sana verir ama doğru yere saçacaksın. Zerre-i miskal kıl kadar dahi ince noktada yanlışa harcamayacaksın.
Yanlışa harcarsan nasıl bire yedi yüz verdiyse senden bire yedi yüz dalmasını bilir. Yanlışa harcamak yok. Batıla harcamak yok. Heva hevese harcamak yok. Ömrünü heva hevese harcama. Zamanını heva hevese harcama. İlmini heva hevese harcama. Şeyhliğini heva hevese harcama. Dervişliğini heva hevese harcama. Çavuşluğunu zakirliğini heva hevese harcama. Yoksa bunun hesabını veremezsin. Semazenlini heva hevese harcama. Mütırbanlığını heva hevese harcama. Dervişliğini heva hevese harcama. Bir el tutmuşsun mübarek bir el. Kimin elini tuttun sen tuttun.
O dervişliğini heva hevese harcama. Hesabını veremezsin. Yoksa sen küfranı nimet edenlere katılırsın. Senin nimetin küfür olur o zaman. Allah muhafaza eylesin. Cömert görünürsün ama Cenab-ı Hakkın sana vermiş olduğu nimetlere nankörlerden olursun. Sen zenginsin içki masasına para harcarsın. Pavyona para harcarsın. Sen helak olursun. Sen küfre vesile oldun. Sen yanlışa vesile oldun. Sen eksikliğe vesile oldun. Sen Kur'an ve sünneti seneyi yaşama ve yaşatma mücadelesi olmayan bir kimseye kalktın. Onlara tasadduk ettim dedin. Sülalede iyi tanınasın diye.
Herkes seni iyi bilsin. Oo filanca. Cömert insandır. Kime ve yaptı cömertli? Ay yaşa ber düşse içkiciye kumarcıya yaptı. Heva hevesine yaptı. Şeytana hizmet etti. Batıla hizmet etti. Deccaliyete hizmet etti. Başka bir yere hizmet etmedi. Çünkü Allah yolunda koşana veremez o. Çünkü Allah yolunda koşana verilecek olan ancak nurdur. Veren nurdur, alan nurdur. Veren mücahittir, alan mücahittir. O kimse veremez oraya. Neden? O kimse cimri çünkü. Neden o kimse müsrif? Neden? O kimse küfre hizmet ediyor. Neden? O kimse heva hevese hizmet ediyor.
Neden? O kimse nefsaniyete hizmet ediyor. Deccaliyete hizmet ediyor o. Allah muhafaza eylesin. Çünkü cömertlikte, cömertliğin altı üstü, sağı solu, sınır Allah'tır. Kur'an ve sünnettir sınır. Başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gafletle ve gaflete verilen her ne var ise ondan bir sevap beklenmez. Allah muhafaza eylesin. Kafirler kılıçları Mustafa'ya üstün olsun diye develer kurban ederlerdi. Kafirler ne yaparmış? Kılıçlarımız üstün olsun diye develer kurban ederlermiş.
Niyeti Allah için olmayanın kurbanı kurban olur mu? Değildir. Niyeti Allah için olacak bir kimse. Ne yapıyor da kılıcı galip gelsin diye, menfaatleri artsın diye, egemenlikleri sürsün diye adaka diyorlar, kurban kesiyorlar. Şirk düzenine hizmet ediyorlar. Kurban verdik filanca yere. Ne kadar güzel. Kim yedi etini? Nereye gitti? Nereye gitti? Gittiği yeri biliyor musun? Hayır. Gösteriş yaptın. Allah muhafaza eylesin. Enfal 36. Kafirler mallarını insanları Allah'ın yolundan alıkoymak için harcarlar.
Ve harcayacaklar da sonra bu onlar için bir pişmanlık sebebi olacaktır. Sonra da mağlup olacaklardır. Kafirler toplanıp cehenneme sürükleneceklerdir. Kafirler mallarını insanları Allah'ın yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Sen malını ne için harcadın? İnsanları Allah yoluna çekmek için, Allah yolunda koşturtmak için mi harcadın? Yoksa kafirler, din düşmanlarına, kafirlere yardım etmek için mi harcadın? Sen kurbanını kime verdin? Sen sadakanı kime verdin? Sen zekatını kime verdin? Kime hizmet ediyor verdiğin zekat? Kime hizmet ediyor verdiğin sadaka? Kime hizmet ediyor verdiğin kurban? Kime hizmet ediyor senin yaptığın yardım? Şirk düzenine mi hizmet ediyor?
Müşrik sistemine mi hizmet ediyor? Nereye hizmet ediyor? Ağababası CIA mi? Ağababası Mossad mı? Ağababası İngiliz İstihbaratı mı? Nereye hizmet ediyor senin verdiğin para, bul, zekat topladığın şey nereye hizmet ediyor? Kim topluyor? Kimler topluyor? Senin verdiğin kurbanla kurban derileriyle uçaklarda şampanyalar mı patlatılıyor? Senin verdiğin kurbanla kurban derileri deniz kenarlarında birilerinin tatillerine peşkeş mi çekiliyor? Ne oluyor? Aaa bir gazetede haber, ne şampanya patlatıyorlar uçakta. Senin deriler gitti, uçakta şampanya oldu. Senin kurbanlar gitti, deniz kenarında tatil mezesi oldu. Senin kurbanlar gitti, sucukçuya sattılar.
Aaa ne oldu? Basıldı sucukçuya satılmış kurban etleri. Allah muhafaza eylesin. Allah emrini Allah'a ulaşmış birisinden sor, öğren. Her gönül Allah emrini anlayamaz. Hz. 1 diyor. O yüzden Kur'an ve sünneti anlamak için sadece bilgi değil. Sadece okumak değil. Ona ilmi ledin lazım. Senin ilmi ledinden haberi olmayan bir kimse Allah'ın ayetlerini anlaması mümkün değil. Okuyabilir ama manasını bilmez. Çok güzel, tecvidli okur. Mana önemli. Mana. O kimse Allah'a ulaştıysa nefsinden arındı.
O kimse Allah'a ulaştıysa kalbi temizlendi. O kimse Allah'a ulaştıysa ilham ehli oldu. Sen dinin inceliklerini ondan öğren. Yoksa zahir ilimde kalmış batından haberi yok. Senin ondan alacak olduğun bir ilim de yok. Çünkü her gönül Allah'ın emrini anlamaya feraset açılmamıştır. O gönül ferasete açılmış olacak.
Ferasete açık değil ise o yüzeysel okudu. Yaşamadı, anlamadı. Mana yok onda. O hamsofuluk yaptı. Mana yok. Çok güzel okudu. İdrak yok. Çok güzel okudu. Fiilyat yok. Çok güzel okudu. Benim gibi gece sabaha kadar uyudu. Çok güzel okudu ama. Çok güzel okudu. Ona buna taş attı. Kendisi bir şey yapmadı. Üç kişi evine toplayıp da onlara zikir yaptıramadı. Beş kişi toplayıp da onlara yemek yediremedi. Allah için yaşayamadı. Ama çok güzel okudu. On kişiyi toplayıp da onlara Allah'a anlatamadı. Ama benden fazla biliyor. Eleştirmeye gelince de benden fazla beni eleştiriyor. Topla. Yap. Allah yolunda harca. İsteme hiç kimseden.
Yürü. Deccaliyeti hizmet etme. Deccaliyeti hizmeti Allah hizmeti zannetti. Müslümanları müminlerin ardından atıp tutmayı Allah hizmeti zannetti. Nefis perdesini aralayamamış. Levvameden mülhümeye geçememiş. Kendini Allah yolunda. Hatta mücahit gördü. O kadar mücahit gördü ki benim diyen dervişten de, şeyhten de fazla. Çok mücahit. Ama Allah'ın emrini anlayabilecek nefis terbiyesi yok. Allah'ım hafaza eylesin. Kalbini safileştirememiş. Kalbini tenvir edememiş. Ama ona çat, buna çat, onu beğenme, onu beğenme, ona laf söyle, ona laf söyle. Kimsin ya?
Kimsin? Ama nefis onu öyle gösteriyor. O büyük zat o. Büyük derviş o. Gelmiş bir de ne diyor bana? Ben burada arkadaşları düzeltmeye geldim diyor. He ya, bizi düzeltecek burada. Kendini öyle bir hallame görüyor. Kulağına eğildim, beş vakit namazı kıl da gel dedim. Kaldı. Dedim böyle yapmam kimseye ama dedim. Sen önce beş vaktini bir tamam kıl da gel. Beş vakit namazını tam kılamayan bizi düzeltmeye gelmiş buraya. Sen beş vakit namazını tam da kıl da gel. Sen Fatih'e okuyamıyor dediğin insan beş vakit namazını kılıyor. Sen Fatih'e tecritte okuyorsun ama beş vakit namazı kılmıyorsun.
Edepsiz adam. Sen önce nefsini bir vur yere. Yarabbi. Ben beş vakit namazı tam olarak kılamıyorum. Beni bu zikredenlerin yanında eyledi. Dua et. Öyle dua edeceğine, arkadaşları düzeltmeye gelmiş. Önce dedim beni düzelt sen. Benim dedim eksikliklerimi söyle benden kaynaklanıyor her şey. Baya baya bana söyleyecek. Allah razı olsun dedim ya. Yok baktım hani insan kibirlenene kibirleniniz var ya. Kulağına eğildim. Dedim kimse duymasın etrafımızda kimse yok ama dedim. Sen beş vakit namazı bir tamam kıl da gel dedim. Önce onu bir nefsinde terbiye et. Önce bir nefsinde terbiye et. Sen bir beş vakit namazı tamamen kıl. Zamanında kılmasan da kıl. Bir nefsini terbiye et öyle.
Allah bizi muhafaza eylesin. Yersiz ihsan, asi bir kölenin güya adalet ediyorum, ihsanda bulunuyorum diye padişahın malını asilere dağıtmasına benzer. Kur'an'da onların bütün ihsanları hasretten ibarettir diye gaflet ehlini korkutan bir ayet vardır. Buradan devam edeceğiz. İki bin iki yüz otuzuncu beyitten. Sürçülisan ettiysek affola. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.