Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 15 Haziran 2025 · 1:36:27
Üzübillâhimineşşeytanurracîm, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftali zikr fâlemennehu, La ilâhe, İmâm. Selamuniküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batılı batılı bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Amin. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, hakkına, hukukuna, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına hainlik yapıp, onlara karşı zulmedenlerden Cenab-ı Hak intikamımızı alsın. Amin. Rabbim beni, İsrail'i ve destekçilerini yerli eksan eylesin. Amin. Hepsini dağıtsın. Amin. Hepsini de parçalasın. Amin. Hepsini de birbirine düşürsün. Amin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Amin. Filistin'e özgürlük nasip eylesin. Amin. Tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Amin. Rabbim bütün Müslümanları bir ve beraber eylesin. Amin. Müslümanları birbirlerine düşürmesin. Amin. Müslümanlara karşı cepheleri dağıtsın. Amin. Tecmain. Bağlan. Büro da çalışıyor. Bağlanıyor. Başka yerde de bağlanıyor. Ayarlardan bir şey var.
Ulanmış. Bağlanıyor. Ulanmış. Bağlanıyor. Ulandı da şimdi şeye. Bunun sesini açmıyor. Açacağım şimdi kenara her şeyi. Siz öyle yapıyorsunuz ya. Aç kapı yapıyorsunuz ya değil mi?
İyi. Biz bildiğimiz yoldan devam edeceğiz. Yapacak bir şey yok. Evet. Geçen haftadan işlediğimiz beyt her ikisini de ateşe vur.
Yani gelecekle geçmişle alakalı kaygıların hepsini ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar neyi gibi boğum boğum olacaksın. Geçen hafta buraya okuduyduk. Yani neydi? Burada normalde hem geçmiş kaygısından hem de gelecek kaygısından kurtulmamızı öğütüyordu Hazreti Bir. Buradan devam ediyoruz. Neyde boğum bulundukça sırdaş değildir. Dudağın, sesin mahremi olamaz. Sen kendi tarafından tavaf edip durdukça nasıl tavafta olursun? Kendinde oldukça nasıl olur da Kabe'ye gelmiş sayılırsın? Hazreti Bir yine zirvelerde dolaşıyor. Neyde boğum boğum bulundukça sırdaş değildir. Dudağın, sesin mahremi olamaz.
Boğum burada o insanın kendi kaygıları, kendi takıntıları, yani kaygısı olan, gelecek kaygısı olan, geçmiş kaygısı olan veyahut da kendi hayatıyla alakalı kaygılı olanlar veyahut da kendisini önemseyip kendisini öne koyanlar normalde kendisini bulması veyahut da seyr üstlülükte yürümesi veya kendisini kemale erdirmesi mümkün değil. O yüzden bir kimsenin boğum boğum olması kalbinde Allah sevgisinin daha kuvvetli olmaması. Eğer o kalpte Allah sevgisi çok kuvvetliyse o diğer sevgilere baskındır. Diğer sevgilere baskın olunca diğerlerini, hani eştir, çocuktur, ne bileyim işte başka şeylerdir, onları sevmeyecek manası gelmesin burada.
Oradaki baskın sevgi Allah sevgisi olacak. O yüzden nefsin boğumları, o kimsede, o hani ney gibi boğum boğum olursan dedi, neyin içerisini komple yakarlar, delerler yani. O boğumlarının içini normalde yakarlar güzelce. Çünkü orada böyle bir pürüz olursa neyden istediğin sesi alamazsın. Neyden istediğin sesi alabilmen için dışarıdan boğum görünenlerin içerisinde de böyle boğum vardır.
Onları normalde kızgın demirle yakarlar ki orada bir pürüz kalmasın. Eğer orada pürüz kalırsa neyden güzel ses çıkmaz. Orada pürüzsüz olması lazım. Bir insanın da iç alemi pürüzsüz olması lazım. Eğer iç alemini pürüzsüz hale getiremezse o zaman neyden güzel ses çıkmaz. Ney o zaman bu manada nedir? İnsanı kamildir. Yani o kimse insanı kamil olma yolunda giderken nefsin boğumlarını geçecek. Yani emmare levvame mülhüme mutmainne rardiye mardiye safiye bunların hepsi de boğumdur. Bunların hepsi de ne olacak? Hepsi de pürüzsüz hale gelmesi lazım. Ve Hz. Pür diyor ki sen kendinde oldukça nasıl olurdu Kabe'yi tavaf etmiş sayılırsın? Kabe'ye gelmiş sayılırsın.
O zaman Kabe'ye gitmek demek kendinden geçmek demek. Yani hiçliği yakalamak demek. Hiçliği yakalamadıktan sonra senin Kabe'ye olan tavafın kendi nefsine oldu tavafın. Allah'a olmadı. Kendinde olduğun müddetçe. Bu bütün ibadetler de böyle. O yüzden normalde boğum nefse ait olan tabiri caizse işte nefsin kendi içerisindeki terbiye edilmesi gereken huy ve ahlaklar.
Boğumlar onlar ve normalde o zaman eğer öyleyse bir kimse ve nefisle alakalı problemlerini bitiremediyse dostun dudağı yani Allah'ın nefesi olamazsın sen. Allah'ın nefesi olabilmen için o nefis meratiplerini geçmen lazım. Allah'ın nefesi olabilmen için sende geçmiş ve gelecek kaygısı olmaması lazım. Allah'ın nefesi olabilmen için sende hem dünya kaygısı olmayacak hem de ahiret kaygısı olmayacak.
Bu umursamamazlık değil. Bu bütün insanı çepeçevre çevreleyen kaygılardan kurtulması. Çünkü her kaygı şeytanın vesvesesidir. Her kaygı insanın önünde perdedir. Hayatın bütün alanında bu böyledir. Mesela bekar iş kuramama kaygısı, evlenememe kaygısı, evlendi, eşiyle alakalı kaygıları, çocuğum olur mu olmaz mı, şöyle mi olur, böyle mi olur, gelecekle alakalı kaygılar veya geçmişiyle alakalı kaygılar.
Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca sen kendi nefsinle baş edememişsin, o arzularınla baş edememişsin. O zaman senin çok özür dilerim burada hacca gidenler, ömreye gidenler ondan sonra bu sözümü yanlış algılayıp gitmekten vazgeçmesinler. Ama nefisle alakalı mücadelede belli bir noktaya gelmediysen, o zaman senin tavafın kendi benliğine, kendi egona oldu. Kendine oldu, Allah'a olmadı. Yani Allah'a tavafın, o zaman senin kendi benliğinden geçmen lazım. Yani tabiri caizse sen sen olmaktan çıkman lazım. Sen sen olmaktan çıkmadıysan, o zaman tavafın kendi nefsine senin. Allah'a değil. O yüzden Allah muhafaza eylesin, gerçek tavaf bu manada insanın benliğinden kurtulup, insanın kendisinden kurtulup, tabiri caizse her şeyi Allah için yapmasıdır ve her şeyiyle Allah'a yönelmesidir.
Hani Müzemmil'de Cenab-ı Hak diyor ya, bütün her şeyiyle Allah'a yönel ve Allah'ı zikret. Her şeyinle Allah'a yönel. Yani senin Allah'a yönelme noktanında herhangi bir takıntın olmasın. Her şeyinle ona yöneldiğin zaman namazın namaz, orucun oruç, zikrin zikir, haccın haç olacak. Yoksa sen hacca ismini değiştirmeye gittin, hacı desinler diye gittin, sen zikrullaha derviş desinler diye geldin, sen namazı aman namaz kılıyorlar diye kıldın, işte bu o zaman senin nefisle alakalı mücadelem bitmemiş.
Sen hala da başkaları için yapıyorsun bunu, onu Allah için yapacaksın. Sufilik, dervişlik, müminlik bütün hayatının her alanında Allah için yaşamaktır. Çalışırken de Allah için çalışacaksın. Bir işini yapıyorsun, o işini yaparken de Allah için yapacaksın. O yüzden normalde boğumlardan öyle kurtulursun. Hani Bakara ayet 144'te hemen yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevirin.
Ey müminler, siz de nerede olursanız olun yüzünüzü onun tarafına çevirin. Hani Mescid-i Küba'da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bizim şu anda ilk kıblemiz olan ama işgal altında olan Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a döndürdü. Ama biz şimdi hani Mescid-i Aksa aklıma gelince oradaki zulüm gözümün önüne geldi. Şu anda bütün iki milyar İslam aleminin ilk kıblegahı işgal altında ve iki milyar Müslüman uykuda. İki milyar Müslüman o Mescid-i Aksa'yı şu anda özgürlüğüne kavuşturamıyor. Ve Mescid-i Aksa'da pis Yahudiler, pis Siyonistler, katiller çocuk tecavüzcüleri kol geziyor. Çocuk tecavüzcüsü bunlar.
Ve İslam dünyası derin bir uykuda, bu derin uykudan uyanmamakta ısrar ediyor. Ve nasıl bir üzerine ölü toprağa döküldüysa, atıldıysa, kalplerine nasıl bir korku yerleştirildiyse, kalplerinden imanın hakikati nasıl alındıysa, zerrece bu konuda bilhassa İslam dünyasının başındaki siyasetçiler, bürokratlar, İslam dünyasının önünde en büyük engeller ve pis İsrail, pis Yahudiler, pisliklerini Mescid-i Aksa'ya akıtıyorlar.
Diledikleri anda Mescid-i Aksa'ya operasyon yapıp, oradaki Müslümanlara zulmediyorlar, ibadetleri engelliyorlar. Her türlü katillik, zalimliği, ahlaksızlığı, her türlü namussuzluğu, şerefsizliği, haysiyetsizliği, her türlü hayvandan daha aşağı mahlukluğu icra ediyorlar. İşte Cenab-ı Allah, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Mescid-i Aksa'dan, Mescid-i Haram'a dönmesi için ayeti kerime namazın ortasında geldi.
Tabi burada yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin demek, yüz insanın fiziki olarak en güzel yeridir. Cemaldir çünkü, cemal sıfatıdır bir insanın yüzü. Bir insan yüzünü bir tarafa döndürdüğünde, yüzünü o tarafa döndürdüğünde, o taraftan sayılır. Ve başka bir ayeti kerimede de, yüzünüzü ne tarafa çevirirseniz çevirin, Allah'ın veci oradadır der. O yüzden insanın yüzü önemlidir. Ama burada, ayeti kerimenin zahiri, insanı kıbleye yönlendirir. Ama normalde, batinen, kalben kıbleye yönelmek gerekir. Batinen, kıbleye yönelmek demek, Allah de ötesini bırak. Kısacası, bu da ayeti kerime ya. Allah de gerisini bırak.
Allah de gerisini bırak. Kıbleye yönelmek odur. Namazda kıbleye yöneldi. Vücudun yöneldi, kalbin de yönelsin. Kalbin de namaza yönelsin, kıbleye yönelsin. Aslında kıbleye de değil, kalbin de ona yönelsin. Kıble sadece bir yöndür, işarettir. Biz ona yöneliriz. Ona yöneliriz. Namazın dışındaki farzıdır, kıbleye, beytullaha doğru yönelmek. Namazın dışındaki farzıdır. Namazın içindeki farzı ise kalbi olarak Allah'a yönelmektir her şeyine. Eğer her şeyine Allah'a yönelmiyorsan, tabirimi mazur görün, kıldığın namaz, namaz değil. Her şeyine Allah'a yönelceksin.
Her şeyiyle Allah'a yönelenen bir kimsenin ibadetini Cenab-ı Hak kabul eder. Eksiği noksanı olsa da kabul eder. O kimse her şeyine Allah'a yönelse, Kur'an-ı Kerim okusa, hani harfleri eksik çıkarırsa, Cenab-ı Hak her harfe bir melek görevlendirilip, o melek vasıtasıyla harfleri düzeltip de katına alıyor ya, işte sen öylesine yönelirsen Allah'a, senin namazındaki eksikliğini, ama okuma eksikliği, ama başka eksiklik, kendinde değilsin çünkü.
Kendinde değilsin. Öylesine yönelmişsin ki, kendinde değilsin. Üç mü kıldın, dört mü kıldın, beş mi kıldın, kendinde değilsin. Üç kıldıysan, Cenab-ı Hak eksiğini tamamlayacak, dört edecek. Beş kıldıysan, yine bir ilave daha yaptıracak, altı olarak kabul edecek. Kimlerden sorumluluk kalkmıştı? Uykuda, uyuyanlardan, ne güzel bir şey, uyuyun paso. Kimden? Aklı gidenlerden, kendinde değil. Aslında normalde, bir de neden? Unutanlardan. O kimse kendinde değil, kendinde değilse, eksikliğini Allah tamamlayacak. Neden kendinde değil? Dünya sarhoşu değil. O Allah sarhoşu oldu. O öylesini, kendisini Allah'a teslim etti ki, saymayı da bıraktı, hesaplamayı da bıraktı.
Kendinde değil çünkü. Kaç rekat kıldığını da bilmiyor. İşte o kimse o zaman, kendinden geçti, kendinden geçince, o zaman tavafı tavaf oldu, o zaman namazı namaz oldu, o zaman zikri zikir oldu, o zaman duası dua oldu. O zaman zekatı zekat oldu. O zaman sadakası sadaka oldu. O zaman yaşamasının bir anlamı oldu. O zaman normalde, yönünü gerçekten Allah'a, hakikat noktasında çevir. Nefis noktasında değil. Hakikat noktasında, yönünü Allah'a çevirirsen, o zaman hakikatin, sende tecelli ettiğini göreceksin. kalbinde hakikat pınarlarının coştuğunu göreceksin. Kalbine hakikat damlalarının aktığını hissedeceksin. hissedeceksin.
Hakikat dediğimiz şey, bu duvarın arkasını görmeye çalışmak değil. İlmi ledün hakikat dediğim şey. varlığın hakikati, ibadetin hakikati, imanın hakikati, İslam'ın hakikati, hakikat dediğim şey o. çünkü başka bir hadis-i şerifte, nice oruç tutan vardır ki, sadece aç kalır. Nice namaz kılan vardır ki, sadece yorgun olur. İbni Macede, o zaman hakikat noktasında, ona yönelirsen, o zaman namazın namazı olur, orucun oruç olur. Yani, zahirde yapılan ibadetler, zahirde yapılan ibadetler, eğer hakikate, hakikatte bir yöneliş değil ise, hakikate doğru yol yürümüyorsa, hakikate kanat çırpmıyorsa, o kimse kendi nefsine doğru yürüyor.
Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. O yüzden normalde, sen eğer o hakikati bulma noktasında, her şeyinle Allah'a yöneldin, her şeyinle Allah'a yöneldiysen, o zaman tavafın tavaf oldu. O zaman namazın namaz oldu. O zaman orucun oruç oldu ki, sufilin maksadı, amacı budur. Sufilin amacı, maksadı, güzel ilahi söylemek değildir. Sufilin amacı, maksadı, aman sarığın çok güzel olsun, kılın, kıyafetin çok güzel olsun, vay ne derviş desinler ya, şöyle bir yürü de, ortalık derviş görsün. Bu değil sufilin hakikati. Sufilin hakikati, senin senliğinden geçmesidir. Sen senlikten geç. Yani kendi nefsine söyleyeceksem bunu, ben kendi nefsime söyleyeyim, ben benliğimden geçmediğim müddetçe, o hakikate ulaşmayacağım.
Ben ancak benliğimden geçersem, hakikate ulaşacağım. Ben, ben olduğum müddetçe, hakikat bana uğramayacak. sen, sen olduğum müddetçe, hakikat sana uğramayacak. O boğumlarda kalacaksın. O boğumlarda kalmayalım. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazreti Pir, bu beytinde bize diyor ki, işin gösterişinden uzak durun. İşin zahirinden bakmayın. Ya, zahir lazım mı? Lazım. Taklit lazım mı? Lazım. Ama sen hakikate yönel, işin içine doğru yürü. ve hala da bu nefis terbiye yolculuğunda ben diyorsan, hala da nefsinin oyunlarıyla uğraşıyorsan, hala da şeytanın vesvesesine kanıp, onun deryasına dalıp, şeytanla beraber yüzüyorsan, olmadı.
O sufilik değil. Allah muhafaza eylesin. haberlerin, haber vericiden bir haberdir. Tövben, günahından beterdir. Beni anlatmış. Ey geçen hallerden tövbe etmek isteyen, bu tövbe etmekten ne vakit tövbe edeceksin söyle. gah zirnamesini kıble edinirsin, gah ağlayıp, inlemeyi öper durursun. Çarpıyor. Sağlı sollu. Sağlı sollu çarpıyor. Haberlerin, haber vericiden bir haberdir. Yani senin dinlediklerin, senin okudukların, senin vaazların, dinlediğin vaazlar, hepsi de bir haberdir. Hepsi de haberdir. Şimdi de, dinliyorsunuz, haberden ibaret.
Ama sen bu haberleri getiren, hakkın, kendisinden bir haber isen, vaaz eden, o vaazın bilgisini veren, Allah'tan bir haber ise, şeyh sohbet ederken, nasihat ederken, Allah'tan bir haber ise, namaz kılan, Allah'tan bir haber ise, sakal bırakan, Allah'tan bir haber ise, ve sen normalde, bütün bu, bildiklerini kendince, ilah edindiysen, kendi bilgi potansiyelini, ilahlaştırdıysan, aklını ilahlaştırdıysan, namazını ilahlaştırdıysan, orucunu ilahlaştırdıysan, haccını ilahlaştırdıysan,
dervişini ilahlaştırdıysan, zikrini ilahlaştırdıysan, ve 3-5 hadis ezberlediğinde, o hadis ezberini ilahlaştırdıysan, veyahut da işte, insanlara vaaz etmek, güzel şeyler söylemek için, ilim öğrendiysen, o ilmini ilahlaştırdıysan, sen haber vericiden bir habersin, çünkü bütün bu haberlerin sahibi, Allah, dinin sahibi Allah çünkü, Adem'den Muhammed'i Mustafa'ya kadar gelen bütün dinler, İslam ve bütün dinlerin sahibi Allah, ve bütün peygamberlerin sahibi Allah, bütün velilerin, bütün dostların sahibi Allah, varlığın sahibi Allah,
ama sen normalde eğer ki, o haber vericiden bir haber okuyorsan, yazıyorsan, söylüyorsan, ve kendince kendi bildiklerini ilahlaştırıp, kendince kendini bir şey zannediyorsan, o zaman sen bir habersin her şeyden, Allah muhafaza eylesin, ve sen Allah'ı hakkıyla takdir edenlerden olmayacaksın, sen Allah'ı hakkıyla bilenlerden olmayacaksın, sen Allah'a hakkıyla yönelenlerden olmayacaksın, sen Allah de, ötesini bırak haliyle hallenmeyeceksin, Allah muhafaza eylesin, oysa bütün her şeyin sahibi o, ama sen her şeyin sahibi o iken,
sen onu bırakmışsın, senin eline verdiği oyuncakları ilahlaştırmışsın, senin, sen birer oyuncak almışsın eline, o oyuncağı ilahlaştırmışsın, ve o oyuncaklarla aldatıyorsun insanları, insanları kandırıyorsun, kale ya Resulallah diyorsun, ama onu dinlemiyorsun, estiüzübillah diyorsun, çok güzel, belagatlı, ama Kur'an'ı dinlemiyorsun, Kur'an'ı okuyorsun, Kur'an'a itaat etmiyorsun, Kur'an'ı dinliyorsun, Kur'an'a itaat etmiyorsun, hadis-i şerifleri okuyorsun, hadis-i şeriflere itaat etmiyorsun, ya yaşanmış mıdır ya diyorsun,
Allah muhafaza eylesin, o yüzden sufilik bilmek değildir, sufilik yaşamaktır, bilen mutasavvuf olur, çok güzel bilir, oturursunuz, kale ya Resulallah der, anlatır, mutasavvıftır, beyaz-ı bestami'den örnekler verir, mutasavvıftır, bişri hafiden örnekler verir, mutasavvıftır, onların kerametlerini anlatır, mutasavvıftır, açar arifler, menkübelerini onlardan okur, mutasavvıftır, mutasavvıftır, ama ondan bir şey yaşamaz, bir şey yaşamıyorsa, o zaman sadece ve sadece hikaye anlatıyor, onların yaşadıklarını hikaye demek istemiyorum,
o anlattıklarından bir haber çünkü, anlattıklarından bir haber, o hak ve hakikatten uzak çünkü, Allah muhafaza eylesin, neden, o çünkü, söze boğulmuş kalmış, ahir zaman alameti, ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, söze ve kelimelere boğulup kalacaklar, Hz. Pir diyor ki, senin, normalde o bildiklerin, o okudukların, haber vericilerin, bütün haberlerini biliyorsun, ama, haber vericiden haberin yok, o zaman ne olmuş oldun, sen sadece nakilci oldun, sen işin hakikatine ermedin, işin hakikatine ermiş olsan, sen böyle papağanlık yapmazsın,
papağanlık yapıyorsun, ezberini almışsın, üç beş tane menkıbe, üç beş menkıbeyle, cemaati yöneteceğim diye uğraşıyorsun, almışsın üç beş fiilyat, hıh yapıp bir titriyorsun, sen cemaati onunla yönlendireceğim diye uğraşıyorsun, onlar da garibim seni şeyh zannediyorlar, onlar da gariplerim seni alim zannediyorlar, çünkü çölde kalmış, çölde kaldığı için, susuzluktan dudakları patlamış, ilk gördüğü sudan içiyor, ve ilk gördüğü suyu da temiz su zannediyor, temiz olmasa dahi suya ihtiyacı var, bu bulanık ama, içelim susuzluğumuzu da giderelim diyor,
temiz suyu arama ihtiyacı da duymuyor, Allah muhafaza eylesin, tövben günahından beter, ben kendi nefsime söylüyorum bunları, tövben günahından beter, bu öyle bir çarpıcı bir söz ki, Hz. Pir çarpıyor, tabiri caizse, silindir gibi eziyor, benim ben böyle bu beytleri, Allah beni affetsin, kendimce daha öncesinden bu beytleri biliyorum, hani tövbe günahından beter diyor ya, bitiriyor beni, Allah beni affetsin, çünkü neden, bu tövbe riyah, bu tövbe duygusal çöküntünün gösterisi, bu tövbe içten değil çünkü, bu tövbe samimi değil çünkü,
bu tövbe içten olmuş olsa, samimi olmuş olsa, o bir daha o günahı işlemeyecek, o günahı tekrar işliyor, o günahı tekrar işliyor, bir daha ağlıyor, tövbe ederken, ayrı bir duygusal gösteri, ben onu çok özür dilerim, duygusal gösteri olarak nitelendiriyorum, o gösteriyi de kendisine yapıyor, gecenin yarısında ağladın, kendine yaptın o gösteriyi, dışarıda ağladın, vah benim şöyle günahım var, böyle günahım var, gösteriyi dışarıda yaptın, bu daha da kötü, Allah muhafaza eylesin, çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimede, ey iman edenler,
iman edenlere söylüyor, Allah'a samimi bir tövbe ile dönün, tahrim ayet 8, burada Cenab-ı Hak samimi, lafzını kullanıyor, ihlaslı, samimi, içten gelen bir tövbe ile, Hz. Şeyh Efendi derdi ki, tavuk tövbesi gibi olmasın oğlum, tövbeler derdi, sohbet esnasında, tavuk derdi, işte necaseti yer, ondan sonra gagasını sağa sola vurur, tövbe yarabbi, bir daha yemeyeceğim der, karnı acıkınca gene necaset yeri olun derdi, Allah muhafaza eylesin, o yüzden tövbe ihlasla, samimi, nefsin oyunundan uzak, şeytanın aldatmasından uzak,
uzak bir tövbe olacak, tövbe ederken şeytan aldatır mı? ama evet, aynı günahı yine işliyorsan, şeytan seni o tövbe ile aldatıyor, aynı günahı, aynı, çok affedersiniz, necasetin içine düşüyorsan, nefsin tuzağındasın, hadi diyeceksin ki, ee yani tövbe etmeyelim mi? Tövbe edelim, dilimizle de olsa tövbe edelim, bu ayrı bir mesele, ben meselenin hakikatini söylüyorum size, işin zahir kısmı ne? Bir kimse tövbe etti, Allah onun tövbesini kabul etti, eyvallah, o kul bina günah işledi, yine tövbe etti, Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, affettim dedi, yine günah işledi, yine tövbe etti, Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, affettim onu dedi, hatta üçüncüsünde bir daha söyledi, yine affettim dedi, ardında bir ibare daha var, hadi bundan sonra ne yaparsan yap dedi, Allah'ın rahmeti geniş, ve ama hadis-i şerifte de diyor ki, Allah sadece kalpten yapılan tövbeleri kabul eder,
Rabbim bizi onlardan eylesin, o yüzden Hz. Bir devam ediyor, bu tövbe etmekten ne vakit tövbe edeceksin? Yani tövbe ediyorsun, yine beni anlatıyor, tövbe ediyorsun, yine aynı çukura giriyorsun, kendi ellerinle giriyorsun, kendi ayaklarınla gidiyorsun, kendin giriyorsun oraya, yine tövbe ediyorsun, Ya Rabbi beni affeyle diyorsun, affettim seni diyor, bu konuda hiç şüphem yok benim, ama yine aynı çukura düşüyorsun, çukura düşmüyorsun, çukura atıyorsun kendini, çukura düşmek, bilmeden düşmek çünkü, hani böyle aldatıcı bir şey var,
tam böyle kestiremedin, bastın düştün, bu öyle değil, yok, ben kendi nefsime anlatıyorum, bile bile, yani öyle bir, ben böyle, ben bunu bilmeden yaptım, yok öyle, aldatma kimseye, kendi nefsime söylüyorum bunu, bile bile yaptın, o yüzden kendi kendine, Mustafa Özbağa otur, yani Ya Rabbi, hani ben bunu bilmiyordum, otur, oturdun yere, öyle bir şey yapma, bile bile yaptın her şeyi, ben hayatı bile bile yaşayanlardanım, aklıma malik olduğumdan beri, İslam'la alakam olmadığında da, bile bile yaşadım her şeyi, her şeyi bile bile yaşadım,
ha ben bunu bilmiyordum, ya bunu yaptım, böyle bir şey yok bende, Allah beni affetsin, bile bile burnumu kıstırırım ben, bile bile atarım vücudumu, cesedimi, ateşin içine, bile biledir, Allah bizi affetsin, o yüzden tövbe ettiğini, düşünüyor, kendime söylüyorum bunların hepsini, Mustafa Özbağa, tövbe ettiğini düşünüyorsun, tövben tövbe değil, o tövbeye de tövbe lazım, nasıl basbaya, bazen tövbeye de tövbe gerekli, Allah bizi onlardan eylemesin, o yüzden normalde, insan nefsi, insanı aldatır, terkiye tövbe ediyorsun,
yani, şunu da kaydır götür, arada, oh perşembe zikri var, affolmuş olarak kalkacaksın, e nasıl olsa perşembe derse gideceğim inşallah, ya şunu da kaydırayım gideyim ya, bizim dervişlerde bu iç alemlerinde var bu, yani böyle içlerinde, nasıl olsa o müjdeyi alıyorlar ya, kendince öyle diyor, ya perşembe gideceğim zikre oturacağım, ee, içinden ölü konuşuyor, ya da ben konuşuyorum, başlar, kimseyi suçlamayayım ya, değil mi, Gürkan, psikolojik olarak çökmesen hiç kimse, ben kendimi çökerteyim, nasıl olsa perşembe gün, hala kezcikullah kuruldu,
cemaatle, oh mükemmel, hiç kimse, hiçbir şey ummadan geldi, para yok, pul yok, makam yok, mevki yok, hadisi kutsiye de uyuyor, hani onlar işte, birbirleriyle akraba değillerdir, birbirlerinden menfaatleri de yoktur, birbirlerinden menfaatleri de yoktur, sırf, birbirlerini Allah için sevdiklerinden toplanırlar, Allah'ı zikrederler, cük diye oturdu, Mustafa Özba, harika, var mı bir menfaat, yok, var mı bir beklenti, yok, herkes Allah için birbirini sevdi, buradakilerin var mı başka bir, amacı, yok, burada tahtanın üzerine,
iki dizinin üzerine, ne otursun millet, ee, bir de Allah'ı zikrettin, tamam, hadis-i şerif de var, hadisi kutsi de var, ayet-i kerime de var, affolmuş olarak kalkın, hatta, günahınız hayra çevrildi, ulan biraz daha o günah işleseydik, bayındırılayım ya ben, biz işin kurnazıyız, yani çift taraflı, hem namaz kıl, hem günah işte, nasıl olsa perşembe günü, hepsi de sevaba çevrildi, şimdi Yusuf Hoca taşıyacak beni, diyecek ki ya, ilahiyatta bize böyle öğretmediler, camilerde de böyle öğretmediler, evet, biz bayındır kurnazıyım ben ya,
ne oldu, hepsi de hayra çevrildi, halakayı zikrulağa oturduk, şimdi az önce, üç tevhid okuduk mu, okuduk elhamdülillah, ne varsa silindi mi, silindi, şekimiz şüphemiz var mı, bende yok, sizde var mı, tamam, siz zaten benden önce razısınız ona, hiç şüpheniz yok, evet, bende de hiç şüphe yok, Allah için, ben zikrullah halakasıyla tanışıp, o hadis-i şerif'i okuduktan sonra, büyük bir ümit kapısı açıldı bana, ha Mustafa Özba dedim, ha bre halakayı zikrullahı kur, tabii, dedim herkese affolsun, ne var bunda, ben üç kişi de olsa hemen kurun halakayı zikrullahı,
neden diyorum ben, evlerinizi zikrullah açın, halakayı zikrullah'tan ayrılmayın, affolcanız, hadis de sabit, ayet de sabit, bir de kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder, bundan daha muhteşem bir şey yok, öyle olunca, hiç insanın içinde şek şüphe kalmıyor, bende kalmıyor, ben dervişlerde de kalmadığını inanıyorum, e dervişlerde kimisi peygamber efendimizi görüyor, kimisi ondan konuşuyor, kimisi Allah'ı görüyor rüyasında, kimisi oturduğu yerde Allah'la konuştuğuna inanıyor, hepimiz de paranoyak değiliz ya, herkes akıllı ustu,
birkaç üniversite bitirmiş insanlar var içimizde, zeka olarak benden daha ileri olan arkadaşlar, kardeşler var, e bu da bir paranoya değil, herhalde topluca bir paranoya halinde değiliz, çünkü işlerinde görmeyenler de var, onlar da kendilerini yiyip bitiriyorlar, ben neden göremiyorum, benim neyim eksik, öbürkü rüya makinası, çatır çatır rüya anlatıyor, hatta öleleri var, yolda gidiyordum, Hz. Peygamber'i gördüm, ne? Yolda giderken, onu görmedin mi diyeceğiz, yok demeyiz, Allah bizi affetsin, öyle olunca da tabii, o kimseye bir eminlik geliyor, Allah muhafaza eylesin, neyse bu sohbet Mustafa Özbağ'a, sizlere değil, ama koca peygamber diyor ki, ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam, Allah bizi affetsin, kimin takvalı olduğunu da Allah bilir diyor, yani eyvallah, koca peygamber söylemiş ama, o ayrı bir mesele, ve biz yine meseleyi ben kendime toparlamış olayım, evet, tövbemiz tövbeye muhtaç olmasın, Allah bizi onlardan eylesin,
gah zirnamesini kıble edinirsin, gah ağlayıp inlemeyi öper durursun, yani bu zirnamesi, böyle bir musikide coşkulu bir hal, işte bir ritim, coşkulu bir ritim, ağır roman değil, hareketli yani, zirnamesi, sen hemen bakıyorum, işine git de senin, hareketli ya, değil mi?
Zirnamesi, en hareketlileri, geçen anlattım ya size bayramda, Gülali'ye oynuyorlar, hareketli ama, nasıl çalıyorlar, nasıl çalıyorlar, çok hareketli, zirnamesi, oyna kava, Hazreti Pir diyor ki, gah zirnamesini kıble edinirsin, yani gah neşeyi, sevinci, kıble edinirsin, yani kendinde o neşeyi görürsün, ben neşeliyim ya şimdi, o neşeyi sen kendine kıble edinirsin, neşeli o kimse, kah da diyor bazen, ağlayışına, hüzünlü haline tapar gidersin, onu da ilah edinebilir insan, hani hep böyle hüzünlü durur, ağır ağır ağır,
ona bir şey desen, şey ne o, Filistin bu haldeyken, gülecek halimiz mi var? Ah çok ağır, takva. Veyahut da, o kimse böyle, zikrullah'tan geçmiş hallerde, böyle duruyor, tabii, o böyle, hüzün deryasına, kapılmış, onu ilahlaştırmış, oysa zikrullah, o esnada, Cenab-ı Hak neşe pompalamış, vur ha vur, neredeyse, davul zurnayla zikrullah yapacaksın, öyle neşe var, o neşeyi almıyor o, birisi, veya bazıları, kendini, hüzün deryasına atmış, o hüznü ilahlaştırmış, kendi nefsinde, eğer zikrullahın, halet-i ruhuyesinden, haberi olmuş olsa,
kendini hüzne bırakmayacak, her zikrullahın, kendine ait bir, halet-i ruhuyesi vardır, her zikrullahın, topluluk değil mi, o zikrullahın, bir halet-i ruhuyesi vardır, o esnada, o esmada, neşe hakim olur, örnek, öyle bir neşe hakim olur, sen o neşeye, kendini bırakırsan, Cenab-ı Hak, senin kalbine, tecelli eder, sen kendindeysen, o zaman, sen o zikrullahın, halet-i ruhuyesini, yakalayamazsın, o kendince, ben neden üçüncü halakadayım, Allah, Allah, bak gördüm, Hüseyin beni beşinci halakaya attı, Allah, Allah, bak ben,
çavuştum da, nereye geldim bak şimdi, bak öndeki, bak o çavuş da değil ama, ona ne almışlar, Allah, Allah, zikrullah yapıyor, tabii, ha orası da boş ya, kimsenin haberi yok, sen düşün kardeş, o neredeyim, onun, onun ilah edilmiş, kendine, öbürkü de diyor, ben en arkaya gideyim de diyor, hemen buradan çıkması kolay olsun, tabii, bir de kafamı çıkarayım böyle, ben buradayım, bak gör, Mustafa Özba diyeyim, ondan sonra yavaşça gideyim oradan, herkes, ama, o zikrullah halakasının, sevabını aldı mı, aldı, af oldu mu, af oldu,
bu konuda sıkıntı yok, ama, hakikate ermedi, Allah bizi muhafaza eylesin, o yüzden, normalde, bazen hüzün, insanın putu olur, bazen neşe insanın putu olur, putu olur, bazen insanın hastalığı putu olur, bazen insanın parası putu olur, bazen insanın sağlıklı olması putu olur, bazen insanın sinirli olması, sinirliliği putu olur, ben sinirliyim, dokunmayın bana, putu, ben, kafa gidince, ne yaptığımı bilmiyorum, aa, ben de bilmiyorum, nasıl, basbayağı, benim de kafa gidince, kafası gidenlerin, kafasını koparıyor, bakıyor benim gözümün içine,
ha, yok, senin putun olmuş o, vardır ya, kadınlarda da, erkeklerde de, bırakalım onu, çok, o çok sinirli, hayır, sinirli putu olmuş onun, aa, bırakalım, bu kızcağızı ya, bu gelinciğızı, neden, onun güzelliği putu olmuş, o süslenecek, püslenecek, kokulanacak, oturacak, bulaşıya dokunmayacak, ondan sonra bir işe dokunmayacak, o misafir, bu dünyada misafir o, veyahut da erkek, onun putu var bir sürü, o putlarını dokundurmayacak o, o bir tabağa bile ellemez, putudur onun, erkek adam o, o çocuğa dokunmaz, olur mu, putudur onun,
o çocuğunu kucağına almaz, putu onun o, çok erkek ya, Allah muhafaza eylesin, oysa onların hepsi de hevâdır, hevâsını putlaştırır insan, nefis insanın hevâsını putlaştırır, o yüzden ayeti kerimede de, Cenab-ı Hak der ki, gördün mü o hevâsını ilahlaştıranı, Allah muhafaza eylesin, hevâyi ilahlaştırır insan, ve bunların hepsi de nedir, hevâdır, Allah muhafaza eylesin, o yüzden, insan, bazen, ben böyle duyguyu önemserim, ama duygusunu ilah edinmeyi önemsemem, duygu güzel bir şeydir, duyguyu ilahlaştırmak, çirkin bir şeydir,
duygu insanı, evet, doğruya, hakikate de götürür, yanlışa da götürür, ama o duyguyu doğru yolda kullanırsan, seni hakikate götürür, ama duyguyu ilahlaştırırsan, seni batırır, Allah muhafaza eylesin, Faruk, sırlara ayna olunca, ihtiyar çalgıcının canı da cisminde uyandı, artık can gibi ağlamadan, gülmeden kurtuldu, canı gitti, bambaşka bir canla dirildi, Faruk, sırlara ayna olunca, her mürşidi kamil bir aynadır, her mürşidi kamil, her veli bir aynadır, asıl ayna olan da Allah'tır, mümin müminin aynasıdır, hadisi kutsisi mucibince,
asıl ayna Allah'tır, ama tabi burada, söz konusu olan, Hz. Ömer R. An Hazretleri, o da bu manada parlak bir aynadır, puslu değildir, öyle olunca, ona bakan kimsenin, hakikat perdeleri açılır, ve ona bakan kimse, kendi nefsinin, hangi noktada, olduğunu görür, o yüzden, akıllı kimse, kalbi kıpırdanan kimse, bir mürşidi kamile bakınca, o mürşidi kamili, ayna noktasında görür, ve kendi eksikliklerini bilir, eksikliklerini görür.
O yüzden, Ömer, Faruk, Faruk, Hz. Pir burada, Faruk ismini kullanmış, Ömer ismini kullanmamış, Faruk ismi, mana itibariyle, batılı ve hakikati ayırt eden demektir. O yüzden, Hakk'ı batıldan ayırdı, Faruk ismi. Şimdi bazen, bu, üstadlara, manada, Faruk ismi verilir. Bu ama böyle, tırvır ıvır zıvır, böyle birilerinin, koymasıyla olmayacak bu. Veyahut da gidip, nüfus müdürlüğüne, ismini değiştirip, mahkemeye verip, önüne Faruk kaydurmakla olmaz mı? Bir, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi vardı, 28 Şubat'tan önce, Şeyhler toplantısına katılıyordu.
Her ay bir, lakap konuluyordu, ona. En sondan birkaç önce, aa, Faruk'i dendi dervişleri. Allah rahmet eylesin, Baran Efendi ile konuşuyoruz, Ankara'daki, o da Kadir-i Nakşi Şeyh'i. Baran Efendi de, o Şeyhler toplantısının, sekreter yalını yapıyor. Dedim, birisi bu adama bir şey söylesin dedim. Allah beni affetsin. Gençlik de var ya. Dedim, bu ay Faruk'i geldi, bir dakika ya, Müceddedi Elfisani olarak gelir bu dedim. Yok artık Mustafa'cığım ya dedi. E dedim, Faruk'i durdurmazsanız, bir dakika ya, Müceddedi Elfisani olarak gelecek bu dedim.
Allah söyletecek ya, bir dakika ya, Müceddedi Elfisani Faruk'i, bilmem kim, ismini söylemeyeyim şimdi. Baran Efendi beni tuttu. Nereden bildin bunu dedi. Bilmedim valla dedim. O zaman dedim, bu böyle gidiyordu. Trend oraya doğru gidiyordu dedim. O yüzden söyledim ben dedim. Ha Rabbim söyletti, o ayrı mesele. Ama dedim, bunun trendi o tarafa doğru gidiyor. Sonradan ismi artık böyle, bir satıraya yazılmayacak kadar lakapları oldu. Yani, Müceddedi Elfisani Faruk'i, bilmem kim, bilmem kim, öyle devam etti. Şimdi, Faruk ismi veyahut da makamı, bu işin bir de makam noktası var. Her veli Faruk'i değildir.
Her mürşid de Faruk'i değildir. Bu özeldir çünkü. Hazreti Pir, Hazreti Ömer Efendimiz, Ömer dedi daha öncesinde, burada Faruk kelimesini kullandı. Faruk'i, hakkı batıldan ayıran kimse demek. O zaman, o zaman, o zaman aynı oldu. Kime? O müzisyene, çalgıcıya, yani, nefse, nefse, zevun olmuş kimseye, aynı olunca, o zaman, o kimse, kendi, eksiğini, kusurunu gördü. Hakk'ı batıldan ayırdı. Hakk'ı batıldan ayırınca, Hazreti Ömer Efendimiz'in nasihatıyla, o Faruk'inin nasihatıyla, perdesi açıldı.
Kalbi perdeler açıldı. Kalbi perdeler açılınca, hakkı batıldan ayırdı. Yani, o normalde, hani, bir kimse iman ederse, ve bildikleriyle amel ederse, Cenab-ı Hak onun kalbine bir nur veriyor ya, o nurla ne yapıyor? Hakk'ı batıldan ayırıyor. Bir kimse, zikrullah nuru kalbine oturunca, o kimse, hakkı batıldan ayırır. Sözün de batılını ayırır. Fiiliyatın da batılını ayırır. İnsanın da batılını ayırır. Onun kalbi, fark ehli olur. O farkı fark eder. O yüzden, öyle olunca, hani, perde aralanınca, Cenab-ı Hak onun kalbine, bir sekine indirir. Hani ayeti kerime var ya, Allah onların kalplerine, sekine indirir.
Yani, o iman eden, Allah'ın yoluna koşan, Allah'ı zikreden kimsenin, Cenab-ı Hak kalbine, bir sekine indirir. o sekine, perdenin kalkması, o sekine, hakla batılı ayırt etme, o sekine, kalbin mutmain olmasıdır. O kimse artık, kalp ayağıyla yürüyecek. O kimsenin, kalbindeki zulüm perdeleri, kalkmaya başlayacak. ayan beyan görmeye başlayacak her şeyi. Her şeyi ayan beyan görecek. Öyle olunca, bu neyle mümkün? Zikrullah ile mümkün. Hayeti kerimede ne diyor? O iman edenlerin kalpleri, ancak zikrullah ile mutmain olur. Başka bir şeyle değil. Başka bir şey aram orada. Kalbin mutmain olmasını istiyorsan, tevhid zikrine sımsıkı yapış.
Ben böyle söyledikten sonra da, ben Allah'ı zikrediyorum zaten deme, küstah olma. Sen Allah'ı dostlar zikretmiş olsan, kalbindeki perde kalkacak senin. Kalbindeki perde kalkmıyorsa, zikrullah senin dilinde. Bir de üstada kalkıp da, ben zaten Allah'ı zikrediyorum deme, küstahlığında bulunma. Emredersiniz de. De ki nefsine vur. Ben zikrullahı hakikat noktasında almamışım. Hakikat noktasında zikretmemişim ki, benim kalbim her şeyden habersiz. Kalbin mutmain olması, zikrullah ile. ve sen öyle, hani Süleyman Çelebi'nin dediği gibi, bir kez Allah dese o lisan, dökülür cümle günahlar misli azan, onu yakala, öyle bir Allah de.
Kalbindeki perdeler açılsın, gözündeki perdeler kalksın, kulağındaki perdeler kalksın, için tertemiz olsun, öyle Allah'ı zikret. O zaman ne olacak? O zaman kalp huzura ulaşacak. O zaman sen o aynadan kendini göreceksin. O zaman işin hakikatine ulaşacaksın. Ve sen bakırlıktan gümüşlüğe çıkacaksın. Gümüşlikten altına doğru yürüyeceksin. Çünkü insanlar madenler gibidir. Kimisi teneke kalplidir. Kimisi bakır kalplidir. Kimisi gümüş kalplidir. Kimisi altın kalplidir. Sen altın kabli olma yoluna git. Sen altın arama toprağın altında, maden arama. Sen kalbini altına çevir.
Çünkü hadis-i şerif var. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, insanların kimisi gümüş kalplidir. Kimisi de altın kablidir. Altın kabli olan, yani Müslümanlarla alakalı altın kalpli olanlar, imanları kemale ermiş olanlar. Rüyanda sen koluna bilezik taktılar. Rüyanda sana altın madeni verdiler. Rüyanda altın yüzük taktın. Rüyanda altın kolye taktın. Sen iman ehlisin. Rüyanda kalbini altın renginde gördün. Kalbin altın oldu. Baktın ki kalbinde altın hazinesi var. Yürüdün kocaman bir altın hazinesi. Baktın içeri girdin, sen de altın oldun. Baktın yer altın oldu. Dağ taş altın oldu. İmanın kemali erdi.
Müjdeler olsun sana. E baktın, e tenekesin. Allah bizi affeylesin. Yan ağla döne ağla. Otur ağla kalk ağla. E gümüş oldun biraz daha iyisin. Allah muhafaza eylesin. O zaman o hakikat bilgisi dışarıdan geliyormuş gibi gelir sana ama içinde o senin. Kalbini mutmain etme yoluna gir.
Allah bizi onlardan eylesin. Artık can gibi ağlamadan, gülmeden kurtuldu. Artık o çalgıcı, o uyanışla, o hakikate ermeyle, o aynadan aynaya bakıp kalbindeki o karanlığın aydınlığa çevrilmesiyle ve zulüm perdeleri kalbinden kalkmasıyla artık nefsin tepkilerinden kurtuldu. Nefsin ayak oyunlarından kurtuldu. Nefsin düzenbazlıklarından kurtuldu. Artık o safiyeti yakaladı. Artık o kalbindeki mutmainliği yakaladı. Artık kalbinde hakikat damlaları kabarmaya başladı. Artık kalpte hakikat perdeleri teker teker açılmaya başladı. Bir anda baktı bilmediği ilimler gelmeye başladı. Bir anda baktığı yerde çıplak gözle bile bakarken duvarı görmedi.
Duvarda başka şeyler görmeye başladı. Artık onun kalbi, Hazreti Bediüzzaman'ın dediği gibi kalbi harekete geçti. Ve o kalbi harekete geçince artık sükuneti buldu. Artık sükuneti can, sükuneti bulmuş can noktasına geldi. Ve canı gülmekten de ağlamaktan da kesildi. Artık işin hakikatinde o. Onun gülmesi Allah için, ağlaması Allah için oldu. Kendi nefsi için gülen, kendi nefsi için ağlayan olmaktan çıktı. O çünkü perdeler açıldı, işin hakikati görüldü. Hakikat nurları gönlünde neşvi neva buldu. Açılmaya başladı. Artık o varlığa başka bir gözle bakıyor. İnsanlara başka bir gözle bakıyor. Meleklere başka bir gözle bakıyor.
O şeytanın başka bir gözle bakıyor. Diğer varlıkları başka bir gözle bakıyor. Artık onun için eşya, dünya, ahiret, cennet, cehennem hepsinin de bakış açısı değişti. O çünkü heva ve hevesinden ağlamanın ve gülmenin getirdiklerinden kurtuldu. Artık o heva ve hevesinden ağlamıyor. Artık o heva ve hevesinden de gülmüyor. Onun gülmesi hikmet oldu, onun ağlaması hikmet oldu. Onun yürümesi hikmet oldu. Çünkü kalbinden perdeler kalktı. Onun dokunması da hikmet oldu. O artık onunla yürüme, onunla konuşma, onunla duyma yoluna doğru gitti. Çünkü Hz. Pir devam ediyor.
Canı gitti, bambaşka bir canla dirildi. Canı gitti, bambaşka bir canla dirildi. Hz. Pir başka bir beytimde diyor ki, Sen ona bir can bağışlarsan o sana binlerce can bağışlar diyor. Sen ona bir can bağışlarsan. Yani sen ölmeden önce ölünü sırna erişirsen, Ona bir can bağışlarsan, Her şeyinle ona yönelirsen, Hz. Pir'in deyimiyle, O sana binlerce can bağışlar.
Burada diyor ki, başka bir canla dirildi diyor. Başka bir canla. O eski değil. O dünkü can değil. O cedet yeni bir can. O can ki, Hikmete müştak. O can ki, Allah'a aşık. O can ki, Muhammed-i Mustafa'ya aşık. O can ki, Velilere aşık. O can ki, Artık dünya sevgisinden arınmış. Dünyanın kaygısından arınmış. Ahiretin kaygısından arınmış. O görüyormuşçasına ibadet etme, Görüyormuşçasına yaşama zevkine alışmış. O çünkü bambaşka bir canla dirildi. Çünkü Cenab-ı Hak ölüden diri çıkarır. Onu ölüden diri çıkardı. Bakın, ölüden diri çıkarır.
Sen ölmeden önce ölürsen, Senin ölümünden bir diri çıkarır. Kimisi de ne olur? Diriden ölü çıkarır. O zaman önce, Ölüden diri çıkarır senden. Sen bir can verirsin, Ölmeden önce önünüz sırrına erişirsin, Senden bir diri çıkarır. Ondan sonra da o diriden, Bir ölü çıkarır. Bekaya koyar seni. Fenadan bekaya geçirir. Fenadan bekaya geçince de, Diriden ölü çıkarır Cenab-ı Hak. Şimdi, İlahi etçiler diyecek ki, Rum suresi ayet 19'u nereden nereye getirdi? Bak bakalım ayet 19'a. Çünkü o ölüden diri çıkaran, Diriden ölü çıkarandır. Bu fenaya ulaşan kimse, Ölüden diri çıkmıştır.
Ne diyordu? Hepiniz ölüsünüz. Uykudasınız çünkü. Uyku yarı ölümdür. Hepiniz uykudasınız. Öldüğünüzde uyanırsınız. Hepiniz ölüsünüz. Uykudasınız çünkü. Uyku yarı ölümdür. O zaman, Sen uykudasın, Yarı ölüm yaşıyorsun. Ne zaman, Hakikat perdesi açıldı sende, Sen o zaman uyandın. Yani, Deri oldun. Bekaya ulaştın. Cenab-ı Hak yeniden seni, Ölü etti. Sen onun elinde, Alet gibi oldun artık. El, kol, dil, dudak senin değil. Onun sıfatlarında, Ölüsün. Onun sıfatlarında ölüsün.
Dil de senin değil, Dudak da senin değil. Göz de senin değil, El de senin değil. Kendi kendine benim deme. Bekaya ulaştıysa. Ama yok. Ölmeden önce, Ölünü sırrına, Ulaşmadıysa, Hazreti Pirin dediği gibi, Habercinin, Hani haberlilerin, Sahibinden haberi yok. O halde. Allah bizi affesin. O zaman, Gönlüne öyle bir hayret geldi ki, Yerden de dışarıda kaldı, Gökten de. Bu öyle olunca, Yani, O kimse, Can gidip, Bambaşka bir canla, Yeniden dirilince, O zaman, Gönlünde öyle bir hayret geldi ki, Yerden de dışarıda kaldı, Gökten de.
O kimse artık, Aşk ayağıyla yürüyor. O kimse, Aşk ayağıyla yürüyünce, Yürüyünce, O kimse de, Hayret, Hayreti getirdi. Artık o, Hayret perdesinde. Her hayret perdesi, Yeni bir hayret perdesini, Kolunda getiriyor. Ardı ardına. Hayret perdesinde yaşayınca, Yerden de kurtuldu, Gökten de kurtuldu. O altı cihet, Onda tek cihet oldu, Çıktı. Artık o, Cihetsizliği buldu. Tek cihet dedim, Cihetsizlik. Yönsüzlüğü buldu. Ne tarafa dönersen dön, Onun veçi o tarafadır oldu. Ve, Fenadan, Bekaya geçti. Fenada bütün perdeler yandı. Fenada her şey yandı, Kül oldu.
Hiçliği yakaladı. Artık hiçliği yakalayınca, Fena halini yaşayınca, O, Hayrete düştü. Hayrete düşünce, Geçince, Beka'da, Hayretten hayrete geçmeye başladı. Dirildi çünkü. O, Yeni bir diriliş. O, Yeni bir dirilişte, Her perdede, Ayrı bir diriliş yaşadı. Her perdede, Ayrı bir aşkın perdesi, Ayrı bir şevkin perdesini yaşıyor. Artık, Onun için, Perdelerin haddi hududu yok. Artık, Onun için, Yerin ve göğün bir anlamı yok. Artık, Onun için, Dünyanın da, Ahiretin de bir anlamı yok. Artık, Onun için, Tün, Varoluşun bir anlamı yok. O, Çünkü, O, Perdeden perdeye geçerekten, O, Her an, Hayretten hayrete geçer, Hale geldi.
Ve, Tabiri caizse, Sonsuz bir hayret yolculuğuna çıktı. Çünkü, Allah'ın ilmi sonsuz, Onun sıfatlarının, Tecelliyatları sonsuz, Onun zatî tecellileri de sonsuz. Öyle olunca, O, Hayretten hayrete geçti. Uyan, Ey, Ümmet-i Muhammed! Siz, Musa'nın ümmeti değilsiniz. Cenab-ı Hak, Musa'ya dedi ki, Daha tecelli edeceğim, Dayanabilirsen, Dedi. Daha tecelli etti, Musa bayıldı, Kaldı. Sen, Muhammed ümmetisin. Senin, Peygamberin, Miraç etti. Ve, Senin, Peygamberin, Allah'ı, Kifayetsiz. Bu konuda, Aklın, Kalbin, Almayacağı, Algılayamayacağı, Bir hal yaşadı. Cenab-ı Hak'ı, Hem kalp gözüyle, Hem de vücut gözüyle gördü.
Bayılmadı o. Kendinden bu manada, Geçmedi, Delirmedi. O, Hz. Muhammed-i Mustafa'ydı. Seçilmişlerin en yücesiydi. Peygamberlerin evveliydi. Ve, Peygamberlerin ahiriydi. O yüzden, Bütün, Peygamberlerin üzerinde bulunan, Bütün hususiyetler, Bütün, Peygamberlerin üzerinde bulunan, Bütün ilimler, Peygamberlerin üzerinde bulunan, Bütün, Hakikatlerin cebi, Hz. Muhammed-i Mustafa'daydı.
O yüzden, Sen, Onu, Bin yıldan beri, Eksik tefsircilerin tefsirine bakaraktan, Allah'ı kimse göremez, Musa görmedi denilenlere inanma. Çünkü, Onun gözü şaşmadı. Kalbi de şaşmadı. Miraç hadisesini anlatan, Necm suresinde, Onun gözünün gördüğünü, Kalbi, Tasdik etti. O gördü, O gördüğü zaman, Musa gibi, Kırk gün, Bayılmadı. Çünkü, O, Muhammed-i Mustafa'ydı. Sen, Onun ümmetisin. O yüzden, Senin, Hayret makamında, Hayrette, Bekaya geçersen, Bayılmazsın. Aklını kaybetmezsin. Zır cahillerin, Siz, Sufisiniz, Delirirsiniz.
Bizim delilimiz, Öyle değil. Biz Allah delisiyiz. Bizim aklımız yok değil. O yüzden, Hayretten hayrete geçeriz. Hayret, Hayretimizden hayrette kalır. Biz, Muhammed ümmetiyiz. Hayret, Bize hayret etsin. Hayret, Bize hayret etsin. Şatahatsa şatahat. Biz, O, Muhammed-i Mustafa'nın ümmetiyiz. Aşk, İnsanı, Hz. Pir öyle diyor ya, Kanatsız uçurur. Elsiz, Ayaksız yürütür. Aşk, Dilsiz, Dudaksız konuşturur. Aşk, Dilsiz, Dudaksız anlaştırır. Aşk, Dilsiz, Dudaksız anlaşmadır.
Dilsiz, Dudaksız konuşmadır. Dilsiz, Dudaksız sevmedir. Aşk, Kendinden geçip, Sadece, Aşkın tecelliyatında, Aşk olmaktır. Yürü kardeş, Yol, Yol sağ, Yolcu görsün. Yürü, Öyle yürü ki, Yol kendinden utansın. Öyle yürü. O yüzden, Öyle bir hayrete geçti ki, Öyle bir hayrete geçti ki, Hayret, Ona hayret etti. Ve sonunda, Muhammed-i Mustafa'nın, İzine bastı. Ve sonunda, Şatata düşmedi. Muhammed-i Mustafa'nın, İzinde gitti. Muhammed-i Mustafa'nın, Perdesinde gitti. Ve dedi ki, Seni hakkıyla, Tanıyıp, Bilemedik ya Rabbi.
Allah bizi, Onlardan eylesin. Ona arayıp, Tarama hududu ardında, Öyle bir arayıcılık, Düştü ki, Ben bilmiyorum, Sen biliyorsan söyle. O kimse, Öyle bir hayret perdelerinden, Hayret perdelerine, Geçti ki, O artık, Aşkın sınırsızlığına, Takıldı, Yürüdü gitti.
O aşkın, Sınırsızlığını yakaladı. Aşkın sınırsızlığını, Yakalayınca, Hep dahadasını, Hep dahadasını ister oldu. Hep dahadasını istemeyi, Kim biliyorsa, O söylesin dedi, Hazreti Bir. Çünkü, Hep dahadasını istemekte, Dillal oldu. Çünkü, O aşık, Aşıklığından da bir haber, Maraton koşucusu gibi, Dört çarpı dört gibi, Sonsuzluğa doğru, Kanat çırpmaya başladı. Haldende öte, Kalden de ileri, Söyle bir hale, Öyle bir kale erişti, Ululuk sahibi Allah'ın, Cemaline dalıp gitti.
Artık o, Ayet-i Kerime'nin, Tecelliyatını yaşadı. Artık anladı, Her şey, Gözünde yok oldu. Ve her şey, Onun kalbinde yok oldu. O sadece, O sadece, Var olan, Allah'ın, Zatının, Olduğunu, İdrak etti. O kıyametini yaşadı. O kıyametini yaşadığı için, Hiçbir şey, Kalbinde ve gözünde kalmadı. Sadece, Baki olan, Allah kaldı. Ve, Onun, Cemaline, Gark olunca, O, Cemal perdelerinden, Cemal perdesine, Geçmeye başladı.
O, Tenzihi de bıraktı, Teşbihi de bıraktı. Artık, Onun için, Yorucu, Hiçbir şey kalmadı. Çünkü, Cemale dalınca, Oradan çıkış yok. Artık, O, Cemal perdesinden, Cemal perdesine, Hal bitti, Kal bitti, Söz bitti, Fiiliyat gitti. Hiçbir şey kalmadı. Sadece, O. Artık, Onda, Normal akıl arama. Ondan, Normal duygu arama. Ondan, Normal şeyler arama. O, Çünkü, Fenadan da, Bekadan da, Geçti. Cemalillah'ın, Cemalullah'ın, Deryasını, Daldı.
Mustafa Özbağ, Tabirince, Cemalullah'a, Gark oldu gitti. Onun, Çünkü artık, Bir başkasının, Ona yardım edecek, Bir hali yok. Bir başkasının, Onu anlayacak, Durumu da yok. Bir başkasını, Anlama, Telaşı da bitti. Bir başkasının, Yardımı da, O da bitti. Onun için, Kurtuluş çırpınışı yok. Onun için, Şunu yapayım, Bunu yapayım, Çırpınışı yok. Bu, Cemale dalış, Başka bir şeye, Dalışa benzemez. Orada, Kalin de, Halin de, Bir anlamı da yok.
Bu sözler, Her an, Zuhura gelmeseydi, Durmadan, Zuhur ediş, Bu sözlerin, Söylenmesine, Sebep olmasaydı, Aklı cüz'i, Külla et, Sözler söylemezdi. Aklı cüz, Sınırlıdır. İnsanlar, Sınırlı o aklı ilahlaştırdılar. İlahi hakikat ise, Sınırsızdır. Onun bir sınırı yoktur. O yüzden, Kalbe gelen, Vahiy, İlahiyatçılar hoplasın biraz. Ben yine, Parantez içerisinde, İlham dinliyim. Kalbe gelen, O, Cemale gark olmuş olan, Kimselerde, Kalbe gelen, İlham, Cüz'i, Aklın üstünde derim ya, Cüz'i, Aklın üstündedir artık.
Cüz'i, Akıl, Onu idrak etmesi, Mümkün değildir. O hali, Anlatmaya girse, Kendi anlattığını da, Tenzih etmek zorunda girer. Zoruna düşer. O yüzden, Kendi anlattığını, Tenzih etmektense, Anlatmamayı tercih eder. Çünkü, O, Hayret, Ancak, Melamilerin zevk dediği, Bu fakirin, İdrak dediği, Anlayış dediği, Bir haldir. Ve, Bu insanın, Zahir gücünün, Aklının üstünde bir şeydir. Bunu zahir, Aklıyla, Gücüyle, Fikriyle, Bu işin içinden çıkabilecek olan varsa, Gelsin çıksın.
Ve, Hz. Pirde diyor ya, Ben bu sözleri söylüyorsam, Bu benim zekamla alakalı değil, O manada diyor. Bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı, Aklı cüz'i, Küll'e ait sözler söyleyemezdi. Yani, Aklı cüz, Küll'e ait, Bu sözleri söyleyemezdi. Arkadan gelen, Bu ilhamla, Bununla, Bu akıl benim değil, Bu akıl benim değil, Bu söylenen sözler de benim değil, Diyor. Burada bir, İlhamdan bahsediyor. Ve, Bunu normalde söylerken, Tabii, Bizim geleneksel, Gelen bir, Tefsircilerimiz var ya, Hani, Vahyi sadece, Peygamberlere atfeden, Gelenekselci, Tefsircilerimiz. Hani, Oysa, Cenab-ı Hak, Havarilere de vahyetmiş ya, Meryem'e de vahyetmiş ya, Arıya da vahyetmiş ya, Yerlere, Göklere de vahyetmiş ya, Hani, Musa'nın annesine de vahyetmiş ya, Hani, İbrahim'in annesine de vahyetmiş ya, Bunları nasıl açıklayacaklarsa, Açıklasınlar tabii.
E, Böylece tabii, Hazreti Pir de buna, Atfediyor. Diyor ki, O kalbe gelen, Bu ilahi ilim, Aklın işi değildir. Yani, O, Ben yine, O geleneksel tefsircilerin, Sözüyle söyleyeyim, İlham diyor. Yani ilham değil. Ama ilham değil. O, Vahyin, Bir derecesi. O da vahyi. Allah çünkü, Ayet-i Kerime'de, Üç şekilde vahyediyordu. Bir, Melekleriyle. İki, Direk kendisi. Üç, Bir şeyin arkasında, Bir şeyin arkasından vahyediyordu. Cenab-ı Hak direkte vahyediyor mu? Vahyediyor. Hadis-i Kudsiler bunlar. Allah kulunun kalbine vahyeder. Bu vahyin dereceleri var.
Peygamberlere verilen, Direk vahyi de olsa, Hani, Hadis-i Kudsiler gibi. Onun derecesi ayrıdır. Bir veliye, Bir mürşidi kamilin, Kalbine gelenin, Derecesi ayrıdır. Tabi, İlla ki, Bunları anlamayacağım, Diyorsa bir kimse, Ona da, Davuz urna asın. Merak etmeyin, Allah'ın izniyle, Nasıl, Allah'ın, Görülebileceğine dair, Bir mücadele verdiysek, Bunun da mücadelesini, Vermekten çekinmiyorum, Sakınmıyorum.
O yüzden, Diyorum ki, Allah kullarına da, Vahyeder. Meryem'e vahyetmiş, Size de vahyeder. Musa'nın annesine vahyetmiş, Size de vahyeder. İbrahim'in annesine vahyetmiş, Size de vahyeder. Havarilere vahyetmiş, Siz havarilerden aşağı mısınız? Size de vahyeder. Ne demiş havarilere? Dediğini söyleyeyim size. Ne demiş bak havarilere? Maide ayet 111. Hatırla, Hani havarilere, Bakın dikkat edin, Hatırla, Hani havarilere, Bana ve peygamberime, İman edin diye vahyetmiştim. Havarilere, Meleki'ye vahyetmedi, Cebrail'le vahyetmedi, Aracıyla vahyetmedi havarilere.
Maide 111. İlahiyatçılar, Diyanetçiler, Vahide, Maide 111, Tefsir edin bize. Maide 111, Hatırla, Hani havarilere, Bana ve peygambere, İman edin diye vahyetmiştim. Onlar da, Allah'tan geldi vahy, Çünkü, Bana diyor, Direkt Cenab-ı Hak vahyediyor. Bana, Ve peygamberime, İman edin diye, Vahyetmiştim. Onlar da cevap verdiler. İman ettik, Şahit ol ki, Biz Müslümanız demişlerdi. Ey Ümmet-i Muhammed, Havarilerden aşağı mısınız? Siz, Muhammed ümmetisiniz. Siz, Seçilmiş ümmetsiniz.
Siz, Müjdeci ümmetsiniz. Siz son ümmetsiniz. Son peygamberin seçilmiş, Son ümmetisiniz. Diğer ümmetlerden faziletlisiniz. Diğer ümmetlerden derece olarak fazlasınız. Neden, Size vahyetmesin ki? Allah kuluna vahyeder. Hadi saklayın. Hadi gizleyin. Hadi saklanmış, Gizlenmiş bir Allah anlatın bize. Öyle değil. Sana da vahyeder, Bana da vahyeder. Havariye vahyeden, Sana da vahyeder, Bana da vahyeder. Arıya vahyeden, Sana da vahyeder, Bana da vahyeder. Yere göğe vahyeden, Sana da vahyeder, Bana da vahyeder.
Kim engelleyecek? Eha Maide 111. Taha 38. Hani bir zaman biz, Annene bazı hususlar vahyetmiştik. Musa'nın annesi için söylüyor. Taha 38. Melek koymadı aracıya. Araya melek koymadı. Araya Cebrail koymadı. Araya vasıta koymadı. Ey ümmet-i Muhammed! Araya vasıta koymadı. Diyor ki, Taha 38'de, Hani bir zaman biz annene bazı hususlar vahyetmiştik. 39. Ona şöyle demiştik. Ona şöyle demiştik. Cebrail yok arada. Melek yok arada. Araya bir şey koyma.
Hani çıkıyorlar ya bazı. Allah'la aramızda bir şey koyma. Koymuyoruz. Görüş Allah'la görüşüyorsan. Konuş Allah'la. Araya kim girmiş ki Allah'la arana seni? Buyur. Ne diyor 39'da? Ona şöyle demiştik. Musa'yı sandığa koy. Nil nehrine bırak da. Nehir onu kıyıya vursun. Onu benim de onun da düşmanı olan biri alsın. Seni sevimli kıldım ki muhafaza altında yetişesin. İyi. Ey Ümmet-i Muhammed'in kadınları, Musa'nın annesinden aşağı mısınız? Ey Ümmet-i Muhammed'in kadınları, Meryem'den aşağı mısınız? Siz Ümmet-i Muhammed'in kadınlarısınız.
Kendinize gelin. Ayet açık. Bize Kur'an yeter diyenler alın ayeti kerime. Hadi. Burada ayeti kerimeler. Cebimden çıkarmadım Kur'an'dan. Rabbim bizi iyilerden eylesin. 2215. ayet Beyhitten devam edeceğiz.
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.