mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2180. Beyitten) 17.05.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 17 Mayıs 2025 · 1:01:11

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennâhu, Lâ-îlâh. Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakk-ı hakk, batıl-ı, batıl bilenlerden eylesin, hakk-ı, hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batıl-ı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Dünyanın neresinde olursa olsun, Müslümanlara nerede zulmediliyorsa, nerede hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa, nerede topraklarına, şanına, şerefine, namusuna tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını aldırsın. Amin. En son 2180'de kalmışız. Geçen hafta Ömer o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış, çehresini sararmış görünce, benden korkma, ürkme, çünkü sana haktan müjdeler getirdim demişti.
Devam ediyor. Allah senin huylarını o derece methetti ki nihayet Ömer'i senin cemaline aşık etti. Hz. Ömer'e o ihtiyar çalgıcıya söylüyor. Allah seni o kadar methetti ki diyor. Sonunda da Ömer'i senin cemaline aşık etti. Yani senin huylarını o derece methetti. Aslında bu batında gizli olan o velinin çalgıcı Allah dostu çünkü.
O Allah dostunun gerçekte, hakikatte Allah indinde kıymetli olduğunu gösteriyor. Cenab-ı Hak onu kendi indinde, onu kıymetlendirmiş, onu bu noktada methetmiş kendi indinde. Dışarıdan bakarsan hani bir ihtiyar çalgıcı ama Cenab-ı Hak onun kendi dostlar dairesini almış. Öyle olunca o dost dairesinde o kendince dost dairesinin hakikatini yaşıyor.
Çünkü huy demek iyi ahlak demek. Yani iyi ahlak da marifetin meyvesidir. Sufilik iyi ahlakın üzerine kuruludur. O yüzden o bir kimsenin ahlakı iyiyse o marifet meyvesi yer. Eğer ahlakı düzgün değilse, ince bir ahlaka sahip değilse o marifet meyvesi yiyemez. O yüzden o kimse o güzel ahlakla ahlaklandığında Cenab-ı Hak'ın ahlakıyla ahlaklanmış olur ki, o zaman Cenab-ı Hak kendi sıfatsal tecelliyatını o kimsenin üzerinde görür.
Yani dostun üzerinde görür. Sünnet-i Sene'ye ittiba etmek, sünnet-i Sene'ye bağlamak o yüzden çok önemlidir. O kimse o güzel ahlakı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden öğrenir. Bizde. Normalde velayet yolunda gidenler şeyhlerinden öğrenirler. Şeyhlerinin yaptıklarını taklit ederler. Nübüvvette ise herkes kendisini Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ahlakıyla ahlaklandırmaya çalışır ki, bu doğru, sahih olan yol budur çünkü.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin ahlakıyla ahlaklanacak, ondan öğrenecek ahlakı. Ve öyle olursa o zaman o kimsenin ahlakı diğer insanların arasında tabiri caizse filoresan lambası gibi görünür. Ve o kimsenin ahlakı düzgünleştikçe farzları yerine getirdi, Allah'ı çokça zikrediyor. Ahlak da düzgünleşince o içten içe, gizliden gizliye o kimse Allah dostlarının arasında olmaya başlar.
Nefis meratipler olarak, emmari levvame mülhüme mutmainneye geçer, mutmainneye geçince o kimse evliyadan olur. O böyle artık bundan sonra o Allah dostlarının arasında ismi yazmaya başlar. Ve Hz. Ömer radıyallahu anh Hazretleri'nin dilinden devam ediyor. Diyor ki, nihayet Ömer'i senin cemaline aşık etti. Yani koca Ömer o dostun cemaline aşık oldu. Çünkü normalde hani Hz. Ömer Efendimiz'in kimliğini düşünecek olursak sert bir mizaca sahiptir. Keskin bir mizaca sahiptir, sert bir mizaca sahiptir. O noktada böyle tavizsiz bir mizaca sahiptir. Öyle olunca o hani adaletin timsali olan Hz. Ömer Efendimiz'in dilinden diyor ki, bu Ömer senin cemaline aşık oldu.
Bak sana aşık oldu demiyor. Senin cemaline aşık oldu. Çünkü bir veli Cenab-ı Hakk'ın cemaliyle cemalleşirse, ki bu son haddedir, onun cemaliyle cemalleşince onun cemali dostun cemali oldu. Onun cemali dostun cemali oldu. Ve Hz. Ömer radıyallahu anh Hazretleri de diyor ki, normalde senin cemaline aşık oldum. Hakikatte onun üzerinde tecelli eden Allah'ın cemali ismi şerifidir. Allah'ın cemali ism-i şerîfi olunca bir kimsenin manevi olarak cemaline aşık olmak, al Cenab-ı Hakk'ın cemali ismi şerifinin tecelliyatına aşık olmaktır. O yüzden normalde bu böyle şehvani bir hayranlık değil, şehvani bir aşk da değil bu. Bu ilahi bir aşk.
Bir insan bir mürşidi kamilinin yüzüne bakar, o yüzüne bakınca onu normalde cezbeder. Onu cezbeder. Onu bir cezbeye katar. Bir cezbeye katınca da o kimse onun cezbeye katıldığı için onun cemaline aşık olur. Buna cezbe budur. Yani bir Allah dostunu gördüğünde o kimse onun cazibesine kapılmak veya onun cezbesine kapılmaktır. Cezbe budur. Ve o kimse ki hakikatte Cenab-ı Hakk'ın onun üzerindeki sıfatsal tecelliyatına cezbelenir. Ama öbür türlü nefisten oluyorsa nefisten olanlara zaten itibar etmiyoruz. Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin cemaline aşık olma hakikatte Cenab-ı Hakk'ın cemaline aşık olmaktır. Hakikatte.
Çünkü onun cemali onun cemalinin tecelliyatıdır. Allah hiçbir şeye benzemez ama Allah hiçbir şeye benzemediği gibi Cenab-ı Hakk peygamberinin cemalini cemaline benzetir. Ve o hakikatte sen peygamberin cemaline aşık oldun diye düşünürsün. Ama hakikat noktasında o Cenab-ı Hakk'ın cemalidir. Allah dostları da öyledir. Onların cemaline baktıkların hani hadis-i şerifte Allah'ın ölü kulları vardır ki hani onlar hatırlandığında, onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir der.
Allah dostlarıyla alakalı Hades-i Kudüsü'de onlara baktığınızda hatırınıza Allah gelir der. Hatırına Allah gelince Allah'ı zikreder. Veyahut da Allah'ın ölü kulları vardır ki seni zikre davet eder. Sen normalde onun davetine icabet edersin. Allah hatıra gelir. Ama Hades-i Kudüsü'de nettir. Hades-i Kudüsü der ki Allah'ın öyle dostları vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Bu normalde o kimsenin Allah dostu olduğuna işarettir. Onun bakarsın cemaline, cemaline bakınca seni cezbeder. Seni cezbedince Allah hatırına gelir. Başka bir şey hatırına gelmez. Bir başkası dahi ona baksa, kimisi mesela Allah dostunu tanımayan bir kimse, onu normalde şehvani bakar. Şehvani bile dahi bakar ona. Şehvani dahi bakması, onun cazibesine kapılması.
Yoksa onun beyaz sakalına ondan sonra baktığında o kimse, ihtiyar beyaz sakalı birisi, onu kim hani öyle şehvani bakacak diye düşünürsünüz. Şehvani bakan şehvani olarak cezbeder. İlahi bakan da ilahi noktada cezbeder. İşte Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri de diyor ki, sen koca Ömer'i kendinin cemaline aşık ettin. Cemaline. Burada kendine aşık ettin demiyor. Cemaline aşık ettin. O yüzden normalde bu tabii böyle bir şey olunca o kimse cemaline aşık oldu, ona teslim olur. O normalde beğenmekten muhabbete, muhabbetten sevgiye geçer, sevgiden sonra hayrete geçer. Hayret arada bir perdedir. Her makamın arasında bir hayret perdesi vardır.
Beğenmekten muhabbete geçerken de hayret perdesi vardır. Muhabbetten sevgiye geçerken de hayret perdesi vardır. Sevgiden aşkı geçerken de hayret perdesi vardır. O hayret perdesinde o kimsenin hayreti ve hayranlığı artar o perdelerin arasında. İşte Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri de o cemalin zevkine varıyor. O cemalin hayretine varıyor. O cemalin bu noktada kendisini hayret perdesinde görüyor. Otur şöyle önüme. Uzaklaşmaya kalkışma. Kulağına devlet ve ikbal aleminden bazı sırlar söyleyeyim. Allah sana selam söylüyor. Halini, hatırını soruyor. Hadsiz, hesapsız, zahmetlerden, kederlerden ne haldesin buyuruyor. Tabi bu böyle Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri.
Çalgıcıda bir ürkme var ya, bir korkma var. Çünkü Hazreti Ömer devlet başkanı. Yani kim yanlış iş yapıyor onu adalet mekanizmasıyla cezalandıracak olanı cezalandırıyor. Keskin bir kimliğe sahip. Sert bir kimliğe sahip. Yani o tabiri caizse hani geçmiş derslerde müntesip yani böyle işte adliyenin başında örneğin. İşte devlet başkanı, düşünün devlet başkanı gelmiş mezarlıkta bir adımı normalde bir adamla konuşuyor.
Şimdi öyle devlet başkanları yok da. Çünkü Cenab-ı Hak'tan ilham alan devlet başkanı lazım ona. Farklı bir devlet başkanı Hazreti Ömer Efendimiz. Böyle olunca tabi bir de Hazreti Ömer Efendimiz'in sertliği, keskinliği, adalet kılıcının havada olması. Bütün herkes Hazreti Ömer Efendimiz'den tabiri caizse ürküyor. Mesela kolay kolay Hazreti Ömer Efendimiz'e bir kimse meramını zor anlatır. Öyle şeyi yoktur. Öyle olunca tabi o çalgıcı da ondan ürküyor biraz korkuyor. Hazreti Ömer Radıallahu Anh Hazretlerinin o yüzden normalde onu sakinleştiriyor. Diyor ki sakin ol. Otur şöyle önüme. Otur. Uzaklaşmaya da kalkışma. Kulağına devlet ve ikbal aleminden bazı sırlar söyleyeyim. Çünkü Hazreti Ömer Radıallahu Anh Hazretleri rüyasında görüldü ve o zahirde hor hakir görünen bir kimse zahirde hor hakir görünürken koca Ömer mezarlıkta onu buldu ve onunla hasbihal ediyor.
Artık Ömer onun çünkü görmüş olduğu ona gelen ilhamla onun gerçek hakikatini maneviyatını gördü. Gerçek hakikatini maneviyatını görünce o ilahi müjdeliğe o kulun mahzar olduğunu biliyor. O yüzden Hazreti Ömer Radıallahu Anh Hazretleri ona hürmet ediyor. Ona saygılı davranıyor. Ona müşrik davranıyor. Ona yumuşak davranıyor. Ve kendisinden korkmamasını. Yani çalgıcı olduğu için ona ceza vermeyecek. Çünkü çalgıcı neysi vardı elinde? Çalgısı vardı. Çalgısıyla gitti mezarlığa. Ve dedi ki öyle niyet etti. Bundan sonra dedi insanları eğlendirmek için yapmayacağım ya. Bundan sonra dedi ben Allah'a öyle dedi. Ben bundan sonra her şeyimi senin için yapacağım dedi.
O yüzden normalde Hazreti Ömer Radıallahu Anh Hazretleri de onun kalbini incitmiyor. Onu rahatlatıyor. Onu yumuşak bir şekilde ona anlatıyor. Şimdilik şu birkaç dinarı ibrişin parası olarak al. O harca da bitince yine buraya gel. İhtiyar bunu işitince kendini yerden yere vurup ellerini ısırmaya, elbisesini yırtmaya başladı. Yani bu ibrişin malum o sazın teli veya kemanın teli her neyse çalgısı. İbrişin dediği o. Normalde bunu al. Bitince yine gel. Biz sana onun arkasını devam ettireceğiz. Aslında bunu böyle yorumlamak benim için farklı bir şey bu. Yani normalde Hazreti Ömer Radıallahu Anh Hazretleri'nin böyle ibrişin parası olarak gördüğü şey veya zahirde ibrişin ama mana olarak Cenab-ı Hak ona manevi hediyeler verdi.
Cenab-ı Hak o manevi hediyeleri de yine bir dostunun üzerinden tebliğ ettiriyor. O manevi hediyeler, o normalde şey de, Hazreti Ömer Efendimiz de bir dosta, dostun üzerinden bir dosta manevi hediyeleri verdiriyor. Ona manevi müjdeleri verdiriyor. Çünkü yani o dost dostla, Allah'la dost olmuş, o dosttan da o öbür dosta manevi müjdeler geliyor. Çünkü normalde sufilikte, tasavvufta mesela bu bir Cenab-ı Hak o veliye, o mürşidin, kamilin kalbine ilham eder. O manevi bir hediye birine verilecekse onun üzerinden Cenab-ı Hak verir. İsterse o kimsenin direkt o normalde kalbine ilham eder. İsterse genelde terbiye sisteminde üstadın üzerinden terbiye olur herkes. Ve manevi o emanetler, manevi hediyeler de üstadın üzerinden gider.
Ama insanlar, o yüzden derim ben, üstada karşı bir edebe, mugayir bir şey yaptıysa, inkıtaya uğrar tabi bu. O zaman o kimsenin hali farklı olur. Çünkü bütün her şey dostlar üzerinden gider. Nasıl Cenab-ı Hak dinini peygamberlerinin üzerinden icra ettirdi? Normalde peygamberler gönderdi, peygamberlerden sonra da veliler gönderdi. O velilerle Cenab-ı Hak dinini her daim ayakta tuttu. Adem Aleyhisselam'da Muhammed-i Mustafa'ya kadar ve sallallahu aleyhi ve selleme. Nasıl peygamberlerin üzerinden insanları dini tebliğ ettirdiyse, dini yaşattıysa, peygamberlerden sonra da velilerin üzerinden yürüttü Cenab-ı Hak dinini. Hala daha aynıdır. Bakın, hala daha aynıdır.
Cenab-ı Hak dinini velilerin üzerinden idame ettirir. O veliler Kur'an ve sünnetin yaşanması için, yaşatılması için mücadele ederler. O veliler bu işin merkezi hükmündedir, çekirdeği hükmündedir. Üçler, beşler, yediler, kırklar, seksenler, yüz yirmiler, iki yüz kırklar, beş yüzlere kadar bunların hepsi de evliya hükmündedir. Ama içinden kırk tanesi velidir. Onlar dinin yaşanması için mücadele ederler. Beş yüzlerin hepsi de kendi içlerinde evliyadır çoğul olarak. Ama bunların içinden kırk tanesi mürşidi kamildir, diğerleri de normalde evliyadan zatlardır, kendi makamlarına göre. Bunların hepsi de dini mübinin yaşanması için mücadele ederler.
O yüzden Hazreti Ömer Radiyallahu Anh Hazretlerinde İbriş'in parası olarak ben onu görmüyorum. O bir manevi müjde, o manevi bir iksir, o manevi bir hediye. Hediye, o manevi iksirle, o manevi hediyeyi normalde Hazreti Ömer Radiyallahu Anh üzerinden Cenab-ı Hak tecelli ettiriyor. Tabi o yaşlı çalgıcı bunu işitince, bunu söyleyince Allah'tan sana selam var, manevi hediyeler var, manevi sırlar var deyince o kimse kendisini yerden yere vurup ellerini ısırmaya, elbisesini yırtmaya başladı.
Tabi bu böyle işte Cenab-ı Hak'tan bir lütfa, bir ikrama mazhar olan bir kimsenin veç hali, cezbe hali. O kimse artık kendi elini ısırır, dudağını ısırır, ne bileyim işte bacağını çimdirir, normalde kendisini sıkar ama kendi kendisine bir veç hali olur. Mesela bir kimse hitap alsa Cenab-ı Hak'tan, onda bir veç hali olur, bir cezbe hali olur. Kimisi elini ısırır, kimisi gömer kendini, ağladıkça ağlayası gelir, bir türlü kendisini toparlayamaz. O veç hali apayrı bir şeydir, öyle sayha atmak değildir veç hali. Bağırıp çağırmak değildir, böyle işte titreyip kendini duvarlara vurmak değildir. O veç hali işte şeyhin ismini zikrederekten kendinden geçme değildir.
Yani ben şimdi burada isim belirteceğim, şimdi kıyamet kopacak yana, sen bizim şeyhimize laf söyledin diye. Kimsenin şeyhiyle işim yok. O kimse o veç halinde mesela kimisi siyim siyim ağlar, kimisi işte orasını burasını normalde ısırır, kendinden geçer. Titrer örneğin. Ama o böyle veç haline giren bir kimse kendisini zikrullah'tan da alıkoyamaz. O Cenab-ı Hakk'ın hitabına mazhar olma, hitaba mazhar olma, müjdeye mazhar olma, bir sırra mazhar olma manevi olarak. O kimseyi veç haline, cezbe haline getirir. O cezbe haline getirince mesela işte yemekten kesilir, içmekten kesilir, dünya sevgisinden kesilir, hiç dünyayla alakalı bir şey görmek istemez, dünyayla ilgilenmek istemez.
O veç hali, o cezbe hali, yani mesela işte o erkekse mesela eşi ona bakar, der ki benle ilgilenmiyor, boşanmaya kalkar. Kadın böyle hale gelse adam der ki benle ilgilenmiyor, bu beni sevmiyor artık, ben boşayım bu kadını der. Çocuklar anne ve baba birisi o hale gelse bakarlar babamız bizle ilgilenmiyor, anne bu hale gelince anne bizle ilgilenmiyor. Hani çocuğu mu var, neyi var, bu böyle değil, bu böyle değildi. Bu veç hali, bu cezbe hali bazen bazılarında böyle anlık olmaz. Birkaç gün sürer, iki gün, üç gün, beş gün, bir hafta, on gün, kırk gün cezbe hali sürer. Mesela kırk gün cezbe hali devam eder o kimse. Bakıyordur böyle ölü gözü gibi bakar, normalde ölü gibi olur.
Normalde önüne ne yemek koyarsan koy yer bir kısmına. Normalde işte şunu yiyeceğim, bunu yiyeceğim, canım şunu istiyor, bunu istiyor demez. Mesela bazı Allah dostlarında cezbe hiç kesintiye uğramaz. O her dem cezbe halindedir. Kesintiye uğramaz hiç. Kesintiye uğramazsa sen onu dünyaya çekemezsin, sen onu başka yere çekemezsin. Mesela o cezbe hali devam ediyorsa işte orada heva heves var, ondan rahatsız olur. Bir başkasında heva heves var, rahatsız olur. Yani rahatsız olur dedim, o cezbe hali onu o tarafa yönlendirmez. Böyle bir cezbe halindeyken bir veli, bir mürşid bir kimse ona gitse bir şey dese çarpılır. Ona çünkü hakikatten konuşur, sen bunu yapamazsın der veya sen bu ile olmaz bu der.
Söyler, onun o nefsine uymuş, heva hevesine uymuş. Heva hevesine göre bir cevap bekler ondan, heva hevesine göre bir cevap gelmeyince de ürker ondan, korkar, çekilir ondan. Bazı büyük pir efendiler o cezbe hallerini saklarlar, örterler. Tabiri caizse kendilerini bölerler. O kendini bölmek de şudur, yani normalde kalbi olarak cezbe hali devam eder ama onun bir vazifesi var. O vazifesini de yerine getirir. O dervişlerden yüz çevirmez, dervişlerden yüz çevirse dervişler allak bullak olur. O yüzden o böler kendini. Dervişlere karşı normalde yüz çevirmez, dervişlerle yine ilgilenir ama onun kalbinde o cezbe devam eder. Asıl cezbe anlık olan değildir zaten. Herkes anlık cezbelere aldanır. Dervişlerin aldandığı cezbelerden birisi anlık cezbelerdir.
O anlık bir cezbe, kalbinde bir titreme oldu, kalbinde bir uyanma oldu, kalbinde bir ilahi bir ilham oldu. Bir anlık bir şey geldi kalbine, bir anlık bir şey gelince o derviş ona kanar, onu kanıp da aldanır. Aldanınca da orada kalır. Öyle değil. Cezbenin hakikati kalpte tecelli edip kesilmeyenidir. O uykuda da cezbelidir. Uykuda da kalbi devam eder. Ama bu haldeki bir kimse, bu haldeki bir kimse dervişler onu anlamaz. Eşi anlamaz, çocukları anlamaz, etrafı anlamaz onu. Onun o cezbesinin devam ettiğini de bilmez. O esnada hani cezbe üzerindeyken onun duasını almak, cezbe üzerindeyken de onun tersini almak çok sıkıntılıdır. Duasını almak mükemmel bir şeydir.
Ama tersine bir yanlışlık oldu, bir eksiklik oldu, onun tersine gelmek de çok sıkıntılıdır. Dikkat et kendine. O da çok sıkıntılıdır. Çünkü neden? O esnada o kimsenin manevi bağı kesilebilir. O esnada kesilir. Çünkü o cezbe böyle kılıç gibidir tabiri caizse. Keskin kılıç gibi. Çünkü cezbe esnasındaki herhangi bir olumsuz bir şeyden yanar adam. Allah muhafaza eylesin. Ben şeyhimi gözetirdim mesela. Rabbim ben yaptım diye böyle övünmek gibi değil. Ben bakardım bazen ona, hiçbir şey konuşmam Mustafa Özba derdim. Biz üç saat, dört saat yol giderdik, hiç konuşmazdım ben. O da hiç konuşmazdı.
Dört saat, Bursa'dan Konya'ya gidinceye kadar selamun aleyküm, aleyküm selam. Hayırlı yolculuk Mustafa Efendi, Allah razı olsun efendim. Bitti. Bu kadar. Halbuki yemek yiyoruz Afyon'da, her Konya'ya gidişimizde. Bir şey demedi, yürüdüm. Bir şey demedi. Ama şey devam ediyor. Çat, çat, çat, … Zikir devam ediyor. Bazen çat duruyor. Uyuyor zannetme. Bir gün çünkü öyle kaldı, çat dedi. Durdu. İyi. Ondan sonra ben biraz arabaya yüklendim. Hani uyuyor noktasında. Mustafa Efendi çok hızlı gitme dedi. Kaldım. Dedim tamam uyumuyor. İlk zamanlar onu tespit ettim. Onu uyuyor olarak görmedim.
O esnada o bir tecelliyata perde oluyor. Ona takılıyor gidiyor. İnsan öğreniyor sonunu. O esnada bir bakıyorsun alınıyor, satılıyor, gidiliyor, geliniyor. O esnada uyuyormuş gibi oluyor. Çat kalıyor o. Bu normalde bir velinin, bu genelde cezbenin devam eti değil. Pir seviyesinde olanlardadır. Böyle şataat gibi olacak. Bu sohbete bir yerde okuyamazsınız. Ben öldükten sonra anlayacağınız bunları. Şimdi de bu tarafı var. O pir seviyesindeki zatlarda cezbe daimidir. Kesilmez. Onların kalbi cezbeleri kesilmez. Dışarıdan bakarsın sakin, içi okyanus gibi durmaz durduğu yerde.
İşte Hazreti Ömer Radullah Han Hazretleri ona manevi müjdeleri verince o zat o manevi müjdeyle cezbelendi. Başladı orasını burasını yırtmaya, dökmeye, orasını burasını ısırmaya. Çünkü o manevi müjde, o manevi sır, o manevi hitap bir velinin üzerinden de gelse, Cenab-ı Hak direkt onun kalbine de indirse veyahut da Cenab-ı Hak Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazreti'nin üzerinden de verse veyahut da Adem Aleyhisselam'ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş peygamberlerden de gelse haktır.
Şimdi o manevi, o müjde de o kimsenin maneviyatıyla alakalıdır. Mesela bir velinin üzerinden gelmesi, o kimsenin üzerinde velinin üzerinden geldi. Hazreti Muhammed Mustafa'nın üzerinden gelseydi bir anda telleri yakabilirdi. Veya direkt Cenab-ı Hak ona ilham etseydi telleri yakabilirdi. Meczup olurdu. Telin yanması bu. Meczup olurdu. Ama meczup bir derviş, işe yaramaz bir derviştir. Zahiren akıl giderse bir işe yaramaz. O kimseye bir din anlatamaz, bir öğüt veremez o. Allah rahmet eylesin bizim. Aleyhisselam öyleydi mesela. O birisine bir yol anlatamaz.
Birini terbiye sistemine katamaz o. Neden? Meczup çünkü. Onun meczupluğu birisinin hidayetine sebep olmaz genelde. Ama bir bakmışsın daha da onun şeyhi varken öyle. Mesela şeyhi olmayan bir meczup düşün. O daha da çizgi dışıdır. Sen kalkarsan bundan Allah dostum olur dersin. O çizgi dışı hareketler yapar. Çizgi dışı konuşmalar yapar. O esnada, o da farkında değil çünkü. Yapar onu. İnsanı yoldan bile çıkarabilir o iyice akılsız meczuplar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o Hazreti Pir bu konuda yol öğretiyor bize. O Hazreti Ömer'in üzerinden geldi. Ve normalde o manevi sırları fark edince o kimse başladı elini ısırmaya, çırpışmaya, o orasını burasını vurmaya, yere vurmaya başladı.
Kimisi tepinir mesela işte. O cezbe hali bu. Kimisi ağlar, kimisi sızlar. Kimisini bir bakmışsın namaza durur, on rekat, yirmi rekat namaz kılar. Farkında değil, rekatları da şaşırır. Yani yanındaki der ki sen kaç kıldın namazı bilmiyor kaç kıldığını. Hani Allahu Ekber öğlen namazını sünneti için durdu, dört, beş, altı, yedi kıldı. Sekiz kıldı. Farkında değil o. Ondan sonra kendine geldi. Ben öğlenin sünnetini kılıyordum dedi. Selam verdi. Onun dışarıdan birisi dese ki yedi rekat kıldı. Ne alakası var? Ben dört rekat kıldım der. Karışmayacaksın. Sufiler kimsenin işine karışmaz. O yüzden karışmazlar. Sen sayarsın, o saymaz. Sen o normalde o cezbe vurmuş onu mesela.
O abdest alıyor. Önce ayağını yıkayabilir o. Sen onunla kalkıp da ya ayağını yıkadın önce. Sünnet böyle değildi. Sen ona karışma. Görürsünüz bazen bir yerde. İnsanlar da birilerini düzeltmeye, birilerini karışmaya çok meraklı ya. Hani o olmadı senin abdestsin. Sen önce ayağını yıkadın. Ya bıraksana ne? Ayağını yıkamak farzlardan birisi. O sırayı karıştırdı. Sünnet olarak sıra gitti onda. Onun kafa gitti ki. Hüvesten'de kafa gitti onun. O hangi uzunu yıkadığının dahi farkında değil. Yani bir bakmışsın ayağını yıkamış, kolunu yıkamış. Sonra ağzını burnuna su veriyor. Ulu Cami'de oturuyorum ben sabahleyin. Geldi birisi orada abdest alıyormuş. Şimdi enteresan bir şey.
Bir tane kurneyi açtı. Ben gözümün ucundan bakıyorum şimdi. Ben de ders yapıyorum sabah saat 8. Gözümün ucundan bakıyorum. Dedim ki bu normal değil. Arkadan böyle asıldım asıldı beni böyle. Ben hiç dönüp bakmadım. Dedim normal değil bu. Geldi oradan şimdi bir Ulu Cami'nin ortasındaki kurnalar var ya. Şimdi birisinde ellerini yıkadı. Gitti öbür tarafta ayağını yıkadı öbür kurnada. Öbür kurnaya geçti yüzünü yıkadı. Öbür kurnaya geçti şimdi kollarını yıkadı. Öbür kurnaya geçti başını mesletti. Öbür kurnaya geçti başka bir şey yaptı. Bütün kurnaları teker teker dolaştı. Abdestini aldı ama. En sonunda kıbleye döndü su içti filan. Aldı büyüdüm su üstünü başına döktü.
Şimdi arada da bana bakıyor. O ara ben meczuplarla aramıyordum. Arada da bana bakıyor. Ben hiç takılmıyorum. Diyorum uğraşma Mustafa Özba. İçimden de diyorum uğraşma benle. Sen durur mu? Geldi hu hu dedi bana. Döndüm ne istiyorsun dedim. Kalk dedi kurnalardan dedi. Birer yodum su iç içmeyeceğim dedim. Şimdi o meczupta deliyse ondan delisi var. Ne demek dedim. Basmıyor dedim. Sen iç benim niyetime dedim. Sen iç benim niyetime. Onun çünkü dediğini hani Allah affetsin. Ben şimdi onun dediğini bir dinleyim. Der ki buraya çık ezan oku. Tabii. Onlar öyle. Şimdi bazen kadınlar, erkekler yolda böyle bir meczuba denk gelir.
Mesela meczup gelir ona. Beş lira ver ben sana dua edeceğim der. Sen ona beş lira verirsin. Bırakmaz seni. Dua eder. Tabii. Ondan sonra der ki şunu yapacaksın. Yok bunu yapacaksın. Onu da normalde bu sefer arkasını getirir onlar. Bırakmaz. O yüzden hemen Allah'a dua edin. Zikrullah'a başlayın. Selamun Aleyküm deyin gidin. Öyle meczubun. Çünkü onun tersine duaları da geçer. Hani gene Hazreti Pir anlatıyor ya. Çok zenginmiş o kimse. Büyük tüccar. Buğday tüccarı. Gidiyormuş oradan köyden meczubun birisi de. Oturmuş Allah'ı zikrediyormuş. Ona selam vermemiş. Bu kadar suçu adamın. Kaldırmış. Sen mi mütekebbirsin?
Bu mu mütekebbir demiş. Bu kadar. Adam buğday almış. Buğdayı yel almış. Sel almış. İflas etmiş adam. Hiçbir şeyse kalmamış. Yedi yıl boyunca hanımı terk etmiş. Çocuklar terk etmiş. Herkes terk etmiş. Bir çare kalmış. Hazreti Mevlana'ya gitmiş. Demiş efendim bir mazuratım var. Demiş söyle. Ben demiş büyük tüccardım. Evet. Demiş. Ben iflas ettim. Perperişan oldum. Kimse benim yüzüme bakmıyor demiş. Mübarek demiş ki. Filanca köyde demiş. Filanca yerde. Bir meczup var demiş. Duvara yaslanıp Allah'ı zikreder, dua eder. Onu incitmişin demiş. Ona selam vermemişin. O da incinmiş. O da Cenab-ı Hakk'a naz etmiş.
Sen mi mütekebbir? Bu mu mütekebbir? Demiş. Dön demiş. Onun gönlünü al. Git demiş. Ona selam ver. Demiş. Önce seslenmeyecek. Helallık iste. Helallık vermeyecek sana. Bu fakirden selam ver. Selam götür demiş. Benim selamı götür. Hemen koşa koşa gitmiş o kimse. Bulmuş. Yine aynı yerde. Yine duvara yaslanmış. Allah'ı zikrediyor. Selamünaleyküm demiş. Aleykümselam demiş. Kafasını kaldırmamış. Demiş. Hazreti Pir'den selam götürdüm. Bizyon kalkmış. Vuuu. Bir esmayı vurmuş. Demiş. Hazreti Pir'e boynumuz kıldan ince. Demiş. Ben bir edepsizlik ettim. Bir demiş. Bir saygısızlık ettim. Yedi yıl önce buradan senin önünden geçerken demiş. Sana selam vermemek afletine düştüm.
Beni affeyle demiş. Demiş. Per perişan oldum. Malım mülküm kalmadı. Çoluğum çocuğum kalmadı. Evim barkım kalmadı. Hiçbir şeyim kalmadı demiş. Şimdi insanın etrafındaki eş, çocuk, arkadaş zor günde belli olur. Sen zenginsindir, fukaralaşınca belli olur. Sen gençsindir, ihtiyarlayınca belli olur. Sen sağlıklısındır, hasta olunca belli olur. Bir tarafın kırılınca belli olur. Eş, dost, anne, baba hepsi de bir insan ateşe düşünce belli olur. O zaman anlar onu. Tüccarsındır, her şeyin yerli yerindedir. Herkes el pençe durur sana.
Bir kırılırsan gerçek dostların kalır etrafında. Kırıldığın zaman senin gerçek dostların meydandadır. Sakın onlara vefasızlık etme. O kırıklığın geçer, geçicidir bütün haller. Düzelince dostlarını, o kırıldığın zamanki yanında olanları sakın unutma. Sakın onlara vefasızlık etme. O zaman sen bir dağılırsın, bir daha toparlanamazsın. Ne maddi, ne manevi. Rabbi muhafaza eylesin. İşte o zat böyle ona temanla edince, ondan helallık alınca, o zat kaldırmış ellerini. Ya Rabbi şunun işini ihsan eyle demiş. Bu kadar. Amin. Bu kadar. Aynı köyde tabii bitmiş, köyden gidiyor. Adamlar demişler ya sen filanca tüccar değil misin?
Evet demiş. Ya neredesin bu zamana kadar? Şurada bizim buğdayımız var demiş ya. Al. E demiş benim param yok. Demişler sat getir. Demiş devem yok. Aa oradan demişler getirin develi. Kimin devesi var filancanın filancanın filancanın … Getir kardeşim develeri. Al demiş bu develeri de. Sat da getir. Bitti. Adam daha o köyden, o köye, o köyden, o köye, Konya'ya gidince kadar zengin olmuş gene. Şeyh efendinin tabiri idi. Oğlum değirmen dedi, böyle dedi, insana dönmeye başlayınca dedi, insana dönmeye başlayınca dedi, adam gece telefon açar, neredesin sen benim elimde böyle bir mal var derdi. Değirmen tersine dönünce dedi, ağzında kuş tutsan gider gene dedi. Gitti bizde öyle, elhamdülillah. Gitmeyi gördün ya, gelmeyi de görürsün.
Gelir sonra, sabırlı ol, çalış. Velhasıl adam zengin olmuş tekrar. Ondan sonra eşi dönmüş. Böyledir bu işler. Sonra çocukları dönmüş ona. Sonra o eski arkadaşları, dostları dönmüş. Döner herkes. Sıkıntı değil ama sen kırıldığın zaman senin etrafında kimler var, onlara vefasızlık etme. Sakın ha. Bu size bir kardeş nasihatı olsun. Asıl dost olanlar onlardır. Sen böyle kırıldığın zaman senin yanında duran, kırıldığın zaman seninle beraber hareket eden bir şey olması şart değil. Sana para vermesi de şart değil. O seninle konuşuyor ya, biz onları da gördük. Biz kırıldık, adı millet bize selam bile vermedi. Görüyordu, uzaktan geçiyordu.
Olur mu olur bir şey ister diye mi düşündüler artık? Ne düşündülerse. Düşünür çünkü insan. Diyor ki ya bu benden bir şey ister şimdi, borç morç ister, bir şey ister. Aman ben hayır da diyemem yüzüne karşı. Ben şuradan yolumu çevireyim. Görürdü böyle adam beni. Görüyor, eski dervişlerden bizim. Böyle bir şey bahane ediyor, telefon alıyor. Haydi gidiyor başka yere. Tabii gördük, yaşadık. Hepsini de yaşadık hamdolsun. Cenab-ı Hak yaşatmasın hiç kimseye. Zor zamanlardır bunlar. İnsanların kırıldıkları zamanlar. Allah muhafaza eylesin. İşte bir öyle bir meczubun ters duasını almak. Bir velinin ters duasını almak. Ben Şeyh Efendi'nin yanındayım. Kime ne dediğini bilirim.
Kimin hakkında ne düşündüğünü de bilirim Allah'ın izninden. Onları ben böyle not almışımdır hep. Onlar günlüğün geldiğinde ayaklar havada ters dönerler. Döner. Allah muhafaza eylesin. Derviş kardeşler rahat olsun. Ben öyle bir kimse değilim. Ben hiç kimsenin ters dönmesi için dua etmem. Rabbim hepiniz de affeylesin. Hiç kimseyle bir derdim yok. Varsa bir hakkım hepinize de helalı hoş olsun. Ben hiçbir kardeşin edepsizliğine, adapsızlığına bir şey demem. Uyarırım ama söylerim. Derim ki yapma, deme, söyleme, bir daha böyle etme derim. Uyarmak çünkü bizim de vazifemiz.
Sana bir şey demedim. Sen döndüreceksen döndür. Sana döndürme dedim mi? Yok arkandakına diyorum. Harun Hoca sen de tam bayındırlısın her şeyi üstüne alıyorsun. Sen de mi döndürüyorsun Bosna'da? Ayrı mesele. Açmayalım şimdiki defterlerin ağzını. O işler kapattık. Şimdi normalde o tersine almak sıkıntıdır. Çünkü bazı meczuplarda o cezbe halinde akıl gider, sıkıntılı durumlar yaşanabilir.
Allah muhafaza eylesin. Amin. Ey naziri olmayan Allah! Ziyade utancından zavallı ihtiyar su kesildi diye bağırmaya koyuldu. Naziri olmayan Allah. Yani o veliden çıkan, zuhur eden kelam. Naziri olmayan, ortağı olmayan demek. Dengi olmayan demek. Şura ayet 11. Onun benzeri gibi hiçbir şey yoktur. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir. O velinin ağzından ayet-i kerimenin meali çıkıyor. Ayet-i kerime çıkıyor. Ey neziri olmayan Allah! O esnanda cezbe halinde çıkıyor bu. Cezbede bu söz çıkıyor. O yüzden o Cenab-ı Hakk'ın o müjdesiyle, Cenab-ı Hakk'ın o ilhamıyla, dolaylı olarak, Cenab-ı Hakk'ın o sırrını ona vermesiyle, o yine ne yapıyor?
Allah'ın benzersiz olduğunun idrakinde, Allah'ın benzeri hiçbir şeyin olmadığının idrakinde. O yüzden feryadı bu. Ey naziri olmayan Allah! Utancından, zavallı ihtiyar, su kesildi. Burada su kesilmesi, eskiler öyle söylerler. Bunu, bu hitabı çok normalde bilmezler. Bir derviş sözüdür bu. Yani o cezbeye geçen kimse, cezbe halinde konuşacak hali yok. Su kesildi, dili lal oldu. Söyleyecek bir sözü yok. O yüzden o aşıklığın cezbesiyle, o aşıklığın hayretiyle kelam bitti. Kelam bitti.
Onu söylüyor. Ve diyor ki, benim konuşacak halim yok. Hani Hazreti Pir yine bir mesnevide, bir beytinde diyor ya, benim damarım kesilmiş, damarı kesilmiş, çok özür dilerim, kuşlar gibi çırpınmaktayım. Bendendir bir kelime, bir şey sudur edecek halim yok. Bir damarım dahi ayık değil. Bakın, bir damarım dahi ayık değil diyor. Bu cezbe hali, bir damarım dahi ayık değil dediği şey, devam et, cezbe devam ediyor. Bir damarı dahi ayık değil. Evet, su kesilmesi de bu. Bir hayli ağlayıp eleme düştü. Nihayet Çeng'i yere çalıp parça parça etti. Hani ben bu hikayenin başında Çeng'i bir insanın nefsi olarak anlattıydım ya. Çünkü Çeng nedir?
İnsanın heva ve hevesini böyle ayağa kaldıran, insanın böyle nefsani duygularını ayağa kaldıran şeydir. İşte o da Çeng'i yerden yere vurdu, parçaladı. Yani gerçek manada benim anladığım o kimse nefsini taşa vurdu. Nefsini yere vurdu. O Cenab-ı Hakk'ın ona olan hitabı, o kendinden geçti. Nefsini vurdu yere, kırdı nefsini. Gerçek tövbe tıpkı yırtılan bir elbisenin parçalanıp atılması gibi günahı bir daha giymemek üzere terk etmektir. O da İbni Ebi Şeybe Musannet'te geçiyor bu hadis-i şerif. O da ne yaptı? Gerçekten bir tövbe etti. Öyle bir tövbe etti ki nefsini kırdı o tövbeyle. Hani eskilerin nasuh tövbesi dediği gibi bir daha o günaha düşmemek için ona öyle bir tövbe etti ki o günah sebeplerini de ortadan kaldırdı.
Bir daha o günaha girmeyecek. Bir daha nefsine paye vermeyecek. Bir daha nefsine geçit vermeyecek. Bu o manada Allah-u Alem. Dedi ki, ey benimle Rabbimin arasında perde olan, ey beni ana yoldan azdırıp saptıran. İnsan nefsine esir olunca asıp sapıyor. Ve ihtiyar diyor ki, ey benimle Rabbimin arasında perde olan. O zaman Allah'la senin aranda ne perde olduysa, hepsi de heva hevesinden. Hepsi de nefsinden. Seni Allah'tan perdeleyen ne varsa, heva heves ve nefis. Hepsi de. O zaman bizim yapmamız gereken şeyle buradan ne anlayacağız? Allah'la bizim aramızdaki perde olan her ne var ise, hepsi de heva hevesimiz ve nefsimiz. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden buradaki perdeden kasıtı biz çalgı aleti olarak alırsak yanılırız.
O çalgıyı biz sevdiren, onu devam ettiren nefsimiz çünkü. O zaman asıl nefisle mücadele etmek lazım. O yüzden nefisle mücadele, Cenab-ı Peygamber'in deyimiyle cihadı ekber. O nefisle mücadeleyi yapmıyorsa o kimse, o zaman cihadı ekberi terk etti. Nefsin oyununa geldi. Nur Suresi Ayet 21 Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilin ki o ısrarla hayasızlığı, çirkin ve kötü işleri yapmayı emreder. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiç kimse ebediyen temize çıkamazdı. Ancak Allah dilediği kullarını temize çıkarır. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.
O yüzden tövbe edip geri dönme ve nefsin o heva ve hevesine uymama, nefisle mücadele etme ve tövbe eder, geri dönerse Cenab-ı Hak onu hiç günah işlememiş gibi kabul eder. Ey yetmiş yıldır kanımı emen, kemal sahibine karşı yüzümü kara eden! Bu artık o zat nefisle olan mücadelesini, nefisin ona vermiş olduğu o hadiselerden dolayı pişmanlığını dile getiriyor.
Ve yüzümü kara eden deyince, o yüzünü kara eden insanın nefsidir Allah muhafaza eylesin. Ve tabi o kimse artık o Allah'ın ona lütfuyla, ikramıyla, Cenab-ı Hak'ın ihsanıyla kalbi bir uyanış içerisinde, kalbi bir diriliş içerisinde. Ve Cenab-ı Hak'ın hitabı da Zümer ayet 53. De ki, ey kendilerine zulmeden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Nur suresinin arkasından bu Zümer suresi 53 gibi, öyle düşünün. Yani şeytan sizi kötülüğe emreder ve sizi azgınlığa ve sapkınlığa götürür. Ve Allah dilediğini bu noktada temize çıkarır. Zümer suresi ayet 53'te de, ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Yani sen bağışlanmayacağım diye düşünme.
Allah bütün günahları bağışlar. Ve işte o ihtiyar da bu müjde ile Allah'tan ümidini kesmiyor. İhsan ve vefa sahibi Allah, cefalarla, suçlarla geçen ömrime sen acı. Amin. E bu artık o ihtiyarın içten yakarışı, o ihtiyarın ciğerden yakarışı, o ihtiyar samimi ve ihlasla Allah'a yalvarıp yakarıyor.
Bu diyor ki, 70 yıldan beri ben cefalarla, suçlarla ömür tükettim. Sen bu ömürme acı. Sen bana merhamet et. Sen bana lütfet. Sen bana ikram et. Sen bana ihsan eyle. Amin. Hud suresi ayet 90. Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra ona tövbe edin. Gerçekten Rabbim çok merhametlidir. Çok sevendir. O zaman sen Allah'tan ümidini kesme. Ondan bağışlanma dile. Sonra ona tövbe et. O çok merhametlidir. İnsanlara benzemez. İnsanlar affetmez birbirini. Evet. Dervişler bile affetmez birbirini. Hani arabeske bağlar. Tanrı affetse bile ben affetmem diye. Evet.
Affetmez insanlar. Enteresan varlıktır insan. Allah affeder. Allah affeder. İnsan affetmez. Halbuki kimse tövbe eder. Allah'a yakın olur. Dost olur. O hala da onu affetmeyeceğim diye uğraşır. Hatta der. Kulak kıvar. Ben alacağım ondan da. Al. Bilmez. Halbuki ondan alacağın senin cehennemden kurtuluşun. Onu da bilmez. İnsanoğlu enteresandır. Tabii. Hatta derler. Ne ölüme ne dirime. Bayındır lafıdır. Değil mi Harun Hoca? Ölüme de dirime de gelmesin. Tabii. Bizim bayındırılarda vardır o. Tabii. Ölüsüne dirisine gider yaparlar. Gelmesin. Tabii. Hatta bir de etrafına, çoluğuna, çocuğuna nasihat eder. Vasiyet eder.
İşte filanca. Benim ölüme de dirime de gelmeyecek. Hatta bazı yerlerde kavga çıkıyor ya. Televizyonlarda, haberlerde dinliyoruz. Birisi bir laf söylüyor orada. Tabii. Kavga çıkıyor ya çocuklarının arasında. Ölmüş adam orada. Yok sen bu cenazeye gelemezsin. Yok gelirsin. Bir kavga çıkarıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenab-ı Hak affeder. O yüzden çok sevendir. Burası çok hoşuma gider benim. Hud ayet 90. Allah çok sevendir. Çok seven demek aşık. Aşık. Burası böyle gözden kaçar bu ayet-i kerimenin sonu. Bakın gözden kaçar.
Burası gözden kaçar. Cenab-ı Hakk'ın bir ismi, bir sıfatı da çok seven. El-Vedûd. Allah çok sevendir. Az değil. Şimdi çok seven dediğinizde bunun ucu bucağı yok. Bunun durduğu bir yer yok. Çok seven. Burayı hiç unutmayın. Allah çok sevendir. Yani bugün nereye giderseniz gidin bu ayet-i kerimeyi çok sevendir. Böyle meallerde, böyle tefsirlerde bu kadar şey yapar. Çok seveni anlatın bana. Çok seven bir Allah var.
Bak Allah çok sevilendir demiyor. Çok sevendir. Çok seven deyince biz ona aşıklık olarak anlarız. Çünkü çok sevmek aşıklıktır. O zaman Allah çok sevendir. Allah kullarını sever. Sen ya Rabbi de, sen tövbe et. Sen ona yaslan. Sen ona dayan, çok seven bir Allah var. Sen öyle bir Allah'a iman ettin ki çok seviyor. Çok seviyor. Ya bunu sabahtan akşama kadar düşün çok seven bir Allah var. Geceler boyunca tefekkür et. Çok seven bir Allah var. Çok seven. İnsanlar seni öyle çok sevmez. Eşin seni öyle çok sevmez.
Çocukların seni çok sevmez. Arkadaşların, dostların seni çok sevmez. Allah'ın sevdiği gibi kimse sevemez. Benzersizdir. Eşsizdir. Ortağı da yoktur. Benzeri de yoktur. O zaman çok sevmesinin de benzeri yoktur. Çok sevmesinin de benzeri yoktur. O sevgi dalgasına bırak kendini. O sevgi dalgasına bırak. Burayı Hud suresi ayet 90. Gidin istediğiniz yerden açın. Meal okuyun. Veyahut da tefsir okuyun. Bakın Allah çok sevendir. Ama burayı unutmayın. O yüzden ne ümidinizi kesin, ne kendinizi gömün. Çok seven bir Allah'a iman ettik.
Ve o sevgi cümleye yeter. Bütün varlığa yeter. Artar, taşar. Aşkınlıktır bu. Taşkınlıktır bu. Aşkınlık ve taşkınlıktır. Bunun ucu bucağı yoktur çünkü. Bakın bunun duracağı yer de yoktur. O yüzden cezbenin daimi olmasının sebebi budur. Çok sevendir Allah. Ve o kulunu kendisine aldığında, kendi emanına aldığında onu perdeden perdeye geçirir. Çok sevendir. Sen sevmeyebilirsin. Sevmeyebilirsin. Yaşlı ihtiyar görürsün. Çalgıcı görürsün. Zayıf görürsün. Fukara görürsün. Kafa yaparsın. Böyle es geçersin. Böyle gevşersin. O onunla bağı kurduysa, o çok seveni bulmuş.
Ne yap yap, sen de çok sevmeye gayret et onu. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Buhari kısa olan bu. Bunun bir de hadisi kutsisi var. Uzun olan. Kısa olanı aldım. Vaktinizi almayın diye. Kul bir günah işleyip, Ya Rabbi günah işledin. Beni affet dediğinde, Allah kulum günah işlediğini bildi. Ve Rabbinin bağışlayıcı olduğunu kabul etti. Onu affettim buyurur. Buhari. Bölüm, Tevhid. Hadisi şerifte 35. Bunun uzunu var. Kütübü siddede de vardır. Hani kul günah işledi. Almadım buraya ama söyleyeyim. Tövbe etti. Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim. Kul yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek Rabbisini hatırladı.
Affettim. Kul yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki, kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim. Evet. O işte, öyle bir gerçek bir tövbe ile, o kimse tövbe eder, geri dönerse ve Allah'tan bağışlanma dilerse ve Cenab-ı Hak çok seven sıfatıyla onun üzerinde tecelli eder. Cenab-ı Hak bizi de Allah'ı çok sevenlerden eylesin. Amin. Cenab-ı Hak'ın bizleri de çok sevdiği kullardan eylesin. Amin. Ey Cimai'im. Siz tabi Allah bir kulunu da çok severse, o kul da etrafıyla yabancı olur. Şimdi herkes, ben Allah'ı çok seveyim, Allah da beni çok sevsin diye dua eder.
Doğru mu? Onun getirdiklerine katlanabilmek, Cenab-ı Hak o sevginin tecelliyatına katlanabilmeyi bize ihsan eylesin. Amin. Kolay şeyler değildir çünkü. El-Fatiha'ma selamata.
Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi