Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Mayıs 2025 · 44:28
Euzubillahimineşşeytanurrecim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikrfâlemenlâhum. Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümleminizi ve cümlem ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bile nereden eylesin. Nerede ümmet-i Muhammed'in kanı dökülüyorsa, nerede namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, nerede hukuksuzluğa, haksızlığa uğratılıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinde intikamını aldırsın. Müslümanların kanlarını dökenlerden Rabbim lime lime eylesin, lime lime hepsinde intikamını alsın. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Etmeyen varsa elini kaldırsın, ben etmedim deysin, helallaşalım. Görmüşsünüzdür içeri girerken, bizim bayındır çete, onlar geldiler, Allah razı olsun. O yüzden görüştük, konuştuk, biraz da geciktik.
O yüzden onlarla böyle hemhal olurken vakitte geçti, o yüzden tekrardan hakkınızı helal edin. Helal olsun. Malum tabii bizde konuşulacak konu çok yaklaşık 63. Ben onlar daha 15 yaşındaydı, 14 yaşındaydı, hatta daha küçüktü. Onlar bizim bebeğimiz gibi her biri. öyle olunca tabii ben onlarınla aslında çok fazla bir yaş farkımız yok ama ben çabuk büyümüşüm biraz işte. onlar daha doğrusu beni büyük gördüler, böyle bir ilişki oldu. Allah razı olsun hepsinden de onlar böyle Oktay, Nuri, Harun, onlar böyle dervişlikten önce dehsinden abileriyim, öyle diyeyim. ama Oktay ilk ders alan sonra Harun ona keza, Nuri ona keza onlar böyle bizim ilk yol arkadaşlarımız öyle diyelim. Tabii bir tanesini gömdük ama yani vücudunu gömdük.
öyle eksiklik hissetmiyoruz yani zaten yapıyor yapacağını gene. En son gittiğimde dedim yapma bu kadar etrafa dedim şey yapma. Biraz sakinledi ama durmuyor gene durduğu yerde, hatırlatıyor kendini. O yüzden Allah razı olsun onlardan da sizlerden de geç kalmamızın sebebi bu. Şimdi gelelim inşallah kaldığımız yerden meslemi okumalarına devam diyelim.
Öyle işte eski arkadaşlarını gördü, bizi unuttu diye de düşünmeyin. Bizde öyle bir şey yok, durum yok. Biz inşallah Allah'ın izniyle dostlarını, arkadaşlarını yol yürüdüklerini unutanlardan vefasız olanlardan eylemesin Rabbimize cümlenizi inşallah. O yüzden o kardeşler de bizle beraber başlangıçtan itibaren çilelere göğüs gelen arkadaşlar.
Benim başlangıcım, yola başlangıcım biraz böyle herkesin kabullendiği bir şey değil. Eskimi biliyorlar çünkü eskimi bilince yani bu adam böyle değişemez deyip, kendilerince değişebileceğime hani daha doğrusu İslam'a dönebileceğime tahmin edilmiyordu. O yüzden onlar öyle bir zamanda bizle beraber oldular, onun çilesini çektiler. Evet, Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri ne yaptıydı? İşte Cenab-ı Hak ona ilham etti. Dedi ki, mezarlıkta bizim dost bir kulumuz var, bir ihtiyar var. Git onu, o normalde bizim dostumuzdur, bizim sırlı dostlarımızdan birisidir. Onu bul, hazineden de biraz akçe ver diye Cenab-ı Hak ona ilham etti. O da hemen kalktı gece yarısı, koşturdu mezarlığa, bir döndü dolaştı.
Baktı bir tane ihtiyar var, bu olamaz dedi, bir daha döndü dolaştı. Ava çıkan aslanın dönüp dolaşması gibi bir kere daha mezarlık etrafını dolaştı. Orada o ihtiyardan başka kimsenin olmadığını iyice anlayınca tırnak içerisinde. Karanlıklar içinde parlak gönüllüler çoktur dedi. Niceleri vardır ki zahirde karanlık gibi görünür. Yaptıkları iş veyahut da bedenleri böyle hırpane bir şekildedir. Ne bileyim işte kıyafetleri böyle bir albeneli değildir. Ama onlar batında manada nurlu gönüllülerdendir. Batında Cenab-ı Hakk'a naz-ı niyaz geçen kullardandır. Mezarlıklar sessizdir aslında.
Ölü ve ıssızdır. Hatta gece oraya gitmeye insanlar korkunurlar, korkarlar, çekinirler. Gece ziyaret filan etmek istemezler. Oysa huzur yeridir mezarlıklar. Gider oturursun, az bir şey tefekkür edersin, ölümle barışırsın. Çünkü orada zahiren konuşabileceğin hiç kimse yoktur. Ancak kalbi olarak oradakilerle görüşür, konuşursun. Sonuçta dilsiz, dudaksız anlaşabildikleri var ise dışarıdan ölü, içi diri olmuş olur. O yüzden bazı insanlar vardır, dışı diri, içi ölüdür. Çünkü ölmeden önce ölünün sırrına erişmiştir.
Onun dışı diri, içi ölüdür. İçinin ölü olması ne? Ondan heva heves uzaklaşmıştır. Nefsin, şeytanın vesvesesi ondan uzaklaşmıştır. Dünya sevgisinden kurtulmuştur. O artık böyle yaşayan ölü gibi olur. İşte bunların üzerinde bir nur olur. O nur etrafındaki mümin kulların kalplerine nurlu bir şekilde gelir. Kafirler ona bakınca nefret ederler. Münafıklar onlardan nefret eder. Mürtedler ondan nefret eder. Hatta derler ki, yani bu ne kadar böyle bir, çok affedersiniz, çirkin bir kimse. Mümin gönüller ise ona karşı muhabbet besler. Yolda onu görür, ona karşı bir içi akar. Der ki, ya ne mübarek insan. O böyle içi akıyorsa müminlerin ona, onun içi nurludur, parlaktır.
O yüzden karanlıkların içerisinde görünse de, nurlu insanlar karanlıktır. Etrafı, dışı. Yüzü, gözü, işte ne bileyim, çamurludur, topraklıdır. Ama içi aydınlıktır. Kimisinin dışı süslüdür, içi kirlidir, karanlıktır. Kiminin dışı süsü yoktur, ama içi parlaktır, içi karanlıktır. Hani zatın birisi, böyle bütün halk, o ölen kimseye karşı ayağa kalkmış, arkasında kalabalık.
Ondan sonra o evliyadan, o veliyullah'tan olan zat, orada oturmuş, hiç itibar etmemiş. Sonra dört tane, çok özür dilerim, hanbal bir kimsenin cenazesini götürüyorlarmış. O hemen kalkmış, ona temanna etmiş. Kabrin, mezarın, özür dilerim, şeyin, tabutun arkasından başlamış yürümeye, mezara kadar gitmiş. Onu tanıyanlar demişler ki, efendim işte filanca, hani buradan tabutu geçti, çok kalabalıktı cenazesi, siz ona ayağa kalkmadınız.
Ama demiş yani, hiç kimse bilmedi, kimsesiz bir kimse, dört kişi işte tabutun ucundan tutmuş, onunla beraber mezara kadar gittiniz, onu gömdünüz. Söz çok önemli. Nice sultan görünenler vardı, bir hiç olarak göçüp gittiler. Nice hiç görünenler vardı, sultan olarak göçüp gittiler. Demek ki, işte nice böyle hırpani görünümlü, işte sence çalgıcı, bence davulcu, bir başkasına göre zurnacı, bir başkasına göre böyle itibar edilmeyecek bir meslek veya itibar edilmeyecek bir noktada ama içi sultan olmuş, kalbi aydınlığa erişmiş.
Ama nice böyle aydınlıkmış gibi caka satan var, içi karanlık, Allah bizi affetsin. O yüzden asıl aydınlık kalptedir. Asıl aydınlık kalbin içindeki sırdadır. Onun hakikati, onun hakikati ruhtadır. O normalde sırrın gerisinin içerisinde ruh vardır. Ruhun ötesinde de vardır da, ruh bu noktada kemaliyeti yakaladıysa, asıl parlanan, asıl bu noktada nurlar saçan o kimsenin nurudur, ruhudur.
O yüzden Allah muhafaza eylesin, nice itibar etmediğiniz kimseler vardır, onlar tevhidin sırrına ulaşmışlardır. Nice itibar edilmiş insanlar vardır ama onlar tevhid deryasının kenarından bile geçmemiştir. Gelip edebe fazlasıyla riayet ederek oraya oturdu. O sırada Ömer aksırdı, ihtiyar uyanıp sıçradı. Ömer'i görünce şaşırdı kaldı. Gitmek istedi fakat titremeye başladı. Demek ki böyle nurun kalbi aydınlık, kalbin nura ulaşmış, ferasete ermiş bir kimse olursa ona edeple yaklaşılır. Edebi olmayanın dini de olmaz. Edebi olmayanın yolu da olmaz.
Edepsiz dünyaya ateşe verir de, ateş gelsin benim cigaramı yaksın diye bekler. Edepsiz öyle bir şeydir. O yüzden edebi olmayanın dini diyaneti de olmaz. Ha, bir kimse bir sufi topluluğuna edepli, edebi öğrenmek için, edepli olmak için girer. Ama kimisi vardır, yıllar geçer kazıkla çaksan dahi onda edep durmaz. Bazen dervişler şöyle düşünür. Ya bunda edep olmadığı halde üstad bunu neden tutuyor derler. Üstad onu tutar, atsa iyice edepsiz olacak, etrafı ateşe verecek. Burada duruyor ki etrafı ateşten kurtarıyoruz. Atınca onu, o ailesi aileye ateşe verir. Sülaleye ateşe verir.
Köyü ateşe verir. Kasabaya ateşe verir. İli ilçeye ateşe verir. O dünyaya ateşe verir. O yüzden onu muhafaza etmek, onu korumak lazım. Onu muhafaza etmek, korumak asıl onun etrafını korumaktır. Şimdi bazen de böyle dergahta edebe riayet etmeyen dervişlerin etrafındakiler bu fakire telefon açarlar. Şunu şöyle yapıyor da, bunu böyle yapıyor da, şu şöyle oldu da, bu böyle oldu da dinlerim ben.
İçimden derim dergahtan atsam ben bu adamı, bu adam iki gün sonra içki içmeye başlar. Beş gün sonra içki içmeye başlar. On gün sonra gider evde kim var kim yok döver. Zaten önceden de dövüyordu. Önceden de küfrediyordu zaten. Önceden de haksız, hukuksuz davranıyordu. E dergaha girdi, kendini biraz böyle düzeltmeye başladı, disiplin etmeye başladı. Ama aradan çatlaktan su kaçırıyor. Patlatıyor ara sıra hartellere. Bir bakıyorum bazen baraj da patlıyor. Yıkıyor ortalığı, yakın etrafı ondan evliyalık bekliyor. Dergaha girdi ya. Bir de şikayet ediyorlar ya onu. Şimdi içimden öyle diyorum. Ya diyorum adamın yakasını bıraksan, dergahla işin kalmadı, işin gücün rast geldi desen, o adam ilk kendi, çok affedersiniz edepsizliğini, ahlaksızlığını önce eve akıtacak.
Önce eşinden, çocuklarından başlayacak zaten. Sonra sülaleye, kendi annesine, babasına etrafına başlayacak ulaşmaya. Şimdi edep her şeyin başıdır. Dervişlik, edepten ibarettir. O yüzden koca Hz. Ömer, Cenab-ı Hak'tan almış olduğu ilhamdan dolayı o çalgıcıya edeple yaklaşıyor. Onu sarsmıyor uyandırmak için.
Ona dokunmuyor. Sesini yükseltmiyor. Hani hafiften uyansın diye eheh yapıyor. Aksırıyor. Çünkü Cenab-ı Hak'tan hitap aldı. Orada bir kıymetli kulumuz var dedi. Orada sırlı bir kulumuz var dedi. Orada kalbi pasparlak bir kulumuz var dedi. Git ona yardımcı ol. Git ona hazineden para götür dedi. ve Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri yanına gitti. Edeple oturdu. Edepten ben emirel mümininim. Benim hakkımda onca hadis varit oldu. Şeytan Ömer'den kaçar dendi. Adalet, ben adaletin şehriysem kapısı Ömer'dir dendi. Bakın bu metiyeler dahi Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerini o sırlı kula, o kalbi aydınlık kula edeple yaklaştırdı.
Ben emirel mümininim diyerekten ona tepeden davranmadı. Ben makam sahibiyim. Ben mevki sahibiyim. Ben hilafetin başındayım deyip de o kimseye edepsiz yaklaşmadı. O kimseye tepeden yaklaşmadı. Kibirli yaklaşmadı. Kibirli yaklaşmadı. Alçak gönüllü, edepli bir şekilde yanına edeple oturdu. Yanına edeple oturdu. Hafiften öksürdü. Uyansın diye. Öhö yapmadı. O öksürmeyi dahi hafiften tuttu. Ehe yaptı. İnceden, böyle tatlı bir şekilde. Neden? Uyansın diye. Edeple ona yaklaştı. Edebi olmayanın yolu yoktur. Edebi olmayanın dini yoktur.
Edebi olmayanın insanlığı da yoktur. O yüzden büyükler demişler ki, İllaki edep, illaki edep, illaki edep. Edep. Sufilik edeptir. Sen Allah'ı çok zikredersin. Ama edebin yok ise sen batarsın. Sen namaz kılarsın çok ama edebin yok ise batarsın. Sen harika oruç tutarsın ama edebin yok ise batarsın. Aman bir kimseye kibirlenme. Aman bir kimseye tepeden bakma. Aman bir kimseye hele dervişse ona edepsizlikte bulunma. Aman sakın ha. Çünkü yolun adabı, erkanı edeptir. Ömer'i görünce şaşırdı. Evet. Normalde Ömer'i görünce neden şaşırdı? Karşısında çünkü bir hilafete oturmuş halife var.
Karşısında adalet şehri ise kapısı Ömer'dir denilen Ömer var. Karşısında hakikatin temsilcisi var. Karşısında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yol arkadaşı var. Karşısında Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kayınpederi var. Hem yol arkadaşı hem de kızının kocası Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Yani Hz. Muhammed Mustafa, Ömer, Hz. Muhammed Mustafa'nın da kayınpederi aynı zamanda. Nice savaşlara beraber katılmışlar. Yan yana, diz dize, omuz omuza mücadele etmişler, cihat etmişler. Ve nice badirelerden beraber geçmişler. Ömer denilince herkes bir titrer. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bağlı.
O kadar bağlı ki o neyi nasıl yaptıysa öyle icra eden bir Ömer. Öyle olunca tabii o yaşlı ihtiyar Ömer'i görünce böyle bir titreme geliyor. Ürperiyor. Çünkü aynı zamanda da Hz. Ömer Efendimiz hem dinen halife hem aynı zamanda da siyaseten halife. Devletin başında hem dini statünün başında hem de devletin başında. Öyle olunca o kimse bir titriyor. Bu titreme işte Allah korkusundan olur. Titreme ilahi bir heybet karşısında olur. O kimse bir mesela birden bir Allah dostunu görse o heybetinden o da titrer. O yüzden bu korku Ömer'den korktuğundan dolayı değil. Ömer'in heybetinden titriyor.
O ilahi heybete karşı kalbin titremesi gibi bir şey bu. Öyle korku titremesi değil. İçinden dedi ki ya Rabbi senin elinden el eman. Çalgıcı diyor buna. Özür dilerim. Evet şimdi de çalgıcı ihtiyarcağıza müntesip geldi çattı. Yani o çalgıcı müntesip dedi böyle bugünkü polis halkın içerisinde dolaşıp yanlışlıkları eksiklikleri tespit edip o yanlışlıkları o eksikleri uyaran bunlara eski dilde müntesip deniyor.
Hani ben yeni hacca gittiğim zamanlarda namaz vakti gelince dükkanlarını kapatmayanları polis gelip onları ikaz ediyordu. Dükkanlarını kapattırıyordu. Şimdi devam ediyor mu bilmiyorum. Namaz vakti hemen esnafın dükkanları açık dükkanı varsa kapattırıyorlardı. Bunlar müntesip veya yolda böyle din dışı, insanlık dışı, ahlak dışı davranışlarda bulunanları ikaz ediyorlardı.
Bunlar müntesip bunların adı. Şimdi bu çalgıcılar insanları eğlendirenler de bu müntesiplerden uzak duruyorlar. Bunlardan korkuyorlar. E sebep hani bizim dilimizde oturak alemi dediğimiz alemler var ya. Şimdi desem ki kimler katıldı elini kaldırın böyle birkaç kişi elini kaldırır sakal. Şimdi koyunun canı değnek isteyince gider çobana sürtünürmüş.
Şimdi daha burada hiçbir şey demedim. Hani işte oturak aleminden bahsettim. Bizim Bosnalı Mustafa Sevinç elini kaldırdı arkada. Siz görmediniz tabi en arkada ya. Hani ben oturak alemi yaptım diyor. Ha sakla yüzünü sakla. Gidiyor sevda hanına sevda hanından bana ne diyorsunuz selfie mi diyorsunuz? Selfie gönderiyor bana.
Bir de diyor sevda hanından selamlar. Ben de cevap yazdım. Ne yazdım? Bol olsun dedim. Sevda hanında sevdan bol olsun. Ne diyelim şimdi? Gene öyle sevda şarkıları mı çalıyor? Yine sevdalılar toplanıyor mu orada? Kilo vermişler mi biraz? Bosna'da koşuyor kadının birisi Mustafa diye. Alışmışım yani hep bana koşuluyor diye. Hani ben de bakıyorum kime koşuyor bu diye. Hani Bosna'da da mı diyorum şimdi?
Kimse tanımıyor benim gibisini. Sen kime sarılsa iyi? Bir Mustafa ben değilim. Mustafa Sevinç'e sarıldı. Filmlerdeki gibi. Çıktı kadınımın üstüne. Neyse bu kadar da keseyim. Öbür baklavaya girmeyeyim şimdi. Muhabbetimiz bu değil. Her neyse. Yani bunlar bu tip böyle hani işler yaptıklarından çalgıcı takımı müntesiplerden korkuyor. E Ömer'i görünce müntesip başı. O yüzden böyle Allah diyor ki eleman senin elinden. Şimdi de diyor. Hani bu benim gibi çalgıcı ihtiyacıya müntesip mi gönderdin diyor. Bir de bundan muraşayım. Zaten derdim dünyaya aşmış.
Allah bizi affetsin. O yüzden. Ya Rabbi senin elinden eleman deyince o derin bir Allah'a karşı aslında bir bağlılık ibaresi benim nazarımda. Yani kime el aman diye dileneceğini biliyor çalgıcı. Ya Rabbi senin elinden eleman diyor. Bir de müntesip mi getirdin benim başıma diyor. O yüzden normalde bir de müntesip geldi deyince tabi Hz. Ömer sonuçta bu. Hani diyecek ki elinde de kırık sazı var ya sen mezarlıkta ne arıyorsun diyecek. Bir laf söyleyecek. Bir şey yapacak. Onu tehdit edecek. O yüzden korkuyor. Ve tabi öyle deyince Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin bir tarafı müntesip tabi. Bu ülkenin ahlakını, ülkenin edebini, adabını koruyacak bir tarafı müntesip devlet başkanı.
Çünkü bir devlet başkanı deyince içilen içkiden sorumludur. Devlet başkanı denilince yapılan bütün her türlü eşkale kötülüklerden sorumludur. Bir devlet başkanı denilince ne kadar arsızlık, hırsızlık, ursuzluk, ne kadar kötü ahlak, açıktan işlenen her şeyden sorumludur. Adaletsizlikten, hukuksuzluktan sorumludur.
Bunların hepsinden sorumludur. Devlet başkanı bunlardan sorumluluğunu bu konuda şey yapamaz. Kendi üzerinden atamaz. Şimdi herkes devlet başkanı olmak için sıraya giriyor. Ama devlet başkanı olmak öyle sorumluluk isteyen bir şey. Mesela bir belediye başkanı, bir yerde belediye başkanı oldu değil mi? Verdiği bütün içki ruhsatlarından sorumludur. Verdiği bütün barhane, sazane, cazane, meyhane ne ruhsatı veriyorsa sorumludur. Bir yerde vali, vali hepsinden sorumludur. Bunlar o sorumluluğu yok edemezler. O yüzden mesela hadis-i şerifte ahir zamanda yönetici olmayınız demiş. Ahir zamanda maliyeci olmayınız demiş.
Oraya denk geliyor. Ahir zamanda mesela emniyet gücü, polis gibi olmayınız demiş. Böyle hadis-i şerifler var. Tabi bu hadis-i şerifleri diyanet, ilahiyat okumaz bunları. Söylemezler. Ama ahir zamanla alakalı, mesela yönetici olunmaması ile alakalı çok hadisi var. Neden? Sorumlusun. Oturdun, ne oldun? Belediye başkanı oldun. O gün bir kararname, bütün beyhaneleri kapat hadi bakalım. Bütün barhaneleri kapat hadi bakalım. Sıkıntılı bir durum. Evet. O yüzden müntesip. Hz. Ömer Efendimiz de zahiren müntesip. Müntesiplerin başı çünkü.
Ama Cenab-ı Hak onu o gün bir rahmet olarak gönderiyor. Telegramda bir sıkıntı var mı, bir bakar mısınız? Görüntü, ses geliyor mu bir bakın. Cenab-ı Hak onu rahmet olarak gönderiyor. Kime gönderiyor? Bir kendisine olan gizli bir dostu gönderiyor. Gizli bir dostu gönderiyor. O yüzden zahirde belki de çalgıcı gibi görünüyor. Ama batında sevilmiş bir kul. Allah onu sevmiş. Duasını kabul etti çünkü. Ses gelmiyor. Görüntü? Görüntü de mi yok? Ses yok, görüntü yok, hiçbir şey yok diyorsunuz. Şimdi kesildi mi komple?
Şimdi geldi mi? Evet. Eyvallah. Ve o normalde o zatın görüntüsü yaşlı ihtiyar bir çalgıcı. Ama Cenab-ı Hak içini tenvir eylemiş. O çünkü tövbe etti. O kendince o yoldan geri döndü. Tövbe eder etmez, yoldan geri döner dönmez Cenab-ı Hak onun kalbini pırıl pırıl etti, tenvir eyledi. Tövbe etmek ve tövbe edince birden geri dönmek o kimseyi birden evliya sınıfına koydu.
Birden. Cenab-ı Hak onun geçmişini birden sildi. Birden sildi, tövbesini kabul etti, evliyalar sınıfına aldı. Cenab-ı Hak bu konuda yaptıklarından sorumlu değildir. Tövbe edenin tövbesini kabul eder. Ve o kimse ciğeri yanarcasına geri dönerse Cenab-ı Hak onu kendine dost eder. Ömer o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış çehresini sararmış görünce, Benden korkma, ürkme. Çünkü sana haktan müjdeler getirdim. Benden korkma, benden ürkme. Hz. Ömer gibi adalet timsali bir kimse Allah'ın emriyle, Cenab-ı Hak'ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla, onun ilhamıyla, onun Allah'ın ilhamıyla o zata rahmet olarak geldi. Bakın bu Hz. Pir'in anlattığı bu hikayede iki rahmet var.
İki rahmet. Sayısız var da iki rahmet var. Birincisi o ihtiyar çalgıcı ne kadar günah işledi ama tövbe etti. Cenab-ı Hak onun tövbesini kabul etti, kendini dostlardan saydı. Bir rahmet daha var, o da Hz. Ömer Efendimiz'e. Cenab-ı Hak Ömer'i kullandı. Ömer çünkü onun dostu, dostunu dostuna gönderdi. ve Hz. Ömer radiyallahu anh hazretine de ilham etmesi Hz. Ömer Efendimiz'e bir rahmet.
Ona vahy etmesi Hz. Ömer Efendimiz'e rahmet. O yüzden veliler bu manada rahmet küpü gibidirler. Cenab-ı Hak onların üzerinden işletir her şeyi, onların dillerinden işletir, onların gönüllerinden işletir. Ve bir veli için, bir evliya için böyle bir şeye mazhar olması büyük lütuftur, büyük ikramdır, büyük rahmettir. Onun üzerinden Allah'ın bir dostuna, Allah'ın bir kuluna rahmet gidiyor çünkü.
Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri de Cenab-ı Hakk'ın sırlı dostlarından birisi. Sırlı dostlarından birisi, Rabbimin kendi indinde sır olarak tuttuğu dostunu, yine başka bir dostunu gönderiyor ona. Cenab-ı Hak kendinde sır saklamış, o ihtiyar çalgıcıyı kendine dost etmiş, dostuna dostunu gönderiyor. O da büyük bir rahmet. O yüzden bir mürşidi kamile yolunuz kesiştiyse, Cenab-ı Hakk'ın sırlı dostuna eriştiniz. Büyük rahmettir. Vefasızlık etme, saygısızlık etme, edepsizlik etme. Çizgisinde dur. Çünkü o nurlu yoldasın. O nurlu yolda, nurlu bir timseyle yol alıyorsun. Bu büyük rahmettir. O rahmetin, o bereketin, o lütfun, o ikramın, o ihsanın kıymetini bil.
Yolda giderken sakın düşürme. Yolda giderken sakın yoldan çıkma. O rahmete gerekli olan edebi, adabı, erkanı göster. Nasıl ki koca Ömer, Cenab-ı Hakk'ın kendisinin dostum dediği, o çalgıcıya böyle edepli yaklaşıyorsa, senin binbir sefer daha ince bir edeple yaklaşman gerekir. Bu fakir nicelerini gördük ki, üstadlarına karşı edepsizlik edenler yollarda kaldılar. Bir daha bir Mürşid-i Kamil kapısına gidemediler. Bir daha bir Mürşid-i Kamil'e intisap edemediler. Bir daha gidip bir Mürşid-i Kamil'in elinden tutamadılar. Kendilerince haklı sebepleri vardı. Bence onların haklı sebepleri geçerli değildi. Ben yakinen biliyordum.
Diyordum ki içimden, siz üstadımıza böyle bir edepsizlikte bulundunuz. O yüzden sizin yolunuz kesildi. Üstad size merhamet etti, toleranslı davrandı. Atarsa, bunları çıkarırsam, bunlar iyice perişan olur. Bunlar da Allah'ın kulu, bunlar da Allah diyorlar dedi. Onları normalde kendi gölgesinde sığındırdı. Vefat etti, bunlar çıs çıplak meydanda kaldılar. Hiçbir yere intisap edemediler. Kendilerince hatta Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nden kalanlar da öyle oldu. Onlar da bir yere intisap edemediler. Ben onlarla görüştümde, konuştuğumda hepsinin de haklı gerekçeleri vardı kendilerine göre. Bir laf söylüyordum. Şimdiki mürşidiniz kim? Bana diyorlardı ki biz Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'de kaldık.
İyi canım kardeşim. Eğer Çorumlu Hacı Mustafa Efendi'de kalınsaydı bir önceki şeyh olan Ali Haydar Efendi'de de kalınırdı. Neden Çorumlu'ya intisap edildi? Öyle ya. İşte edep. İllaki edep. Yol mezara kadar değil. Yol mahşere kadar da değil. Yol ebedi. Yol ebediyse ona göre edebini kazan. Yol ebedi. Buna inanıyorsan ona göre kendini dizayn et. Çünkü bu dünya gelip geçiyor. Bir bakıyorsunuz tak kadar birisi vefat ediyor, gömüyoruz. Ama onun yolu ebediyse, ebediyet açıldıysa ölü diyemiyoruz ona. Biz öldü diyoruz, onun rüyasına giriyor. Sen de mi şöyle oldun diyor. Öbürkünün rüyasına giriyor.
Diyor ki başıma ne o? Ayak ucuma su döksün, başıma çok su dökmesin diyor. Öyle demesine göre yine başından sulamış. Dün gittim, yani dedi biraz başına su döktüm gene dedi. İyi ki gitmişim ben söyledim. Geçen gittiğimde ona buna fazla salça olma dedim. Etrafı rahat bırak biraz dedim. Yoksa tokmağı yiyecek kafasına. İçeride duruyor şimdi. Adam suyu nereye dökeceğini söylüyor. Yol ebedi çünkü. Ama bir kimsenin şeyhi vefat ediyor. Sen o yaşayan şeyhe edebe mungayir hareket ettiysen, bir daha bir şeyhe gidemiyorsun. Yolun kapanıyor. Bunu gördüm ben. Hani tecrübe bu. E bende az tecrübe değil.
Ben 26 yaşında yolla tanıştım. Yaşım 63. Ben yuvarlak hesap yapayım 65 deyip çıkıyorum. Az değil. Tecrübe. Yani nice eski dervişlerle tanıştım, görüştüm hep. Şeyhleri vefat etmiş. Hani kendilerince onlar biz vefa gösteriyoruz diyorlar. O ölen şeyhin dersini çekiyorlar. Ben inceden soruyorum. Hiç mi rüyanızda bir şeyhi görmediniz? Kalıyorlar. Hiç mi rüyanızda Cenab-ı Hak size yeni bir şeyh göstermedi? Sonuçta bunlar kıyamete kadar devam edecek. Hadisle sabit. E sen hadisle sabit olan bir şeyi nasıl inkar edebilirsin? İnkar ediyorsan hadis-i şerifi inkar ediyorsun. İnkar edince ayet-i kerimeyi inkar ediyorsun.
De ki ben edebe mugayir hareket ettim. Edebe riayet edemedim. Ben onun kıymetini bilemedim. Ben yanlışlıklar yaptım. Ben eksiklikler yaptım. Benim yolum o yüzden kapandı. Onu de bari. Onu da demiyor. Kendince haklı. Bu zamanda icazetli şeyh mi var? Allah Allah. Değil. İcazetsiz veli olmuyor mu? Velilik kağıda mı bakıyor bir tek? Küçümsediğim için değil. Aha. Kağıt olsa ne olacak? Olmasa ne olacaktır? Büyük bir kısmınız. Bende hiçbir kağıt yoktu. Bazı şeyleri de açıklamıyordum. İntisab edip ders aldınız mı? Bizim arkadaşlar bile bazı şeyleri böyle idrak edemediler.
Halbuki Şeyh Efendi sağlığını da açıklattı mı? Açıklattı mı? Açıklattı. İlan ettirdi mi? Ettirdi. Bunun bir kısmı arkadaşlar bunu anlamadılar bile. Hani ya bu zaten Şeyh Efendi ilan ettirdi. Ne oldu? Ben izliyorum. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'ye karşı edebe mugayyir hareket edenler kaldı. Yıllar geçti bakın. Daha bir şeyhe intisab edemediler. Onlara gidip sordun da şunu diyecek. Şeyhim bize dedi ki böyle kalın devam edin. Ben Şeyh Efendi'nin vasiyetini açıkladım.
Dervişler onu dinletmediler bile. Şeyhinin vasiyeti birisine söylemiş. Ben öldükten sonra vasiyet et demiş. Onu dahi dinlemediler. O yüzden Hz. Ömer gibi bir zat o Allah'ın sırlı dostuna edeple yaklaştı. Ve onun korktuğunu, onun ürktüğünü görünce koca Ömer dedi ki benden korkma, benden çekinme, benden ürkme. Çünkü dedi Allah'tan sana müjdeler getirdim.
Müjde. O zaman ne diyordu hadis-i şerifte? Allah dostlarına hem dünyada hem de ahirette müjdeler vardır. Cenab-ı Hakk'ın dostlarına hem dünyadayken hem de ahiretteyken müjdeler vardır. İşte Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri de o çalgıcıya dedi ki sana Allah'tan müjdeler getirdim. Evet. 2180. beytten önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal edin. El Fatiha. Allah'a emanet olun. Amen.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.