mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2162. Beyitten) 03.05.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 3 Mayıs 2025 · 1:14:12

Euzübillâhimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftar-ı zikr-i fâlemennehum, La-i-lâhâ. Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Amin. Rabbim nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, hakkına, hukukuna, şerefine, şanına, namusuna, kanına, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını alsın. Amin. Cenab-ı Hak İsrail'i dağıtsın. Amin. Yerli yeksan eylesin. Amin. Destekçilerini yerli yeksan eylesin. Amin. Çin'i dağıtsın. Amin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Amin. Bütün ümmet-i Muhammed'e özgürlük nasip eylesin. Amin. Bütün ümmet-i Muhammed'e diriliş nasip eylesin. Amin. Tevhid. Tevhid la ilahe illallah demek insanın kalp kapılarını manaya açan iksirdir. Bir kimse tevhidle kalbin kapılarını açar, tevhidle kalp perdelerini geçer, tevhidle manaya doğru uruç eder.
Tevhid insanın hücrelerini de değiştirir. Kalbi aklını da değiştirir, dönüştürür. Normal aklını da değiştirir ve dönüştürür. Eğer o kimse tevhidden uzak ise manada ismi dahi okunmaz. Mana tarafına doğru bir adım atamaz. Çünkü aklı ve kalbi tenvir edecek, değiştirecek manaya karşı açık hale getirecek olan şey tevhiddir.
Rabbim cümlemizi tevhid üzerine olanlardan eylesin. Amin. Evet, geçen hafta konu Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin elindeki taşların, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin elindeki taşların, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin peygamberliğini şehadet etmesiyle alakalıydı. Yani konu mana olarak bizim cansız olarak gördüğümüz bütün varlık Allah'ı tesbih ediyor, tenzih ediyor. Ve cansız olarak gördüğümüz her şey aslında kendi lisanıyla Allah'ı zikrediyor. Konu, ana teması buydu. Hazreti Pir o konuyu orada bırakıp diyor ki, Çalgıcı hikayesinin sonu ve Emir El Mümini'nin yani Ömer'in, Allah ondan razı olsun kendisine hatifin söylediğini alıp ulaştırması konu başlığı bu.
Bunu bırak da yine Çalgıcı'nın hikayesine kulak var. Çalgıcı beklemekten bunalınca Ömer'e yine ses geldi. Çalgıcı neredeydi? Çalgıcı en sonunda işte kirişini aldı, çalgı aletini aldı. Kirişi de kopuk artık yaşlandı, sesi solu çıkmaz hale geldi. Çalgısını koltuğunun altına aldı, bir mezarlığa gitti. Artık dedi bundan sonra hep insanları eğlendirdim. Artık hep onlara söyledim. Dedi ki ya Rabbi bundan sonra ben sana anlatacağım. Ben bundan sonra da sana derdimi söyleyeceğim. Tabiri caizse sana çalacağım, sana oynayacağım dedi, çalgıcı. Böyle gitti mezarlığa, mezarlıkta kendince ağladı, efkan etti, sızladı. O mezarlıktaydı.
Mezarlıkta böyle çalgıcı beklemekten bunalınca, mezarlıkta bir işaret bekliyor. Kendisine bir manevi bir kapı bekliyor, bir yol bekliyor. Kuruş yok, para yok, aç, sefil. O halde mezarlıkta. O zaman emirel müminin de Ömer, çalgıcı beklemekten bunalınca Ömer'e yine ses geldi. Ey Ömer, kulumuzu ihtiyaçtan kurtar. Has, muhterem bir kulumuz var. Mezarlığa kadar gitmek zahmetini ihtiyar et. Ey Ömer, kalk. Beytülmal'den yedi yüz dinar al. Hepsini de onun avucuna say. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerine Cenab-ı Hak hitap etti. Hatırlayın daha önceki dersleri, vahiy ile alakalı uzun bir ders yapmıştık.
Şura 51. Allah bir insanla ancak vahiy ile veya perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeda. Şüphesiz o yüceler yücesidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bir insan, karşısında bir insan var, ona vahiy ile konuşuyor. Yahut bir perdenin arkasından konuşuyor. Yahut ona bir elçi gönderiyor. Allah meleklere vahyeder, Allah arılara vahyeder, Allah dağa, taşa vahyeder, Allah göklere vahyeder. Bu Kur'an-ı Kerim'den ayet-i kerime mealleri. Cenab-ı Hak her şeye vahyeder. Dağa, taşa vahyeden, göklere vahyeden, arıya vahyeden, Meryem'e vahyeden, Musa'nın annesine vahyeden, bunlar da ayetle sabit. İnsana da vahy ediyor sonuçta.
Meryem de insan, Musa'nın annesi de insan, İbrahim'in annesi de insan. Onlara da vahy etti çünkü. Tabi bunu böyle söyleyince, kınanmaktan korkanlar vahyi sadece peygambere nitelendiriyorlar. Peygamberlere kitap indirileceği zaman elçi gönderiyor. Cebrail aleyhisselam kitapları o vahyediyor. Ama peygamberlere direkt vahy ediyor Cenab-ı Hak. Peygamberlere de vahy ediyor. Bütün peygamberlere kitapla beraber hikmet verdik diyor. Bütün peygamberlere. Kitap verilen peygamberlere aynı zamanda da hikmet verdi. Ve Cenab-ı Hak insanlara da vahy eder direkt kalbine. Tabi bunu bugünkü din algısı, din anlayışı kabul etmiyor. Bu şu demek değil, ona vahy etti, o peygamber olacak diye bir kaide yok.
Çünkü bu rüya, sahih rüya da bir vahiydir. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Kalbe gelen bir ses de, doğru bir sesse, hani bunun üzerinde bir şekil şüphesi yoksa, sahihse, o da vahiydir. Ama cahil insanlar, bu konuda bilgisiz insanlar, avam, bir hataya düşmesin diye, peygamberlerin haricinde insanlar olan vahyi, ulema, ilham olarak nitelendirmiş.
Veyahut da sezgi olarak nitelendirenler var, ben kabul etmiyorum. Çünkü sezgi girince işin içerisine Aristo da giriyor, Sokrat da giriyor. Ben o yüzden kabul etmiyorum. Burada ilhamı kabul edişimin sebebi de, hani insanlar bu konuyu böyle öğrenmişler. O yüzden evet, ilham denilebilir. Ama o da bir vahiy. Ayet-i kerimede bir insanla, ancak vahiy ile konuşur. Şimdi böyle olunca, Hazreti Ömer'in üzerinden, onun kıssasından bize bir mesaj veriyor. Mesajı şu, nasıl Ömer'e vahyettiyse, Ömer'e nasıl seslendiyse, sana da seslenir. Sen kalbini buna açık tut, sen kalbini tenvir et, sen kalbini temizle. Kalbini Allah'a yasla, kalbini Allah'a daya, evet senin kalbine de ilham eder.
Senin kalbine de seslenir. Sen halife olarak yaratıldın. Senin kalbinde bu tecelliyata açık. Senin kalbin de açık. O yüzden kendi kendine, benim kalbim buna kapalı deme. Biz buna ulaşabilir miyiz deme. Sen Allah'a yakin olursan, Allah'ı zikredersen, senin kalbine de ne yapar? İlham eder. Senin kalbine de hitap eder. Ve Ömer'e dedi ki, kalk, bizim mezarlıkta yatan bir dostumuz var. O yüzden baktığınız zaman, biz şimdi hikayeyi biliyoruz ya, hikayede ne var? İhtiyar bir çalgıcı var. Dışı çalgıcı, elinde çalgı aleti var. İşte artık eskisi gibi insanları eğlendiremiyor.
Dışı çalgıcı ama içi Allah dostu. O zaman nice dışı çalgıcı gibi görünen, pejmürde görünen veyahut da itibar etmeyeceğiniz halde gibi görünen kimseler vardır ki, onlar Allah'a dosttur, yakındır. O zaman burada kulun görüntüsüyle, görünüşüyle içi aynı olmadı. Nice dışı süslü olanlar vardır.
Bakarsınız dışı öyle süslü, öyle süslü. Ama içi bomboştur. Bu şuna benzer, sahte altın takıları gibi. Baktığında dışarısı altın, görüntüsü de altın. Altın suyuna bandırılmış, çıkarılmış. Ama içi bakır veya gümüş, gümüş olsa iyi. İçi bakır, içi teneke. Nice süslü insanlar vardır, içleri tenekedir. Nice dışlığı, teneke gibi görünenler vardır. İçi altındır. Hazreti Pir çalgıcı üzerinden bize tabiri caizse ayrı bir ders veriyor. İnsanların dışına göre hükmetmeyin. Görüntüsüne göre hükmetmeyin. Allah insanların içine bakar çünkü. Dışına bakaraktan Cenab-ı Hak hükmetmez. O kimsenin kalbine bakaraktan hükmeder. Yaptıklarına da bakmaz.
Kalbine hükmeder. Onun dışı hizmet ediyor olabilir. O esnada çorba dağıtıyordur. O esnada insanlara çay dağıtıyordur. Ama o kimsenin içi, fise bilillah, Allah'ın işini yapmak değil de, bak ne kadar hizmet ediyor görsünler beni. Bak ben ne işler yapıyorum. Bak ben bu işi yaptığım için de sen bana tabi olacaksın. Ona emrediyorsa, ona tabiri caizse kaba bir terim, hardhurt yapıyorsa, o zaman onun içi başka, dışı başka. Olmadı. Sufilik bunu kaldırmıyor. O yüzden zahire bakıp hüküm vermemeye öğretiyor bize. Tabii bu hikaye devam edecek de. O yüzden Cenab-ı Hak has kullarını, Cenab-ı Hak kendisine yakın olan kullarını ihtiyaç anında, ama melekut aleminden, ama alemi zahirden, ama alemi batından onlara yardım eder.
Onların ihtiyaçlarını görür. Hep zaman zaman söylerim, bir kimse Allah'ın zikrine dalsa, zikrullah'tan başka bir şey aklına, kalbine bir şey gelmese, hatta Allah'ı zikirden dolayı ihtiyaçlarını dile getiremeyecek dahi olsa, Allah onun ihtiyaçlarını görür, her şeyi onun ayağına getirir. Her şeyi, lazım olan ilmi onun gönlüne verir. Lazım olan zahirde ne lazımsa, onu da önüne getirir. O yeter ki Allah'a yakın olsun. Ve Cenab-ı Hak isterse, onu manevi olarak da rızıklandırır. Onu manevi olarak ilimlendirir. Onu manevi olarak kalbine ilham eder. Kalp perdelerini açar. Kalbine Cenab-ı Hak onun adı konulmamış ilimleri gösterir.
Bilinmeyen ilim deryasına onun kapılarını açar. Allah'ın ilminin başlangıcı ve sonu yoktur. O yüzden Allah'ın bilinmekliğinin de başlangıcı ve sonu yoktur. Böyle olunca bir kimse Allah'a yakınlığı arttıkça, onun Allah'a olan Allah bilgisi onun genişler derinleşir. Ama normalde bazen Cenab-ı Hak o kimsenin direkt kalbine ilham eder. Bazen Cenab-ı Hak veli kullarını maşa gibi kullanır. O veli kulları lazım olan şeyi, lazım olan bilgi, maddi manevi her neyse, o veli kulun üzerinden yürütür Cenab-ı Hak. Kimisine direkt zat-ı uluhiyetinden verir. Kimisine direkt sıfatsal tecelliyatından verir. Kimisine bir veliyi sebeb eder. Onun üzerinden verir.
Kimisine bir hayvanın üzerinden verir. Bir ağacın üzerinden verir. Bir otun üzerinden verir. Yolda giden bir ihtiyardan verir. Yolda giden bir kimseden verir. Veyahut da ne bileyim herhangi bir varlığın, herhangi bir şeyinden onun ihtiyacını görür, ona lazım olanı verir. O yüzden Hazreti Pir, burada Hazreti Ömer Efendimiz'den üzerinden diyor ki, ona Beytülmal'den ver. Beytülmal'den ver. Yani ümmetin parasından ver. Ümmete ait bir şeyden ver. Bu da normalde, ben tabii o çalgıcıyı burada tarif ederken, Allah'ın bir velisi olarak tarif ediyorum. Dışı çalgıcı ama içi veli. O yüzden, o veli olduğu için, Cenab-ı Hak Hazreti Ömer Efendimiz'e, Beytülmal'den ver diyor.
Ona kendi cebinden de vermiyor. Çünkü, o veli olduğundan dolayı, kendinin de belki de farkında değil, insanlara faydalı bir kimse. Şimdi, veliler sınıf sınıftır. Bir sınıf vardır, kendisinin veliliğini bilir, insanlar da onun veliliğini bilir, o insanlara faydalıdır. O peygamber varisidir, o mürşidi kamildir. Bir kısım veli vardır, kendi veliliğini bilir, hiç kimse onun veli olduğunu bilmez. Bu da velidir. Bir kısım veliler vardır, insanlar onun veli olduğunu bilir, o kimse kendinden habersizdir, kendisinin veli olduğunu bilmez. Şimdi, bazen, çok özür dilerim, hakkınızı helal edin, mecnun veliler vardır.
Kendisinin farkında değildir, ama insanlar onun veli olduğunu bilirler. Ben onlara mecnun diyorum. Hani, bu kimse kendisinin veli olduğunun farkında değil. Bunlar, üç beş, en azından etrafındaki insanlara, bütün veliler faydalıdır. Bunların içerisinde, en yüksek derecede olan, mürşidi kamil olan velilerdir. Bunlar da kırk tanedir. Hadis-i şerifte öyle buyuruluyor. O yüzden, normalde her veli, topluma faydalıdır, insanlara faydalıdır. Bir kısım peygamberler gibi, kimisinin birkaç tane ümmeti olmuş, kimisinin hiç ümmeti olmamış. Hatta ben şöyle inanırım, dünya üzerinde ne kadar peygamber geldiyse, o kadar veli vardır.
Onların makamları boş kalmamıştır. Hiçbir peygamberin makamı boş kalmaz dünya üzerinde. Adem aleyhisselamdan Muhammed Mustafa'ya kadar, ne kadar peygamber geldiyse, hepsinin makamında, onun vazifesini yerine getiren bir veli vardır. Onlar, o peygamberlerin ahlakı üzerinedir. O peygamberlerin, tabiri caizse vazifesi üzerinedir. Peygamber değillerdir. Aslında Muhyiddin İbni Arabi, bu bahis açılınca, Muhyiddin İbni Arabi, veliliği nebilikten üstün olarak görür. Bu tabi kafa karıştırır insanlarda. Çünkü peygamberlik, peygamber vefat ettiğince, peygamberlik vazifesi biter.
Velilik son bulmaz. Vazife olarak. Hz. Muhammed Mustafa'nın peygamberlik vazifesi bitti. Veliliği bitmedi. Bugün dininizi tamam ettim. Din olarak size İslam'ı seçtim. Din tamamlandı. Siz dine bir ayet artık katamazsınız. Bir ayet de çıkaramazsınız. Siz yeni bir hadis üretemezsiniz. Kim üretirse cehennemliktir. Bir hadisi de yok sayamazsınız, reddedemezsiniz. Hadis ise, nasıl olmayan bir hadisi, hadis olarak üretmek cehennemlikse, olan bir hadisi de reddetmek de cehennemliktir. Allah muhafaza eylesin. Öyle olunca ama velilerin velilikleri devam eder. O yüzden her peygamber bir velidir.
Velilikleri devam eder. Velilik nurları onların kaybolmaz. Velilik nurları. Bir velilik nuru bir kimsenin üzerinde tecelli ettiyse, o kaybolmaz. Oradan geri dönüş yoktur artık. Nefis meratibleri olarak, emmare levvame, mühlüme, mutmainne, râdiye, mardiye, buralardan geri dönüş vardır. Mardiye'den de geri dönüş zordur. Yani, çünkü o halifelik makamıdır. Oradan da geri dönüş zordur. Ama safiyeden, yani veliliği tescillenmiş olan bir kimsenin, oradan geri dönüşü yoktur. Biz ona kapı aralama çalışırız. İşte o da geri dönebilir. O da o kapı da ona açıktır deriz. Ama gerçek manada yoktur. Sebep, o veli çünkü bir peygamber varisidir.
Peygamber varisi olduğu için, gerçek manada veliyse, o oradan geri dönüşü yoktur. Geri dönüşü olduysa, o gerçek manada veli değildir. O altın suyuna bandırılmış bakırdır. İnsanlar onu altın zanneder. Kim zanneder? Sarraf olmayan, kuyumcu olmayan, bu işin ilmini bilmeyen, bu işin normalde hakikatini bilmeyen, altın suyuna bandırılmış tenekeyi altın kabul eder. Ama yok, bu işin hakikatini bilen kimse, altın suyuna bandırılmış tenekeyi altın olarak kabul etmez. O yüzden o altın suyuna bandırılmış olan, o mücevher gibi görünen şeyin üzerine kazırsanız, altından bakır çıkacak, tunş çıkacak, ne bileyim demir çıkacak, ne bileyim işte ne madenden olduysa o çıkacak. Üzerini kazıyınca çıkacak.
Veya ateşi görünce, yani imtihanı görünce, bir imtihana maruz kalınca, onun gerçek altın olmadığı çıkacak meydana. İşte Hazreti Pir, Mevlana Celalettin Ruma Hazretleri, bize bu kıssadan şunu anlatıyor. Diyor ki, siz dış görünüşüne aldanmayın. Niceleri vardır ki, bir veliyi yatağından kaldırır. Bir veliyi uyandırır. Bir velinin tabiri caizse, ırgalar. Nice veliler vardır, nice Allah dostları vardır. Arş-ı alayı ırgalar. İşte bu zat-ı kerim de, çalgıcı gibi görünen zat, Hazreti Emir-el Mümin'in olan Ömer'i, uyandırıyor Cenab-ı Hak. Allah hitap ediyor. Diyor ki, kalk ey Ömer, bizim filanca yerde bir dostumuz var, git onun ihtiyacını gör.
Şimdi bunu yaşamayan kimse, bu hikayenin olmayacağını zanneder. Böyle bir şeyin olmayacağını zanneder. Bu fakir yaşadığı için böyle bir şeyin olacağını söylüyorum. Hatta bazen derviş arkadaşlara derim, oh Geylan Hazretleri'ni görmek çok güzel. Zikullah'a oturdun, Allah, Allah, harika. Geylan Hazretleri, bütün haşmetiyle, şak geldi. Titretti ortalığı. Harika. Evde oturdun, Allah, Allah, Allah zikrediyorsun. Şak. Geylan Hazretleri geldi, filanca yerde filancaya yardım etti. Bunu gören gelsin bana. Evet.
Hal o. Senin üzerinden, Cenab-ı Hak seni, maşa gibi kullandı, alet yaptı. Bir fukaraya gönderdi seni. Yarabbi diyene gönderdi seni. Yarabbi dedi o. Gecenin yarısında. Yarabbi dedi. Bundan kimin haberi oldu? Evet. Hazreti Ömer'in haberi oldu. O parayı huzuruna götürüp, o parayı huzuruna götürüp, ey makbulümüz olan, şimdilik bu kadarcık al ve bizi mazur gör. Bu kadarcık para sana ancak, ibrişim, yani kiriş parasıdır.
Harc et. Bitince yine buraya gel. De. Bakın, Cenab-ı Hak, orta yerde bırakmıyor. Onun, ona ne söyleyeceğini de dikte ediyor. Hazreti Ömer Efendimiz'in, çalgıcıya ne söyleyeceğini dikte ediyor. Diyor ki, o parayı huzuruna götürüp, ey makbulümüz olan, şimdilik bu kadarcık al ve bizi mazur gör. Bu kadarcık para sana ancak, ibrişim, yani kiriş parasıdır. Harc et. Bitince yine buraya gel de. Hazreti Allah, Ömer'e vahyediyor. Ne konuşacağını da vahyediyor. Ne konuşacağını da vahyediyor. Ne diyeceğini de vahyediyor. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hazreti Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a, bir şeyler gönderdi.
Oğul Abdullah dedi ki, ya Resulallah benim ihtiyacım yok ki, hani göndermişsin. Ona dedi ki, ey evlat, eğer sen istemeden sana bir şey geldiyse, bu Rabbinin lütfudur. İkramıdır. Bunu reddetme. Bunu al. İhtiyacın yoksa ihtiyaç olanlara dağın. Çünkü o Cenab-ı Hakk'ın lütfudur sana. Allah'ın keremidir. Allah'ın ihsanıdır. Sen bir şey talep etmedin, talep etmedin halde Cenab-ı Hakk sana gönderdi. Senin ihtiyacını gönderdi. Sana ne lazımsa gönderdi. Sen Allah'ın dostsan, o Cenab-ı Hakk seni yolda bırakmayacak. Seni mahrum bırakmayacak. Bir şeyi vesile edecek, veya vesilesiz gönderecek. Ama direkt vesilesiz gönderdi, ama vesileli gönderdi.
Bu Allah'ın lütfu, ikramı. Sana eş gönderebilir, sana çocuk gönderir, sana iş gönderir, sana kazanç gönderir, sana arkadaş gönderir, sana dost gönderir. Seni bir mürşitle tanıştırır. Seni bir kendi dostuyla tanıştırır. Bu Allah'ın lütfu, ikramıdır. Bu Allah'ın ihsanıdır. Onu geri çeviren kimse, vefasızdır, nankördür. Cenab-ı Hakk'ın lütfuna, ikramına, ihsanına, nankörlük yapıyor, ona sırtını dönüyor. O vefasızlara yazılır. O nankörlere yazılır. O bir daha Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikramından uzak olur. O Allah'a küstahlık yapmıştır çünkü. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Ömer Efendimiz'e diyor ki, git ona, ey makbulümüz olan, bir de onu met ettiriyor. Ey makbulümüz olan, şimdilik bu kadarcık, al bizi muhazur gör.
Bu kadarcık para, sana ancak bir imrişim, yani çalgının teli, imrişim dediği o, veya eskiler kiriş derler, veya işte kemanın teli, öyle anlayın. Veyahut da işte ne çalıyor, cümbüş çalıyor dedim. Cümbüşün teli, gibi. Bunu al, onu harc et, bitince yine buraya gel. Bunun üzerine, hani bu hitabı aldı ya, Hazreti Ömer Efendimiz, o hitap alınca, yatak sana diken olur.
O hitap alınca, yastık sana taş olur. O hitap alınca, tellersin, tırnaklarına kadar. O hitap alınca, dünya sana dar gelir. O hitap alınca, her şey sana dar gelir. Sen, ancak, o hitabı yerine getirmekle, tabiri caizse, kamikaze gibi olursun. Hiçbir şey gözüne görünmez. eştir, çocuktur, gece yarısıdır, sabahtır, gözüne görünmez. Hitap alınca, sakın tembellik yapayım deme. Sabah giderim deme. Hitap alınca, yarın yaparım deme. Kaybeder, nereden olursun. Ama rüyanda hitap edildi, ama zikrullah esnasında, hitap edildi. Ama yolda giderken, hitap edildi.
Sakın onu tehir etme. Onu tehir edersen, nankörlerden, vefasızlardan olursun. Mana kapın kapanır. Bazıları vardır, mana kapıları kapanır. Bir yerde bir edepsizlik eder, bir yerde bir küstahlık yapar, maneviyat olarak kapıları kapanır. Çok tövbe edecek o kimse. Çok sikredecek, oruç tutacak, tasadduk edecek. Allah'a çok yalvaracak, yeniden açılması için. Bunun üzerine Ömer, sesin heybetinden sıçrayıp kalkarak, bu hizmet için belini bağladı. Koltuğu altında para kesesi olduğu halde, koşarak, çalgıcıyı arayıp taramak için, mezarlığa yüz tuttu. Mezarlığın etrafını bir hayli döndü, dolaştı. Orada o ihtiyardan başka kimseyi göremedi.
Cenab-ı Hakk'ın öyle makbul kulları vardır, siz onu böyle bir şeye benzetemezsiniz. Bir şeye benzemez. Herkes bir de hani bir şeyhi öyle tasavvur eder ki, eder ya, hani o kimse böyle kelleli, kulaklı, sarıklı, cübbeli, etrafında bir sürü korumalar, çakarlı arabalar, bilmem neler, öyle tanınır ya insanlar, öyledir. Ha işte ya, bu şeyh dersin ya. Böyle kulaklıklar filan, hayırdır dedim, bu ne? Bir denk geldim öyle, ben de İstanbul'a sohbete gidiyorum, ben de arabalı vapurdayım. Ulan kulaklıklı, mulaklıklı, böyle siyah elbiseli, aa, zatı tanıyorum televizyonlardan, oradan buradan, bir şeyh, hani şeyhlik yapıyor. tencere tava da satıyor ama şeyhlik yapıyor.
Dedim o kulaklık birisine, hayırdır dedim, hani bu kadar şey, dedi bizim üstad, Mossad her an için vurabilir dedi. Kaldım. Mossad'ın işi gücü yok, bu adamı vuracak. Öyle ya. he dedim tamam, Mossad onu vurabilirmiş. Şimdi toplum, bu tip insanlara böyle, revaçta, onlara prim verdiğinden, hani işte, Yahudiler de geldiler, baktılar böyle, en kılık kıyafet üzgün, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, onlar dediler ki, buranın emiri bu herhalde.
Gittiler dediler ki ona, buranın emiri sen misin, buranın emiri kim? O da dedi ki, aha dedi şu, ümmete hizmet eder. Kim? Hazreti Resulullah, kılığı kıyafeti, Hazreti Ebu Bekir'den daha aşağı. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in, kılığı kıyafeti daha düzgün. Yani böyle cübbesi, sarığı, takkesi, böyle afilli cübbesi var. Onda İngiliz düğmesi yoktur ama, afilli yani, cübbe filan. Ama böyle düzgün giyinmiş. Dediler bu Mecnun, hani bir şeyden haberi yok herhalde. Gittiler gerçekten, su dağıtan birisi var, ona gittiler. O herkes gibi giyinmiş o da. Dedi ki, sordular ona, buranın emiri kim? Ümmetine hizmet eden dedi.
Dediler ki, bu da Mecnun. Oysa frekansa bak, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz onu gösteriyor, ümmetine hizmet eden diyor. O da aynı sözü söylüyor. Kalp karşı değil, birbirinin içinde. Bizim dilimize böyle demişler. Kalp kalbe karşı, kalp kalbe karşı değil. İki kalp birleşmiş, bir kalp olmuş. Vuslat olmuş. Fena olmuş. Peygamber de fena olmuş. Sallallahu aleyhi ve sellem'de. Peygamber de o faniliği kabul etmiş. O onu sevmiş, o da onu sevmiş. Onun söylediği sözü söylüyor. İşte Hazreti Ömer Radiyallahu anh Hazretleri de böyle birisini bekliyor.
Hani biraz böyle kılığı, kıyafeti düzgündür. Ama pejmurda yaşlı, çalgıcı, ihtiyar birisi. Hatta bunu ben böyle kendi kendime tefekkür ederken bir iki tane dişi dökülmüş. Böyle ne bileyim işte yüzü kararmış, kara sarılmış. Yaşlılık çökmüş. Böyle üzerinde düzgün kıyafeti de yok. Elinde kırık bir saz. Dolaşıyor öyle işte. Ne yapsın? E tabi o Hazreti Ömer Devlet Başkanı, Emre-i Müminin. O böyle umulmadık bir kılıkta bir kimse beklemiyor o da. Bakıyor orada bir ihtiyar birisi var. Bu değildir herhalde diyor. Dönüyor. Hazreti Ömer muhteşem bir ders veriyor bize. Dönüyor. Ve insanları kıyafetlerine göre yargılamanın insanı yanıltacağını gösteriyor bize.
Hazreti Ömer. O yüzden böyle bir o zata direkt yönelmiyor. O zata yönelmediği için bir tur daha atacak. Bu para ibrişin parası dendiğinde yani aslında ve bu para da ibrişin parası. Basit bir para. Aslında gerçek değeri değil o zatın. Bunu gösteriyor Hazreti Pir bize. Yani o zatın önüne beytül mal hazinesi konsa azdır ona. O zat-ı kerim öyle bir zat-ı kerim. Onun normalde dünyalık parayla ölçülmesi mümkün değil. Ve enteresan bir şey o kimse mezarlıkta. Ve mezarlık insanın dünya heva ve hevesinin bittiği kapı.
İnsanın nefsiyle mücadelesinin bittiği kapı. Ve insanın dünyalık olarak elini eteni çektiğinin kapısı. Burada mezarlık bize farklı bir rumuz gösteriyor. Ya da ben öyle anlıyorum. çünkü bir kimseyi mezara koydun öldü. Ama hadis-i şerifte de Allah Resulü bize buyuruyor ki ölmeden önce ölünüz. O zaman ölmeden önce ölünce e sen yaşayan bir ölü gibi oldun. Hatta Allah'ın velileri Allah'ın dostları yaşayan ölüler gibidir. O yüzden yaşayan ölüler bakın. Yaşayan ölülerin peşinden gidin. onlar çünkü dünya heva ve hevesinden şataatından şatafatından kurtulmuş dünya sevgisinden kendilerini azat etmişlerdir.
O yüzden onlar takva kapısında dururlar. Onlar aşk kapısında dururlar. Onlar muhabbet kapısında dururlar. Onlar ahiret kapısında dururlar. Böyle olunca onların dünyayla fazla işleri iştigalleri yoktur. Sadece varmış gibi görünürler. Dünyayı terk etmemiş gibi görünürler. Ama gerçek manada onların dünyayla işleri bitmiştir. Eğer onların hala da mal edinme sevdaları var ise hala da onlarda mülk edinme sevdaları var ise o zaman onlar dünyayla bağlarını koparmamışlardır. Onlar dünya sevgisinden kurtulamamışlardır. Hatta hadis-i şerifte insan yaşlandıkça heva hevesine uyduysa onda mal sevgisi fazlalaşır. Mal sevgisi ihtiyarladığında dahi fazlalaştıysa o evliyadan değildir.
O velilerden değildir. O kimse velilerden ise yaşlandıkça dünyayla bağını kesmesi gerekir. Bu dünyayla bağını kesmesi dünyayı sevmemesiyle alakalıdır. Dünyaya aşık değildir. O aman şurada benim villam olsun. Yok beykoz sırtlarında iyi bir villa almam lazım diye düşünmez. Yok işte deniz kenarında benim de hakkım değil mi bir yazlığım olsun benim de diye düşünmez. Ve böyle düşünüyorsa böyle yaşıyorsa o zaman dikkat etmek lazım. Bunlar Hz. Muhammed Mustafa'nın ölçüsününün dışında olan şeylerdir. Bir başkası Müslüman kimse bir villa sahibi olabilir. Biz kimseyi kerih görmüyoruz. Yazlık da alabilir. Kerih görmüyoruz. Ama bir kimse mürşidi kamil ise onun villada yatacak zamanı yoktur.
Onun deniz kenarında tatil yapacak zamanı yoktur. Her şeyden önce dervişlerinden utanır. Der ki benim derviş kardeşlerim bunu yiyor mu? Benim derviş kardeşlerim bunu giyiyor mu? Benim derviş kardeşlerimin deniz kenarında villası mı var? Benim derviş kardeşlerim fukaray sabirin hangi yüzle gittin tatil yaptın? Hangi yüzle gittin normalde Beytullah'a hac yapacağım deyip de bilmem hangi boynuzlu otelin bilmem hangi terasından namaza durdun? Bir mürşidi kamil ise bir kimse bunları düşünür. dervişler nerede? Aşağıda üstad nerede? Yukarıda nerede? İşte bilmem hangi otelin terasından namaza durmuş. Aşağıdan da dervişler üstada bakacağız diye uğraşıyor. Kim var orada dedim ben? Yıl 92 Haç'tayım. Kim var orada dedim? Nereye bakıyorsunuz? Üstadımız orada dediler.
Oradası çıkın yanına dedim. Benim yüzüme baktılar. Ya beni sevmedikleri kadar var insanlar. Böyle baktılar. Beni deli görüyor. Beni ne deli görüyorsunuz dedim. Asıl delisinizsiniz. Dedim üstad orada siz burada buradan aşağıdan bakacağız diye uğraşıyorsunuz dedim. Gidin dedim onunla beraber namaz kılın ömrünüzde kaç sefer dedim. Şeyhinizle beraber hacca geleceksiniz. Gidin dedim orada siz de orada namaza durun. Gözümle şahit olduğum şeyi söylüyorum. Bir veli bir mürşidi kamil dervişler için canını verir. Öyle bir şey yok. Sen onun dervişine dokun yüz bin ah işit. Sen o velinin o mürşidi kamilin dervişine bir zarar ver.
Dağda taş olamazsın. Dağ seni kabul etmez. Dağ taş olacaksın. Taşın bir özelliği olması lazım. Allah muhafaza eylesin. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri ümmetinden ayrı yiyip içmedi. hani sahabenin biri geldi hendekte kulağına fısıldadı. Dedi ki sütten kesilmiş bir keçin vardı. Onu kestim dedi ya Resulallah dedi akşam yemeğine bize buyur gel. Allah Resul dedi ki ey ashabım filanca kardeşiniz dedi keçi kesmiş. Bir koyun kesmiş. Bu akşam ona davetliyiz dedi. Herkes aç çünkü. sahabe diyor ki benim içim gitti.
Onca insanı nasıl doyuracağım diye. Resulullah geldi diyor sallallahu ve sellem okudu diyor yiyeceğin üzerine. Biz tevhid çekiyoruz ya her şey. o tevhid onu nurlandırır. Onu bereketlendirir. Ondan herkes doyar. Telaş etme. Evet. Bunu böyle söyleyince benim şeyh efendi ve dervişlere ilk yemeğim verdiğim yemek aklıma geliyor. Ben bayındırdıyım o zaman fukarayı sabiriniz böyle hiçbir şeyimiz yok. Şeyh efendi böyle yalvar yakar dedim efendim böyle beş on kişi gelseniz bayındırdı dedim bir yemek yiysek orada bir ders olsa gelerek Mustafa Efendi Allah'ım dünyalar benim oldu. Anneme dedim ki şeyh efendi birkaç kişi daha gelecek aha dedim bu kuru fasulye bu da pirinç bize bir kuru fasulye bir pirinç yap dedim.
Ne dedi adamlar mı gelecek dedi evet ben dul kadınım dedi bir sürü adam ne işim var benim burada dedi aldı kız kardeşim gitti pirinç de fasulye elimde kaldı koşa koşa gittim bizim Halil var Bayındır'daki efelerden Halil'in teyzesinin kocası o da ara sıra derslere geliyor ona gittim dedim bundan kuru fasulye yap bundan da bize pilav yap tencereye on kişi gelecekler ya bu kadar az bir şey bizim Nuri kulakları çınlasın o böyle baklava getirdi biz dağar diyoruz böyle iki üç kilo yoğurt alıyor bir de yoğurt getirdi iyi
biz bekliyoruz şimdi şeyh efendi gelecek ondan sonra yemek yenecek ben bir odada kalıyorum o zaman önce şeyh efendi geldi ardından bir minibüs geldi dolu ardından bir üç yüz iki geldi oktay var Nuri var yanımda ikisine dedim telaş etmeyin herkese edecek bir iki aç tane sohra bezi var bizde bir iki sohra bezi kaşık çatal yaydık ekmek filan öyle yani devasa on tane filan ekmek yok üç dört tane ekmek var para da yok ha bir tevhid okuduk biz arkada sofraları kurduk şeyh efendi bir zikrullah başlattı bildiğiniz tevhid okutuyor
la ilahe illallah yıkılıyor ortalık tabba indirdan beş on arkadaş da geldi bizim biz zaten bir zikrullah yapıyoruz daha o zikrullaha ulaşamadım ben duvarlar ağlıyor o taş duvarlar çatlıyor biz zikrullah yaptığımızda şimdi bizim arkadaşlar şöyle yapıyor ben Allah ismasını veriyorum Allah böyle Allah beni duymuyor zannediyor her derste kendimi bastırıyorum Mustafa Özbağ zikrullahla gelmeleri dahi bir lütuftur yapma yoksa tutacağım kulağından atacağım bizde öyle bir şey yok bayındır daha bizde öyle zikrullah
yapıyoruz mezarlıkta zikrullah yaparken millet orada gaza basıp gidiyormuş ölüler kalktı buradan diye ilk kahveye gidiyorlarmış duydunuz mu ne oldu mezarlıktan ölüler kalkmış Allah'ı zikrediyorlar biziz halbuki musallada biz böyle yapamıyoruz orada burada ders basılıyor basılıyor nereye gidelim bir gece bizim güllük mezarlığı var orada kapıcalara giden kış günü kimse gidip gelmez diye oraya gittik musallayı da taşıdık etrafına döndük verdik zikrullah bir ara esmayı kestim ben ne kadar börtü böcek köpek kurt tilki çakal varsa
hepsi de uluyorlar bizimkiler böyle duydular bir böyle karanlık ya hissettim herkes birbirine baktı esmayı kesmiyorum Allah'ı esmasın da bir başladım bitirdim zikrullahı hadi dedik şurada hemen yol ağzında ilerimizde bizim tarış var tarışın orada biraz çay içelim dedik orada kahve var içeri girdik kahveci dedi nereden geliyorsunuz dedi yoldan geliyoruz duydunuz mu ölüler ayağa kalkmış dedi diyeceğim biziz o adam kütte kalacak orada öyle biziz ayağa kalktık şimdi yemekte bisikrullah yaptırdı şeyh efendi biz dolduruyoruz
içeriden boyuna yiyen kalkıyor gidiyor yiyen gidiyor yiyen gidiyor oktay abi ne oluyor dedi oktay sus dedi sakın konuşma yiyen gitti hep bunu böyle anlatıyorum hakkınızı helal edin en son insanın hiç sevmediği burnunda bitermiş Ayşe'nin bizim nişanlısı geldi Enes burada mı onun babası geldi ben evlenmelerini istemiyorum o zaman Allah'ım dedim adam geldi şimdi şeyh efendi de biliyor onun Tire'de de gördü onu Mustafa efendi oğlum damadı da sofra kururum kurduk ona da sofra şey değil böyle tarikat böyle bir şey manivet böyle bir şey
sen sen sevme sofrayı kurduk biz şimdi o da böyle enteresan bir kişilik şimdi en son tatlı da veriyoruz herkese ha baklava da bitmiyor yoğurt da bitmiyor şimdi o baklava da koydum o şimdi çatalı batırıyor biz bir şeyhe yapamayız da böyle bir şey şeyh efendinin ağzına şimdi baklavayı koyuyor şeyh efendinin yemeyeceğim diyor olur mu mübarek yiyor şimdi Allah'ım boğacağım adamı biz çatlayacağız o da şeyh efendide çatalı alıyor onun ağzına veriyor pat gömüyor zaten bir daha batırıyor çatalı bir daha şeyh efendiye veriyor
Allah'ım kaş göz ediyoruz anlamıyor yok diyorum içimden diyorum ki Mustafa bu senin imtihanın diyorum ben yoksa tutacağım atacağım dışarı ben onu içimdekini saklamıyorum oldu da burada Allah rahmet eylesin şimdi Allah'ım o da yedi Mustafa efendi sofrayı kurun oğlum bakayım bir de siz yiyin dedi biz sofrayı kurduk biz birbirimize bakmaktan bu keravetten biz kendimiz alamıyoruz biz de yedik şeyhe efendinin son sözü kapak Mustafa efendi buyurun efendim kalanları da dedi anana ver dedi anan yesin dedi bunları da anana
ver oğlum dedi anan yesin dedi emredersiniz efendim ben sonra da söyledim bunları da şeyhe efendisi size bıraktı üstüne bir şey yok dedim sana verdiğim kadar laf içti e dedi mahalleliler söyledi kaç otobos gelmiş e geldi dedim ben hepsi onu mu yedi hepsi onu yedi dedim ben inanmıyor kadın haklı şimdi o yüzden veliler velilerin kerameti onu bakarsın şeyhe efendiyi de bak bir şeye benzeteme benim ilk yanılgım ben onu rüyamda gördüm ama gerçekte gördüm böyle baktım kendimce öyle dedim aa benden boyu kısaymış dedim hani
rüyada öyle görünmüyor ya içimden öyle dedim benden boyu kısaymış dedim böyle herkes de sarmaşa sarmaşa geldi tam benim önüme geldi böyle baktı bana ondan sonra bayındırlı hoş geldin dedi güm güm aa ciğerlerim dökülüyor zannettim böyle aa dedi Mustafa Özbağ sen ne yapman kalbini dedim düzgün tutmadın içimden oturduk ilk karşılaşmadım bizim zahiri oturduk neyse o da gitti böyle halaka halinde o da karşıya oturdu Allah rahmet eylesin ilk dervişler bilir Ali İhsan'ı tanır Ali İhsan'ı tanıyanlar elini kaldırır evet güzel bir adamı tanıdınız
Allah rahmet eylesin Ali İhsan o zaman Ali İhsan tabi tanışınca artık şey yaptık öyle dervişlik öyle şey değil atışıyorlar iki tane hal dervişi birisi diyor ki öbürküne şahidim buna ne o diyor yeni damatlar gibi diyor seten yorganların altında rahat batıyor herhalde rahat diyor batmıyor mu sana diyor gece diyor öyle kaldın diyor onu dinleyen öbürkü de diyor ne yapalım bizim çiçekli pijama Mujokya diyor ne çiçeği lan dedim çiçekli pijaması var arkadaşın dedi bizim tabi o bölgede o zaman daha böyle çiçekli böcekli pijamalar yok
hala daha yoktur zannetmiyorum benim de hiç olmadı çiçekli böcekli bir pijamam benim daha doğrusu pijamam da olmadı Allah bizi affetsin o kültür yok bizde ondan sonra neyse böyle hal dervişleri onlar o zaman için neyse Aleyhissan'ın evindeydik zaten biz tanıştığımızda şeyh efendi oturdu böyle bir baktı Mustafa Efendi sen buraya geldin ismim ne önce bayındırlı sonra Mustafa Efendi ben şevikim atletikim gencim duvar tırmanıyorum ben hala da öleyim de öyle değil miyim İsmail Mustafa Efendi sen buraya gel dedi yanında
zakir var genelde en kıdemli şeyhin sağına durur adab odur onun yanında da çorumlacı Mustafa Efendi'den kalmaz zakir var ona biraz böyle işaret etti sen kay diye beni yanına çağırdı ben kalkamadım yerimden söz şu Mustafa Efendi'ye yardım edin kaldırın dedi getirin buraya ben patates çuvalı gibi zayıf patates çuvalı mı benim ayaklarım kalkmadı iki kişi benim böyle kollarımdan tuttu hiç unutmuyorum utanıyorum nasıl utanıyorum ulan yürü diyorum ulan sen nasıl bir adamsın hani keramet bunlar gittim yanına oturdum Cenab-ı Hak
hamdolsun ölünce kadar yanından Cenab-ı Hak ayırmadı bizi hala da ayırılmadık hamdolsun öyle ölüm ayırmaz insanı işte öyle zahiren bir şeye benzetemediğiniz kimseler Allah dostudur bilemeyiz o yüzden insanları kıyafetlerine göre yargılamayın Cenab-ı Hakk'ın nice veli kulları vardır onlar böyle senin benim gibi görünür ama Allah dostudur Rabbim muhafaza eylesin bu olması gerek deyip bir kere bu olmasa gerek deyip bir daha koştu nihayet yoruldu fakat yine o ihtiyardan başkasını göremedi kendi kendisine hak bana dedi ki
bizim saf makbul ve mübarek kulumuz var ihtiyar bir çalgıcı nasıl olur da Allah hastanından olur ey gizli sır ne hoşsun ne hoş ve garip dedi ya normalde bir çalgıcıdan Allah dostu beklemiyor çünkü ama Cenab-ı Hak ona vermiş Cenab-ı Hak istediğini aziz eder istediğini de zelil eder aziz ettiğini kimse zelil edemez zelil ettiğini de kimse aziz edemez kulların bunda dahli varmış gibi görünür kulların dahli yoktur hani yine Hz. Abdullah'a diyor ya ey oğul sana bir şey söyleyeceğim iyi belle buyur ya Resulallah sana bir şey
belli edeceğim bir şey söyleyeceğim iyi belle buyur ya Resulallah bak sana bir şey söyleyeceğim üçüncüsünde söylüyor iyi belle buyur ya Resulallah bütün insanlar sana yardım etmeye çalışacak olsa Allah müsaade etmedikçe hiç kimse sana yardım edemez bütün insanlar toplansa sana kötülük yapmak isteseler Allah müsaade etmedikçe sana kötülük yapamazlar Allah'ın aziz ettiğini insanlar zelil edemez Allah'ın zelil ettiğini de insanlar aziz edemez hatta sen Allah'ın aziz ettiğini bilemezsin onu zelil etmek için uğraşırsan
sen zelil olursun sen perişan olursun Allah muhafaza eylesin o yüzden Allah dostları el ile herkesin beklediği kılık ve kıyafette değildir yere ve zamana göre millet ne bekler işte kocaman bir kavuğu olsun kocaman bir sarığı olsun kocaman bir cübbesi olsun yürürken etrafında avanesi olsun korumalar olsun araba son model olsun arabanın yanında lopur lopur koşanlar olsun ha işte o büyük mürşe veya görüşemezsin birisi şeyh efendi öyle demişti efendim siz herkesle görüşüyorsunuz dedi sizin kıymetinizi bilmiyorlar ben de
o meclisteyim böyle ben bir afalladım bu adam ne diyor aklını mı yitirdi diye dedi ki siz geldiğiniz zaman sizi dedi arkadaşların önüne çıkartmasak böyle dedi rahat görüşemeseler sizinle dedi o zaman dedi hani size hasret olurlar daha fazla böyle yansınlar yıkılsınlar kıymet bilinsin gibisin şeyh efendinin hareketi kafasını salladı böyle hayırlısı dedi ona hiçbir şey demedi o yanımızdan ayrıldı Mustafa efendi ne diyorsun dedi estağfurullah efendim yok yok söyle dedi efendim bu sünnete aykırı dedi ha aferin bunun sünnetten
de haberi yok dedi aklı sıra dedi bizi dedi dervişlerden saklayacak gizleyecek kimseyi görüştürmeyecek kendisi şeyhlik yapacak dedi şimdi dervişi dervişin önünde zakir nakip nükabba çavuş her neyse önünde duruyorsa görüştürmüyorsa o şeyhlik yapıyor veya kimi zakirleri duyduk önce beni seveceksiniz bende fani olacaksınız önce benden geçeceksiniz sonra şeyhe ulaşacaksınız bunlar kendilerinin sonu olur Allah muhafaza eylesin tirmizi de hadis şerif nice saçı başı dağınık kapılardan kovulan kimseler vardır ki Allah adına
yemin etseler Allah onların yeminini boşa çıkarmaz tirmizi ibni mace ve hakimde geçiyor demek ki nice saçı başı dağınık nice böyle kapılardan kovulan insanların yüzlermediği herkesin sevmediği kimseler vardır ki o Allah dostudur o Allah'ın velisidir o yüzden insanlar genel olarak senin dışını görür Allah ise senin içine bakar ehli maneviyat senin içine bakar veliler senin dışına bakmaz mürşidi kamiller senin dışına bakmaz sen makam sahibimişsin mevki sahibimişsin sen zenginmişsin sen iyi giyiniyormuşsun sen böyle son model
giyiniyormuşsun araban son modelmiş işte katın yattın katın villan varmış bir mürşidi kamilin bunlarla işi yoktur o mürşidi kamil senin içinle ilgilenir senin için onun yanında mı değil mi senin için onun canında mı değil mi Hz. Pir der ki hani niceleri bizim yanımızda görünür ama gönül olarak yemendedir niceleri yemendedir fiziki olarak ama canları canımızdadır der o mürşidi kamil senin kılına kıyafetine bakmaz senin dışına bakmaz senin parana puluna makamına bakmaz o senin içine bakar senin için ne alemde buna bakar
o yüzden insanlar bu manada kendilerince hep dışa odaklıdır maneviyat ise içe odaklıdır o kalp alemini için kalp alemiyle ilgilenir o mana ile ilgilenir bu dışı terk etmek değildir Hz. Muhammed Mustafa dışı terk etmemiştir ama asıl olan içtir o iç alemle ilgilenir bu dışı hiç başıboş bırakmak değildir yanlış anlaşılmasın o yüzden burada o kimse o Allah'a dost olmuş kimse çalgıcı gibi görünse de o Allah'a yakın o Allah'a dost o yüzden nice böyle mecnunvari nice böyle divanevari zatlar vardır Allah dostudur bilemezsin
onu o yüzden dışına bakaraktan bir kimseye hükmetme dışına bakaraktan bir kimseyi reddetme dışına bakaraktan o kimseye hüküm verme sen onun iç alemini izle Allah bizi onlardan eylesin o yüzden Allah dostları veliler bir taraftan da imtihan hane gibidirler onlar kimseye imtihan etmez ama velilerin üzerinden insanlar imtihan olur velilerin üzerinden müritler imtihan olur velilerin üzerinden mürid olmasa da dışarıda kınlar imtihan olur Rabbim bizleri muhafaza eylesin bir kısa kısa yine şeyh efendiler Allah rahmet eylesin
bizim bir derviş kardeşimiz oldu cidde'de uçak mühendisi kulakları çınlasın Hz. Ebu Bekir efendimizin torunu eski arkadaşlar biriler geldiler bende misafir oldular filan böyle eşiyle filan çok muhterem birisi böyle işte uçak cidde'den kalkacak böyle şeyh efendiye yalvardı yakardı hani biraz erken gelseniz sizi misafir etsem birkaç arkadaşla tanışırsak şeyh efendi bana döndü olur efendim dedim biz erken gittik arkadaşlardan önce gittik cidde'ye bizi karşıladı Allah razı olsun işte evine götürdü filan böyle işte bir tatlı
ikram ettiler orası ayrı bir kıssa sonra dedi ki efendim dedi burada seyitlerden bir zat var ben o zaman çatbat anlıyorum böyle Arapça şeyh efendi bana soruyor çünkü ne dedi diyor yani Arapça birisi konuşuyor bana ne dedi diyor ben tercümanlık yapıyorum nereden yaptığımı da bilmiyorum zaten anladığımı anlatıyorum tamam diyor o da tamam o dedi ki efendim bir şeyh varmış seyitmiş onu ziyaret edelim diyor gidelim Mustafa efendim biz gittik bir apartman dairesi böyle karşılıklı yani gerçekten dışarıdan bakınca bir şey
benzetemezsin bizim Kappaşi hazretlerinin böyle üzerinde böyle bir hani Kappaşi'de böyle bir şey yok bundan kıyafet yok onlar açık gömdek giyiyorlar ya bir de onun üzerinde böyle yine beyaz bir şal gibi bir şeysi yok aynı Kappaşi hazretleri gibi hani Kappaşi'ye de baksan dışarıdan bir şeye benzetemezsin zaten ama Sudan'ın yarısı geliyor Sudan'ın bütün şeyhleri elini öpmeye geliyor Sudan'da yani tanımayan yok Erdoğan şahit o çevirmelerden nasıl bağırarak geçiyor çevirme oluyor böyle biraz birkaç böyle birkaç hani on saniye
yirmi saniye fazla olunca arkadan kafasını uzatıyor bir Arapça bir konuşuyor askerlere askerler hemen bırakıyor bizi öyle bir de sert suyu öyle şey yok bize yumuşak ama böyle sert olması gerektiği yerde sert aynı zamanda aşırı derecede kıskanç bizi hiçbir yere bırakmıyor ben diyor karar vereceğim ben de alışkın değilim ya neyse bunun gibi bir zat girdik içeri böyle askı şerbet askısı gibi askı da bize kendisi şerbet getirdi böyle bütün herkese hizmet ediyor orada seyyit kendisi ve şeyh dervişleri hizmet ediyor gelene gidene
hizmet ediyor böyle karşı daire var kadınlar da o tarafa geliyor onlara da şerbet götürüyor hiç durmuyor durduğu yerde yani gelen gidiyor gelen oluyor hemen onlara ikram getiriyor şeyh efendi bana soracak nasıl diye biliyorum ya başıma gelecek olana ben boyuna rabıta üstüne rabıta yapıyorum bir de şimdi müritlik böyle bir şey şeyhinle kıyaslıyorsun ben şimdi böyle rabıta ediyorum şey yapıyorum işte gördüğüme soruyorum nasıl bir zat hani cevap vereceğim biliyor musun başıma gelecek olanı neyse böyle hasta geliyor ona bir şey okuyor
bir sırtına vuruyor bir öksürüyor tinsiriyor orada saatlerce dakyalılarca adamın salya burnundan ağzından bir şeyler akıyor böyle bir tuhaf bir durum tabii ben şeyh efendinin yanında edepte duruyorum ben hep rabıta ağacı gibi rabıtadayım döndü şeyh efendiye haçta buradasınız inşallah Arapça böyle baktım haçta buradasınız diyor böyle bir neğitimiz yok dedi hayırlısı kalktık daha arabaya giderken Mustafa efendi ne diyorsun dedi bana efendim sizin seviyenizde değil ne yaptı bir şeye
benzetemedin ama önce dedi evet efendim dedi şimdi bu tip şeyhe hayır demek onun analizine öyle değildi demek benim kitabımda yok çünkü doğru efendim dedim gerçekten de benzetmedim ilk etapta gördüm şeyh efendinin o sene hacca geldi gitti yani hollanda'dan dervişler demişler ki biz senin buradan vizyon alırız efendim sizi hacca götürelim olur mu olmaz mı olur hollanda'da beni aradı selamun aleyküm aleyküm selam o şeyhin dedi kerameti tecelli ediyor dedi direkt hacca mı gidiyorsunuz efendim evet dedi buradan dedi hollandalılar
dediler ki biz senin vizyonu buradan alırız hep beraber hacca gidelim dediler buradan hacca gidiyoruz dedi Allah mübarek etsin dedim gidince şeyh efendi onu tekrar ziyaret etmiş sonra bir daha gittiğimizde vefat etmiş artık birkaç zaman sonra gittiğimizde vefat ettiğini dedik Allah rahmet eylesin şimdi bazıları alışılagelmiş kıyafetlerin dışında olabilir kıyafetleri pejmürde olabilir yalnız bir de şey olmasın böyle her pejmürde kıyafetli olan dilenmeye kalkarsa ulan bu da şeyh midir deyim de bir şey demeyin veliler
Allah'tan isterler veliler Allah'a dayanırlar veliler kullardan dilencilik yapmazlar onlar Allah'tan dilenirler ihtiyaçlarını Allah'a arz ederler onlar ihtiyaçlarını insanlara arz etmezler bir çıt üstü bak bir çıt üstü onlar ihtiyaçlarını dillendirmezler Allah'a da bir çıt üstü onlar bir şeyi ihtiyaç görmezler o yüzden kalplerinden de dillerinden de kendi adlarına bir şey istemezler onlar yaşayan
ölü gibidir bir şey geldiğinde reddetmezler geleni haktan görürler gideni de haktan görürler gelir hak gönderdi gider hak aldı hak gönderdi ne gelene sevinirler ne de gidene üzülürler bu da en üstü çünkü gelen de haktır giden de haktır neymiş gelen de hakmış giden de hakmış bu ne olursa olsun ama bu ne olursa olsun dünya aleminde zahir aleminde
veya batın aleminde ne olursa olsun gelen de haktır giden de haktır bu hale eriştiysen ne mutlu sana bu hale erişmediysen gayret et koştur mücadele yol herkese açık el fatihama selavat amin

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi