mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2140. Beyitten) 22.02.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 23 Şubat 2025 · 55:11

Euzû billâhimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Efdâli zikr fâlemennavhû. Allah gecenizi hayırlı eylesin, yüzünüzü hayırlı eylesin, gününüzü, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batılı bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip hakça yaşayan, hakkı haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak bunları yapanlardan Müslümanların intikamını alsın. Filistin'e bu tip zulmün altında inim inim inleten, 150 yıldan beri orada Müslümanları şehit eden bu Siyonist İsrail ve destekçisi batıyı dağıtsın. Doğu Türkistan'a ve tüm İslam alemine özgürlük nasip eylesin. 2140. Beyt'ten devam ediyoruz. Geçen hafta, ey körler güruhu, ne iştesiniz, ne yapıyorsunuz?
Aranıza bir gören kişi alın. Burayı okumuştuk inşallah. Buradan devam ediyoruz. Sen de sana sopa verenin eteğini tut. Bak bir kere Adem Peygamber istilal ve isyan yüzünden neler çekti. Sen de sana sopa verenin eteğinden tut. Yani bir manevi olarak körsün, amasın. Senin yürümen için gören birisi senin eline bir sopa vermiş. Sen o zaman o sopayı verenin eteğini tut. Sen sopaya güvenme. Sopayı verene bak. Şimdi Adem'e hemen buradan geçiyor. O zaman normalde şimdi bir ama sopasını sımsıkı tutar. Öyle değil mi?
Çünkü sopa ona yön verecek. Ona yol gösterecek. Ve o sopayı da imal eden bir gören var. Bir asa düşünün. Asayı yapan, gören bir kimse lazım. Bir asa ustası lazım. O asa ustası ne yapacak? Asayı yapacak. Asayı da ona göre ağacını belirleyecek. Düzgün bir ağaçtan yapacak. Düzgün bir ağaçtan yapınca da o asayı gören bir kimse yapacak. Ve gören bir insana muhtaç. O zaman bu işin zahirden maneviyata döndüğümüzde, o zaman insan gönül gözü açılmadıysa, o kimse kör. O zaman ona bir asa lazım. O zaman asa ne? Burada gören kimse, üstadı ve sen o zaman Hazreti Pir bir çift ileri daha gidiyor. Diyor ki o sopa verenin eteğini tut.
Yani o sopa değil, sopayı da veren var. Sen sopaya verene bak diyor. Seni daha ileriye götürüyor. Yani burada aslında bir nemze sopayı, sebebi de ortadan kaldırıyor. Ve sopa, evet sana lazım. Sen ne zamana kadar? Görünceye kadar sen sopayla yol yürüyeceksin. Ama görmeye başladığında sopaya ihtiyacın kalmayacak senin. Burada hani bazen derslerde zaman zaman bahsederim. Şeyhperest olmak. Bir kimse görme duyusunu geliştirmiyor. Bir gören var deyip tembelleştiriyor. Oysa sen de gör. O gören gibi ol sen de. Sufilik yolu herkesin görmesini sağlamaktır.
Mürşid orada usta, bilen, hikmet ehlidir. Oradaki insanların insanları görme yolunu öğretir. Yok o kimse görmeye ihtiyacı duymuyor kendince tembelliğinden. O normalde çalışmıyor. Oysa onun da görmesi lazım. Tabi burada Hazreti Pir Adem Aleyhisselam'a atıfta bulunuyor. Adem Aleyhisselam, Adem'in kıssasına. Ne yaptı Adem? Aslında şeytanın aklına uydu. Henüz daha peygamber değildi. Cennette bunlar nimetlerinin içerisinde garp olmuş vaziyetteydi. Ne yaptı? Şeytan bunlara vesvese verdi. Ve normalde Allah'a teslim olması gerekirken, cennet nimetlerinin içerisinde Allah'ın emrini yerine getirmesi gerekirken, ne yaptı?
Şeytan Havva'nın üzerinden ona vesvese verdi. Taha ayet 120. Şeytan Adem'e vesvese vererek, Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir mülkü göstereyim mi? dedi. Oysa şeytan Adem'i kıskanıyordu. Çünkü kendisine o kendisinden daha faziletli, daha kıymetli, daha ehven olduğunun bilincindeydi. Çünkü yaratılışta Cenab-ı Hak Adem'e bütün sıfatlarının tecelliyatını öğretti, isimleri öğretti. Şeytan buna malik değildi. Ve bütün varlığa dedi ki, Adem'e ne soracaksanız sorun. Bu sefer şeytan çok hasislendi. Onu kıskandı. Ve dedi ki, onu saptıracağım ben. Onu yoldan çıkaracağım dedi. O zaman sapanlar, şu anda saptırılanlar şeytanın vesvesesine kananlar.
Seni Kur'an ve sünneti seniyenin dışında her ne yaptıysan şeytanın vesvesesiyle yaptın. Çünkü zikrullah sen, zikrullahı bırakınca şeytan kalbine oturdu, sana vesveseyi verdi. Ve bu sefer ne yaptı? Adem ve Havva, o işte yasak meyvedir, ağaçtır, buğdaydır, neyse, üzerinde müteşabih çünkü, neyse, o ağaca yaklaştı. O ağaca yaklaşınca Cenab-ı Hakk'ın emrine yerine getirmedi.
Gaflete düştü, unuttu. Şeytan ona vesvese vererekten onu gaflet çukuruna attı. Gaflet çukuruna atınca onlar o yaklaşılmaması gereken ağaca yaklaştılar, ağaca yaklaştılar. Bazı rivayetlerinde meyve yedi diyorlar. Bunlar müteşabih olduğundan onlara girmiyorum hiç. Ama Cenab-ı Hakk'ın burada emrini çiğnediler. Yaklaşmayın denilen yere yaklaştılar. Bu sefer üzerlerindeki manevi koruma, manevi libas onların üzerinden sıyrılıp alındı. Ve onlar o güne kadar edep yerlerini görmemişlerdi. Bu sefer edep yerlerini gördüler. Çünkü gözlerinden perde kalktı. Gözlerinde perde vardı, birbirlerinin edep yerlerini görmüyorlardı. Ama Allah'ın emrini çiğneyince onların gözlerinden perde kalktı.
Onlar birbirlerinin edep yerlerini gördüler. Birbirlerinin edep yerlerini görünce birden utanma hissi geldi. Birden utanma hissi gelince onları cennetin herhangi bir ağaç yaprağıyla örtmeye çalıştılar ki, örtmedi cennetin yaprakları onları. Ve bu hadiseden sonra Hazreti Allah onun peygamberliğini ona tebliğ etti. Yeryüzüne gönderilirken peygamber olarak gönderildi. Bu hadise bazen böyle değişik televizyonlarda orada burada dinliyorum. Hani işte peygamberken bu hadise oldu diye anlatıyorlar. Değil. Peygamberken olmadı bu. Henüz daha peygamberlik ona tebliğ edilmemişken bu hatayı yaptı. Biz hemen buradan hareket ederekten peygamberler de günah işledi, Adem de günah işledi. Bu martavalı bize anlatıyorlar.
Orada normalde baksalar halbuki ayet-i kerimeleri biraz daha ince inceleseler, onun bu hadise peygamberliğinden önce idi. Henüz daha ona peygamberlik tebliğ edilmemişti. Bu hadiseden sonra ona peygamberlik tebliğ edildi. Ve o yeryüzüne havvayla beraber gönderilirken, Adem aleyhisselam peygamber olarak gönderildi. Onun yaratılış formülü üstün insandı.
Üstün insan. Her şeyle kemale ermiş. Biz onu ahsen-i takvim üzerine yarattık diyor. Yaratılışı o. Ama bu hatası, bir hata bu. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın emrine muhalefet ediyor. Bir peygamberin Allah'ın emrine muhalefet etmesi düşünülemez. Hata yapabilirler, geçmiş peygamberler. Ama Allah'ın emrine muhalefet söz konusu olmaz. Hiçbir peygamber Allah'ın emrine muhalefet etmemiştir. Ama bizi illa ki şimdi bizi oraya doğru götürüyorlar ya, peygamberler de insandı, onlar da günah işledi. İmam hatiplerde, ilahiyatlarda söylenen söz bu.
O yüzden buraya ayrıyetten bir not düşmek istiyorum. Hiçbir peygamber, peygamberlik ona tebliğ edildikten sonra Allah'a muhalefet edemezler. Allah'ın emrini çiğneyemezler. Bu peygamberlere yapılmış en büyük iftiradın ne yazık ki İslam dünyasında bunu küçük küçük küçük işlediler. Şimdi imam hatiplerde ilahiyatlardaki öğreti şu.
Hatta Hazreti Peygamber de günah işledi. Bu küstahlığı yapıyorlar. Hatta Hazreti Peygamber de günah işledi, tövbe etti. Allah onun tövbesini kabul etti, affetti. Bu düpedüz iftira. Hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iftira, hem peygamberlik müessesesine iftira, hem de Adem'den itibaren bütün peygamberlere yapılmış en büyük iftiralardan birisi. Bir kimse bir peygambere iftira atarsa o küfür ehlidir. Tekrar altını çizerek söylüyorum. Bir kimse eğer bir peygambere iftira atar ise o küfür ehlidir. Allah muhafaza eylesin. İşte normalde hani o gün için Adem cennette vahye tabi olmadı. Akla tabi oldu.
Akla tabi olunca vesvese bu hatayı yaptı. Hazreti Pir de diyor ki beytinde bir kere Adem peygamber istidlal ve isyan yüzünden neler çekti? Bir hata işledi. Bu hatasından dolayı cennetten kovuldu. Cennetten kovulmakla kalmadı. Havva'sından ayrı düştü. Havva Hindistan'da, Adem aleyhisselam Arafat'ta. Ve kırk yıl tövbe etti Adem aleyhisselam günahına. Kırk yıl. Bu hatasından tövbe etti. Yani bu küçücük hatadan kırk yıl tövbe etti. Hazreti Muhammed Mustafa bizim önümüze Cenab-ı Hak Muhammed ümmetine öyle bir lütuf, öyle bir ikram koydu. Cenab-ı Hak dedi ki kim tövbe ederse Allah onun tövbesini kabul eder. Kırk yıl demedi.
Hazreti Muhammed Mustafa dedi ki kim? Yüz sefer subhanallahi ve bihamdihi subhanallahi lazim ve bihamdihi estağfurullah lazim der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder dedi. Lütfa bak. Kim cemaatle zikrullaha oturursa oradan günahları hayra çevrilmiş olarak kalksın buyurdu. Lütfa bak. Muhammed ümmetinin lütfu. Az önce üç tehvit okuduk. Cemaatle zikrullah yaptık. Evet. Buradan geçmiş günahlarımız affolmuş olarak affolmadı. Yani sadece affla kalmadı. Hayra çevrilmiş olarak kalkınız diyor. Hadis-i şerif bu. O zaman o günahlar hayra çevrilmiş olarak kalkacağız buradan. Cenab-ı Hak cümlemizi temizlesin inşallah.
O yüzden Hazreti Pir burada Adem Aleyhisselam'ın çektiklerini önüne koyuyor. O zaman insan nefsine şeytan vesvese verir mi? Evet. Ve şeytan normalde o vesveseyle bizim aklımıza uydurur mu? Evet. Hep derim ya derslerde. Akıl araçtır. Amaç değildir. Akılı amaç haline getirirseniz aklınızı ilah edinmiş olursunuz. İslam dini akıl üstü bir dindir. Akıl üstü. İslam dini akıl dini değildir. Akıl üstü bir dindir. Akıl dini dediğimizde oturur bir beş on kişi aklına göre bir şey yapar. Hani şimdi şimdi bizim içimize onu da sokuyorlar ya. Hani bu akla muhalif bu ayeti kerime.
Senin aklına muhalif. Neden? Sen küçücük beyninle düşünüyorsun çünkü. Küçücük bir şey o. Sende kalbi akıl çalışmadı çünkü. Kalbi akıl çalışmış olsaydı öyle düşünmeyecektin. O yüzden akıl normalde insanı normalde hakikate doğruya götürünceye kadar lazımdır. Normalde insanı hakikat deryasında yüzdüren Allah'a teslimiyettir. Allah'a karşı samimi olmaktır. Seni hakikat deryasında kulaç attıracak olan, seni hakikat deryasında yürütecek olan Allah'a teslimiyetin ve samimiyetindir. Aklın değildir. Sen aklına güvenirsen tahtadan bacakla yürüyorsun. Sağlam değilsin.
Sen kalbi olarak din yolunda yürüyeceksin. Din yolu kalbi bir yoldur. Halbuki koca İmam-ı Azam koymuş iman nedir dediklerinde, dil ile ikrar, kalp ile tasdik demiş. Kalp ile tasdik. Dil ikrar eder. Ben Müslümanım der. Ama senin kalbin Allah'a ait. Senin kalbinde ne gelip ne geçtiğini Allah hükmetecek ona. Bizim dışarıdan hükmetme hakkımız da yok. Ben Müslümanım dedi bir kimseye biz onu Müslüman olarak kabul ettik. Sen değilsin deme hakkına sahip değiliz. Bir kimse ben Müslümanım dedi. Bitti mesela. Bizim için Müslümandır o. Namaz kıldı, kılmadı, oruç tuttu, tutmadı, dinin gereklerini yerine getirdi, getirmedi.
Bizim işimiz değil. Biz onun beyanını doğru kabul ederiz. Müslümanım dedi. Bitti mesela. Kalbi, o Allah'a ait. Münafık mıdır? Mürted midir? Kafir midir? İman ettim dediği şey dilinde midir? Aklında mıdır? Kalbinde midir? O bize ait değil. Hani daldan dala geçiyormuş gibi oluyor ya. Tam bir kimse, sahabeden bir kimse müşrim birisini öldürüyor ya böyle. O diyor ki iman ettim. O da korkudan iman etti diye öldürüyor onu. Allah Resulü çok üzülüyor. Biraz da sinirleniyor. Kalbini mi yardım baktın? diyor. Ölçü bu. Bir kimse ben müslümanım diyorsa ona sizin, onun namusu, şerefi, haysiyeti, her şey kutsaldır.
Müslümanım dedi. Sen ona elinle, dilinle zarar veremezsin. O müslümanım dedi çünkü. Mesele bitmişti. Kalbi Allah'a ait. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insan bu zamanın için, demek ki geçmiş dönemlerde de böyle olmuş. Ama bu zamanda insan kendi aklını ilahlaştırmayacak. Aklını ilahlaştırıp da yolda yürümeyecek. Çünkü İslam akıl üstü. Dikkat edin. Akıl üstü bir din. Rabbim bize teslim olmayı nasip eylesin. Musa ve Muhammed'in mucizelerine dikkat et. Sopa nasıl yılan şekline girdi? Direkt nasıl irfan sahibi oldu? Sopa yılan şekline girdi, direkten de inilti duyuldu. Bu mucizeleri dini ishar için günde beş kere ilan ederler.
E sopa nasıl yılan şekline geldi? Musa aleyhisselamla alak. Yani Musa aleyhisselam ne dedi Firavun'a? Dedi ki, ey Firavun, ben alemlerin Rabbi olan Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Bana Allah'a dair ancak gerçeği söylemem yaraşır. Rabbinizden size apaçık bir delil getirdim. Artık İsrail oğullarını benimle beraber salıverdi. Çünkü Firavun'un sisteminde İsrail oğulları köle hükmündeydi. Dedi ki, İsrail oğullarını bana ver.
Onları kölelikten azat et. Firavun kıpti çünkü. O günkü dille. Ama tabii Firavun da dedi ki, şahit bir delil getirdiysen ve doğru söyleyenlerden isen onu ortaya koy dedi. Tabii Firavun'un yanında kendi kıpti din adamları da var. Her Firavun'un etrafında kendi Firavun'unu tasdikleyen din uleması da var.
Hiçbir sistem dinsiz ayakta durmaz. Ama doğru ama yanlış. Ve zalim sistemler dini istismar ederler. Ve din istismarcılarının yanlarına toplarlar destekçi olarak. Bakın bütün peygamberlere karşı çıkanlar günün din istismarcılarıdır. Dini otoritelerdir. O günün dini otoriteleri. Firavun'un yanında da vardı. Nemrut'un yanında da vardı. Ebu Cehil'in yanında da vardı. Yezid'in yanında da vardı. Emevilerin yanında da vardı. Abbasilerin yanında da vardı. Hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit edenlerinin içinde de vardı. Dini otoriter.
Fetva verdiler onun öldürülmesine. Bütün sistemlerin payandasıdır din. O yüzden Cenab-ı Hak der ki, din Allah'ın oluncaya kadar savaşın. Bu ayet-i kerimeyi size söylemezler. Din Allah'ın oluncaya kadar. Yani o zaman yeryüzündeki yaşanan dinler, yaşanan dinler, yaşatılan dinler Allah'ın değildir. Allah'ın olmadığı için peygamberler gönderir Cenab-ı Hak.
Ve o peygamberler gönderildiklerinde oradaki dini nizam ilk savaşı onlara açar. Dini nizam vardır orada. Bir sistem vardır. O dini nizam, o dini sistem peygambere savaş açar. Ve peygamber der ki, bu yaşadığınız din Allah'ın dini değil. Ben Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Gelin buna iman edin der. Gelin buna iman edin deyince, mevcut nizamın elemanları ilk önce onlar karşı çıkar. İsa Aleyhisselam'ı dar ağacına götüren Musevilerdir. Din adamlarıdır. Musa Aleyhisselam'ın peygamberliğine karşı çıkan Firavun'un yanındaki din adamlarıdır. Büyücülerdir.
Ne yapar Firavun? Hemen o büyücüleri toplar. Kırk tane büyücü toplar. O zaman kırk tane de mürşidi kamil vardır. Kırk tane de büyük şeytana tapan büyücü vardır yeryüzünde. Onlar da şeytanın velileridir. Onlar da eksik değildir. Ne zamana kadar? Ta kıyamete kadar. Kırk tane mürşidi kamilin karşısında kırk tane de büyük büyücü vardır. Şeytanın elemanıdır onlar. Onların da başındaki kimse şeytanla ahitleşir. Şeytanla ahitleştikten sonra direkt şeytanın kutbudur o. Hatta onlar normal Müslümanmış gibi, zamanın kutbuymuş gibi görünebilirler, gösterirler size. Şeytanın da velileri vardır.
Sen onu Müslüman zannedersin. Neden? Gözün görmüyor. Gözün görmüyor çünkü. Sen şeytanın velisini normal İslam velisi gibi kabul edebilirsin. Şeytanın siyasetçisini İslam siyasetçisi olarak görürsün. Şeytanın devlet başkanını sen İslam devlet başkanı olarak da görürsün. Şeytanın bürokratını sen normal bürokrat olarak da görürsün. Bu bizden dersin. Onun masa açıktır oradan, boynu oraya iniyordur rüşvet. Sen dersin ki ya bu bizden. Senle beraber namaz kılar. Hadis-i şeriflerde öyle söylüyor. Mustafa Özbağ söylemiyor. Senin dilinden konuşur. Seninle beraber yer içer oturur. Bir de Kur'an-ı Kerim okur.
Tabii benim Kur'an okuyuşumu beğenmez zaten. Bunun peşinden mi gidiyorsunuz? Bir ev yüzüğü çekmesini bilmiyorlar. Doğru söylüyor. Onlar çünkü ama onların okudukları Kur'an. Hadis-i şerifte diyor ki, boğazlarından aşağı inmez. Sen her güzel Kur'an okuyana aldanma. Bak bakalım Kur'an-ı Kerim boğazından aşağı iniyor mu, inmiyor mu? Görüyor musun onu? Görmüyorsun. Aldanma. Sen her La ilahe illallah diyene aldanma. O tevhid dilden aşağı iniyor mu, inmiyor mu? Ona bak. Bakabiliyor musun ona? Bakamıyorsun. Temkinli ol. Aldanırsın. Aldanırsın. İşte Firavun da ne yaptı? Avvanesini topladı. Musa Aleyhisselam'ı da çağırdı. Musa Aleyhisselam'ı çağırınca bütün hepsi de büyülerini yaptı.
Hatta kıssa da öyle anlatılır. Musa dedi ki, önce siz ne yapacaksanız yapın dedi. Tabi Musa'nın avhanesi büyülerini gösterdi. Bakın, o gün için büyülerini gösterdi. Büyü. Bu ne demek? Gözün aldanması demek. Hakikati görmüyor çünkü göz. Hakikati görmeyince onu gerçek zannediyor. Hakikati görmeyen gözler, orta yerde gördüklerine, gördüklerini derinlemesine bilmediklerinden onu hakikat zannederler. Ona bir asaha lazım. Cenab-ı Hak Musa'ya ne dedi? İlham etti. Ya Musa, asanı, Allah'ın adını an ve at orta yer edilir. Musa Aleyhisselam, Bismillahirrahmanirrahim dedi.
Asayı attı. Asa kocaman bir yılan, ejderha oldu. Kırk tane büyücünün büyüsünü yutuverdi. Ve tekrar Musa'nın elinde asa oldu. Baş büyücü dedi ki, Asa'nın yaptığına Musa da şaştı dedi. Bu dedi Musa ile alakalı değil. Musa'nın Rabbine iman ettik dedi. Sonra ne yaptı? O firavun, onların sağlı sollu parmaklarını kestirmeye başladı. Sistemler böyledir. Firavun sistemleri. ona biat etmezsen, sağlı sollu parmağını kesmeye başlar senin. Ne yapar? Seni zorlamaya çalışır. Senin gözünü korkutur. Önce ne yaptı Firavun?
Onların sağ serçe parmaklarını kestirdi. Sol ayak serçe parmağını kestirdi. Çaprazlama. Sen zalim sistemlere biat etmezsen, senin de parmağını keser. Senin parmağın kesilmiyorsa, biat etmişsin demektir. Biat etmezsen, başlar teker teker senin parmağını kesmeye. biat ettirmek için onların kendilerine ait, her firavun sistemin kendine ait bir zulüm yolu vardır. Onu başlar senin üzerinde uygulamaya. İşte, Musa'ya da bunu uyguladılar. En sonunda Musa Cenab-ı Hakk'ın emriyle ne yaptı? Hicret etti o da. O da hicret etti.
Ve, Asa'nın yaptığına herkes şaştı orada. Bu mucizeydi. Cenab-ı Hakk'ın mucizeleri yaratan Allah'tır. Kerametleri yaratan Allah'tır. Ardından, Hazreti Pir ne diyor? Hurma kütüğünü söylüyor. Hurma kütüğü neydi? Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, onun, ona yaslanır, ona dayanır, hutbe irad ederdi. Yeni böyle bir yüksek, birkaç adımlık, hutbe okunması için, bir marangoz bunu inşa edince, o hurma kütüğü ağlayıp inlemeye başladı. Feryat etti. Ve bütün sahabe onun feryadını duydu. Hazreti Pir diyor ki, o hurma kütüğüne hikmet verilir. Bu da Cenab-ı Hakk'ın mucizelerindendir.
Ve Allah sünnetullahıdır. Allah'ın sünnetullahıdır. Bütün peygamberlerine mucize vermiştir. Allah'ın sünnetullahıdır. Bütün mürşidi kamillere, velilere, evliyalara keramet vermiştir. Bu Allah'ın adetullahıdır. Sünnetullahıdır. Çünkü peygamberlerle, velilerle, mürşidi kamillerle, evliyalarla Allah, dinini ayakta tutar. Onlarla ayakta tutar. Bakın, onlarla ayakta tutar. Bu Allah'ın sünnetullahıdır. Hiçbir peygamber yoktur ki, ona mucize verilmemiş olsun. Hiçbir peygamber. Bütün peygamberlerin birer mucizesi vardır. Ve hiçbir mürşidi kamil yoktur ki, ona keramet verilmemiş olsun.
Hiçbir veli yoktur ki, ona keramet verilmemiş olsun. Hiçbir evliya yoktur ki, ona keramet verilmemiş olsun. Daha ilerisini söyleyeyim. Bu bugün zamanı için. Hiçbir iyi derviş yoktur ki, ona keramet verilmesin. Bugünün sufileri için, iyi sufileri için söylüyorum. Sağlam sufiler için söylüyorum. Evet, bugünün iyi sufileri, sağlam sufileri, istikameti düzgün sufileri, evliyadandır. O yüzden onları da Cenab-ı Hak, kerametiyle süsler, destekler onları. Yoksa kardeşlerin gördükleri rüyalar, Allah'ın desteklemesidir. Birer keramettir onlar. Biz kerameti şöyle hissediyoruz.
Bu direği alacak, buraya getirecek. Değil kardeşim, bu zamanda salih rüya görmek dahi keramettir. Bugün müjdeci rüya görmek keramettir. Hangi dergahtan olursa olsun, hangi dergahtan olursa olsun, bir kimse müjdeci bir rüya görüyorsa, keramettir o bu zamanda. Bütün haramiyetin, şeytaniyetin, nefsaniyetin oluk oluk aktığı bir zamanda, sen bir zikrullah halakasına oturduysan, keramettir bu. Sen zikrullah yapıyorsan, dört elle sarıldıysan, yemin ediyorum keramettir o. Hele bu zamanın bir mürşidi kamiline bağlı olmak, en büyük kerametlerden birisidir. Sebep, nefis istemez, şeytan istemez, nefsaniyet istemez, deccaliyet istemez, sistem istemez. Evet, Türkiye'deki hangi partiye giderseniz gidin, ben bir yere derviş olacağım deyin, ne işiniz var orada der.
Hangi bürokrata giderseniz gidin, dervişliğinizden bahsedin, sizin işinizi yapmaz. Bu zamanda derviş olmak öyle kolay bir şey değildir. Gerçekten keramettir. Ciddi söylüyorum. O yüzden geçmiş peygamberlerin hepsine mucize verildi. Muhammed ümmetine de keramet verildi. Bunu inkar eder şimdi inkarcılar. Münafıklar inkar eder. Kafirler inkar eder. Kalbi bozuklar inkar eder. Sütü bozuklar inkar eder. Kanı bozuklar inkar eder. Evet, Muhammed ümmetine keramet verilmiştir. Gerçek bir Muhammedi, Sufi, keramet ehlidir. Onu bir kimse görmüyordur. Kendi körlüğünden görmüyor. Kör! Körlüğünden görmüyor.
Kalbi münafık çünkü. Kalbi çıfıt çarşısı. Kalbinde samimiyet yok. Kalbinde teslimiyet yok. Kalbinde istikamet yok. Kalbi bozuk. Kalbi bozuk olmamış olsa, Hz. Peygamber de günah işledi demez. Kalbi bozuk olmamış olsa, velilere taş atmaz. Mürcid-i kamillere taş atmaz. Onda münafıklık alameti olmamış olsa, dervişlere taş atmaz. Dervişleri kötüleyeceğim diye uğraşmaz. Hakkı konuşmak herkesin hakkıdır. Hakikati konuşmak herkesin hakkıdır. Sen ne yapma? Sufiliği kötüleyeceğim diye uğraşıyorsun. Kalbin münafık çünkü.
O yüzden. O yüzden bütün peygamberlere, Salih aleyhisselamdan, Lüt aleyhisselamdan, İbrahim aleyhisselama varıncaya kadar, İbrahim'e, Cenab-ı Hak mucize vermedi mi? Yıktı putları. Her putu yıkana, put yıkana. günün sistemi, ona ceza verir. Ne yaptı Nemrut? Dedi ki, bu putları kim yıktı? Ve her inanıyorum diyenle de, böyle bir bozukluk vardır, içlerinde münafıklık vardır. Satar birisini. İbrahim'i sattılar. Dediler ki, genç bir çocuk vardı, genç birisi vardı. Putlarımıza laf söylüyordu. Olsa olsa o yapmıştır dediler. ve İbrahim'i hapsettiler.
Bildiğiniz cezaevi gibi hapsettiler İbrahim'i. O hapishanede duruyor. Hapishanede dururken, o Nemrut'un yanındaki, tırnak içerisindeki, dini otoriteler, evet, bu, Cenab-ı Hak'ın, Müslümanlara biçmiş olduğu kaderdir. Hz. Hüseyin'i şehit edenler de Müslümandı. Hz. Hasan Efendimiz'i şehit edenler Müslümandı. Hz. Ali Efendimiz'i şehit edenler Müslümandı. Hz. Osman Efendimiz'in evini muasara eden, ve onu aç susuz bırakanlar Müslümandı. Hz. Ömer Efendimiz'i şehit edenler Müslümandı. Evet, İbrahim Aleyhisselam'ın da yakılmasını söyleyen, o günün dini otoriterisidir.
Nemrut'a dedi ki, öyle bir ateş hazırlayalım. Bütün ibret aleme ders olsun. Onu öyle cezalandıralım. Kim bizim putumuza dokunabilir? Puta dokunan ceza alır. Dokunmadıysan, imanını sorgula. Dokunmadıysan, imanını sorgula. Evet, İbrahim'e dediler ki, İbrahim için, o dini otorite dedi. Büyük bir ateş yakalım. Büyük bir çukur kazdılar. Çevrede ne kadar çalığı, çırpığı, odun, ne var ise yanıcı madde, hepsini topladılar. Devasa bir ateş yaktılar. Yine o dini otorite mancılığa koyalım dediler.
Dini otorite onu mancılığa koydu. Ve dediler ki, bu mancılığını kim kesecek? İbrahim'in devamlı sofrasında oturan komşusu dedi. Ben keseceğim dedi. Ben keseceğim. Komşusu, kapı dibi komşusu. Her gün sofrasında yemek yer. Dışarıdan arama hainliği. Yanı başında dolaşır. Mancılığı o kesti. Cebrail Aleyhisselam diyor ki, o kadar hızlı indim ki diyor, kendi makamından neresiyse. dedim ki diyor, ey İbrahim, ister. Ne büyük teslimiyet. Bakın teslimiyet. Teslimiyet, teslimiyet. Allah'a teslim olma.
Namaz teslimiyetinin göstergesi senin. Oruç teslimiyetinin göstergesi. Teslimiyet kalpte ama. Teslimiyet. Dedik, o beni görüyor mu? Evet. Biliyor mu? Evet. Duyuyor mu? Evet. Benim ondan başka bir şeye ihtiyacım yok. Cenab-ı Hak ateşe emretti. Ey ateş! Serin ol. Selamet ol. Ne yak, ne üşüt. İbrahim, ateşin içinde, cennet bahçesinde, gül bahçesinde, gül bahçesinde. Kim gördü onun gül bahçesinde olduğunu? Sare gördü. Henüz daha Sare ile evli değil. İbrahim ateşte.
Sare aşık İbrahim'e. Ey aşk! Tecelli et gönlümüze. Sarenin gönlüne tecelli ettin gibi tecelli et. Amin. Öyle tecelli et ki, biz de ateşin gerçek manada gül bahçesi olduğunu görelim. Amin. Sare gördü onu. Ben İbrahim'i seviyorum dedi. O İbrahim'in Rabbisini tanımıyordu. O İbrahim'in Allah'ını tanımıyordu. O İbrahim'in dinini bilmiyordu. O İbrahim'in peygamber olduğunu da bilmiyordu. İbrahim aşkıyla attı kendini ateşin içine. Attı ki, ateş ateş değilmiş.
Gül bahçesiymiş. Ve Sare içeriden seslendi annesine. Ey anneciğim! At dedi kendini. Ateşin içine at. Kurtuluşa er. Vallahi burası ateş değil. Herkes ateş görüyor. Ama burası ateş değil. Gül bahçesi dedi. Annesi atamadı kendini. ve Cenab-ı Hakk İbrahim'i Sare ile beraber kurtardı oradan. Bütün Nemrut ve Avhanesi İbrahim'i ateşin içinde görüyordu.
Ateşte görüyordu. İbrahim elini kolunu sallaya sallaya ateşten çıktı. Sare ile beraber yürüdü gitti Mısır'a doğru. Bakın İbrahim'in mucizesini Tevrat da yazar, İncil de yazar, Kur'an da yazar. İbrahim'in mucizesini Sümerliler'de de bulabilirsiniz. İbrahim'in mucizesini gidin Orta Asya'ya, Orta Asya'da Türklerin inancında da bulursunuz. İbrahim'in mucizesini bütün dünya halkları bilir. Mucizesini bilir. Allah İbrahim'in mucizesini bütün dünya insanına duyurur. Evet, akılperestler kabul etmez.
Aklını ilahlaştıranlar kabul etmez. Ve namaz, Hazreti Pirson demde onu söylemiş ya, beş vakit ilan ederler diye. Namaz müminin miracıdır, hadis-i şerif. Peki, müminin miracıdır namaz. Keramet, namaz kılan kimse gerçek manada namazı kılıyorsa keramet ehli.
Namazı miraç oldu. Gördüysen namazının gittiği yeri, gördüysen ve beş vakit bu keramet ihsar oluyor mu? Kimin kerameti, kimin üzerinden sahabeler rüyalarını gördü değil mi? Ezan, sahabenin rüyada görmesiyle tecelli etti. Birkaç tane sahabe rüyasında ezan-ı şerifi gördüler ve okudular onu. Söylediler. İlk okuyan Bilal-i Habeşi. Hazreti Ömer Efendimiz diyor ki, ben de rüyamda gördüm, utandım diyor, söyleyemedim, edeb ettim. Aynı, ezanı ben de gördüm diyor. İyi. Bize ne anlatıyorlar şimdi? İlahiyatçılar, diyanetçiler, imam hatipliler, koca koca profesörler, doçentler, din araştırmacısı, yazarlar ne diyorlar bize?
Bize ne söylüyorlar? Rüya ile amel olmaz. Aa, haydi. Ezanı okumayalım o zaman. Nasıl? Asbaya. Rüya ile Hazreti Peygamber amel etti. Rüya, müşrikler de gördü, Bedir'de. Müslümanlar da gördü. Müşrikler, Müslümanları çok az görüyordu. Müslümanlar da müşrikleri çok az görüyordu. Allah da dedi ki, sizi böyle imtihan ettim ben. E, rüyayla amel ettiler. İbrahim rüyayla amel etti. Aldı, İsmail'i kurbana götürdü İbrahim aleyhisselam. İsmail aleyhisselam. Rüyayla amel etti. Yusuf aleyhisselam rüyayla amel etti. Hem de kimin rüyasıyla? Devlet başkanının rüyasıyla.
Ne gördüydü devlet başkanı? Yedi tane inek. Değil mi? Öyle değil midi rüyası? Ney ordu? Yedi sene bolluk olacak, yedi senede kıtlık olacak dedi. Kimin rüyasıydı? Devlet başkanının rüyasıydı. Müslüman mıydı? Değildi. Kafir miydi? Evet. Yakub'a iman mı etmişti? Hayır. Ama Cenab-ı Hak ona mucize verdi. Bakın onun rüyasını tevil etti. Yusuf aleyhisselam. Yedi yıl bolluk olunca bütün yiyeceği, içeceği, buğdayı depoladı. Ondan sonra yedi yıl boyunca ne yaptı? Onları yedirdi.
Alın size mucize. Yakup aleyhisselam gözleri görmüyordu. Yusuf'a olan aşkından dolayı. Gözleri kör oldu ağlamaktan. Ama Yusuf'un kokusu geliyor diyordu. Kardeşleri diyordu ki bunadı bu. Yusuf öldü halbuki diyordu. Yusuf öldü derken Cenab-ı Hak onu mucizesiyle ayakta tutuyordu. Diyordu ki Yusuf'un kokusu geliyor bana. Ve peygamber mucizesi. Yusuf aleyhisselam gömleğini gönderdi ona. Dedi ki babanızın gözlerine bunu sürün. Yusuf'un gömleği geldi. Yakup onun gömleğini aldı, kokladı, yüzüne gözüne sürdü. Gözleri açıldı Yakup aleyhisselam. Biz peygamberlerin mucizesine iman ettik. Velilerin, mürşidi kamillerin kerametinin hak olduğuna iman ettik.
Biz evliyaların kerametinin hak olduğuna iman ettik. Bu kalbi teslimiyet lazım buna. İman ettik buna. Kerameti inkar eden küfre düşer. Mucizeyi inkar eden küfre düşer. İmam-ı Azam'a göre mucizeyi ve kerameti inkar eden küfre ehlidir. Şimdi size şunu söylüyorum. İlahiyatlarda mucizeleri ve kerametleri inkar ettiriyorlar. İlahiyatlardaki inkar eden profesörler, doçentler, oradaki alim hükmünde olan, öğretim üyesi olan kimseler, eğer ki mucizeleri inkar ettiriyorlarsa ve inkar ediyorlarsa, küfre ehli, neredeyse miracı da inkar edecekler ki inkar eden birisini dinledim. Profesör, evet.
Bu halde aklına uyanlar, dinin inceliklerini öğrenemezler. Bu din lezzeti eğer akla aykırı olmasaydı, bunca mucizeye hacet var mıydı? Akıl, akla uygun olan her şeyi, mucizesiz, keşmekeşsiz kabul eder. Eğer dinin getirmiş olduğu hakikatler, dinin getirmiş olduğu, iman edilmesi gereken o ayetler, bütün hepsi de, akla uygun olmuş olsaydı zaten, mucizelere gerek olmayacaktı.
Ama vahye dayalı olduğundan, Allah'a dayalı olduğundan, akıl üstü olduğundan, akılperest olanlar bunu inkar ettiler. ve akıl sadece, akılla, dini anlamak, dinin hakikatlerini kavramak mümkün olsaydı, o zaman kalbi, akla ihtiyaç kalmayacaktı.
Ama Cenab-ı Hak, birçok ayeti kerimede, gözleri vardır, görmezler, kulakları vardır, duymazlar, onların, hani, kalpleriyle alakalı, kalpleri de akletmez diyor. kalpleri. E demek ki akıl sadece, bu fakirin söylediği gibi, imanın kapısına kadar götürür bizi. Oraya kadar akıllar. Ondan sonrası, samimiyettir, teslimiyettir. İmanla o kimse yol yürür. Nisa ayet 69. Kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği, peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar. Allah bizi onlardan eylesin.
Amin. 2145'ten devam edeceğiz Allah'a izin verirse inşallah. Önümüzdeki cumartesi gün oruçluyuz değil mi? İnşallah. Burada yine, biz Allah'a izin verirse hem sohbet de edeceğiz, hem de teravi kılacağız. İnşallah bütün programlarımız devam edecek. Bu Ramazan boyunca da Perşembe günü söyledim ama, yine bir daha tekrar edeyim. Ramazan boyunca, bu önümüzdeki cumadan itibaren, burada teravihlere başlayacağız. Bayanlar yine üst katta aldığı kadar, ne kadar alırsa. 30 Ramazan boyunca inşallah burada teravih kılacağız. Ama böyle normal vakitte kılamayacağız. Yani akşam namazından sonra burada sema olacak.
Sema bittikten sonra teravih kılacağız. O yüzden illa mutat bir saatimiz yok herhalde. 9-9.5 filan bulur teravih kılmamız. O yüzden Ramazan boyunca burada teravih kılacağız inşallah. Cenab-ı Hak sağlık, afiyet verirse, inşallah Ramazan'ı burada öyle geçirmeye, kendimizce niyetlendik. İnşallah Cenab-ı Hak nasip etsin. Aklınızı helal edin. Allah razı olsun. El-Fatiha. Aman Selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi