mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2120. Beyitten) 01.02.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 3 Şubat 2025 · 1:09:06

Önzübillâhimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemenâhu, Lâh, İlâh, İlâh, İlâh. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, hakkı konuşan, hakkı tebliğ eden, hakkı haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı hem nefsimizde, hem içeride hem dışarıda cihad eden kullarından eylesin.
Nerede ümmet-i Muhammed'e zulmediliyorsa, hakkına, hukukuna, şerefine, haysiyetine, kanına, ırzına, toprağına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını alsın. Nerede Müslümanlara bir beraber olarak saldırıyorlarsa, saldıranların hepsini de kahve perişan eylesin. Ecmâh. İki bin yüz yirmi inci beytten devam ediyoruz inşallah.
En son peygamber kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için o ağacı yere gömdü. Malum bir hannane ağacı veya hannane çok ağlayan, feryat eden demek bir hurma kütüğü veya hurma ağacı vardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onun üzerine çıkıp hutbe okurdu insanlar sesimi duysun diye. Sonradan Ensar'dan bir kadın geldi, dedi benim iyi bir marangoz kölem var, cemaat çoğaldı. Arka tarafın seni görmesi, seni duyması zor. O yüzden dedi sana bir kürsü yapalım tabiri caizse. Böylece işte bazı rivayetlerde üç basamaklı yeni bir kürsü yapıldı. Onun üzerinden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sohbet ediyordu, vaazı nasihat ediyordu, hutbe okuyordu. Ardından işte bu sefer o hannane direği ağladı, sızladı, feryat etti.
Bu sefer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ister misin cennette sen yeniden dirilmek deyince o da onu kabul etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de onu gömdü. Gömdüğü yerle alakalı, hani benim evimle minberim arasında cennet bahçesidir dediği yere gömdü. Bir rivayet daha var, bunu da bir yerde okursanız sanki burayı es geçmişim gibi olur. Sonra mescid tekrar genişleme, tekrar tadilat edileceği zaman sahabeden bir kimse o kütük çürümemiş. O orada çıkınca onu alıyor götürüyor evine, o da ölünce kadar onu evinde saklıyor onu. Kütük çürümüyor. Toprağın altında. Evet. Kütük kadar değerimiz yok.
Toprağa girdik mi çürüyoruz çünkü. Kütük o Muhammed sevgisiyle çürümüyor. Allah bizi Muhammed sevgisini de daim eylesin. Amin. 2120. Bunu duy da bil ki Allah kimi kendisine davet ettiyse o kimse bütün dünya işlerinden vazgeçmiştir. Kim Allah'tan tevfika mazhar olursa o aleme yol bulmuş, dünya işinden çıkmıştır. Buradan hemen bir kestirmeden gireyim.
Bu dünya sevgisinden uzaklaşmaktır. Yoksa dünyayı terk etmek değildir. Bütün peygamberler kendi iyaşelerini kendileri sağlamışlardır. Kendi işlerini kendileri görmüşlerdir. Ve bütün peygamberler hiçbir zaman ümmetlerine şeyenlillah, hani bana Allah için bir şey verin dememişlerdir. Kur'an-ı Kerim'de değişik peygamberlerin ağzından ortak nokta şudur, bizim ücretimizi Allah verecektir.
Nuh Aleyhisselam'ın ağzından der ki Cenab-ı Hak, ben tebliğimden dolayı sizden bir ücret istemiyorum. Diğer peygamberlerin ağızlarından da bu tip sözler vardır. Hani tebliğden ücret alınmayacağına, tebliğden dolayı bunun bir ücretinin olmadığını ve bu tebliğ ile alakalı dünyevi bir ücretin veya uhrevi bir ücretin söz konusu olmadığına dair. Hatta hani bizim Anadolu'nun hemşehrisi sayılır ya, Antakyalı marangoz ne diye koşuyordu? Diyordu ki sizden hiç ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Yasin 21, onlar hidayete erenlerdir. Niçin söylüyordu bunu? O çünkü İsa Aleyhisselam'ın havarilerine eziyet edeceklerdi. Oysa o marangozun alaca hastalığı vardı, alaca hastalığını iyileştirdiler, bir ücret almadılar ondan.
Tırnak içerisinde din ve dinle alakalı bir tebliğden ücret alınmaz. Ölçü budur. Hanefilere göre, bir kimse namaz kıldırdığından dolayı da ücret alamaz. Hanefi'ye göre bir kimse namaz kıldırsa, ücret alsa bu caiz değildir. Çünkü bir kimse Kur'an-ı Kerim öğretse, Hanefi'ye göre, eski hukuka göre onun karşılığında ücret yoktur.
Sonradan fetva vermişler, bir emek sarf ediyor. Emek sarf ettiği için ücret alabilir diye. Ama genel olarak İslam'ın bu değişmez kaidesidir. Ücret istenmez. Değişmez kaidesidir. Camilerde para toplanmaz. Değişmez kaidedir. Hutbe makamından para dilenilmez. O makam Hz. Muhammed Mustafa'ya aittir. Hutbeye çıkan kimse, Hz. Muhammed Mustafa'yı temsilen hutbeye çıkan. Hutbe o kadar önemlidir. Hutbeden dünyalık hiçbir şey istenmez, dünyalık bir şey söylenmez. Siz diyaneti o yüzden hani dini bir kurum olarak görüyorsunuz, yanılıyorsunuz. Diyanet İşleri Başkanlığı dini bir kurum değildir.
Layık bir kurumdur. Meseleyi toparlayalım. Şimdi Hz. 1 diyor ki, bunu duy, bil ki Allah kimi kendisine davet ettiyse, o kimse bütün dünya işlerinden vazgeçmiştir. Yani o dünya sevgisiyle haşır neşir olmaz. O dünyanın peşinden koşmaz. Sen yönünü Allah'a çevirirsen, dünya senin peşinden koşar. Sen yönünü dünyaya çevirirsen, dünya senin önünden kaçar, sen dünyayı yakalamak için koşturursun. Bu şu demek değil. Bir dervişin işi olmayacak, bir sufinin işi olmayacak demek değil. Herkesin işi gücü olacak, herkes elinin emeğini yiyecek, herkes alın terinin karşılığını alacak. Ama dünyaya aşık olmayacak. Hz. Mevlana yine Mesnevi'de der ki, bize ölçüp biçmek, tartmak, ölçmek, biçmek, kumaş, ölçüp biçmek, onu alıp satmak bu yasaklanmadı.
Bize dünya sevgisi yasaklandı der. O yüzden bunu bilin, Allah çünkü insanları dünyaya çağırmaz. Yunus Suresi ayet 25, Allah kullarını emniyet ve huzur yurdu olan cennetine davet eder. Ve dilediğini doğru yola sevk eder. Sen normalde Cenab-ı Hakk'ın bu fermanına uy, sen kendini Allah'a yönlendir, sen Kur'an ve sünnete tabi ol. Ve Cenab-ı Hakk'ın senin çağırdığı yer, kendi cenneti, kendi cemalullahı. O zaman bir kimse Allah'a bir çağrıda bulunuyorsa, seni Allah'a davet edecek, kendisine değil. Seni Allah ve Resul'ünün yoluna davet edecek, kendi yoluna değil. Bir kimsenin kendi yolu var ise o Kur'an sünnet değildir zaten. Kur'an sünnetten başka yol yoktur çünkü ilahi manada.
Diğerleri hepsi de atıldır, batıldır, sapıktır. Bir yol dini olarak Kur'an ve sünnetin içindeyse doğrudur. Kur'an ve sünnetin içinde değilse doğru değildir. O yüzden bu davet, yani Allah'ın daveti, insanın manevi bir arayışa yönelmesi, nefsini arındırması, temizlemesi ve Allah'a yaklaşması, bunun içinde Allah'ı zikretmesi ve Allah'ı çok sevmesi anlamına gelir. Yani bu kimse nefsini arındıracak, Allah'a yaklaşmanın yolunu arayacak. Bunun yolu da ne? Allah'ı zikir. Bunun yolu ne? Farzları yerine getirip nafilelerle Allah'a yaklaşma. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın daveti bu. Allah başka bir yere davet etmez insanları. İnsanları doğruya davet eder, iyiliğe davet eder. Hak'tan yana olmayı davet eder.
Hakikate davet eder. Hatta der ki, siz hakikatin de hakikatini arayınız. Yine şuura ayet 20, kim ahiret menfaatini isterse, onun mükafatını arttırırız. Kim de dünya menfaatini isterse, ona dünyada istediğinin bir kısmını veririz. Ahirette ise hiçbir nasibi yoktur. O zaman kim ahireti istiyorsa, Cenab-ı Hakk onu arttırır. Başka bir ayet-i kerimede, kim Allah yolunda gitmek isterse, ona yollarımızı açarız. Kim mücahede ederse, ona yolunu açarız. Onun perdesini açarız. Onun kalbini açarız. Buradan bunu anla. Onun dilini açarız. Onu bilmediklerini öğretiriz. Kim bildikleriyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini öğretir. Kim Allah'ı zikrederse, Cenab-ı Hak onun kalbine doğruyu ilham eder.
Doğruyu ilham eder. Allah bu konuda aciz değil. O yüzden sen ahireti iste. Ahireti istemek ne demek? Allah'ın cemalini iste. Allah'ın yolunu iste. Onunla beraber olmayı iste. Ve dünya menfaatini iste. Dünya menfaatini değil, ahiret menfaatini iste. Ama o kimse de yönünü dünyaya çevirirse, doymak bilmez. Hani hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, insanoğlunun iki vadi dolusu altına olsa, üçüncüyü ister diyor.
Dünya doyumsuzdur. Dünyanın peşinde koşanlar da doyumsuzdur. Eğer dünyanın peşinde koşuyor, doyumsuz ya, eğer o yönünü ahirete çevirirse, ahirette de doyumsuz olur. Şimdi bir kimse, şöyle düşünün. Dünyaya doyumsuzsa, ahirete de doyumsuz olur. Dünyaya doygun ise, ama bu böyle tembellikten kaylangılana, ahirete de tembel olur. Dünyaya çalışkan olan, ahirete de çalışkan olur. Dünyalık cesaretle olan, ahirette de cesaretle, ahiretlikte de cesaretle olur. Yani korkak olan, dini meselelerde de korkak olur. Aman ben bunu söylemiyorum şimdi, başımı iş alırım. Aman ben bunu söylersem maaşım keserim. Aman ben bunu söylersem soruşturma yaşarım. Aman ben bunu söylersem ceza yöne girerim.
Aman ben bunu böyle söylersem millet beni sevmez. Onun korkuları farklı. O Allah'tan korkmuyor. O Allah'ı sevmiyor. O Allah'a feda etmiyor kendini. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden Allah'a yönelen kimse, bu dünyanın geçici zevk ve sefalarından arınır. Allah'a yönelen bir kimse, dünyanın süsüne kanmaz. Allah'a yönelen kimse, dünyanın arzusuna heva ve hevesine tabi olmaz. Allah'a yönelen kimse, bu dünyayı terk etmek manasına gelmez buradan. Sakın buradan da bunu anlamayın. Buna en çok karşı olanlardan birisi benim. Yani biz alnımızın terini yiyeceğiz. Elimizin emeğini yiyeceğiz. Önemli değil. Hamballık yapalım, hamballık yapalım. Biz kendi emeğimizi yiyelim. Hamballık yapalım. Ben bazen, hani çalışmayacak olsam ben çalışmayacağım.
Hayır. Ben 64 yaşındayım, ben çalışıyorum daha. Ben vergi mükellefiyim. Bağkur emeklisi olmama rağmen ben vergi mükellefiyim. Çalışmaya devam ediyorum. Hiç kimseye şeyhenillah dememek için çalışacaksın. İhtiyaçlarını kendin göreceksin. Dinin özü bu. Benim öğrendiğim din bu. Bir kendi işini de başkasına da yaptırmayacaksın. Birisi senin çantanı, birisi senin işte takkeni, kavuğunu taşımayacak. Birisi senin cübbeni taşımayacak. Bu gösterişe giriyor. Şimdi şeyhler toplantısında ben çok şey öğrendim. 28 Şubat'ta. Bir şeyh geliyor, bir şeyhefendi geliyor. Ondan sonra böyle onun başına taktığı takkeyi, kavuğu ne derseniz deyin. Birisi elinde böyle getiriyor.
Cübbesi dürülmüş vaziyette birisi elinde böyle getiriyor. Bir şeysinin arkasından birisi böyle getiriyor. Toplantı nerede? Burada olacak değil mi? İçeri girmeleri yasak. İyi. İyi ki yasak yani. Kapıya kadar getiriyorlar. Bir de bakıyorlar hani bunu kime vereceğiz biz? İçeride bir şeyhler var, bir de halifeler var. Kime vereceğiz? Ver şeyhin eline. Ama o şeyh onu eline alır mı? Dedim Allah Resulü hiç eşyasını taşıtmadı dedim sallallahu aleyhi ve sellem. Ben şeyhim, her yerde mozgurum ben. Böyle çomok sokacağım bir şeye. Dedim verin eline. Şeyh efendinin kafasında tak ya zaten. Onun şeyi yok.
Her şeyi onun sırtında. Haydaresi sırtında. Haydaresin üzerinde onun bir böyle paltom, paltoyla cübbe arası böyle bir kıyafeti var onun. Kendine münhasır. O sırtında tamam bitti. Kafasından bir sarık sarıyor oturuyor. Bu kadar. Onun özel bir şeysi gitmiyor o şeyhefendinin. Onun özel gidiyor. Yok. Senin yönün hakka yönelikse bunlara ihtiyacın yok senin. İnsanları etkileme derdin yok senin. Sen hakka yönel. Örnek ol. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti öyle davranmazdı. Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin hiç öyle davranmadılar. Sahabeler hiç öyle davranmadı. Özel bir davranışa tabi olmadılar. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden o dünyanın şatahatından, şatafatından, gösterişinden uzak durur Allah'a yönelen kimse. Etraf bana hürmet etsin, hizmet etsin, benim lafımı dinlesinler. Allah'a yönelen kimsenin böyle bir derdi yoktur. Yok terci dursun bana temanna etsin. Allah'a yönelen kimsenin böyle bir derdi yoktur. Hatta ona özel bir davranışta bulunsalar o utanır, üzülür, böyle bir şey istemez. Onun hesabı var der. Çünkü Müslüman'ın derdi Allah'a yönelmek, Allah'a yakın olmaktır. Allah'a yakın olacak olan bir kimsenin dünyevi zevkten, sefadan, arzudan, istekten, dünyevi gösterişten, şatahattan, şatafattan uzak durur. İçi istemez onun. Onun kalbinde böyle bir istek yoktur.
Gideyim şurada bir yemek yiyeyim, bir de selfie yapayım, herkese göstereyim. Filanca marka, kıyafet alayım, herkese göstereyim. Böyle bu deccalist, kapitalist sistemin oyununa düşmez. İsraftan uzak, şatahattan uzak, şatafattan uzak yaşa. O kendi kimlik ve kişiliğini geliştirir. Allah'a olan yakınlığını geliştirir. Kendisini sufilik noktasında derinleştirmeye çalışır. Zaten derinleştikçe bu gördüğü dünyanın bir necis olduğunu hisseder, görür. Ve Allah'a yaklaştıkça dünyanın gösterişinden, şatahatından, şatafatından uzaklaşır. O ona acı verir. Onu rahatsız eder.
Ve böylece Allah onu kendine seçer. O nefsini terbiye etmekle uğraşıyor. Allah'a yakın olmakla uğraşıyor. Allah onun kendine olan yolunu açar. Yolumuzda mücade edenlere yolumuzu açarız. Ayet-i kerime. Ona yolunu açar. Bu sana ne alakalı? O yüzden ve o kimsenin en önemli özelliği şudur. Allah'a yakın olan insanın en önemli özelliği etrafına faydalı olma yolunu seçer.
Bir sufi etrafına maddi manevi faydalıdır. Maddi manevi. Etrafına faydası yoksa bir kimsenin, çok özür dilerim, sufilikte gereksiz elemandır o. Çünkü sufi etrafına faydalı olayım derken etrafın eziyetlerine de katlanır. Bizim yolumuz etrafın eziyetlerine katlanmak, ona şikayet etmemek. Hatta o eziyete rağmen hala da faydalı olmanın yollarını aramaktır. Sen o eziyete katlanarak da nefsini tezkiye edersin. O eziyetleri öf demeden Allah'a yakın olmanın yolunu bulursun. Senin eşin, çoluğun, çocuğun, arkadaşın, etrafın, arkadaşların, derviş arkadaşların muhakkak sana bir eziyete dokunacak. Sen ona sabrederekten yürüyeceksin.
O yüzden o dünyayı terk etmek olarak algılanmasın. Bir kimse etrafına faydalı olacaksa mali yönü de iyi olacak, manevi yönü de iyi olacak. Mali yönü de iyi olacak, manevi yönü de iyi olacak. Mali yönün iyi olacak. Neden? Yardımcı olacaksın insanlara. Bir yoksulu doyuracaksın, bir çıplağı giydireceksin. Faydan olacak. Manevi yönün de kuvvetli olacak. Neden? Dua edeceksin, insanları zikre davet edeceksin, İslam'a davet edeceksin, güzel ahlaklı olacaksın. Örnek olacaksın insanlara. Önce eşine örnek olacaksın, önce çocuklarına örnek olacaksın. Önce yakın dairene örnek olacaksın, derviş kardeşlerine örnek olacaksın, herkes örnek olacaksın.
Örnek olacaksın. Bunun için normalde bir iş yapan bir kimseye yardımcı olacaksın, çevrene, topluma yardımcı olacaksın, onlara karşı duyarlı olacaksın, insanlara güzel sözle hitap edeceksin, küskünleri barıştıracaksın, ondan sonra iyiliği emredeceksin, kötülükten sakındıracaksın, nasihat edeceksin, hakkı hakikate anlatacaksın. Çünkü derdi olan birisini dinleyeceksin, sıkıntıda olan bir kimsenin normalde sıkıntısına merhem olmaya çalışacaksın. O dervişlik böyle kenara çekil, sadece Allah'ı zikret, ondan sonra ee? Etrafla hiç ilgine alakan yok, öyle dervişlik yok. İnsanların içerisinde yaşayacaksın, halkın içinde yaşayacaksın. Öyle çakarlı arabalar, etrafında korumalar, yok böyle bir şey.
Sen siyasetçi misin, derviş misin? Sen fabrikaları yöneten patron musun, derviş misin ya? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir müddet önünde kılıç ustalları olan Türkler önünde nöbet tutuyordu. Ta senin koruyucun biziz ayet-i kerimesi gelinceye kadar. O ayet-i kerime geldi, Allah Resulü çadırdan kafasını çıkardı, bundan sonra hiç kimse benim çadırımda beni korumak için durmasın dedi. Bitti. Ağacın dibinde yatıyordu, hurma ağacının dibinde. Hurma ağacının dibinde. Hatta geliyordu, yavudular, bakıyorlardı. Hani burada, buranın reisi kimdir, buranın imamı kimdir? Dediler ki, Hazreti Ebu Bekir'dir herhalde. Gittiler ona. Dediler ki, buranın reisi kim? Çünkü o daha elbisesi şey, öbür günlerden farklı, diğer sahabelerden.
Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'in hali vakti yerinde, Hazreti Ömer'in yerinde, Hazreti Osman onlardan daha fazla. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kıyafetine bakınca, diğerlerden kıyafeti daha aşağıda. Öyle diyelim. Hani öbür günler şimdi işte, Özgür burada olaydı, en yüksek markayı sorardık. Şimdi o da Vakko derdi bize. Nerede Özgür? Gelmedi mi daha? Mesela bitmedi mi? Gelmedi mi? En meşhur erkek Vakko'su ne? Ne şimdi erkek markası? Oğlum Özgür kandırmış sizi lan. Özgür hepinizden zapt etmişsiniz. Cebellez etmiş. Neyse Özgür şey anmayalım şimdi, Vakko diyelim. Hani birileri Vakko'dan giyinmiş, öbürki de benim gibi Altın Yıldız'dan giyinmiş.
Orta marka. Orta marka değil mi? Altın Yıldız ne oluyor? Söyle söyle. Öyle mi? Örnek. Yani şimdi, nereye gidiyor? Vakko'ya gidiyor. Onun gösterişi yerinde ya. Şimdi de kapitalist sistem böyle yapmıyor mu size? Evet. Öyle yapıyor. Hayali bir marka oluşturuyor. Aynı kumaş, hemen hemen, siz o hayali markaya alıyorsunuz. Hayali. Kapitalist sistem daha da hayalini koşturtuyor. Ne yapıyor deccal kapitalist sistem? Başında kim var? Amerika var. Ne yapıyor?
Örnekliyorum size şimdi. Instagram var. Öyle değil mi? Ne üretiyor? Hiçbir şey. Ama bütün üretenler malını oradan tezgahlıyor, pazarlıyor. Değil mi? Peki. Adamlar Amazon kurdular. Ne üretiyor Amazon? Hiçbir şey. Bakın hiçbir şey üretmiyor. Dünya insanlığı körelmiş. Bunu görmekten uzak. Trend yol. Ne üretiyor? Hiçbir şey. Yemek sepeti.
Otur. Yemek sepetinden yemek söyle. Ne üretiyor yemek sepeti? Yemek mi yapıyor? Hayır. Hayır. Ama o yemek yapan kendini mecbur hissediyor. Oraya gidiyor, üye oluyor. Oraya para yatırıyor. Doğru mu? Oradan üç kuruş para kazanmak için. Adam oturuyor bir yazılımla hallediyor onu. Ne yaptı? Çin firması. TikTok yaptı. Değil mi? Ne diyor şimdi? Kovboy. TikTok'u bize satacaksın diyor. Ne demek bu? Bütün dünya izliyor değil mi?
Vay lan. Öldün mü ya? Bak işte Trump ondan sonra TikTok'u bana satacaksın diyor. Arkasını görmüyor. Arkası ne? Zulüm. Arkası sömürü. Ama sen de hayal satıyorsun. O da bir hayal satıyor. O da TikTok hayalini kurmuş. Bir sistem kurmuş. Bakın o da bir şey üretmiyor. Ama dünya sistemini elinde tutan deccalist sistemin başındaki ağabey de diyor ki bunu bana satacaksın.
Yoksa diyor sana nefes aldırmam. Bunu görmüyor insanlar. Zalim bir sistem var ortalıkta. İşte normalde şimdi yani Sufi, Sufi etrafına faydalı olacak. O zaman çalışacak. O zaman gayret edecek. O zaman mücadele edecek. Etrafına faydalı olmak için. Ve insanlara sadece insanlara da değil. Hayvana, haşada, böceğe, yeşile, ota, çöpe ne görürse görsün.
Her şeye faydalı olacak. Bu faydalı olmakla dünyayı terk etmenin arasında bir fark var. Biz dünyayı terk etmeyiz. Biz dünyayı ahirete basamak yaparız. Ve sen Allah'a yakın olma yolunda gidiyorsan dünya senin için bir araçtır. Amaç değildir. O zaman dünyayı araç yapmakla amaç yapmanın arasında fark var. Biz dünyayı bu manada ne yaparız? Araç yaparız. Ve o kimse müminlikte kemale erdikçe artık dünya onun için ahiretin tarlası hükmünde olur. Dünya onun için ahiretin tarlasıdır. O yüzden özellikle söylüyorum. Dünyayı terk etmek yok. Dünyayı boşlamak yok.
İşiniz varsa işinizi çok sıkı takip edeceksiniz. Dükkanı olan çok sıkı bir şekilde dükkanını açacak, işine bakacak. Ne iş yapıyorsanız çok disiplinli, çok ölçülü bir şekilde işinizi yapacaksanız. İşinize taviz vermek yok. Okulsa okuluna dikkat et. Okul. Okuluna dikkat et. Düzgün çalış. İş yerin var. İş yerine dikkat et. Düzgün çalış. Bir mesleğin var. Mesleğine dikkatli bak. Dikkatli çalış. Mesleğinde zirve ol. Okulunda zirve ol. Evet. Ticaretinde zirve ol. Zirve ol. Desinler ki bu işi ancak bu güzel yapabilir. Bu muhteşem bir şey. Ama faydalı ol. Allah bizi onlardan eylesin. Bir kimsenin Allah sırlarında nasibi olmazsa cemaatın dinlemesini nasıl tasdik eder?
Yani bir kimse Allah sırlarından nasip değil olması lazım. Yani bu normal, o cemaat dediği kütük. O ağacın inlemesinden nasıl haber olacak? Maneviyatın olursa olacak. Maneviyatın olmazsa normalde ağacın inlemesini duyar mısın? Duymazsın. Maneviyatın olmazsa sordum sarı çiçeğe annem babam var mıdır? Çiçek dedi derviş baba, annem babam topraktır. İyi Yunus bunu söyledi. Sen sordun mu bir güle? Sen sordun mu hiçbir çiçeğe? Sen sordun mu hiçbir ağaca? Sen hiçbir böceğe sordun mu? Sen hiçbir kuşa sordun mu? Hiç bir yerle bir diyaloğun oldu mu? Olmadı. Olmadıysa o zaman sen daha derviş olmadın. Sen bir kabristana gittiğinde, Esselamu Aleyküm ya El-i Kubur dediğinde, O Aleyküm Selam dediyse sana, Sen de bunu duyduysan derviş diye adım attın.
Derviş diye adım attın. Daha adım attın. Yolun başındasın daha. Öyle uçma. Hemen ayaklarındaki ağırlıkları atma. Daha dur daha, yol var daha. Neden? Ondan sonra sen daha onu bir de göreceksin. Önce sesi duydun. Sonra göreceksin onu. Sonra konuşacaksın. Yolun başı o da. E var hadis-i şerif bunlardan, Söylemiyorlar. Anlatmıyorlar. Sebep? Kendileri bilmiyorlar çünkü böyle bir hali. Hazreti Peygamber gördü mü, konuştu mu? Evet. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz gördü mü, konuştu mu? Evet. Hazreti Ömer Efendimiz kabristandaki ölen gençle konuştu mu? Evet.
Bu yol açık. Herkes açık. E sen o sırra vakıf değilsin. O hale değilsin. Ve normalde kalbin o noktada zikrullahla haşır neşir olmamış, arınmamışsın. Arınmayınca sen maneviyatla bağın yok senin. Sen dervişliği kafandaki sikkeden, üstündeki cübbeden ibaret zannediyorsun. Olsaydı diyor alırdım 3'e 5'e Yunus. Dervişlik böyle takkeyle, sikkeyle, cübbeyle olsaydı diyor alırdım 3'e 5'e. Öyle değil ama. Şeyh Efendi Hazretleriyle bir kabristanın başına gitmeye herkesin ayakları titrerdi. Geri dururlardı şeyhin kabristanın başında. Sen ne yapma geri duruyorsun? Olur mu olur? Soru verir çünkü Şeyh Efendi. Hiç yavaşı yoktur. Kabristanın başına gittin.
Emir Sultan Hazretleri hemen 11 ihlas, bir fatiha. Makamlara bağışlanır. 3 tevhid okutur. Fâleminnehu la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. El fatiha der. Sen tabi şeyhin kabrin başında duruyor. Nereye ayrılacaksın? O böyle bulur. Anlat ne gördün der. Yandı keten elva. Direkt sorar. Hem de böyle dervişlik taslıyorsa bir kimse husus ona sorar. Bizim arkadaşların öyle bir hali yok da. Hani dervişlik taslama hali olurdu böyle. Kimisi böyle öne geçecek, önde oturacak. Salih gibi böyle önde oturmaz da halet-i ruhiyesi bozulur. Salih sana takılmayayım da kime takılayım da. Tabi normalde herkes aslında bilir ya Şeyh Efendi'nin o halini. Böyle kaçabilirse kaçacak, gömecek kendini toprağın içerisine.
Sorar ki, koca nakibini gabba da olsa sorar. Nakibini gabba'ya sordu. Ne gördün dedi. Efendim bir şey göremedim dedi. Yaptığı mesleği söyledi. Mesleğin ne? Örnekliyorum. İşte, Cevde şimdi beni yanlış anlamaz. İşte motor tamircisi değil mi? Motor da mı tamir etmedin de? Öyle kimse cartınmasın Şeyh Efendi'nin yanında. Direkt sorar. Sen gördün mü, görmedin mi diye sormaz. Eskiler bilir. Direkt ne gördün der. Görmedim efendim deyince. Nefsinize uyuyorsunuz. Allah'a zikrediyorsunuz. Dedikod ediyorsunuz. Ah, ah seher vakti uyumakla dervişlik mi olur derdi. Bitirir seni. Allah bizi affetsin. O yüzden bu manevi sırlar ancak o manevi oğlunluya yürüyen kimselerde olur.
Sen bu direğin ne dediğini o zaman duyarsın. O zaman evet duvara baktığında sülüetleri görürsün. Bakmasan. Salih de hemen bir bakışta ben oraya baktım diye o da bakıyor ne var. Yok orada bir şey. Bugün Salih'ten görüldük. Şimdi Allah'a yakın olursa o kimse, ihlasla Allah'a yönelirse o manevi körlükten kurtulur. Sufilik manevi körlükten kurtulma yoludur.
Manevi körlükten kurtulma. Bugünkü zaten İslam dünyasındaki ben tasavvuf ehliyim, ben sufiyim diyenlerin handikapı bu. Manevi körlükten kurtulamamaları. Nefisle mücadeleleri yok. Allah'ı çok zikretmiyorlar. Allah'ı bütün varlığın üzerinde bir sevgi ile sevmeleri lazım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini var olan insanların ve varlıktan daha fazla onu sevmeleri lazım. Bu şeyhimin nasihatıydı. Gördüğün insanlardan en fazla şeyhinizi seveceğiniz derdi. Gördüğün insanlardan en fazla şeyhinizi seveceğiniz derdi. Millet şimdi zakirini severdi. Yok nakibini severdi. Yok işte eşinin dediği noktada gider. Eşini severdi. Yok çocuğunu severdi. Yok işini severdi. Ha böyleydi.
Ben eskiden örnek vereyim şimdi. Yeniden örnek verip de insanları gömmeyeyim şimdi. Derdi ki şeyhefendi. Oğlum eşini sevdin. Eşini bari rüyanda gör. Öyle ya. Demek eşini sevmesi de doğru değil. Hani Hakikat noktasında eşini de sevmiyor. Çocuğunu da sevmiyor. Sevse rüyasında görecek. Neyi seviyorsan rüyanda onu göreceksin. Hiçbir şey görmüyorsun. Hiçbir şey sevmiyorsun o zaman. Allah bizi affetsin. O yüzden bu cansız varlıklar da biz cansız olarak görüyoruz ya. Kurumuş kütük. Hurma kütüğü. Direkt taş, masa, toprak, oh bu. Etrafımızda her ne var ise. Bunlar da Allah'ı zikrederler. Kur'an-ı Kerim'de İsra Suresi ayet 44 Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar onu tesbih eder.
Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihlerini anlayamazsınız, duyamazsınız. Neden? Bütün varlık tamamıyla Allah'ı zikreder. Allah'ı zikirden bir şey kesildiyse o yokluk alemine gönderilir. İnsanlar ve cinniler hariç. Bir de yokluk alemi vardır. Adı sanıyor. Bitti. Dıandı. Öbür türlü cansız gibi görünen bütün varlıklar Allah'a kuldur. Biz onu cansız olarak görürüz. Doğru. Bir ruh ona üflenmemiş. İnsanlara üflendiği gibi. Biz onu cansız görürüz. O canlıdır. O Allah'ı zikrediyor.
O tesbih ediyor. Kendi lisanıyla. Ve insan bu hakikati kavrayabilmesi için insanın o kimsenin Allah'a yakın olması lazım. Burada benim dönüp dolaştığım yıllardan beri söylediğim tek şey var. Allah'ı çokça zikredin. Dönüp dolaştığım söylediğim tek bir şey var. Hiç kimsenin kalbini kırma, incitme. İnsanlara bir zararın dokunmasın. Hele dervişlere hiç dokunmasın. İnsanlara zararın dokunmasın. Hele dervişlere hiç dokunmasın. Dilini dervişlerden uzak tut. Sonra yıllardır ben neden körüm? Benim neden açılmadı? O an adam daha dün geldi bak Peygamber Efendimiz'i gördüğünü söylüyor. Yok ya yalan söylüyor bu ya.
Ya görmemiştir de o gördüğünü zannediyordur. Yok ya hayali hakikat zannediyor o ya. Bu kim kovunun bunu görecek? Böyle diyenlerden olursun sonra. Yıllardır biz onları da dinliyoruz. Sen yakın olmanın yolunu ara. Cömert ol. Uykudan fedakarlık et. Rahat yaşamaktan fedakarlık et. Allah yoluna hizmet et. Senden para isteyen yok, kul isteyen yok, makam isteyen yok. Melk'i isteyen yok. Bir şeyin ucundan tut. Bir arkadaşına nasihat et. İyi insan ol. İyi insan. Bütün peygamberler iyi insan yetiştirmek için gönderildiler. Çünkü iyi insan Allah'ı tanır ve bilir. Ve Cenab-ı Hakk'ın sıfatları onda tecelli eder. İyi insanda. Kötü insanda tecelli etmez.
Senin dilin kötü olmasın, kulağın kötü olmasın, gözün kötü olmasın, elin, ayağın, uzuvların kötü olmasın, kalbin kötü olmasın. Olsun seni saf yerine koysunlar. Boş ver. Allah bizi muhafaza eylesin. Ve bütün varlıklar Allah'ı zikreder. Bunu bil. O yüzden taşa zulmetme, ota zulmetme, ağaca zulmetme. O yüzden herhangi bir eşyayı zulmetme. Arabayı itinalı kullan. Telefonunu itinalı kullan. Bilgisayarını itinalı kullan. Onlar da Allah'ı zikrediyor. Parasını ben verdim ya. Öyle deme. Allah'ın verdiği nimete nankörlük etme. Her şeyi yerli yerinde düzgün kullan. Yerli yerinde düzgün. Her şeyi.
Sen çok affedersin, merkebe atlık yükünü yükleme. Zulmedersin. Senin araban ne? Binek. Onunla inşaata beton taşıma. Arabaya zulmediyorsun. Evet. Bu ne bilgisayar? Yük taşımak için değil, birisinin kafasını vurmak için değil. Bilgisayarı bilgisayar gibi kullan. İtinalı kullan. O da Allah'ı zikrediyor. Sen zikretseydin, bilgisayarın da zikrettiğini duyardın. Sen zikretseydin, mouse'un da zikrettiğini duyardın. Masanın da zikrettiğini duyardın. Elbisenin de zikrettiğini duyardın. Senin giydin zikrettiğin için, giydiğin gömleğin de zikrettiğini görüldün, duyardın. Atamazdın o gömleği.
Atamazdın. Atamazdın o ceketi sen. O ayakkabıyı atamazdın. O eşyayı atamazdın sen. Onun zikrini duysaydın. O yemeğin zikrini duysaydın, atamazdın çöpe. O ekmeğin zikrini duysaydın, çöpe atamazdın. Çöpe atıyorsan, senin kalbin harekete geçmemiş. Senin kalbin harekete geçmemiş. Sen Allah'ın verdiği nimetlere nankörlük eden bir nankörsün. Sen nankörlerdensin. Açık, net. Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Zikredenlerin yolları açılır.
Hamd edenlerin nimeti artar. Mücadele edenlerin yolları açılır. İyi insanların yolları açılır. Cömert insanların yolları açılır. Faydalı insanların yolları açılır. Evet. Allah'ı seven insanların yolları açılır. Dilinde küfür, hakaret, yüzünden düşen mahkeme duvarı gibi sen iyilik bekle. Bekleme. Sen önce yüzünü tebessümle et. Sen bir önce bir asık surattan kurtul. Suratsız. Senin asık suratına Cemalullah tecelli eder mi? Etmez. Neden asık suratlısın? Kalbin çünkü mutlu değil. Mutsuzsun. Senin kalbin Allah tecelli eder mi?
Etmez. Etmez. Mutsuz kalp, nankör kalptir. Mutsuz kalp Allah'ın vermiş olduğu nimetlere hamd etmeyen nankörün kalbidir. O yüzden yüzü gülmez onun. Ona bütün dağı indirirsen önüne gene mutsuz o. Dağ önüne gelse, aha bunun bir tane ağacı eksik ya der. Ağacı koysan bakar bakar bir tane dalı eksik bunun ya der. Böyle olur mu ya der. Evet o bir şey bulur orada. Mutsuz çünkü. Yani elhamdülillah ya çayımız var ya. Öbürkü der ki ya üzerinden içilmiş bunun yarımı. Ya bu hamd et ya. Mutsuz. O yüzden bütün varlık Allah'ı zikreder. Sen o varlığın zikir senfonisine katıl. Sabahleyin kalk, gözün kapansa dahi namazını kıl.
Le la ilallah de biraz. Biraz tevhid çek. O varlığın senfonisini hatırla. Dinle. O kuşlar cıvıl cıvıl. Hepsi de ayrı bir esmada. Ağaçlar ayrı esmada. Oturduğun koltuk ayrı esmada. Koltuktan sıçrarsın. Halı ayrı esmada. Yatak orada duruyor ayrı esmada. Üzerinde yorgan ayrı esmada. Yastık orada duruyor ayrı esmada. Sen tevhide devam et. Aldanma. Ulan yastık yavru çekiyor. Ben de bu çek. Sen üstadın tevhid demiş. Tevhide devam et. Nefsine uyma. O senfoniye katıl. O senfoniden uzak durma.
Bir çıt daha ileri gideceksin. İçsel olarak. Bakacaksın ki hücrelerin de Allah'ı zikrediyor. O biraz daha ileri. Bakacaksın. Sen normalde la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diyorsun ya. Kalbinde ve Allah sedası. Allah, Allah. Allah, bu ses nereden geldi ya? Devam ediyor. Bu ses nereden geldi diyorsun sen? O devam ediyor. Allah. O zaman anlıyorsun. Bir ben var benden içeri dedi o. aaa, la ilahe illallah, bitiyor. Allah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, Allah. Nasıl takılıp gittiniz bak.
Öyle takılır gidersin. Dersin ki bütün varlık onu. Bir bakmışsın senfoniye bütün hepsi de katılmış. Pencerene konan kumru da aynı esmada. La ilahe illallah. O da sallanıyor böyle. Bakıyorsun camın kenarına toplanmışlar. Esma devam ediyor. Aa, biraz daha dinginleş. Ağaçların zikrini duyuyor. Biraz daha dinginleş. Aa, etrafında melekler var. Onlar da aynı zikrla yapıyor. Biraz daha dinginleş. Aa, sarıklılar gelmiş. Biraz daha dinginleş. Daha farklı cemaat toplanmış.
Biraz daha dinginleş. Aa, bu kim? Bu farklı bir kimse. Aa, bu Hazreti Ali, Radı Allah'ın Hazretleri kalbine vaham vurdu. Öyle gelmez o. Vurur. Geliyorsa ne âlâ. Gelmedi. Orada kaldı. Yan Allah, dön Allah. Hadi göreyim seni. Ertesi sabah sen senfoniye katılma. Ertesi sabah bekliyorsun artık yine. Onu yakalamanın derdindesin. Acemisin ya.
Acemi olduğundan aynı şeyin bir daha olacağını düşünüyorsun. Onu ilk defa yakaladın çünkü. Bir daha öyle vurmaz. Onun adeti öyle değil. O esnada nereye gittin gittin. Ne oldu, oldu. Bir de aynısı olmaz. Sen ama onu yakalayacağım diye uğraşırsın. Aynısını yakalayamazsın. O aynı şekilde tecelli etmez hiç. Hiçbir şey. O yüzden nereye bakarsan bak, varlığın hangi derecesine çıkarsan çık, her şey onu zikreder.
Her şey. Ve sonra ayet-i kerime gün vurur sana. Ayet-i kerime vurur. Nedir ayet-i kerime? Hadid suresi. Ayet 1. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Hüküm ve hikmet sahibidir. Hikmet nedir? İlmin özüdür. Hikmet ilmi ledündür. Onun sahibi Allah'tır. Ve o sufinin kalbine lazım olacak kadarını verir. O hikmet deryasından bir damla lazımsa, bir damla, bir kaşık lazımsa, bir kaşık, bir kova lazımsa, bir kova onun kalbine verir. Çünkü hikmet sahibi olan Allah'tır.
Mülkün sahibi Allah'tır. Varlığın sahibi Allah'tır. Mananın sahibi Allah'tır. Zahirin sahibi de Allah'tır. Senin de sahibin Allah, benim de sahibim Allah'tır. Her şey Allah'ın hükmü dairesindedir. Biz kulluk yaparız. Allah bizi onlardan eylesin. Ve bu maneviyatı olmayan kimseler, bu manevi olgunluğa erişmeyen, bu tip böyle manevi tecellilere mazhar olmayan kimseler, Hazreti Peygamberlerin üzerindeki mucizelere de karşı çıkarlar.
Çıkıyorlar ya televizyonlarda, yani böyle bir şey var, oldum olmanı, İsrailiyetten ya. Tabii ya ateş yakmaz mı? Ne alakası var? İbrahim'i yakmamış. İsrailiyet kardeşim o, şeyde de ne o? İncil'den önceki, Tevrat'ta da öyle geçiyor. İsrailiyet çünkü. Evet, kulağımını dinliyorum. Ya bu peygambere verilen mucize kardeşim.
Ayette sabit. Bu İsrailiyetten dediğin zaman ayeti inkar ediyorsun. Ateşi başka bir yöne çevireceğim diye uğraşıyor. Şimdi ateşi yakmadı dese, kabul etmiş olacak. Ama ateş yakmadı, onu öyle kabul etmeyecek. Bakalım ateş miydi o? Ya sende o hal yok. Sen körün körüsün. Sen ilahiyat profesörü olmuşsun ama körsün. Bildiğin körsün. Sen İbrahim'i ateşin yakmadığına inanabilecek imana sahip değilsin. İlahiyat profesörüsün, o imana sahip değilsin. Hani Musa deniz yarıldı, Musa içinden geçti kendine inananlarla beraber. Yok o deniz şöyle miydi de, yok deniz çekiliyordu da, yok işte git geldi de esnasında yürüdü de Allah seni bin kere kahretmesin ya.
Kahretsin demeyeyim şimdi. Bizi ilgilendirmiyor. Ya buna gerek yok. Ayetle sabit. Ayetle sabit. Aynısını Peygamber Efendimiz'e de yaptılar müşrikler. Yapmadılar mı yaptılar. Şimdi bu hanneane direğinin ağlamasını müşrik kabul eder mi? Git kabul etmez. Der ki ya direk ya. Ama müşrikler şunu diyorlardı. Bu büyücü. Hani Mekke'de en büyük, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde tecelleden mucizelerden birisi vardı. Ayın yarılması. Değil mi? İkiye bölünmesi. Ne dedi müşrikler? Dediler ki bu Muhammed'in büyüsü göklere de ulaşıyor. O kadar bir büyücü ki göğe de bunun büyüsü ulaşıyor. Ayı ikiye bölünmesi.
Biz de öyle gördük dediler. Kabul etmedi. Neden? Kalpleri kör çünkü. Bir kimsenin kalbi körse mucizeye de inanmaz, keramete de inanmaz. Kalbi kör. Maneviyatı yok çünkü. Maneviyatı olmuş olsa, evet ya keramet vardır, haktır da. İmam-ı Azam'ı okusa, fıkh-ı ekberi okusa, peygamberlerde mucizeler haktır, Allah'ın veli ve evliyalarında da keramet haktır. Ona inanmak gerekir. İmanın rükunlerinden birisidir bu. Ama onu da kabul etmez adam. Neden? Çünkü maneviyatı yok. Bunları da anlatan da yok zaten. Bunu anlattığın zaman sosyal medyede hedef tahtasındasın. Tabii sohbeti dinliyor oturduğu yerde, bakıyor neresinden ne çıkarıyor Mustafa Özban diye. Hiçbir şey bulaması altına bir şey yazıyor.
Doğru mu, yanlış mı, önemli değil. Ya körsün. Ben körsün deyince de kızıyor. Körsün kardeşim. Var mı manevi halin? Yok. Ve siz delisiniz diyor. Evet deliyiz diyorum sana göre. Biz deliyiz. Bana göre sen akılsızsın. Akılsızlık ayrı, delilik ayrıdır. Cahil, cühella insan akılsızdır. Allah bizi affetsin. O yüzden bu tip o müşrikleri anlatıyoruz şimdi Hazreti Mevla'na. Diyor ki evet der ama yürekten değil. Hani o kimse böyle cemaatın inlemesini nasıl tasdik eder? Etmez. Ama diyor o evet der ama yürekten değil kendisine münafık demesinler diye tasdik edenlere uyar, zahiren tasdik eder. Kalben tasdik etmiyor yani.
Neden? Şimdi münafıklık iki şekildedir. Bir, amelde münafıklık vardır. İki, akayitte inanmada münafıklık vardır. Hani ibadette münafıklık bellidir. O kimse namaz farz, namaz farz ama ben kılamıyorum kardeşim der. Amelde münafıklık. Hani onlar konuştuklarında yalan söylerler, emanete hiyanet ederler, verdikleri sözü yeri getirmezler. Üç taneden, üç tane bir veya bazı adı şeriflerde dört tanedir. Bunlardan birisi üzerinde varsa üzerinde onun münafıklık alameti vardır. Yani biz yine münafık diyemeyiz onu. Münafıklık alameti var onda. Bu amelde münafıklık. Bu ameli. Yani bazen yalan kaçırıyor. Veya bir söz veriyor. Sözünde durmuyor.
Yani burada söz veriyor, kapıdan dışarı çıkıyor. Ya ben orada söz verdim, mecbur kaldım diyor. Sözünde durmuyor. Veya aynı şey dergahlarda da olur. Selamun aleyküm aleyküm selam. Ben ders almak istiyorum. Kardeş bizim yolumuz zor. Bak bir sıkıntılı bir yoldur bizimki. Başını yakarsın. Şöyledir. Ben gideceğim yolu. Al ders sana. Dışarı çıkıyor, yanındakini döküyor. Ya aldım dersem o diyor. Kalbim benim, umutmayın değil diyor. Kapının önünde dağ diyor. Allah bizi affetsin. Veya bir söz veriyor. Ders alıyorsun, söz veriyorsun. Sen o sözü ölünceye kadar tutacaksın. Ya söz verdin ölecek, ya sen öleceksin. Ölümle söz bitti. Ama yok, ben ölünceye kadar dediysen duracaksın orada, durdun yerde.
Amelde münafıklık, sözünde durmamak. Amelde münafıklık, emanete hıyanet etmek. Amelde münafıklık, yalan konuşmak. Hani diyor ya Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, diyorlar, ümmetin ilişki içer mi? İçer diyor. Kumar oynar mı? Oynar zina eder mi? İder. Yalan söyler mi? Asla diyor. Ümmetim yalan söylemez. Bak, yalan söyler mi? Asla. Ooo, şedid. E şimdi bunlar amelle alakalı. İtikadla alakalı olan var. Bakar ayet 8'den 10'a kadar. İnsanlardan öyleleri vardır ki, biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik derler. Oysa onlar mümin değildirler. Allah onların kalplerine hastalık vermiştir. Ve onlara büyük bir azaf vardır.
İtikatte münafıklık. Nisa ayet 142. Şüphesiz ki münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa Allah onları aldatmaktadır. Onlar namazda tembelce davranır. Sadece insanları gösteriş yapmak için ibadet ederler. İtikatte münafık. Gösteriş için ibadet ediyor. Hani birine bir sadaka edecek, gösteriş için sadaka veriyor.
Birine bir şey yapacak, gösteriş için yapıyor. Ben hep anlatıyorum. Cafer'le tekkenin bahçesinde oturuyoruz. Böyle cumartesilere kısa istişareler yapıyoruz. Bizim mutadımızdır o. Her cumartesi kısa istişaremiz olur bizim. Birisi böyle tekkenin içine sanki oranın sahibi gibi girdi. Cafer dedim, bu kim? Bu dedi mahalleden birisi. Dedim, bundan herhangi bir şey almadın değil mi? Dedim, hayır dedi. Teklif etti ama dedi, ben almıyoruz dedim. İyi yapmışsın dedim. Adam buranın sahibi gibi girdi içeri. Böyle Cafer'le konuşuyoruz. Nefret ettiğim şeydir birisinin kibirli davranması. Çibir Allah'a yakışır. Başka hiç kimseye değil. Bu geldi, geldi, geldi.
Masanın önünde durdu. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Ben bu adamdan şikayetçiyim dedi. Cafer'i gösterdi. Ben de şikayetçiyim dedim. Ne oldu ki dedim? Ben dedi Süleymancılara yardım ediyorum. Fethullah Gülencilere yardım ediyorum. Şunlara yardım ediyorum, bunlara yardım ediyorum. Hepsi de gelirler benden dedi. İşlerler dedi. Hepsine de veririm dedi. Öyle dedi, bu almaz dedim ben şimdi. Evet dedi, bu almadı dedi. İş böyle şey oldu hani. Aklıma gelen şey oldu. Hani yolun başında söylediğim söz oldu. Hani verirlerse almazsak kolumuz kopsun. İstersek dilimiz kopsun diye. Dedim Mustafa Özbağ, kendinle tenakuza düşme.
Sen dedim, bir şeyler al buraya getir dedim ben şimdi ona. Bak dedi, hoca söyledi dedi. Ondan sonra bak dedi, getireceğim dedi. Cafer dedi, tamam dedi. Bak dedi, beş kilo çay, beş kilo şeker getireceğim dedi. Aklımda kalan bu Cafer öyle miydi? O da matah bir şey getirecek sanki. Yani günde o zaman için Allah'u alem yani on kilo çay, on kilo şeker zaten gidiyordur. Bir de herkes ondan gelip bir şey istiyor. Kendi kendime durdum. Dedim, Cenab-ı Hakk'a hamd etsin, hamd olsun. Hiç kimseden hiçbir şey istemiyoruz dedim. Yoksa bunun da diline düşeceğiz biz. O gidecek, Süleymancılara diyecek. Ben diyecek, Karabaş Veli Tekkesir'e de yardım ediyorum. Hoş demiştir de zaten o. Tabii gösteriş için ibadet etmek.
Gösteriş için cömertlik yaptığını göstermek. Gösteriş için zekat dağıtmak. Kamyonun önüne yazıyor. Bilmem ne tekstilin zekatıdır. Tabii kamyon nereye gidiyor? Onun köyüne gidiyor. Gır gır gır … Bir de videoya çekiyor onu. Bir de bana gösteriyor. Hocam diyor, köye zekat dağıttık diyor. Bak, bak bana gösteriyor. Tekstilciler meşhurdur. Bursa'daki. Ona bakıyorum. Bu zekat olmamış dedim. Nasıl dedi. Kardeş sen dedim, burada gösteri yapmışsın dedim. Bu dedim zekat değil. Sen dedim şan şöhret yapmışsın. Köyde dedim, havan atmışsın sen dedim. Tribünlere oynamışsın dedim. Bu kaldı.
Tabii yazdırmış filanca tekstil. Tabii filanca tekstil altına da ismini yazdırmış. Bildiniz pankart yazdırmış ya adam. Kamyonun önüne. İsmini de yazdırmış. Köye göndermiş adam. Gösteriş için ibadet oluyor dedim. Sen tribünler oynamışsın. Dedim kamyonu gönderecektin oraya. Gece dağıttıracaktın dedim. Oradan dedim fabrikadan on tane de eleman alacaktın dedim. Onlara da bir de ayrıyeten dedim mesai verecektin. Gece kapılarını dağıttıracaktın dedim. Baktı şimdi bu. O zaman adın sanını duyulmayacaktı ama dedim. Adın sanını duyulmayacaktı. O yüzden gösteriş için ibadet eden kimse o amelde değil intikatta münafık.
Allah muhafaza eylesin. İnsanlardan öylesi vardır ki diliyle iman ettiğini söyler ama kalbiyle iman etmemiştir. Buhari ve Müslüm. Şimdi bu münafık gönüllüler bu tip kerametlere, mucizelere, bu tip olağanüstü hallere inanmazlar. İnanıyormuş gibi gösteriyor. Dervişlerin arasında da vardır bu. Mesela birisine şeyh efendi bir keramet anlattırır. Anlat bakayım. Ya bu yaşamamıştır öyle bir şey. Bu olmamıştır öyle bir şey. Der. Allah muhafaza eylesin. Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadır. Nisa ayet 145. Kıyamet günü insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanları münafıklardır.
Ahmet bin Hanbel. Allah muhafaza eylesin. Saat 10.22. Ben burada sohbeti keseyim. Şuradan devam edeceğiz. Eğer cemadat Allah'ın kün ol emrine vakıf olmasalar, bu söz alemde o vakit reddedilirdi. İnşallah. Şuraya bir işaret koyalım. Biraz bu gece ağır gittik herhalde ya değil mi? Evet. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah, sağlığımız yerinde olursa buradan devam edeceğiz inşallah.
2.125-2.124'den devam edeceğiz inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi