Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 25 Ocak 2025 · 51:12
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemennâhu, La ilâhe, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batılı karşı cihat eden kullarından eylesin, Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i nerede, kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, tecavüz ediliyorsa, genel vakit içinde ikramını alsın,
Nerede Müslümanlara zulmedenler varsa hepsini kahve perişan eylesin, Rabbim Siyonist İsrail'i dağıtsın, destekçilerini dağıtsın, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Çin'i dağıtsın, Nerede Müslümanlara zulmeden kim ne varsa, kurum, kuruluş, devlet, şahıs hepsini Cenab-ı Hak dağıtsın, yerle yeksan eylesin, Amin 2110. beytte kalmışız, malum geçen hafta bilgisayarın azizliğine uğradık, öyle diyelim, sufice düşünürsek tecelliyat öyleymiş, bu hafta inşallah 2110'dan devam ediyoruz.
Ondan önce Türk, Kürt, Zenci, Acep, Arap, bütün milletler kulağa, dudağa muhtaç olmadan bu sesi anlamışlardır. Hatta Türk, Acem ve Zenci şöyle dursun, o sesi dağlar, taşlar bile işitmiştir. Burayı okumuştuk. Devam ediyoruz. Her dem Allah'tan eleştü sesi gelir. Cevherlerle, arazlar da o sesten var olmaktadırlar. Gerçi bunlardan zahiren bela sesi gelmezse de, onların yokluktan gelmeleri, var olmaları bela demeleridir. Malum Cenab-ı Hak ruhları yarattı. Ruhları yarattıktan sonra ben sizin Rabbiniz değil miyim?
Ve öyle dendiğimde de arazlar, ruhlarda da vela. Evet. Rahatım da başka bir, fazla bir lafla da daha önce biz olmayınca, yeni yarattıkça ve evveli olmuşsa, dedi ki, sen Rabbiniz hiç de kabul edilmiştir.
Tabii normalde o, bu, ben sizin Rabbiniz değil miyim ailesi, insanın yaradılışından itibaren, o sesi duyduğunu, o sese farklılık, Cenab-ı Hakk'a mağlılık sesi verdiğine, devamlı o kitap, o ses, bütün Allah'ın daveti, Allah'ın insanları, sevdiği, ve aşıklar içinde, aşkın çağrısıdır.
Ve aşıklığın çağrısı o. Ve onun da kitabı, tabii Cenab-ı Hakk'ın bu, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Çünkü aşiğin kalbinde yer. Ve aşık öyle bir noktada olur. Ve her dandaş eder, o, ben senin Rabbin değil miyim? kitabını, kitabını mahtar olur. Bu, genel olarak, o aşığın yol yürürken, kendince bir ölçüsü, bir dayanağı olur. Ne zaman gaflete düşse, ne zaman öyle bir yalpalasa, o kalbinden o ses, onu uyarır, ben senin Rabbin değil miyim diye. Veyahut da böyle bir esma olur. O esmayla, o kimse kendine gelir. Tabii Hz. Bir, bunu böyle sadece insan üzerinde söylemiyor. Bütün varlığın üzerinde tefekkür ediyor. Varlığı bir kalemde görecek olursak, bütün varlık daha öncesinde yok idi.
Daha öncesinde yok idi, yok olduğundan, bütün varlık kendisinin var edicisini tanır. Yani bunun için illa ki insanlar gibi dile, dudağa ihtiyacı yoktur. Her varlık kendince o bela cevabını verir. Her varlık kendince, ben sizin Rabbiniz değil miyim? hitabına mahtar olur. O yüzden elestu, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün varlığı ilgilendiren bir şeydir aslında. Yani baktığımızda da Cenab-ı Hak zaten bütün yerler ve gökler Rabbini zikreder, Allah'ı zikreder. Ama siz onu duyamazsınız diyor insanlara. O zaman bütün cemadat, bütün nebavat, bütün hayvanat, bütün her şey Cenab-ı Hak'ı zikretmekte. Ve Cenab-ı Hak'ı hamd etmekte. Cenab-ı Hak'a karşı tevazusunu göstermekte.
Ve o bütün varlık hangi derecede olursa olsun, hangi halde olursa olsun, devamlı olarak Cenab-ı Hak'ın o hitabını duyup, o hitabına bela, evet sözünü devamlı vermekte. Ve Allah da bir şeyi oldurmak istediğinde ona sadece ol der zaten, o da olur. Onun çünkü evveli yoktur. Ol kelimesi, kün kelimesini, kün nafsını duyunca o Cenab-ı Hak'ın ilmi ilahiyesinden zuhur eder, çıkar meydana. O yüzden o ilmi ilahide zuhur ettiren, ilmi ilahiden meydana çıkarttıran da Allah'tır. O yüzden normalde bütün varlık Rabbisini tanır, bütün varlık Rabbisini tanır. Ve bütün o normalde varlığın her kademesi, her derecesi ve varlığın içerisinde ama ruh üflenmiş olsun, ama ruh üflenmemiş olsun, bütün insanlar, melekler, cinni taifesi, hayvanlar, ne bileyim ağaçlar, balıklar, sular, semavattaki yıldızlar, bütün hepsi de nedir?
Allah'a muhtaçtır. Ve kendi lisanlarıyla herkes ihtiyacını Allah'a arz eder. Ve Cenab-ı Hak bütün varlığın her kademesindeki, her derecesindeki bütün varlıkların ihtiyaçlarını görür. Bu öyle bir şeydir ki, bunu normalde tefekkür etmeye kalksa, bunun normalde bir akıl bunu almaz. Akıl bunu idrak etmekten uzaktır. Çünkü varlığı sadece dünya olarak göremez. Bütün kainata baktığımızda, bütün varoluşa baktığımızda, ve kainatın varoluşun, varoluşun, yine kadar baktığımızda, varlığın bütün dereceleri. Yani varlığın dereceleri dediğimde, normalde işte sidresi, sidreye kadar almış olup, en yüksek, sidreden aşağı doğru normalde gelmiş olsak, bütün varlık dereceleridir. O varlık derecelerine baktığımızda, o varlık derecelerinde de yaşayan sayısız varlıklar vardır.
Ve hepsi de ihtiyaçlarını Allah'a beyan eder. Ve onların ihtiyaçlarını gören de Cenab-ı Hak'tır. Hepsinin ihtiyacına cevap veren, hepsinin ihtiyacına bakın, hepsinin de ihtiyacına cevap veren Cenab-ı Hak'tır. Sidren'in normalde, hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Cebrail aleyhisselamla yolculuk yaptığı son noktadır. Cebrail aleyhisselam için son noktadır. Sidreden sonra da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kendisi yürümüştür. Biz çünkü sidreye kadar olan yeri, normalde yazılı veya yazısız geçen yeri oraya kadar bilir. Bütün herkes, sidreden sonrası Hz. Muhammed Mustafa'nın yürüyüş alanıdır. Orası özel bir şeydir.
Oraya girmeyelim şimdi. Normalde bütün o varlıkların hepsi de, varlığın bütün derecelerinde, sidreden aşağı doğru. Yani dünyadan da aşağı olan varlıklar vardır çünkü. Dünyadan daha aşağıda olan yerler vardır. Dünya o varlığın içerisinde orta menzilde durur. Aşağı menzilde durmaz. Ama dünyanın kendi içinde dereceleri vardır. O ayrıdır. Bunlara baktığımızda gökteki gökler, gökteki gökler, o göklerdeki melekler ve oradaki cinniler, şeytan dahil buna, cinniler dediğimizde şeytan dahil buna, diğer varlıklar. Normalde böyle bir, öyle varlıklar vardır ki, varlıklar var ki, yani bunun insan desen insan değil, hayvan desen hayvan değil, makine desen, makine desen, makine değil.
Ve bunların hepsi de, tüm ihtiyacını Allah'a harfeder. Ve hepsinin de ihtiyacını Allah'tır. Elbiyet olsun. Öyle olunca bütün varlık her an elestü, ben sizin Rabbiniz değil miyim, hitabına nail olur.
Ve bunun içerisinde, varlığının içerisinde ahsen-i takvim üzerine yaratılan bir tek insan vardır. Ve insanlar normalde ne yazık ki bu elestü sözünden gafil yaşar. Gafil yaşadığından dolayı zaten Allah tanımaz, peygamber tanımaz, Kur'an tanımaz hale gelir. Rabbim bizi onlardan eylemesin inşallah. Ağacın, taşın anlayışını söyledim ya, hemen şimdicik bunu anlatan şu hikayeyi dinle.
Hz. Pir diyor ki, bu ağacın, taşın anlayışını söyledim. Bu ağaçlar, taşlar, örtü böcek her ne var ise, dilli dilsiz, ruhlu ruhsuz, hepsi de ihtiyacını Allah'a yanıltır, Allah'a söyler. Ve Cenab-ı Hakk'ın hepsi de, Cenab-ı Hakk'ın hitabına mahzar olur. Elestü, hitabına mahzar olur. Bunu anladın ya diyor, inşallah biz de anlamışızdır. Yani normalde ruhu olsa da olmasa da, bütün her şey rafbine muhtaç ve bütün her şeyin de kendi lisanıyla Cenab-ı Hakk'a boyun eğmiş, Cenab-ı Hakk'a itaat etmiştir. Şimdi bunu anladıysan, bu ağacın, taşın anlayışını söyledi, devam ediyor. Şimdi bunu anlatan şu hikaye dinlenen, cemaat çoğaldı, vaaz ettiğin zaman mübarek yüzünü göremiyoruz diye, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için minber yaptıkları vakit, evvelce dayanıp vaaz etti, hannane direğinin inlemesi ve Peygamberle sahabenin o inilti işitmeleri, Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin o direkt açıkçaya sual ve cevabı.
Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine'ye hicret ettiğinde mescidi yaptılar. Mescidi yaptıktan sonra bir hurma kütüğü, bir hurma direği var. O hurma kütüğüne, direğine yaslanarak da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vaaz eder. Hatta hutbe okuyacağı zaman o kütüğün üzerine çıkar, o kütüğe yaslanır, o kütüğe dayanır. İşte yorulduğunda ona doğru yaslanır. Onun üzerinde de hutbe iradı. Normalde hannene direği, Peygamber'in ayrılığı yüzünden akıl sahipleri gibi ağlayıp inliyordu. Peygamber, ey direk ne istiyorsun dedi. O da canım ayrılığından kan kesildi. Bana dayanıyordun. Şimdi beni bıraktın, minberin üstüne çıktın dedi. Bunun üzerine Peygamber ona dedi ki, Ey iyi ağaç, ey sırrı bahta, yoldaş olan, söyle ne istersin.
Dilersen seni yemişlerle dolu bir hurma fidanı yapayım ki, doğudakiler de, batıdakiler de senin hurmanı yesinler. Yahut Allah seni o alemde bir servi yapsın. Daha ebediyen teyrü taze kal dedi. Hannene daim ve baki olanı isterim dedi. Malum işte o hannene direği. Hannene demek burada böyle işte ağlayan, sızlayan demek. İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ona yaslanıp, ona dayanıp hutbe okurdu. Ve ensardan bir kadın geldi. O kadın dedi ki, Ya Resulallah benim dedi bir kölem var, marangozdur kendisi, iyi marangozdur. Sana dedi, hani cemaat çoğaldı, herkes çok oldu. Arka tarafta kadınlar, ön tarafta erkekler.
Seni görmekte güçlük çekiyorlar. Seni duymakta da güçlük çekiyorlar. Dedi ki bir böyle minber gibi bir şey yaptıralım. Sana kürsü gibi bir şey yaptıralım. Onun üzerinden sohbet et. Onun üzerinden bize vaaz et. Onun üzerinden bize, onun üzerine çıkaraktan hani nasihat et, hutbe oku dedi. Dedi ki, sana bir şey yaptırayım da onun üzerine otur. Bunu istemez misin? Benim marangoz bir kölem var dedi. İstersen yaptır buyurdu. Bunun üzerine ona bir minber yaptırdı. Cuma günü olunca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun yaptığı minberin üstüne oturdu ve hutbe okudu. Daha önce üzerinde hutbe okuduğu hurma kütüğü öylesine bir çığlık attı ki neredeyse ikiye bölünecekti.
Bunu Rudani'den bulabilirsiniz. Nakleden de Beyhak-ı Subhi ve sahabeden birçokları orada, o cuma günü orada bulunan sahabenin büyük bir çoğunu, o kütüğün feryadını duydular, ağlamasını duydular, onun feryat figan ettiğini duydular. Yine bu konuda mütevatir hadis-i şerifler var. O hadisleri, hepsini buraya doldurmanın da bir anlamı yoktu. Ama böyle işte birkaç tanesiyle inşallah ihtifa etmiş olalım. Yine Enes bin Malik'ten rivayet ediliyor. Müsnet'te geçiyor bu, İmam Malik'ten. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hurmacı ağacı gövdesine dayanarak hutbe okurdu. Sonradan minber yaptırdılar da minber üzerine hutbe vermişti ki o kütük devenin inenmesi gibi inedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem minberden inerek o kütüğü okşadı da sesi kesildi. O yüzden normalde işte o kütük böyle feryat figan edince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çocuğun başını okşar gibi, bir kimsenin böyle hani sıvazlar gibi geldi direği sıvazladı, başını okşadı, tabiri caizse onu sardı, sarmaladı ve ağlaması çünkü kesilmiyor. Bütün mescit onun ağlamasını dinliyor ve öylesine bir feryat ki bir çocuk feryadı gibi, bir yaşlı adam feryadı gibi böyle insanların ciğerini yakan bir feryat. Öyle olunca inlemeye başlayınca bütün mescit tekinler de duyuyor. Yani Buhari'de, Nesai'de geçen yine aynı bu minval üzerinden bir hadis-i şerif var. Diyor bütün mescit bundan duydu.
Bütün sahabe bunu duydu. Kütüğün ağlamasını, onun inlemesini duydu. Ve Allah Resulü cevap veriyor ya az önce Hazreti Pir'in dediği gibi. O da normalde Tirmizi'de geçiyor. İstersen seni eskiden bulunduğun yere dikeyim, eski halini al. İstersen seni cennette dikeyim de onun nehirleri ve pınarlarından iç. İyi ol ve geliş meyve ver de cennet ehli senin hurmandan ve meyvandan doya doya yesinler. Ve normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu hurmaya söylüyor. Bunu normalde bir sefer söylüyor. O hurma kütüğü olur diyor cevap veriyor ona. Bunlar tabi böyle insanların bunları kabul etmekte zorlandığı, akıl olarak idrak etmekte zorlandığı şeyler. Hani bir hurma kütüğü ile konuşulur mu?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem konuşmuş. Hurma kütüğü ona cevap vermiş. Hurma kütüğünün ağlamasını bütün sahabe duymuş oradakinden. Bunu Peygamber'e de soruyorlar. Ya Resulallah neyi istedi hurma kütüğü? O da diyor ki onu cennete dikmemi tercih etti. Onu istedi. Hurma kütüğü dedi ki beni cennete dik. Ben dedi cennette var olmak istiyorum. Deseniz ki şimdi dünyadan cennetlik olacak olan bir ağaç var mı? Var. Ne? Hannane direği. Hurma kütüğü. Bakın dünyadan cennete gidecek olan. Cennete gidecek olan ne vardı hayvan? Kelp. Kimin? Ashab-ı keyfin kelbi. Neydi?
Dünyadan cennete gidecek olan. Dünyadan cennete gidecek olan. O zaman dünyadan cennete gidecek olan bir kütük var. Ne? Hurma kütüğü. Normalde hurma kütüğü ne oldu? Cennetlik oldu. Ve normalde yine bununla alakalı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki eğer ona ilgi göstermeseydim kıyamete kadar öyle inleyip duracaktı. Sonra emretti. O kütük gömüldü. Hatta bazı rivayetler var meşcidin içerisine gömüldü. Ben o rivayetleri almadım. Meşcidin içerisinde bir de cennete baki denilen hani benim minberimle evimin arası cennet bahçesidir dediği yere gömüldü. Dünyadaki cennet bahçesi neresidir?
Zikir halakalarıdır. Dünyada cennet bahçesi neresidir? Minberiyle evinin arasıdır. Cennet bahçesi. Bir, zikir halakalarıdır. Siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayıp oranın nimetleriyle nimetleniniz. Ya Resulullah dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi? Zikir halakaları. Şimdi az önce üç tevhid okuduk. Zikir halakası olmuş oldu. Cennet bahçesi oldu. Ve cennet nimeti ne? Orada senin zikretmekliğin cennet nimeti. Burada zikrettiğin zaman hangi esmayı söylersen söyle, merak etme cennette nimetin hazır. Bir hadis-i şerif var ya, kim subhanallahî ve bihamdî der ise, cennette onun adına bir ağaç dikilir.
Bazı rivayetlerde hurma ağacı diyor ama bir ağaç dikilir. Kim subhanallahî ve bihamdî der ise, ben anlatırken bile diyorum, anlattığım zaman subhanallahî ve bihamdî diyorum, cennete bir tane de ağaç dikiliyor. Düşünün artık siz bu dünyadan göçüp gidince kadar kaç sefer subhanallahî ve bihamdî dediniz, ha bir ağaç dikiliyor. E sabahları normalde veya günlük, sabah akşam dersi olanlar ayrı, günlük bir dersi çekenler aynı. E normalde o kimse yüz sefer subhanallahî ve bihamdîhî subhanallahî lazım ve bihamdîhî estağfurullahî lazım diyor. Günde yüz sefer, yüz tane onun cennete ağaç dikiliyor. Cennette ağacın var. Otur oturduğun yere, istersen bacak bacak üstüne at, cennette ağaç sahibim de.
Yalan değil. Karşındaki da kafeyi kırsın, bunlar iyice manyaklaşmış desin. Sonra deli miyiz şeyini, ne o, bölümünü ona dinlet. Otur, de ki cennette ağaçların var. Nerede? Cennette. Tam kafa kırmalık sohbet bunlar. Yalan mı? Değil. Hadis-i şerifle sabit. Bir de insanlarda şunu anlayamıyorum. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Kur'an onun gönlüne vahyedildi. O söyledi Kur'an, bu ayeti kerime dedi. Aynı gönülden hadiste çıktı. Yani Kur'an'ı kabul ediyorsun, hadisi kabul etmiyorsun. Aynı gönülden çıktı, aynı dilden çıktı. Aynı insandan çıktı.
Aynı varlıktan sudur etti. Bu ayet dedi, bu Allah'ın kelamı dedi. Bu da kitapla verilmiş olan dedi, bana verilmiş olan hikmet dedi. Öbür tarafta da ayeti kerimede, o hevavesinden konuşmaz dedi. Eee, nesini inkar ediyorsun? Ben inkar etmiyorum. Subhanallah-i vebi hamdeyi, subhanallah-i lazim. Kim derse cennette onun adına bir ağaç dikilir. Onun adına. Burada senin on bölüm, beş bölüm, bir bölüm, iki tane, beş tane zeytin ağacın olsa, birisi gelir el koyar, devlet el koyar, kamulaştırır. Bir başkası gelir, benim dedemindi burası der, zeytin ağacının üstünde kavga çıkarır. Öbürki gelir ki, öbürki gelir bu der, dedemin babasından kalma. Benim de hissem var.
Hadi al desem, birer tane dalını kopar desem, zeytin kalmaz orta yerde. Dünya bu. Ya sen burada dersin ki, benim bu evim. Ha, ölünce bir bakıyorsun, senin değilmiş işte. Bunu anlamakta güçlük çekiyor insanlar. Bu dünyada ne kadar yaşayacaksın? Yetmiş sekiz yıl. Hani senindi? Hani dedemin evi vardı, yıkıldı gitti. Hani dedemindi? Kaldı. Bizim orada evler vardı. Ben anneme dedim, anne bak sağlığında paylaşalım. Herkesin gelip gideceği bir yer olsun. Hani miras hukukundan çıkarsın dedim. Paylaşmadı. Yıkıldı gitti. Yıkıldı gitti. Hani annemindi? Hani dedemindi? Böyle baktığında, dünyada aslında senin bir şeyin yok.
Bırakıp gideceksin, senin kızına, oğluna da kalmayacak. Onlar da bırakıp gidecek. Bakın onlar da bırakıp gidecek. Bunu idrak etmekte güçlük çekiyoruz. Ama cennet ebedi. Allah zalim değil, tamam burasına el koydun. Bundan sonra sen burada değilsin, defol git. Değil mi o Cenab-ı Hak? Cennet ebedi. E cennet ebediyse, ben subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim dedim mi? Dedim, cennette bir tane de ağaç dikildi mi benim adıma? Benim adıma dikildi ya. Meyvesini ben yiyeceğim onun, ben tasarruf edeceğim. E o zaman ben onu dediğim müddetçe, şirke küfre düşmezsem, dinden tiyansın yapıp dönmezsem, eninde sonunda gideceğim o cennetteki meyvemden yiyeceğim ya, hurmamdan yiyeceğim. İnşallah. Bir de bana diyorlar, ya nasıl emin konuşmuyor?
Ya sen kendi peygamberinden emin değilsin o zaman. Sen kendi iman ettim, Allah'tan emin değilsin. Ben eminim. Subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdiye estağfurullah lazim. Kim bunu yüz sefer söylerse, deniz köpükleri kadar günah olsa, Allah onu affeder. Ben eminim. Bir de ben subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim diyenin adına bir tane cennette meyve ağacı veya hurma ağacı dikildiğine de eminim. Ben o sözü çünkü kabul ediyorum, iman ediyorum ben ona. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti. Eyvah ve hevesinden konuşmadı. Eee o zaman cennette benim meyve ağacım var. Hepiniz de davetlisiniz. Ben cömert adamım ya Allah'ın izninden. Allah Allah. Tek başıma orada habri orangutan gibi yiyecek değil mi?
Gelin hep beraber yiyelim. Allah bitecek de değil, tükenecek de değil. Eşinle dostunla yediğin senin zaten. Eşinle dostunla yemedin şey senin değil. Ne alacak? At kenara gitsin. Aman. Bu yüzden davetlisiniz. Hepiniz de misafirim olun inşallah. Eee şimdi öyle olunca cennet değil miydi zikrullah halakaları? Cennet bahçesi. Zikrullah halakası cennet bahçesi. E sen inanmıyorsun hadislere. Bana ne canım kardeşim ya. Git bak işine. Git kumda oynan. İstersen dağa çık. İster koyayım. Allah'ın vermediği hidayeti sana ben verecek değilim. Ben Allah değilim. Allah hidayet eylesin. Beni ilgilendirmiyor. Eee. Biz normalde burada zikrullah halakasında toplandık.
Eee orada da toplanacağız ya Allah Allah. Kişi sevdiğiyle beraberdir dedim adı şerifte. Dedi iman ettik sevdiğiyle beraber. Eee biz Allah'ı seviyoruz, Resul'unu seviyoruz, sahabeleri seviyoruz, geçmiş peygamberleri seviyoruz. Biz Allah dostlarını seviyoruz. Kişi sevdiğiyle der. Sahabeleri seviyoruz, imam efendileri seviyoruz, Allah diyenleri seviyoruz. Kişi sevdiğiyle der. Hadi şerif sabit. Sevgimizde de samimiyiz. Ben sizlerin de samimiyetine inanıyorum. Ben de çünkü sizlere dağıtacak para yok, makam yok, mevki yok, hiçbir şey yok. Ha beyaz sakalımla beyaz saçlarım var, başka bir şey yok. Biraz birisi gibi, biraz da yakışıklıyım yani değil mi? Öyle diyordu ya.
Ne kadar çok yakışıklıyım değil mi? Evet ya. Gözlerimin içine bakın filan. Öyle de demiyoruz. Demeyeceğiz. Abdullah. Böyle bir şey yok. Efendim? Bak şimdi ya. Şimdi geçenlerde bağırdık ya değil miyiz diye. Ha ben Abdullah'a sordum. Abdullah dedim oğlum ben gitsem bir psikiyatriye dedim. Desem ki dedim. Ben duvarlarda suretler görüyorum, benimle konuşuyor. Ben mesela işte böyle tahta, bildiğin tahta, beş incelemen. Bunlarda suretler görüyorum, bunlarla konuşuyorum desem bana psikiyatriden ne derler dedim ben. Dedi ki baba direkt senin hakkında ondan sonra teşhis koyarlar, bu deli derler.
Beyaz gömleği giydirler sana dedi. Tamam. Sonuçta o da psikiyatri okuyacaktı bir ara çok uğraştı. Ondan sonra benim kurbanım oldu. Gitti beyin cerrahi, sinir ve beyin cerrahi oldu. Ama normalde şimdi bir kimse gitse psikiyatriye otursa, dese ki ben la ilahe illallah demeye başladığımda bir sürü gelen giden oluyor. Ben onlarla konuşuyorum, onlarla sohbet ediyorum. Kafama takılan soru olunca onlara soruyorum. Onlar da bana cevaplıyorum dese ne der psikiyatri? Ben desem ki 35 yıldır böyleyim, ağır, görün kimi dinliyorsunuz. Hatta gece yattığımda da ben bunlar devam ediyor, uyumak istiyorum, uyuyamıyorum desem, ben tam olduğunu anlatsam adam beni gönderir mi?
Tamam, biz halimizden memnunuz, bir sıkıntı yok. Bak, Sait sen memnunsun değil mi? Allah razı olsun, hiç sıkıntı yok. Tamam, var mı memnun olmayan? Nuri, var mı bir sıkıntı yavrum ya? Ben sen zaten, seni anlatmayayım artık bak, gene gözüme göründüm şimdi. Konuşmayayım, helal olsun adama. Tam bayındır çocuğu. Tahta kale esnafı yanında nefes alamaz ya. Oktay'a dedim, bundan sonra Nuri'yi rahat bırak biraz dediydim, bir daha geleyim de söyleyeyim, bildiğin gibi yap birader diyeyim. Yani bir şeyler, ben senden muhabbeti tam böyle şey yapmadım da söyle dedim. Ben Oktay'a söyleyeceğim, onu ilk gördüğümde diyeceğim, serbestsin, hürsün diyeceğim, bu normal değil diyeceğim, senden sonra bu iyice trendi artırdı diyeceğim.
Git, selam söyle efendim, de ki serbestmişsin. Bizim ölümüz böyleyse, ama özür dilerim, öldü demiyoruz değil mi? Demiyoruz, evet. Bana ciddi ciddi diyor ki, öldüğüne inanmıyorum artık dedi. Nasıl dedim ben? Yok dedi, ölü değil dedi. İnanmıyorum öldüğüne dedi. Tezgah falan yaptı herhalde. Dedin mi sinema geçiyorsun diye. Gülmüştür lan, gebrek gebrek. Bu muhabbet bile de gitmeye yeterli değil mi? Hastalık gibi sütür mü etmiş ona da.
Ulan benim hastalığıma yakalanmışım bak sen. Sana da geçmiş bak. Bu gidiyor, konuşuyor bir de onunla. Bak, ama şimdi, bu gitmiş şimdi mezarın başına. Birkaç günde gidememiş. Biraz da böyle korkmuş, ürkmüş. Bir şey olacak diye, kızacak bana diye. Bu koşa koşa gitmiş. Bakmış, ondan sonra. Demiş, hani ayak ucunu ziyaretçisi çok ya arkadaşın. Gece mece gidiyor millet. Adam rüyasında görüyor. Gece 2'de 3'te koşuyor kabristana. Bir de bayındırdanla değil, dışarıdan gidiyor millet. Bu gitmiş, bakmış.
Hani ayak ucu sulanık. Demiş, birader birkaç gün gelemedim. Ciddi ciddi, canlı söylüyor yani. Öyle mi? Ne dedi? Baş ucuna suyu dökmüş. Demiş, hani ayak ucunda su var ya. Haber Olcay'dan gidiyor. Yani Oktay'ın kardeşinden. O burada diş doktoru. Biraz da böyle entel dantel böyle felsefik biraz kardeşimiz. Ona demiş, rüyasında ona demiş ki, söyle demiş Nuriye. Benim başıma çok su dökmesin demiş. Ayağıma su döksün demiş. Bir psikiyatriciye anlatmam lazım benim. Adam döne döne geçtiğinde de gidecek sen.
O Olcay demiş, rüyasında ona. Demiş, ben nasıl söyleyeyim? Sen Nuriye söyle, bilir o demiş. Sonra Olcay bizim telefon açmış. Nuriye. Nuriye demiş, böyle böyle. Başını sılamışın. Başını su istemiyor. Ayağı nasıl dökeceksin demiş. Bugünden sonra dökmeyen ama değil mi başına su? İstersen bir dök. Gördün ya kaç köşeymiş. Şimdi zikir. Ağaç, hanane ağacı. Orada cennet bahçesine gömüldü, ebedi oldu. Ne oldu da cennete devam edecek. Devam ediyor. Cennete ne şu ne var buluyor. Orada meyvesinden herkes yiyecek. Ağaç, ağaçken. Cennete gitti. Meyvesini orada herkese sunacak. E şimdi bizim, oktay'ın nereye koyuyorsunuz şimdi?
Ağaçken, hasrete dayanamadı. Gömüldü. Nereye? Cennet bahçesine. Orada meyve verecek. O zaman zikir halakasına gömülün. Ebedi olmak için. Ebedi olacaksanız, o zaman zikir halakasına gömüleceksiniz. Allah bizi yesin inşallah. Ey gafil! Dinle de bir ağaçtan aşağı kalma. Peygamber kıyamet günü insanlar gibi dirilmesi için o ağacı yere gömdü. Yani gafil olma. Gaflete dalma. O ağaç kadar da mı değilsin? O ağaç, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vefa gösterdi. Onu sevdi. Ondan bir adım, bir adım öteye gitmek istemedi. ve ebedi olmak istedi.
Ebedi olmak istedi. Sen insansın. Cenab-ı Hak halife olarak yarattı. Ah seni takvim üzerine yarattı. O zaman, sen de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini öylesine sev, sen de ebedi hayatta onunla beraber olmanın yolunu ara. Yolunu aç. Eğer onu öyle sevmezsen, eğer Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ağaç kütüğünden fazla sevmen lazım ama, ağaç kütüğü kadar sevsen, ebedi olarak onunla beraber olacaksın.
Ve hadis-i şerifte de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hiçbiriniz annesinden, babasından, çocuklarından, bütün insanlardan daha fazla beni sevmedikçe, imanınız kemale ermez dedi. Mübarri ve Müslüm hadis-i şerif. O zaman sen öylesine sev, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, sen o ağaç kütüğünden, o hurma kütüğünden geri kalma. Nasıl o hurma kütüğü öyle sevdi, ağladı, inledi ayrılığa? Ve o ayrılıktan ağlayıp inleyince, Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu cennet-ül bakiye, yani cennet bahçesine dikti, mescidin içine, gömdü oraya. O cennette neş-i neva buldu. O zaman sen de, bu dünyadayken cennet bahçesini bul, kendini göm oraya.
Ve Hz. Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, öylesine sev, öylesine muhabbet besle ki, sen de ebedi olarak onunla beraber ol. Ve sufi isen, mümin isen, sufi isen, mümin isen, Hz. Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, gözünün gördüğü, görmediği, elinin altında olan olmayan her şeyden fazlase, ki, onunla beraber olasın.
Hani Hz. Ömer Efendimizle karşılaştılar, dedi ki, ey Allah'ın Resulü, seni kendimden başka, herkesten daha çok seviyorum dediğinde, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, hayır beni kendinden de çok sevmedikçe, imanın kemale ermez buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, seni artık nefsimden de çok seviyorum dedi. Ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, işte şimdi imanın kemale erdi. Buharda geçiyor hadis-i şerim. Ve sen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini öylesine sev, ve gözünün gördüğü, görmediği her şeyden fazla sev. Ama bu sevginin tecelliyatı ne? Onun sünnet-i seniyyesine tabi olmak. Onun çizdiği yoldan yürümek, heva ve hevesinin yolundan değil. Onun çizdiği yoldan yürümek, Kur'an ve sünnetten yürümek, Ahmet'in, Mehmet'in, onun bunun yolundan değil.
Allah ve Resulünün yolundan yürümek. Ve her yaptığın, ettiğin, konuştuğun, en azından Kur'an'da bulamazsan dahi sünnet-i seniyeden bulman. Sünnete uygun yaşaman. Zaten sünnete uygun yaşarsan, Kur'an'a da uygun yaşamış olursun. Bakın, çünkü sünnet-i seniyye, Kur'an'ın yaşanmış halidir. O zaman gel, sen de Peygamber'i sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin öylesine sev ve onun sünnet-i seniyyesini yerine getir ve sen de ebedi olanı seçmiş ol.
Bu dünya'a göçüp gidiyor. Sen de bu dünyadan göçüp gidiyorsun. Kalıcı olan ebedi hayat. Kalıcı olan o. Ebedi olan o. Senin dünya hayatın ebedi değil. Sen buradan gidicisin. Sen burada misafirsin. Sen ruhlar aleminden geldin. Bu dünyada ne kadar nefesin varsa bu nefesi burada çekeceksin ve buradan kabir alemine, kabirden mahşere, mahşerden inşallah hepiniz de cennete.
Eğer İslam'ı yaşamazsan, mahşerden herkes cehenneme. Ebedi, iman ehliysen, inşallah dervişler, sufiler yapmış oldukları hataların, kusurların ceremesini bu dünyada çekerler, temiz bir şekilde kabir alemine göçerler. O yüzden dünyada başınıza gelen sıkıntılar, gam, kasvet, haksızlık, hukuksuzluk bunlar sizin canınızı acıtır belki de. Ama bilin ki bunlar kabir ve mahşere temizlik sebebidir. Senin başın ağrır, başın ağrıman temizliğine sebeptir. Belin ağrır, temizliğine sebeptir. Haksızlığa uğrarsın, senin temizlenmene sebeptir. Hani biz makamın yükselir demiyoruz. Tevazu gösteriyoruz. Dervişlik yapıyoruz. Bazı öğretilerde makamın yükselir derler. Değil.
Biz zayıf kullarız. Allah bizi affetsin. Biz böyle çok yüksek kullar değiliz. Onlar yüksek kul olsun, onların makamları yükselsin. Biz zayıf kullarız, fukaray insanlarız, garip insanlarız. Bizim günahımız çok olur, kusurumuz çok olur. Biz sokaktan gelme insanlarız. Biz masadan kalkma insanlarız. Biz elifi görsek başka bir harf zannederiz. Kur'an'ımız düzgün değil, fıkhımız düzgün değil, tefsirimiz düzgün değil, kelamımız düzgün değil, belagatımız düzgün değil. Biz paldır küldür konuşur, paldır küldür hareket ederiz. Öyle olunca bizim hatamız, kusurumuz, günahımız çok olur. Biz böyle bir şey yaparken de böyle çok da ince hesaplamayız. İnce de bakmayız meseleye.
E o yüzden bizde hata, kusur, yanlışlık çok olur. Öyle olunca bizim başımıza gelen belalar, sıkıntılar, müsibetler, hastalıklar, herhangi bir hukuksuzluk, haksızlık, bizim için günahtan sıyırılma, günahların dökülmesine sebeptir. Hani Hadis-i Şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, bu gavun, keder, kesevet, baş ağrısı, karın ağrısı, bu diyor müminin başına gelince rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır, ihsandır. Sebep ona sabreder, sabredince günahlarından temizlenir, kusurlarından temizlenir. O yüzden eşinizden, çocuğunuzdan, annenizden, babanızdan, malınızdan, herhangi bir şeyden bir sıkıntı gelebilir. Dervişsiniz ya, eşleriniz size eksik davranabilir, fazla davranabilir. Nasıl olsa dayak korkusu yok, küfür korkusu yok, herhangi bir korkusu yok.
Derviş adamdan kim korkacak, derviş kadından kim korkacak, kimse korkmaz. O yüzden kalkar, eşleriniz size zulmedebilir, evden kovalayabilir, boğazınızı sıkabilir, şunu yapabilir, buna bile yaparlar normal. Bunun kendine kar bil. Veyahut da işte, normalde kadınlar olarak, eşleri onları küfür edebilir, hakaret edebilir, dövüp sövebilir, kapının önüne bırakabilir, gece yarısı, saat 2'müş, 3'müş, bakmaz, kadıncağızı kapının önüne bırakır. Yaşar bunları insanlar. Bu sıkıntılar, bu dert, bu gam, kasavet, bu dünyanın çilesi, derviş için, sufi için, bir kardır. Ben bazen derim ya, Bursa'da tren yolu da yok. Yapacaklarmış ama, 30-40 yıldan beri bekliyor, sıra bekliyor. Sizi 9-15 treni çarpmayacak. Bayındır da olsanız, bizde tren yolu var orada, ha raydan çıkıp, gelip de seni, Cumhuriyet Meydanı'nda çarpacak değil, Nuri'nin dükkanına gelmez.
Gelir mi tren yolu oraya? Bu gitmiş de, attılar iyice. Bunun dükkanıyla, demir yolunun arasında, 1 kilometre yol var lan. Bulaşmış bana. Dağın tepesinden su çıkarma. Senin dükkan da nelere şahit oldu be değil mi? Maşallah, sefamallah. E şimdi, normalde, ne olacak? İmtihan, senin uzaktan bir yerden de gelmez. En yakınından gelecek. Dibinden gelecek. E ona sabredeceksin. Ona sabredince, bu senin günahlarına, kusurlarına, hatalarına kefaret olacak.
Evet, şimdi bir de bu tarafı var. Müfessirler bunu böyle anlatmışlar. Şimdi böyle ilmi yarım bırakmak gibi olmasın. E bir kimsenin böyle, hani hatası, günahı o kadar çok değilse, onun diyor, makamı yükselir. Derecesi yükselir. Siz böyle düşünmeyin. Bu da kibirlilik olur çünkü. Bir kimse kendini bir noktada görür. Aa, elhamdülillah, bak işte hatun kafama bir tane tavalan vurdu, benim makamım yükseldi. Senin kafanı vurursa yarılır zaten. Mesela ne saç da yok, bir tane daha var saçsız arkada. Seninki var daha gene. Psikolojik sendrom yaşama. Sıkıntı yok yani. Az kalmış seninkide. Yakın, evet. Böyle beyazlamadıysa, dökülmezse beyazlamış mesela. Bak bu da ekiyor, dikiyor, gene çıkıyor. Neyse evlendin artık, sıkıntı kalmadı.
Öbür türlü bir kimse, baktın böyle saçı dökülmemiş, böyle siyah duruyor. Ya evlenmemiştir, ya yeni evlenmiştir. adamlar için. Ha değil mi? Öyle oluyor değil mi? Bakın, değil mi? Seyreldi değil mi? İyice döküldü yani, evlendikten sonra. Hele bir de çocuk da oldu şimdi. Geceleri sallıyor musun? Ha büyüdü yani. Salladın yani. Evet, elhamdülillah. Evet, derviş dediğim böyle olacak. Hiç sıkıntı yok, benim yolundasın. Ben bir emzirmedim, bir de doğurmadım. severken öyle seveceksin. Burada mı? Hanım, nasıl tüyo vereyim sana şimdi, o da burada. Severken, gel diyeceksin, yavrum, seni bir emzirmedin, bir doğurmadın diyecek, o saçlarını dikecek hemen.
Sen mi büyüttün diyecek? Tabii diyeceğim, ben büyüttüm. Tabii. Baba da büyütüyor sonuçta. Sallamadın mı? Bak nasıl böyle, evet, tasdik ediyor ya, ben oradan çıkarıyorum onu. O hani, böyle salladın diyecek, o da kafasını sallıyor sadece. Harika. Sallamadım diyen elini kaldırsın. Çocuğu olup da. Maşallah. İşte ne? Bu sirayet ediyor. Bak, Abdullah gördüm, sen bile kaldıramadın bak. Nuri de kaldırmadı bak. Burada, dikkat et, iki saat sonra beraber olacağız gene.
Gece yarısı kalktın, baktın yani. Senin hayatını bilmesem, bak bir derin nefes aldın, işte bir nefes verdi. Zaten gece yarısı, eve gidiyordun sen. Gece yarısı eve gittikten, pert bir şekilde gidiyordun. Daha nereye çocuk baktın sen? Bir de gece yarısından sonra. Pes ya. Tam oktaylık ya. Allah'ım iyi etsin inşallah. Buradan devam edelim. Bugün sohbetin cılkı çıktı. 2120'den devam edelim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.