Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 12 Ocak 2025 · 1:04:12
Eyvubillahimeneşşeytanurracim Bismillahirrahmanirrahim Efteli zikrâf âlemennâhû La ilâh İlâmün Aleyküm Allah gecenizi hayırlı eylesin Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i
hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Ümmet-i Muhammed'in kanı, şanı, şerefi, haysiyeti, namusu, canı ayaklar altına alınıyorsa Cenab-ı Hak hepsini kurtarsın. Hepsinden de intikamımızı alsın. Doğu Türkistan'daki Müslümanlar özgürlük nasip eylesin. Gazze'deki, Filistin'deki, Irak'taki, Suriye'deki tüm ülkelerde zulüm altında bulunan Müslümanlara yardım eylesin. Ecmay. Konu başlıyor. Hatif'in rüyada Ömer'e Beytülmal'den şu kadar mal al, mezarlıkta yatan o adama ver demesi. O sırada Hazreti Ömer'e uyku geldi.
Cenab-ı Hak ona uyku verdi ki kendini uykudan alamadı. Bu mutat bir şey değildi. Bu uyku gayb aleminden geldi. Sebepsiz olamaz diye tacıbde kaldı, başını koydu, uyudu. Şimdi bunu gece dersi çekenler, gece virdi çekenler, seher virdi çekenler bunu daha iyi anlar, idrak eder. Hani gece virdi vardır, gece virdi normalde mutatıdır o kimsenin.
İşte gece dersini çekiyor, kaçta çekiyor? 11'de çekiyor, 12'de çekiyor, 2'de çekiyor teheccühe kalktığında. Veyahut da sabah namazından sonra sabah dersi çekiyor seherde. Mutat, diyelim ki ne kadar sürüyor dersi? Yarım saat, 45 dakika, 1 saat. İşte dersinin her gün mutat çekerken birden uyku basar o kimseye. Gözünü açamaz hale gelir. Böyle tabiri caizse kafasını toplayamaz, sarhoş gibi olur. Böyle kafasını böyle bir yere yaslamak ister. Daha da olmadı, koltukta oturuyorsa koltukta sızar, yakaza gibi. İşte bu mutatın dışındadır bu. O kimsenin mutat gecesi değil, mutat sabahı değil. Örnekliyorum, bir kimse işte sabah namazını kıldı, saat kaç? Yedi. İşte o kimse yedi buçuğa kadar, sekize kadar ders çekiyor.
Virdini çekiyor. Neyse virdi. İşte o esnada her gün öyle yaparken ona uyku basıyor birden. Uyumamak için direniyor ama uyuyor, gidiyor kafa. Veyahut da gece oluyor bu. Gece uyumamak için direniyor o kimse ama yok, kafa durmuyor durduğu yerde. Gözü kapanıyor, hatta gözler kapalı, uyuyor oturduğu yerde. Bunu böyle itikafta olanlar da yaşar. Hani itikafta günlük yetmiş bin tevhid çekecek, işte gündüz çok o kadar zorlanmaz. Ama gece yatsıdan sonra zorlanmaya başlar. Herle ikinci günü ise, üçüncü günü ise daha da zorlanır. Yani oturduğu yerde, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, gitmiyor ama.
Şimdi yatamaz da, dersi yetiştirecek çünkü. Bu oturduğu yerde, kendi kırıltısıyla, çünkü kafa düşüyor, kafa düşünce o nefes borusu sıkışıyor. Nefes borusu sıkışınca, nefes alamayınca uyanıyor. Tecrübe. O esnada o kimse, sufiler buna yakaza derler, rüya görür. Oturduğu yerde, hatta işte Ramazan'da teravih kılıyor. Teravih kılarken, namaz kılıyor değil mi? Teravih kılıyor. Teravih kılarken, ayaktayken yakaza görür dervişi. Bu, mutadın dışında olan şeyler. Veyahut da işte namaz kılıyor.
Namaz kılarken, Allahu Ekber, secdeye gitti. Seyde de, Subhane Rabbiyel Alâ dedi, birinci dediğini hatırlıyor. Sonra bir yakaza oldu, bir hal oldu. Sonra secdeden normalde sanki, üç sefer demiş gibi, Subhane Rabbiyel Alâ dedi, kalktı. Kalktı ama, aa, secdede rüya gördü. Ne kadar kaldı secdede bilmiyor. Kaç sefer söyledi bilmiyor. Ama orada rüya gördü mü? Gördü. Bunlar mutadın dışında olan şeyler. Bir kimsenin mutad dersi var, virdi var, yaptıkları var. Bunun haricinde bir şey. Hazreti Ömer Efendimiz'in de mutadın dışında uyku bastığı. Bu mutad değildi. Mutad olmadığı için Hazreti Ömer Efendimiz de bunu hayretle karşıladı.
Bu normal değildi, bu mutadın dışında dedi. Demek ki, sen gece saat on iki uykun geldi, yattın. Bu mutad hayatın senin. Hani kimilerin böyle mutad bir hayatı vardır. On iki deyince yatar, saat işte beş deyince kalkar, ondan sonra işte altı deyince kalkar. Yok sabahleyin mutad kahvaltısını yapar, sonra tın tın tın işine gider. Mutad bir hayatı vardır. Harika bir şey. Yani böyle bir şey hiç yaşamasam da. Böyle bir hayatı olanlar da vardır muhakkak. Mutadın dışında. Bizim her şey mutadın dışında olduğundan, bizim mutadımız da yok bu tip şeylerden. Öyle olunca işte o kimse uyurken, hani uyumuyorken uyku bastırdı onu. Furkan ayet 47.
Size geceyi bir örtü, uykuyu dinlenme. Gündüzü de yeni bir hayat yapan odur. Bu normal, bu ayet-i kerime dünyadaki bütün mutat insanlar için. Gece neymiş onlar için? Bir örtü, uykuyu da dinlenme yapmış. Tabi uykuyu dinlenme yaptı. Bize ne diyorlar şimdi? Diyorlar ki en az 7 saat uyuyacaksınız. Değil mi? Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de hiç 7 saat uyumamış.
7 saat hiç uyumamış. Az uyumak, az konuşmak, az yemek. Bize şimdi uyuyun diyorlar boyuna. Hani uyu Allah uyu, uyu Allah uyu. Hani ilkokul çocukları bile neydi? Yat uyu, at uyu. Uyu, boyuna uyu. Biz maddi, manevi, hep uyumakla geçiriyoruz. Uyuyoruz biz. Biz zahiren de manen de uykudayız biz. İslam dünyası uykuda. Uyanmıyor hiçbir şekilde. Öyle bir derin uykuya dalmış ki. Yani her gün kanı akıtılıyor. Her gün şanı, şerefi ayaklar altında atılıyor. Haksızlıklar, haksızlıklar, hukuksuzluklar, arsızlıklar, hırsızlıklar, kamu düzeninin bozulması. Böyle bütün İslam dünyası, her cümmerçi olmuş, İslam dünyası uyumaya devam ediyor.
Onlar için hep gece, yine Nebe suresi 9-10-11. Uykunuzu bir dinlenme vasıtası yaptık. Geceyi size saran bir örtü yaptık. Gündüzü de geçiminizi temin için çalışma zamanı kıldık. O yüzden uyku, mutat insanlar için, mutat, vasat insanlar için rahatlık, huzur vesilesi. O yüzden o kimse yatacak, uyuyacak, dinlenecek, bizim bayındır tabiriyle belenecek.
Toprağa belenmek. Yani yüzüne gözüne toprak seçti, toprağa belendi. Ümmet-i Muhammed böyle bütün gecesini uykuyla geçirecek. Şuursuz bir şekilde, ölü gibi yatacak. Uyuyacak, Allah uyuyacak. Hani yatırsan, hiçbir şey istemesen, 7-24 uyuyacak. Yani böyle bir tembellik hali hakim. Yani bu, o ölü gibi bütün herkes, Allah muhafaza eylesin. Muhakkak ki uykuya bedenin ihtiyacı var. Bunu inkar etmiyoruz. Hani üç tane sahabe var, ölçü. Birisi dedi ki hiç uyumayacağım. Birisi dedi ki hiç evlenmeyeceğim, cima etmeyeceğim. Birisi dedi ki hiç iftar etmeyeceğim. Cebrail aleyhisselam bunların halini geldi.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aktardı. Size ne oluyor ki? Allah'tan en fazla korkanınız benim yerim, iftar ederim, uyurum, evlenirim dedi. Çünkü evlenmek, Adem'den itibaren bütün peygamberlerin hiç terk etmediği sünnettir. Sakal, Adem'den itibaren tüm peygamberlerin sünnetidir. Şimdi ölçü uyurum, yerim, iftar ederim, evlenirim ölçü. Bizde ruhbanlık yok. Hayatının tamamını ibadetle geçirmek yok. Gecenin ne yapacaksın? Üçte birini ibadete ayıracaksın. Kaç saat gece? Sekiz saat. Dokuz saat desek üçte biri, üç saat ibadete gidecek.
E üç saat eşinle sohbetini ayır çocuklarınla, üç saatte uykuya ayır. Salih çok tatlı güldü. Hani dedi ki yani bunu böyle söylemeseydin bize iyiydi falan. Biz altı yedi saat uyumayı seviyoruz dedi. Neyse, günah işlemekten sonra uyumak daha hayırlı herkes için. Öyle ya, geçip televizyonun başında günah işleyeceğinize veya telefon alıp da yanlış yunluş yerlere gireceğinize uyuyun daha iyi. Zikrullah yapmıyorsanız uyuyun. En güzeli bu. Allah bizi affetsin. Tabii Hz. Bir, burada bu uykunun fıtri veya insani, öyle diyelim, veya biyolojik. Bugünkü terim o ya.
Biz fıtrat diyoruz veya insani diyoruz. Ama bugünkü gençler ne diyor? Biyolojiyi kullanıyorlar. Diyorlar ki ondan sonra burada uyku bir biyolojik durumdan ibaret değil. Ya buradaki uyku manevi bir şey. Bu uyku cüz-i iradenin dışında gelişen bir şey. O uyumayı istemediği halde uyku bastı onu. Bu normalde buradaki bu uyku Cenab-ı Hak'tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan. Burada farklı bir şey var. Yani buradaki uyumak yatıp horul horul uyumak değil. O esnada yakaza gibi manevi aleme bir pencere açılacak. Manevi aleme bir kapı aralanacak. Onu hissetti. Sakın siz de böyle uyku bastırdığında demek ki manevi bir şey olacak.
Bu da bir vartadır. Hani manevi bir şey olacak. Demek ki bu kadar uyku bastı. Ben de bir rüya göreceğim, hal göreceğim. Yat. Sabah kalkama sonra. 10 saat uyan. Öyle değil bu. Bu öyle de değil. Hiç kimse kendi kendini öyle kandırmasın. Ben rüya görürüm diye yattım. Eee? Sonra? Hiçbir şey yok. Sen de gafletten yattın uydun. Öyle değil. Allah muhafaza eylesin. Çünkü normalde o rüya öyle manevi olursa, hani salih rüya mübeşşerattandır. O zaman sende farklı şeyler görülmesi lazım. Farklı şeyler görülmüyorsa o zaman sıkıntı var. O yüzden, hani, çünkü uyku veya yakazada ruh özgürleşir. Ruhun vücutla olan bığı en aza indirilir, minimize olur.
Yakazada mesela bir kimse kendi vücudunu da görür çünkü yakazada. O böyle ruhun vücutla olan bağlantısının böyle en ince veya en aza indirildiği andır. O böyle uyuyurla uyanıklık arası bir şeydir. Ne uyanıksın ne uyuyorsun. Artık ruhun tabiri caizse böyle, hani bedenin üstünde duruyor. Daha ötelere gitmedi. Ama ruh serbest o esnada, ür. Veya uyku esnasında ruh serbest, ür. O yüzden uyku bedeni rahatlatır, bedeni rahatlatır. O kimse der ki bedeni rahatlayınca, oh be ruhun dinlendi. Ha senin ruhun dinlendi, o zaman sende manevi bir işaret yok.
Ruh gitti, bekletileceği yerde gitti, orada bekliyor sen uyanıncaya kadar. Sen uyanır uyanmaz ruh sana tekrar tecelli etti, geldi. Sen de bu uyku manevi değil. Bakın bu manevi değil. Çünkü hani Zümer ayet 42'de de Allah canlıların ruhlarını ölüm anında alır. Henüz ölmemiş olanın ruhlarını uyurken alıyor. Uyurken aldı, uyandığında tekrarı verdi. Bu o ölüm değil, hani uyku yarı ölümdür hadis-i şerifi de buradan kaynaklı. Yani o kimse uyurken ruh ondan çekildi. Ne zaman uyanır uyanmaz ruh hızla tekrar bedene geldi. Ama genel olarak o dediğimiz zaruri, istemsiz uyku manevi bir kapının aralanmasına işaret. Rüyasında hak tarafından bir ses geldi.
Bu sesi ruhu duydu. O ses öyle bir sesti ki her sesin namesinin aslıdır. Asıl ses odur. O sesten başka sesler aksi sedadır. Aksi seda, biz böyle küçükken zeytinliklere giderdik. Yukarıda babamın çok samimi arkadaşı Oğalı İsmail'in zeytinliği vardı.
Oradan deliceleri, aşısız zeytine delice deriz. Oradan deliceleri köklerdik. Bizim bahçede eksik olan yerlere ekerdik. İşte babam filan, abim, üçümüz beraber giderdik. Ondan sonra babam gelmez oldu. Biz kendimiz gitmeye başladık. Babam diyordu gidin oradan iki tane delice zeytin kökleyin gelin. Dağda tabii dağda giderken vadiye bağırırsın, vadiye. Mesela Ahmet diye bağırırsın. Ben senin bağırırdım gider. Karşıdan Ahmet diye kendi sesini duyarsın. Aksi seda. O vadide çok güzel olur bu. Biz çocukluğumuzda böyle gençlikle çocukluk arasındayken bunu bilirdik. Ses sana geri döner tekrar. Bir şeye çarpınca geri döner.
Aksi seda. Ama o ses boşluya giderse sana geri dönmez. Ama sen böyle bir vadide bir dağa karşı söylersen geri döner. Aksi seda. Yok asıl ses odur. O sesten başka sesler aksi sedadır. Ha demek ki uykuda gelen o ses Hazreti Ömer'e hak tarafından bir ses geldi. Nerede? Rüyada. Uykuda. Rüyada. Rüya neydi? Mübeşirattı. Hadis-i şerifte diyor ki benden sonra peygamberlikten geriye hiçbir şey kalmayacak. Ancak mübeşirat kalacaktır. Mübeşirat nedir? Ey Allah'ın Resulü diye sorduklarına şöyle buyurdu. Mübeşirat salih rüyadır. Buhari, İmam Malik, Ebu Davud. Demek ki peygamberlikten sonra salih rüyalar kalacak.
Salih rüyaları ancak salih kimseler görür. Bu da başka bir hadis-i şerif. Başka bir hadis-i şerifte de salih rüya nübüvvetin 46 parçasından bir parçadır. Nübüvvet kaç yıl sürdü? 23 yıl. 23 yıl sürdüğümüzde gece gündüz yaptığımızda 46 oldu. 46 parçasından bir parça deyince bu da Altay'a tekabül ediyor. Altay Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlikle alakalı, dinle alakalı vahyi rüyada aldı.
Rüyalarla yürüdü ilk önce. O yüzden Sufiler rüyaya ehemmiyet verirler. Rüyayla yürür Sufi. Sonra bu millete, bu insanlara hadis-i şerifleri inkar ettiler. Hadis-i şerifleri önemsizleştirdiler. Ve herkese de şunu söylediler. Rüyayla amel edilmez. Rüyayla hukuk icra edilmez deseler kabul edeceğiz. Rüyayla hukuk kabul edilmez. Doğru. İslam'ın hukuku rüyayla olmaz. Ya onun hukuku belli. Cezalar belli. Her şey belli. Ama rüyayla amel edilir mi? Evet, Hazreti Peygamber etti. Ezan rüyanın neticesidir. Ezan.
Rüya gördüler. Örneğin Bedir'de rüya gördü. Hem müşrikler gördü, hem müminler gördü. Ayetle sabit. Rüyayla amel edilir kardeşim rüyayla da. Rüyayla hukuk icra edilmez. Rüyayla amel edilir. Sen Hazreti Peygamber'i sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyanda göreceksin. Diyecek ki git x kimseye bin lira harçlik ver. Sen vermeyeceksin öyle mi? Hani bir dervişin birisine bir liraların uzunmuş altın lira. Yalvarmış, yakarmış. Ya Rabbim benim sıkıntımı biliyorsun. Demiş derdimi bu benim derdim. Rüyasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine o demiş ki filanca paşa'ya git ona benden selam söyle.
Senin demiş ihtiyacını doğursun. Derviş gitmiş. Kapıyı çalmış, açmışlar. Demiş benim paşa hazretleriyle görüşmem lazım. Hayırdır demişler. Demiş bir selam getirdim ona. Kendisini görmen lazım. Çıkarmışlar paşanın huzuruna. Paşa demiş ey derviş buyur söyle derdinde. Tabi derviş utana sıkıla. Demiş ki efendim dün gece demiş bir hal oldu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördüm. Bana buyurdu ki demiş. Filanca paşa'ya git. Benden selam söyle. Ve aleyküm selam demiş. Dur. Dur demiş burada dur. Hemen kasayı açmış. Bir kez altın vermiş.
Demiş şu rüyayı bana baştan anlat bir daha. Derviş şaşkın. Demiş efendim. Dün gece demiş bir hal tecelli etti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki demiş. Filanca paşa'ya git benden selam söyle. Demiş dur. Dur demiş burada dur. Bir kez altın daha. Demiş rüyayı bana baştan anlat. Rüyayı tekrar baştan anlatmış. Yine tam selam söyle dedi. Demiş dur. Bir daha dur. Bir kez altında. Demiş baştan anlat tekrar. Tekrar baştan anlatmış. Bir kez altında. Anlat. Anlatmış. Demiş vallahi. Kasam da demiş kese kalmadı. Anlat şimdi demiş rüyanı bir daha baştan. Bir daha baştan anlatmış.
Benim demiş. Bir altına ihtiyacım vardı. Allah'a onu yalvardım demiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki demiş. Git filanca paşaya benden selam söyle. Senin ihtiyacını görsün dedi demiş. O paşa bir seviniyor, bir seviniyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden selam geldi diye. Selam geldi diye. Şimdi bize şunu öğrettiler. Rüyayla amel edilmez. Haa rüya değil mi ya? Kardeşler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şekline, suretine şeytan giremez. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında gören, gerçekte görmüş gibidir. Hadis-i şerif bu.
Gerçekte görmüş gibidir. O yüzden sufiler rüyalarında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüklerinde kendilerini sahabeymiş gibi görürler. Çünkü onu gören iman ehl ise sahabe hükmündeydi. Onu gördü çünkü. Velhasıl kelam salih rüya mübeşşirattan ve o ilahi ses Allah'ın kuluna olan hitabıdır, rahmetidir, lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Bu dervişlerin seyri sülükluğunda beşinci makamda, beşinci esmada yaşanan bir haldir. O kimse beşinci makama, beşinci esmaya gelince genel olarak yolu açıksa o kimse kendisini cennette görür.
Daha da ileri. Cennette tuğba ağacına yaslanmış olarak durur. Ve ona tuğba ağacı olduğu da söylenir. Ve tuğba ağacına yaslanmış vaziyette dururken Cenab-ı Hak ona hitap eder. Ses hitaptır çünkü. Allah'ın hitabıdır ve sadece kulakla duyulmaz. Bütün vücut kulak olur. Bu beşinci esmada yaşanan bir şeydir. O kimse beşinci esmaya geldi, beşinci esmaya oturdu, oturdu. Orada kalıcı. Orada kalıcıysa o cennete girer, cenneti görür. Ve cennette ona Cenab-ı Hak hitap eder. Öleceğim gideceğim bu seyir-i sülük hallerini o yüzden açık açık anlatıyorum. O hitabı alınca o kimse daha beşinci esmada. Kendi kendine oldum havasına girerse düşer yine.
Tehlikelidir dördüncü esma ve beşinci esma. Düşer dörde ve beşe gelenler. Üçüncü esmada bile düşer insan. Dört ve beş daha tehlikelidir. Düşmen kolay olur orada. Toparlarsan ne âlâ. O işte ilahi, o hitaba nail olabilmek için o kimsenin nefsini terbiye etmesi gerekir. Geçmesi gerekir bazı şeylerden.
Kinden, garezden, kibirden geçmesi gerekir. O kimse Allah'ı iyi sevmesi, Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini iyi sevmesi, onun sünnet saniyesine tabi olması gerekir. Bu böyle boşluk kaldıracak şeyler değildir. Gaflet kaldıracak şeyler değildir. O kendisini hani bir peygamberin ağzından diyor ya, ben nefsimi temize çekmem, temize çekmem, hani kendimi temiz göstermem, bu iş kendini temiz göstermekle olmaz.
Nefis terbiyesiyle mümkün. Ve Hazreti Pir burada uykuyla, yani bu yakaza ve uyku haliyle manevi âleme bir kapının aralandığını, hakikate doğru bir kapının aralandığını bize anlatıyor. Ve bu kapının aralanması rüyada başlar. Rüyada. O kimse salih rüyalar görmeye başlar. Anlamlı, manası olan rüyalar görmeye başlar. Derim ya, rüyaya manalı dediğimiz zaman işte aşağıdan yukarı doğru işte şeyhini görür, geçmiş şeyh efendileri görür, pir efendileri görür, imamları görür, sahabeleri görür, geçmiş peygamberleri görür, melekleri görür, Cebrail Aleyhisselam'ı görür, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i görür, rüyasında Allah'ı bile görür.
Bunlar mana yüklü rüyalardır. Beytullah'ı görür, Arş-ı Allah'ı görür, Lef-i Mahfuz'u görür, Kürsü'yü görür rüyasında veya yakazada. Gökleri dolaşır, Tanıtırlar alemleri. Yakaza halinde bir bakmış başka bir alemde. Burada şunlar yaşar, Burada bunlar yaşar, Buradan alemin budur. Bunlar rüyayla, yakazayla olacak olan şeyler. Hz. Pirde, İşte o kimsenin böyle bir yakazada, Rüyada veya zikrullahta hallerle Haşır neşir oluyorsa, Onu hakikat alemine doğru, Mana alemine doğru, Onun kapısı aralandı. O tarafa doğru yürüyor demektir. Ve hitap alıyorsa, Cenab-ı Hak ona hitap ediyorsa, Evet, o baya baya yol yürüyor.
Türk, Kürt, Zenci, Acem, Arap, Bütün milletler, Kulağa, dudağa muhtaç olmadan, Bu sesi anlamışlardır. Hatta Türk, Acem ve Zenci, Şöyle dursun, O sesi dağlar, taşlar bile işitmiştir. Bu ilahi aşkın, Bu ilahi hitabın, Dili, rengi olmadığı gibi, Onun dili ve rengi yoktur.
Onun dili, Mustafa Özbahçe, Rabçedir. Rabçe. Bu Rabçeyi, Arapı da anlar, Türkü da anlar, Acemi da anlar, Kürtü da anlar, İngiliz'i da anlar, Fransız'ı da anlar. Rabçe. Neden? O senin, Hangi dili konuştuğuna bakmaz. O hitabı, Senin dilinden de konuşsa anlarsın, Sana Arapça da söylerse anlarsın, Sana Kürtçe de söylerse anlarsın, Çerkezce de söylerse anlarsın. Çünkü o hitap, Bütün varlığına gelir senin. Ve kalben anlarsın ve bilirsin ki, Cenab-ı Hak sana hitap etti. Kalben anlarsın ve bilirsin ki, Hz. Muhammed Mustafa sana hitap etti.
Kalben, ruhen, sırren bilirsin ki, O ses manadan geldi sana. Bunda normalde kalbi idrakin açılır senin. Kalbi idrakin. Normal, Aklın idraki ayrıdır, Kalbin idraki ayrıdır. Aklın idraki görünce, Duyunca, Okuyunca, Tecrübe edince açılır. Bu aklın idrakidir. Mesela bir kimse çok hadis okumuş olsa, Aklen hadise idraki açılır. Bir kimse Kur'an-ı Kerim'i çok okusa, Aklen idraki açılır. Mesela şimdi gençler, çocuklar, Gençler, Kitap okumuyorlar örneğin. Ellerinde bir tane, 6.1 inçlik telefon, Haber'e telefonda oynuyorlar.
Telefonda oynadıkları için, Kelime dağarcıkları azalıyor. Hatta, Bir şeyi konuşmaya gerek yok. Bir emoji atıyor. Hani bir tebessüm emojisi attı. Aaa, İmoji attı bana. Hani taş devrinde insanlar böyle konuşuyorlardı. Öyle öğrettiler ya bize. Taş devri, tuğuş devri, Bilmem ne devri. Öyle öğrettiler bize. Eee, Hani biz taş devrine, Ne yapacak? Hadi çizin artık. Avlanmaya gidiyor. Mızrak, Ondan sonra bir tane hayvan, Sırtında ok, Avlanmaya gittiğini anladık. Öyle mi? Adem'den beri yazı var. Yok yazıyı şunlar buldun. Otur, Oturdun yere. Cahil adam. Ne oldu şimdi?
13.000 yıllık, Göbekli Tepe açıldı. Aman kapatın. Neden? Dayattığınız ilim, İlim değil çünkü. 13.000 yıl önce de, Yazı varmış. 13.000 yıl önce de, Senin şimdi icat ettik diye, Bize yutturmaya çalıştığınız, Telefon da varmış. 13.000 yıl önce, Bilgisayar da varmış. Bize yeni icat ettik diye, Yutturuyorsunuz. Ne 13.000 yılı, Ne 20.000 yılı, Ne 30.000 yılı, Ne 40.000 yılı, Dünya gelmiş, Geçmiş, Boşalmış, Dolmuş, Boşalmış, Dolmuş. Bize öyle bastırdılar ya, Öyle dayattılar. Allah bizi affetseyin. O yüzden Rabçenin, Dili dudağı yoktur.
Rabçenin dili, Bu tabirimi hoş gelin, Evrenseldir. Araba Arapça konuşur, Türkiye Türkçe konuşur, Kürte Kürtçe konuşur. Meleği Arap'te görür, Kürt'te görür, Türk'te görür, Acem'de görür, Fransız da görür, İtalyan da görür, İngiliz de görür. Meleğin dili nedir ki? Tabi bize onu da dayattılar. Ya melekler, Rüyada da görülmez, Meleklerle konuşulmazlar. Birisi derse ki, Ben bir melekle görüştüğüm, Sizofreni hastası muamelesi görürüz biz ona. Delirdi bu deriz. Ben de o yüzden baş delinizim. Bizim Abdullah'a diyordum, Abdullah ben şimdi gitsem bir psikiyatri doktoruna, Desem ki, Hocam ben duvarda silüetler görüyorum, O silüetler bana konuşuyorlar.
Desem ne derler dedim ben. Bu böyle ıkçık ıkçık yaptı. Oğlum ıkçık ıkçık ama dost doğru söyle. Baba direkt şizofreni tesisini koyarlar, İlacı dayarlar dedi. Beyazı giydirirler mi buna dedim ben. Daha da ilerisi olursa giydirirler dedi. Yani onun için, Şey değil ki, Böyle bir ilim yok çünkü. Böyle bir durum yok. O çünkü, Madde perest bir kimse. Akıl perest bir kimse. Ama oraya yazmışlar, Ruh ve sinir hastalıkları. Ruh varsa ruh ne işe yarıyor? Hocam anlat bana desem, Kalacak. Hani ruh ve sinir hastalıkları. Ruh vasıt olur mu? İşlevini bilmiyorsun da. Ruhu bilmiyorsun. Ruhu tanımıyorsun. Ayeti kerimede diyor ki, Sana ruhtan sorarlar. De ki, Bu konuda size çok az bilgi verildi.
Kime? Yahudilere. Şimdi Ümmet-i Muhammed'de bazı şeyleri alıyorlar ya. Bize çok az bilgi verildi. Değil kardeşim. Soruyu soranlar Yahudi'ydi. Yahudilere hitap o. Onlara bu konuda çok az bilgi verildi. Müslümanlara değil. Hani bu Allah'ı görmeyle de alakalı var ya. İşte Musa'yı görmez. Ya Musa'yı görmeyecek tabii. O Yahudi, beni İsrail peygamberi. O dayanamaz. Onun fıtratı, yaratılışı o kadar değil. Onu kim görecek? Muhammed-i Mustafa görecek sallallahu aleyhi ve sellem. Zirvede olan o çünkü. Allah'ı hem gözüyle hem gönül gözüyle görme, Muhammed-i Mustafa'ya ait. Musa aleyhisselam. Tabii göremeyecek. İlla ki, Hz. Muhammed-i Mustafa'yı da Musa ile denk tutturacak ya.
Bizde de var o Yahudi severler. Bunlar Yahudi sever, Müslümanmış gibi görünüyorlar. Biz bütün peygamberlerin, peygamberliklerine iman ettik. Hepsi de aynı seviyede değil ki. Kimi peygamberden üstün yarattı. En üstünü de Muhammed-i Mustafa. Tavo, Miraç'ta Allah'ı çıplak gözle gördü. Gönül gözüyle de gördü. Musa aleyhisselam görmedi diye bizimki de mi görmeyecek? Bizimki gördü. O yüzden Musa'dan daha faziletli. Bizim peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri, peygamberlerin evveli ve ahiri. Bizim peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'ne verilen hiçbir şey, geçmiş peygamberlerden birisine verilmedi. Zirvesi. Mucizeleri zirve, mucizeleri zirve. En büyük mucizesi zaten Miraç.
Bugün gündüz dediğin Miraç'a iyi hazırlanın. Ümmetin bayramı bu, bayramı. Böyle bir Miraç Hristiyanlara veyahut da Yahudilere veyahut da İbrahimilere veyahut da başka bir Nebi'ye verilmiş olsaydı, yemin ediyorum o günü onlar o günü değil, böyle günlerce onu büyük bir müjde, büyük bir bayram olarak kutlardı. Yani düşünebiliyor musunuz? Yani Hristiyanlar İsa'nın doğumunu kutluyorlar 2000 yıldan beri. Bütün Müslümanlar, Yahudiler, Ateistler, Putperestler, Hindiler, Dinsiz Çinliler, ta Doğu'ya kadar git, herkes yılbaşı kutluyor. İsa'nın doğumunu kutluyor. Ya Muhammed'i Mustafa'ya bir gözünüzü çevirin, bir bakın. Allah'ın hiçbir kula nasip olmayacak olan nasip olduğu, Miraç nasip olduğuna, Allah'ı çıplak gözle gördü.
Bayramların en büyüğü, Ümmet-i Muhammed için. Ümmet-i Muhammed öyle Miraç kutlaması lazım ki, öyle Miraç kutlaması lazım ki, bütün dünya dönüp bakmaları lazım. Ne yapıyor bunlar diye. Yok bizim içeriden dışarıdan ilahiyatçi, diyanetçi, ihanetçisi. Hepsi de elbirlik etmişler. Hazreti Muhammed'i Mustafa'nın yüceliğini aşağı indireceğiz diye uğraşıyorlar. Peygamberlikte de faziletçe en üstte, insaniyette de faziletçe en üstte, nebirlikte de en üstte, hepsinde de en üstte. Peygamberlerin en yücesi Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden onun ümmeti de en yücesi. Evet biz diğer ümmetlere benzemeyiz. Biz Muhammed'iyiz. Muhammed'iyiz. Hristiyanından da üstünüz, Yahudisinden de üstünüz, İbrahim'den de üstünüz, Ateist'ten, Putperest'ten, ondan bundan zaten üstünüz.
Biz Allah ve Resulüne iman ettik. Muhammed'iyiz, özeliz. Geçmiş ümmetlerin peygamberlerine verilen mucizeler, Muhammed-i Mustafa'nın velilerine, evliyalarına keramet olarak verilir. Ümmet-i Muhammed'in mürşidi kamilleri, Beni İsrail peygamberlerine denktir. Şatahatsa şatahanın en zirvesi. Ben Muhammed'iyim. O yüzden Cenab-ı Hak bana hitap eder, sana da hitap eder. Ümmet-i Muhammed'e hitap eder. Bizim ölümüz de dirimiz de. Hem hitap alır, hem hitap verir. Ne? Kendimi alçak tutayım? Hayır.
Ben Muhammed'iyim, üstünüm. O yüzden Cenab-ı Hak hitap eder. Dervişlere hitap eder. Muhammed'i yolda gidenlere hitap eder. Rüyada da görünür Cenab-ı Hak. Hadislerle sabit. Rüyada görmek haktır. İmam-ı Azam'ın iştahı vardır, fetvası vardır. İmam-ı Maturidi'nin tespiti vardır. Ehl-i Sünnet'in tespiti vardır. Hanefi Maturidi misin? Evet. Hazreti Allah'ın rüyada görüleceğini kabul edeceksin. Kabul edeceksin. İnkar etmeyeceksin.
İmam-ı Azam'ı dinliyorsan, iştahdını, hadisleri kabul ediyorsan, evet kabul edeceksin. Sen Muhammedisin. Cenab-ı Hak sana görünür. Sen Muhammedisin. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi görürsün rüyanda. Rüyanda görürsen gerçekte görmüş gibisindir. Ve hitap eder. Hazreti Muhammed-i Mustafa da sana hitap eder. Rüyanda görürsün. Rüyanda Hazreti Muhammed-i Mustafa'yı da görürsün. Görenler elini kaldırsın. Kadın erkek. Maşallah subhanallah. Maşallah subhanallah. Kaldır elini kaldır. Bununla iftihar ederim. Kaldır elini indirin demedim. Bununla iftihar ederim. Bir üstadın üstadlığı dervişleriyle iftihar etmesidir.
Dervişleriyle. Cenab-ı Hak hamdolsun. Şimdi indirebilirsiniz. Hele ben üstadım demek de olmuyor bu işler. O yüzden görülür rüyada. O görmemiş. Bu zamanda peygamber rüyada görülür mü? Sen görmedin körsün. Görülür. Ha bunun Allah'ı görmüş bunlar rüyalarında. Ha gördük. Ne yapacaksın? Görülür. Hadisle sabit. Mahkemede onu dedim ben. Diyanet kendi bastırdığı kitaptan haberi yok. Koca müftü kendilerinin bastırdığı Diyanet ansiklopedisinden haberi yok. Bütün müftüler, imamlar otursunlar önce bir Diyanet ansiklopedisinden okusunlar.
Bir şeye karşı gelecekleri zaman ondan sonra karşı gelsinler. Haberleri yok. İlahiyatçılar haberi yok. Allah bu zamanda görülür mü? Gelin dedim önümüzdeki ay. Gazemir'e gelin dedim. Ben getireceğim dedim size hadisleri. Siz de getirin dedim. Gelmedi. Üç tane ilahiyatçı. Biri tefsirci, birisi hadisçi, biri fıkıhçı. Nerede? İzmir, üniversite, 9 Eylül üniversitelerinin hocaları. Gelin dedim. E gelmediler. Gelemezler. Çünkü onlarda Beni İsrail öğretisi var. Onlarda Deccalist öğreti var. Sızmışlar içimize.
Allah rüyada görülmez, peygamber rüyada görülmez, rüyayla da amel edilmez. Bitti, gitti. İbrahim aleyhisselam amel etti. İyi, hadi İbrahim amel etti. Hadi Yusuf amel etti. Hadi bir sürü peygamber amel eder. Hadi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem amel etti. Rüyasında gördüler, gördü. Hazreti Ayşe ile nikahı cennette kıyılıyordu. Rüyasında gördü. Hazreti Ayşe ile nikahlandığını rüyasında gördü. Cennette nikahının kıyıldığını gördü. Aldı nikahını. Hadi amel etti. Ezan namazı neyle duyuralım diye kendi kendine düşünüyordu. Birisi geldi rüyasını anlattı. Ama benim dedi sesim bozuktu. Ben okuyamadım. Bilal okudu. Herkes zannetti ki ezanı Bilal rüyasında gördü.
Değil. Okuyan Bilal'di. Radiyallahu anh. Hazreti Ömer de görmüştü. Dedi ki ben de onu aynı şekilde gördüm. Ama edeb ettim dedi. Bir şey diyemedim. Ben de gördüm ya Resulallah. Diyemedim dedi. Hadi ezan rüyayla. Ne yapacaksınız? Allah bizi affetsin. O yüzden salih insanlar salih rüyalar görür. Salih rüyalar peygamberlerin 46 cüzünden bir cüzdür. Yani vahiydir. Ben böyle söyleyince kafeyi kırıyorlar. Kırın kafeyi. Sizi böyle döve döve döve ayetle hadisle döve döve adam edeceğim bunları ben. Onlar bağıracaklar ben buradan geleceğim. Diyeceğim ki hadis bu döve döve bunları adam edeceğim. Onlar diyecekler ki bu adam kafayı kırık deli. Evet deliyim.
Allah delisiyim. Gel akıllandır sen beni. Ne demiş birisi? Bunlar ölülerle konuşuyor demiş. Evet konuşuyoruz. Ne yapacaksın? Evet ne yapacaksın? Ne diyeceksin? Konuşulduğuna değil ben sana bir sürü hadis getireceğim. Ne yapacaksın? Hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuştu. Hem sahabeler konuştu. Hazreti Ömer konuştu. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz konuştu. Hadis var. Hazreti Peygamber Efendimiz konuştu. Hadis var. İyi. Sen konuşamazsın zaten. Neden? İnanmıyorsun ki. İnanmıyorsun. Ölüsüyle de konuş. Dirisiyle de konuş. Evet.
Bu hitap Rabçedir. Rabçe denince bütün varlığın dili var. Sadece insanların dili yok. Biz sadece insanların dili var zannediyoruz. Değil. Varlığın değişik boyutlarında değişik varlıklar var. Bu varlıkların da dili var. Bunların da dillerini anlarsın. Rabçe çünkü. Rabçe. Cinlilerin dili var. O cinlilerin dilini de anlarsın. Rabçe çünkü. Diğer böyle kargacık burgacık değişik tarif edilemez veya makinamsı bildiğimiz robotumsu varlıklar var. Bu dışarıdan baktığımda robotik bir şeymiş gibi geliyor insana. Hani dersin ki ulan robot bunlar. Değil.
Onlar da ayrı varlıklar. Robotik gibi görünen varlıklar var. Onların da dili Rabçe. Sadece insanoğluna bakıyoruz biz. Değil. Cinni taifesi var. Farklı farklı yedi taife cinni var. Onların kendi içlerinde de taifeler var. Onların da dili Rabçe. Birinci kat gökteki melekler var. Onların dili Rabçe. İkinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat. Cennetin melekleri var. Cehennemin melekleri var. Arşalan'ın melekleri var. Kürsünün melekleri var. Lef-i Mahfuz'un melekleri var. Hepsiyle de konuşulur. Kıymetli kardeşler. Hepsiyle de konuşulur. Hepsiyle de hitaplaşılır. Ve hepsinin de dili Rabçedir. Rabça. Evet. Seyr-i sülûk yaşamayan bilmez bunu. Cahildir o zaten.
Çünkü. O cahildir. Sufilik yolunda seyri sülükü olmayan bir kimse cahildir. İstediği kadar kitap ehli olsun. Yani okumuş olsun. Bütün kitapları okumuş olsun. Cahildir o. Neden? Seyr-i sülûk yok çünkü. Hepsi de Rabçedir. Karıncanın dili vardır Rabçedir. Kuşun dili vardır Rabçedir. Balığın dili vardır Rabçedir. Ağacın dili vardır Rabçedir. Şu kuru duvarın dili vardır Rabçedir. Rabçedir. Bu şizofreni değil. Oturursun bugün duvara rabıt edersin. Kim geldi buraya dersin. Bütün resimleri görürsün. Rabçedir. Rabçedir.
Oturursun bakarsın gözünün içine. Kimi görmüş bugün görürsün. Rabçedir. Hatta gözünün içinden onun konuştuklarını da duyarsın. Daha dilerisini söyleyeyim. O kimseye rabıt edersin. Gecenin vaktinde veya gündüzünde ne konuşuyorsa Cenab-ı Hak senin kalbini indirir. Rabçedir. İster arab olsun ister hacam olsun. Bilmem neredeki Fizan'daki dervişin zikrullah sesini duyarsın. Konuştuğunu duyarsın. Rabçedir. Sen inanmazsın bilmezsin bu yolları. Cahilsin sen. Sen yaşamadın ki cahilsin. Cennetlik olan kimseyle de görüşürsün. Rabçedir çünkü. Hitap rabçedir.
Uçuk muhabbet. Uçuk muhabbet kardeş. Uçuk olmayan muhabbeti ne yapayım? Yürüsün gitsin kahvede dedikodu yapsın o. Yürüsün gitsin evde televizyon seyretsin. İşine. Rabçedir. Bu nefis tezkiyesinden geçer. Bu Allah'ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevmekle geçer. Allah'ı seveceksin kardeş. Bu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tam bağlılıkla geçer. Tam bağlılık. Onu gözünün gördüğü her şeyden fazla seveceksin. Hazreti Muhammed dediği anda tüylerin diken diken olacak. Öyle seveceksin onu. Burada bir hadisi var dediğinde esas duruşa geçsen. Hadis sahib miydi ya deyimdi. Yürür en sütünde bozuk, kanında bozuk senin.
Kalbinde bozuk senin. Her şeyin bozuk senin. Yürü git. Kefere bozuntusu. Sen bu konuda hadis var dendiğinde sen esas duruşa geçeceksin. Taharetlenmesini bilmeyen, kıçında bir pançak bilmem neyle dolaşan hadisler üzerinde laf söyleyecek. Evet, sana tecelli etmez o.
Sen eşine küfredersen sana tecelli etmez. Sen çocuğuna tokat vurursan sana tecelli etmez. Sen birine tepeden baktıysan, ha salihin küpesi varmış ya. Bırak ya küpeliden de derviş mi olur derse, sana tecelli etmez. Etmez. Ah sen bu gece uzat ayağını. Ne yapayım ya ben uykuya dayanamıyorum. Sana tecelli etmez. Senin ayağına bir tekme vursunlar da göreyim ben. Uyursa ona uyuyabilirsen. Sana tecelli etmez. Etmez. O ince yürüyenlerin işidir. İnce düşünenlerin işidir. İnce yaşayanların işidir. Kardeş ya sorma. Ya annen tereyağı yapıyor değil mi? Bizim evde hiç tereyağı yok da.
Sana tecelli etmez. Etmez. Biz de yol yürüdük. Bana dedim ki böyle bir şey oluyor. Pazara çıktın mı dedi bana. Çıktım efendim dedim. Domatesin iyisini seçtin mi? Seç dedi bana dedim pazar. Olmaz Mustafa Efendi dedi. Kötüsünü kime satacak onu dedi. O yüzden dedi bu kesiklik. Dikkat et. Attı poşeti adam önüme seç dedi bana domatesi. Domates seçtik biz. Her yer karanlık gecesine. Her yer karanlık. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Her yer karanlık dedim.
Böyle baktı bana. Böyle direkt böyle baktı keskin bir şekilde. Mustafa Efendi domates mi seçtin yoksa dedi. Şimşek çaktı. Dedim bana poşeti attı dedim önüme. Dedi ki seç. Ben de seçtim dedim. Kötüsünü kime satacak dedi. Domatesi seçmek de bu yolda yürünmez oğlum dedi. Pazara gidecek Mustafa Özbağ. Seçecek her şimdi.
Oo acı baba o iş geldi seç. Aman oğlum bana bir şey seçtirme. Biz ağzımın pahını aldık ondan. Sen ne veriyorsan ver. İstediğini ver. Acı baba ne olacak herkes seçiyor. Kardeş biz seçmeyelim ya. Versen. Ver. Sonra kendi kendime diyorum. Ben diyorum domates seçtik başımıza gelene bak diyorum. Millet diyorum deveyi hamudunla götürüyor. Ve maneviyattan bize cidden vuruyor. Deveyi hamudunla götürüyor. Adamın kasası açık. Rüşvet kasaya geliyor boynuna. Gözümün önünde. Bana maneviyat taslıyor. Hazreti Mevlana da böyle. Allah'ım dedim ya Rabbi ya Resulallah. Bu nasıl bir dünya. Olmaz. Olmaz. Seyrisülük olmaz. Olmaz.
Sen eşini tokatla seyrisülük bekle. Olmaz. Sen eşine küfret seyrisülük bekle. Olmaz. Sen eş olarak da boynun devrilsin adam gibi senin. Gelmeyesin hemen. Yollarda trafik kazaları geçirirsin. De. Ondan sonra de ki ya bunlar peygamber efendimizi gördük diyorlar. Yalan söylüyor bunlar. Ben neden görmüyorum? E görmezsin sen. Sen nankörsün. Sen eşine nankörsün. Nereye göreceksin? Kadın erkek. Nankör. Nereden görecek Hazreti Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem? Görmez. Göremez. İnce yaşayanların halidir. İnce. Sen sünneti senye tabi ol. Allah muhafaza eylesin inşallah. O gökleri ve yeri benzeri olmadan yaratandır.
Bir şeyin olmasını dilediği zaman ona sadece ol der. O da hemen oluverir. Bakara 117. Sen dersin ki bu olmaz bu olmaz. Onun ol demesine bakıyor o. Sana ona Rabçe sana gelir. Senin iznine tabi değil. O kendisi onu söyleyecek. Ol diyecek. Yaratan o. Varlığı idare eden o. E o zaman normalde her şey onun elinde. Sen dersin ki ya Salih'in küpesi var ona tecelli etmez. Değil kardeş. Onun elinde o. Onun elinde. Onun küpesiyle dalga geçen el ele bay bay eder. Dergahtan gider. O kalır burada. E sen neredesin? Sen bir dervişte dalga geçeceğim diye uğraşıyorsun.
Haydi güle güle derler sana. Sen kibirlilik yapacağım diye uğraşıyorsun. Tepeden bakacağım diye uğraşıyorsun. Güle güle derler sana. Neden? Yok kardeş. Her şeyi kaldırırlar da kibirliliği kaldıramazlar. Yapma. Allah bizi affetsin. Yetsin. 22.49. 2110'dan devam edeceğiz. Her dem Allah'tan elestü sesi gelir. Cevherlerle arazlar da o sesten var olmaktadır. İnşallah. Buradan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Sürçülisan ettiysek affola. Biraz geciktik. Bu konuda da helal edin inşallah. Helal olsun. Hoş önceden aldıydım bu konuda sizden, hepinizden izin. Dedim bundan sonra ben artık freeyim. Eskisi gibi değilim.
Yaşım oldu. 64. Bundan sonra. Bundan sonra 5 dakika, 10 dakika, yarım saat, 1 saat geç gelmek. Veyahut da işte ne bileyim geç başlamak, erken başlamak. Hepsi de artık benim için serbest. Allah rahmet edilsin. Öyle dedi bana. Demek ki bugünlere hamdolsun görmüş ki bana söylemiş. Sen dedi istediğin zaman sohbet eden. Bana öyle dedi. Ben şeyhimden icazetliyim kardeşler. Şöyle. Sen istediğin zaman sohbet eden, istemediğin zaman etmen. İstediğin yere giden, istemediğin yere gitmen. İstediğini yin, istemediğini yimen. İstediğin yerde yatan, istemediğin yerde yatman. İstediğin zaman uyun, istemediğin zaman uyuman. Onun şivesiyle, tabiriyle söylüyorum.
İstediğinin dersini alın, istediğin dersini verin. İstediğini dergâhtan kovan, istediğini alan içeri. İstediğinin dersini verirsin, istediğini kovarsın dedi. Bunları böyle, daha var sıralı böyle bende bir sürü bana nasihatı. Yani dedim efendim, tam ben dedim 46'lık mıyım dedim. Hah hah ondansın dedi. Hah ondansın Mustafa Efendi dedi. Yani 46'lık. Ben sorumlu değilim arkadaşlar. O yüzden böyle işte 20 dakika geç kaldı. Yorum saatte kalır, bir saatte kalır. Halet rühiyesine bağlı. Delilik derecesine bağlı. O esnada derece yukarı vurdu. Ne olacağı belli değil. O yüzden tekrar hakkınızı helal edin. Arada hatırlatıyorum bunu.
Hani böyle bir şeyhefendinin bana bu konuda icazet verdiğini. Hani sen serbestsin dedi bana. Ben serbestim arkadaşlar. O yüzden tekrar tekrar haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. El-Fatiha. Masra. Amin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.