Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Aralık 2024 · 1:21:29
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikrfâlemennehum, La ilâhî, Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batıl, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilik, hakça yaşayan ve hakkı savunan, batıl, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Rabbim nerede bir Müslüman'a zulmediliyorsa, bir Müslüman'ın kanı, namusu, şerefi, haysiyeti yerlere dökülüyorsa, kim bunları yapıyorsa, Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını alsın, Bu İsrail Yahudilerini batırsın, batıyı batırsın, Doğu Türkistan'a, Filistin'e ve tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin, Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin, korusun inşallah, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah, Ey can bu alemin direği gaflettir, akıllılık, uyanıklık bu dünya için afettir.
Gaflet bir şeyi terk etmek, bir şeyi önemsememek, bir şeyde dikkatsiz davranmak, dalgınlık göstermek, bir şeyde yanılmak, isabet ettirmemek, bir şeyi ihmal etmek. Gaflet kullanıldığı cümlenin içerisine göre, cümlenin içerisine göre, bunlardan daha bunu arttırmamız mümkün, manaya gelen bir söz. Ama dini termoloji olarak bakacak olursak, bir kimsenin kendi nefsinin arzusuna uyması, Veyahut da ayet-i kerimede o heva ve hevesini ilah edineni gördün mü, ayet-i kerimesi mucibince, Heva ve hevesini ilahlaştırmak, ilah etmek.
Bu tabi gafletten daha ileri bir boyutta ama bunu da biz gaflet olarak nitelendirebiliriz. Bir konuda dikkatli davranmamak, uyanık davranmamak ve normalde olması gerektiği yerde olmaması. Şimdi, Hz. Bir, bu alemin direği de gaflettir diyor. Yani şehadet evim, dünya aleminin direği gaflettir. Burada enteresan bir şey var tabi. Normalde tabi biz genelde dini termoloji olarak baktığımızda, yani o kimsenin haramı, helalı dikkat etmeden, normalde hak mıdır, batıl mıdır buna dikkat etmeden, dünyadan gücü yettiğince istifade etme. Yani buradaki Hz. Pir'in demiş olduğu şey bu. Yani o kimse sadece kendi nefsini düşünüyor, sadece kendi heva, hevesini düşünüyor ve kendi nefsinin ve hevasının peşine düşüp, haram, helal tanımadan, varlık, yokluk tanımadan, manada din, diyanet tanımadan, dünyayla alakalı, dünyayı mamur etmekle alakalı gaflet.
Tabi bu böyle olunca, alemin direği hükmüne girince, işte o kimse, bu tip insanlar, tabiri caizse dünyayı mamur ediyorlar. Kendi dünyalıklarını mamur ederlerken, dünyayı da mamur ediyorlar. Bunlar yolun başında kendi dünyalıkları için çıkıyorlar. Hatta haklı gerekçeler de konulabilir buna. İşte ben ne yapıyorsam, çoluğum çocuğum için yapıyorum. Ben ne yapıyorsam, işte eşim için yapıyorum. Ben ne yapıyorsam, işte akrabalarım için yapıyorum. Ama bunları yaparken haramı, helalı tanımama, Kur'an'ın sünneti tanımama, ne bileyim işte zekat müessesesini tanımama, sadaka müessesesini tanımama, Kur'an ve sünnetin ölçülerini tanımama, böylece komple bütün her şeylerini dünyalığın üzerine kurma, dünyalıkla haşir neşir olma.
Şimdi, sufilerde yanlış anlaşılan nokta şu, bu el bize mi kalktı, bir şey mi soracak, anlatayım. Bu tip insanlar, bu dünyalık düşünenler, bu işte hile varmış, bu işte hurda varmış, burada bir sıkıntı varmış, burada hani caiz midir, değil midir, bunlara bakmaksızın, komple dünyayı mamur etmenin üzerine, veyahut da mesela o kimse dünyayı yönetmeye çalışıyor, bütün dünyayı köleleştirmeye çalışıyor, veya bütün ülkesini köleleştirmeye çalışıyor, veya bütün ülkesini bir yerlere peşkeşleşmeye çalışıyor.
Burada hak, hukuk tanımıyor çünkü, din tanımıyor. Bu sadece bireysel insanların üzerinde kurgulanan bir şey değil gaflet. Aynı zamanda devletleri ilgilendiren, sistemleri ilgilendiren, devleti idare eden, siyasetçileri, bürokratları da ilgilendiren bir şey. Şimdi, bu gaflet alemin direğidir deyince, bunlar acımasız bir şekilde, dünya gücünü ve dünya menfaatlerini elde etmek için, her şeyleri yapıyorlar. Dünyayı mamur eden bunlar, dünyayı kirleten de bunlar, dünyayı mamur eden de bunlar, teknolojiyi öne çıkaran da bunlar, o teknolojiyi kötü kullanıp, bütün insanları köleleştiren de bunlar. Bunlar normalde savaş makinelerini üreten bunlar, savaşları da çıkaran bunlar. Ve o savaşların üzerinden, o kanın, gözyaşının üzerinden para kazanıp, toprak kazanıp, dünya imparatorluğu kurmaya çalışanlar da bunlar.
Bu gaflete düşmüş insanlar. O yüzden Hz. Pir diyor ki, gaflet bu alemin direği hükmündedir. Sebep, çünkü bu gaflete düşen insanlar olmamış olsa, normalde şey olarak, dünyayı mamur edecek hiç kimse yok. bir kısım sufiler, bazı şeyleri eksik anlıyorlar. Ve ben sufilik hayatımda bunlarla karşılaştım. Bir kısmı da dünyayla bağlarını kesmişler, dilencilik yapıyorlar. veya bir kısmı dini dilenmek olarak algılamış. Veya sufili, dervişi dilenmek olarak algılamış. Bir kısmı da böyle algılamış. Yani bu ifrat ve tefretin arasında gidiyor.
Oysa Hz. Pir, Mesnevi'nin 980. beytinden sonra, burası benim hoşuma gider çok, dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir. Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa, yaptığı iş soğuk ve ters bir iştir. Bu dünya zindandır. Biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del, kendini kurtar. Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın, dünya değildir. Tekrar buraya okuyorum. Dünya nedir? Allah'tan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kadın, dünya değildir.
Din yolunda sarf etmek üzere kazandığın mala, peygamber ne güzel mal demiştir. Demek ki gaflet neymiş? Allah'ı unutmakmış. Yoksa bir kimsenin çoluğunu, çocuğunu kendini geçindirebilmesi için, bu dünya hayatında kimseye el uç açmadan hayata devam ettirebilmesi için, çalışmak, para kazanmak, ticaret yapmak veya herhangi bir yerde çalışmak, gaflet değilmiş demek ki.
Gaflet ana teması. O zaman ne? Allah'tan uzak olmak. Allah'la bağını kesmek. Allah'la aranda perde oluşması. İşte bir kısım zaman zaman, sufilerin yanıldıkları yer burası olmuş. Onlar dünyayı terk edeceğiz derlerken insanlara el avuç açmışlar, dilencilik yapmışlar. Hatta dilenmeyi de nefis terbiyesi adı altında yapmışlar. Bir gün çünkü Ulu Cami'de yatsı namazını kıldım, çıktım orada dışarı. Birisi böyle beni sakallı görünce, Hacı Efendi bir saniye dedi bana, buyur dedim ondan sonra. Dedi Allah için işte bana bir şeyler ver. Ondan sonra ben dedi, şeyhim beni seyahate çıkardı dedi. Böyle onun böyle sakalıyla dilenmesi çok zor umaydı. Dedim dinin neresinde var dilenmek?
Beni dedi şeyhim seyahate çıkardı. Dedim bak benim dedim şeyhimin şeyhimin şeyhi seyahate çıkmış. Üstad onu seyahate çıkarmış. Ama ona demiş ki, asla hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin. Verirlerse yiyeceksin. Yatacak yer gösterirlerse yatacaksın. Bir bineğe bindirlerse bineceksin. Asla hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin demiş dedim. Bu durdu. Bak dedim, bir üstad, bir müridini seyahate çıkarabilir. Ama onu dedim dilendirmez. Sen dedim yanlış bir yoldasın. İşte ben sana çok dua ederim de işte bana bir şeyler ver de. Nerede senin şeyhin dedim. Samsun'da dedi. Döndürdüm bunun omuzlarından tuttum Samsun'a. Şimdi de ki dedim, efendim ben açım, beni doyur.
Bu böyle baktı şimdi tuhaf tuhaf. Dedim bunu söyle, dilenme dedim. dilenmek yok İslam'dadır. Dedim asla. Bunu dedim, hele sufilikte dedim, halini arz etmek bile yok. Sufi halini arz etmez. Açtır, çorba içmiştir, dudanda kürdan vardır, et yemiş gibi. Ben açım demek yok sufilikte. Bir şeye ihtiyacın olduğunu beyan etmek yok başkasının yanında. Bu gaflet, o kimse Allah'tan uzak çünkü. O Allah'tan uzak. Ne yapacak o? Allah'la bağını kuvvetlendirecek. E şimdi gaflet o zaman ne oldu? Allah'tan uzaklaşan insanlar için geçerli oldu.
Akıllılık, uyanıklık bu dünya için afettir. Bir insanın akıllı olması nedir? O akıl sahipleri ki Allah'a iman ederler. O akıl sahipleri Kur'an ve sünnete tabi olurlar. O akıl sahipleri Kur'an ve sünnete tabi olur. O zaman akıl sahibi kimler? Nur suresi ayet 37. Onlar öyle kişilerdir ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah'ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyar.
Onlar kalplerin ve gözlerin ters döneceği, o günden korkarlar. O zaman akıllı kimse kimmiş? Onlar öyle kimselermiş ki, bu dünyadaki ne bir ticaret, ne bir alışveriş, onları Allah'ı zikretmekten alıkoymazmış. Akıllı kimse odur ki, hem ticaretini yapar, hem alışverişini yapar, hem de Allah'ı zikretmekten geri kalmaz. Akıllı kimse odur, hem evlenir, evlat sahip olur, hem de mal sahip olur, ama Allah'ı zikretmekten geri durmaz. O müminler ki akıllıdırlar. Akıllı kimse dünyayı terk etmez. Dünya sevgisini terk eder. O akıllı kimse, ben evladımı sevmiyorum da demez. Evladını sever, Allah için sever.
Eşini sever, Allah için sever. Arkadaşını sever, Allah için sever. Şeyhini sever, Allah için sever. Allah için sever. O gözünün gördüğü her şeyi sever, ama sevgisi Allah içindir. O sevdikleri, onu Allah'ın zikrinden geri döndürmez. O sevdiklerinden dolayı, Allah'ın zikrini terk etmez. O zaman, bize bu dünyanın sevgisi yasak edildi. Dünya yasaklanmadı bize. Çünkü Müslüman ne diyor? Onlar öyle kişilerdir ki, onlar ne yaparlarmış? Dosdoğru namaz kılarlarmış. Ve Allah'ı dosdoğru zikrederlermiş. Ve aynı zamanda da zekat verirlermiş. Dünyanın sevgisi, alışverişin sevgisi, onları zekat vermekten geri durmaz. Durdurmaz.
Zekat vermek, zengine mahsus bir şeydir. Zengine aittir zekat. Ve bütün Müslümanlara zekat farzdır. Bu şudur. Müslümanlar zekat verebilecek zenginliğe ulaşmak zorundadırlar. İslam tembelliği reddeder. Bir Müslüman dilenci noktasında durmaz. Hatta daha ileri, hadis-i şerife göre, o Müslümanın rızkı, kılıcının ucundadır. Yani cihattır. Çünkü, en hayırlı mal, en hayırlı kazanç, cihattır birinci derecede. İkincisinde ticarettir. Üçüncüsünde sanattır.
Dördüncüsünde ziraattır. Beşincisi hayvancılıktır. Altıncısı kiradır. Gelir açısından fazilet noktasında. En faziletli, birinci derecede cihattan kazanılan ganimetlerdir. Müslümanlar ne zaman cihadı bıraktılar, batılıların elinde köle oldular. Kafirlerin elinde oyuncak oldular. Cihadı terk ettikleri için, cihadı terk ettikleri için, namuslarının bir kıymeti kalmadı. Cihadı terk ettikleri için, topraklarının bir kıymeti kalmadı. Cihadı terk ettikleri için, kanlarının bir kıymeti kalmadı. Cihadı terk ettikleri için, Müslümanların izzet ve şerefleri, kıymet olarak kalmadı.
Biz kendi kendimize izzetten şereften bahsediyoruz. Kendi kendimize bahsediyoruz. Bir batılı nezdinde, bir kafir nezdinde bizim izzet ve şerefimiz yok. Diledikleri zaman, diledikleri yerde soykırım yapıyorlar, katliam yapıyorlar. Ve bütün İslam dünyası bunu seyrediyor. Ve İslam dünyasının bu izzet ve şerefine dokunmuyor. Dün Bosna'da yaptılar bunu. Hala da Bosna'da kayıp Bosnalı Müslümanlar var. Hala da bulunmamış. Öldü mü, ölmedi mi? Kayıp. Nüfustan düşülmemiş. Muhakkak ki onlar cihatta şehit oldular. Ama nüfustan dahi düşülmemiş. Bosna'da bakın, Bosna'da yaklaşık, yani son daha sayı tamamlanmadı. O günün sayısıyla 20.000'in üzerinde sadece Sibraniska'da 9.000 kusur kişi var.
20.000 üzerinde şehit var. Ve tecavüze uğramış kadınlar, tecavüze uğramış kızlar var. Ve bunların hesabı görülmedi. Hesabı görülmemiş bir Bosna katliamı var. Hesabı görülmemiş. Hesabı görülmemiş bir Afganistan katliamı var. Hesabı görülmemiş bir Irak katliamı var. Hesabı görülmemiş Suriye katliamı var. Ve 40 yıldan beri devam eden, 50 yıldan beri devam eden, daha ileri, 100 yıldan beri devam eden, daha ileri, 120-130 yıldan beri devam eden bir Filistin katliamı var. Bunun da hesabı görülmüş değil. O Kuzey Afrika'yı ve Afrika'yı saymıyorum. Doğu Türkistan'ı saymıyorum. Rus bölgelerinde çekilen eziyetleri, yapılan katliamları saymıyorum.
Ve dünya üzerine Müslümanlar 200 yıldan beri ne yazık ki izzet ve şereflerini kaybetmiş vaziyetteler. Bu cihadı terk ettiklerinden dolayı yani artık Müslümanlar akıllarını terk ettiler. Akıllı değiller. Müslümanlar heva ve heveslerine uydular. Müslümanlar heva ve heveslerini ilahlaştırdılar. Müslümanlar kendi nefislerinin derdine düştü. Dünyalık derdine düştü. Adamın kara cumasını biz mübarek cuma yaptık. Batılıların alışverişte kara cuma diye nitelendirdiklerini biz getirdik burada mübarek cuma indirimleri oldu. Bizde böyle oldu. Biz onları dahi uyarken kendi nefsimize uyarladık. Ve Batı'nın o alışveriş çılgınlığını kapitalist sistemin o alışveriş çılgınlığını aldık getirdik içimize yerleştirdik.
Hepimizin şimdi beşer onar yirmişer tane gömleği, beşer onar yirmişer tane kazığı, beşer onar yirmişer tane pantolonu, ceketi, osubusu var. Biz hala da alacağız diye uğraşıyoruz. Ve Müslümanlar bu manada izzet ve şereflerini kaybettiler. Ve akıllılığı kaybettiler çünkü. Asıl akıllılık Kur'an ve sünnete tabi olma. Ona sahip çıkmaydı. Asıl akıllılık haramlardan uzak durmaydı. Biz o akıllılığı terk ettik. Ve Hazreti Pir diyor ki, akıllılık, uyanıklık bu dünya için afettir. Evet siz uyanık olursanız o zaman dünyayı idare etmek isteyenler, dünyayı ütmek isteyenler, sömürmek isteyenler için afetsiniz. Yani hep alay ettiler ya bir lokma bir hırka diye.
Benim ilk dervişlik yıllarımda işte siz bir hırkacı, bir lokmacısınız. Keşke Müslümanlar bir hırka, bir lokmada kalsaydı. Bu tüketim israf çılgınlığına bulaşmamış olsaydı. Keşke Müslümanlar bir lokma, bir hırka felsefesinde durup da teknolojide ilerleseydi. Silah yapımında ilerleseydi. Savaş alet, araç ve gereçlerinde ilerleseydi. Keşke Müslümanlar bir lokma, bir hırka yapsalardı da, araba üretselerdi, tank üretselerdi, uçak üretselerdi, ticaret üretselerdi, fabrika kursalardı. Ama Müslümanlar onu da yapmadılar. Tabii bizde de şöyle bir şey var ya, hep dış düşman var. İç ve dış düşmanlar.
Ya bu içimizdeki düşmanları devlet tespit etsin, boğalım hepsini de ya. Tükürükle boğalım, iç düşman kimse. Desin ya iç düşmanlar şunlar bizim yükselmemizi, bizim teknolojide ileri gitmemize iç düşman şunlar desin. Biz boğalım ya, bunlar yeter ben 63 yaşındayım, 50 yıldan beri bunu dinliyorum ya. Bir türlü bu iç düşmanı halledemedik biz kimse. Dış düşmansa da kimse söylesin. Öyle ya. Yunanistan mı? Bulgaristan mı? Komşu olarak İran mı? Irak mı? Suriye mi? Kim bu? Rusya mı? Azerbaycan mı? Kim dış düşman? NATO ise biz içindeyiz. Asıl düşman o da, onu söyleyemiyor hiç kimse. Asıl düşman batı, söyleyemiyor hiç kimse.
E söyleyin, bilelim, o da yok. Allah bizi affetsin. O yüzden akıllılık dünya için afettir. Gaflet içe, dünya için dünyanın direği hükmündedir. Çünkü gaflette olanlar ancak dünyayı mamur ederler. Akıllılık o alemdendir. Galip gelirse bu alem alçalır. Akıllılık maneviyattan gelir. Ötelerden gelir. Kur'an sünnetten gelir. Ve o alem ifadesi, yani manevi bir alemi işaret eder. Yani dünya ile alakalı değildir bu. Onun tecelliyatı dünyaya'dır. Ama dünya ile alakalı değildir. Maneviyat bu manada şahısların üzerinden dünyaya tecelli eder. Şahısların üzerinden. Maneviyat taşla toprağa tecelli etmez.
Gerekirse eder ama öyle değildir. O zaman buradaki maneviyattan kasıt kişilerin üzerine manevi tecellilerdir. Öyle olunca yani o ilahi tecellilere mazhar olan kimseler bu aleme çok kıymet vermezler. Çünkü manevi alemle haşır neşir olduklarından dolayı dünyevi alemle onlar sevgi noktasında haşır neşir olmazlar. Öyle olunca da dünya onların peşinden koşar.
Aldatmak için koşar. Kandırmak için koşar. Kendine döndürmek için koşar. Dünya onların. Yalvarır onlara. Bazen dervişler böyle rüya anlatırlar yazıyorlar bana. Hani işte rüyalarda genelde kadın suretinde görünür erkeklere dünya. Kadınlara da erkek suretinde görünür. Peşinden koşar onun. O kimse biraz yönünü maneviyata döndürdü mü dünya peşinden koşar. Hemen önüne onun şeytan bir sürü vesveseler getirir. Dünyalığını kaybedeceksin, iflas edeceksin, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın, perişan olacaksın, çoluğun çocuğun seni terk edecek filan. Bunlar normalde nedir? O dünya ile alakalı vesveselerdir. Allah muhafaza eylesin.
Akıllılık galip gelirse bir kimsede, yani Kur'an'a, sünnete bağlılık, manevi aleme bağlılık galip gelirse, o kimsede dünyevi olarak, dünyevi duygular, dünyevi düşünceler alçalır. Aşağı iner. O bitmez. Ama aşağı iner. O yüzden burada bizim sufi anlayışımızda dengede götürülmesi gerekir. Bizim sufilik anlayışımız hem maneviyatı hem de dünyayı dengede götürmektir.
Dünyayı dengede götürmek, dünyayı sevmek, aşık olmak değildir. Biz bu manada dünyayı terk etmeyiz. Neyse işimiz, işimizi yaparız. Çoluğumuzu, çocuğumuzu, etrafımıza faydalı olmaya çalışırız. Çünkü sizin en faydalanınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Çocuklarınızı harcadığınız sadakadandır. Eşlerinize harcadığınız sadakadandır. Bir kadının kocasına yemek pişirmesi sadakadır. Bir erkeğin evine bakması, yiyecek içecek getirmesi sadakadır. Bir babanın çoluğuna, çocuğuna harcadığı her şey sadakadır. Sadakadır. Hatta bir kimse cömertlik yapacağı zaman önce eş ve çocuklarından başla. Birinci derecede cömertlik bir kimsenin eş ve çocuklarındadır. Ondan sonra yakın akrabalarına ve arkadaşlarındadır.
Böyle olunca biz çoluğumuzu, çocuğumuzu, yakın dairemize cömert davranırız. Cömertlik çünkü eşinden ve çocuklarından başlar. Cömertlik arkadaşlarına, dostlarından başlar. Nefis insana, eş ve çocuğuna cömertlik yaptırmaz. Gider dışarıdan dığdığımın dığdısına cömertlik yaptırır. Bir de böyle gösterişe de girdiyse o kimse, hani bak işte Mustafa filanca yere de yardım ediyor. Filan. Ooo. Veya sülaleye de filancaya da yardım etmiş. Ooo. Tamam. Mustafa'ya alkışlayacaklar ya. Sülaleye el pençe ona divan duracak. Kim geliyor? Mustafa Özba geliyor. Filancaya da yardım etmiş, fişmancaya da yardım etmiş. Biz böyle gösteriş bizde, şataat bizde böyle, bizim böyle dürtükler bizi. Adam yazıyor ya, filancanın zekatıdır.
Kendi köyüne göndermiş. Zekat dağıtıyor ya arkadaş. Bursa'dan tekstilci arkadaş. Köyden çıkmış çobanlık yaparken, çobanlık yaptığı köye zekat gönderiyor. Tırın önüne de yazdırmış. Filancanın zekatıdır. Köye gidiyor. Anadolu'ya. Bu yok İslam'da. Sen zekatını dağıtırken, hiç kimseye haber vermeden dağıtacaksın. Hazreti Hasan Efendimiz, gece dağıtırdı sadakaları. Sırtını alır, gece dağıtım yapardı. Birisi öyle dedi ya, neden gece dağıtıyorsunuz? Gündüz dağıtsanız da, herkes görse olmaz mı dedi bize? Ben dedim, Hazreti Hasan Efendimiz, gece dağıtırmış. Biz onun yaptığı yoldan yoruyoruz dedim. Kimse görmesin yaptığımızı dedim. Yani o yardımı alan ailenin de gururunu düşüneceksin.
Onu da düşüneceksin. Etraftaki komşulara, ona filanca vakıf yardım ediyor, dedirttirmeyeceksin. Bizim Allah razı olsun, kardeşler bu konuda çok titizler. Giderler, kapının önüne bırakırlar, zili çalarlar, giderler. Bu kadar. Şimdi bu, aslında çok eski bir adet, gelenek, örf, kültürdür. Bizim medeniyetimiz budur. Biz fukaranın fukaralığını yüzüne çarpmayız. Böyle bir şey yoktur. İslam medeniyeti budur. Ona senin yardım ettiğini hiç kimse bilmez. Bitti. İslam medeniyetidir bu. E tabi bunları biz kaybettik. Allah bizi affetsin. İşte bizim sufilik anlayışımızda, akıllı kimse, dünyasını da, ahiretini de ölçülü götürür.
Ben o yüzden sorarım arada, boş, çalışmayan kimse var mı diye. Neden? Çalışacaksın kardeşim. Benim hiç hoşuma gitmeyen esnaf, saat 9'da dükkan açan, 9.30'da dükkan açandır. İsterse ağzınla kuş tutsun bana o. Esnaf mısın kardeşim? Esnafsın. Sen erkenden dükkanı açacaksın. Orada herkesten önce açacaksın sen. Sufi misin? Evet. Bu yolun adabına, erkanına uyacaksın. Erkenden gideceksin, dükkanını açacaksın. Fabrikada mı çalışıyorsun? Evet. Sen geç kalmayacaksın işine. Sen mesaiden kaytarmayacaksın. Sen memur musun? Evet. Mesaiden kaytarmayacaksın sen. Herkes kaytarıyormuş. Sen kaytarmayacaksın kardeşim. Sen kazancına haram bulaştırmayacaksın.
Sen resmi dairede mi çalışıyorsun? Evet. Sen rüşvet diyemeyeceksin. Senin etrafındaki herkes yiyebilir. Bir mahannesini bulabilir, yiyebilir. Sen yemeyeceksin. Sen bu imzayı ben 3 bin lira karşılığında, 5 bin lira karşılığında atıyorum demeyeceksin. Diyorsan, senin bu yolla işin yok canım kardeşim. Senin bu yolla işin yok. Tarımla uğraşıyorsun değil mi? Evet. Sen bahçeni kazacaksın. Tarlanı süreceksin. Gübre atılacaksa gübreni atacaksın. Sen bir ağaç nasıl meyve vermesi gerekiyorsa, senin ağacın diğerlerinkinden fazla vermeli. Sen öyle bakım yapmalısın. Öyle üzerinde titizlikle durmalısın. Sufi dünyasında da ahiretinde de disiplinidir.
Sufi evinde de disiplinidir. Evine bir şey lazım, evine bakar. Evini çiçek gibi yapar. Kadın da erkek de. Evleri çiçek gibidir. Evleri misgamber kokar. Sufinin evi. Sufinin evinde pislik kokmaz. Başka kokular yoktur. Huzur vardır Sufinin evinde. Sufinin vücudu ekşi ekşi kokmaz. Ter kokmaz. Vücudu tertemizdir onun. Vücudu temizlenmesi gereken yerler temizlenmiştir. Duşunu almıştır. Düp düzgün kokar Sufi. Kadını da erkeği de. Sufi her şeyde titiz ve temizdir. Ve disiplinlidir. Bu ben Sufiyim. Dünyayla işim yok. Saç sakal karışık.
Öyle Sufilik yoktur. Bizim yolumuzda Sufi dilenci gibi de giyinmez. Çok kıyafetin olması şart değil. Temiz giyinirsin, tertipli giyinirsin, düzenli giyinirsin. Sen dişlerin bakımsız, saçın sakalın bakımsız, senin vücudun bakımsız, üstün başın bakımsız. Öyle Sufilik yok. Hırpani bir Sufilik yok. Saçı başı dağılmış, kıyafetleri dağılmış. Böyle bir Sufilik yok. Bizim yolumuz hem dünyayı hem de ahireti dengede götürmektir. O dengeyi kurmak zorundadır Sufi. Ancak akıllı insanlar o dengeyi kurarlar. Akıllı insan. O akıllı insan evinde dengeyi kurar, işinde dengeyi kurar, dergahda dengeyi kurar.
Ailesine zaman ayırır, çocuklarına zaman ayırır. Dergahına da zaman ayırır. Annesine, babasına da zaman ayırır. Etrafına da zaman ayırır. Dengeli götürür, dengeli. O yüzden bizim için denge önemli bir meseledir. Sufinin dengesi yoksa onun Sufiliği de düzgün değildir. Bir gün dersi çeker, iki gün çekmez, beş gün çeker, üç gün bırakır dengesiz. O istikrarı yok onda. Doğru değil. Sufi, Sufi dengelidir. Bir şeyi yıpratmaz. Yıpratmamak için özen gösterir. Özen gösterir. Ya Lütfi kardeş bizim derviş abimiz. Eee? Ya götüreyim arabanın bir tarafını tık tık yaptırayım ya. Nasıl olsa iki tıktıktan para almaz. İyi gittin, bir sefer para almadı.
Şimdi o yol yapıyor. İkinciye bir daha gidiyor. Gene iki tık tık yaptıracak. Gene iki pıt pıt yaptıracak. Yol yapıyor ya şimdi o. Değil, Sufilik bu değil kardeşim. Bu değil. Denge. Sen onu istismar ediyorsun. İstismar ediyorsun. İstismar etme. Sufi her şeyini dengede götürür. Her şeyini. Akıllıdır çünkü. İşte böyle akıllı olunca o öte alemden geliyor o akıllılık. Ve öte alemden geldiği için denge kuruyor. O artık öteyle burasını dengelemiş. Hani ben bazen derim ya orası da burası da aynı. Yani sen her an için manevi düşün. Ve dünyaya da manevi bak.
O zaman dünyaya da manevi bakınca sen haksızlık etme, uğursuzluk etme. Sen yanlış işlere girişme. Evet. Başkasının hakkına tecavüz etme. Sen akıllı insanlardan ol. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden o bir kimsenin kalbi aklıyla dünyevi aklı dengeli yürümesi lazım. Eğer o denge olmazsa o zaman o kimsenin yolu ne yazık ki şaşırır.
Allah muhafaza eylesin. Akıllılık güneştir. Hırs ise buzdur. Akıllılık güneştir. Hırs ise buzdur. Buz güneşi görünce ne olur? Erir gider. Su olur. Hatta buharlaşır gider. O zaman güneşe baktığımızda güneş aynı zamanda ne yapar? Aydınlatır. Aynı zamanda ısıtır. Aynı zamanda bütün bitkiler, meyveler, tabiat güneş ışınlarıyla canlanır. Meyveler olgunlaşır, sebzeler olgunlaşır. Güneş olmazsa bir şeyin olgunlaşması çok zor olur. Bakın çok zor olur. Ben kendim yaşıyorum bunu. Tarasta bir şeyler ekiyorum kendimce. Olmuyor.
Tabii bizim İyidirlilere göre de her şey güneş görmüyor diye. Geliyor muhtar bakıyor. Güneş görmüyor ya ondan böyle oluyor diyor. Yani bahane hazır. Bizim Fatih diyorum. Fatih böyle böyle güneş görmüyor efendim diyor. Tamam. Pes ettim ben de artık bir dahaki seneye bir şey ekmeyeceğim ben. En son Fatih limon ağaçları da dedi ki, dedim bu limonlar limon vermiyor kaç yıldan beri dedim ben. Olsun yeşillik olarak burada dursun dedi. Yani limonu da vermeyecek onlar ama köklüğe de demiyor. Köklüğe dese yerine bir şey isteyeceğim ya ben. Neye ekelim diyeceğim. Yine bunların başına dert olacağım. Bunların başına salça olacağım gene. Olmayacak gene. En iyisi onlar çözümü buldular. Dediler ki bunlar yeşillik olarak burada dursun.
Hem dediler karşı hani pencerelere de engel oluyor. Ondan sonra e tamam yeşillik olarak duruyor. Bir şey gelmiyor. Neden? Güneş görmüyor. İyi inandık tamam güneş görmüyor. Tabii bendeki hırsı bilmiyorlar onlar. Ben tabii Şaban'a bir gün diyeceğim sök bunun üstünü. Güneş gören cam koy üstüne diyeceğim. O zaman ne diyecekler onu bilmiyorum tabii. Bir de diyorum yaşım 63 Mustafa Özbağ. Öleceksin gideceksin olan daha hala da hırs etme diyorum. Ondan sonra boş ver diyorum. Yiyeceğin iki tane domates diyorum. Ama hiç şey yok. Yani hemen domatesi getiriyorlar. Biberi getiriyorlar. Orada bir küçük yer var ya uzakta. Onun da giriş de yasak zaten köye. Bilmiyorum artık.
Nerede muhtar? El kaldır muhtar. Başına ne gelecek bilmiyorum artık. Yani bir Mehmet kesilebilir senin başına. Şimdi güneş olgunlaştırıyor ya bütün meyveyi, sebzeyi. Güneş akıllılıktır. Güneş ilahi rahmettir. Güneş ilmi ilahiden gelen kalibi ilimdir. Öyle olunca o güneş gibidir. Hırs dediğimiz şeyi o durdurur. Yoksa insandaki hırs bitmez. Hırs yok olmaz. Eğer bir kimsenin hırsı aşağılardaysa bunu da unutmayın. Bir not alın kendinize. Kişilik analizi. Bir kimsenin hırsı yoksa uzak durun ondan.
Onunla arkadaşlık etmeyin. Tuhaf size. Sebep o kimsenin hırsı olmadığından dolayı tembeldir. Hırsı olmalı ki bir yerlere ulaşmak için çaba göstermedi. O hırs yönlendirilebilir bir hırs olacak. Yönlendirilebilir. Yani onu o hırsı akıllılığa yönlendireceğiz. O hırsı doğruya, doğru noktada yürümeye yönlendireceğiz. O hırsı mesela Kur'an ve sünnet yolunda çalışmaya yönlendireceğiz. O hırsı helaldan kazanmaya yönlendireceğiz. O hırsı okulu bitirmeye yönlendireceğiz. O hırsı üniversiteye okumaya yönlendireceğiz. O hırsı bir kimse bir iş yapıyor.
O işte başarıya yönlendireceğiz. O kimse de o hırsı olmalı. Bir kimsenin hırsı yoksa başarısızdır o. Başarısız. Sen bu sene bilanço yaptın. Ne kadar kârla kapattın? Yüzde yirmiyle. Sen bir dahaki sene yüzde yirmi beşi, yüzde otuzu, yüzde kırkı hedeflemen lazım. Sen bu sene zakirsin. Bulunduğun yerde kaç kişiyle ders yaptın? Elli kişiyle. Bir dahaki seneye yüz kişiyle yapman lazım dersi. Sen bir mahallede ders yapıyorsun. Bir dahaki seneye iki mahallede, üç mahallede ders yapman lazım. Sen bu sene kaç kişiye dervişliğine sebep oldun? Beş kişiye. Seneye elli kişiyle olman lazım. Sende bu yoksa sen yerinde sayıyorsun.
Yerinde sayıyorsun. Ticaret yapıyorsun. Bu sene ne kadar bir milyon dolarlık iş yapmışsın? Bir dahaki seneye bir buçuk milyon dolara gözünü dikeceksin. Ben bu yıl kaç il yapmışım? Altı il yapmışım, yedi il yapmışım. Bir dahaki sene ben onu on ile çıkarmam lazım. Ben turu kaç ayda bitiriyorum? Dört ayda. Bir dahaki yıla altı ayda bitirmem lazım. Çoğaltmam lazım. Çoğaltmam lazım. Bu manevi hırs. Bu şeyh olma hırsı değil. Kur'an ve sünnet yolunda daha fazla insana hitap etme, daha fazla insana ulaşma. Daha bir kişi daha fazla Allah desin. Bir kişi daha fazla Allah desin.
Allah'ı tanısın. Allah'ı bilsin. Bir kişiyi daha, bir kişi daha cehennemin çukurundan kurtaralım Allah'ın izniyle. Bir kişiyi daha şeytanın midesinden çıkaralım Allah'ın izniyle. Bu hırs olması lazım o kimsede. Bu İslam dünyası bu hırsı kaybetti. 9 milyonluk Yahudi İslam dünyasının içinden geçiyor. Biz koca 85 milyonluk Türkiye'yiz.
Yakında bize saldıracak diyoruz. O bize saldırmadan biz onun boğazını sıkmayı düşünmüyoruz. Hani Selahattin Eyyubi hiç gülmezmiş ya. Dayanamamış veziri. Demiş ki, efendim hiç gülmüyorsunuz. Halk bu yüzden sizden şikayetçi demiş etrafınızdakiler demiş. Siz demiş tebessüm etmiyorsunuz hiç. Dönmüş. Demiş Kudüs gavurların elinde işgal altındayken. Bizde tebessüm etmek demiş. Ar gelir. Onda o şuur olduğu için Kudüs Fatih oldu. Bizde o şuur yok.
Bizde o hırs da yok. Yani birileri işgal etmeye kalksa bunlar bizi daha iyiye idare edebilirler deyip biz teslim bile olabiliriz. Hani birileri Kurtuluş Savaşı'ndan önce İngiliz mandası olmayı kabul etmişler ya. İsmet İnini. Kimisi Amerikan mandasını istemiş. Kimisi İngiliz mandasını istemiş. İstemişler. Şimdi bunlar bizim içimizde yok değil. Osmanlı'daki Sebateistler duruyor içimizde. Osmanlı'daki Rumlar duruyor içimizde. Osmanlı'dan kalan Ermeniler duruyor içimizde. Osmanlı'dan kalan Yahudiler duruyor içimizde. İçimizde bizim vatandaşımız onlar. Bu toprakların insanları ama dost değiller. Dedem anlattı Efe Dedem.
Yunan İzmir'e çıktığında İzmir'deki Rumlar ve bir kısım yerel İzmirliler, yerel İzmirliler, Yunanlılar İzmir'e çıkınca güllerle karşılamışlar. Bayındır'da da yerel Rumlar varmış. Onlar da hazırlık yapmışlar. Hani böyle çelenkler, güller filan. Tabi dedemler baskın basanındır. Dağıtmışlar. Sonra Yunan askeri Bayındır'a istasyona inince bazı yerli Rumlar onları karşılamış. Dedeme dedim ne yaptınız sonra siz? Hani siz ne yaptınız? Hepsini bertaraf ettik dedi teker teker dedi. E dedim buradan hani Rumlar Bayındır'dan dedim kaçmadılar mı?
Kaçacak Rum kalmamıştı o zaman dedi. Bayındır'dan kaçacak Rum bırakmamışlar. Onları böyle bertaraf etmişler. E dedim Yunan askerleri dedi kış dalarından çıkamadılar dedi. O dedi karakol binasından çıkamadılar dedi. Haber aldığımızda dedi çıktıkları anda dedi dışarıda tepeliyorduk dedi. Onlara kim ekmek sattı Bayındır'dan? Kim hayvan et sattı? Kim şeker sattı? Kim pirinç sattı? Kim bulgur sattı yerel halktan? Dedem onlara karşı düşmandı zaten bir kısmını halletmişler. Dedeme birisinden bir şey bahsetsinler. Diyelim ki bir yerden bir kız alıyorlar değil mi? Muhabbet işte anneannem, teyzemler filan böyle muhabbet ediyorlar. Filancanın fişmancasını, fişmancayı istemişler.
Kim o? Soruyor şimdi. Filancanın fişmancasının işte kızını istiyorlar. Dedem duruyor. Bir müddet düşünüyor. Eşek keratılar dediği zaman o kızın, o kızda bir sıkıntı var kızın ailesinde. Bana söylerdi başka kimseye değil. Sonra derdim dede bunlarda ne var? Oğlum onun işte amcaları vardı. Yunan buradayken onlara buğday sattı. Ese onun oldu. Sonra biz onu sıkıştırdık. İşte şu oldu, bu oldu filan. Ama o buğday sattı ya onun amcası. Dedem onu komple silip atıyor sülaleyi. İşte filanca efe diyorlar ya. Soruyorum dedeme.
Filanca. Ne efesi. Çalı efesi o. Yakacaktık biz onu dağda. Kaçtı elimizden. Çalı efesi. Dağda yakacaklarmış onun, kaçmış ellerinden. Sebep? O böyle efeliğe yakışmayacak hareket etmiş. Akıllılık, Kur'an'dan, sünnetten, akıllılık vatan sevgisinden, millet sevgisinden, akıllılık ümmet sevgisinden doğar gelirse, karşısındaki buzu eritir.
Yok, akıllılık, dünyaya karşı hırsı, dünyevi makamlar için, dünyevi mevkiler için, her şeyi mübah görmekse, o akıllılık değil. O heva ve hevesini ilah edinmemek. Allah muhafaza eylesin. Akıllılık sudur. Bu alem kirdir. Akıl sudur. Çünkü su her şeyi besler. Su her şeyi temizler. Su her şeyi pah eder. Su her şeyi tertemiz eder. Su insana ve dünya varlığına hayat verir. Akıllılık sudur. Akıllı bir kimse etrafına hayat verendir. Akıllı bir kimse ölüyü diriltendir.
Kimdir ölü? Allah'ın zikrini unutandır. Kimdir ölü? Heva ve hevesini ilah edinendir. Akıllı kimdir? Akıllı kimse Allah'ı unutmayan, Allah'ı zikredendir. Akıllı kimse aynı zamanda etrafına da Allah'ın zikrini öğütleyip, onların da dirilmesini sağlayan kimsedir. Çünkü su gibidir. O su gibi olunca yağmur gibidir. Su, toprağa normalde ben biberi besleyeceğim, domatesi beslemeyeceğim demez. Ben naneye şifayın, maydanoza olmayacağım demez. Su aynı zamanda tevazudur. Su aynı zamanda adı konulmamış kuvvettir. Su aynı zamanda kahhar ismi şerifini içinde saklar. Su aynı zamanda rahmet ismi şerifini içinde saklar.
O zaman su bu manada hayat veren, temizleyendir. Kullanıldığı yere göre, kullanıldığı yere göre, işlevini yerine getirendir. Yani su başlı başına hikmettir. Yıkılacak yeri yıkar, yapılacak olan yeri yapar. Delincek ye olan yeri deler. Suyu siz tıp tıp tıp tıp damlatın mermeri deler. Su tıp tıp tıp damlatın çeliği deler. Su demiri çelik yapandır. Su aynı zamanda çeliği demire çevirendir. O zaman su nedir? Akıllılıktır. Akıllı kimse etrafına hayat veren kimsedir. Akıllı kimse etrafını temizleyen insandır. Yani onun temizliğine sebep olur. Ve su bu manada nedir?
Tahirdir. Kokusu, rengi bozulmadıysa su mükemmeldir. Kokusu bozulmuş, su gibi kokmuyor. İnsanlar vardır, kokuları bozuktur. Su gibi kokmuyordur. O etrafını temizlemez. O kokar sudur. Hiçbir şey yapılmaz onunla. Onun içindeki necaset fazlalaşmıştır. Onunla abdest alınmaz, onunla gusledilmez. Onunla da patlıcan, biber sulanmaz. Çünkü necasettir. O zaman sunun rengi vardır. Suyun rengi kendine as renktir. İçine giren kabının rengini alır su. Aslında su renksizdir. Akıllı kimse, akıllı kimse renksizdir.
Yani onun için milliyet, onun için ırk, onun için normalde insanların işte acem olması, Türk olması, boşnak olması, Arnavut olması, pomak olması, şu bu olması değil. Onun için mümin olması, onun için insanın insan olması önemlidir. Akıllı kimse odur. Ve o akıllı kimse, o akıllı kimse su gibidir. Berrak su. Su tadında su. Lezzetli. İçtikçe içesin gelir. İçtikçe içesin gelir. Yıkandıkça yıkanasın gelir. Yıkandıkça yıkanasın gelir. Susuz hayat olmaz derler ya. Evet, akıllı insanlar etrafınızda olmazsa siz doğru bir hayat yaşamazsınız. Akıllı kimse senin dostundur.
Düştüğün yerde tutar. Akıllı kimse senin dostundur. Sana nasihat eder. Senin doğru olmayanını sana nasihat ederekten tebliğ eder. Akıllı kimse. Akıllı kimse seni normalde Allah yoluna götürür. Akıllı kimse seni Resulullah yoluna götürür. Akıllı kimse seni dost doğru yolda yürütmeye çalışır. O kimse su gibidir. Onsuz hayat olmaz. Onsuz hayat olmaz. Dünyada hırs ve haset tükremesin diye o alenden akıllılık ancak sızar. Sızıntı haline gelir. Yani bu dünyevi hırslar, bu dünyevi hasetler, bu dünyevi normalde sıkıntılar böyle iyice dünyaya hakim olmasın. İyice dünya hırsı, dünyaya tapınma, normalde iyice insanlar alıp götürmesin diye manevi alemden, manevi alemden akıllılar ve akıllılık yavaş yavaş hiç eksik olmaz.
Peygamberler vefat etti. Son peygamber Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de vefat etti. Bir daha peygamber, nebi, resul herhangi bir kimse gelmeyecek. Ama peygamber varisi olan veliler, mürşitler bunlar eksik olmayacak. Alimler eksik olmayacak. Tabi bu veliler, mürşitler, alim derken ahir zaman alimlerinin şeyhlerini kastetmiyor. Onlar ayrı bir kategori. Gerçekten manevi olarak, icazetli manevi olarak, mürşitli, kesin, sahih olan ve alimli, gerçekten sahih alim olan, yani ahir zaman alimi olmayan, yani böyle işte normalde tam bir Kur'an ve sünneti anlatmayan, korkan, böyle Kur'an ve sünneti tebliğ etmeyen alimler ahir zaman alimi. Cebini düşünen, makamını düşünen, mevkisini düşünen alimler, ahir zaman alimi.
Zalim yöneticilerin peşine takılmış, onların elinde oyuncak olmuş olan alimler, şeyhler, bunlar ahir zaman alimi şeyhi. Bunları kastetmiyorum. Gerçek manada peygamber varisi olan alimler, şeyhler, bunlar akıllı insanlar. Öteden aldıkları ilmi, ilahiden aldıkları bilgiyi, ilmi etrafına aktaran. Ve bunlar sızıntı halinde bakın, gürül gürül gelmiyor. Bunlar da etrafındaki insanlara sızıntı halinde anlatırlar. Gürül gürül anlatınca dervişler bir anda bakarsınız meczup olmuş. Kimisi titriyor, kimisinin ağzı yüzü bozuluyor, kimisi duvara çarpıyor kendini, kimisi değişik şeyler söylüyor. Böyle bunlar dervişlik değil bunlar. Derviş dengeyi kurmuş. Kimisi dervişliği geçim aracı yapmış, kafasına bir sarık üstüne bir cübbe, şeye nillah diyor.
Kimisi zekat toplamaya çıkmış, kapı kapı zekat topluyor. Kimisi dergi satacağım, kitap satacağım diye uğraşıyor. Buna İslami bir mücadele görüyor gibi. Kandırılmış, aldatılmış. Bunlar o değil bizim dediğimiz. Bunlar o manevi alemden işaret alan ve etrafına o işaretleri, o işaretleri aktaran kimse. İşte bu böyle hırs, dünyevi tamahlar kükremesin, komple dünyayı zapturat altına almasın diye onlar buna karşılık akıllı bir şekilde ne yaparlar?
Bunları tebliğ ederler. Gayb aleminden çok sızarsa bu dünyada ne hüner kalır ne ayıp. Yani normalde öte alemden bu sızıntı fazlalaşırsa, buradan gelen o sırlı ilimler, buradan gelen o manevi ilimler bir süzgeçten geçirilmeden insanlara aktarılırsa, bir değişim, denge kuruyor Hazreti Peyer. Eğer böyle de olursa o zaman diyor ne ayıp kalır ne hırs kalır, ne hüner kalır.
Yani onlar hani örneklemek olarak hemen kalbime geleni söyleyeyim. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Ebu Hureyre ile karşılaştı ya bir hurma bahçeliğinde. Dedi ki ey Ebu Hureyre ilk gördüğüne tebliğ et. Kim la ilahe illallah derse cennetlik olur, kurtuluşa erer. Ebu Hureyre dedi ki ya Resulallah buna kimse ben de ben söyleyince buna kimse inanmaz ki. Hemen ayakkabılarını çıkardı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Dedi ki delil olarak benim ayakkabılarımı göster. Delil olarak benim ayakkabılarımı göster. Hurma bahçeliğinden dışarı çıktı. Bakın sahabeler böyle insanlar. Hazreti Ömer Efendimiz de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni aramaya çıkmış gece.
Tabii çıktı Ebu Hureyre ile karşılaştı. Ebu Hureyre radallahu anh Hazretleri emri yerine getirdi. Ey Ömer kim la ilahe illallah derse kurtuluşa erer o ehli cennettir. Ebu Hureyre radallahu anh Hazretleri anlatıyor. Hazreti Ömer Efendimiz böyle onun göğsüne böyle bir vurmuş. Sakın bunu kimseye söyleme demiş. Bu kimin sözü? Vallahi peygamber söyledi diyor. Bak ayakkabıları delil olarak. Nerede diyor Allah Resulü? Hurmalın içinde. Güm Hazreti Ömer Efendimiz de hurmalın içine giriyor. Diyor ki ya Resulallah böyle demişsin. Evet dedim diyor. Kim la ilahe illallah derse kurtuluşa erer. Cennetlik olur. Diyor ki ya Resulallah bunu insanlar duyarsa kimse namaz kılmaz, oruç tutmaz.
Hazreti Ömer Efendimiz de diyor ki ya Ömer la ilahe illallah diyor cennetin kapısıdır. İbadetler de diyor anahtarıdır. Ama başlangıç böyle değil. Dikkat edin buraya. Şimdi akıllılık, akıllılık burada o meseleyi şerh ettiriyor. Onu şerh ettirmek de kaydeden geliyor. Yani o öyle Hazreti Ömer Efendimizin sözü de küstahlığından değil. O da ilmi ilahiden. Meseleyi şerh ettiriyor Cenab-ı Hak. Peygamberine şerh ettiriyor yine. Hazreti Ömer Efendimizin aklına değil. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vahye dayanıyor. O da şerh. Şerh de vahiy. İşte eğer gayt tarafından fütursuz böyle bazı meczup kimseler vardır.
Meczup. Bu meczuplardan din öğrenilmez. Böyle sufiler meczup insanları severler. Sufiliğin içerisinde hoş şeylerdir. Hoş şey. Bunlar lazım mı? Lazım. Sufiliğin rengidir bunlar. Ben meczupları severim örneğin. Çok da değil böyle. Başıma cebelleş olmasınlar. Bir ara biri gidiyor, biri geliyor, biri gidiyor, biri geliyor dedim. Ya Rabbi ben bunlarla mı uğraşacağım içimden? Benim işim ayrı dedim. Bunların işi ayrı. Hu diyen geliyor, hay diyen geliyor. Gidiyor. Kimisi asasından, kimisi bastonundan. Bastonundan vuruyor dükkanın girişinde asayı güm güm bütün herkes bakıyor. Sakallı birisi cübbeli girmiş böyle medrese pasajının içine. Hu. Allah'ım diyorum geldi yine birisi.
Bahırıyor oradan. Şeyh Mustafa Efendi. Bahad'dan geliyorum. Hazreti Geylan'ın sana selamı var. Hu diyor bizim bütün çarşı bana bakıyor. Utanıyorum. Utancımdan yerin dibine giriyorum. Allah'ım bu ne diyorum ya. Giliyor şimdi kocaman cübbe soruk takıyor böyle. Şey değil. Normalde o zamanlar böyle kimse yapmıyor. Sıkı ortalık. Yıl 90. 91. Millet Şeyh Efendi Ulu Camii'de görünce uzaklaşıyor. Uzaktan böyle selam veriyor. Yanına dahi kimse gelmiyor. Değil mi Hüseyin Eka? Şimdi çok seviyorlar. Esnaflar ya arkadaşlar. Olur mu olur belli olmasın yani onunla beraber oldukları. Öyle bir zaman geliyor benim korkum çekintim yok. Geliyor hu.
Hayır geliyor oturuyor. Yiyoruz içiyoruz filan. İşte Geylan Hazretleri senin hakkında şunu dedi. Bu böyle oldu. Şu şöyle oldu. Bütün çarşı sinema seyrediyor bizde. 1-2-3 Ulu Camii'de ayrı, dükkanda ayrı yok olacak gibi değil dedim ya. Ulu Camii'de ayıp söylemesi işte kuşluk namazı kılıyorum. Arkadan sesleniyor. Huuu. Dönüp bakmıyorum ben şimdi. Hay hay hay … bağırıyor şimdi arkadan böyle zikredip. Ben dönüp bakmıyorum şimdi. Ne yapsa dönüp bakmıyorum. Diyorum ki geldi biri daha. En sonunda geliyor şimdi benim tam önüme oturuyor. Yüzün de bana dönüyor. Ben namazı kılıyorum. Böyle bakıyor şimdi. Esselamu Aleyküm Aleyküm Aleyküm … Ben hiç onu görmüyormuş gibi davranıyorum ben.
Bana diyor ki kalk şuradan 7 tane turunadan. Ortada su var ya. 7 tane diyor kurnadan. 3'er yudum su iç. Her 3 yudum da bir. Ne muradın varsa. Niyet et. Allah niyetini verecek dedim diyor. Ben de baktım kalk sen iç dedim. Benim bu dünyada hiçbir niyetim yok dedim. Senin var herhalde dedim. İşini sen o tarafa döndürmüşsün. Kalk dedim iç. Nasıl? Emrediyorum sana kalk dedim. Göreceğim ben de. Bu şimdi gitti. Üç yudum içiyor. Sana niyet ettim. Bağırıyor oradan. Kurtuluş yok. Bütün cami bana bakıyor. O camide görevliler var ya orada kapıda duranlar. Şimdi başladılar bana da el pençe durmaya. Ben çıkıyorum. Hocam hayırlı günler. Ya önceden öyle değildiniz. İki tane meczup bağırdı çağırdı. Bunların tavrı da değişti bana.
Bir de korkuyorlar onlardan. Birisi öyle dedi. Bir tane Erzurumlu vardı orada. Biraz hafiften eri yarı. Bu kitapçılara şeye bakan, medrese pasajına bakan yerde. Hocam bunlar insana zarar verir mi dedi. Verir dedim. Verir dedim. Gerçekten de verir onlar. Onların şeyleri yok ya. Zarar da verir. Zarar verdiğinin farkına da varmaz. Kalbime ses geldi. Buna bir şaplak patlat der. Tabii. Gelir ona bir şaplak patlatır. O da der ki bir hikmet var bunda. Hani var ya bir şaplak vurdu. Kim diye baktı. Öbür şaplak vurdu. Hu dedi gitti. Tabii. Bir de bağırıyor. Dostları namazını kıl diyor. Şaplak patlatıyor adama. Hani o onun için önemli bir şey. Dedim valla vurur bunlar. Bunlar da dedim. Normal değil.
Nasıl dedi. Basıyor. Yarın dedim. Şarap şişesiyle görürsün bunu dedim. Tabii bu şarap şişesini millet hemen içiyor anlıyor. Yok adam eline alır bir şarap şişesi. Al. Bizim bayındırlılarda şeyi ne o? Kekik suyunu rakı şişesinin içine koymuşlar. vermemişler. Ahmet Özbağ'da sende kekik suyu vardır. Var dedim. Ya bir arkadaşa lazım. İyi vereyim dedim ya.
Buluşalım bir yerde dedi. İyi dedim. O zaman Gazcılar'da Akur'un önünde buluşalım dedi. Ben iş yerinden çıkıyor mu? O da iş yerinden çıkıyor. Şey vereceğim. Kekik suyu vereceğim ona. Benim hiç aklımda değil kocaman. Yeni rakı şişesinde kekik suyu. Oradalarda park edecek yer yok. İleri bir yere park edeyim. Elimde rakı şişesi kekik suyu. Geliyor mu? Bu saçını başını yalıyor karşıdan. Ne yapıyorsun diyor bana. Ne oldu dedim ya. Ya elindeki ne dedi. Baktım. Kekik suyu dedim. E dedi rakı şişesi var elinde dedi. Ulan düne kadar içtiğin şeyden şimdi tiksinden dedim. Ya dedi millet görecek. Ulan gören görsün dedim ya.
Allah Allah. Ne yapayım şimdi dedim. Bayındırlılığın. Hancı sarhoş, yolcu sarhoş. En boş şişe, rakı şişesi. Doldurmuşlar kekik sularını. Rakı şişelerini. Önceden öyle getiriyorlardı. Ben kekik suyu getirin diyordum. Mikoli rakı şişesinin içinde kekik suyu. Bildiğin kekik suyu. Rakı şişelerdi bedava ya. Bir de o tekiğin kaynatıldığı yer. Zaten millet içmeye oraya gidiyor. Hancı sarhoş, yolcu sarhoş. Ilıca'da dere kenarında. Dere şırıl şırılakıyor. Orada fırın var. Güveçler fırında. Etler, cızbızlar, kasaplar orada. Tambayındır zaten. Allah Allah. İçmeyen adamı normalde bu adam saf diyor. Zaten içince adam akıllı oluyor orada. Allah bizi affetsin. Velhasıl kelam.
İşte bizim birazdan başka yerlere daha gidecek muhabbet. O yüzden ben buradan geri deneyim. Muhabbete buraya bahsede geri deneyim. Şimdi o manevi alemden böyle ılık ılık, yavaş yavaş gelmeli. O mürşidi kamillerin, mürşidi kamillerde olur o. Mürşidi kamiller dervişlerine yavaş yavaş tatlı tatlı. Hani dünyayı terk ettirmezler. Eş, çoluk, çocuk terk ettirmezler. Yoksa böyle keletirden boşaltır gibi ona boşaltırsan onun sigortayı yakarsın. Dağılır şanzımanı motoru. Bizim Cevdet öyle diyor. Bir şey olunca sentesi kaçmış onun diyor. Değil mi? Düzenli çalışmayınca sentesi kaçıyor değil mi? Evet. O kimsenin de sentesi kaçıyor. dervişlikle, sufiliyle dünyayı dengeli götürecek.
Maneviyattan gelen şeyi de o üstad dengeli dervişlere verecek. Dengeli. Arada böyle bir tebessüm edeceğiniz yani. Anladınız mı? Yoksa komple o tarafa doğru yönelmek yok. Öyle olursa o zaman ne hüner kalırmış ne de ayıp. Allah bizi affetsin. Burada ne de ayıp diyor ya. Artık o kimse böyle öyle maneviyata gark olur. Artık onun gözüne ayıp bir şey görünmez. Burası tehlikelidir. Şimdi buraya açmayacaktım aslında. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün çok ağlar. Ümmetinin günahı için. Bu hadis-i şerif ümit ettiren hadis-i şeriftir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle ağlayıp parlanırken Cenab-ı Hak nida eder.
Ey Muhammed kafanı kaldır bak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri secdeden kalkar bakar. Boğuşluya doğru. Ne görüyorsun? Uçsuz mucaksız derya görüyorum ya Rabbi. Deryaya iyi bak. Deryada ne görüyorsun? Uzakta bir ada görüyorum ya Rabbi. Ey Muhammed adaya iyi bak. Ne görüyorsun? Adada bir ağaç görüyorum ya Rabbi. Ağaca iyi bak. Ağaçta ne gördün? Ağaçta bir küçücük kuş, serçe kuşu gördüm ya Rabbi. Serçe kuşuna iyi bak. Serçe kuşuna iyi baktım ya Rabbi. Ne gördün? Tırnağında bir necaset gördüm ya Rabbi. Ey Muhammed o necasete iyi bak. Baktım ya Rabbi.
Necaset tırnaktan tıbbadık düştü denize. Ne oldu ey Muhammed? Necaset denize düştü ya Rabbi. O necaset benim deryamı kirletebilir mi ey Muhammed? Hayır ya Rabbi. Ümmetinin işlediği günahlar işte o serçe kuşunun tırnağındaki necaset gibidir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri rahatladı. Şimdi bu hadis-i şerif o kimsenin günahını küçük görme yoluna iter. O ayıp görmemeye başlar. Ha diyeceksin ki sen ayıp görüyor musun? Ben bir şey ayıptı değildir bakmıyorum. Adam Bosna'nın göbeğinde döndürüyor, valiz yaptırıyor. Ben diyorum ki tamam bunda da bir hikmet vardır. Bir şey vardır diyor. Ama böyle pervane gibi döndürüyor, valiz yaptırıyor.
Bosna'nın en böyle no cav cav caddesi. Ha yani demek ki bu işler böyle oluyormuş diyorum. Yani bir şey böyle ayretle bakıyorsun. Diyorsun Bosna'da bunu da görmek varmış filan fişman. Tabi o da yani o yapan da Mustafa de. Ben sadece Mustafa'sını biliyorum tabi. Ben de safım ya her Mustafa diyene biraz da eneden mi kaynaklanıyor ne oluyorsa dönüp bakıyorum bana dediler diye. Halbuki bana değilmiş örnek. E şimdi bu öyle tırnağında bir küçücük bir necaset hükmünde olunca onu da öyle görmüyorsun zaten. Diyorsun ki ya tamam hani o necasetin içinde bunun hükmü bile olmaz diyorsun. E bu da o zaman senin normalde ayıp görmeni de farklı bir yöne götürüyor. Sen ayıp da göremiyorsun.
O yüzden burası biraz böyle tehlikeli. Bir kısım sufi kendilerini sufi olarak görenler çok özür dilerim Pavlosvari bir sufilik anlayışına gitmişler. Hani şu anda dünya üzerinde böyle bir akım var. Hani suç olmasaydı ceza da olmayacaktı. O yüzden suç denilen bir şey yok noktasında duruyorlar. Hani cehennemi de gereksiz görüyorlar. Cehennem de yok diyorlar. O yüzden suç olmazsa ceza da olmaz. O zaman suç yok noktasında duruyorlar. Ben onlardan değilim. Allah bizi affetsin. Bu bahsin sonu yoktur. Yani bu Bosna bahsinin de son konuştuğum Bosna bahsinin de sonu yok. Bu bahsin de sonu yok. Yani şimdi bu bahsin sonu yoktur deyince Bosna'ya da ilave etti.
Bosna'nın da defterini kapattı. Zannetmesin hiç kimse. Bosna'nın da defterini kapatmadık. Yani bildiğimiz, yazdığımız, şahit olduğumuz çok şey var. Bunlar da böyle işte zaman, zemin, durum, konum değişirse o zaman da anlatacak olduğumuz şeyler var. Sırrı babadan olsun, Kazım Efendi'den olsun aldığımız notlar var. Hani o yüzden birileri oturup da orada ondan sonra cemaatın en arkasında durup da bizim de Bosna defteri kapandı zannetmesin.
Ben aleniyim böyle. Yani lafı eğip bükmem. O yüzden evet, Mustafa'lar tehlikeli insanlardır. O yüzden gerçekten, yani Hazreti Muhammed-i Mustafa koca bir sistemi değiştirmiş. Yıkmış, yeniden bir sistem kurmuş. Bak yıkmış, yeni bir sistem kurmuş. Ve o Arapların o kadar kati, o kadar böyle inatçı, o kadar değişmez olan bir kavimdir Arap kavmi. Ben her zaman için şunu söylerim. Yani Hazreti Muhammed-i Mustafa, o Arap kavmini İslam ettiyse bütün dünya İslam olur derim. Evet, çünkü en katı, en inatçı, en değişmez böyle dediğim, dedik kavimdir Araplar. Onlar İslam olduysa herkes İslam olur derim. Hatta İslam'ın en büyük delilidir Arapların İslam olması. Gerçekten.
O yüzden Mustafa'lar normal değildir. Etrafınızda bir Mustafa varsa, onu normal gözle bakmayın. O değişik versiyonu vardır onların. O yüzden böyle cemaatin en arkasına gidip orada böyle dursa da, o böyle cemaatin en önünde de dursa, Mustafa Mustafa'dır. Her zaman için tehlikedir. Her zaman için. Böyle bir meczupvari bir hareket olabilir, bir çılgınlık olabilir, böyle bir aksiyon olabilir. O yüzden dikkatli olmakta fayda var. Ahmetler sakindir. Böyle onlar daha böyle sakin, daha böyle mülayimdir. Onlar çılgınlıklarını ve aykırılıklarını içinde saklarlar. Onlar Mustafa'lar gibi eşkari yapmazlar. Onlar içinde böyle saklarlar Ahmetler. O yüzden Ahmetleri uzaktan seyredeceksiniz.
Bak Mehter geldi. Yürüyeceğiz gideceğiz şimdi buradan. El-Fatiha. Selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.