Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 16 Kasım 2024 · 56:52
Euzûbillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftani zikr fâlemennâhu, Lâââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââ savunan, batılı batılı
bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim Siyonist İsrail'i yerli yeksan eylesin. Onların destekçi olan devletlerini de yerli yeksan eylesin. Onları destekleyen şirketleri de yerli yeksan eylesin. Rabbim Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Bütün Ümmet-i Muhammed'e özgürlük nasip eylesin. Rabbim nerede Ümmet-i Muhammed'in hakkını gasp edildiyse, namusu, şerefi, haysiyeti, kanı yerli bir edildiyse hepsinde intikamını Cenab-ı Hak alsın. Amin. 2056'dan devam edeceğiz. Geçen hafta velilerin sözlerinden yumuşak olsun, sert olsun.
Vücudunu örtme. Çünkü o sözler dinin zahiridir. kısmını okumuştuk. Devam ediyoruz. Sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör ki sıcaktan, soğuktan ve cehennem azabından kurtulasın. Onun sıcağı hayatın ilkbaharıdır. Doğruluğun, yakinin ve kulluğun sermayesidir. o veliler, o mürşidi kamiller, sıcak da söylese, soğuk da söylese, hoş gör. Yani, senin nefsinin hoşuna gitmeyebilir, sana sert konuşabilir, veyahut da sana soğuk davranabilir, veyahut da söyledikleri sana soğuk gelebilir. Onlar da kendilerince, kendi halet-i ruhiyelerini yaşarlar ve senin halet-i ruhiyene uygun bir tavır sergilerler.
Kah sana sıcak davranır, kah sana soğuk davranır. Seni terbiye etme maksadıyladır bu. Kah sana sert konuşur, kah sana yumuşak konuşur. Bu senin nefsinle alakalıdır. Yani bunu kalkıp da sen, vay ben şey efendi, şimdi sert konuştu, yok eskisi gibi değil, şimdi soğuk davranıyor, yok işte şu şöyle, şok, şu böyle deyip de, kendi kendine heva ve hevesini ayağa kaldırma. Kendi kendini triplere dağıtma. Sen kendince hatayı kendi nefsinde gör, ve tövbe et. Ve hatanın, kusurunu gör, hatanın, kusurunu bu şekilde örtmeye çalışma. Meydana çıkarıp, onunla yüzleşmeye çalış. Çünkü insan nefsi, kendi hatasını, kusurunu insana göstermez. Hele bu zamanda, Müslümanlar öyle bir hale geldi ki, Müslümanlar, kendi hatasını, kusurunu görmez hale geldi.
Herkes birbirini takip ediyor, birbirinin hatasını, kusurunu takip ediyor. Birbirinin Müslümanlığını takip ediyor. Birbirinin dervişliğini takip ediyor. Birbirinin halini, ahvalini takip ediyor. Dönüp de kendi nefsine bakan çok az. Yani öyle bir tırnak içerisinde, öyle bir hale geldik ki, biz artık bizim dışımızdaki Müslümanların, dervişlerin, bizim bizi ilgilendirmeyen kimselerin, hal, tavır, hareket, onun dine bakışı, onun dini yaşantısı, bunlarla ilgileniyoruz biz.
Bu en büyük yanlışlıklardan birisi bu. Sufi, kendi nefsiyle uğraşacağına, kendi nefsini terbiye etmek için çaba göstereceğine, başkalarının eksik ve noksanlıklarıyla uğraşıyor. Bir başkasının eksik ve noksanlığıyla uğraşan bir kimse, kendi nefsinin eksik ve noksanlıklarını tespit edip, onları terbiye etmesi mümkün değildir. Şeytan insanı buradan aldatır. Bir başkasının eksik ve noksanlıklarını, senin önünde dağ gibi büyütür onları. Vay derviş adam böyle yapar mı der. Oysa sen evde eşine küfrediyorsundur. Çocuklarına kötü davranıyorsundur. Sen etrafında da, aile içerisinde de kötü davranıyorsundur. Bunu görmez senin nefsin. Veya sabah namazına kalktın mı?
Buna bakmaz. Bir başkasının namaz kılıp kılmadığına bakar. Günlük virdini çekmediğini görmez. Başkasının virdini çekip çekmediğine bakmaya çalışır. Hatta öyle dervişler vardır ki, bir başkasının kendince rabıte edip, onun eksiğini, gedini araştırmaya çalışır. Ya otur oturduğun yere kendine rabıte et. Kendi eksiğinin noksanını görsene. Kimin eksiği noksanı bitmiş? Kimin bitmiş ki senin bitecek? Kim hata yapmamış ki sen yapmamış olacaksın? Kim yanlış işlememiş ki sen yanlış işlememiş olacaksın? Kim haram işlememiş de sen işlememiş olacaksın? Yani bu dönemde değil, Adem'den itibaren hiç haram işlemeyen peygamberlerin haricinde insan mı var? Hani bir kadın rejim edilecekmiş ya, çıkarmışlar İsa Aleyhisselam demiş ya, ilk taşıyı hiç günah işlemeyen atsın demiş.
Kimse demiş günah işlemeyen taşı o atsın demiş. Yani sen günahsız mısın? Sen hatasız mısın? Sen yanlışsız mısın ki başkasının hatasıyla, kusuruyla, yanlışıyla ilgileniyorsun? Bu ne yazık ki İslam dünyasının içerisinde yerleşti şimdi. Sen kendi cemaatinin eksikliğinin noksanına bak, onu düzeltmeye çalış. Sen bir başkasının cemaatiyle, cemiyetiyle, tarikatıyla ne uğraşıyorsun? Ölçüyü konuş. Kur'an'ı, sünneti konuş. Nasihat et. Ama ve lakin, sana da bir ölçü konuşulursa, sen de onu kabul et. O yüzden senin üstadın, senin mürşidin sana bir nasihatte bulunuyorsa, sen ona kendini kapatma. Sen onu can kulağıyla dinle, uygula. Dinle, uygula.
Can kulağıyla dinle ve uygula. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin öyle derdi. Kulak verin, omuz vermeyin derdi. Kulak verin, omuz vermeyin derdi. Yani kulakla omuzun arası mesafe kısa ya. Yani omuz verme dedi, gaflete düşme. Sen iyi dinle. O yüzden ama sıcak söyledi, ama soğuk söyledi. Ama sana tavırlı konuştu, ama tavırsız konuştu. Bakın bu mesafevi yazılalı 740-750 yıl olmuş. 750 yıl olmuş. Yani şimdi soğuk konuşmayı bırak. Yani böyle bir selama geç alsan, aleyküm selam desen, o selamımız da alınmıyor. Tak yazıyor. En sonunda kapatacağız telegramı, geçeceğiz. Ne soğuk davranması, birine soğuk davransan dervişliği bırakıp gider.
O rüyayı yazmış ya, hemen anında hiçbir işin gücün yok senin. Anında cevaplayacaksın ona. Altına bir daha yarım saat geçmiş, rüyayı yazmıştım diyor. Bir rüyayı 10 sefer atıyor, 5 sefer atıyor. Gör yani rüyayı. Senin başka işin gücün yok çünkü. Onun emrine amadesin. Nereye soğuk konuşacaksın, nereye sıcak konuşacaksın? Bazen inceden dokunuyoruz ya, hani o uçuyor adam. Şeyhlik bekliyor, halifelik bekliyor. İçeriden dışarıdan. Yazmış adam geçen gün Almanya'dan. İşte şeyh efendi, geleceğim ama şeyhlik, önce oradan başlamış. Ama şeyhlik icazeti, ama halifelik icazeti, ama dervişlik icazeti, icazet almaya gelecek. Ben de yazdım ondan sonra, dedim biz de bu icazetler dedim öyle kolay değil.
Önce dedim rüyamda görmem lazım seni, kaldı. Yani gelse burada emmareye anlatsam ona, desem ki emmareye geçtin mi? O diyecek ki geçtim iyi kaç, başlı canavarı kestin, öldürdün. Anlat diyeceğim nasıl yaptın? Emmareye geçişinin elindeki deliline. Kalacak, dervişlik böyle ucuz zannediyor herkes. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun demiş koca Yunus. E şimdi bir mürşidi kamil soğuk konuşsa, dert, sıcak konuşsa dert. Şeyh efendi Allah'a müdelesin öyle diyordu. Oğlum öte git desek, hani öte git desek, dervişliği bitecek diyordu. Zikruları da terk eder bunlar diyordu. Öte git de diyemiyoruz diyordu. Allah bizi affetsin. Onun sıcağı hayatın ilk baharıdır. Yani normalde onun sıcağı hayatın ilk baharıdır.
Sana böyle çok zormuş gibi gelebilir, sıkıntılıymış gibi gelebilir. O sufilik yolu kolay değildir. Ama her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Ayet-i Kerime'yi de unutmayalım. İnşirah Suresi ayet 6. Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. O yüzden bu yol zorlukları aşma yoludur. Nefisle mücadele etme yoludur. Ve o zorluğun yanında muhakkak kolaylık da vardır. Ve hayat da bundan ibarettir. Kah soğukla karşılaşacaksınız, kah sıcakla, kah iniş yaşayacaksınız, kah çıkış yaşayacaksınız, kah düzü göreceksiniz, düzde koşacaksınız, aldancanız bir çukura basacak ayağınız, düz diyeceksiniz, aldanıp yine bodozlama gideceksiniz. Kah yokuş çıkacaksınız, hayatın zorlukları sizin önünüze gelecek.
Siz böyle nefes nefese kalacaksınız, kah yokuş aşağı ineceksiniz, diyeceksiniz ki yahu bir kolaylık oldu. Dervişlikle hayat da böyle bir şeydir. Dervişlikle hayat dışarıdan böyle farklı bir şey değildir. İnsan hayatı da böyledir. Kah zorluk yaşar insan hayatının bir döneminde, kah kolaylık yaşar. Kah zorluk yaşadığı zaman da etrafındaki sahte eşler, dostlar, çocuklar kaybolur. Senin paranla düşkün, senin makamına düşkün, senin mevkine bakan kimseler bir zorluğa düşünce sen terk ederler seni. Ciddi ciddi terk ederler. Sadece senin etrafında gerçek dostların kalır. Bunun insanın eşi de çocukları da dahildir bunun içine. Herkes için geçerlidir bu. O kah böyle güllük gülistanlıktır, ortalık herkes sana dosttur.
Hiç sıkıntı yok. Sen merhaba desen binlerce merhaba sesi gelir. Düşünce gör derler ya, aynı öyle şeydir, öyledir. Yolda da, dervişlikte de öyledir. Senin böyle şaşalı günlerin olur, herkes senin dostundur, herkesin abisisindir sen. O şaşalı günleri yaşarsın veya halin vaktin yerindedir, 3-5 kişiye 3-5 kuruş bir şeyler yapıyorsundur, herkes alkışlar seni. Sen düşmeye gör, düşünce gerçek dostların kalır etrafında. Düşünce eşin hakikisi kalır. Düşünce çocuğun hakikisi kalır yanında. Düşünce senin gerçek kardeşin kalır yanında. Öyle kandan anne baba bir kardeşi kastetmiyorum bunda. Onlar da dağılır gider, o da kalmaz. Bakın o da kalmaz. İnsan düşmeye görsün çünkü.
Ve düşmeden olgunlaşmaz bir kimse. Düşmeden kemale ermez bir kimse. Tasavvufi olarak düşmeden kemale ermez bir kimse. O düşüşü yaşayacak. İnsanlar ona kötü gözle bakacak, kötü nazarlı yapacak, küçümsecek, horlayacak insanlar onu. İkinci sınıf vatandaş gibi muamelesi görecek. Hatta öyle ki o kimse evinde bile ikinci sınıf vatandaş muamelesi görür. Beyin gerisine eşinin de yerleşir. O ikinci sınıf vatandaştır. Kafası çalışmıyordur. Geri zekalıdır, anlamıyordur, bilmiyordur. Bu adamla neden evlendi ki o? Başka adam mı yoktu evlenmek için? Bu adam böyle mi iş demek ki?
Bunları yaşamayan bir kimse kemale ermez. Yaşayacak, sabredecek, bekleyecek. Çünkü o zorluğun yanında kolaylığının da olduğuna iman edecek. O zoru yaşıyorsun ya ona iman edecek. Diyecek ki bunun kolaylığı da var. Ona iman edecek. Bu karanlık gecenin sabahı var. Ona iman edecek. Ona iman edecek. Bu darlığın genişliği var. Bu sıkıntının felahı. Felaha erileceği zamanı var. Ona iman edecek. Ve içinden yazacak onu. Aptal olmayacak. Kim sıkıntılı zamanında onu terk etti. Yazacak onu tek tek. Unutmayacak onu. Kim sıkıntılı zamanında ona ne dedi. Yazacak onu. Bu yol aptallığı kaldırmaz. İnsanlık aptallığı kaldırmaz.
Sen onu yazmasını bileceksin. Neden? Çünkü mümin odur ki aynı delikten bir daha ısırılmaz. Sen onu tanıcan, bileceksin. Ona göre muamelede bulunacaksın. Onu atmayacaksın, itmeyeceksin. Ama diyeceksin ki bu bir düdükte beni bırakır gider. Bunu biliyorum diyeceksin. Bu diyeceksin bir sıkıntıda bu terk eder gider. Bunu biliyorum diyeceksin. Bu benim eşim. Bir sıkıntıda bana bunu söyler mi? Söyler diyeceksin. Bunu tespit edeceksin. Hayat dersidir bunlar. Hayat dersi. O yüzden Hazreti Pir diyor ki soğuk da gelse sana, sıcak da gelse ve bütün kainat senin mürşidindir. Yaşadığın olaylar senin mürşidindir. Yaşadığın hadiseler senin mürşidindir.
Yağan yağmur senin mürşidindir. Esen rüzgar senin mürşidindir. Denizin kenarında vuran dalga şak şak senin mürşidindir. Düşen yaprak senin mürşidindir. Her şey senin mürşidindir. Çünkü her şey sana bir şey öğretmek için tecelli eder. Gerçek mürşid çünkü Allah'tır Celle Celaluhu. Mürşidinin üstündeki mürşid Hazreti Muhammed Mustafa, onun üstündeki mürşid de Hazreti Allah'tır. Ve doğanın bütün olayları, tabiatın bütün kanunları sana bir şey öğretir. O yüzden seni satan kimseye de bak, onu da hor görme. De ki bu da bununla görevlendirilmiş. Beni bir daha satar mı? Satar. Çünkü o satmakla görevli insanların arasında. Ne yaptı İbrahim Aleyhisselam? Mısır'a göçtü. Nereden? Urfa'dan.
Mısır'a göçtükten sonra Cenab-ı Hak ona yine eş verdi, evlat verdi. Ona yeniden mal verdi, mülk verdi, sayısız hayvanlar verdi. Sayısız. O hani Cebrail Aleyhisselam geldi ya imtihan etme. Bir sefer Allah dersen bütün malı mülkü veririm. İkinci seferde şu kadar veririm, üçüncü seferde ben sana kölle olurum deyince evet dedi, bu senin dostunmuş ya Rabbi dedi Cebrail Aleyhisselam. Bunların hepsini de Mısır'da buldu İbrahim Aleyhisselam. İbrahim Aleyhisselam. Urfa'da değil. Ne yaptı? Mancılığının kesen kimse geldi bir gün kapıya. Bu kıssa çok hoşuma gider benim. Bu kıssa benim çok hoşuma gider. Sebebi de şudur. Benim ipimi kesen bir gün benim önüme gelir çünkü. Hayatım boyunca bunu yaşamışımdır.
geldi kapıya İbrahim Aleyhisselam ona hizmet etti, yedirdi, içirdi, kıyafetlerini aldı, dikti, yıkadı, yeni kıyafet verdi kendisine. Bir gün, iki gün, üç gün dayanamadı. Dedi İbrahim, beni tanıdın mı dedi. Evet dedi. Ben kimim dedi. Urfa'da benim kapı karşı komşumdun dedi. Mancılığımı kesen demedi. İpimi kesensin demedi. Terbiyeye bak. Dedi ki kapı karşı komşumdun. E dedi ki ben senin ipini kestim ya dedi. Çünkü Nemrut ateşi yaktırdı, mancılığı hazırlattı. Aylarca çevrede ne kadar odun yanacak ne varsa topladılar. Kocaman bir çukur yaptılar.
Dağ gibi odunları, ondan sonra çer, çöp ne varsa topladılar. Mancılığı da hazırladılar. Nemrut bütün hepsini de topladı oraya herkesi. Herkesi topladı oraya. Dedi ki seyredin. Hani İbrahim'i nasıl ateşe atıyorum. İlahlık taslayacak ya. O bölgelerin insanları, bakın ilk kan Irak'ta, Kerbela tarafında döküldü. Hazreti Adem'in oğlu.
Böyle o bölgede hep böyle peygamberler yaşamış ya. O peygamberlerin arkasında duranlar olmuş, durmayanlar olmuş. O bölge insanlığın başlangıç tarihi ya. Başladığı yer. Hep kargaşa yaşamışlar. Ve bütün, nereye bir kimse büyük imparatorluk kurarsa kursun, eğer Orta Doğu'ya hakim olmadıysa bütün herkesin imparatorluğu yıkılmış. Enteresan bir şeydir. Anadolu'ya ve Orta Doğu'ya hakim olan kim ise dünyanın imparatoru odur. Kenara yazın. İbrahim Aleyhisselam demiş, kapı karşı komşumdun. Demiş, ey İbrahim, senin demiş ipini ben kestim ya. Böyle bakmış. Allah izin vermeseydi, sen onu da yapamazdın demiş. Allah izin verdi de yaptın.
İbrahim ahlaklı olmak. İpini kesene ipini kesti gibi görmeyeceksin. Ama yazcan İbrahim unutmadı onu. Ne yaptığını biliyor. O yüzden bir velinin sıcağı ilkbahardır. O doğruluğun, yakinin, kulluğun sermayesidir. O sana doğruluğu öğretir. O sana kulluğu öğretir. O sana iyiliği öğretir. O yüzden o iyiliği ve doğruyu öğrettiği için ona sabret, itaat et. Hep böyle el bebek, gül bebek olmaz derviştik. Öğretecek ya sana. Kah sert davranacak, kah yumuşak davranacak. Kah soğuk davranacak, kah sıcak davranacak. Senin konumuna, durumuna göre davranacak.
Eğitim onu gerektiriyor çünkü. Normalde hoşumuza gitmeyen, dünya üzerinde çok şeyler, hayatın içerisinde çok şeyler olabilir. Neler yaşanır neler. Ama ne yapacaksın? Sen ona sabredeceksin. Ve sen o eğitimi tamamlamaya gayret edeceksin. Ben bazen derim ya, işte 18 yıl Şeyh Efendi'nin bizzatihi yanında kaldık. Hep el bebek, gül bebek değildi. Değildi. Soğuk davrandığı zamanlar doldu. Konuşmadığı zamanlar doldu. Dedim efendim ne oldu? Yok bir şey. Var bir şey efendim dedim. Yalnız zaman. Var bir şey efendim dedim. Yok diyorum ya dedi. Allah'ım dedim. Sonra yaklaştım biraz daha. Efendim ne olduğunu bileyim dedim. Sonra söyledi böyle böyle böyle telefon açtılar böyle böyle dedi.
Bir şey söyleyebilir miyim dedim. Tabii dedim. Efendim yüzleşmeye hazırım dedim. Lanetleşmeye de hazırım. Böyle bir şeyin olmadığına dair. İstiyorsanız dedim hemen Bursa'ya telefon açayım. Alıp getirsinler hepsini birden. Yolda yürüyoruz. Ödemişler. Durdu. Böyle baktı bana. Oğlum ben o kadar dedim dedi. Mustafa Efendi böyle bir şey yapmaz dedim dedi. Efendim dedim. Yapmadığıma dair her türlü lanetleşmeye de hazırım. Her türlü yüzleşmeye de hazırım. Allah Allah. Bunu konuşacak derviş. Bunda da bir sıkıntı yok. Yalnız kaldığında efendim var mı bir şey diyecek? Söyleyecek. Öyle bir tavırla karşı karşıyasın. Tavırı normalde anlatmazsan, söylemezsen sanki sen o suçu işlemişsin gibi olur.
Söyledim. Dedim böyle böyle. Allah Allah. Bu insanlar ne dedikodu yapıyorlar böyle dedi. Ben sustum. Tuttuk elimden el ele yürüyoruz ödemişler. Mustafa Efendi oğlum dedi. İnsanlar dedikodu eder, gıybet eder, şu ne eder, bu ne eder. Tamam iyi eder. Ediyorlar. Meram'ın anlatacak. O soğuksa diyecek ya efendim ne oldu? Le? Ya onun sıcağı sana cehennem ateşi gibi gelmesin. Söyle ne oldu de. Soğuk sıcak. Bir değişiklik var sonuçta. Onu kendi nefsine sor. Ondan sonra git üstadına da sor. Ne oldu de. Bunda bir sıkıntı yok. Hoş benim Allah affetsin. Soğuğumu sıcağımı anlayamaz genelde dervişler. Ne? Ben işten yanmalı motor gibiyimdir. Ben birine buz gibi soğurum hiç fark etmez o.
Hatta etrafına der ki o kadar yakınız ki de. İyi tiyatrocuyumdur. Saklamıyorum kendimi. Ona demişimdir ama bak şunu yapma yapmıştır. Yapma yapmıştır. Yapma yapmıştır. Tamam. Üç seferdir hakkı. Bitiririm ben onu kendi kafamda. Ona bir daha bir iş de söylemem. Bunları hep açık açık söylüyorum zaten. O yüzden bir kimse sıcağı da soğuk da yaşasa üstadının dizinin dibinden ayrılmayacak. Soğuk da sıcak da yaşasa bu benim kendi ölçüm. Üstadının sözüne bakacak. Dervişin yanıldığı yer orasıdır. Üstadının sözüne bakmaz. Bir yerde program olacak.
Orada program olurken işte şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Böyle bakıyor mu? Birkaç kişi böyle işte ben böyle şöyle yapın diyorum. O koşuyor. Zakirine söylüyor. Abisine söylüyor yani. Bir daha bir şey söyledim. Abine mi soracaksın dedim. Böyle baktı. Senin abini de bu dergahtan sipittirir atarım, seni de atarım dedim. Kaldı şimdi. Anlamadın herhalde dedim. Senin abini de bu dergahtan sipittirir atarım, seni de atarım dedim. Sonra söylüyor. Bize böyle talimat vermişti diyor. Bir üstad, Harun'a dedim ki, Harun hamuda kalkaraktan Yasin-i Şerif okuyacaksın dedim değil mi?
Harun kalktı, Nuriye içinden dedi ki, ben bir Nuri abiye bunu danışayım. Harun şaşır. Harun'un istikameti bozulmuş. Harun'un dervişliği de bozulmuş. Birine bir şey söyledin. Zakir ablası var ya, bir ona danışacak. Birine bir şey söyledin. Zakir abisi var ya, ona danışacak. İstikameti şaşırmış onun. Şaşır. Üstadın söylediği senin nefsine ağır gelebilir. Sen ona gidip başkasına söylemeyeceksin. Onu gidip de şey, sen zakirine ona danışmayacaksın. Sana çok ağır bir şey de söyleyebilir. Sen ona gidip başkasına danışmayacaksın.
Sen ona gidip zakirine de danışmayacaksın. Sen ona itaat edeceksin. Soğuğu da yaşayacaksın, sıcağı da yaşayacaksın. İnişi de yaşayacaksın, yokuşu da yaşayacaksın. Senin gözünde şirk olmayacak. Şirk ne? İkilik. Bir dergahta üstad bir tanedir, iki değildir. Biz peygamber olarak Hazreti Muhammed Mustafa'nın peygamberliğine iman ettik. Diğer peygamberlerin peygamberlerin peygamberliklerine de iman ettik. Ama biz Muhammed Mustafa'ya uymak zorundayız. İsa'ya değil. Musa Aleyhisselam'a değil, İsa Aleyhisselam'a değil, İbrahim Aleyhisselam'a değil. Ya biz Muhammed Mustafa'nın ümmetiyiz. Allah affetsin, öyle bir zirve yaşayın ki bunu isterim. Diğer peygamberler size bir şey söylediğinde gözünüz Muhammed Mustafa'da olsun.
O size işaret ederse, yapın onu. O işaret etmezse, ben Muhammed ümmetiyim, benim peygamberim duruyor orada deyin. Bu işin zirvesidir. Bakın bu işin manevi zirvesidir. Pir efendiler toplanmış. Senin pirin kim? Örneğin Geylana Hazretleri, örneğin Rufay Hazretleri, örneğin Hazreti Mevlana. Örneğin yedi tane pirin, yedisi de senin pirin. Sekizincisi sana bir şey söylüyor. Sen o yedi tanenin içinden bir işaret bekle. O yedi tanenin içinden bir tanesi seni sahiplenmiştir zaten. Senin manen pirin odur.
Kim? Geylana Hazretleri. Sen onun gözünün içine bak. O işaret verirse yürü. O işaret vermezse yürüme. Aldanırsın. Sen dergan bir tane üstad olur, ikincisi olmaz. Abisi olur, zakir olur, nakip olur, nügabbası olur, halifesi olur. Sen üstadına bak. Ahmet'in, Mehmet'in sözüne deyin. O yüzden bu insanda şaşırlık yapar. Rabbim korusun. Bir kimse, bunu neden anlattım? Üstad ona soğuk davranır. Üstad ona yokuş gelir. Nefis onu zakirin yanına gönderir. Nefis onu ahabinin yanına götürür.
Nefis onu x kimsenin yanına götürür. O ne derse o der. Aa! Neden? Üstad ona çünkü soğuk davrandı ya. Üstad onu eleştirdi. Veyahut da üstad ona bir söz söyledi. Ey o zaman ne yapalım? Yani İsmail abi bize daha sıcak gelsin. Biz İsmail abinin yanına dolaşalım. İsmail abi ne derse ona bakalım. Koşturalım İsmail abinin peşinde. Pervane dönelim. Aman İsmail abi yan yattı. Çamura battı. Aman İsmail abi yanıyor İsmail abi. İsmail abi önemli onun için. Şeyhin o sana çünkü soğuk değil mi? O sana uzak çünkü. Veyahut da o sana bir tavır koydu.
Şey söyledi. Ah! İsmail'in de hoşuna gitti. Önce bana bakacaksınız. Önce benden geçtiniz. Bunlar dervişliğimizde yaşadığımız şeyler. Bunlardan örnekliyorum size. Bizden izin almadan Şeyh Efendi'yi aramayın. Bizden izin almadan üstada gitmeyin. Dervişliğimizde yaşadığımız şeyler bunlar bizim. Allah Allah. Neden? Şeyh Efendi rahatsız olmasın. Siz rahatsız etmeyin. Böyle mi diyor sizin zakiriniz diyorum ben. Böyle diyoruz. Biz böyle davranırız diyoruz. Zakire diyorum. Neden böyle davranıyorsun sen? Bak arkadaşlar böyle böyle diyorlar. Sen kendini nazara vermişsin burada. Kendini aktap kabul ettirmişsin. Sen neden böyle yaptın? Böyle bakıyor bana. Bursa'da öyle değil mi diyor.
Değil diyorum ben. Bursa'da öyle değil. Şeyh Efendi'nin emri olursa kimse Mustafa Efendi beni aramasın. Çıkar derse söylerim. Yoksa Şeyh Efendi'yi aramak için kimsenin benden müsaadesi gerek yok. Aa! Diyorsun bak. Bu arkadaşlar seni şeyhinin yerine koymuş. Şimdi bakın o kimseler bir şeyhe intisap edemediler. Şeyh Efendi'den kalan zakirlerde duruyorlar. Neden? Çünkü onlar zakirlerini Şeyh Efendi'nin zamanında şeyh edinmişlerdi. Zakirlerini Şeyh Efendi'nin zamanında şeyh edindiklerinden dolayı kaldılar öyle. Mehdi'yi bekliyorlar. Hani bu hadisler ne oldu?
Her devirde vardı. Sizde neden yok? Siz zakirlerinizi şeyh ettiniz çünkü. Sizin de nefsinizde tatlı geldi. O kimsede abilik yaptı, zakirlik yaptı, yedik, içtik, oh hoş, muhabbet yaptık. O birine demedi sen sabah namazına kalktın mı, kalkmadın mı? O dedi abi ya sabah namazına kalkamadım. Olur böyle şeyler. Allah'ı muhafet abi. Yürü devam et. E Şeyh'e gitse diyecek yavrum hadi bir gün kalkamadın, iki gün kalkamadın. Sabah namazına kalkmayan dervişten derviş mi olurmuş? Devrilmiş olur, başka bir şey olmaz. Kalk sabah namazına. Nasıl? Bas be. Ya bugün tevhidi çekemedim ben.
Tevhidi çekemeyenden derviş mi olurmuş? Şeyhin diyeceği bu. Ama İsmail abisi bir şey demez ona. İsmail abisi onu tolere eder. Gel abicim mi istedin? Olur böyle şeyler. Biz de zamanımızda çekemedik. Lan sen şimdiden çekemiyorsun. Ne zamanı? Ne aldı diyorsun dervişi? De ki ben de çekemedim bugün. Ben de yapamadım. O zaman bizde bir hastalık var. O zaman bizde şaşılık var. Biz üstadın soğukluğunu anlayamamışız. Hep beraber gidelim tövbe edelim önünde. Diyelim ki tövbe etmeye geldik. Allah'a tövbe ediyoruz. Habibinin yolunda biz düzgün durmadık. Tövbe ediyoruz. Biz üstadın yolunda düzgün durmadık.
Tövbe ediyoruz. Nefsimizi oyduk. Kendimizi bir şey zannettik. Bu ağır. Üstad böyle konuşunca ona rampa yap. Kendine böyle küçük bir alan oluştur. Dervişi zakiri. Neden? Soğuk çünkü. Oysa Hazreti Pir diyor ki can bahçeleri onun sözleriyle diridir. Senin gönül bahçen dirilecekse o velinin, o mürşidin, o üstadın sözüyle dirilir.
Onunla ihya olunur. O senin gönlüne can suyu dökecek. O senin gönlüne can pınarları akıtacak. Ama kızacak, hiddetlenecek ama yumuşak konuşacak. Ama rüzgar soğuk etecek ama sıcak etecek. Bu senin faydana. Eğer senden tebliğ için ücret almıyorsa, senden bir maddi faydası yok ise, akşam ekmeği senden gelmiyorsa, böyle bir korku yaşamıyorsa, ki bir mürşidi kamilin böyle korkusu yoktur.
Varsa mürşidi kamil değildir, o sana doğruyu anlatmaz. Öbür türlü onun sana sohbeti senin gönül bahçene dirilik getirir. Onun sohbeti senin gönül deryana canlılık getirir. Onun sohbeti senin gönlündeki damlanı derya yapar. Başkasının sohbeti, sözü derya gibi görünür damla değildir.
Serap misali sen habire koşarsın, ulaşamazsın bir damla suya. Ama senin mürşidi kamilin, senin tabi olduğun Allah dostu, senin gönlündeki damlayı derya haline getirir, coşturur. Gönül denizi bu cevherlerle doludur. Çünkü o velinin, o mürşidi kamilin gönül denizi cevherlerle doludur. Ve sana uygun olan cevher, o gönül deryasından sana nakşedilir.
Sana uygun, sana lazım olan sohbet oradan gelir, senin kalbine akar, yerleşir. Sen dersin ki, evet ya bu sohbet banaydı. Tam benim düştüğüm hataları anlatıyor. Bizde şöyle bir anlayış vardır. Şeyh kızmaz, şeyh sert değildir. Şeyh değil, muhallebe anlatıyorlar. Allah Allah. Hz. Peygamber kızdı da, sallallahu aleyhi ve sellem. Hz. Peygamber sert de davrandı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuşmadı. Ve konuşma yasağı da koydu. Hatta selamlaşma yasağı da koydu. Dedi ki, bu kardeşlerinizle kimse selamlaşmayacak. Kimse bunlarla konuşmayacak.
Neden? Bunlar çünkü cihada gelmediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiddetlendiğinde damarları çıkardı dışarı. Öyle hiddetlenirdi. Bizim tanıdığımız peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle bazılarının tanıdığı peygamber arasında fark var. Tekrar söylüyorum. Hurmalıklarından dolayı cihada çıkmayan sahabelere selamı sabahı kestirdi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Dedi ki, bunlarla hiç kimse selamlaşmayacak. Onlar sabah oldu, selam verdiler. Dediler ki, selama alan yok hiç kimse. Nasıl bu halden çıktılar sahabeler? Gittiler şeyde, Medine münevverede sıcak gören, en sıcak bir yere direk koydular, direğe bağladılar kendilerini.
Nefislerini terbiye etmek için. Kızılacak olanı kızılacak. Dövülecek olanı dövülecek. Soğuk davranılacak olanı soğuk davranılacak. Hakikat bu çünkü. Bu hikmet bu. Herkese el bebek gül bebek değil. Eğer gönlün bahçesinden cüzi bir zevk ve hal eksilse, aklı başında olan kişinin gönlünü binlerce gangapladı. Eğer senin gönlünden bir tecelliyat eksildiyse, eğer senin gönlünde bir eksiklik zuhur ediyorsa, sen sabah namazına kalkamıyorsan, sen dersini çekmekte zorluk çekiyorsan, sen yaşadığın halleri yaşamıyorsan, sen daha önce gördüğün rüyaları göremiyorsan,
sen daha önce kabrin başına gittin de, esselamu aleyke ya ehli kubur dedin de, ve aleyküm selam denmiyorsa sana, o zaman sende eksiklik var. Aklını başına al, aklını başına almış olsan senin gönlün gam kaplar. Senin aklın başında olmuş olsa, üstad sana soğuk davrandıysa, senin gönlün gamdan geçilmez. Eğer üstad sana sıcak davranmıyorsa, senin gönlün kan revan olması lazım. Sen başı kesilmiş kuşlar gibi tırpınman lazım ortalıkta. Tırpındıkça kendi kanında, kendi kanından kendin geçmen lazım. Yok öyle değilse, sen iyice gaflete daldın. Senin zahirin üstada bağlı, batının değil.
Senin zahirin bağlı. Hani o çığına benziyor, denizde fırtınaya kapılmışlar, ayeti kerime öyle bize söylüyor. Allah'a yalvarırlar, yakarırlar diyor. Fırtınadan kurtulunca da Allah'ı unuturlar. Allah'ı unutmuşsun sen. Sen peygamberi unutmuşsun sallallahu aleyhi ve sellem'i. Sen üstadı unutmuşsun, yolu unutmuşsun. Sen gaflete düşmüşsün. Sen acize düşmüşsün. Sen nefse düşmüşsün. Sen daha kendi kendine ben iyiyim diye cak atıyorsun. Sen iyiyim diyorsun, etrafına da cak atıyorsun. Dervişlik taslıyorsun etrafına. Senin derviş olmadığını biliyoruz biz, manevi olarak. Bilmiyor değiliz. Bilmiyor değiliz.
Zikir halakasından da düşmeyesin diye tutuyorsun. Sen kendini bir şey zannetme. Aklını başına al. Aklını başına al. Senin gönlün kan deryası olması lazım. Senin gönlün gam deryası olması lazım. Gam. Sebep. Çünkü o yaşadığın hali yaşamıyorsun. O zevki tatmıyorsun bir daha. O hali yaşamıyorsun. Hani yanılmış, yenilmiş bir kızı, bir gün dünürcü gelmiş ya. Hani diyor ya kızdı annesine. Anne hadi o meseleyi anlatsana. Sen hala daha on yıl önce gördüğün hali anlatacağım diye uğraşıyorsun. Onunla unuyorsun. Geç kardeşim geç. Dün dünde kaldı. Bugün yeni şeyler söylemek lazım demiş. Hazreti Bir.
10 yıl önceki rüyayla unma. Sen dün gece ne gördün? Dün gece kiminleydin onu söyle bana. Dün gece kiminleydin onu söyle bana. Dün gece kiminleydin? Bak. Halini gör. Bana bir gün öncesinden bahsetme. Dün gece kiminleydin? Bana üç gün öncesinden bahsetme. Dün gece kiminleydin? Onu söyle bana. Çünkü dün dünde kaldı. 10 yıl önce bir rüya gördürdün. Kardeş 10 yılda dünya sayısız kuruldu, yıkıldı. Sen dün gece ne söyledin, ne gördün? Onu anlat bana. Eğer ki bunu söylemiyorsan, bunu diyemiyorsan o zaman senin gönlündeki eksiklikten senin haberin var. Telafi etmeye gücün yok.
Ya da sen o kadar şaşılaştın, o kadar körleştin ki gönlündeki eksiklikten de haberin yok. Habersizsin. Ben de biliyordum şeyhimi. Efendim İzmir'e ne zaman geleceksiniz? Şu gün geleceğiz Mustafa Efendi. Yoktu telefon. Telefon yoktu. Kim rüyasında görürse İzmir garajına o geliyordu. Bir Aliksan geliyordu, bir Mustafa Özbağ geliyordu. Aliksan da her zaman gelmiyordu. Herkesin kocaman hal dervişi diye bildiği kimse bir sefer mi, iki sefer mi ne geldi? Bir akşam geldi, bir sabah geldi. Dervişlik oydu.
Dervişlik oydu. Dün gece kiminleydin onu söyle bana. Dervişlik bu. Sabah kiminleydin? Dervişlik bu. Dervişlik bu. Benim bildiğim dervişlik bu. Benim bildiğim dervişlik de kalmadı zaten. Ve gönlünde bu eksiklik var ise, gönlündeki eksikliği anlattık. Bunun normalde ilacı, bunun ilacı, gönüldeki eksikliğin ilacı tövbe ve zikirdir. Hadis-i şerifte, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, müminin kalbi zikrullah ile hayat bulur dedi. Zikrullah kardeş, zikrullah. Ve gönüldeki eksikliğini tespit et. Zikrullah yap.
Allah'ı zikret. Ve tövbe et, tövbe. Tövbe et. O gönlündeki eksikliği tespit et. Kendi kendine dervişlik süsünle aldanma. Şeytan seni aldatır. Dünya seni aldatır. Hani bir, böyle sanatçıları gösteriyorlar ya, sanatçı denilen kimseleri, onları ben sanatçı olarak da kabul etmiyorum. Bir sayfada makyajlı hali, makyajsız hali. Ulan makyajsız haline baktığın zaman, insan gece rüyasında görse, dönüp sol tarafına binbir sefer reyüzü besmele çekip tükürmesi lazım. Bir de makyajlı hali var.
Senin dervişin o makyajlı hale dönmesin. Dervişlik, güzel dervişlik yap. Bunu düzeltmenin yolu, bunu düzeltmenin yolu. Allah'ı zikirdir kardeş. Büyüklük taslamamaktır. Kibre düşmemektir. Bunun yolu tevazudur. Sahte şeyhlik yapmamaktır. Kendi kendine şeyhlik yapma. Kendi kendine oldum bittim deme. Kendi kendine bir şey zannetme. Sen tevazu, kanatlarını indir. Üstadının sözüne bak. Kendini disipline et.
Kendini disipline edemezsen yol yürüyemezsin. Aldanırsın. Aldanırsın. Seni aldatan çok şey olur. Sebep? Çünkü senin gönlün uyanık değil. Gönlün uyanık olmadığından dolayı herkes ve her şey seni aldatır bu yolda. Sen kendini disiplin edip tövbe ve zikrullaha tabi ol. Yoksa nefsin kayığına biner. Allah muhafaza eylesin. Göçer gidersin bu alemden. O yüzden sakın ha sözünüzün eri olun. Bir üstadın elinden tutmuşsunuz. Düzgün tutun. Üstadınızın sözünden başka bir söz tanımayın. insanlar olarak. Kur'an'ın üstünde bir söz yoktur.
Sünnet-i seniyenin üzerinde bir söz yoktur. Bir derviş için üstadının üzerinden üstadının üzerinde bir söz yoktur. Senin yoksa gönül ayarların bozulur. Bozulursa sen onu bu haline terbiye edemezsin. Rabbim bizi terbiye olanlardan eylesin. Konu başlığı. Sıddık'a'nın Allah ondan razı olsun. Bugünkü yağmurun sırrı neydi diye sorması. Sıddık'a'nın aşkı coşup edebe, riayette peygambere sordu. Ey şu varlığın hülasası, vücudun zübdesi, bugünkü yağmurun hikmeti neydi? Bu yağmur rahmet yağmurlarından mıydı? Yoksa tehdit için mi yağıyordu? Pek yüce, pek azametli Allah'ın adaletinden miydi?
Bu yağmur bahara ait lütuflardan mıydı? Yoksa afetlerle dolu güz yağmuru muydu? Diye sordu. Önümüzdeki hafta buradan devam edelim. 2060. Beyt. Bazen kardeşler kendilerinde bulunan mesnevilere uymuyor. Nereden şey yapıyorlarsa, ondan sonra hani nereden takip ediyorlarsa benim takip ettiğim mesnevinin beytleri bunlar sıralaması da bu.
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. sürçülisan ettiysek affola. Geceniz hayır ola. Geciktik.
Bugün Bayındırlılar ziyaretimize gelmiş. Allah razı olsun. Başta Nuri ve Harun Hoca ve diğer kardeşler, arkadaşlar Allah razı olsun. Sürpriz yapmışlar bize. Zaten Oktay'dan kurtulamıyorlar bir türlü. Ne diyormuş? Söyle Nuri'ye başıma çok su dökmesin ha. Ayaklarıma döksün. Diriyken bu kadar değildi. Hamdolsun. Diriyken bu kadar uğraştırmıyordu kendisiyle bizi.
Benlik bir şey yok. Sıkıntı yok bende. Problem yok. Bana diyor sen gelmesen de diyor sana gönül koymam diyor ama arkası var. Koç sana direk söylüyor. Söyleyeceği. İyi Harun da kurtarmış. Her akşam namazı kılıyoruz beraber diyor. Tamam geri kalay yandı keten elvan. İsmail sizin durum nasıl? He? Evvel akşam gördün. Tamam. Bir sıkıntı yok yani değil mi? Neden gelmiyorsun diye sana bir fırça çekmedi yani. Yok seni seviyordu zaten o. Sen de onu seviyordun. O iş Nuri de seviyordu. Tamam. He? Demirtaşlılar onun için özeldi. Demirtaşlılara bir şey demiyordu hiç. Evet.
Ama sana biraz fazla naz sana naz ediyor ya. Ondan alıyor. Elhamdülillah. Allah'ın iyi esir. İnşallah. O yüzden bunlar Palas Pandrası gelince dedim herhalde Oktay bunları sıkıştırdı galiba dedim. He? Hareketlendirdi. Tamam inşallah. Destur. Öyle Bayındırlıların ölüsü, dirisi hepsinde bıçağı keskindir. Dikkat edin. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.