Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 10 Kasım 2024 · 1:32:37
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikr fâlemennâhu, La ilâhû, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hakça yaşayan, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışanlardan eylesin, Ey Cümay'ın, Geçen hafta bu hadisi rivayet edenler zahiri manasını vermişler ve yalnız zahiri manasıyla kanaat etmişlerdir. Burayı ders yapmıştık ve ders bu noktada ayetlerin zahir ve batınıyla alakalıydı.
Yani böyle olunca ayetlerin zahir ve batınları varsa, hadis-i şeriflerin de zahir ve batınları vardır. Bu manadaydı. Aynı şekilde Hz. Pir bu minval üzerinden devam ediyor. 2050. Bey'in. Onların halden haberleri yoktur. Dağı görmüşler de dağdaki madeni görmemişlerdir. Yani bu meselenin zahirinde kalanlar, dinin zahirinde kalanlar, Kur'an'ın sadece zahirine bakanlar, hadis-i şeriflerin sadece zahirlerine bakanlar, normalde kabukta kaldılar.
kabuktan içeri giremediler. Yani cevizin dışına baktı, cevizin dışında yeşil, acı, bir de ellerini boyayan bir şey var. Yenmesi mümkün değil. Yani zahirde kalan kimseler, o manada, yani normalde bunu böyle ayırt ettirmek, ayırt etmek çok hoşuma gitmez benim. Avam, has, hasül, has diye. Ama sonuç itibariyle bir ilmel yakınlık var, bir aynel yakınlık var, bir de hakkel yakınlık var. Bunlar Kur'an'ı terimler. Böyle olunca, yani avam bazı hakikatleri anlamakta, görmekte güçlük çekiyorlar. E bu normal avam için. Çünkü onların işleri, güçleri, hayatı oturtturdukları alan din değil. normalde böyle bir şey, onlar hani işin hakikat penceresine baksalar da veya hakikatten bir sırra sahip olsalar, onlar o sırrı da götüremezler.
Hani bazı mahrem meseleler vardır. O mahrem meseleyi aslında eski sufiler avamın içerisinde konuşmamışlar. Cebriye'ye düşebilir, kaderiye'ye düşebilir. Mesela, örneğin herhangi bir hadisede sadece hakkı gören bir kimse, başına gelen herhangi bir musibet, bir sıkıntıyı normal karşılar. Yani hastalığı güle oynaya karşılar. Aa, hasta olmuşum der, bir de sevinir. Bir de der ki, ben alışverişi kesmemişsin, hastayım elhamdülillah der. Şimdi bunu avam duysa, bunu şey yapamaz. Hani normal düşünür herkes, git hemen tedavi ol, git hemen kendine baktır. Doktora gittin mi, ilacını yuttun mu, ilacı içtin mi, şunu yaptın mı, bunu yaptın mı? Bir sürü hani haklı onlarda.
Hatta hadis-i şerifi de getirirler. Deveyi bağlamakta mı tevekkül edelim, bağlamadan mı? İşte Allah Resulü dedi ki, deveyi bağlayın, ondan sonra deveyi bağla. Deveden ya, bunun batini kısmına bakarsan, deveden kasıt ne? Nefis. Şimdi meseleye o açıdan bakılacak olursa, yani biz deveyi bağlayalım mı, bunu tevekkül edelim, bağlamadan mı tevekkül edelim? Allah Resulü de diyor ki, deveyi bağlayın. Yani nefsi deveye atfedersen, sen nefsi sıkı tut, nefsi bağla. Neye? Sağlam bir kazıya bağla. O kazık ne? Kur'an-sünnet dairesi. Sen nefsi o Kur'an-sünnet dairesine bağlamazsan, sen çeker gider, seni nereye götüreceği belli olmaz, nereye atacağı belli olmaz. Ama onun normalde zahir kısmına baktığında, yani deveyi bağlayarak da tevekkül edeceksin.
Doğru mu? Doğru. Doğru mu? Doğru. Ama öbür türden bakarsan, başka taraftan çeker bakarsan, deveyi bağladan kasıt nefsinle mücadele et. Nefsini sağlam bir kazığa bağla. Ondan sonra Allah'a tevekkül et. Sen nefsini sağlam bir kazığa bağlamadıktan sonra, tevekkülün tevekkül değil. Tedbirin tedbir de değil. Doğru tedbir ne? Deveyi sağlam kazığa bağlamaktan kasıt, nefsinle mücadele et. E şimdi meseleyi o batın ilmine sahip olmayan, meseleyi bu noktada, hakikat noktasında görmeyen, alimlerin, böyle mürekkep yalanmışların, ilimleri bir yere kadardır. Bunu küçümsemek için söylemiyorum. Dinin zahirini koruyacak olanlar, dinin şeriatını koruyacak olanlar bu ilim.
Bu ilim olmaz da olmaz. Yani sakın böyle işin zahir tarafını küçük görmek noktasında değilim. Cevizin içindeki asıl yenilecek olan meyveyi saklayan dışındaki yeşil kabuğudur. O delinirse içindeki meyve da bozulur. O yüzden o evet, yani cevizi tanımayan bir kimse bakar dışına, yeşil sert bir şey, diş atsa dişi kırılır onda, acı, zehir gibi, hem de boyuyor, atar kenara onu.
Dert bu yenilecek meyve değil. İçinde ne var bilmiyor çünkü. İçini bilmiş olsa o zaman tamam. Onlar da Hazreti Pirde diyor ki, dağı görmüşler ama dağdaki diyor madeni görmemişler. Dağı gördü, evet dağın altında ne maden var? Onu görmüyor. Yani işin zahir tarafında. O yüzden normalde batın ilmi bir kimsede, yani bu mana ilmi o kimsede yoksa, yani onu kabul etmemekle kalmazlar, bir de ona savaş açarlar. Hem de kıyasaya bir savaş. Öyle bir savaş ki, başlar uçar gövdelerin üstünden, hiç kimsenin umurunda olmaz. Ve din adına baş uçururlar. Hallâc-ı Mansûr'u yaptıkları gibi, Seyyid Nesimi'ye yaptıkları gibi, din adına katliam yaparlar. Ve ondan sonra da otururlar, ağlarlar, biz bu katliamı nasıl yaptık diye. yıllar sonra da birileri çıkar, yani bu böyle değilmiş, böyleymiş der ama iş işten geçer.
Sonradan onun böyle hikayeler düzeller. Hallâc-ı Mansûr'a düzlükleri gibi. Veyahut da Seyyid Nesimi'ye düzlükleri gibi. Veyahut da işte, Niyazi Mısri'yi sürerler, sonradan da birileri kalkar, Niyazi Mısri'nin küfrüne fetva verirler, o zaman için. Sonradan da taltif edeceğiz diye uğraşırlar. Muhittin İbni Arabi'nin kafirliğine hükmederler. Ondan sonra da meselenin hakikatini anlayan birkaç kişi çıkar, ya burada şunu demek istemiş, burada bunu demek istemiş derler. Ardından bir sürü özürler üzerler. Zahir kısmı işin böyledir. O yüzden normalde hikmet ehlinin anladığı, o sırrı, hikmet ehlinin vakıf olduğu, vakıf olduğu, o hakikatleri zahir alimler, zahir taraf anlamakta güçlük çekerler.
Hani güçlük çekseler razıyız da, güçlük çekmekle kalmazlar, kendi acziyetlerini de görmezler. Biz bunu anlamıyoruz da demezler, hemen küfrüne fetva verirler ortalığın. hatta böyle öyle cahilane sözler, öyle cahilane iftiraların içerisine girerler. Yani onların nasıl bir İslam anlayışında olduklarına hayret edersin. O yüzden bütün İslam, Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya kadar hepsinin zahiri olduğu gibi batını da vardır.
Peygamberlerin zahirleri olduğu gibi batınları da vardır. Kitapla beraber onlara hikmet verildi. O hikmet, ilmi ledündür. İşin batın tarafıdır. Onlar meselenin hakikatine vakıftırlar. Hatta, Hz. Muhammed-i Mustafa için bunu söylerim ben, o hakikatin, hakikatin de hakikatine vakıftır. O yaratılmışların içerisinde Cenab-ı Hakk'ın ilmi ilahisinin hakikatinin hakikatine de vakıftır.
Bunu böyle Allah'la eşdeğerde görüyormuş gibi düşünmeyin. Allah'ın ilmi sonsuzdur. Sonsuzdur. Hakikati de sonsuzdur. O sonsuz ilme ve sonsuz hakikatin peşinde koşan insanlar, sonsuz bir koşunun içindedirler. Normalde çünkü Allah bilinmekte istedi, kendisini bilme noktasında yürüyen kimselerin yolunun sonu yoktur.
Bir cennetlik olmak isteyenin yolu sonu vardır. Cennetlik olur. Hani böyle cenneti küçümsiyormuş gibi algılanmasın. Cennetlik olmak kolaydır. Yani, İslam'da en kolay şey cennetlik olmaktır. Hele bu zamanda, cennet o kadar çok kolaydır ki bu zamanda. Bu zamanda bir kimse haramlardan kendini uzak tutsun, namazını kılsın, farzları yerine getirsin. Ehli cennettir o. Bakın, ehli cennettir. Her şeyin bozulduğu, bu her şeyin böyle tarumar olduğu, bütün deccaliyetin ve şeytaniyetin her yerde kol gezdiği bir zamanda, bir kimse iman edip, iman edip, imanında sabit kalıp, farzlarını yerine getiriyorsa, evliyadır o.
O evliyadır. O kimse, çünkü haram işlemek o kadar kolay ki. Elinin altında bütün haramlar. ben bazen gençler, kız, erkek ayrıştırmadan, hani, zikrullah'a gelmiş, derse gelmiş, ayaklarının altını öpmek lazım. Sebep, ya gençler için o kadar, her şey basit ki, her şey basit. Hele bugünün gençleri, ceplerinde para var, rahatları yerinde, keyifleri yerinde, anne babalar hizmetkar onlara, evet, yani o çocukların, bir şey yapması için, bir mücadele etmesine de gerek yok. Benim gençimde, bizim arkadaşlar vardı, bir kız tavlamak için, onunla merhaba demek için, ne badirelerden geçerlerdi.
Yani işin içerisinde dövülmek var, işin içerisinde, kurşun yemek var, işin içerisinde madara olmak var, her şey var. yani bütün onları göze alacak, bir kızla bakışacak, zaten bakıştı mı tamam, o onun oldu, o onun oldu, baktı. Ben, kız bana bakmadı diye, kahrından, sabaha kadar içen arkadaşım vardı benim. Oğlum bakmadıysa bakmadı, neden kahrettin? Kahrediyor adam, bakmadı diye sabaha kadar içti. Ben gülüyorum, sen beni anlamazsın birader diyor. Oğlum anlamayacak bir şey yok bunda diyorum, bakmadıysa bakmadı diyor. Ya bizim gençliğimiz, ayrı bir gençlikmiş ya gerçekten. Bakmak, bakışmak büyük açtı. Adam mermi yemeği, gözü alıp, bir merhaba diyecek ya, düşünsene.
Kızın amca çocukları var, teyze çocukları var, koca sülale, onun içerisinden, sen bir kız sana merhaba diyecek, sen ona merhaba diyeceksin, büyük cihat ya. Ama gerçekten, kıymetli. şimdi nerede öyle bir şey? Tabii bana da o zaman için tuhaf geliyordu, ben arkadaşlara bakıyordum, tuhaf tuhaf bakıyordum. Ya neden tuhaf bakıyordum? Ya ben size anlamakta güçlük çekiyorum. Hani gerek yok bu kadar, kendinizi stresle katmanıza diyordum ben. Sonra getir aga bir şişe dahi, getir bir tane daha. Bilader kasayı getir buraya falan. E ne oldu? Kız ona bakmamış. Allah bizi affetsin. Şimdi, bu gençler, gerçekten evliya. Bundan, kırk yıl öncesine gittiğimde, her şey zor.
Şimdi her şey kolay. Şimdi her şey kolay. Her şey kolay olmasına rağmen, o genç kendini muhafaza ediyorsa, evliyadan. Şimdi, mesele avamdan çıktı. Avam insanlar, işin hakikatini görmez. Dervişin de avamı vardır. O gencecik çocuk oraya derse gelmiş, onu bir şeyler böyle, hani taciz edecek, tahkir edecek, ona böyle laf söyleyeceğim diye uğraşır. Ya bırak, sen kendi çocuğuna laf söyleyemiyorsun. Gelmiş oraya derse, der, işin de zahirde kalanları vardır. İşin hakikatini görmez. Kendi çocuğunu terbiye edeyemeyen, gelir orada, gelmiş gencecik çocuğu terbiye edeceğim diye uğraşır. Evdeki oğlunu terbiye edemez. Evdeki kızını terbiye edemez. Gelir buradakınları terbiye edeceğim diye uğraşır.
Ya sen evdekini terbiye et. Bırak burayı sen. İşin zahir tarafı o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden zahir ulema, zahir insanlar, zahir dervişler, meselenin hakikatini görmekten uzaktırlar. Ve zaten onlar hakikati göremediklerinden dolayı da körleşirler. O körlüklerini de ilim olarak görürler. O karanlığı da aydınlık olarak görür. İşin en acı tarafı da bu. Karanlığın içindedir. Aydınlık görmemiş iş çünkü. Yaşamış olduğu o karanlığı aydınlık olarak görür. Yaşamış olduğu o karanlığı hakikat olarak görür. ki ona bir laf söylemek, onu oradan almak mümkün değildir. Çünkü o kendi karanlığını, kendi hakikati olarak görüyor. Aslında meseleye başka bir cihetten bakarsan doğru görüyor.
Nasıl doğru görüyor? Karanlık, aydınlığa karşı doğru olabilir mi? O şahsın kendisinin doğrusu. Bakın onun kendisinin doğrusu. O kendi doğrusunu yaşıyor ki, evet onun doğrusu o, karanlık. Onun doğrusu o. Onun önüne siz projektör koysanız, gözleri kamaşır. Yok burası aydınlık değil der. Orayı görmek istemez o. Yani Ebu Cehil-i Utbes'i gördü mü? Görmedi. Onlar kendi karanlıklarını hakikat olarak görüyorlardı. Buradan Arabi'ye geçiş yapayım. Hani Arabi için, Arabi öyle der. İnsanlar kendi hakikatlerine koşarlar. Çok affedersiniz, bilmem ne böceği, onu yuvarlayacak. Onun için o iş o.
Dışarıdan baktığınızda, biz o hakikat noktasından bakmazsak, biz onu küçük görürüz. Çok özür dilerim, bok böceği deriz ona. Şimdi gençler bok böceğini de bilmezler. Hiç görmemişlerdir. Çünkü toprak görmediler, hayvan görmediler, gübre görmediler, görmediler. Çocuklar ne yazık ki bir toprağa ayakları değmedi bizim. Bir topraklaşır, neşir olmadılar. Yani bu aviyane bir sözmüş gibi görünür. Halk dilinde, bunun adı bok böceğidir. Hayvanların dışkılarını alır, normalde onu top haline getirir, yuvarlamaya başlar. Onu yuvasına götürür. Kendisinin yuvası vardır, orayı yuvarlar. Sinek, bal yapmaz. Hakikati o değil çünkü.
Bal arası bal yapar. Hakikati o. sağcı arı bal yapmaz. Peteği yapar. Sarı, sağcı arı derler ya. Nerede, ne diyorlar Bursadona? Eşek arısı değil. Sarıcı arı mı? Sarıcı arı, evet. Neyse, bizim orada da sağcı arı diyorlar. Yuvarlamışlar bizim bayındır dili böyle. Çok fazla uzatmaz. Baştan bir harf, sondan bir harf ortasını sen çıkar. Öyleler. Çok sıkıntıya gelmezler. Burunları kanaramıyor. Kestirmeden bir şey yapacaklar. Sarıcı arı, sarıcı uzun geliyor. Sağcı arı. Sarı kanatlı, sarı gövdeli o. O da mesela petek yapar, bal yoktur ama. Biz çocukluğumuzda böyle bakardık, peteğini bozardık onu.
İçine bakardık, bal yok hiç. O zaten normalde bir başladı mı yumurtlamaya oraya, kocaman petek yaparlar, baş edemezsin. Bir de o bir 3-5 tane soktu mu, adamı zehirler öldürür der. Hoş arıcının yanında arıcılıktan bahsediyoruz ya. Özür dileriz pirimiz. Arıları fısıldayan adamın yanında, ben kalk sen şimdi buradan arıdan bahset, arıcılıktan bahset.
Hakkını helal et yani. Özür dilerim yani. İşte bizimki de böyle hamlık başka bir şey değil işte. Şimdi arının hakikatini bilmeyen bir kimse, sadece arıda, eşek arısını da, bal arısını da bir tutar. Hepsi arı der. Değil ama. Mesela o bal arıların dahi kendi içerisinde eşkıya olanları var. Siz bal arısının eşkıya alısını biliyor musunuz?
Eşkıya, kendisi bal yapmaz, gelir kovana haraç keser gibi, kovana basar, kovanda ne var ne yok hepsini de talan eder. Bildiğiniz eşkıya. Mustafa Özbağ'a basıyor, geçiyor. Harap ediyor ortalığı. Eşkıya. Şimdi onu normalde ancak arıcı bilir, eşkıya arı olduğunu. Onlar böyle ekip halinde dolaşıyorlar zaten. Senin var mı diploman, arıcı diplomanın? He? Var mı? İyi, diplomayı koy arıların önüne. Diplom olayım ben de. Ona göre çalışın da. Tabii bu fakirin de diploması var. Öyle kenara atılacak bir kimse değil yani. Hayatımızda bir diplomamız var yani. Allah'ın izniyle. Ha ben istediğim yere bir ormana gider, oraya konarım ben de.
Oraya da el koyarım arıcılık şeyinden. 30-40 tane boş da olsa kovanları al götür. Ben burada arıcılık yapacağım diye, orman sana yer veriyor. Kulübe koymaya da müsaade ediyor. Ben o maksatla almadım. Bizim 10 yıldan beri 4 kovandan yukarı çıkmayan arımız var ya, oğlum ne boynunu büküyor. Burası yarılmaz. Tam eli çok sağlam. Ben soruyorum zaten kaç kovan arı var diyorum. Duruyor. Böyle gözler böyle bir dönüyor. Kovanları mı sayıyor acaba diyorum içimde? Yoksa diyorum arıları mı sayıyor? Duruyor, duruyor, duruyor, duruyor. Böyle bir tuhaf oluyor o esnada o. Oğlum belli değil mi benim? Diyorum 10 yıl önce 4 kovan vardı.
Böyle bak o zaman 4 kovanda daha beninkiler diyorum ben. Yani kalıyor, 4 kovan arım var 10 yıl. Kaç yıl oldu Ali 10 yılı geçti mi? He? 10 yıl geçti değil mi? 10 yıl vardır tamam. 10 yıldan beri 4 kovan benim. Üremiyor beninkiler. Tember. Çalışmıyorlar bizimki. Öbür günler zikir ehli. Onunkular. Bizimkiler gaflette kalmışlar. Gelen vuruyor giden vuruyor bizim. Talancılar bize geliyor. Hastalıklar bize geliyor. İmtihan da bizim arılar da imtihan geçiriyor. Yapacak bir şey yok. Allah yüyesin inşallah. Evet. Batın ilmine sahip olan ehli tasavvuf. Yani batın ilmine sahip olan sadece mürcidi kamiller, veliler. Ben böyle sınırlamak istemiyorum.
Bu sufilik yolunda gidenlere hakaret olmuş olur. Ben ilmi ledünün bir mürcidi kamile intisap eden herkesin kendi çalışması karşılığında onun kalbine ilham olarak ilmin verildiğine inananlardanım. Ben böyle sadece bu batın ilmi, yani işte şeyhlere ait, velilere ait, mürcidi kamillere ait yani başkasına ait değil, bu noktada duranlardan değilim.
Ben bir kimse bir, burası ince merkez şurası, ince perde şurası, bir kimse gerçekten ehliyetli bir mürcidi kamile intisap ettiyse o kimsede de batın ilmi tecelli eder. Kabı kadar, çalıştığı kadar, anladığı kadar, zikrettiği kadar onun üzerine tecelli eder. Ben bunu derviş kardeşlerinin üzerinde görüyorum, yıllardan beri görüyorum.
Ben kardeşlerinin, arkadaşlarının üzerinde bunun normalde tecelli ettiğini görüyorum. Ama hani böyle çalışan, gayret eden, koşuşturan, mücadele eden, onların üzerinde isabetlilik oranının yüksek olduğunu görüyorum. O yüzden özellikle bu ilmi ben hani eski sufi anlayışına, eski tasavvuf anlayışına bakarsanız bunlar sadece mürcidi kamillere, velilere ait bir ilmi ilahiden kopup gelen bir ilim.
Bunu ben böyle sınırlandırmak istemiyorum. Bunun doğru bir sınır olduğunu da düşünmüyorum. Hatta bunun daha da artacağına, ahir zamanın karanlığının arttığı müddetçe, karanlığı artıyor çünkü, sufi yolunda yürüyen bir mürcidi kamile intisap edenlerin bu kalbi ferasetlerinin daha da fazla açılacağına inanıyorum. Ve gün geçtikçe onların açıldığını da görmekteyim, işin açıkçası.
Bu şununla alakalı, siz çok karanlık bir otoda, küçücük bir ateş böceği girse oraya, onun müthiş bir aydınlığını görürsünüz. O bütün gözler onun üzerinde çevrilir. Burada komple biz ışıkları kapatsak, burada bir tek bir telefonun lambası yanmış olsa burayı aydınlatır. Bir müddet gözleriniz alışmaz, ama o ışık yandığı müddetçe gözler alışır ve o ışık burayı aydınlatır.
Ve buradaki herkes birbirisinin suretini görmeye başlar. Karanlık arttıkça küçücük ışıkların kıymeti artar. Bu ışıkların içerisinde bir yerde burada bir ışık yansa, onun bir kıymeti harbiyesi olmaz. Her yer aydınlık çünkü. Gece karanlığında küçücük bir yıldız yol gösterir sana. Ashabım yıldızlar gibidir, hangisinin sarılırsanız beni bulursunuz. Karanlığın içerisinde bir sufi, bu hadis-i şerife mazhar olmuş kimsedir. Çünkü ona sarılan kimse, Hz. Muhammed Mustafa'yı bulacaktır. Kur'an ve sünnet dairesindeki bir sufi, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vekili mesafesindedir.
Karanlığın içerisinde onu gören kimse hatırına Allah gelir, hatırına Allah gelince o kimse Allah yoluna revan olur. İyi bir sufi, iyi bir sufi, batın ilminden alan bir kimsedir. Ama bu sufiliğine göredir. O yüzden derviş kardeşler, sufi kardeşler bunu böyle kendilerinden çok uzak görmesinler.
Biz buna layık mıyız da diye düşünmesinler. Evet biz buna layıkmışız, bu kibirlenmekten değil. Buna hamd etmek için söylüyorum. Cenab-ı Hak bunu bize layık eylemiş, bir mürşidi kamilin elini tutturmuş, sisilesi sağlam bir mürşidi kamile bağlanmışız. Ve hamdolsun ki o yolda yürümüşüz Kur'an sünnet dairesinde. Ve hala da o yolun içindeyiz. O zaman bu konuda böyle fazla tevazu göstermeyeceğim. Hamdolsun biz o yoldayız. O yüzden kendi kendimi de gömmeye niyetim yok. Bu yolda yürüyen bir kimse, evet o ilmi ilahiden kabınca, karınca, kaderince bir şey almıştır. Yeter ki o yolda sağlam yürüsün. Ve muhakkak ki o yolda yürüyenlerin gönüllerine keşif açılır.
O yolda yürüyenlerin gönüllerinde feraset nuru olur. O yolda yürüyenler muhakkak ki, muhakkak ki perdenin arkasından haber alır. Ve o yolda yürüyenler o gizli manalardan nasipleri kadar alırlar. Bunu sadece velilere ve mürşidi kamillere bağlamak, bu ilmi, bu ilmi vereni daraltmaktan başka bir şey değildir. Evet, bir mürşidi kamil bir peygamberin hakikatine ulaşamaz.
Bu peygamber dediğim kastım Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Bir mürşidi kamil, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ulaşmış olduğu hakikat sınırına ulaşamayabilir. Evet, ulaşmaz. Ulaşamaz. Eyvallah. Ama o kimse de yabana atılacak bir noktada değildir. Yabana atılacak bir noktada değildir. Öyle olunca o mürşidi kamilin dervişleri de, evet bir mürşidi kamil değillerdir. Ama o ilmi ilahiden de uzak değillerdir. Onları ilmi ilahiye kapalı görmek de hoş değildir. Hamdolsun bu dergahta Hz. Peygamber Efendimiz'i görenler var, onunla konuşanlar var, Cebrail aleyhisselam'ı görenler var, onunla konuşanlar var. Şatahatvari olarak söylemiyorum bunu.
Her zikrullahta pir efendileri görenler var, Hz. Peygamber Efendimiz'i görenler var. Bunları böyle hani hava atmak, şatahatvari olarak söylemiyorum. Hamd etmek için söylüyorum. Rüyası şakır şakır açık olanlar var, kalbi açık olanlar var. Rüya görmüyor, hal görmüyor, kalbi ilham alıyor. Rüya görmüyor, hal görmüyor, kalbi ilham almıyor. Kalbi ilham alıyor. Yetmiş bin türlü hal gören var bu dergahta. Ben bazen şatahat yapıyorum ya, gelsin kim şeyhlik yapacaksa burada gelsin yapsın diyorum. Adam iki rüya anlatacak, bitecek zaten adamın işi. İki hal anlatacak, bitecek. Böyle şeyler oluyor mu, yaşanıyor mu diyecek.
Cevaplayamayacak, bize bir cevap gelirse sana bildiriz diyecek. Olur, bekleyelim. Hz. Peygamber öyle demedi, sallallahu aleyhi ve sellem. Rüya anlatanın rüyası tevil edilecekse tevil etti. Ona söylenirse söylenecekmiş, yalancı, yalancı. Yok çünkü öyle bir hali, yok öyle bir durumu.
Kandırıyorlar etrafındaki insanları, aldatıyorlar. Minnetin parasını ütüyorlar, zamanını ütüyorlar, parasını ütüyorlar. Kimisi heva hevesinden konuşuyor zaten, Allah bizi affetsin. O yüzden bu manalar kendi içlerinde de sırdır. Kendi içlerinde. Bunu o kimse üstadıyla paylaşır. Üstad ona arkadaşlarımla paylaş derse paylaşır. Hani ara sıra bunları sayfada yayınla diyorum. Erkeklere erkek sayfasında, bayanlara da bayan sayfasında. Bu paylaştırıyorum. Örnek. Bunu neden paylaştırıyorum? O derviş kardeşler de onları okusunlar. Bu hakikatler var. Bizde yok diyen olmaz da bir örnek olsun, bir şevk olsun.
Rabbim bizi bunlardan eylesin inşallah. O yüzden her ayetin ve her hadis-i serifin bir batını vardır, vardır. Her olayın, her tecelli eden bir vakanın bir batını vardır. Bu yağmur da olsa, bu deprem de olsa, bu sel de olsa, bu yangın da olsa onun batını vardır. Bir savaş da olsa onun batını vardır. Dünya üzerinde ne tecelli ediyorsa etsin, her tecelliyatın bir batını vardır. Bu bizim tabirimizde, ister tabiat olaylar diyelim biz buna, ister devletlerin birbirleriyle savaşmaları olsun, hepsinin de, her şeyin bir batını vardır. O yüzden normalde bu batınlar ilmi ledünle, ilmi ledünle bilinecek olan şeylerdir. Ve o ilmi ledünle, o kimseye ya ilhamla gelir, kalbine ilham gelir, ya karşındaki kimsenin kalbine ilham gelir, ondan alırsın.
Ağaçtan dinlersin, duvardan dinlersin, kuştan dinlersin, kumrudan dinlersin, dinlersin. O ilham kapısı sana aralandıysa, direkten de gelse, duvardan da gelse, kumrudan da gelse, o ilham haktır. Rüyada da gelse, başkasının rüyasından da gelse, haktır. Velilerle alakalı, ayet-i kerimede, Yusuf suresi miydi? 71-72 Hangi sureydi velilerle mahcup olmazlar, mahzun olmazlar? Yunus muydu, Yusuf muydu? Ezberim yok ya benim.
Veliler mahcup olmazlar, mahzun olmazlar, ayet-i kerimesinin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bunu sorunca, hani onlara normalde dünyada da ahirette de iyilikler vardır, müjdeler vardır. Bunu söyleyince Allah Resulüne diyorlar ki, dünyadaki müjde ne? Yunus 62 Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ki, dünyadaki müjdeyle alakalı. Bir, kendilerinin gördüğü rüyalar. İki, kendilerinin görüldüğü rüyalar müjdecidir diyor. Bir, o veli kimse kendisi bir rüya gördü, kendisine müjde. İki, o veli kimseyi birisi rüyasında gördü, hem veliye müjde hem ona müjde. İlham sana bir yerden yetişir. O yüzden ilm-i ledünün geliş yolu olarak, illaki senin kalbine ilham olarak doğacak diye bir kaide yok.
Eşin söyler. Kime söyledi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hudeybe'de, Hudeybi'de, İhram'dan çıkmak için duruyordu. Eşi dedi ki, ne oldu? Dedi ki, buradan geri döneceğiz. Onu düşünüyorum dedi. Dedi ki, ya Resulallah düşünme. Sen dedi kalk, kurbanını kes, İhram'dan çık. Onlar yavaş yavaş seni takip ederler. Eşi söyledi. Vahiy nereden geldi, ilham nereden geldi? Eşinden geldi. Peygamberliğine bir zarar mı? Hayır. Peygamberliğine bir eksiklik mi? Hayır. Allah onu bir sıkıntıdan çıkardı. Kalktı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, abdestini aldı, kurbanını kesti. Tıraşın oldu, İhram'dan çıktı.
Sahabeler teker teker, teker teker hepsi de yapmaya başladı. O ilmi ilahi, o ilmi iledin, sen doğru bir yoldaysan. Burada şunu ayırt etmek istiyorum muhakkak. Şeyhin, mürşidi, kamil ise, bunu buradan bunu ayırt etmek istiyorum. Özelliği bunun bu. Buranın en ince sır perdesi bu. Buranın hakikati bu. Eğer senin şeyhin, mürşidi, kamil ise, o ilmi iledin sana ulaşır. Sen yeter ki çalış, gayret et, haylazlık yapma. Rabbim bizleri çalışkanlardan eylesin. Allah'a göre güz, nefis ve hevadır. Akılla, cansa, baharın ve edebiliğin ta kendisidir. Yani normalde bizim için güz nedir? Sonbahardır, kıştır. Ama Allah'a göre diyor, güz, nefis ve hevadır. Hazreti Pir diyor.
Akılla, cansa, baharın ve edebiliğin ta kendisidir. Yani nefis ve heva, yani bunun karşılığı dünyevi zevkler, haramlar, dünyevi arzular, istekler, dünyanın şataatı, şatafatı, gösterişi, ben biraz da kafa yapıyorum ya, moda aptallığı, moda salaklığı veya trendi yakalama geri zekalılığı, trendi yakalacak ya arkadaş, bunların hepsi de dünya heva ve hevesin içerisindedir.
Şataatın, şatafatın içindedir. Dünya insanlığını üttükleri, sömürdükleri yerlerdir. Ütülüp sömürülür insanlar buradan. Modo ikanları yaratırlar, üretirler. Olmadı işte filancanın giydiği elbiseler. Filanca mutfakta bunu kullanıyor. Fişmanca şununla poz verdi. Filancanın sevgilisi bu. Fişmanca o sevgiliden ayrıldı, ona gitti. Millet bunlarla uğraşır. Uğraştığı şeyler bunlarla aldanırsınız. Uyutulursunuz. Kandırılırsınız. Kolundaki saat Rolex olacak falan. Takım elbisesi, aa beymenden giyiniyor. Aa tamam ya. İçindeki ne? Necaset.
İman edenden temizdir. İman etmeyenler necasettir çünkü. Herkes dışına bakıyor. Batin yok ya. Batınlık olmayınca, batınlık olmayınca dışına bakıyor. Allah bizi affetsin. O yüzden bunlar normalde, bunlara düşen insanlar, kışa düştüler. Onlar bahar yaşamıyorlar. Karanlığın içindeler. Karanlığın içindeler. bir aydınlık yok. Şata, şatafat gözlerini bürümüş. Bilmem hangi takımla sunum yapacak yemek misafirlere. Ama içindeki çorba yenilecek çorba değil. gitmiş, kunoru koymuş içine. Çorba yapmış. Öyle ya. Manyak dostlar, bir kelle paça millet yesin.
Bizim Said böyle kafa sallıyor. Ahaha diyor. Said sen kelle paçasız durmazsın mı? Eyvah eyvah eyvah. Adamı öldürmek daha iyi be. Kelle paçasız duracağını. Vay. Yangınlarda adam ya. Üzüldüğü şey kelle paçadan uzak durmak. Diyor şöyle böyle bol yağlı değil mi? Bol ilikli. Kimse durduramaz Said. E şimdi tabii bu normalde Hz. Pierre'e göre bahar ise hakikattir. Bahar ilmi ledündür. Bahar İslam'dır. Bahar güzel ahlaktır. O yüzden nefsin arzu ve istekleri seni maddiyata götürür.
Oysa Sufilik seni maneviyata götürür. Sufilik der ki gel mana yaşa. İşin zahir tarafına bakma. İşin hakikatini gör der. Nefis seni maddeye taşır. O der ki gel kafeler var bak işte gideceksin gerizekalılar gibi bir kahveye 250 lira vereceksin der. Filanca yerde kahve içecek ama. Bir de kahveyi kendi elinde alacak. Garsoniyesi de kendinden. Hem 250 lira kahve parası vereceksin bir de kahveye elinde sen kendin götüreceksin. Lan diyorum bu kapitalist sistemi insanları nasıl koyunlaştırıyor? İnsanları nasıl bu hale getiriyor diyorum. Hayret ediyorum. Ben cumartesi günleri bayan sohbetinden çıkınca şeyden gidiyorum.
Ne o? Orada yeni açıldı. Sağ tarafta bir kafe var. Eski sinemanın olduğu yerde. Ne? Nevale. Nevale mi? Neval mi? Nevale. Onun önünden geçiyorum ben oradan görüyorum gençleri. Ellerinde kahve böyle dolanıyorlar. Hani gidecekler bir yere oturacaklar. Oradan hükmediyorum. Diyorlar bunlar ellerinde kahve dolaşıyorlar. Orada bir kahve herhalde normal Türk kahvesi 45 liradan aşağı değildir. Kaç paradır? Yok yok açık söyleyin gidiyor olsanız ne olacak yani? Kaç paradır? birisi yeğitlik yapsın ya. 90 lira mı? Bir Türk kahvesi. 90 lira. 90 lira. Kahvenin kilosu 400 lira. Adam 4 kahvede bir kilo kahve parası kazandı. Bir de kendisi aldı kahveyi.
Bir de kartonda hayatta içmem. Allah bu gençlere akıl fikir versin. Kendi hikayemi anlatacağım şimdi. Anlatayım mı anlatmayayım mı diye düşünüyorum. Denizli'den geliyoruz. Abime tezgah aldık. Ben ustalar filan abim getiriyor. Ben yürüdüm gittim abim dedi ya. Neredesin Afyon'u geçtim dedim. Ya dedi yemek söyle bize bari Afyon'u iyi dönüyorum dedim. Girin o zaman neydi o yerin adı ya? İkbal'e girin oraya geliyorum dedim. Onun lokantası kapatmışlar. Gece yarısından sonra ne oluyor bu? Orada başka bir yeri açmışlar.
Hani böyle gece servisi gibi. İyi oraya gittik. Ah baktım. Hani İkbal'in lokanta oturuyorum. Bana diyorsun şunu getir getiriyorlar. Veya gidiyorsun seçiyorsun şundan bundan bundan getiriyorlar masaya. Aa baktım şey self-service. Kaşık çatal al ekmeği al tabağı al oradan git yemeği al git otur oraya yemeğini Allah'ım böyle baktım bulaşık hane nerede dedim. Hayırdır hacı abi dediler. Dedim kaşığı çatalı al tabağı al yemeği al ye parasını öde bulaşığınızı da yıkayayım ben dedim. Öylesi gidelim eksik kalmasın bir şey dedim. Hemen oradan şef geldi. Hacı abi siz böyle oturun dedi. Yazmışlar rezerve en kafa masaya rezerve yazmışlar. kimi ayırdılarsa artık hani önemli misafirler gelirse restoranlarda orada burada şeydir rezerve yazar oraya aslında rezerve yoktur oraya.
Hatırı sayılır bir kimse gelecek hemen kaldırırlar onu oraya oturtlar. Neyse ben de böyle bir çıkış yapınca dediler abim de yanında diyor. Oğlum yapma lan diyor. Sus lan dedim. Oramı buramı çekiştirme benim dedim. Hemen rezerve masaya oturduk biz. abim böyle kaldı şimdi dedim. Kaldır lan kafanı. Hemen servisi açtılar. Ben garsona bir vahşiş verdim. Başımda duruyor. Ellerini bağladı. Ben peçeteyi şimdi siliyorum koyuyorum kenara tak alıyor. Abim diyor ne yapıyorsun dedim. Oğlum buranın raconu bu dedim. Sen dedim yarım kadeh içip ha demek öyle birader diye geçirdin dedim. Biz öyle yapmadık dedim.
Biz racon gördük dedim. Neyse bütün herkes bize bakıyor. Bunlar kim? Bizim de kıyafetler dökülüyor. Üç dört tane usta perişan olmuştu zaten tezgahları sökeceğiz diye onlar uğraştılar. Ben bir şey yapmadımım. Ben bile psikolojik olarak yoruldum. biz perişanız. Herkes bize bakıyor. Bu masada bu adamlar. Para konuşuyor. Servis açıyor. Bir bahşiş koyuyor. Bunu yapıyorlar. Bir bahşiş koyuyor. Bir de garson iki oldu. Birisi sadece bana bakıyor. Öbürki masaya bakıyor. Abim dedi olmadı bu dedi. Ne oldu dedim ben. Bir tane sana bakıyor. Bir tanesi hepimize bakıyor. Oğlum parayı verelim. Çalıyor dedim. Allah Allah. Hem parayı ben vereceğim hem senin başında mı duracak dedim.
Ben biraz sesli konuşuyorum. Allah seni diyor. Ne etsin. Bizi perişan ettin diyor. Kafasını kaldırmıyor. Ya bu insanlar koyun gibi adam oraya servis koymuş. Herkes sıraya giriyor. En son sıraya girdiğim yer Endüstri Meslek Lisesi'nin yemekhanesiydi. Onun da bizim çocuklar böyle hani bana özellik yapmasınlar diye sıraya giriyordum. Ülkücü çocuklar o zaman için işte abi biz alalım. Yok yavrum öyle şey olmaz. Yok kardeşim ya hepimiz kardeşiz. Öyle şey yok. Biz sıraya girmekle erdemlilik yapıyoruz. O zaman için arkadaşlara erdemliliği öğretiyoruz. Yani sen böyle ülkücü büyüksün deyip de böyle kendine hizmet ettirmeyeceksin. E biz o kültürden geldik.
Öyle olunca Allah bizi affetsin. Kapitalist sistem insanları koyunlaştırıyor. Hem 90 lira kahve parası veriyorsun hem bir de kendin servis ediyorsun. Alıyorsun bir de neymiş kağıt karton kartondan içiyorsun bir de. Hayatta içmem. Hayatta içmem. 90 lira verip de kartondan kahve içmem. İçmem. Kapitalist sistem size hakikati göstermiyor. Ütüyor sizi. Sen orada kahve içmeyi bir özellik zannediyorsun. Farklı bir yer bir şey yaptım zannediyorsun. Koy termose iç. O daha iyi. Daha sağlıklı. Eğer senin gizli ve cüz'i bir aklın varsa cihanda bir kamil akıl sahibini ara.
Senin cüz'i aklın onun külli aklı yüzünden külli olur. Çünkü aklı kül nefse zincir gibidir. Eğer senin bir aklın var ise küçücük bir aklın var ise küçücük bir aklın varsa cüz'i akıl dediğin şey küçücüktür. Neye karşı küçücüktür? O bilinmez. Çünkü biz külli aklın ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Külli aklın ne kadar olduğunu bilsek cüz'ünü bileceğiz. Yani küçüğünü bileceğiz. Külli aklı tefekkür ettiğinizde sonsuz bir ilim sonsuz bir ilmin içerisinde senin aklının ilmi nokta bile değil. Nokta bile değil.
Allah'ın el alim ismi şerefi sonsuz çünkü. Sonsuz bu insanlar kendi akıllarını o kadar çok büyütüyorlar ki sanki dünyayı onlar yarattılar. Sonsuz aklın sahibinin önünde senin aklının hiçbir esamesi yok. Hiçbir esamesi yok. Sana verdiği o nimet akıl nimeti sana verdiği o lütuf o ikram onu tanıman içindi. O külli akla yol yürümen içindi o akıl sana. Onun içindi. Ve diyor ki Hazreti Pir eğer ki diyor sende cüz'i bir aklın var ise cihanda kamil bir akıl sahibini ara.
Sen akıllı bir kimseysen küçücük bir aklınla akıllılık yapıyorsan sen bu alemde bir mürşidi kamil ara bul kendine. Eğer o mürşidi kamile ulaşamazsan sen akıllılardan değilsin. İstersen Nobel fizik ödülü al. Sen akıllı bir kimse değilsin bir mürşidi kamile intisab etmediysen. çünkü o mürşidi kamil hikmet ehli. Hikmet ehli. Cenab-ı Hak bir kısım peygamberlere ilahi kitapla beraber hikmet verdi. Hz.
Muhammed'i Mustafa'ya kitapla hikmet verdi. Musa'ya kitapla hikmet verdi. İsa'ya kitapla hikmet verdi. İbrahim'e kitapla hikmet verdi. bazı peygamberlere sadece hikmet verdi. Onlar kendilerinden önceki veyahut da kendi zamandaşlarındaki peygamberlerin kitaplarıyla hikmetti. İbrahim aleyhisselama kitapla hikmet verdi. Lut'a Lut'a kitap vermedi. İbrahim aleyhisselamın kendi zamanında yaşayan iki üç tane daha peygamber var. Onlarda kitap yok. Onlarda hikmet var. İşte Allah hikmeti kime dilerse onu verir.
Ona verir. Bu insanların dilemesiyle alakalı değil. Kime de hikmet verdiyse ona muhakkak ki çok hayır verilmiştir. Bunu ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar. Bakara ayet 269 Allah hikmeti kime dilerse ona verir. Kime de hikmet verilirse ona muhakkak ki çok hayır verilmiştir. Bunu ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar. Bakara ayet 269 sen sen o hikmet ehlini ara bol. Sen o hikmet ehlini arayıp bulmakla mükellefsin. Kendi kendine tembellik yapıp da bu zamanda var mı ya?
Ha yok ya. Allah'ın ilmi kesildi ya haşa. Ha yok ya Allah'ın veli ismi şerifini rafa kaldırdı Allah. Ha yok ya Allah mürsidi kamilleri aldı topladı rafa kaldırdı. Bir sürü de kütübüsinde hadisler var. O hadisleri de atsan kendine zaten. Ama Allah'ın velileriyle alakalı ayet-i kerime var. Onu nereye atacaksın? Ya o kim Allah'a iman ettiyse o da Allah'ın velisidir de böyle bir şey de geç. Allah muhafaza eylesin. İşte bu hikmet ehli olan kimseler aklı külün tecelliyatındadır. Buna aklı kül sahibi diyemem. bir kısım eski sufiler o mürşid-i kamilleri aklı kül sahibi olarak görmüşler.
Öyle nitelendirmişler. Bu fakir öyle nitelendiren nereden değil. Onlar aklı külün tecelliyatındadırlar. Ama aklı kül sahibi değildirler. Aklı külün sahibi Allah'tır. Aklı külün sahibi Allah'tır. İlm ledünün sahibi Allah'tır. Bir mürşid-i kamil ilm ledün sahibi değildir. İlm ledünden gelen hikmetlerin tecelliyatındadır. Kitaptan okuyanlar onları ilm ledün sahibi olarak nitelendirir. Onların bilgileri, ilimleri kitabi, kalbi değil. Onların bilgileri hale dayalı değil. Onların bilgileri kalbi, ilhama dayalı değil.
onların bilgileri daha öncekilerinin yazdığı dar, sınırlı kitaplarla alakalı. Bir kimse kendisine aklı kül sahip olu görüyorsa o kibri de battı o. Sen neyin sahibisin? Sen hiçbir şeyin sahibi değilsin. Sahip Allah! İlm ledünün sahibi de o. Aklı külün sahibi de o. İlmi tecelliyatların sahibi de o. Batını tecelliyatların sahibi de o. Sen ancak ona mazhara olursun. Neymiş de onların şeyhleri aklı kül sahibiymiş. Aklı külden bir damla damlanın daha küçüğü bir zerre onun kalbine tecelli etse kafasını kaldıramaz o.
Hayır. Bilmiyorlar, tanımıyorlar. Kalbi ferasetleri yok. Kalbi hakikatleri yok. Şeyhi ilmi ledün sahibiymiş. Utanır insan. Utanır utanır ağır damarları patlamış. İffetleri kalmamış. Allah muhafaza eylesin. Allah dilediğini kendisine seçer, kendisine yönelinde hidayete erdirir. Şura 13. Bu dilediğine hikmet verdikleri Allah'ın kendisine seçtiği kimselerdir. Allah dilediğini kendisine seçer, alır onu.
bu peygamberdir. Bunlar mürşid-i kamildir. Bunlar velilerdir. Bunlar o velilere intisap etmiş müritlerdir. Bunlar geniş dairede müminlerdir. Daraltmayın, genişletin. Daraltaraktan elinize bir şey gelmez. Hazine senin değil, hazine Allah'ın. Hazine senin değil, hazine Allah'ın. Sonsuz hazine Allah'ın. sonsuz af Allah'ın. Sonsuz merhamet Allah'ın. Sonsuz ilim Allah'ın. Sonsuz ilmi ledin Allah'ın. Kalem daha rafa kalkmadı. Kalem yazıp çiziyor da sonsuz Allah'ın. Sonsuz yazıp çizecek o zaten. Sen kardeş sabahları ne içtin de ilmi sen aklı kül sahibiyim diyorsun.
Akşamları ne içiyorsun sen ilmi ledin sahibiyim diyorsun. Allah muhafaza eylesin. Sen hiçbir şeyi sahip olamazsın. Allah dilerse sana hikmet verir. O hikmetin tecelliyatında tutar seni. Allah sana aklı külün tecelliyatından tutar. Senin kabın kadar, senin genişliğin kadar, senin derinliğin kadar, senin alabileceğin kadar. Kendini genişlet zikrullah ile, kendini derinleştir, zikrullah ile, kendini yükselt, zikrullah ile. Sen Allah'ı zikretmekle mükellefsin. Sen şeyh de olsan, mürid de olsan, mürşid de olsan, Allah'ı zikretmekle mükellefsin. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Sen bu şerefe nail olmanın yolunu ara.
Seni yükseltecek olan bu, seni derinleştirecek olan amel bu, seni genişletecek olan amel bu, sen zikretmekle mükellefsin. Ancak zikredersen aklı külün tecelliyatı sana dokunur. Zikredersen ilmi ledünün tecelliyatı dokunur. Bir mürşidi kamile intisap edersen sen ilmi ledünün tecelliyatı sana dokunur. Bir mürşidi kamile intisap etmeyen bir kimse ilmi ledünden mahrumdur. Aklı külün tecelliyatından mahrumdur. Çünkü onun kalbi harekete geçmiş değildir. Kalbi harekete geçmeyen kimseler zikzak çizerler devamlı. Mümkün değildir. Mümkün değildir. Tekrar söylüyorum.
Mümkün değildir. Öyle şeyhe gerek yokmuş da kendi kendilerine zikir yapıyorlarmış da vay işte böyle kalbi ferasetler açılmış da yalan ver bin dolar çakranı açsın senin. Beş bin dolar verirsen birden çakraların açılacak. On bin dolar verirsen Nirvana'ya ulaşacaksın. Bu işleri Allah bizi affetsin. O insan o cüzi aklını cüzi aklınla o mürşidi kamile intisap eder. Mürşidi kamile intisap ettiğinde aklı külün tecelliyatı altına girmiştir. İlm-i dünün tecelliyatı altına girmiştir. Sen rahmet yağan bir yere gidersen rahmet bulursun.
Sen bir karanlık odaya gidersen aydınlığı bulamazsın ki aydınlık odada ancak aydınlığı bulursun. Rabbim bizi onlardan eylesin. Amin. Binaen hadisin manası teville şöyle olur. Pak nefesler bahar gibidir. Yaprakların ve filizlerin hayatıdır. Pak nefes bu manada mürşidi kamillerin velilerin nefesleridir. Evliyaların nefesleridir. Yani onların sohbetleridir. Onların zikir halakalarıdır. Allah her yerde zikreder bir insan. Her yerde bir mürşidi kamil sohbeti bulamaz. O yüzden bir sufi için üstadının sohbeti var ise birinci derecede sohbeti dinlemekle mükelleftir.
Çünkü o sohbetten hikmetler pınarından bir şeyler coşup gelecektir. Zikrullah gider evde bir kimse yapar veya cemaat olan zikrullahı her yerde yapar. Ama üstadının sohbeti varsa üstadının zikrullahı varsa onun alternatifi yoktur başka. çünkü o pak nefesler bahar gibidir diyor Hazreti Pir. Kütübüsü'de de ebdal meselesi vardır. Bir babtır. Orada tırmizinin bir naklettiği bir şey var. Arz Allah'a nübüvvetin kesilmesinden şikayette bulundu. Allah-u Teala senin sırtına kırk tane sıddık koyacağım. Onlardan biri ölünce yerine bir başkasını bedel kılacağım. Bu sebeple onlara bedel dediler.
Allah onların ahlaklarını tebdil etti. Onlar arzın direkleridir. Onlar sebebiyle arz ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmur yağar. O zaman sen o kırk tane o velinin o mürşid-i kamilinin birisini bul. Bahar nefesi. Onun onlar sebebiyle arz ayaktadır deyince sen onlar sebebiyle onun sebebiyle ayakta durursun. Arz sensin. Senin ayakta duruşuna sebep olur o mürşid-i kamil. Onlar sebebiyle yağmur yağar. Onların sebebiyle sen manevi hikmete manevi bilgiye ram olursun. Oradaki yağmurdan kasıt ilmi ilahiden gelen rahmet ve berekettir.
Onların üzerinden gelir çünkü. Bakın onların üzerinden gelir. Onların üzerinden bir maneviyat gelir. Onların üzerinden gelir. velilerin sözlerinden yumuşak olsun sert olsun vücudunu örtme çünkü o sözler dinin zahiridir. Velilerin o mürşid-i kamillerin o evliyaların sohbetleri senin dini hayatında dini yaşamında çok önemli bir yer tutması gerekir ki öyledir.
Ve onlar ister sert sana nasihatte bulunsunlar ister yumuşak nasihatte bulunsunlar. ister sana kızsınlar ister seni sevsinler. Nasıl sohbet ederse etsin sana nasıl nasihat ederse etsin sana rahmettir o. Çünkü kızılacak olana kızmak yumuşak davranılacak olana yumuşak davranmak sert davranılması gerekene sert davranmak erdemliliktir.
Siz sert davranılması gerekene yumuşak davranır yumuşak davranılması gerekene sert davranırsanız erdemli bir kimse değilsinizdir. Ceza verilmesi gereken kimseye kendinizce rahmet ettiğinizi düşünüyorsanız ona zulmediyorsunuz. Siz hakikatten uzaksınız. Çünkü ceza verilmesi gerekene ceza vermek zorundasınız. Eğer ceza vermezseniz adaletsiz davranmış olursunuz. Bu sizin hikmet ehli olmadığınızı gösterir. Dersi alınması gerekenin dersini alırsın. Bir kimse gönderilmesi gerekiyorsa gönderirsin. Bir kimseye sert konuşulması gerekiyorsa sert konuşursun. Bir kimseye tatlı yumuşak konuşulması gerekiyorsa tatlı yumuşak konuşursun.
O senin erdemli olduğunu gösterir. O senin hikmet ehli olduğunu gösterir. O yüzden bir mürşidi kamilin sana kızması bile berekettir lütuftur. Sana kızıyor ki senin ne ilgileniyor. Anne çocuğunu çok sever. Baba evladını çok sever. Ama onlara kızılması gerektiği yerde kızmıyorsa evlatlarına çocuklarına zulmediyor. Yanlış eğitim veriyor. Ona doğruyu göstermesi gerekiyor. Ona doğruyu göstermezse o çocuk o yanlışı doğru bilecek. hep o yanlış yüzler üzerinde yürüyecek. Bu aynı şeydir. Anne babalar kendi elleriyle çocuklarını cehenneme atarlar. Aman biz yaşadık o yaşamasın.
Aman biz kırıldık o kırılmasın. Aman biz gördük o görmesin. Yok öyle şey. O da yaşayacak. O da görecek. O da çilesini çekecek. O da kırılacak. O da ezilecek. O da hayatın realitesi neyse yaşayacak onu. sen onu pembe pamukların içerisinde sarıp sarmalarsan o çocuğa kötülük yapıyorsun. Sen dervişi pembe pamukların arasında sarıp sarmalıyorsan o dervişe kötülük yapıyorsun. sen nasihattan geri durma. Nasihatını yap. Sen ona öğüt ver. Sen ona bir daha anlat. Bir daha anlat. Bir daha anlat. Bir daha anlat. Ama onun yanlışlığını örtme.
Bir daha anlat. Onun eksikliğini örtme. Yavrum namaz kılmasan da olur. Olmaz. Çocuğuna namazı öyle söyleme. E sevdirmek istiyorum. Namaz kılmazsan da olur deme. De ki yavrum namazını kıl. Kur'an'ı öğüt. De ki yavrum orucunu tut. De ki yavrum sakın ha harama gitme. Sakın ha haramla haramla ilgilenme. Sakın ha bak sen güzel bir kızsın alımlısın çalımlısın sakın ha yavrum. Haramla uğraşma. Bir erkekle görüşme konuşma. Yok sınıf arkadaşıymış de yok okuldan arkadaşıymış de yok baş başa ders çalışacaklarmış da yok beraber de yapma yavrucuğum sen kızsın sen bir erkek ne olursa olsun sana meyleder.
Doğru değil. Sen babasın sen annesin çocuğuna böyle öğüt ver. Bu zamanda gençler konuşaraktan anlaşarak evliliyirler. Deme sakalından utan örtünden utan namazından utan orucundan tutan sen nasıl harama böyle geçit veriyorsun kendi kızına oğlum bak yakışıklısın gençsin civan delikanlısın sakın ha meyletme harama kızlar seni asılabilir kadınlar seni asılabilir arkadaşlık teklif edebilirler aman evladıma aman harama dönme aman aman oğlum evladım bak telefondan kumarlar çıkmış sakın ha böyle bir şeye meyletme sakın ha
bak uyuşturucu kol geziyor bir duman dayı arkadaşından sigara içme içine ufacık bir uyuşturucu koyar bir seferde sen uyuşturucu müptelası olursun bir seferde bir seferde ikinciye gerek yok sakın ha buna buna meyletme sakın bunu yapma e oğlan uyuşturucu kullanıyor uyuşturucunun yanında kumar da var haydi bir milyarı batırdı aman oğlan rezil olmasın bir milyar daha bir milyar daha batırdı aman rezil olmasın bir milyar daha nereye kadar nereye kadar sen oğluna doğru bir iş yapmıyorsun sen derviş adamsın oğlunun kumar
parasını nereden ödüyorsun sen derviş adamsın oğlunun uyuşturucu parasını nereden ödüyorsun nerede kaldı senin derviştin nerede kaldı senin sufilin ee senin oğluna haram işleyen kızına haram işleyen oğluna sen iyilik yapmıyorsun erdemlilik o değil erdemlilik batıl az önce dua ediyoruz her zikrullahın başında her sohbetin başında ya Rabbi bizi hakkı hak bilenlerden eyle batılı batıl bilenlerden eyle batıla karşı cihad edenlerden eyle amin batıl uyuşturucuyla sen mücadele edeceksin kardeşim oğlun da olsa kızın da olsa
mücadele edeceksin sen haramla mücadele edeceksin oğlun da olsa kızın da olsa mücadele edeceksin sen derviş adamsın sufi adamsın mücahit adamsın Allah yolunda koşansın neden haramla mücadele etmiyorsun neden çocuğunun haramına kol kanat geriyorsun neden yanında yetiştirmedin onu neden yanında taşımadın onu kız veya oğlan çocuğu neden taşımadın ondan daha kıymetli neyin vardı neden taşımadın yanında nereye gidiyordun da taşımadın zikrulağa gidiyordun derse gidiyordun neden taşımadın yanında neden eğitmedin neden öğretmedin
neden anlatmadın neden ağlamadın geceler boyu neden seni alıkoyan neydi nefsindi şeytandı başka bir şey değildi o yüzden o velilerin öğütleri o mürşidi kamillerin öğütleri o velilerin sözleri sert de olsa yumuşak da olsa rahmettir berekettir lütuftur ikramdır ihsandır hidayettir hikmettir hikmet sen ona vücudunu dahi aşacaksın itiraz kapısını kapatacaksın kapat bütün itiraz kapılarını sen bir mürşidi
kamile intisap etmişsin bütün itiraz kapılarını kapat bütün şerh kapılarını kapat şerh de düşme kapat nefis sana yaptırır onu şerh bile düşme Allah rahmet eylesin yaptım diye söylemiyorum daha yeni tanıştık yeni dervişiz böyle şeyh efendi hazretleri oğlanlara ayakkabı alıyor ben ayakkabı satışında pirim o zaman için kadının ayağına bakarım 37 giyiyor bu derim 39 numara ayakkabıyı bile satarım canım ister sona ayakkabı yırıyor böyle oradaki esnaflar da satılmayan böyle modası geçmiş olanları şeyh efendiye veriyorlar
bir bir parti aldık gönderdi içim yanıyor üstadına bilgiçlik taslamayacaksın ben bunu biliyorum demeyeceksin ikinci partiyi alıyoruz yine aynı ben hesaplara bakıyorum hesaplar doğru değil üçüncü partiye geldi bir de senet imzalıyor şeyh efendi malları alıyor senet imzalıyor o zamanlar için senetler var usta efendi sen biliyorsun değil mi bu işi estağfurullah efendi ben de çalıştığım dükkanın malını alır senetini imzalar böyle çalışırdık nasıl bas be efendim annemin uzaktan akrabası beni de çok sever bana da çok inanır
dükkana gelmez parasız kalınca gelir dükkandan asılatı alır gider para alır gider ben dükkanı çalıştıran bendim sen bunları biliyorsun o zaman biliyorum efendim az bir şey e dedi hadi sen dedi bir hani şeyin olsun bir dedi hani bir kasa malda sen yap olur efendim şimdi Allah rahmet eylesin şeyh efendi nevşehirde bunlar hacı baba bunlar nevşehirde gitmez diyorlar böyle tabiri caizse anne ayakkabıları veriyorlar hep ona şimdi ayakkabıda bir anne ayakkabıları var vardır baba ayakkabıları vardır yani biraz böyle hani bayan ayakkabıda
biraz böyle popüler ayakkabılar böyle işte yüksek topunttur biraz dekoltedir onlar böyle şeydir ben gittim çağat çağat çağat çağat ayırdım böyle sırf dekolte böyle şeyhefendi baktı oğlum bunlar nevşehirimizde satılır mı dedi satılmazsa bir daha kay oradan çocuklar efendim şey yapsınlar ambara versinler dedim satılmazsa iade alacaksın ona göre dedim adama direkt böyle baktı yok almayacağım diyorsan ben nevzat kunduraya gideceğim şuna gideceğim buna gideceğim ben firmaları sıraladım tamam alırız dedi ben 3-4 tane baba firma
sıraladım o zaman nevzat nevzat kösele zelne yapıyor yani koy şeye vitrine bibro diye millete göster ayakkabı diye değil ayırdım ayırdım bütün bir kasa kendim kasalattım başında durdum hepsinde başında duruyor tabi iş hesaba geldi efendim müsaade ederseniz hesaba bir bakabilir bak bak Mustafa efendi bakıyorum ayakkabı kaç para biz 7 lira demiş 8 lira yazmış oraya 9 lira demiş 10 lira yazmış ya dedim bunlar böyle yazmışsınız e hep öyle yazıyoruz dedi 7 lira dediniz dedim ben 7 lira dediniz neden 8 yazdın buraya kardeş dedim ben
iş sertleşecek biraz döndüm efendim müsaade eder misiniz ben bu konuyu konuşayım dedim tabi Mustafa efendi konuş dedi döndüm birader hayırdır dedim 7 olan şeyi nasıl 8 yazdın dedim ben tak tarz değiştirdim dervişliği bıraktım orada hayırdır dedim biz öyle yazıyoruz ne demek öyle yazıyoruz dedim ya siz ne yapıyorsunuz dedim şimdi isim zikretceğim artık Fethullah hocanın cemaatinden dedi ki bu biner lirayı dedi cemaate yazıyoruz nereden biliyoruz kardeşim ben o cemaate versem ne olacak vermesem ne olacak dedim ben vermek istemiyorum
ne yapacaksın dedim dök dedim bütün hesabı kaç şitaya kabalınmış hepsini dök dedim aşağı böyle bir durdu şeyh efendi sonra sohbetlerde söyledi bunu şeyh efendi böyle böyle 7 lira malı 8 lira yazmak caiz değildir haramdır diye adam bir tutuştu dedim ya sen dedim gel dedim yanaş yıllardır ütmüşsünüz dedim neyse bir hesap kitap gördük alacak çok çıkıyor dedim alacak çok çıkıyor bütün hesabı dökünce dedim neyse sonra onun alışverişi kestik tabi sonra benim gittiğim yerlere gittim bakın ben biliyorum demiyorum hiç ona sonra bir daha
geldi Mustafa efendi bütün malı sen al dedi emredersiniz efendi ben tabi götürdüm benim bildiğim tanıdığım yerler oh bayındırla hoş geldin birader hoş geldin ne oldu sahalara döndüm yine döndüm diyorum ben ondan sonra ayırıyorum neyse vadesini konuşuyorum fiyatını konuşuyorum işte o diyor ki şeyh efendinin 8 liraya aldığı aynı ayakkabı hani kalite olarak kaç para diyorum ben 6 lira birader sana diyor diyorum arsa mı satıyorsun ya şeyh efendinin sırtını dönüyor ben böyle konuşuyorum ya hani ben hani göz göze gelir işte
böyle bu performansım düşer diye herhalde düşünüyor böyle uzaklara gidiyor elini cebine koyuyor mağazanın içinde öbür tarağı gidiyor ben böyle yanaşıyorum diyorum dostları fiyat söyle şunu kaç ay olacak bir de 3 ay olmaz diyorum 3 ay sen kendine gel unuttun mu beni yoksa diyorum ya diyor seni unutmadım ama diyor senin bu halini diyor hiç aklımdan çıkaramıyorum neyse yazıyorum ben tabi 8 liralık olan ayakkabıyı an geldi 4 liraya aldık 5 liraya aldık onları onları bir güzel paketle senetleri yazdırıyorum şeyh efendi
Allah için kendisi imzalıyor senetleri ondan sonra tabi mal gidiyor 1 ay içinde satılıyor hepsi de önce götürmüşler ya baba kim aldı bunları demişler ya hani gider mi hani bizim dükkanda oğlum Mustafa abiniz aldı demiş ben ona dedim hayır diye yapmışlar ilk önce onlar satılmış sen bir mürside kamile intisap ettiysen biliyorum deme bekle bazen bizim eski arkadaşlar ben şeyh efendinin yanında böyle duruyorum ya onlar diyorlarmış ki ya nasıl duruyor bunun yanında böyle hani onların tabiriyle süt dökmüş kedi gibi duruyor
yanında Mustafa abi bu değil hani ya abi sen bu değilsin oğlum siz ona zahiren bakıyorsunuz ben onun ne olduğunu rüyamda halimde görüyorum o sizin gördüğünüz gibi değil o sizin gördüğünüz gibi değil o senin gördüğün gibi değil ben de ona ilk baktım ah dedim ya hani rüyamda böyle daha baba yiğit gördüydüm dedim ya hani Allah beni affetsin hani boyu benden kısa ya biraz hani dedim ya boyu benden kısaymış falan ilk daha karşılaştık böyle herkese selamlaşıyor böyle ayağına getirmiyor herkes ayakta herkes de tek tek böyle
selamlaşıyor bana geldi sıra böyle baktı bayındırlı hoş geldin dedi ilk vuruş bana beni kimse tanımıyor orada çünkü trede sırtımdan gün gün ben dedim ciğerlerim dökülüyor herhalde ben o kadar kavga gürültü yaşadım ciğerlerim yerinden oynamadı iki böyle el ense çeker gibi ciğerlerime dedim eyvah ciğerler dökülüyor bizim burada ciğerleri bıraktık dedim biz burada içimden tabii herkes oturdu ben de yerime oturdum direkt öyle bu kimdi değil Mustafa Efendi sen şuraya yanıma gel bakayım dedi dakika bir gol bir ben atikim
şevikim çok özür dilerim yetmiş kilayım duvara değil dağa tırmanıyorum öyle atikim öyle şevikim kalkamadım ben yerinden yardım edin Mustafa Efendi'yi kaldırın getirin buraya dedi valla ama şey üsttenci bir tavır yani valla şey değil kaldırın Mustafa Efendi'yi alın getirin buraya yanıma dedi hayatımın utancını yaşıyorum Mustafa Özbağ kilolarca içki içmiş kimseye dayanmamış yaslanmamış kalkamıyorum dememiş dememiş kavgalar yaşamış gürültüler yaşamış hayatında görmediği kalmamış birinin elini tutmamış kibir deryası Mustafa Özbağ
iki kişi koltuğumun altından girdi zor ben adımlarım gitmiyor benim benim değil sanki çok affedersiniz patates çuvalı gibi yanına koyuverdiler beni dedi Mustafa Özbağ kibir deryasındasın başka bir şey değil içimden Cenab-ı Hak'an'da olsun 18 yıl onun sağında yanı başında geçti o gün anladım hiçbir şey göründüğü gibi değildir o gün anladım senin kerih gördüğün şey padişahtır o gün anladım senin eksik gördüğün tamdır o gün anladım büyük ders oldu bana bir daha asla ve asla yanında hiç kalbimi bozmadım desem
yeri var dinledim sustum hiç bilgiçlik taslamadım at dedi attım tut dedi tuttum git dedi gittim gel dedi gel millet ardımdan olanca dedikoduyu yaptı ben şeyhimin ağzına baktım buradan yürüyeceksin dedi yürüdüm umuruma katmadım millet arkamdan davul çaldı Allah dilediğine hikmet verir hikmet verdiğine de ilm ledünden gönlüne indirir senin beğenmediğin maneviyatta sultandır senin terih gördüğün alemleri seyran ediyorduk bilemezsin Rabbim bizi
onlardan eylesin baktım bitirebilecek miyim diye düz okursam bitecek 2242 Hz. Pire küstahlık olur düz okuma dedi önümüzdeki hafta sıcak da söylese soğuk da söylese hoş gör ki sıcaktan soğuktan ve cehennem azabından kurtulasın onun sıcağı hayatın ilk bağırıdır doğruluğun yakinin ve kulluğun sermayesidir yani velilerle alakalı 2056'dan devam edeceğiz inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun el fatiha ma selamat amin ecmain
2 2 tara 2 3
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.