mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2025. Beyitten) 12.10.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 13 Ekim 2024 · 1:36:43

Euzubillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâle zikrfâlemennehu, Lâ ilâhî, İlâhî, Resûlullah, Cemiyen, Enmiyâyi, Velhamdülillâhi, Rabbil âlemî, Selâmünaleyküm, Aleykümselam, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim bütün hayatınızı hayırlı eylesin, Amin. Son nefeslerinizi her daim zikrullah ile verenlerden eylesin, Amin. Her nefeste diliniz zikrullah ile ıslak olsun, Amin. Kalpleriniz zikrullah ile mutmain olsun, Amin. Bütün ümmeti Muhammed'i Cenab-ı Hak zikrullahın nuruyla yeniden dirilsin, Amin. Zikrullahın nuruyla nurlandırsın, Amin. Rabbim bütün ümmeti Muhammed'i bir ve beraber eylesin, Amin.
Amin. İsrail'i ve destekçilerini dağıtsın, Amin. İsrail ve destekçilerini kahri perişan eylesin, Amin. Siyonizmi batırsın, Amin. Amin. Deccalizmi yerle yeksan eylesin, Amin. Doğu Türkistan'da ve diğer İslam beldelerinde ne kadar Müslüman var ise hepsini de özgürlüklerine kavuştursun, Amin. Amin. Deccalizmin pençesinden bütün ümmeti Muhammed'i kurtarsın, Amin. Amin. Deccalizmi ecme. 2025. beytten devam edeceğiz inşallah. Geçen hafta münkirler o gönül kokusuna karşı kara böcek gibidirler, dayanamazlar. Yahut davul sesine tahammül edemeyen beyni zayıf kimseye benzerler. Burayı okumuştuk. İnşallah 2025'den devam edeceğiz.
İçeride küçük mini bir sohbet yapmıştık. Orada bir konuya değindeydim. İçerideki arkadaşlara bu. Bakın geçen hafta son Hac suresi 46. ayetle bitirmişiz sohbeti. Hac suresi ayet 46. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki düşünecek kalpleri, düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. Şüphesiz gözler kör olmaz. Ancak göğüslerdeki kalpler kör olur.
Tamam mı hocam? Geçen biçimde açınca bak buradan bunu, geçen hafta bunu. Bunu hatırlıyorum, bunu okudum, kapattım sohbeti. Hac suresi 46. ayet. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. O zaman kalp düşünüyor. Kalp. Buradaki akıl değil, kalp. Kalbi akıl dediğimiz şey bu bizim. Feraset nuru dediğimiz şey bu. Basiret nuru dediğimiz şey bu. Hani bunun aslında kalbin hallerinde, kalbin halleri çünkü nefsin meratiplerinden ayrıdır. Nefis meratibi, emmere, levame, mülhüme, mutmainne, râdiye, mardiye, safi olarak geçer. Bir kimsenin nefis meratibinden kalp etkilenir mi?
Evet. Kalp etkilenir mi? Evet, mesela son nokta o kalp, nefis belli bir noktaya gelince o kimse zaten kalbi de bu noktada onun o nefisle mücadele eden sonra belli bir aydınlığa erişiyor. Ama kalpte bu kalbidir. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Bunu böyle bu fakir tanımlar ya, yani bu normalde bu kalbin yakınlığıdır. Bu kalple alakalıdır direkt. Nefsin kalple bağlantısı var mıdır? Vardır. Hani nefis meratipler olarak. Ama kalbin yolu, kalbin yolu kendisine münhasırdır. Kalbin ayağı kendisine münhasırdır. Çünkü orası zahire göre değildir.
O normalde zahir olarak bir kimsenin dış görüntüsü, cübbesi, takkesi, sarığı, bilmem nesi, aldığı ilim, okuması, yazması filan. Bunların hepsi de zahirle alakalıdır. Eyvallah. İnkar etmiyoruz bunu. Ama kalbin yolu, bunu hiçbir zaman unutmayın. Kalbin yolu kendisine münhasırdır. Hani Allah dilediğini kendine seçer diyor ya, bu kalbiyle alakalıdır.
Hani başka bir yerde de Allah sizin hadisli kudüsü olması lazım. Allah sizin hadis-i şerif, Allah sizin suretlerinize değil, siretinize, içinize bakar. İçinize bakar dediği senin kalbinle alakalıdır. Allah sizin aklınıza bakar demiyor. Nereden çıkarıyorlar bu akılperestler bilmem. Aynı ayet okuyoruz, aynı hadis okuyoruz. Çünkü kalpleri çalışmıyor. Yani Allah senin suretine bakmayacak, siretine, kalbine bakacak senin. Senin kalbin önemli. Sen Eytullah'ı tavaf ediyorsun, kalbin orada değil. Senin kalbine bakıyor. Sen namaz kılıyorsun, namaz sende değil. Senin kalbine bakıyor. Kalp. Sen hafızsın, Kur'an'ı hıfzetmişsin. Kur'an'ı okuyorsun ama sen Kur'an'da değilsin kalben.
O senin kalbine bakıyor. Bak o senin kalbine bakıyor. Sen hani şimdi Şeyh Efendi'nin Allah rahmet eylesin. Hani Kur'an-ı Kerim'i tecvidli bilmiyor, okuyamıyor. Şimdi birisi bana şerh edecek, hoca alim. Ya dedi, hoca efendi dedi, tecvidli okumuyor dedi.
Böyle döndüm. Evet, tecvidli okumuyor ama dedim, senin ne halt olduğunu söyledi az önce. Kıpkırmızı oldu. Dedim, tecvidli okumuyor. Ama dedim, isim vermedin sen. Sana konuştu hepsini. Durdu. Sen şimdi bana sor dedim ben, sen nereden biliyorsun diye dedim. Bu sustu şimdi. Ben de tecvidli okuyamıyorum dedim. Bu hani tecvidli okuyamamayı hani teşvik etmek değil. Kalbi önemli okuyayım senin. Kalbi önemli. Sen tecvidli okuyorsun ama okuduğun gırtlağından aşağı geçmiyor. Hadise sabit. Eee, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki düşünecek kalpleri? Düşünecek kalpleri.
Ya otur binlerce yıl düşün. Kalp düşünecek kalp. Binlerce yıl bunu düşün. Düşünecek kalpleri. Ancak göğüslerdeki kalpler kör olur. Eee, nereye koyacağız? Hac Suresi, Ayet 46. Bütün herkes açsın, okusun. Ondan sonra tefsirlerine de okusun. Kalp diyor kardeş, kalp. Akıl demiyor. Başka yerlerde akıl da diyor. Akla da hitap ediyor. Evet. Bu ayet-i kerime kalp diyor ya. Kalbin düşünmesinden bahsediyor bize. Kalbin düşünmesi. Oturun derviş kardeşler. Kendi kendinizi muhakeme edin. Kalbiniz düşünüyor mu? Evet.
Oturun muhakeme edin kendi kendinize. İşin sırrını söylüyorum size. Şu ayet-i kerime bütün insanlığa yeter. Defteri kapat, yürü git. Defteri kapat, yürü git. Eki bin yirmi beşinci beyt. Kendilerini meşgul ve müstarrak gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar. Bu münkirler var ya, bu münafıklar, mürtedler, kafirler, dini alaya alanlar. Kalbi çalışmayanlar, aklı çalışmayanlar. Gözü kör, kulağı sağır. Kalbi harekete geçmemiş. Bediüzzaman sayıdı, nursi de tasavvuf, tarikat, hakikat. O bölümde der ki, kalbi harekete geçmeyen. Yani kalp hareketsiz duruyor, düşünmüyor.
Fikretmiyor, zikretmiyor. İşte bu inkarcılar, hakikatten, hakikatten bilinçli olarak kaçarlar. Bilinçsiz değildir. İnkarcılar, bazen böyle bizim Müslümanlar, saf Müslümanlar. Ya bunlar cahil ya. Değil canım kardeşim. Bunlar bilinçli olarak gözlerini hakikate kapatıyorlar. Bunlar bilinçli olarak hakikate kulaklarına tıkıyorlar. Bunlar bilinçli olarak Kur'an ve sünnete sırtlarını dönüyorlar. Bunlar bilinçli olarak Müslümanlara düşmanlar, İslam'a düşmanlar, zikir ehline düşmanlar. Bunlar bilinçsiz değil.
İnkarcı çünkü. İnkarcı. Bilinçli. Allah bizi affetsin. Ve kendilerini dünyevi uğraşlarla oyalarlar. Git onlar böyle dünyevi bir işleri vardır. İşte çalışmakta ibadetler. Böyle küçümser seni. Seni kale almaz. Yani sen ondan para isteyeceksin, pul isteyeceksin. Öyle bir şey bekler. Kendini büyütür böyle. Ben de fabrikan kaç para diyorum. Çöküyor o zaman. Hepsini alıvereyim diyorum. Kaç para hepsi diyorum ben. Kalıyor. Hatta diyorum sen de içinde daha iyisin. Kilon kaç para diyorum. Böyle bakıyor. Diyecek bir şey bulamıyor. Yani o kibirlenecek ya sana. O kibirlenmeden çakıyorsun ona. Kibirlenene, kibirlene desin.
Kendini çok akıllı zannediyor. Çok zeki zannediyor. İnkarcılar böyledir. Çok bilgili gösterir kendini. Evet. Halbuki inkarcılar necaset hükmündedir. İnkar edenler necaset hükmündedir. Onlar çünkü en büyük kördür. Hakikati görmüyorlar. Hakikati görmeyince Hazreti Pir böyle çok yumuşak konuşmuş. Eşekten farkları yoktur demiş yani. Yok ya eşekten daha aşağı bundan. Eşek bir işe yarıyor. Eşeklere hakaret olur. İnkarcı mı eşek mi eşek? Eşek çekersin götürürsün. İnkarcı'ya hiçbir yere götüremiyorsun ki. Dinlemiyor bile seni zaten. Bunlar bir de hani kendilerinin böyle çok uğraşan, çok böyle iş yapan, çok akıllı, çok zeki, dine ayıracak zamanı yok onun.
Dindarlar böyle basit, pasif, tembel, çalışmayan, kafası çalışmayan, zeki olmayan, dilenen. Ben yeni Müslüman olduğum zamanki insanların bana bakış açısını söylüyorum size. Ben yeni bir yere gidiyorum, orada da aynı bakış açısına maruz kalıyorum ben. Bir yeni bir yere sohbet açmak için uğraşıyorsun, gidiyorsun, onlar da bekliyorlar böyle neyi isteyecek falan diye. Dillerinin ucundan diyorlar, hocam bir yemek yiyelim. Allah razı olsun, benim yemeğim var arabada diyorum. Nasıl diyorsun, basmıyor diyorum. Yemeğe ihtiyacımız yok, yatmaya ihtiyacımız yok, yorgana ihtiyacımız yok. Arabada yorgan yatak da var, yastık da var diyorum ben. Birisi inanamadı, kahvenin önünde geldi ya hocam görmek istiyorum.
Gel gel, gel dedim gör. Açtım bak dedim bu yastık, bu battaniye, bu su dedim abdest almak için dedim. Bu yemeğim dedim, gel beraber yiyelim yemeği. Ayıp olur hocam ya dedi, sen burada misafirsin. Burası benim vatanım dedim ya, geçici olarak dedim. Asıl vatanım olmasa da benim burası dedim ya, vatan bizim, arz bizim vatanımız dedim. Boş ver sen dedi, geçici vatan yalnız. Asıl vatan ötede dedim, adam iyice kafasıydı. Yemek de yemedi. Sonra herkese demiş, uçuk bir adam gelin dinleyin demiş. Allah bizi affetsin. O yüzden bunlar normalde neymiş? Bunlar demek ki, inkarcıların hep işleri vardır. Birini zikre davet edersin, abi işim var ya, müsait olur, sen geleceğim der sana.
Bitmez onların işi, hep karşılaştığımız şeyler bunlar. Onların işleri bitmez, onların evde problemleri bitmez. Hiçbir şeyleri bitmez onlar. İnkarcı çünkü. Buradaki en derinu söz şu. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar. Hakikat, hakikat şimşek parıltısı gibidir. Hani böyle şimşek çakar, bir anda her tarafı aydınlatır ya. Hazreti Bir, bu ilahi tecelliyatı şimşek parıltısına benzetiyor. Çünkü o kalbe böyle vurur geçer, bir anda kalp pırıl pırıl olur. Bir anda aydınlanır insanın kalbi. Kalp aydınlanmakla kalmaz. Sana lazım olan yer de aydınlanır. Sen berrak bir şekilde onu görürsün. Ama bu tecelliyata da hani böyle hazırsan olursun.
Bunu böyle bu böyle hani aman kalbime bir pırıltı gelsin Allah Allah öyle değil bu. Bu Allah'ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla seveceksin. Ona yönelacaksın. Hazreti Muhammed Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini gördüklerinden en fazla onu seveceksin. Bu benim, benim için doğru olan şeydi. Bir başkasının bir şey diyemem. Benim şeyhim gözümün gördüğü insanların en kıymetlisiydi. En değerlisiydi benim için. Gözümün gördüğü. Eğer o kimse böyle bir sevgi yoluna girdiyse eyvallah zaten o yol açılıyor onun. O zaman o şimşek gibi parıltı onun kalbine geliyor. Evet.
Ve o normalde münkirler de, inkarcılar da bu parıltıya gözlerini yumarlar. Bir şeyim normalde hani bir kimse birden böyle bir flaş patlar. Flaş patlayınca insanlar ritmik. O parlaklığa karşı gözünü yumar. Göz kendini korumaya aldı. Hakikat de böyledir. O kimsenin kalbinde hızla vurur ama o esnada sen gözünü yummazsın onun. O bir anda kalbe vurur geçer. Öyle bir vurur ki şaşkınlıktan kendine gelemezsin. Hayretten daha doğrusu şaşkınlık değil miyim? Hayretten kendine gelemezsin. Ben senin Rabbinim der biter mesele. Sen kendine gelemezsin günlerce. O ses kulağından değil, senin içinden çıkmaz hiç. Sen bırak.
Geri kalanım artaval gelir sana. O ses seni hayretten hayrete geçerir. Sarhoş eder seni. Kendinden geçirir. Kendinden geçirir. Şimşek gibi parlaması odur. Sana bir şey lazımdır. Vur geçer o sana. Şimşek gibi vurur. Hiç ummadın, beklemedin anda gelir. Ummadın, beklemedin anda ve hızla gider. Arkasından baka kalırsın. Arkasından baka kalırsın. Beklersin artık her seher vakti. Ne zaman vuracak diye. Bu işin çilesi odur. Göz yumarlar ama onların bulundukları makamdaki göz değildir ki. Göz odur ki bir sığınak görsün. O münkirler hakikate gözlerini yumarlar. Gözlerini yumarlar.
Ama onların bulundukları makamdaki göz, göz değildir. Yani esferi safilindesin, senin gözün göz değil. Göz odur ki sığınak görsün. Göz odur ki kime sığınacağını, kime yöneleceğini görsün. E sığınacağını, kime yönüleceğini, yöneleceğini bilmiyorsa göz, o zaman o göz zahiri bir göz. Kedide de var. O göz zahiri bir göz. Çok affedersiniz. Bütün mahlukatta var, sinekte de var, sivrisinekte de var, arıda da var. Denizdeki balıkta da var o gözden. Kendi kendine bende göz var diye böbürlenme. Ufacık böcekte de o sinek, o göz var. Hatta göze ihtiyacı olmayan hayvana şat da var. Gözsüz. Gözü yok, o da görüyor.
Gözü yok, gözü yok. Bazen anlatıyorum ya, iflas etmişim, gece televizyon izliyorum, belgesel. Zikrullah'tan, dersten gelmişim. İflas etmişim ya, elimde tespih. La ala illallah. Belgeselde ne var? Okyanusun dibinde yaşayan bir tane köpek balığı var. Göz yeri var, gözler kapalı, göz yok. Kulaklar sağır, duymuyor da. Okyanusun dibinde yaşıyor. Köpek balığı cinsi. İzliyorum ben de, sabaha karşı saat 4, 1 milyon dolar borç var dedikodu, diz boyu. Dedikodu, diz boyu. Dünyayı 10 sefer dolaşır dedikodu. Neden iflas ettin diye soran yok ki, iflas etti diyor lan. Hatta kimisi geliyor bana, abi ya söyle ya diyor, malı nereye kaçırdın diyor. Öteye kaçırdım dedim, öbür tarafa.
Hani böyle samimi bir şekilde geliyor hani diyor ki, bu malı nereye kaçırdın? İyi neyse. Bir balık, okyanusun dibinde yaşıyor böyle. Geliyor böyle bir tane kocaman balık, kapıyor ağzına. Ağzını da bir dolaştırıyor. Hoşuna gitmiyorsa kenardan atıyor balığı. Oturdum. Okyanusun dibinde. Gözü görmüyor, kulağı sağır. Göz görmüyor, kulağı sağır. Ağzına geliyor balık dedim. Balık ağzına geliyor. Bir de beğenmiyor dedim. Bir de beğenmiyor. Dudağının kenarından atıyor dedim. Abi Mustafa Özbağ balık kadar da mı kıymetin yok lan dedim. Kalk. Ben şimdi kalk lan dedim yürü. Ne dedim kendini kendine düşünüyorsun.
Okyanusun dibinde gözü görmeyen, kulağı duymayan balığı besleyen Rabbim. Seni mi beslemeyecek dedim. Vazma moraline yürü dedim bak işine. Borçla ödenir, arçla ödenir. Ertesi gün yeniden doğdum ben. Hiç uyumadım o gece. Bir sabahleyin erkenden kalktım. Enerji gibi böyle yürüdüm dosdoğru Seyit Taş'ın yanına. Ne yapıyorsak yapıyoruz Seyit Taş dedim. Ticarete dönüyor muız da. Bu durdu. Ne olacaksa olsun, ne alacaksak alacağız, ne satacaksak satacağız dedim. Hayat devam ediyor dedim. O da şaşırdı. Evet. Bu normalde yani gözü görmüyor ya balık. Bildiğin balık. Göğsüze veriyor. Kulaksız da veriyor. Sen insansın, halifesin. Eşref-i mahlukatsın.
Sana mı vermeyecek? Eşref-i mahlukatsın. Seni kendine halife yaratmış. Ne endişe ediyorsun, ne korkuyorsun, ne üzülüyorsun. Yürü. O seninle. Bu minkarcılar Allah'ın ayetlerini inkar ederler. Kudretini inkar ederler. Bu inkarcılar yeryüzünde de onlardan önce gelmiş, helak olmuş kavimleri görmezler. Cenab-ı Hak kimisini sesle helak etmiş, kimisini rüzgarla helak etmiş, kimisini yerin dibine batırmış, kimisini bir ateş gelmiş, yalamış, depremle helak etmiş. Helak etmiş de etmiş. Bakın, bilmem kaç bin yıllık şimdi Urfa'dan arkeolojik şeyler yapıyorlar da bir söylenti çıktı değil mi? İngilizler demişler ki, işte Göbekli Tepe'deki kazıları durduracağınız diye.
Dedikleri söylenti. Onlar da durdurmuşlar. Neden? Yani yeniden insanlık tarihi yazmak lazım. Yani yok işte bir tane hücre denizden çıktı. Denizden çıkınca karaya, karada emeklemeye başladı. Ondan sonra maymun haline geldi. Goril'den maymun oldu, maymundan insan oldu, çürüdü. Zaten bu Darwin'in teorisiydi. Bildiğiniz teori. Teori demek kanıtlanmamış. Hayal. Biz bunu kanıtlanmış bir ilim olarak hala da çocuklar, çocuklar var mı? Ortaokulda lise dokunuyor mu Darwin teorisi? Ortaokulda lise dokunuyor mu Darwin teorisi? Maymundan geldik diyorlar daha yani. İyi.
Ben artık onlarla alay ediyorum. Cenab-ı Hak bir kavmi maymun haline getirdi ya. Bunların soyu oradan geliyor herhalde. Maymundan geldiğini iddia ediyorlar ya. Halbuki o maymuna çevrildi onlar. Bazı rivayetlerde üç gün, bazı rivayette kırk gün maymun halinde yaşadılar. Ondan sonra hepsi birden öldü onlar. Hepsi birden öldü. Kalıntısı kalmadı. Öldüler ibret alem için. Cenazelerinin cesetlerine kimse dokunmadı onların. O beldeyi terk ettiler. Yahudi diyor onlar. Bildiğiniz Yahudi. Maymundan geldiğimizi söyleyen kim? Darwin kim? Yahudi. Neden bunu söylüyor? Çünkü bir Yahudi kavmi, onlar kavim kavim ya.
Bir Yahudi kavmi maymuna çevrilip helak oldu. Aslında o kavim kayıp kavim. Şimdi o kayıp kavimi arıyor onlar. Bir kavim bulacaklar. İşte bizim kayıp kavimiz bu diyecekler ama değil. O kayıp kavim maymuna çevrilen kavim. O maymuna çevrildi o. Şimdi onun maymuna çevrildiğini onlar biliyorlar. Bütün insanlığı ne diyorlar? Siz maymundan geldiniz diyorlar. O maymundan çevrilmenin intikamını almaya çalışıyorlar. Aldılar. Bütün insanlık da diyor ki evet biz maymundan geldik. Atalarımız maymun. E bizim de zaten adı milli olarak başlayacak. Gayr-milli olan eğitim sistemimiz de aldı getirdi. Onu bizim eğitim sistemimizin içine kattı. Biz çocuklara diyoruz ki biz Adem ve Havva'dan geldik.
Allah Adem ve Havva'yı yarattı. Ondan da insanları yarattı. Bizi yaratan Allah. Biz önceden maymun değildik, hayvan değildik. Önceden balık değildik, kuş değildik. Ya Cenab-ı Hak Ahsen'i takvim üzerine bizi insan olarak yarattı. Çocuğumuz okula gidiyor. Okuldaki öğretmen diyor ki hayır. Darwin teorisine göre biz maymundan geldik. Hatta birkaç tane de Mason, İslam alimi var bu konuda. Mason ama. Onlar da diyorlar ki yani böyle evrimleşme normaldir. Bunu al-normal görmemek lazım. Allah bu, onu da yaratan Allah'tır. Böyle de evrimleşmiştir diyorlar. Tabi bunu da bizim içimize sokuyorlar. Çünkü bizim içimizde Mason olan, ta Osmanlı'dan itibaren Mason olan hocalar var.
Yani alimler var, şey bile var, şeyh-i İslam bile var. Mason olan şeyhler var. Mason olan alimler var. Mason olan devlet adamları var, paşalar var. Osmanlı'yı söylüyor. Sebataistçi paşalar var Osmanlı'da. Mason paşalar var. Ermeni dönmesi paşalar var. Osmanlı'da. Ermeni, Ermeniliğini saklıyor. Rum paşalar var. Rumlunu saklıyor. Aslında paşa da değil bazıları. Bazıları askeri talebe değil, askeri bir eğitim almamış. Ama sonradan paşalık yapmış. Hatta başbakanlık yapmış. Osmanlı'da Masonlar var. Mesela siz uluslararası kitaplardan kimler Mason? Türkiye'den okumamışsınızdır. İncelememişsinizdir.
Bende bir de İngilizce mi İngilizce yok. Bir de böyle benim dilden ben zayıfım. Türkçe'yi bile zor konuşuyorum. Ama yani teknoloji var ya şimdi. Böyle bir sayfayı alıyorsun, öbür tarafa ekliyorsun, sana Türkçe'ye çeviriyor onu. Evet. Saklayamıyorsun artık. Ama mesela İngilizler arşivlerini hala da açmıyorlar. Her 30 yılda arşivlerini açıyorlar. Türkiye ile alakalı arşivler açılmıyor. 150 değil, 200 yıldan beri Türkiye ile alakalı, Osmanlı ile alakalı İngiliz arşivleri açık değil. Yani siz İngiliz arşivlerine gidip, mesela örneğin, yani gidip şey olarak Amerika'nınla alakalı arşivleri, Almanya ile alakalı bilgileri alabilirsiniz. İngiliz istihbaratı ne yapmış, ne etmiş, neler konuşmuşlar.
Tabii. Ama Osmanlı ve Türkiye ile alakalı hiçbir şey öğrenemiyorsunuz. Ya merak edip şu İngiltere ne yapmış, Türkiye ile alakalı, bunu öğrenemiyorsunuz. Enteresan bir şey değil mi? Ya bütün dünyayı sen arşivlerini aç, Türkiye ile alakalı arşivleri açma. Veya siz Büyük Millet Meclisi'nin normalde mesela tutanaklarını okuyamıyorsunuz. Meclis tutanaklarını okuyamıyorsunuz. Hiç kimse okuyamıyor. İlk meclis tutanakları. Kapalı. Orada milletvekilleri ne konuştular, ne tartıştılar, öğrenemiyorsunuz. Ve o hakimiyet kayışsız, sarsız milletindir. Hatır hatırdın yani değil işte. Hani milletinse açın hadi, açamıyorsunuz. Veya hani birilerinin hatıraları var, basılmıyor.
Basılmıyor. Atatürk'ün eşinin hatıraları var. Sonradan ayrılmışlar ama hatıraları var. Basılmıyor. Mesela işte neden boşandığını yazıyormuş oraya. Ne gördü de boşandı. Yazmış mesela işte. Hatta yeğeni bilen birisi onu açmış, bakmış, okumuş. Bunu yayınlarsanız demiş, Türkiye Cumhuriyeti devletini sorgulamaya açarsınız demiş. Artık neydir, ne değildir bildiğimiz yok. Kimse de bunları soramıyor. Bizim seçtiğimiz milletvekiller de zaten kaldır elini kaldırıyor. İndir elini ne indiriyor? Yarım kaldır, yarım kaldırıyor. Bütün kaldır, bütün kaldırıyor. Öyle halkın seçtiği milletvekilleri yalan. Siz seçmiyorsunuz zaten. Siz seçilmişleri seçiyorsunuz.
Bunlar daha zeki ya, sizden daha akıllı onlar. Sizden daha bilinçli, daha fazla kafaları çalışıyor. Siz bunları bunları bunları milletvekilleri seçseniz diyor. Siz de elinizi kaldırıyorsunuz, vuruyorsunuz mühürü. Onları seçiyorsunuz. Onların seçtiklerini seçiyorsunuz. Bütün dünya öyle. Demokrasi denilen aldatmaca, yutturmaca, kandırmaca, her tarafı yalan, her tarafı yamalı bohça dediğiniz demokrasi, aslı astarı olmayan, kökü gömeci olmayan, bakın kökü gömeci olmayan, hani kökü Yunan felsefesinde diyorlar ya, o da değil, kökü orada da değil.
Kökü şeytan, kökü deccal. Siz de demokrasiyi çok iyi bir şey medhettiler, size öyle öğrettiler ya, her laflının başı nedir? Demokratik hukuk. Hangi hukuk? Adamın 26 tane hırsızlıktan sabıkası var, meydanda dolaşıyor. Bu hukuk mu? Adamın 3-4 tane kadına tacizden mahkemesi var, 20 tane ayrı ettiğin dosyası var, adam aramızda dolaşıyor. Hukuk dediğiniz bu. Hukuk denilen buysa, bu. Sonra adam gidiyor, bir tane daha kadın taciz ediyor, onu da serbest bırakıyor. 3 tane kadın taciz etmiş, serbest kalmış, dördüncüyü de taciz ediyor, gene serbest bırakıyor.
Ama biz hukuk devletiyiz. Ne olacak? Hukuku gider İran'ı musolinisinden alırsan, böyle oluyor. Biz komple faşizme karşıyız, değil mi? Kahrolsun faşizm, değil mi? Solcular öğretmişti bunu bize. Bizi de faşist görüyorlardı. Faşistiniz siz, iyi. Biz de onları ne görüyorduk? Komünistiniz siz. Ulan faşisti de birmiş, komünisti de birmiş. Ulan komünist bağırıyor, kahrolsun faşizm diyor. Ohan, hukuk faşist musolinini. Desen ki musolinini kim? Faşist, kahrolsun faşizm. E aldın hukuk onun. Desen ki hukuk senin faşizmden alınma. Kemalistler ayağa kalkıyor. Nasıl böyle söylersin diye.
Hakikati bu. Kimse hakikati görmek istemez. O yüzden bu inkarcılar, inadi bir inkarları vardır. Küfr-i inadi. O küfr-i inadilerinden vazgeçmez. O yüzden körlükleri maddi değildir. Manevi, yani kalbi körlükleri vardır. Siz bütün körlükleri hasbelkader tedavi edebilirsiniz.
İşte şekerden dolayı gözlerde arıza var. Gidiyorsun bir gözlük alıyorsun. Hadi bakıyorsun gene bulanmaya başladı. Bir daha gidiyorsun. Senin gözlük numaranı değiştiriyor. Biraz daha giderse ameliyat edecek. Arkadaki diyecek ki çatlaklar çoğalmış. Mustafa Bey, evet o çatlakları lazerle ameliyat etmemiz lazım. Tamam diyeceksin. Lazerle ameliyat edecek. Bu zahiri körlüğü bir şekilde halledebiliyorsun. Veyahut da hani Yunus Aleyhisselam'ı balık karnından kenara çıkarınca böyle bir deniz kenarına çocuklar orada oynuyorlarmış. Top oynuyorlar. Öyle bir oyun oynuyorlar işte. Yani Yunus Aleyhisselam bakmış o çocuk orada mahzun mahzun duruyor. Üzülmüş ona.
Ellerini açmış. Demiş ya Rabbi senin hikmetinden sual olunmaz. Ama bütün çocuklar pür neşe burada oynarken bu çocukun gözleri ama bunu demiş gözlerini açsan da bu da demiş çocuklarla oynasa. Cenab-ı Hak hikmet ona peygamberine gösterecek ya. O çocuğun gözlerini anında açmış. Çocuğun gözü açılır açılmaz Yunus Aleyhisselam'ı görüyor. Önünde yaprak ardında yaprak çıplak ya oradan bir tane yaprak koparmış. Bir rivayette hani böyle askıda büyük yapraklı kabaklar var ondan yaprak. Çünkü içeride elbise erimiş kabalığın karnında çocuk onu görünce aha demiş şeytan burada kaldırmış eline bir tane taş şeytan burada diye bağırınca Yunus Aleyhisselam ya Rabbi ben küstahlık ettim tövbe ettim demiş.
Ben küstahlık ettim çocuk açacak ya dönerken çocuklar bir bakmışlar ki hiç kimse yok oradan. Çocuğa demişler ya sen amazsın zaten gözün görmüyor. Şeytanı nereden göreceksin demişler. Hani kahle almamışlar onu. Şimdi bir kimsenin normal vücut gözü kör olunca açmak kolay. Ne yaptı İsa Aleyhisselam? Kör olanlara sıvazıyordu. Böyle Allah-u Alem böyle parmağını tükürüne sürüyordu, gözüne sürme gibi tükürünü sürüyordu. Okuyordu onu, gözü açılıyordu. Hatta havarileri de yapıyordu. Havariler de gözü görmeyenlerin okuyorlardı, tükürüklüyorlardı, gözleri açılıyordu. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri daha ilerisini yaptı.
Sahabenin birisinin gözü çıktı savaşta, ok isabet etti. Gözüm ya Resulallah dedi, gözü elinde geldi sahabe. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri oku çıkardı gözünden. Gözü Bismillahirrahmanirrahim dedi, yerine koydu, tükürüverdi. Şimdi inkarcılar bunu da inkar edecek, etsinler. Onlar da ne yapayım yani, gerizekalı. Siz cahilleri görünce yüz çevirin demiş, yüz çeviriyorsun. İnkarcı demek, cahil demek. Hatta sahabe diyor ki, öbür gözüm görmez oldu. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin diyor, o tükürükledi, sıvazladı, gözünü yerine oturtturdu. Çıkmış göz. Gözünü yerine oturtturdu derken, burada şöyle değil. Gözü çıkmıştı, elinde geldi sahabe.
Göz elinde geldi. Hadisin metninde öyle yazıyor. Bazı yerlerde işte altına demişler ki, gözünden yaralanmıştı. Yapma. Akılperestleri sen Müslüman edeceğim diye uğraşma. Akılperest o. O mücizeye inanmayacak. İnkarcı, münket, bırak bozma. Mucize bu. Peygamberimle ben gurur duyuyorum. Peygamberimle ben kıvanç duyuyorum. Böyle bir peygamber ümmet olduğu için mutluluk duyuyorum. Evet, gözü elinde geldi sahabe. Sıvazladı, yerleştirdi yerine. Normal gözün açılması değil. Hatta birisi daha geldiydi ya, gözleri görmüyordu. Ne dedi ona? Geldi dedi, dua etti. Gözlerinin açılması için. Nasıl dua etti? Ya Rabbi ben Allah'a iman et. Senin Allah olduğuna iman ettim. Peygamberinin peygamberliğine de iman ettim.
Dua, dua. Vesile etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sahabe. Peygamber öğretiyor bunu. Gözler açıldı sahabenin. Hz. Muhammed Mustafa'yı vesile etti. Vesile, Hadis de, ayet de sabit. Ama ooo, inkarcılar olaya ayağa kalkıyor. Vesile yok diye. Var kardeş. Sen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i vesile et. Sen büyükleri de vesile edebilirsin. Hani, Bediüzzaman Said Nursa Hazretleri diyor ya, benim bir şeyim kaybolsa diyor, ben diyor, Abdülkadir Geylan Hazretleri'ne vesile ederim. Kaybımı bulurum diyor. Şeyh Efendi öğretmişti bana.
Oğlum, on bir ihlas bir fatiha koyacaksın. Geylan Hazretleri'nin ruhaniyetine bağışlayacaksın. Kaybim bulunur dedi. Cevde tatılacak bir tane, hani bende Volkswagen vardı da, onun anahtarını kaybet dedim ya. Değil mi? Ne diyorsunuz ona siz? Şifre. Şifreyle bir vizyonu var mı? Çift mi dinliyoruz ona? Kaybettim ben bunu. Arabanın lastiğini kendim değiştirdim. Değiştirince onu kaybettim. Aradım, aradım, aradım. Dağ taş dolaşıyoruz ya o ara. Hangi dağın yamacında kaldığımız belli değil. Defalarca gittim, aradım. Yok. En son da aklıma geldi. Oraya gittim tekrar. On bir ihlas bir fatiha. Geylan Hazretleri'nin ruhaniyetini bağışladım. Dedim, Ya Rabbi, dostunun yüzü suyürmetine, benim şu kaybımı buldur.
Yoksa Almanya'dan gelecek bilmiyorum kaç ayda. İndim arabadan. Böyle bakıyorum, Allah Allah. Bagajın arkasında bir şey pırlayıp duruyor yerde. Pırıl pırıl parlıyor bir de. Gözüm alıyor böyle benim. Şimşek gibi. Oradan Cevdet'i aradım. Hani var ya evrak evrak. Dedim, buldum. Daha doğrusu bulundu Cevdet Usta dedim. Allah'ın izniyle böyle böyle ol dedim. E biraz evliyalık yapayım kanime. Geçen günde bir şey arıyorum. Harıl harıl arıyorum. Boş kaldıkça arıyorum. Aramadık taramadık yer kalmadı. Dün. O dedim ya. Neden aklına gelmedi? Dedim ya. On bir ihlas bir fatiha. Oturdum. On bir ihlas bir fatiha. Dedim, Ya Rabbi, Gehlana Hazretleri'ne seni vesile ettim. Yüzü suyürmetine dedim.
Şu kaybım bulunsun. Gehlana Hazretleri'ne dedim. Himmet ya Gehlana. Ulan yüz on sekiz sefer aradığın yerde bulunmadı da o zaman mı bulunuyor? Aha açtım. Tebessüm ediyor aradığım şey. Ya da ben öyle görüyorum. Dedim, yok. Buradan dedim döne döne heykelden aşağı doğru geçeceğim. Ya şimdi bunu birisini anlat. Ha sizde böyle menkıbet yok. Çok aslanım lan. Çok. Bizim işimiz böyle gidiyor. Sen inkar et. Dur ben anlatacağım. Sen inanırsın, inanılmazsın. Beni ilgilendirmiyor. Nasıl? Basbaya. Ha biz kırmızı ışıkta 300 kilometre giden insanız. Kırmızı, lamba kırmızı da.
Para yok, bul yok, hiçbir şey yok. Bir kuruş yok. Kırmızıya geldi, dayandı. Bildiğiniz kırmızıya dayandı. Bunu belki de ilk defa anlatıyorum. Yolda giderken on bir ihlas bir fatiha. Komple makamlara bağışladım. Halimiz sana, size dedim. Ya Rabbi, halim sana vakıf. Para vardı da mı dedim, almadık. Daha ilerisini söyleyeyim. Sen verdin de mi harcamadım dedim. Sen verdin de dedim. Ben cimrilik mi yaptım, kenarda mı beklettim dedim. Aha dedim, yok kalmadı işte. Nerede trak, orada bırak. Vallahi de, billahi de, tillahi de, arabayı da bırakırım, kendimi de bırakırım. Ne yapıyorsan yap dedim. Deli Mustafa'nın tekiyim ben dedim. 300 kilometre geldim öyle.
Bakmadım bile kırmızı ışığa. Oradaki kırmızı da bakmadım hiç. Dedim, bakarsam gözüm aksın dedim. Bakarsam gözüm aksın dedim. Bakmadan geldim. Allah'ın yardımı. Allah Allah. Cenab-ı Hak dilerse, diledi gibi yardım eder. Taşın göbenden su çıkarır sana. Sana özel yağmur yağdırır. Sana özel yağdırır. Sana özel yağdırır. Sen dersin ki bir de kendi kendine sınacaksın ya. Ya Rabbi, bu doğruysa. Bir yağmur yağsa inanacak insan ya. Böyle bir şey görüyor ya insan. Şukur şukur şukur. Ya Rabbi tövbe ettim. Çektim arabayı kenara. Dedim, Ya Rabbi tövbe ettim. Bir daha böyle küstahlık yapmayacağım.
İnsanoğlu böyle der yine yapar. Kımıl kımıl kımılıyor bizde. Durmuyor durduğu yerde. O yüzden münkirler, inkarcılar bu şimşek gibi çakan hikmeti inkar ederler. Ona göz yumarlar. Evlihanın, velilerin üzerindeki kerametleri de inkar ederler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve diğer peygamberlerin üzerindeki mucizeleri de inkar ederler. Bizim derviş kardeşlerimiz dahi artık kerameti böyle şüphe gözüyle bakıyor. Kendisinin üzerinde tecelli ederken bile şüphe ediyor. Neden? Bu inkarcıların etkisinden kalıyor. Konuşamıyoruz biz. Bir evliya menkıbesi, bir evliyanın kerametini konuşamıyoruz. İnkarcıların saldırısından korkuyoruz biz. Ulan şimdi bunlar laf söylerlerse.
Ulan onlar laf söyler. 20 yıldan beri şu oturduğum koltuğa laf söylüyorlar. Koltuk da Allah koltuk. Gel diyorum sen otur koltuğa. Bak şu çok lüks bir koltukmuş haberiniz olsun. Cafer kaç yıllık bu koltuk? 15 yıllık koltuk çok lüks. Satılığa çıkaracağım neredeyse açık arttırmayla. Birisi dedi kaç para alacaksın mı dedim. Benim değil hediye yetirdiler ama dedim satabiliriz de dedim. Bizim şeyliler yaptılar ya Adanalılar. Cafcaplı koltuk, yaldızlı. Perşembe günleri oturduğum. Onu açık arttırmaya çıkaracağım zaten. Gelin diyeceğim ya açık arttırmada bu koltuk. Çok meraklısınız. Tabi ya en yüksek parayı verene satacağım bunu diyeceğim ama Bizim Adanalılar'ın hediyesi.
Bunlar koltuğa bakıyorlar. Hangi koltuğa oturdu? Bakın bugün krem koltuk. Bu çok lüks bir koltuk. Herkes buna oturamaz. Oturmak için mangal gibi yürek lazım. Kesesi de dolu lazım. Öyle kesesi boş insan da oturamaz buraya. Mangal gibi yüreği olmayan da oturamaz. Eleştiriye, namusuna, şerefine, haysiyetine, her şeyine laf söylenecek buraya oturduğun zaman. Hazırsa birisi gelsin hemen koltuğu devredeyim ona. Tabi her şeyin bir bedeli var. Bedelsiz bir şey yok. Allah bizi affetsin. O yüzden bu inkarcılar Allah'ın rahmetine, ilmine, bereketine, lütfuna, imana, İslam'a gönüllerini açıp oraya sığınacaklarına inkara gidiyorlar. Münkirlik yapıyorlar, kafirlik yapıyorlar, mürtedlik yapıyorlar.
Allah'a sığınacaklarına gidip tağuta sığınıyorlar. Allah'a sığınacaklarına gidip deccala sığınıyorlar. Allah'ın yolundan gideceklerine deccalın yolundan gidiyorlar. Hz. Muhammed'i Mustafa'ya uyacaklarına gidiyorlar. Kendilerine uyacak bir heykel buluyorlar. Bir heykele uyuyor o kimsede. Evet. Gidiyor heykelin önünde secde ediyor. Heykelin önünde duruyor, dua ediyor. Hatta bunlar daha da ileri götürüyorlar. Çocukları da götürüyorlar. Heykelin önünde secde ettiriyorlar. Neden? E onun da inancı o. Allah'a sığınmıyor yani. Hani gidiyor heykelin önüne, ondan sonra muzdur, ondan sonra elmadır, portakaldır koyuyor. Ertesinin gidiyor yiyor. Bu ne oldu diyor.
O bana hediye etti bunu diyor. Dedi ki bana hocam inancımız bu dedi. E düşünmüyorsunuz mu dedim bu bizim getirdiğimiz meyveleri beğenmemiş diye dedim. Böyle baktı şimdi bana. Demek ki dedim haram yediğiniz, içtiniz, aldınız, götürdünüz dedim. O budacığın önüne koydunuz onu dedim. O da dedi ki dedim ben, ha seniz şerefsiz seni. Haramdan kazandın getirdin budaya yediriyorsun ha. Al sen kendin ye de dedim ben. Ya hocam şimdi nereden konuştun sen böyle ya dedi. E sen nereden biliyorsun dedim ben. Bana hediye etti diyorsun. Haram diye dedim yemiyor dedim. Ben de böyle dedim onu analiz ediyorum dedim. Bu bakıyor gözümün içine içine. Ya kimse böyle düşünmüyor dedi.
Kimse düşünmüyor çünkü dedim ben. Kafa çalışmıyor dedim. Zeki değil. Görmüyor dedim. Yemin ediyorum hepinizin kazandığı dedim. Haram ki yemiyor dedim bu da. Böyle durdu. Ben gitsem benim önümde eğilir o dedim. Hoş geldin der dedim ben. Nasıl dedim. Asbaya dedim bütün Budistler Müslüman olur. Götüreyim hocam seni dedi. Kaç dolar dedim. İşte 15 bin dolar dedim. Ben 15 bin dolara dedim. Kaç tane fakir fukara doyar biliyor musun sen? Budaya dedim muz bırakmak için oraya kadar gideceğine bir fukarayı doyur dedim ya. Bir fukarayı doyur. Gidiyor bir heykelin. Herhangi bir heykel. Bu illa ki bu dolması şart değil. Gidiyor heykelinin önüne çiçek koyuyor.
Ne yapacak? Heykel taş. Ne yapacak çiçeği koklayacak mı? Koklamıştır diyorum ben. Nasıl diyor. Basbayağı kokladı beğenmedi. Durdu orada. Çürüdü. Ertesini kaldırdınız. Koklasaydı boynuna sardı. Ne güzel kokuyor diye. Bak getirmiş çiçek burada. Attık mı? Hayır. Burada duruyor çiçek. Ben yiyemem. Evet yiyemem. Ama koklanır mı? Evet koklanır. Kim getirdiyse teşekkür ediyoruz. Allah gönlünü çiçek bahçesi yapsın inşallah. E şimdi onlar da inkarcıların da kendilerine göre ayrı bir inancı var. Ona inanıyor adam. Diyemezsin ki sen neden ata puta tapıyorsun, neden balığa tapıyorsun. Öbür kütü burçlara tapınıyor.
Ben hocam bunlara inanıyorum diyor. Küfre düştün mü diyor. Bak sen bunlara inanıyorum dediğin anda küfre düşersin. Allah'a iman edeceksin diyor. Böyle bakıyor benim gözümün içine. Şimdi yenim o da ya. Tabii balık yaya girdi. Şunlar olacak. Bir de inanıyor insanlar buna. Buna inanıyor. Benim telefonum da uluslararası ya. Amerika'dan bile yazıyorlar. Balık yaya girmiş. Böyle böyle böyle şeyler olacakmış hocam. Ben Amerika'dan yazıyorum. Mübarek insan. İki tane ayet okuyor. Ben de cevap yazdım. Evet balık dedim yaya girdi. Balık yaya girdiğinden beri dedim yayın kafası bozuldu. Atacak ok ararken dedim balık geldi.
Ya hocam dalga geçiyor. Ne dalga geçeceğim dedim ya. Allah Allah. Burç yok mu? İyi burç varsa dedim ona mı iman edeceğiz? Bu insanlık bu halde şimdi. İnkar ediyor. İnkar edince de gözleri kapanıyor bunların. Kalpleri zaten kapalı. İnkar ettiklerinden dolayı kalbi akılları çalışmıyor. Kalbi düşünceleri yok. Yok bildiğiniz kalbi körler. İnkar etmiş. Bizim bazı Müslümanlar da ya Cenab-ı Hak diyor ki kalbi mühürlüdür bu inkarcıların. Bizimkiler de aşacağız diye uğraşıyor. Kardeş açmak için sende anahtar yok. Anahtar Allah'ta. Sen yorma kendini. Anahtar sende değil ki. Anahtarı peygamberine vermemiş. Değil sana verecek.
Peygamberin de olsaydı anahtar amcasınınkini aşacaktı. Anahtar sende değil. Sen tebliğ etmekle mükellefsin. Tebliğ et. Senin görevin bu tebliğ et. İnkar ediyormuş. Umurumda değil. Cehennem neyle dolacak. Bana diyor üzülmüyor musun? Ne üzüleyim kardeşim dedim ya. Allah Allah. Önceden de o dedim. O Mustafa Özbağ gitti. Yeni Mustafa Özbağ geldi. Her gün eskisi gidiyor. Yenisi geliyor. Ben dedim alışamıyorum yenisini dedim. Nereden başkası alışacak? Nasıl basbaya vevallah her gün. E sen rüzgara göre Mustafa Özbağ değişiyor dedim. O yüzden dedim yani. O önceden de o dedim. Şimdi öyle değil dedim. Şimdi trendler değişti Mustafa Özbağ da dedim.
Anahtar bende mi? Değil. Kardeş sen Allah'lığa soyunma. Haddini bil. Sen tebliğ et. Ben tebliğ ediyorum şimdi. İnkarcılar kızacakmış. Umurumda değil. Daha da ağır konuşacaklarmış. Umurumda değil. Ben doğruyu tebliğ ettiğime inanıyorum. Dileyen kabul edecek. Dileyen kabul etmeyecek. Allah muhafaza eylesin. Amin. Çünkü bir kimsenin hakikati görebilmesi için. Burası çok önemli. Bir kimsenin hakikati görebilmesi için. onun kalbinin ilahi nura açık olması lazım. Onun kalbinin ilahi nura. İlahi nura. Açık olacak ki. Senin tebliğin onda yer etsin. O ilahi nura aşacak olan da Allah. Başka kimse değil.
Peygamber değil aşacak olan. Allah'ın dostu, velisi, evliyası değil. Allah aşacak. E Allah aştıysa da onu kapatacak birisi yok. Sen ister kabul et, ister kabul etme. Cenab-ı Hak onun kalbini imana, İslam'a, ihsana açtıysa, onun kalbindeki nuru çoğalttıysa, açtıysa önünü, onun kalbi nurlandıysa, onun kalbine ilahi hakikatler ilham ediliyorsa, onun kalbine eğrisi doğrusu geliyorsa, sen kimsin be ahmak, onu kapatacak.
Sen ancak inkarcılık edersin, reddedersin. Allah da senin kalbini mühürler gönderir cehenneme. Bana ne? E biz Allah Resulü tebliğ ediyor. Ayet-i kerimede diyor ki, Allah'ın Resulü size hayat verecek. Bir şeye çağırdığında ona icabet edin. Sen icabet etmiyorsun kardeş. Ayet-i kerimeyi inkar ediyor. Sen peygambere, sallallahu aleyhi ve selleme icabet etmiyorsun. Oysa Cenab-ı Hak dedi ki, Allah'ın Resulü size hayat verecek bir şeye davet ettiğinde, onu kabul et. E sen onu kabul etmiyorsun. Onu kabul etmeyince, Allah seninle kalbinin arasına giriyor. Dikkat edin.
Sen ayrısın, kalbin ayrı. Buraya es geçiyor bütün herkes. Profesörü, alimi, dervişi, sufisi, şeyhi. Seni peygamber sana hayat verecek bir şeye davet ediyor. Sana hayat verecek. Sen ona uymayınca, ayet-i kerimeyi de iyi dinleyin. Allah o kişiyle kalb arasına girer. Kalp ayrıldı senden. Çünkü kalp Allah'ındır. Sen onu kendinin zannediyorsun.
Orası onundur çünkü. Ne yaptı? Oradaki nurunu örttü. Cevherini boş yere saçmıyor. Örttü orayı. Örttü. Sen çünkü, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hayat verecek. Davetine icabet etmedin. Ben senin neyine hürmet edeyim? Necaset adam. Ben senin neyine hürmet edeyim? İnkarcı münkir. Sen necasetten başka bir şey değilsin. Sen necaset çuvalısın. Senin kalbin mühürlenmiş.
Sen, sana hayat verecek olan Peygamberin vahyine tabi değilsin. Peygamber sana vahiy ile konuşuyor çünkü. Yani, Allah'ın vahyine tabi değilsin. O Peygamber ki, heva ve hevesinden bir şey konuşmadı. O, Allah'ın emrini söyledi. Cenab-ı Hak, onun da kalbi Allah'a aitti. O'nun da kalbi Allah'a aitti. Senin de kalbin Allah'a ait. Benim de kalbim Allah'a ait. Kalpler O'nun elinde. Kalpler Allah'ın iki parmağının arasındadır. Kalpler, mümin, münafık, kafir, inkarcı, münkir, Hristiyan, Yahudi, Müslüman, ayırmadı.
Kalpler Allah'ın elindedir. Sen, Kur'an'a ve sünnete tabi olacaksın. Kur'an ve sünnete riayet edeceksin. O'na iman edeceksin. Ve o yolda yürüyeceksin. Sana Allah'ın Resulü, sana hayat verecek bir nasihatta, bir tavsiyede bulunduğunda, sen O'na sırtını dönmeyeceksin. Sırtını dönersen, seninle kalbinin arasına Allah girer. Yani, kalp O'nun. Allah muhafaza eylesin. Sonunda da sen, O'nun huzurunda toplanırsın. Bunu herkes mahşer olarak görür.
Değil. Sen huzurdasın. Sen huzurdasın. Senin kalbini mühürlemek için mahşeri beklemiyor o. Sen sırtını döndün. Tövbe et kardeş. Tövbe etmedin, mühri yedin. Sen kime sırtını dönüyorsun? Sana Kur'an ve sünnet-i seniye birisi tebliğ ediyorsa, birisi tebliğ ediyor.
Bu kim olursa olsun. Sen ona sırtını dönme o tebliğe. O tebliğ Allah'ın tebliği. Sen o tebliğe sırtını döndün, seninle kalbinin arasına Allah girdi. Bu mu bana dini tebliğ edecek? Ha o edecek. Onun gönlüne koymuş, senin gönlüne koymamış. Onun gönlüne koymuş. Beğenmedin kimsenin gönlüne koymuş. Elinde şarap şişesi. Dışarıdan görülen şarap şişesi. Dışarıdan şarap şişesi. Tanımam, görmem. Yolun göbeğinde böyle. Ben sakin durdum arabada. Hocam hayırlı akşamlar, kurban olurum sana dedi. Ulan gördüğün şarap şişesine mi inan?
Adamın sözüne mi inan? Biz seni biliriz hocam. Eyvallah kardeş. Gece saat bir ben dersten geliyorum ödemişte. Eyvallah kardeş. Eyvallah hocam. Takipteyiz. Seni takip edenleri de takip ediyoruz. Eyvallah kardeş. Allah'ın askeri mi eksik dedim. Vuuu. Ohu çekince. Hayyyyyyyy dedim ben de. Tak attı elindekini mi elindeki. Eyvallah. Sen takip edenleri durdur dedim. Aynadan bakıyorum. Takip edenler geliyor. Hop dedi.
Bir bağırdı onlara. O an nereye gidiyorsunuz? Ben adamın anasını, avradını, kızını, kısrağını sıralıyor. Bunlar da bakıyor öyle şimdi. Durdum ileride arabayı böyle çektim sokağa. Gittim baktım öyle. Ne varsa veriyor gamatayı. Hey dedim Allah'ım ya. Sen kimden kimi korutacaksın belli mi dedim ya. Dedim yürü git Mustafa Özbağ. Bu sana yeter. Yürüdüm gittim. Sen ister inkar et ettiğin kadar. Bilemezsin. Köprünün altında oturmuş. Karton kutularının üzerine. Bildiğin karton kutuları. Ulan yok. İçim içime durmuyor. Gittim garajını oradan döner kestirdim. Hayatta yemem kendim de. Gece saat iki.
Gece saat iki. Kestirdim döneri. Dedim yok ya dedim. Bu gece dedim bir şey var tecelliyat. Köprünün altında oturmuş. Karton kutularının. Karton var ya kutuları açmış. Açmış böyle bir yer etmiş. Şu şey var ya yerinde bıçakçıların altında bir köprü var. Öyle batçık gibi hani. Oranın böyle. Hayşimişcan'ın oradaki köprüde orada bir yer var. O gün öyle gördüm böyle bir yer. Böyle sağanlık gibi. Oturmuş oraya. Sakallar upuzun göbeğine kadar. Zannedersin ki dilenci böyle. Köprü altında yaşayanlar. Aha dedim seni rahatsız eden bu. İçimden. Dedim bu döner de bunun. Ve seni rahatsız eden de bu dedim. Başka işi gücü yok bu milletin dedim. Mustafa Ezov'a. Bir de seninle uğraşıyorlar.
Bir de sen bununla uğraşıyorsun dedim. İçimden. Arabayı çektim. Selamun aleyküm. Aleyküm selam Mustafa Efendi. Ne o? Bir döner getirmek zor mu geldi? Vah dedim ya. Ben dedim. Ölecek laf yok dedim adama ya. Dedim ne zor gelsin dedim ya. Dersten geldim. Yorgunum o kadar dedim. Habire dürtüklüyorsun dedim ya. Ne dürtüklemesi dedi. Karnımızı aç dedik dedi. O kadar dedi. İyi ki öyle dedin dedim. Bir de ev isteseydin dedim. Dünyamız yıkılacaktı dedim. Benim evim var işte burası benim evim dedi. Eyvallah dedi. Neyse koydum. Dedi kendine niyet etmedin dedi. Kendine niyet edeydin dedi. Yedirecektim sana da dedi. Hayır etmedim dedi. Bu dedim kalbimi dürtükleyen kimse ona niyet ettim dedim.
Ya usta efendim özür dilerim dedi. Ne dürtüklemesi dedi. Nazımız geçmiyor kimseye. Sana nazımız geçiyor işte dedi. Dedim gece vakti yapma. Yapacaksan gündüz vakti. Gündüz benim dedi işim çok oluyor dedi. Gece boş oluyorum dedi. Gece boş oluyor adam. Piyana da bize çarpıyor. İyi dedim ya sıkıntı yok. Ama Bursa dolayın dedim. Başka şeyim yok. Sen yıllar sonra geçenlerde. Cumartesi heykelden aşağı doğru iniyorum. Baktım gördüm. Konuşma benimle diyor. İyi dedim konuşmayacağım seninle dedim. Gidiyorum dedim. Kadın diyor deli midir nedir kendi kendine konuşuyor diyor. Kız diyor yanındaki kız ne oldu diyor. Şu diyor sakallı dede diyor.
Kendi kendine konuşuyor. Deli midir nedir diyor. Dedim deli ne olacak. Baktım ona geriye döndüm hani gördün mü? Beni düşürdün noktaya. Ver ya efendim. Şimdi bunu tabii münkir buna inanır. İnanmaz der ki ya Evliya minkıbesi anlatıyor. Allah bizi affetsin. Ama işte o münkirler inkar ettiklerinden dolayı. Yani yapmıyorsan yapma. İnkar bari etme. İnkar ediyor. İnkar edince kalbiyle kendisinin arasına giriyor Allah. Bu aslında üzerinde çok tefekkür edilmesi gereken bir ayet-i kerimelerden birisi. Peygamber mezarlıktan dönünce sıddıkanın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı. Hani böyle Hazreti Bir bir hikayeye başlıyor.
Hikayenin başında bir kısmı hikayeyi anlatıyor. Sonra ortada bize derinlemesine hikmetler bahşediyor. Anlayana. Böyle, böyle, öyle bir hikmetler ki işin içinden çıkılması zor olan kalbi hikmetler anlatıyor. Sonra dönüyor tekrar hikayeye. Şimdi hikayeye döndü. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir sahabe vefat etti. Sahabe vefat edince ne yaptıydı? Onu defnetmeye gitti. Döndü definden. Mezarlıktan dönünce sıddıkanın yanına giderek konuşup görüşmeye başladı. Sıddıkanın gözü, yani Hazreti Ayşe annemizin gözü, peygamberin yüzüne ilişince, önüne gelip elini onun üstüne, sarığına, yüzüne, saçına, yakasına, göğsüne, kollarına sürdü.
Yani bakıyor böyle, elini kafasına sürüyor, takkesine, sarığına, üzerine, cübbesine falan, elleriyle onları sürüyor. Göğsüne sürüyor elini. Böyle bir şey arıyormuş gibi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, böyle acele acele ne arıyorsun dedi. Hani üzerinde bir şey arıyor. Bütün sarını elledi, elbiselerini elledi, elini kolunu elledi. Her tarafını elledi. Hani böyle bir şehevi bir şey değil. Bir şey arıyormuş gibi. Onun üstünü başını yokladı yani böyle. Hazreti Ayşe annemiz dedi ki, bugün hava bulutluydu, yağmur yağdı. Elbisende yağmurun eserini arıyorum. Gariptir ki, üstünü başını yağmurdan ıslanmış, ıslanmamış görmekteyim.
Yani bugün yağmur yağdı. Siz cenazeye gittiğinizde hava yağmurluydu. Ama ben baktım, üstünü başını ıslanmamışın hiç. Yağmur seni ıslatmamış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona döndü, şunu sordu. O sırada başına ne örtmüşsün, başörtün neydi diye sordu. Hazreti Ayşe, senin ridanı başıma örtmüştüm dedi. Senin ridanı yani cübbesini örtmüştüm dedi. Peygamber dedi ki, ey yeni yakası tertemiz hatun. Allah onun için temiz gözüne kayb yağmurunu gösterdi. Hazreti Ayşe annemiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hırkasını başına örttü. Hırkasını onun başına örttü diye, Cenab-ı Hak ona kayb perdesini açtı.
Hazreti Muhammed Mustafa'nın hırkasını başına örttü. başına örttü için Hazreti Ayşe annemizin kayb perdesi açıldı. Sen şimdi istediğin kadar inkar et bunu. Allah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hırkasının yüzü su hürmetine, Hazreti Ayşe annemizin kayb perdesini kaldırdı.
Kalbinden perdeleri kaldırdı. Allah dilediği kimsenin kalbinden kayb perdelerini kaldırır. Ona kayb aleminden inciler sunar. Ona kayb aleminden tecelliyatlar indirir. Ona kayb aleminin hepsine değil, dilediği kadar, Allah'ın dilediği kadar ona münhasır eyler. bu muhakkak ki kişinin iman etmesi, namazlarını, farzlarını yerine getirmesi, nafilelerini yerine getirmesi, haramlardan uzak durması ve normalde işte Allah'ı zikretmesi, Allah'ı sevmesi bunların hepsi de birer sebep, vesile. ama bu Cenab-ı Hakk'ın onun kalbinden perdeyi kaldırması, onun basiret gözünü açması, onun kalbi aklını çalıştırması, bu artık böyle Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanıdır.
ve o kimse, o kimse, o basiret nuruyla görmeye başlar. Hani, şimdi tekrar, Şura suresi ayet 51'e geleceğim. Hani Allah bir insanla doğrudan konuşmaz, ancak bir vahiy yoluyla veya perde arkasından ya da bir elçi gönderip, dilediğini vahyetmesi suretiyle konuşur. Bu ayet, Cenab-ı Hakk'ın bazı kullarına ilahi hikmetleri, vahiyle bildirdiğine işaret. Sen de ki kendi kendine, sadece peygamberlere vahyetti. Otur, oturduğun yere. Allah Meryem'e de vahyetti. Allah Musa'nın annesine de vahyetti.
Allah sana da vahyetti. Nefsine kötülüğü de iyiliği de vahyetti. O yüzden, Cenab-ı Hakk'ın kendisine seçtiği kullar vardır. Kendisine seçmiş. Kendisine seçtiği kulların, herhangi bir şeyine bakmaksızın vahyeder. Sen Allah'la muraşşan, senin imanın, İslam'ın, yaşantın sebeptir.
Cenab-ı Hak seni fşşt diye çekiverir kendine. Bu Allah'ındır. Buna söyleyecek laf yok. Allah dilediğini kendine seçer. Sen istediğin kadar debelen bunu mu seçecek diye. Seçmiş. Seçmiş. O yüzden Cenab-ı Hak, burası çok önemli. Kalbi temiz olanları kendine seçer. Kalbi ihlaslı olanları kendine seçer. Kalbi şeksiz, şüphesiz Allah'tan yana olanları kendine seçer. Dünyanın heva hevesine, nefsinin heva hevesine, şeytanın vesvesesine kananları seçmez. Allah bizi affesin. O yüzden burada Hazreti Pir çok önemli bir noktaya değiniyor. Hazreti Ayşe annemizin üzerinden. Diyor ki, o peygamberin ridasını örttü.
Ridasını örtünce onun kalp gözü açıldı. Ridası yetti. Ridası, bir nazarı, bir ridası. Onun kalp gözünün açılmasına sebep oldu. O yağmur sizin bu bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir göktendir. Demek ki o yağmur bu dünyanın yağmuru değil. O bulut bu dünyanın bulutu değil. O zaman bu gökten de değil o. Şimdi bir alemi gayb var, bir de alemi şehadet var. Öyle değil mi? O zaman biz bu alemi görüyoruz, bu alemden sayıyoruz sadece her şeyi. Öyle değil. Biz bir de hani gayba da iman ettik ya. Bir de iman ettiğimiz gayb var. Burada geçen yağmur mecazi olarak geçiyor.
Bu Allah'ın rahmeti, bereketi, lütfu, ikramı, hikmeti, ilahi ilmi. İlahi ilmi. Bulut ve gök bu ilahi ilmin kaynağını gösteriyor bize. Hani bir yağmur ilahi bir ilim, rahmet, bereket. Nereden geldi? Gökten ve buluttan. O zaman o gök ve bulut, buranın gök ve bulutu değil. O zaman alemi gaybin, ilmi ilahinin göğü ve bulutu. O zaman o ilin, ilmi ilahiden koptu geldi. İlmi ilahiden. Bakın, dikkat edin. Lef-i mahfuzdan demiyorum. İlmi ilahiden koptu geldi. Cenab-ı Hakk'ın kendi zat-ı uluhiyetinden koptu geldi. Onun gönlüne Cenab-ı Hakk akıttı onu.
Bu kayda girmeyen bir şeydir. Cenab-ı Hakk varlık aleminde olacak olan bütün her şeyi kitaba yazdı, ana kitaba. Eyvallah. Yaprak şu zaman şurada düşecek, şu zaman şu olacak, şu zaman bu olacak. Eyvallah. Yazıldı oraya. Bu peygamberlerin hususi olarak kalplerine gelen Kur'an ayetinin dışında vahiyler, büyük mürşidi kamillerinin gönüllerine gelen ilhamlar ilmi ilahiden gelir.
Onun çıkış yeri orasıdır. Onun çıkış yeri. O yüzden melekler dahi o ilme şaşkın kalırlar. Bilmiyorlar. Bir şey, o ana kitaba yazıldı ya, o yazılıp da oradan çıktıktan sonra onu bir melek görebilir.
Onu bir ruhaniyet görebilir. Daha henüz tecelli etmedi. Lef-i Mahfuz, ana kitap olarak dillendirilir ya, kitapların anası. Lef-i Mahfuz'dan bir şey çıktı, çıktığı anda onu bir ruhaniyet görebilir. Bir ruhaniyet onu dinleyebilir. Evet. Bu artık sır olmaktan çıkmıştır. Aslında bu gayb olmaktan da çıkmıştır. Sebep tecelli etti çünkü. Alemi misale doğru yürüyor o. Onu büyük pir efendiler, onu büyük veliler, zamanın kutupları, onu görebilirler. Oradan konuşmak onlara yasaktır ama bakın görünmez demiyorum, onu görebilirler.
Ama ilmi ilahiden kopup gelen, bunları not alın bir kenara. İlmi ilahiden kopup geldiyse bir mürşidi kamilin, bir kutbun kalbine onu melekler bile bilemez. Onu kimse bilemez. Sır budur. Sır. Gerçek sır. Hakiki sır budur. Hakiki sır. O çünkü ilmi ilahiden kopmuş gelmiştir. İster hitap olsun. İlmi ilahiden kopmuştur. İsterse bir an böyle hani yıldırım çarpması gibi bir resim olsun. İlmi ilahidendir. Bir bilgi olsun. Böyle şimşek çakar gibi.
İlmi ilahidendir. Onu kitapta orada burada arama. Onun tefsirini de arama. Onun tefsiri de gelir. Onu cahillik edip oradan buradan bir şey arama. İşte buradaki yağmur bu ilmi ilahiden gelen hikmettir. Buradaki gök bildiğin gök değildir. Buradaki bulut bildiğin bulut değildir. Bu alemi misalin hatta daha ileri, bu alemi misal çünkü şeyin altındadır, lef-i mahfuzun altındadır. Bu lef-i mahfuzun üstündedir. Bu lef-i mahfuzun üstündedir. Bu, Allah beni affetsin, ar şalâ ile arada çok incecik bir perde vardır. Bu oraya ulaşan zatlarla alakalı.
Geri kalan laf-ı gaf, öleceğim gideceğim. Bakara ayet 3. Onlar gaybe iman ederler. Namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. Bu rızkı zahire vurma. Onlar namazı dosdoğru kılarlar. Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu manevi rızıktan, o manevi hikmetten, o manevi ilimden etrafındaki insanlara aktarırlar, dağıtırlar.
Onu kendilerine saklamazlar. Anlatılması gereken, konuşulması gerekeni anlatırlar, konuşurlar. Yarına bırakmazlar. Yarına bırakırlarsa, İsa'nın havarileri gibi olur ki nankörlük etmişlerdir. O ilim kapısı ona kapınır o zaman. Der ki Cenab-ı Hak, Senin her gün kalbine ilham eden benim. Senin kalbine hakikatleri akıtan benim. Sen nasıl bunu gizledin? Nasıl bunu sakladın? Nasıl sen bunu etrafındaki insanlara tebliğ etmedin? Der, Senin kapını kapatır. Sen kapın kapanacaksa zaten oraya kadar da gelemezsin sen. Ama sen bil ki dağıta dağıta büyürsün. Bil ki infak ede ede büyürsün.
Bil ki etrafına saça saça büyürsün. Madden de böyle büyürsün, manen de böyle büyürsün. Allah cömert kullarını sever çünkü. Allah cümri kullarını sevmez. Sen sana verilen ilmi de dağıtacaksın. Bunu şimdi anlamazlar. Ben bunu anlatmayayım. Cahilsin de o yüzden. İlmin yok da o yüzden. Bilgin yok da o yüzden. Kalbin çalışmıyor da o yüzden. Bu cemaate bu anlatılır mı? Senin kalbin vallahi çalışmıyor, billahi çalışmıyor. Senin kalbi aklın yok. Senin bilgin de yok, ilmin de yok. Sen zaten buralara hiç dalma. Buralarda boğulur kalırsın sen. İnsanları da inkara götürürsün, küfre götürürsün. Nasıl ehil olmayan bir doktor adamı candan ediyor ya.
Ehil olmayan bir şeyh de insanı imandan eder. Evet. O yüzden sakın ha olmadan olduğum davasına da girme. Anlattıklarım kitabi değil. Öyle kitaplardan da araştıracağım diye uğraşma. Rabbim cümlemizi Allah ve Resulüne itaat edenlerden, Allah ve Resulünün çizmiş olduğu yoldan gidenlerden eylesin.
Heva ve hevesimizi ilah edenlerden eylemesin. Şeytanın peşinden gidenlerden eylemesin. Nefsine uyup da kendini doyutanlardan eylemesin. Amin. El-Fatiha ma selavat. Amin. Ejmeyin. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. Artık saatlere çok uyamıyoruz. O yüzden böyle önce bir kafayı toplayacağız, gözü toplayacağız. Önce bir şeyler yapacağız kendimizce. Ondan sonra sohbete geleceğiz. Ej sohbetinde heyecanına kapıldık. Biraz iş uzamış. Ama bu konunun da bitmesi lazımdı.
Bitmesi lazımmış daha doğrusu. Sonuna kadar geldik. Önümüzdeki hafta Hakim-i Senayi'nin Can elinde cihan göklerine iş buyuran gökler var. Siz şimdi Senayi'nin beytini bak dinle. Can elinde cihan göklerine iş buyuran gökler var. Can yolunda nice inişler, nice yokuşlar, nice yüksek dağlar ve denizler var. Beytinin tefsiri. Konu başlığı bu. Hz. Pir Senayi'den bir beyt almış. Bunu tefsir etmiş. Evet. Mustafa Özbaççık çıkabilirsen işin içinden demiş. Öyle. Şükür hamdolsun. İşin içinden çıkaran Rabbime hamdolsun. Bizim de kendi aklımızda kalsa biz de bu işlerin içinden çıkamayız. İlk okul mezunu adamız.
Allah bizi muhafaza eylesin. Ne yapayım hocam? Öyle diyorum. İnanmıyorlar. İlk okul mezunuyum diyorum. İnanmıyorlar. Siz inanıyorsunuz değil mi? İlk okul mezunu oldu mu? Evet. Allah razı olsun. Arasam da bulamam ki ilk okul diplomam nerede. Ama onlar ortaokula yazılırken veriliyordu değil mi? Evet ya. Yok işte hiçbir şey yok. Hiçbir kayıt yok. Kuyut yok. Ne zaman doğduğumuz belli değil. Anama diyordum ben ne zaman doğdum? Filanca doğduktan bilmem ki aşkın sonra doğdum. Tarih yok. Benim doğum günüm dahi belli değil. Benim ahiretlik var.
Ben ondan yedi gün sonra doğmuşum. Yani gideceğiz sağa sağa. Bulacağız onu. Senin doğum günün ne zaman diyeceğiz? Ondan yedi gün sonra sayacağız. Benim doğum günüm o. Ben bir hesaplayayım dedim. Bir yirmi bir çıktı. Ondan sonra. Yani Temmuz yirmi bir. Temmuz on dört mü? Temmuz yirmi bir mi? Sonra yirmi birde karar kıldım ben de. Allah ne olacak ya? Öbür tarafta desin ki ben seni yirmi birinde doğurmadım. Hayır yirmi birinde doğurdun diyeceğim. Ne diyecek? Zaten babamın düğününe de davet etmeyeceğim onu. Buna da takmışlar.
Cennette babasına düğün yapacakmış diyor. Lan sana ne? Seni çağırmayacağım işte. Anamı da çağırmayacağım. Babama eve vereceğim bir daha. Kime ne? Yusuf sen öyle bir şey yapma. O bana az tamam mı oğlum? Bak seni de davet ediyorum. Sen de gel tamam. Baban da gelsin. İnşallah. Çiçek miçek istemiyoruz. Takım akı da istemiyoruz. Yok. Vur patlasın çal oynasın. Sıkıntı yok. Hepiniz davetlisiniz. Amin. Bütün derviş kardeşler babamın düğününe davetli cennette. Amin. Öyle bir çalgı çengi yaptıracağım ki. Öyle göremeyeceğiniz hiçbir yerde öyle bir eğlence.
Böyle her şeye ganikirk olacaksınız. Her şeye. Hazreti Peygamber Efendimiz'i çağıracağım. Bütün peygamberleri çağıracağım. Amin. Tabi. Davet ya. Sünnet davete icabet sünnet. Davet etmek benden. Kuracağız sofraları. Ne kadar eğlenemediysek orada eğleneceğiz. Diyeceğiz ya Resulallah. Biz dosdoğru eğlenemedik. Biz orada sohbet var. Burada zikrullah var. Yok oradan para kazanacağım. Buradan pul kazanacağım. Buradan borç ödeyeceksin. Yok elin münkiri şunu dedi. Kafiri bunu dedi. Vallahi diyeceğim ya Resulallah. Biz bu dünyada, dünyada yaşarken biz bunlara fırsat bulamadık. Diyeceğim.
Biz şimdi eğlencenin dibine vuracağız diyeceğim. Gelsin ne kadar huri gelecekse. Ne kadar candan amin dediniz lan. Huri deyince, yukarıdan hiç amin diyen olmadı bak. Değil mi? Siz böyle amin. Vay hazırsınız hemen. Vay yavrum be. Duymazsın eşleriniz böyle amin dediğinizi. Yukarıdakınlar da var şimdi. Gel diyecek. Sen orada canı gönülden amin dersin ha. Sen cennetteki huriyi gördün. Evdeki huriyi unuttun. Ver hesabı bakalım. Kim o saçsız bayan? Bulamayacak ya saç. Diyecek ya o kel bayan kim?
Hesap ver. Ana Ayşe annemiz yoklamış ya. Öyle yaklamakla bırakmayacak. Koklayacak. Başka bir koku var mı diye. Hesabı vereceksiniz. Ali sen rahatsın. Ürdün'de çünkü. Bak kurtuldun bak. Gelince hesabı çekecek seni. Sohbeti dinliyorlar şimdi onlarda. Burası bereket. Aa canlı yayın açık değil mi? Tamam burayı dinlediler. Telefonu ben kapattım ama buradan dinlediler Ali. Vay garibim vay. Olmadı sen Ürdün'e git özürler diler. Elini ayağını öp. Ben ettim sen etmedi. Ben amin diyenlerden Değilim desen yalan olacak. Dedin. Öyle bir amin dedin ki Gözlerini açarak denedin. Gördüm. İki değil dört göz açıldı sanki. Nereden geliyor bu? Tamam abi.
Dur lan yavaş ol. Tamam davetliyiz dedik. Davetlisin işte. Bütün dervişler davetli. Bir de utangaçlık yapıyor. Şimdi az önce amin diye bağıran ben değildim sanki. Selamun Aleyküm. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi