Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 5 Ekim 2024 · 1:14:00
Ünzü Billâhi ve ICYÂTاظNurrecîm, Bismillahirrahmanirrahîm, Eft terminü zikr, fâleme nehu, el hamdülillah. Elhamdülillah, Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Ayanızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, hakkı hakk, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, koşturan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden, mücadele edenlerden eylesin. Rabbim nerede bir Müslümana zulmediyorsa zulmedenlerden Cenab-ı Hak intikamını alsın. Bu İsrail'i, onun destekçisi olan batılları hepsinin güçlerini yerle yeksan eylesin. Müslümanların namusuna, şerefine, haysiyetine, dil uzatan, laf uzatan, namusuna, şerefine kirletenlere Cenab-ı Hak hidayetleri mümkün ise hidayet eylesin. Hidayetleri mümkün değil ise hepsinden de Cenab-ı Hak Müslümanların intikamını alsın.
Ecmain. 220. Beyt'ten devam edeceğiz inşallah. Geçen hafta kışın onlara ölüm vermişse de bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır, yeşertir. Yani herkesin ve her şeyin bir kışı vardır. Kışın öyle bir o kimseye ölüm verdiyse insan için de geçerli bu. Sonradan bahar gelince ne oluyor? Hepsi de diriliyor, hepsi de yeniden Cenab-ı Hak onları var ediyor. Münkirler değer ki, eskiden beri ola gelmiş bir şey, neden bunu kerem sahibi Allah'a isnat edelim? Yani kış gelir, sonbahar gelir, kış gelir, ağaçlar yapraklarına döker, otlar kurur, yağmurlar yağar, karlar yağar. Bir bakarsınız ki yeşillik namına hiçbir şey kalmamış.
Sonra kış biter, ilkbahar gelir. İlkbahar gelince de her taraf yemyeşil olur. Yeniden otlar, böcekler, çiçekler neşvi nevab olur. Bu döngü böyle devam eder gider ya, münkirler yani Allah'a inanmayanlar. Onlar derler ki, bunlar tabiatın olağan şeyleri. Buna ne ama Allah'a isnat ediyorsunuz derler. Hazreti Pir, bu münkirlerin olağan şeyleri sıradanlaştırma, kıymet vermeme, değersizleşme, değersizleştirmelerini anlatıyor.
Ve bu tip insanların inkar anlayışlarını bize anlatıyor. Çünkü hele bu zamanda, bu daha da ileriye gitmiş vaziyette. Yani o münkirler, yani inancı olmayanlar bu tabiat olaylarını sıradanlaştırıyor. Bunu Allah'a isnat etmiyor. Yani o inkarcılar bütün bu doğa olaylarına, bu tabiat olaylarına, bu ayı, güneşi, yıldızları, maharın gelmesi, işte yazın gelmesi, kışın gelmesi, bunların bütün olayları böyle eskiden beri ola gelmiş şeyler olarak nitelendiriyorlar.
Yani bunları bir ilahi iradeye, ilahi iradeye, ilahi kanuna bağlamıyorlar. Ve Allah'ı inkar edenler bunları tamamen maddi nedenlere, bilimsel yasalara ve yaklaşımlara bağlıyorlar. Onlara göre bu tabiatta, doğada, evrende her şey tamamen fiziksel bir nedene dayanıyor. Ya da rastlantısal süreçler bunlar.
Çünkü bununla alakalı bu bilhassa ateistler, batılılar, materyalistler normalde ya bunu fiziksel bir matematiğe bağlamaya çalışıyorlar, bu bir felsefe çünkü ya da rastlantısal bir şeydir bu diyorlar. Bunun da felsefesi var kendilerince. Onlar normalde bu meselelere bakarken ne diyorlar onlar? Determiş mi diyorlar, ne diyorlar? Böyle bir şey var ya, efendim materyalist ayrı. Bir de böyle materyalistlikten ayrı, determişler mi ne var böyle? Onlar daha farklı şeyler. Bunlar böyle grup grup aslında. Bunlar grup grup olduğu için farklı gruplar, farklı şeyler, tezler sürüyorlar. Onlara girmedim şimdi.
Onlara girsem bir de onları açıklamak için uğraşacağız. Ondan sonra bunlar böyle farklı bir mühim kirlişme var. Bunların bir kısmı mesela işte bu matematiksel olarak açıklamaya çalışıyor. Kimisi bunu böyle bir rastlantısal bir sonuç bu diyor. Bunun gibi değişik felsefe gruplar var. Ve oysa İslam'da bütün varlık alemini dizayn eden Allah'tır. Bu ilahi bir emirle, ilahi bir matematikle hiçbir şey kendi düzenden ve sisteminden çıkmadan devam eder gider. Ve İslam varlığın tamamında meydana gelen her şeyin Allah'ın iradesiyle olduğunu söyler. Ve biz öyle inanırız.
Deriz ki bütün varlık alemindeki hareketler, varlık alemindeki her şey Allah'ın ilahi takdiriyle, Allah'ın ilahi hesaplamasıyla her şey olur. Biz öyle inanırız. Dolayısıyla bu inkarcılar, bu münkir bakışına sahip olanlar bu noktada buna inanmazlar. Ve bunun normalde ama bir rastlantı olduğunu, ama bu fiziksel bir olay olduğunu, ama bunun bir doğa olayı olduğunu, yani bunun Allah'la bir ilişkisinin olmadığını söylerler.
Oysa burada bunu söyleyenler, Cenab-ı Hakk'ın ilahi kudretini, kuvvetini, ilahi aklını ve hikmetini görmezler. Cenab-ı Hakk'ın enam suresi 59. ayette de gaybın anahtarları onun katındadır. Onları ondan başkası bilmez. Karada ve denizde ne varsa o bilir. Onun bilgisi olmaksızın bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru her şey apaçık bir kitaptadır buyurur. O yüzden onun izni ve emri olmadıkça, onun yaratması olmadıkça bir yaprak dahi dalından aşağı düşmez. Ve bütün gaybi meseleler de Allah'ın katındadır. Burayı biraz böyle gayb ile alakalı konuyu açmak istiyorum.
Aslında konumuz bu değil ama böyle sosyal medyada veyahut da din bilmezler hemen söyledikleri bir şey vardır. Mesela siz ertesi gün ile alakalı, 20 yıl sonra ile alakalı veyahut da hadis-i şeriflerde ahir zamanla alakalı hadisler vardır. Veyahut da evliya Allah'ın gelecekle alakalı söylediği işaretler vardır. Kendilerince kerametleri vardır. Cenab-ı Hakk'ın onlara bildirdikleri vardır. Savundukları, söyledikleri şey şudur. Gaybı yalnız Allah bilir. Siz nereden gaybı biliyorsunuz? Gayb Allah'ındır. Gaybın neyi içerdiğini, neyi içermediğini bilmezler bunlar. Çünkü din bilmiyorlar. Din cahili.
Bizim ne yazık ki bugün İslam dünyası din cahili. Müslümanlar ama din cahili. Müslüman ama kafir gibi yaşıyor, kafir gibi düşünüyor. Müslüman ama yemesi gavurca, içmesi gavurca, eğlencesi gavurca, tatili gavurca, evi gavurca, hayatı gavurca. Ama Müslüman kendisi. Ve gavurca yaşamayan, gavurca düşünmeyen bir Müslüman gördüğünde onu düşman belliyor. Çünkü kendisi gibi yaşamıyor o. Kendisi gibi düşünmüyor. O da istiyor ki, o da gavurca düşünsün, gavurca yaşasın. Bakın bizim ülkemizdeki en büyük açmazlardan birisi bu.
Biz Müslümanız diyoruz, gavurca düşünüyoruz, gavurca yaşıyoruz. Ama Müslümanız. Tavrımız, ahlakımız, davranış biçimimiz, düğünlerimiz, derneklerimiz, eğlencelerimiz, hepsi de gavurca olmuş. Bunu satın almışız bir de. Böyle davranmayan bir kimse olunca, biz onu düşmanlaştırıyoruz. Karşı cepheye koyuyoruz. Hemen birileri çıkıyor, ahkam bile kesiyor. Din adına ahkam kesiyor. Şimdi böyle olunca, şimdi bir şey konuşuyorsun, o diyor ki, gaybı Allah bilir. Canım kardeşim, bu gaybın anahtarlarının neyi kapsadığını, hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu ayet-i kerimi tefsir etmiş.
Bir yaprak dahi ondan izinsiz düşmez. La fa ile illallah. Bütün yaratıma Allah'a aittir. Ama galpten ne anlayacağız? Bakın, hadis-i şerifte normal, Hazreti Peygamber bu ayet-i kerimeyi başka bir ayet-i kerime ile tefsir ediyor. Bakın, ayeti yine ayetle tefsir ediyor. Peygamber yapıyor bunu sallallahu aleyhi ve sellem. Bu böyle sahabenin söylediği veya tefsiri değil. Bu direkt Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bu gaybı Allah bilir. Gaybın anahtarı onun katındadır. Onları ondan başkası bilmez. Ayet-i kerimesini yani Enam suresi 59. ayeti Hazreti Peygamber Lokman suresi ayet 34 ile tefsir ediyor. Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi ancak Allah katındadır.
Yağmuru o indirir, rahimlerde olanı o bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse nerede öleceğini de bilmez. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, her şeyden haberdardır. Demek ki gaybden anlayacağımız neymiş? Kıyametin ne zaman kopacağı? Hani bir hadisi kutsi var ya, İslam, iman, ihsan. Cebrail aleyhisselam geldi ne dedi? Kıyamet ne zaman kopar? O da dedi ki, sorulanın sorandan daha fazla bir bilgisi yoktur. Sorulanın sorandan farklı bir bilgisi yoktur. Farklı bir bilgisi yoktur. O zaman kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi ayet-i kerime ile sabit. Allah'a ait.
Birisi kıyamet hesaplar, kendi kendine hesaplıyor. Var ya hesaplayanlar şimdi. Hesaplıyorlar. Kardeş, yorma kendini. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah biliyor. Bunu da ayet-i kerime ile sabitlemiş. Sen kendi kendine kıyamet hesabı yapma. Otur oturduğun yere. Kıyametin alametlerini anlat insanlara. Ama tarih verme. Yok 2035'te kopacakmış da, yok 2055'te kopacakmış da, yok 2070'te kopacakmış da, e nereden geldi bu bilgi sana?
Bunu yapma. Dinine laf söyletiyorsun sonra. Taş attırıyorsun dinine. Allah muhafaza eylesin. Yağmuru o indirir. Yağmurun yağmasını yaratan odur. Yağmurun inmesi dedi, yağmasını yaratan o. Rüzgarı yaratan o. Bulutları rüzgarla sevk eden o. Soğuğu, sıcağı yaratan o. O zaman yağmurun indirilmesi dediğimizde, yağmurun aşağı inmesini yaratan o. Yağmuru o indiriyor. Hadi sen ilahsan, yağmur yağarken sen geri döndür hadi, yağmur tanelerini. Hadi sen yağmur yağdırma. Bak, Bosne'yi sel götürmüş.
Camiler bile sular altındaymış. Minareler görünüyor. Dün akşam resim vardı. Bizim Bosna'da okuyan kızımız da bana bugün mesaj çekmiş. Demiş ki her yer su altında, filanca yerlerde. Ulaşılamıyor. Hiçbirkaç bölge söylemiş bana, yazmış. Ulaşılamıyor diye. Rabbim inşallah tez zamanda o afatı da ortadan kaldırsın inşallah. Amin. Yardımcı olsun Cenab-ı Hak Bosna'mıza. Rahimlerde olanı o bilir. Rahime düştü siper ve yumurta. Hamile kaldı o esnada. Cinsiyeti belli mi? Değil. Allah biliyor mu? Evet. Siz çocuk oluştuktan sonra gidip cinsiyetini belirliyorsunuz, biliyorsunuz.
Çocuk oluşmadan cinsiyetini bilmiyorsunuz. Henüz daha hemen siper yumurtayla birleşti. Birleşti. İkiden bir oldu. Bir olduktan sonra tekrar iki. İkiden dört oldu. Dörtten sekiz oldu. Çok hızlı. Sekizden on altı, on altıdan otuz iki oldu. Büyüyor hızla. Hadi kız mı, erkek mi bil. Bilmiyorsun. Rahimlerde olanı bilen o. Birisi kalkıp da henüz daha siper bile düşmemiş ana rahmine. Sen onu söyleme. Onu o biliyor. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Yarın senin için yaşanmadı. Sen yarından kesitler görebilirsin ama net olarak sen yarın tamamiyetle bunu yaşayacağım diyemezsin.
Hiçbir kimse nerede öleceğini de bilmez. O zaman nerede öleceğini bilmiyorsun. Ölüm tarihin de belli değil. Ölüm tarihin de belli değil. Rüyanda görsen dahi söyleme. Halinde görsen dahi söyleme. Bu değişebilir çünkü. Bu seni aldatabilir. Sen kesin net. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir tarih verdiyse söyleyecek bir söz yok. Öbür türlü kabre girdiğini de görürsün. Ezanın, o şeyinin, selanın okunduğunu da görürsün. Namazının kılındığını da görürsün. Hatta kimler cenazeye gelmiş, kimler gelmemiş, onları da görürsün. Kim toprak atmış, kim toprak atmamış, onları da görürsün.
Bunların hepsini görebilirsin. Ama hiçbirisi de senin için kesin değildir. Onu Allah bilir. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir. Rabbim bizi ona iman edenlerden eylesin. Onların körlüğüne rağmen Allah, dostların gönüllerine bağlar, bahçeler bitirmiştir. Gönülde kokan her gül, kül sırlarından bahisler açar.
Hz. Bir, Allah'ın rahmet ve lütfunun inkar edenlerin, Cenab-ı Hakk'ın bir rahmeti var, bir lütfu var, ikramı var, ihsanı var. Bunu inkar edenlerin körlüğüne ve duyarsızlığına rağmen, yani bir inkar eden güruh var ya, inkarcılar Adem'den beri var. Bunlar yeni değil. Bu inkarcılar dönem dönem değişmiyorlar bunlar. Yani Hz. Adem'in çocuklarının bir kısmı nasıl inkarcı olduysa, bunlar dünya üzerinden ne inkar edenler, inkarcılar eksildi, ne de Müslümanlar, müminler eksildi. Müminler, Cenab-ı Hakk'ın indirdiği kitaba ve başlarındaki peygamberlerin sünnetine tabi olur, mümince yaşamaya çalıştılar.
Münkürler de her dönem, Adem'den itibaren, Allah'ın indirdiği hükümlere karşı gelip, kendi heva ve heveslerine uymaya çalıştılar. Bugünün inkarcıları da aynı, dünün inkarcıları da aynıydı. Dün de Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem getirdiği Kur'an'ı, hem de onun peygamberliğini inkar ediyorlardı. Ona deli dediler, akılsız dediler, akıllı dediler, her şey dediler. Her türlü zorluğu da yaptılar, hakaret ettiler, her şeyi yaptılar. Sonuçta o günün inkarcıları ile, ondan önceki inkarcılarla, bugünün inkarcılarının arasında bir fark yok. İnkarcı, inkarcıdır. Bunlar böyle bir soy, sop olarak, inkar soyundan, sopundan bunlar.
Bunların tavırları, davranışları da aynı. Çünkü onlar şeytandan besleniyorlar. Şeytandan beslendikleri için, tavırları, davranışları birbirlerine benzer onlar. Hani kafirler tek millettir der ya ayet-i kerimede. Kafirler tek millettir. Birbirlerine benzer onlar. Birbirlerinden farklı değillerdir. Ve onların bu körlüklerine, bu duyarsızlıklarına, bu inkarcılıklarına rağmen, Cenab-ı Hak bunlar böyleler ya, Allah dostlarına, velilerine, mürşidi kamillerine ise, gönüllerinde bağlar bahçeler bitiriyor.
Bir kimse Allah'ı inkar ediyor, peygamberi inkar ediyor, ve Cenab-ı Hakk'ın bütün indirdiklerini inkar ediyor. O inkarcılar orada dururken, Allah, kendi müminlerine, velilerine, dostlarına, evliyalarına, mürşidlerine, ilahi ilimle destekliyor. Ve onların kalplerine ilahi nurlar akıtarak da, onların gönüllerini bahar bahçesi haline getiriyor.
Ve onlar, bir bahçede tohum ekersiniz de, o tohum filizlenir, meyve verir, bütün herkes ondan faydalanır ya, o müminler bahçesi, o veliler bahçesi, o evliyalar bahçesi, böyle bir bahçe. Ve Cenab-ı Hak, onları bu manada destekliyor. İnkar edenler, manevi kör oldukları için, Allah'ın varlığını ve kudretini görmüyorlar. ve manevi hakikatleri de, fark etmiyorlar. Ama Allah'a dost olan, kalplerine Allah'a dair hakikatler, ilahi hikmetler geliyor. Allah'a dost olanların. Ama o münkirler, o münafıklar, o mürtedler, tırnak içerisinde, Müslümanım diyen müşrikler, bunları görmekten uzaklar.
Ve o yüzden, o müminlerin, o velilerin, o evliyaların, o velilerin, gönüllerine gelen, ilhamdan da uzaklar. Ve o ilhamı da reddediyor onlar. Böyle bir şeyin olmasını da kabul etmiyorlar. Onlara Musa'yı geri getirsen, ona da inanmazlar. İsa Aleyhisselam'ı getirsen, ona da inanmazlar. Çünkü münkir, münkirdir. Nasıl Musa Aleyhisselam'ın, peygamberliğine iman etmediler, nasıl İsa Aleyhisselam'ın, peygamberliğine iman etmediler, Muhammed Mustafa'nın da, peygamberliğine iman etmediler. Dün de iman etmedikleri gibi, bugün de iman etmiyorlar. Nasıl Musa Aleyhisselam'ın, zamanında veliler varsa, Süleyman Aleyhisselam zamanında veliler varsa, Adem'den itibaren veliler var ise, şimdi de veliler, mürşidi kamiller var.
Şimdi de onların veliliklerine, mürşidi kamilliklerine inanmıyorlar. Bir bakmışsınız ki, bir çürük elmayı getirmişler, işte bütün elmalar böyle diyorlar. Ya diyorsun, bir tane elma çürük çıksa, bütün elmalar çürük diyebilir misin? diyemem. Bu akılsızlık olmaz mı diyorum ben? Evet diyor. Ya diyorum, bir tane karpuz aldın, bir kamyon karpuz var. Bir kamyon karpuzun içinden, bir tane karpuz aldın, o gök çıktı. Bütün kamyon gök mü şimdi diyorum ben? Hayır diyor. Ya diyorum, Müslüman alemi, bir buçuk milyar, iki milyar, ne kadar diyorsan de, içinden on tane gök çıkacak, yirmi tane, otuz tane, elli tane, yüz tane yanlış insan çıktı. Bütün İslam alemini, nasıl kötü görürsün?
Duruyor. İyi, ben şeyhim diyen onlarca insan çıkmış. Ben de rahatsızım. Para toplayandan, pul toplayandan, istismar edenden, isteyenden, dilenenden. Ben de rahatsızım. Ama çıkmış kardeşim. Millet de oluk oluk veriyor. İyi, tamam sen verme. O veriyor, sen verme. Bakın rahatsızım. Sen verme. Ama birisi öyle diye, bütün hepsini neden kötülüyorsun? Bir meslek düşünün. Herhangi bir meslek. İşte, Cevdet alınmaz ya, ne? Mekanik tamircisi, motor tamircisi. İyi, yani, Cevdet örneğin, bir işte hata yaptı.
Ya bu adamın bütün işi mi hata alınmış? Veyahut da bütün motor tamircileri hatalı diyeceğiz şimdi. Ya bu yanlış değil mi? Yanlış. Ama yok, öyle değil. Yani birisi çıkmış, şeyhim demiş, bir sürü hatalar, yanlışlıklar yapmış. Bütün şeyhler böyle. Ya bu doğru değil. yani doktorun birisi yanlış ameliyat yaptı diye bütün cerrahlar kötü mü diyeceğiz şimdi? Haberlerde dinliyorum. Adama demişler ki, ne o bel fıtın var? Acil ameliyat olman lazım. Adamın dört ameliyat geçirmiş, hala da bel fıtında problemler var. Nah böyle çivi çıkarmışlar adamın belinden. haberlerde dinledim ben şoke uğradım.
E şimdi ne diyeceğiz? Ya bütün cerrahlar, bütün bel fıtı ameliyatı yapanlar böyle mi diyeceğiz şimdi? Doktor sana lafım yok, merak etme. Sana dokun, sana bakmamaya çalışıyorum, sen yüzüne alınma diye. Sen ne doktoruydu, çocuk muydun? Evet, Allah basiret versin, feraset versin inşallah. E şimdi çocuk doktoru örneğin. İyi, geldi, dinledi, baktı, iki tık tık bir şık şık yaptı, öhö yap, çocuk öhö de yapamıyor. A, D, A da diyemiyor. Konuşamıyor bile. Baktı, etti, dedi ki soğuk algınlığı var, işte şu şurubu içsin, bu ilacı içsin. İyileşmedi. Örnekliyorum. Bütün doktorlar böyle zaten. Ya ne, deme öyle. Ve iyileşti. İyileşince, akıllı anne baba, onun aklıyla iyileşti. Şimdi, her meslekte, yanlış yapanlar olacaktır.
Ya, bu Allah'ın dostu, Allah'ın velisi. Sen neden toptan ediyorsun? hesap yaptın, Müslüman, birisi hata yaptı. Neden toptan sen hesap ettin, toptan hepsini de, aldın ayağının altında ezmeye çalışıyorsun? Allah muhafaza eylesin. O yüzden, normalde Allah'ın velileri, Adem'den itibaren var, ve Cenab-ı Hak, onların gönüllerine ilham eylemiş. onların gönüllerinin bahar bahçesi yapmış. Dinin yaşanması ve yaşatılması için, peygamberlerden sonra, yerin direği olan dağlar gibi, onları da dinin direği yapmış. Onlar Kur'an ve sünnetin yaşanması için, Kur'an ve sünnetin yaşatılması için, ve Allah'ın bilinmesiyle alakalı, deruni onlara ilmi ilahisinden akıtmış.
Onlar Allah'la dost olmuş. Sen ona düşman olmakla, Allah'ı kendine düşman edersin. Yanlışına gitme kardeş. Ayet-i kerimeler belli. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Birisi senden dinle alakalı, ücret mi istedi? Evet. Verme de gitme de, aklını kullan. Ayet-i kerime belli. Bütün peygamberlerin dilinden, Kur'an-ı Kerim'de ayet-i kerimeler var. Bizim ücretimizi ancak Allah verir. Biz size tavsiyemizden, tebliğimizden dolayı bir ücret istemiyoruz. Siz, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidin. Bitti bu kadar. Senden adam sohbet ediyorum, yok zikrullah yaptırıyorum, yok işte şunu yapıyorum, bunu yapıyorum derse, verme kardeşim.
Yok ben sizin zakirinizim, ömreye götüreceğim sizi, benim ömre paramı, siz vereceksiniz diyorsa, verme kardeşim. Gitme de. Adam ömreye götürdüklerinden, para kazanmaya çalışıyorsa, gitme kardeşim, yapma. Bitti. Yapma. Senin zorla kimse kafana dayayıp, bir şey yapmıyor. Eee, senden ücret istemeyenin peşinden git. Adam sohbet ettim diye, para istenir mi? İstiyorsa verme kardeşim. Verme. Adam sohbet ediyorum diye, zekat toplamaya, memur tayin eder mi? Eleman tutmuş adam. Bunları söylüyorum diye, kızıyorlar bana. Yazıyorlar bir de bana. Sen filanca yere bir laf söyledin. Ben bak, bir yer söyledim mi şimdi?
Yok. Bir yer yok. Bir hedefte, bir kitle yok. Bir şahıs yok. Ölçü konuşuyorum. Ölçü. Sanki İslam devleti var. İslam devleti kurulmuş. Haberimiz yok. Yani zekat memur. Bir de adı zekat memuru. İslami termoloji. Allah Allah. Nereden çıktı bu? Sonra bunlardan, bütün Müslümanlar zarar görüyor. Bütün ehli tasavvuf zarar görüyor. Bütün ehli tarikat zarar görüyor. Allah'a dost olan bir kimse, istemez insanlardan.
İstemez. Dillenmez. Dillenmez. E şimdi, yanlış örnekleri görünce, hepsi de böyle deniliyor. Allah muhafaza eylesin. Bakara, ayet 257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan, aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin dostları ise, tağuttur. Onları aydınlıktan, karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, cehennemliktirler. Orada ebedi kalacaklardır. Bu ayet-i kerime, açık bir şekilde, inananların kalplerindeki manevi zenginliğin, inananların kalplerine gelen manevi ilhamların, inananların kalplerindeki ilahi huzurun, ve ilahi aydınlığın, Allah'tan geldiğini, imanlarının neticesinde, Cenab-ı Hakk'ın, onların kalplerine bunu, bahşettiğini.
Allah diyor ki, iman edenlerin dostudur. Allah diyor bunu. Kim senin dostun, iman ettiysen Allah. Ama eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedin, ama Müslümanca yaşamıyorsun. Müslümanca yaşamıyorsan, kendi kendine, ben Allah dostuyum deme. Müslümanca yaşayacaksın. Cenab-ı Hak neyi, nasıl emrettiyse, onu öyle işeceksin. kelime-i şehadet getirdin, ardından namaz var, ardından oruç var, haç var, zekat var, bunu icra edeceksin. Haramlar var, haramlardan uzak duracaksın.
Nafile ibadetler var, sünnetler var, bunları icra edeceksin. İman, ben iman ettim, tamam kardeş, senin imanını, sonuçta biz kabul ediyoruz. bizim kimse, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyene, kafir deme hakkımız yok. Ama Allah'a dost olacaksan, o zaman farzları yerine getireceksin, haramlardan uzak duracaksın, ve nafilelerle yaklaşacaksın ki, Cenab-ı Hak seni, karanlıktan aydınlığa çıkarsın.
senin gönül dünyanı aydınlatsın, senin gönül dünyan ilham alsın, senin gönül dünyan doğruyu, eğriyi ayırt etsin. Çünkü kim iman eder, güzel ameller işlerse, Allah ona bilmediklerini öğretir. Kim iman eder, güzel ameller işlerse, Allah ona bilmediklerini öğretir.
Kardeş, sen imanını düzgün yaşa. Cenab-ı Hak doğruyu, senin kalbine ilham edecektir. Cenab-ı Hak seni, dostlarınla beraber edecektir. Yeter ki sen, imanını doğru yaşa. Ama yok, iman ettin, ama gavurca yaşıyorsun. O zaman senin Allah dostluğunla alakan kalmadı. Allah dostlarınla da alakan kalmadı. Çünkü yaşantı gavurca, düşünce de gavurca. Düşünce gavurca, yaşantı gavurca, baktı ki bir Müslüman karşısında, mümin, Allah dostu, veli, evliya, veyahut da bir sufi, bir derviş, hemen ona düşman oldu. Neden düşman oldun? Sen Allah'a dost isen, sen mümince yaşayana düşman olmaman lazım. Sen Allah yolunda isen, eğer gerçekten, Allah yolunda yürüyen bir kimseye düşman olmaman lazım.
Allah yolunda yürüyene düşmansan sen neredesin o zaman? E sen bir veliye düşman oldun. Allah diyor ki, kim benim velime düşman olursa Allah'a düşman olmuştur. Yırtıcı bir hayvanın avından intikamını aldığı gibi ben de ondan intikam alırım. Hadesi kutsi. E sen kime düşman oldun? Allah dostuna düşman oldun. Allah'ı zikredenlere düşman oldun. Namaz kılana düşman oldun. Oruç tutana düşman oldun. Dinini yaşamaya çalışan insanlara düşman oldun. Evet, bu ülkede yaşadığımız gerçek bu. Bu ülkede yaşadığımız gerçek bu. Eğer Müslümanca yaşıyorsanız düşmanınız çok. Müslümanca, mümince yaşıyorsanız düşmanınız çok.
Çünkü Müslümanım deyip gavurca yaşayanlar, gavurca düşünenler çok. Müslüman ama gavurca yaşıyor. Gavurca düşünüyor. Müslüman bütün gavur, adet, gelenek, görenek, ahlak ne varsa almış. Ne varsa almış. Mümince, Müslümanca düşünüp, mümince, Müslümanca yaşayamıyor.
Evet. Müslüman, Müslümanın dilinden emindir. Hangi Müslümanın dilinden eminsiniz? Müslüman, Müslümanın elinden emindir. Hangi Müslümanın elinden eminsiniz? Müslüman, Müslümanın ırzından emindir. Hangi Müslümanın ırzından emin olacaksınız? Emin olamıyorsunuz. Yüzyıllık batılılaşmanın sonunda geldiğimiz nokta bu.
Sokakta giden bir kıza tecavüz etmeye çalışan iki tane vahşi adam. Tertemiz insanların kızlarına, kadınlarına tecavüz eden mahlukatlar üredi. Tecavüz ettiği yetmiyor, öldürüyor bir de. Öldürdüğü de yetmiyor. Kesiyor, doğuruyor, parçalara ayırıyor. Kurbanda hayvan keserken üzülüyoruz, acıyoruz hayvana ibadet ettiğimiz halde. Seviyoruz, okşuyoruz aman acı çekmesin diye. İçimizden dua ediyoruz. Ya Rabbi sen buna bir çağın acısını hissettirme. Oluyorum ben birkaç gün kurbandan sonra. Bir ara kesmeyi bıraktım. Bildiğiniz hasta oluyor. Rahatsızlaşıyorum. Ama diyorum sonradan topluyorum kendimi.
Sünnet diyorum. Allah Resulü kendisi kesmiş diyorum. Ya bir hayvanı kesemiyoruz ya. Kıyameti koparıyorlar. Bunlar kurban kesiyorlar. Ya cayır cayır kadınları kesiyorlar. Cayır cayır çocukları katlediyorlar. Ya bak hala da bir çocuk işte bak bulundu 19 gün sonra. Daha katili yok. Hangi ayine kurban gitti bilinen yok. Neye kurban gitti bilinen yok. Ya adamın 20 tane 30 tane dosyası var. Her türlü dosya var. Adam dışarıda dolaşıyor. Senin aldığın İtalyan hukuku bu. Almışsın getirmişsin İtalyan ceza hukukunu koymuşsun.
Bir de kimin İtalyan ceza hukuku? Mussolini'nin. Kim Mussolini? Avrupa'nın en büyük faşisti. Doğru mu? Eee o faşistin, o faşist diye nitelendirilen adamın hukuku bizde. Sonuç bu. Adamın 30 tane hırsızlık dosyası var. Dışarıda dolaşıyor. Taciz, tecavüz bütün dosyalar var. Dışarıda dolaşıyor. Dışarıda dolaşıyor adam. Kimin çocuğuna saldıracağı belli değil. Kimin malını yeniden gasp edeceği belli değil. Ama biz gavurca düşünüyoruz. Hukukumuz gavurca.
Medeni hukukumuz gavurca. Bütün her şeyimiz gavurca bizim. Biz bütün o gavurluğun içerisinde dinimizi yaşayacağız diye uğraşıyoruz. Ve böyle yaşarken bir yerden bir su kaçırıyor. Bir yer böyle bir gedik veriyor. Oradan birisi bir yanlış yapıyor. Bu gavur gürü, gavur gürü komple diyor ki siz hepinizde böylesiniz. İmamın birisi bir yerde bir şey yapıyor.
Bütün imamlar böyle diyoruz. Bakın İstanbul'da satanist bir tören yaptılar. Doğru mu? Kimsenin kılıkı mıdırdı mı? Şurada iki kap aşure dağıttırmadılar bize. İki kap aşure dağıtacağız. Altı üst tane polis geldi. Her yanımızı sardılar bizim. Polis araçları, ondan sonra belediyenin araçları, gelen polisler. Yukarı mahallede, aşağıda, orada burada, çevik kuvvet. Aşure ya. Altı üstü aşure ya. Hala da beynim almıyor. Aklım almıyor. Almıyor arkadaşlar. Bunu böyle kabullenemiyorum bir türlü. Aşure, aşure.
Nuh'tan itibaren, Adem'den itibaren inananların paylaşımı. Adem'den itibaren. Sonra Nuh'tan itibaren. Kadim bir gelenek. Paylaşıyorsun ya. Paylaşıyorsun. Aşure pişiriyorsun, dağıtıyorsun. Aşure pişiriyorsun, dağıtıyorsun. Altı üst tane polis. Bu ülkede LGBT'liler yürür, istediklerini yaparlar. Popçular, topçular, dansçılar istediklerini yaparlar. Her türlü İslam dışı, toplantılar, hal ve hareketler serbesttir.
Demokrasi onlar için var. Tasavvuf vakfı için yok. Aşure dağıtacaksın. Direk cez, oraya götür, buraya götür. Bütün izinleri al. Altı üst tane polis gelsin. Satanist bir tören. Hiçbir sıkıntı yok. Batılılaşıyorsunuz. Ne kadar gavurlaştınız, o kadar batılısınız. Ne kadar dininizi yaşamaya çalışıyorsunuz, gericisiniz, yobazsınız, pissiniz. Hepiniz, öyle diyorlar ya, aşağılık mahluklarsınız. Bu ülkeye yakışmıyorsunuz. Evet, benim iki dedem Yunan'la savaşmış.
Diyorum, senin deden kimle savaştı? Bu ülkeye yakışacak ya. Senin deden kimle savaştı? Ses yok. Yazıyorum ben de. Yüzde sebateistiniz diyorum. Ya Ermenisiniz, ya Yahudisiniz, ya Rumsunuz. Bir daha cevap gelmiyor bana. Öyle çünkü. Öyle. Ve topyekün, topyekün, gerçek manada Müslümanlarla savaşıyorlar.
Ve bunu dergahların, tekkelerin, tarikatların üzerinden yürütüyorlar. Birkaç tane, üç beş tane yanlış yapanların üzerinden yürütüyorlar. Ve öyle acımasız saldırıyorlar ki, öyle acımasız saldırıyorlar ki, namusun, şerefin, haysiyetin, çoluğunun, çocuğunun bir anlamı yok. Öyle haysiyetsizce, öyle şerefsizce saldırıyorlar.
Ama ne yazık ki, buna dur diyecek bir makam, buna dur diyecek bir mevki, bunu dur diyecek bir kanun yok. Durduramıyorsunuz. Ve bu Allah'ın kendisine iman edip, kalbine ilham ettiği, kalplerini aydınlattığı kimselere, şeytan ve avanesi daha acımasız saldırıyor. Şeytan ve avanesi daha acımasız.
Çünkü onlar tağutun emrinde. Onlar şeytanlaşmış olanların emrinde. Şeytanla biatlaşmış olan masonların, masonlocalarının, şeytanla biatlaşmış olan sebateistlerin, kafirlerin, avangalistlerin emrinde. Şeytanla biatlaşmış olan siyonistlerin emrinde. Yani burada tağut deyip geçtiğimizde günümüzün tağutunu bilemeyiz. Günümüzün tağutları siyonistler. Günümüzün tağutları masonik insanlar, masonlar. Günümüzün tağutları avangalistler, kapitalist sistem. Günümüzün tağutları dünya bankası, IMF, NATO. Günümüzün tağutları bunlar. Günümüzün tağutları Twitter'ı, Facebook'u, ıvırı zıvırı yöneten. Bunları normalde istediği gibi yönlendirenler günümüzün tağutu bunlar.
Bakın, normalde bu kullandığımız haberleşme araçlarını, bakın Filistin'de tak kestiler. WhatsApp yazışamıyor Filistinliler. Telegram'a çıktı, Telegram'ın sahibini Fransa'da 5 gün gözaltına aldılar, onu da hallettiler. Telegram'ın sahibi orada, dünyayı idare eden deccalist sisteme tağut verdi. Evet dedi. Bundan sonra Müslümanların paylaşımlarını size aşşam dedi. Aşmaya söz verdi, aştırdılar. Adamı öylesi bıraktılar. Dünyayı idare eden o siyonist sistemdir tağut. Tağut, bütün dünya ülkelerini sömüren sistemdir. Tağut, bütün dünya ülkelerini faizde emen sistemdir.
Tağut, bütün dünya ülkelerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerini bin tane şirkete toplayan sistemdir. Tağut Amerika değildir. Amerika'yı yönetenlerindir. Tağut o. Tağut, X devlet değildir. Bütün devletleri yöneten sistemdir. Senin devletin de dahil buna. Bunun yerli yerinde. Tağut odur. İşte bu kalpleri aydınlanmayan, mümince iman edip, mümince yaşamayanlar, tağuttan besleniyorlar, inkar edenler.
Her dönemin inkar hastalığı ve inkar profilleri kendine aittir. Allah bizi muhafaza eylesin. Onların kokuları, mümkürlerin burunlarını yere sürtmek için perdeleri yırtarak dünyanın etrafını dönüp dolaşırlar. Bu velilerin, bu mürşidi kamillerin, bu müminlerin imanlarının ve güzel ahlaklarının tüm insanlığı etkileyen bir gücü vardır.
Bütün insanları, o kalplerindeki imanlarından çıkan nurla, ahlaklarıyla bütün dünyayı etkilerler. Bütün dünyayı. Ve normalde inkarcılar, o münkürler, o kalpleri kararanlar bundan nasiplerini alamazlar. Çünkü kalpleri katılaşmış, gözleri körelmiş, kulakları sağırlaşmıştır, perdelenmiştir.
O yüzden o manevi güzelliği, o manevi kokuyu, o manevi hali onlar görmezler, koklamazlar, anlamazlar, hissetmezler ve inkarlarına onlar devam ederler. Oysa o müminlerin, o manevi halleri, manevi halleri, bütün dünyanın her tarafını dolaşır. Duymak isteyene, anlamak isteyene, koklamak isteyene, bu manada gönlü imana açık olana.
Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurur, Müminin güzel hali, hoş bir koku gibidir. Girdiği her yerde kokusu duyulur. Hani sufilerde bir benzetme vardır ya, sufi kandil gibidir. Gittiği yeri aydınlatır. Sufi kandil gibidir. Bir yere gittiğinde oraya aydınlatır. Aileden bir kimse sufi oldu da, aileden kimse sufi olmuyorsa, bil ki ya o ailenin komple kalbi kararmıştır, ya da o sufi düzgün sufilik yapmıyordur. Evde düzgün sufilik yaparsa, o zaman onun kokusu bütün evi sarar, bütün sülaleyi sarar, bütün mahalleyi sarar, o güzel bir sufise.
yok, o güzel bir sufi değil ise. Benim gibi ele geleni yiyorsa, dile geleni diyorsa, ağzından bal akmıyorsa, gözünden güzellik akmıyorsa, elinden tatlılık akmıyorsa, yani cömert değil ise, cimri ise, ne konuştuğunu bilmiyorsa, dandun konuşuyorsa, insanları kırıyorsa, üzüyorsa, onun etrafında hiç kimse sufi olmaz.
O da kendince der ki, ya bunlar beni anlamıyorlar da, bunlar beni bilmiyorlar da, geç sen, sen güzel bir derviş olsaydın, senin ailen değil, sülalen derviş olurdu. Sen demek ki güzel bir derviş değilsin. Çünkü sülalesi derviş olanlar var. Bir kişi derviş olmuş, ardından bir kişi daha, bir kişi daha, bütün sülale derviş olmuş. Sen, sen tek başına gidiyorsun, tek başına geliyorsun. Sen düzgün derviş değilsin. Senin eşin bile inanmamış, senin gittiğin yola. Senin çocuğun bile inanmamış, gittiğin yola. Eee, sen nereden güzel dervişsin? Güzel derviş değilsin. Müminin kokusu çünkü, girdiği her yerde duyulur. Mümin, Allah bizi onlardan eylesin.
Münkirler, o gönül kokusuna karşı, kara böcek gibidirler. Dayanamazlar, yahut davul sesine tahammül edemeyen, beyni zayıf kimseye benzerler. Bakara ayet 10, onların kalplerinde hastalık var. Allah bu hastalıklarını, daha da arttırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı, onlar için can yakıcı bir azap vardır. En büyük yalanları ne? Allah'ı inkar etmek. En büyük yalanları ne? Peygamberlerin peygamberliklerini inkar etmek. En büyük yalanları ne? Kitabullah'ı inkar etmek. En büyük yalanları ne? Sünnet-i Sen'i inkar etmek. Allah'ın yolunu, izini inkar etmek. En büyük yalan bu. Ve, manevi hakikatler, manevi inciler, manevi ilhamlar, manevi bir yol, o münkirleri, o inkarcıları rahatsız eder.
Tahammül edemezler. Bir kimse, bir kimse Kur'an ve sünnetten bahsetse, manevi bir yoldan bahsetse, bu inkarcılar koro halinde inkar ederler. Bunu istemezler. Bunu duymak da istemezler. Bunu susturmaya çalışırlar. susturamazlar. Susturamazlarsa kaçarlar oradan. Bunlar yaygaracıdır bir de. Yaygarayla onları susturmaya çalışırlar. Bunların ellerinde kanun var, madde var, her şey var. Bu kanunla, maddeyle, ona bir uydurup, bir şey de bulup, onu susturmaya çalışırlar. Kesin. Çünkü, o münkirlerin işine gelmez o. Haydi, bir bakmışsınız, birisi ceza önüne girmiş. Ne olmuş? Anayasayı değiştirmekten.
Sonra kafayı kırmış, çıkmış. Bir bakmışsın, adam Mehdi olarak dönmüş. Sakallar sapsarı, saçlar sapsarı, altın sarısı, kıyafet altın sarısı. Mehdi geldi. İbretlik yaparlar. Mesaj verirler. Biz böyle yaparız. Alırlar içeri, yıllarca mahkeme, mahkeme, mahkeme. Mahkemesi sonuçlanmaz. En son içeride kanser olur. Kanser olunca çıkarırlar. Üç ay sonra adam ölür. Münkirler, inkarcılar, hak ses duymak istemezler. Kafirler, Allah'ın sesini duymak istemezler.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesini duymak istemezler. Kur'an ve sünneti duymak istemezler. Onu dinlemek istemezler. Sıkılırlar. Ve derler ki, ne yapma konuşuyor? Kaçarlar. İnkarcıları rahatsız eder. O Allah dostları, veliler, o mürşidi kamiller. Ve o inkarcılar, onları duymak istemez, onları anlamak istemez. Onlar kaçarlar. Allah muhafaza eylesin. Onlar, o inkarcılar, hakikatle yüzleşmek istemezler. Doğruyla yüzleşmek istemezler. Kur'an ve sünnetle yüzleşmek istemezler.
Müslümanca bir hayatla, Müslümanca bir düşünceyle, yüzleşmek istemezler. Mü'mince bir hayat, onları sıkar. Mü'mince bir düşünce, onu sıkar. O öyle bir düşünceden uzak durur. Mü'mince bir hayat, mü'mince bir yaşantı, onun için nefret edilecek bir şeydir. Evet, sen mü'mince yaşarsın, mü'mince yaşamaya çalışanları derler ki, Araplaştınız. Araplaştınız. Allah Allah. Nereden Araplaştık? Arapların dininden gidiyorsunuz. Allah Allah. Şimdi yeni moda ne biliyor musunuz? Türklerin şaman dini. Ya diyorum şamanlık din değil ki. Nasıl ya?
Basmaya diyorum. Şaman, Türklerin dini önderi. Bulutların ötesinden, gökten ilham alan kimse, şaman. Şaman kim biliyor musunuz? İlahi sesleri duyan kimse, kalbine ilahi ilham gelen kimse. Şaman bu. Türkler şamanist değil. Türkler tarih boyunca şamanist değiller ki. Nuh'un çocukları. Onlar hiçbir zaman ata puta tapmadılar. Onlar için Tanrı hep vardı. Gök Tanrı, yer Tanrısı değil. Tanrı var. Bütün kainatı yaratan bir Tanrı. Allah anlayışları var. Şamanlar.
O ilahi ruhlarla veyahut da Allah'la bağlantı kuran kimse. Şaman o. E diyorum hanginiz şaman? Kim var böyle bağlantı kuranınız? Ses yok. Araplaştınız, Allah'a Araplaştınız. Gavurlaştık ya. Gavurlaşmaya ses yok. Kimse kimse gavurlaştın demiyor. Kimse de gavurlaştık da demiyor. Birisi namaz kılıyor, siz de Araplaştınız diyor. Ya namaz kılıyor. Namazın Arap'ı, Türk'ü, Rum'u, Acem'i var mı? Namaz kılıyor. Oruç tutuyor. Allah'ı zikrediyor. Haramlardan uzak duruyor. Yok Araplaştınız, küçümsecek. Birisi dönüp ona demiyor.
Sen gavur musun? Sen de gavurlaşmışsın. Bayan örtünür örtünmez. Birisi örtünmüş. Örtünmüş güzel farz demiş. Doğru, hak. Araplaştılar. Eee? Donsuz dolaşan gavurlaştı mı şimdi? Ne oldu? O zaman plajlardaki herkes gavurlaştı öyle mi? Karşılığı ne bunun? Örtülen kadın, sakal bırakan erkek, dinini yaşamaya çalışan bir kimse gavurlaştı, Araplaştı. Ne diyeceğiz şimdi? Dinini yaşamayan, dininin farzlarının vaciplerini yerine getirmeyen, haram, helal, kaçınmayan. Ne diyeceğiz şimdi? İstanbul'daki o satanist veyahut da dinsiz ateist neyse.
Oraya katılanlara gavurlaştı desek ne olacak o zaman? Yazıyor bana. Siz insanları Araplaştırıyorsunuz. Ben de yazıyorum. Karşılığı ne? Siz de gavurlaştırıyor musunuz diyor. Ses yok. Normalde onların çünkü din kokusu almak istemiyorlar.
Kur'an, sünnet kokusu almak istemiyorlar. Böyle bir hayat standardı istemiyorlar. gavurlaşmak istiyorlar. Gavurlaşmak istiyorlar. Seni de gavurlaştırmak istiyorlar. Biz zaten kendi kendimizde dinin çok az bir kısmını yaşamaya çalışıyoruz. Ondan da rahatsız oluyorlar. Diyorlar ki bunu da bırak. Bizim gibi ol. yani gavurlaşalım. Yani gavurlaşalım. Münkirlik böyle bir hastalık. Kendilerini meşgul ve müstarak gösterirler. Şimşek parıltısından gözlerini yumarlar. 2025. Buradan devam edeceğiz inşallah. Ben böyle söylemekten inticap ediyorum. Utanıyorum ama mesnevi sohbetleri yaparken kendimce şöyle bir karar almıştım.
Dedim ki inşallah Allah bana bir gayret versin. Ben bütün mesnevi beytlerini Kur'an sünnet üzerine şerh etmeye çalışacağım demiştim. Bu zaman zarfında 2025. beyt'e gelmişiz. Hazreti Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerine karşı hayranlığım daha da artıyor. Bakın hayranlığım daha da artıyor.
Çünkü hemen hemen bu hikayelerin ortasına almış olduğu bazen hikayeden uzakmış gibi görünen ama işte hikayenin ortasına almış olduğu hikmetli sözlerine bakınca gerçekten denilebilinir ki bir araştırmacı 4000'in üzerinde ayet var. 5-6 bin hadis var mesnevide diye bir not düşmüş.
Gerçekten mesnevi bu manada insanın günlük hayatında dinini ince bir çizgide yaşayabilmenin anahtarı gibi. ve öylesine ince nükteli derin manalar içeren beytler var. ve üzerinde biraz tefekkür edip düşünüp biraz araştırırsanız bir bakıyorsunuz ki bir ayet-i kerimenin tefsirin özür dilerim.
bir bakıyorsunuz ki bir hadis-i kerimenin tefsiri veyahut da bir ayet-i kerimenin bir kısmını almış, dakletmiş. tabi böyle bir sufi tefsirinin içinden çıkmak herkesin harcı değil benim de harcım değil belki de ben de bir hadsizlik yapmış olabilirim. Hz. Pir beni affetsin inşallah ama gerçekten böyle zaman zaman bu ibareler vardır.
Önceden mesneviler dergahlarda kilitli durulur ya üstad ya halife ya da mesnevi han ancak ondan sohbet verirmiş. Gerçekten de bu hakikatmiş. Çünkü baktıkça, inceledikçe o beytlerin birer ayet ve hadis tefsiri olduğunu anlıyorsunuz. ve o malum nazım şeklinin içinde bunu anlatabilmek büyük keramet.
Hz. Pir için söylüyorum. Ve ayet ve hadisleri o nazımsal bir şekilde yazmak, anlatmak ve derini bir hal ile, söz ile anlatmak gerçekten büyük keramet. ve Hz. Pir'in aleyhine konuşulanları da, münkirlerin, münkirlerin, burunlarının ilahi koku almamasına bağlıyorum. Diyorum ki, münkir bu ilahi kokuları alması mümkün değil.
Münkirin bu ilahi nefesleri anlaması da mümkün değil. Münkirin, münkirin Hz. Pir'i ve velileri ve mürşitleri anlaması da mümkün değil. Demek ki, o veliler, o mürşidi kamiller, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmişler ki, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uğramış olduğu bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet onlara da bulaşıyor.
O yüzden okudukça, onun üzerinde daha derinlemesine kendimce tefekkür etmeye çalıştıkça, Hz. Mevlana Celalatürl-Rumi hazretlerine hayranlığım daha da artıyor. Rabbim bizi o yola layık eylesin. Amin. Nefsimize uyanlardan eylemesin. Amin. Heva ve hevesini ilahlaştıranlardan eylemesin. Amin. Tağutun peşinden gidenlerden eylemesin. Amin. Dünyamızı ve ahiretimizi kolay eylesin. Amin. Dünya ve ahiretimize lütfetsin. Amin. İkram etsin. Amin. İhsan eylesin. Amin. Bizleri sırat-ı mustakimde mukim eylesin.
Amin. Son nefesimize kadar Allah, Allah, Allah diyerekten yaşayıp bu dünyadan göçenlerden eylesin. Amin. Geceniz hayır olsun. Amin. El-Fatiha. Masalat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.