mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2012. Beyitten) 28.09.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Eylül 2024 · 42:24

Eftâli zikr fâlemin nevhû, lâhîlâh, Resûlullah cemiyen, enbiyâhi ve mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, hakkı, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakça yaşayan, batılı, batıl bilip, batıla karşı mücadele edenlerden eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin,
nerede Müslümanlara bir zulüm varsa zulmedenlerden Cenab-ı Hak intikamımızı alsın, Müslümanların kanını, ırzını, namusunu yerle yeksan edenlerden Cenab-ı Hak hepsinde intikamını alsın, Amin. Ejimayin. E bugün biraz tehirli oldu, sonradan tanışıp, sonra çok samimi olduğumuz Erhan-ı Acar abimiz ziyaretimize gelmiş, Allah razı olsun.
Kısa bir beraberlikten sonra devam eden bir dostluk, bir beraberlik oldu. Cenab-ı Hak'ın da olsun, Cenab-ı Hak birbirimizi sevdirdi, birbirimize karşı muhabbet besletti. Kanlarımız uyuştu, damarlarımız uyuştu. Kan, damar uyuşunca böyle bir dostluk meydana geldi. Allah razı olsun, biz böyle hamd olsun Cenab-ı Hak'a. Birbirimizden memnun hep böyle olduk. Cenab-ı Hak inşallah bu dünyalık değil, ahirette de beraber eylesin inşallah. Amin. Biz kendisinden bir zarar görmedik. Herhalde o da bir anden görmemiştir. Böyle bir dostluk feda oldu. İnşallah o dostluğumuz daim olur inşallah. Amin. Yolculuklarımız oldu beraber. Böyle dostluğumuz, kardeşliğimiz, abi kardeşliğimiz oldu.
O benden büyük tabii de, yaş olarak. Ama biz böyle abi kardeş, böyle bir hususi bir dostluk oluştu, hamd olsun. O dostluğumuz da devam ediyor inşallah. Bizim dostluklarımız mezara kadar değil. Mezardan sonra unutanlardan değiliz. Bizim dostluklarımız ebedi. Rabbim ebedi olanlardan eylesin. Amin. Unutan, vefasızlık yapan, gaflete düşüp de hainlik yapanlardan eylemesin. Amin. Çünkü o unutan, vefasızlık yapan, hainlik yapanlar mahşerde salihlerle beraber olmazlar. Velev ki namazda kılsa, hainse, vefasızsa, velev ki oruçta tutsa, hainse, vefasızsa, onların bayrakları ayrıdır. Mahşer yerinde onlar vefasızlar ve hainler ayrılırlar.
Vefasızların ve hainlerin ayrı bir toplanma merkezi vardır mahşerde. Orada toplanırlar. O yüzden vefasızlık yapmayın hiç kimseye. İnsanlık vefadan geçer. İnsanlık vefasız olmamaktan geçer. Hain olmamaktan geçer. Nankör olmamaktan geçer. Bir kimse namaz da kılsa, nankörse, hainse, vefasızsa o kimseden hayır gelmez. Bir kimse oruç da tutsa ama o kimse vefasızsa, hainse, nankörse ondan hayır gelmez. O yüzden insanlık namazla, oruçla ölçülmez. İnsanlık erdemliliği, insanlık faktörleri farklı bir şeydir. Bu böyle hata şurada. İnsanlar bunları namazla, oruçla ölçüyorlar. Bu doğru ölçü değildir.
Hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ümmetimin namazı, orucu sizi aldatmasın der. Siz onların muamelesine bakın. Bir insanın namazı, abdesti, orucu, ehl-i tarikat olması, bir dergaha bağlanması, bir şeyhe intisap etmesi, o ölçü değildir. Ölçü onun muamelesidir. Muhamele, vefasızlık mı etti, hainlik mi etti? Arkadaşını sattı mı, kardeşini sattı mı, eşine mi vefasızlık yaptı, çocuğuna mı vefasızlık yaptı, eşe mi vefasızlık etti, eşe mi hainlik yaptı? Çünkü insanı insan eden erdemlilikler bunlardır. Bir kimse hafız olabilir, Kur'an'ı yutmuş olabilir, vefasızdır. Onunla yol gidilmez. Bir kimsenin alnı secdeden kalkmıyordur, haindir.
Onunla yol gidilmez. Bir kimse arkanı döndüğünde bir dolap çeviriyordur, isterse her gece seninle zikrullah yapsın. Onunla yol gidilmez. Çünkü hayat yolu engebelidir, inişli çıkışlıdır, arızalıdır, dikenlidir, sıkıntılarla doludur hayat yolu. O hayatı yaşarken insan etrafındakileri ancak o zaman tanımlar. Başına bir sıkıntı geldiğinde, bir dert geldiğinde, bir problem geldiğinde, bir taraftan boğazın sıkıldığında, bir taraftan burnunu, elini, kolunu kaptırdığında, senin gerçek dostun, arkadaşın, eşin, çocuğun meydana çıkar.
Öbür türlü meydana çıkmaz. Para var, pul var, huzur var, layloylam var. Gayet güzel. Olmayınca ne olacak? Başına bir sıkıntı gelince ne olacak? Başına bir dert gelince ne olacak? Başına bir gam, bir keder gelince ne olacak? Kim kalacak yanında? Bu önemlidir. İnsanın ayağı sürçer, dili sürçer, eli kolu sürçer. İnsan bu. Sürçer, bir şeye güç yetiremez. Olabilir. Bir şeyde hesabı tutmaz. Olabilir. Bu esnada etrafındakiler ne yapıyor? Seni seviyorum diyenler ne yapıyor? Bu önemlidir. Bakın önemli olan budur. O yüzden ben böyle yüzüne karşı met etmek istemem ama öyle bir insanların dar olarak gördüğü ama dar olmayan, insanların sıkıntılı gördüğü ama sıkıntılı olmayan bir zaman perspektifinde tanıştık.
Hamdolsun. Öyle dostluğumuz, arkadaşlığımız, kardeşliğimiz devam etti. İnşallah devam eder gider Allah'ın izniyle. Zahmet etmiş, Allah razı olsun ziyaretimize gelmiş. Huzurlarınızda tekrar teşekkür ediyorum kendisine. Böyle ben ondan büyüküm falan diye düşünmemiş. Ben ondan küçüğüm ben onun kardeşiyim. Allah razı olsun inşallah. Evet konu başlıyor. Biraz buradan girelim inşallah. Ayşe'nin Allah ondan razı olsun. Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme bugün yağmur yağdı. Sen mezarlığa gittiğin halde niçin elbisen ıslak değil diye sorması. Bir gün Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabeden bir kimse vefat eder.
Vefat edince o gün yağmurlu bir gündür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kabristana gider. Hazreti Peygamber Efendimizin en önemli özelliklerinden birisi şu. Hastayı ziyaret eder. Birisi vefat ederse kabristana kadar gider. Onu defnedilir. Başında duasını okur, döner. O vefat eden kişinin ailesini de ziyaret eder. Yine böyle bir defin işlemi var. O gün Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri defin işlemi için gidiyor. Yağmur yağıyor ama ıslanmıyor. Bu da peygamberlik mucizelerinden bir mucize. Mustafa bir gün dostlarından birinin cenazesiyle ve dostlarla mezarlığa gitti. Tabi bunu böyle okur geçerdim ama biraz mezarlık ve defin adabıyla alakalı birkaç tane de hadis koyma zarureti gördüm.
Çünkü bu benim geldiğim ilçede böyle değildi. Bursa'ya geldiğimde gördüm bunu. Mesela birisi vefat ediyor. Annesi, babası, kardeşi neyse. Ondan sonra vefat ettiği zaman mezarlıklarda cantık ve ayran dağıtılıyor. Yani bu böyle benim çocukluğumda yoktu. Benim gençliğimde yeni derviş olduğumda da bayındır da yoktu. Ben bunu Bursa'da gördüm. Bu sünnet-i seniyeti olmayan bir şey. O yüzden biraz hani ölüm ve mezarlıkla alakalı bir iki hadis-i şerif inşallah. Kim cenazeyi takip eder ve üç kere taşırsa ölen kardeşine karşı olan borcunu ödemiş olur. Hani bizde bu çok güzel bir sünnet sene işleniyor. Hani cenazeyi taşımak için herkes sıraya giriyor. Kim diyor üç sefer onu sıraya girdi, onu taşırsa hani o ölen kimseye karşı borcunu, kardeşlik borcunu ifa etmiş olur.
Cenazeyi ne ses ne de ateşle takip etmeyin. Muvatta ve Ebu Davud. Yani cenaze bu manada hani böyle şimdi yeni çıktı ya bir döttürü öttürüp de şehitlerin cenazesini filan öyle götürüyorlar. Bu da yok, bu da bidat. Yani böyle bir ses çıkarma, boru çalma, borazan çalma, davul dünbek çalma filan alkışlarla, ıslıklarla. Bu yok cenaze hedefinde. Tekbir var, tevhid var. Tekbir ve tevhid var. Öbür türlü hani ateş yakmak. Bunlar da ateşperestlerinde adete. Onlar da cenaze için bu hani meşaleler var ya, onlar da cenazeyi meşale yakaraktan götürüyorlar. Bu da normalde ateşperestlerinde adete. Yine cenazede çabuk olun. Eğer salih biri ise kendisine iyilik yapmış olursunuz.
Böyle biri değilse belayı bir an önce sırtınızdan atmış olursunuz. Cenazeyi bekletmemek. Yani normalde işte ama şu anda da mecbur insanların yakınları, en yakınları dışarıda. Öyle olunca işte son görevlerini onlar da yapsın diye. İşte Almanya'dan gelecek olan var. Başka ilden, başka bir ilçeden gelecek olanlar var. Hani bu böyle sünnet-i cenaze de yavaş yavaş ortadan kaldırılıyor gibi. Ama mecbur kalınıyor insan. İşte oğlu var, kızı var, işte son vazifesini yerine getirsinler diye bekletiliyor. Sizden biri bir cenazenin geçtiğini görürse, cenaze ile birlikte yürümese bile cenazeyi geride bırakıncaya, veya cenaze kendisini geride bırakıncaya veya cenaze onu geride bırakmadan yere konuncaya kadar oturmasın.
Hani cenazeye biz bu noktada ne yaparız? Hürmet ederiz. Yani cenaze gelmezden önce ayağa kalkacaksın, senin önünden geçti gitti, o zaman oturabilirsin. Veya cenazeyi takip edeceksin. Tanıdığın değil, işin var, müsait değilsin ama cenaze geçinceye kadar ne yapacaksın? Bekleyeceksin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bazen cenazenin önünde yürüdüğü görülmüş ama genelde cenazenin önüne geçmemişler. Cenazenin arkasından takip etmişler genel olarak. Ama bu konuda her iki tarafta, her iki şekilde de hadis-i şerif var ama biz yine saygı gösteririz. Cenazeyi önünden, hani önümüzden de geçse, pardon, biz cenazenin önüne geçmemeye gayret ederiz. Ve tekrar söylüyorum, hani bu ölen kimsenin evinde cenazeye gelenlere bir şeyler ikram etmek bu da var sünnette.
Ama ölünün evinde yemek pişmez. Bu da sünnette var. Oraya eve yemek göndermek de sünnet. Veya yiyecek göndermek. Çünkü orada taziyeye gelenler var. Taziyeye gelenlerden dolayı ev halkı yemek pişiremez. Oraya yemek göndermek de sünnet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle yapmış. Ama tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum, mezarlıklarda bir şey yenilip içilmesi caiz değildir.
Bunu son örnek, Allah razı olsun Hacı Cafer'e dedim. Hacı Cafer, evin önünde dedim ne yapacaksanız yapın. Ondan sonra dedim, hani şeyde ne o? Mezarlıkta dedim bir şey dağıtmayın. Çünkü sünnet-i seneye de yok. Rabbim bizi sünnet-i seneye uyanlardan eylesin. Onun mezarına toprak doldurdu. Tohumunu yer altında diriltti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o sahabeyi mezarına yerleştirdi.
Ve onun duasını etti. Yine Ebu Davut ad-i şerif kardeşiniz için Allah'tan mağfiret talep edin. Onun için karşılaşacağı sorgulamada metanet dileyin. Zira şimdi ona hesap sorulacak buyurdu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Normalde ölünün defti tamamlandıktan sonra bunu sahabeye söylerdi. Hani böyle böyle ona hayır duada bulunun, ona dua edin diye. Yine bakın bu hadis-i şerif koydum. Şimdi kabir azabını reddeden böyle ilahiyat profesörleri var. Bu hadis de sabit. Hadisi inkar ediyorlar. Allah muhafaza eylesin. Ayşe Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme kabir azabından sordu. Aleyhissalatü vesselam evet kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler. Onların azabını hayvanlar işitir buyurdu.
Hazreti Ayşe der ki bundan sonra sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namaz kılıp da namazında kabir azabından istaze etmediğini yani sakınmadığını hiç görmedi. Bu harim, müslüm, nesai. Tabi normalde normal şartlarda bu kabire indirildikten sonra ona dua etmek, onun için tövbe etmek, ona normalde hakkında hayır dilemek sünnetin içerisinde. Fakat Hazreti Pir burada başka bir şey söylüyor. Tohumunu yer altında diriltti sahabe, vefat etti. Onu tohum olarak görüyor Hazreti Peygamber, Hazreti Mevlana. Diyor ki tohumunu yer altında diriltti. Şimdi bir şey tohum ekersiniz, toprakta dirilir tohum. Ne olur? Yeşerir, ağaç haline gelir, bitki haline gelir.
Normalde oysa ektiğiniz tohumdur. İşte burada da Hazreti Mevlana ölümü bir son olarak görmüyor. Ölümü başka bir başlangıç olarak görüyor. Ve yeni bir başlangıcın habercisi ölümü öyle görüyor. Zaten ehli tasavvuf ölümü son olarak görmez. Ölüm bir son değildir. Ölüm yeni bir hayatın başlangıcıdır. Yeni bir hayatın başlangıcı. Ölen bedendir çünkü. Ruh ölü değildir. Ruh ölümü tatması başka bir şeydir. Ölmesi başka bir şeydir. Her nefis ölümü tadıcıdır. Sudan aldın, büyüdüm içtin, suyu tattın. Bitki çayı var, içtin, tattın. Çay var, içtin, tattın.
Ölüm tatmak içindir. Ölümü tadarsın. Ama bu senin yok olduğun anlamına gelmez. Bu senin yok olmadığını gösterir. Bu dünyada herkes ölümü tadar. Ve beden bu manada çürür gider. Bedenle bir işimiz yok. Ama o yeni bir başlangıçtır. O yüzden toprakla, kabrin toprakla doldurulması bedenin ölümüdür. Bedenin ölümü. Ve bedenin bu manada çürümesidir. Beden toprakta yok olurken, ölürken asıl tohum dikilmiş olur. O tohumun dikilmesi ise ruhun, ruhun bedenden ayrılıp ayrı bir perdeye geçmesi ve ayrı bir perdede, ayrı bir perdede varoluşun tecelliyatıdır.
Ruh artık beden kafesinden kurtulmuş, ayrı bir perdede, ayrı bir perdede hayatı devam etmektedir. Ama bu kabir hayatında ya cehenneme bakaraktan cehennem acısı çeker ya da cennete bakaraktan cennetin tadını yaşar. Ya da Cemalullah'ı seyrederekten, Cemalullah'ı seyrederken Cemalullah'taki fenalığı yaşar.
Hz. Pir devam ediyor. Bu ağaçlar toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan çıkarıp halka doğru yüz türlü işaretlerde bulunurlar. Duyana söz söylerler. Yeşil dilleriyle, uzun elleriyle toprağın içindeki sırları anlatır. Bu gördüğünüz ağaçlar, bu yeşillikler, bu bitkiler, toprağa ekilen tohumların yeryüzündeyi neş-i neva bulması, meyve vermesi, sebze vermesi. Nasıl tohum toprağa dikildikten sonra ağaç haline gelip meyve veriyorsa ve bütün bu ağaçlar, bu bitkiler bize bir şey anlatmakta. Onu da İsra 44, ayet-i kerime bize naklediyor. Yedi gök, yer ve onlarda bulunan varlıklar Allah'ı tesbih ve tenzih ederler. Aslında hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah'ı tesbih etmesin. Ne var ki siz onların tesbih etmesini anlamazsınız.
Şüphesiz ki Allah çok yumuşak davranan ve çok affedendir. Nasıl Hz. Pir dedi ki, bu ağaçlar toprak altındaki insanlara benzerler. Ellerini topraktan çıkarıp halka doğru yüz türlü işaretlerde bulunurlar. Yani sen o ağacı dinlesen, lisan-ı kalp ile ağaç sana yüz tane doğru söyleyecek. Çünkü senin gözünün gördüğü görmedi, canlı veya cansız gördüğün bütün her şey Allah'ı tesbih etmekte, tenzih etmekte, hamd etmekte.
Eğer onu duyacak bir kulağın var ise o ağaç da, o bitki de, o meyve da sana çok dersler verecek. E senin ağaca normalde bitkiye ihtiyacın yok ama sen bir kabrin başına da gitsen, o da sana çok ders verecek. Ağaç konuşur da kabirdeki konuşmaz mı? Meyve konuşur da kabirdeki konuşmaz mı? Meyvenin hamdini dinlersen, kabirdekini de dinlersin. Ağacın sana konuştuğunu söylersen, konuştuğunu sen dinlersen, kabrin içindekini de Emur Sultan Hazretlerinin başına gittiğinde onun da ne söylediğini dinlersin. E Yunus'tan söylemek kolay. Sordum sarı çiçeğe, annen babam var mıdır? Çiçek dedi derviş baba, annen babam topraktır. İyi, sen neden bir Yunus olmadın da sormadın sarı çiçeğe?
Sen neden bir Yunus olmadın sormadın güle? Sen neden bir Yunus olmadın? Ağaca neden sormadın? Kuşa neden sormadın? Böceğe neden sormadın? Mükevanat komple. Allah'ı hamd ederken, sende neden o kulak yok? Sen neden o hamdi dinlemedin? Kainatta bir zikir senfonesi var. Bütün her şey kendi lisanında Allah'ı zikrediyor. Sen birisini yakalayabildin mi? Bunların zikri hafi değil, kalbi değil. Cehri zikrullah ediyor. Güneş de cehri zikrullah ediyor. Ay da cehri zikrullah ediyor. Rüzgar da cehri zikrullah ediyor. Sıcaklık, soğukluk cehri zikrullah ediyor. Kainattaki gözünüzün gördüğü, görmediği her şey cehri zikrullah ediyor. Hepsinin de bir zikrullah frekansı var. Sen birbirine hiç denk gelmedin mi?
Hiçbirisinin de zikrullah frekansına denk gelmedin mi? O esnada selvi hu esmasını mı çekiyor? Dinledin mi? Çıktın yeşillikler güzel, çanlıklar güzel, uludağ güzel, harika. Dinledin mi? O kuşcağız öterken hangi esmayı çekiyor? Hu esmasını mı çekiyor? Yoksa şükür esmasını mı çekiyor? Hamdi nasıl dile getirmiş? Hangi esmayla hamd ediyor? Veya senin kedi olarak gördüğün, köpek olarak gördüğün, çok affedersiniz, merkep olarak gördüğün, at olarak gördüğün, inek, koyun, keçi, hangi hayvan görürsen gör. Hangi esmayı zikrediyor? Hangi esmayla Allah'a hamd ediyor? O zaman biz kainatın, ayeti kerimede, kainat Allah'ı zikrediyorsa, yer ve gök arasındaki bütün her şey ona hamd ediyorsa, o zaman bize çok şey söyleniyor, duyan kulak için.
Ama kalpler örtülmüş bizim, hicap perdesi olmuş. Yalandan, dolandan, gıybetten, dedikodudan, haram yiyip içmekten, ağzımıza sahip olamamaktan, dedikodudan, gıybetten, eşlerin birbirine olan davranışlarından, anne baba çocuk davranışlarından, bizi ilgilendiren bütün hadiselerden biz hata yapmışız. Kalbimiz bizim hicap perdesiyle perdelenmiş, perdelenince biz burnumuzun ucundaki bir şeyin dahi hamdini, zikrini, tesbihini, teşbihini duyamaz hale gelmişiz.
Bu konuda da bir çabamız yok, bu konuda da herhangi bir çabamız yok, namazı kılalım, orucu tutalım, meselemiz bitti. O noktada kalıyoruz. O noktada kalınca biz derinlemesine nüfuz etmiyoruz. Yoksa biz derinlemesine nüfuz etmiş olsak, çünkü sahabe öyleydi. Hazreti Ömer Efendimiz gitti kabrin başına, ya falanca Allah'ın vaadini şimdi duydun mu dedi, gördün mü? Kabirden ses geldi, ya ey emir-i müminin, gördüm dedi, duydum. Bakın, Hazreti Ömer, sahabenin içerisinde en akılcı olan, kabirdekiyle konuşuyor. Biz konuştuk mu? Babamızı gömdük, babamızla konuştuk mu? Annemizi gömdük, annemizle konuştuk mu? Çocuğumuzu gömdük, çok seviyoruz ya, konuştuk mu? Eşimizi gömdük, konuştuk mu?
Ey eşim nasılsın? Allah sana nasıl muamelede bulundu? Baba Allah sana nasıl muamelede bulundu? Nasılsın? Diyebildik mi? Bunları bize öğretmediler. Sahabe de insandı, evet Hazreti Muhammed Mustafa'nın terbiyesinde büyüdü, eyvallah. İyi, sonradan gelenler de var. O silsile devam ediyor. Kabirdeki kimselerle görüşenler, konuşanlar var. Bunları böyle söylüyorum ya, evet sosyal medyadan atıyorlar boyuna. Bilmiyor, cahil insanlar. Bunu da uçuk bir muhabbet olarak görüyorlar. Millet Şeyh Efendi ile bir kabrin başına gitmeye çekinirdi. Hele yanında duracaksın. Tiril tiril titrersin. Hemen yandan vurur böyle. Ne gördün ha?
Hemen hiç, bir hiç ummuyordu bir kabrin başında. Ne gördün ha dedi ona. O kaldı, hiçbir şey göremedim efendim dedi. Yaptığı meslekle alakalı. Şimdi mesleğini söylesem kim olduğunu anlayacak bazı arkadaşlar. O yüzden söylemiyorum. Şunu da mı görmedin dedi. Mesleği ile alakalı. Renkten renge girdi. Ya dedi. Heva hevesine uyuyorsunuz, sinize uyuyorsunuz, nefsinize uyuyorsunuz dedi. Şatahat eder gibi döndü Mustafa Efendi. Ne dedi dedi. Bak ne gördün demiyor. Ne dedi dedi. Ben de bunu bunu bunu … dedi efendim. Döndü ona. Duydun mu dedi. Duydun mu dedi ona.
Kaldı. Sonra ne zaman denk gelsem Şeyh Efendi'den 3-5 adım geride. Onun kapsam alanının dışına çıkıyor. Genelde millet kapsam alanının dışına çıkardı. Şeyh Efendi sorardı çünkü. Hiç. Demek ki bu derlişlikte bu var. Öyle havalanmaya bakmıyor bu iş. Birisi soruyor. Ne gördün demiyor. Ne dedi diyor. Bak ne gördün ayrı. Ne dedi ayrı. Senin gördüğünü biliyor. Ne dedi sana diyor. Demek ki o kabirdekinler siz onlara ölü demeyiniz. Şehitler, peygamberler, salihler siz onlara ölü demeyiniz. Emir Sultan'a ölü diyemezsin.
Üftada Hazretleri'ne ölü diyemezsin. Evet ziyaret etmek muhakkak güzel bir hareket. Sandukanın altından haber ver bana. Sandukanın altından haber ver bana. Asıl önemli olan o. İşte her şey Allah'a hamd ediyor. Her şey Allah'ı zikrediyor. Sen onu duyuyor musun? O frekansa giriyor musun? O frekanstan bir ses alıyor musun? Bu neyle mümkün? Bu haramlardan uzak duracaksın. Farzları yerine getireceksin. Ve Allah'ı çokça zikredeceksin. Ve o Hazreti Pir tabi ağaçların köklerini insanlara benzetiyor. Müthiş bir teşbih var burada. Benzetme var yani. Ve ağacın kökü toprağın içerisinde meyveleri dışında.
Orada iki hayat var. Bir görünen hayat var. Meyve ve yaprakları, dalları. Bir de görünmeyen var. Kökü. Görünmeyen senin kökün. O görünmüyor. Senin meyvandan senin kökünü bileceğiz. Senin meyvandan senin kökünü bileceğiz. Meyvan acısa sen acısın kardeş. Kökün acı senin. Meyvan tatlısa, hoşsa, yenilebilirse senin kökün sağlam. Harika. Tohumun da sağlam. Ya evet. Tohumun sağlamsa senin meyvan da sağlam. Sen yenilebilirsin. Sofraya konulabilirsin. Sen bir misafire sunulabilirsin. Ama yok. Meyvan acı. O zaman köküne dikkat et. Kendine dikkat et. Meyvan nasıl acı?
Dilinden çıkan acı. Gözünden çıkan acı. Elinden çıkan acı. Ayağından çıkan acı. Tat vermiyorsun. Lezzet vermiyorsun. Bu neden kaynaklanıyor? Bu senin kökünden kaynaklanıyor. Senin terbiye edilmediğinden. Aşılanmadığını gösteriyor. Allah muhafaza eylesin. Amin. Kazlar gibi başlarını su içine çekmişler. Karga gibiyken tavus haline gelmişler. Karga çirkinliği temsil ediyor burada. Kötü ahlakı temsil ediyor. Tavus ise güzelliği temsil eder ya hep. Ama tavusun da derdi vardır. Nedir? Tavusun ayaklarıdır derdi. Tavus ayaklarına bakar. Ayakları bakınca kibrini yener. Her güzelim ayakları vardır. Kibirlenme.
Cenab-ı Hak sana bir şey takmıştır. Ayağına bak. Kibrini yen. Öyle güzelim diye hava atma. Bak tavus da çok güzel ama ayakları çıplak. Öyle kendi kendine havalanma. Senden daha yakışıklısı var İsmail. Tabii benim oğlum Allah'ıma. Kaldır elini. Erhan Acar kim acaba bu yakışıklı diyor. O yüzden Allah güzel görünmeyen bir şeyi güzelleştirir. Tövbeyle, zikirle güzelleşebilirsin. Karga ahlakından tavus olabilirsin. Bu yol kapalı değil.
Cenab-ı Hak Cenab-ı Hak eğer ona yaslanır, ona dayanırsan ummadığın yerden sana güzellikler nasip eder. İnsan değişen ve dönüşen bir varlıktır. İnsan değişen ve dönüşen bir varlıktır. Vahşilikten kemalata geçebilir mi? Evet. Çünkü Cenab-ı Hak onu, o değişmeyi ve dönüşmeyi göze alırsa, Allah onu değiştirir ve dönüştürür. Kötüye gitmek istersen kötüye dönüşürsün, iyiye gitmek istersen iyiye dönüşürsün. İyilik kapısı da açıktır herkese, kötülük kapısı da açıktır. Sen ne tarafa meyledersen, Cenab-ı Hak senin o tarafına doğru yolunu açar. Bunu isteyen sensin yalnız. Bunu isteyen sensin. Yani başını, sen bir kötülük yaptığında şunu deme, Allah'ı suçlama.
Yani Cenab-ı Hak takdir etmiş, ben bu kötülüğü yaptım. Ha senin hiçbir suçun yok, sen tertemizsin. Öyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. Allah onları kış vakti hapsetmişse de, bahar da o kargaları tavus haline getirir. Kışın onlara ölüm vermişse de, bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır. Hakkınızı helal edin. Bu beyti çünkü normalde bir hayli uzun söylemişim ama neyse bitirivereyim artık bunu da bir dahaki haftaya 220'den başlayalım.
Rum suresi ayet 50. Allah'ın rahmetinin izlerine bir bak. Ölümden sonra yeryüzüne nasıl hayat veriyor? Şüphesiz o ölüleri de böyle diriltecektir. O her şeye kadirdir. Burada hani Hazreti Pir dedi ya, Allah onları kış vakti hapsetmişse de, baharda o kargaları tavus haline getirir. Kışın onlara ölüm vermişse de, bahar yüzünden yine diriltip yapraklandırır. Yani Cenab-ı Hak bir kışı yaşatır sana. Kışı yaşattıysa sabret, mücadele et. Bahar yakındır. Gecenin en karanlık noktası, aydınlığın başlangıç noktasıdır. O yüzden normalde, nasıl Cenab-ı Hak sonbahar geldiğinde, bütün bitkiler, ağaçlar, yapraklarını dökerler, her şey yok olur gider.
Ama Cenab-ı Hak yağmurla onları bereketlendirir, yeniden, yeniden diriltir. O yüzden yeryüzünü nasıl yeniden diriltiyorsa, seni de yeniden diriltir. Sen haramlarla kendini öldürürsün, tövbe suyuyla yeniden dirilirsin. Zikrullah ile kemale erersin. Nasıl bahar yağmurlarıyla Cenab-ı Hak, bütün arzı yemyeşil ediyorsa, birçok bitki, börtü, böcek, ne bileyim işte, kuşlar, hayvanlarla cıvıl cıvıl hale getiriyorsa, seni de aynı hale getirir.
Ümidini kesme. Kış çünkü ölümdür, durgunluktur, geçici bir sondur kış, buradaki tabirle. Ama bahar, yeniden hayatın başlangıcı, yeniden doğuştur. Yeniden ümit etmektir. Yeniden o durgunluktan, canlılığa geçmektir. Yeniden ölümden, hayata geçmektir. İşte sen normalde karga gibi çirkindin, sıradan bir insandın, ama normalde Allah'a yöneldin, tövbe ettin, zikrettin, doğru insan oldun, Cenab-ı Hak seni tavus gibi yaptı.
Seni sevdi. Seni sevince de, Cebrail'e dedi ki, ey Cebrail, ben filancayı sevdim, gök halkına nida et. Onlar da sevsin, sen de sev. Cebrail nida etti gök halkına. Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Melekler, mümin, kulların kalbine ilham etti. Allah filancayı sevdi, siz de sevin dedi. Ve mümin kullar da onu sevdi. Oysa sen önceden çirkindin. Üzerinde sevilecek bir şey yoktu. Ama sen Allah'a yöneldin, Allah'a teslim oldun. Cenab-ı Hak senin günahlarını affetti, seni süsledi. Seni sevimli hale getirdi. Seni yeniden yeşertti. Senin üzerinde yeniden, iyilikleri, güzellikleri, neşvi neva eyledi.
İyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizden. Öyle olunca, sen normalde manevi bir güzelliğe, manevi bir alına geçtin. Sen bahar vahçesi gibi oldun. Gül vahçesi gibi oldun. Gül dalında gül oldun. Bülbüller dalında şakımaya başladı. Oysa sen önceden karga gibiydin. Necislerin, leşlerin peşinde giderdin. Ama ve lakin tövbe ettin, geri döndün. Cenab-ı Hak seni gül bahçesinde, gül dalı gibi eyledi. Ve sen, bülbülün peşinden koşarken, bülbül geldi, senin dalına kondu, sana şakımaya başladı. En güzel namelerini, senin için söyledi. Ve en güzel nameleri, seher vaktinde. Hatta bir an gaflete düştün. Nerede bu bülbül diye aradın.
Ama sonradan uyandın ki, o bülbül ötelerden gelme. Sen kendini gül dalında, gül bahçesinde gördün. Nerede acaba dedin, baktın. Oysa sen, yakasa koltuğunda oturuyorsun. Ha dedin ki ya, bu gül bahçesi, ötelerden bir gül bahçesiymiş. Bu gül dalı, ötelerden bir gül dalıymış. Bu gül dalında konan, bülbül ötelerdenmiş. Ve Cenab-ı Hak seni ne yaptı? Temizledi. Yeniden diritti. Yeniden bahar bahçesi haline getirdi. Yeniden senin göğsüne bahar kokularını saçtı. Ve sen bir kokladın ki, o koku Yemen'den gelmekte. Çünkü hadis-i şerifte buyurdu ya, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Rahman'ın kokusu dedi, Yemen bölgesinden gelmekte. Demek ki, o Rahman'ın kokusu, seher vaktinde, seni böyle yalazladı gitti.
Ege bölgesinde yalazlamak derler, sıcak vurur insana, yalaz vurdu derler, sıcak vurur. Veyahut da bayındır da, normalde, kışın, poyraz vurur çok, poyraz vurunca, poyraz yalazladı, poyraz vurdu onu der. Aslında görünen bir şey yoktur, cisim olarak. Sıcak veya soğuk, seni yalazlar, etkiler yani seni. Sıcağı görmezsiniz, hissedersiniz. Soğuğu görmezsiniz, hissedersiniz. Senin vücudunda o, bir etki bırakır. İşte, sen Allah'ı seversen, zikredersen, tövbe edersen, sen Cenab-ı Hak'ın, yolunda yürürsen, evet, seni bahar bahçelerine döndürür. Dalına güller kondurur, güller şakımaya başlar. Şakımaya başlayınca, şakıması cik cik cik diye ötmesi değil.
Allah'ı zikretmeye başlarlar. Birisi hu der, birisi hay der. Sen ikisinin arasında, hu hay, gider gelirsin. Birisi oradan üçüncüsü gelir. Üzerine bir de Allah isması koyar. Sen hu hay, Allah hu, hay, Allah hu, hay Allah der. Nereden dediğini de bilemezsin. Bir bakarsın ki, an geçmiş, ne gül kalmış, ne gül bahçesi, ne bülbül kalmış, ne de şakyanı kalmış. Gene nefsinle baş başa kalmışsın. Ararsın yine, beklersin, yine o bahçe kurulur, yine o gül dalına konar mı diye. heyhat kaçırmışsın, artık öbür ana gözünü dikersin.
Çünkü, hiçbir şey, eskisi gibi değildir. O, hep, yeniden yaratır her şeyi. O, eskiyi kullanmaz. Eskiyi kullanan insanlardır. Allah cümlemizi, böyle kendisini yenileyen, seher vaktinde Allah'ı zikreden, ve Cenab-ı Hakk'ın o sonsuz nimetlerine, hamd eden kullarından eylesin. Amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun, geceniz hayır olsun. El-Fatiha. Selam. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi