mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (2005. Beyitten) 21.09.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Eylül 2024 · 1:50:53

Cenâb-ı Hakk'ın ey kayıklılar. Peki eğer Allah'ı seviyorsan bana uyutma. Bakın bu ayet-i kerime bütün meselenin özü rükmünde. Yani o bu tuz, bu melahat ondan miras kaldı. Yani Hazreti Peygamber'ten miras kaldı. Ama bu öyle değil. Sizin yol Hazreti Peygamber'ten miras kaldı. Başka bir yerden miras alamam. Başka bir öğreti aramadı. Gidip işte Gidip Sümerler öğretisi Gidip Sümerler öğretisi Sümerler öğretisi Yok Fars'dı Yok Lemindi. Başka bir şey aramadı.
Bakın burada Hazreti Peygamber'e Cenab-ı Hakk'ın bir şeyi söylerken bütün dünyanın özelliği kendisinden önceki ve kendisinden sonra gelecek olabilir. Her şeye ders mutluluğunda olur. Her şeye ders mutluluğunda. Yok işte pişman ciğerde öğreti yapmış da böyle bir öğreti yapmış da yok pişman ciğerde şöyle bir şey yapıyorlarmış da şöyle bir şey oluyormuş da böyle bir şey değil. Direkt ey peki eğer anlamı seviyorsanız bana oluyor. Bu ne zaman söylendi? Necran Hristiyanlarına söylendi. Hani Necran Hristiyanları gelmişti Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Medine-i münevvere başlarında kralları aynı zamanda da Hristiyan bir papazları vardı. Yani normalde önceden de Hristiyanların kendilerine ait kiliseleri kendilerine ait papazları vardı. Bugünkü ııı İngiltere'nin İngiltere ııı Büyük Britanya kraliçesinin krallığının kendi kilisesi olması gibi. Büyük Britanya kilisesi Vatikan'a bağlı değildir. Bakın tekrar Büyük Britanya kilisesi Vatikan'a bağlı değildir. Büyük Britanya mason locası dünyanın herhangi bir mason locasına bağlı değildir. İskoç mason locası sonradan
İngiltere Büyük Britanya mason locasına bağlanmıştır. Ama İngiltere Büyük Mason locası herhangi bir yere bağlı değildir. Mesela New York veya Washington veya Amerikan büyük locaları ama İngiltere'ye bağlıdır. Mesela Türkiye'deki hemen hemen mason localarının büyük bir çoğunluğu İngiltere Büyük Britanya mason locasına bağlıdır. Bir kısmı İspanyol mason localarına bağlıdır. Onlar daha çömezdir. Bir kısmı İtalyon masanıdır. Bir kısmı Fransız masanıdır. Oradaki mason localarına bağlıdır. Türkiye'deki bir kısım mason localar. Onlar tırıvırıdır tabiri caizse. Onların en önemli
mason localığı İngilizlerle alakalıdır. İngiltere'ye bağlıdır. İşte Hristiyanlık'ta da mesela sonradan Vatikan'a bağlanıldı. Önceden böyle küçük krallıkların kendilerine ait kiliseleri ve kendilerine ait orada en yüksek derecedeki Vatikan'daki gibi papazları vardı. İşte Necran Hristiyanları da böyle geldiler. Büyük Necran Krallığı var. O Necran Krallığı'nın geniş toprakları var ve Hristiyanlık dinine hizmet ediyorlar ve kendi papazlarıyla beraber Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine din tartışmaya geldiler. Öyle din tartışmaya gelince de Hazreti Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine şunu söylediler. Biz de Allah'ı seviyoruz. Bakın onların da iddiası şu. Biz de Allah'ı seviyoruz. Biz de Allah'ı seviyoruz deyince o zaman ayeti kerime indi. Yani onlar öyle söyledi. Cevabı Allah veriyor. Ondan sonra cevabı Allah verince diyor ki Cenab-ı Hak ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana oyun. Çünkü bu öğreti Adem'den itibaren gelip Hazreti Muhammed-i Mustafa'da kemale ve zirveye ulaşmış bir öğreti.
Adem'den itibaren bütün Peygamber silsileleriyle gelip Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde kemale ermiş ve zirveye ulaşmış bir öğreti. Çünkü maddi manevi zahiri batını miraç Hazreti Muhammed-i Mustafa'da. Bakın Hazreti Muhammed-i Mustafa'da hem Ademiyet, hem Kelamiyet yani Kelam, hem Ruhaniyet yani Ruhullah, hem de Halilullah dostluk hepsi de Hazreti Muhammed-i Mustafa'da cem olmuş vaziyette. Adem Safiyullah, Ademiyet, sonra kemale erme noktası Hazreti Peygamber'dir sallallahu aleyhi ve sellemde.
Haliliyet, halillik, dostluk zirve noktası Muhammed-i Mustafa'dadır. Bunu böyle hani dört büyük peygamberde bulunan özellikler var ya işte İsa aleyhisselam ruhullah'tır. Ruhaniyet noktasında zirve Muhammed-i Mustafa'dadır sallallahu aleyhi ve sellemde. Öyle işte hani bir kısmı da der ya o da senin gibi benim gibi insandı. Kör gözlü o. Onun kalbi de kör, gözü de kör. Bak onun kalbi de kör, gözü de kör onun. Maddi manevi kör. Allah muhafaza eylesin. İşte o Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu tuz, bu melahat yani bu öğreti ondan miras kaldı.
Zahir ve batın öğreti. Mirasın sahibi kim? Muhammed-i Mustafa. Gerçek sahibi kim? Allah Celle Celaluhu. Ve Hazreti Peygamber de buyurdu ki size iki şey bıraktım ki onlara sarılırdığınız müddetçe sapıtmazsınız. Allah'ın kitabı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünneti. Bunu İmam Malik nakletmiştir. Aynı zamanda bir hadis-i şerif daha vardır. İşte nedir? Ondan sonra onda da ehli beytini söyler. Bu manevi miras yoludur. Manevi miras yolu. Bu yolu takip etmeyenler bu yolun dışına çıkanlar sapıtırlar. Çünkü onları normalde sapıtacağını da bize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri söylüyor. Kim bunlara sımsık yapışırsa kurtuluşa erer. Başka hadis şerifte. Kim bunların dışına çıkarsa sapıtır.
Bakın bu manevi silsiliği takip edenler kurtuluşa ererler. Çünkü normalde Hazreti Ali Efendimiz naklediyor. Bir kimse Hazreti Peygamber'in sünnetiyle onun sahabileri ve tabiinden meydana gelen cemaati severse Allah da onu sever. Duasını kabul eder. İhtiyaçlarını karşılar. Günahlarını bağışlar. Kendisini cehennemden ve münafıklıktan kurtulduğuna dair beraat verilir. Şimdi bu manevi silsiliğe tabi olanlar çünkü hani başka bir hadis şerifte de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurur ki işte ümmetimin hayırlıları sahabeler benden sonradır. Ondan sonra onları takip edenler. Ondan sonra onları takip edenler diye hadis şerif vardır. Şimdi bu hadis şerife göre onu takip edecek. O takip eden, takip eden, takip eden ümmetin hayırlılarıdır.
Takip edenler. Takip etmeyenler ümmetin hayırlısı değildir. Bunun zıttı ne? Takip etmeyenler. Yani sen Kur'an ve sünnete tabi olana tabi olacaksın. Sen ehli beytin, gerçek manada ehli beyt ama öyle sas çalıp, rakı içip, şarap içip ehli beytim diyenler değil. Öyle değil. Namazı yok, abdesti yok, orucu yok, zikri yok, fikri yok, yolu yok. Neymiş? Ehli beytmiş. Doğru değil. Bakın doğru değil. Dilenciliğe çıkmış, ehli beytmiş. Doğru değil. Ehli beyt dilenmez. Ehli beyt dilenmez. Ehli beyt şehenillah demez. Doğru değil. O zaman ehli beyt kim?
Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıyorsa, o ehli beytimdir dedi. Bu bir ikincisi, manevi olarak silsilesi olacak o kimsenin. Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna yürüyecek. E kimsenin şeyhin? Filanca. İyi. Ne oldu? Vefat etti. Şimdi kim? Yok. Eee? Eee işte ıhçık ıhçık. Yok kardeş, yolda kaldın sen. Git kendine bir şeyh bul. Git kendine bir mürşidi kamil bul. Ihçık ıhçık yapma. Yan yatıp çamura batma. Sen bu yolda yürüyeceksen bunu yapacaksın. Başka alternatifin yok. Allah muhafaza eylesin. Öyle göstermelik de değil. Gideceksin, dost doğru bir mürşidi kamil bulacaksın. Dost doğru intisap edeceksin. Dost doğru intisap edeceksin.
Öyle yarım yamalak değil. Kendi heva ve hevesine uyacaksan, kendi nefsine uyacaksan gidip intisap etme. Sen bildiğim yoldan gideceğim diyorsan gidip intisap etme. Dinlemeyeceksen gidip intisap etme. İtaat etmeyeceksen gidip intisap etme. Onların dervişe ihtiyacı yok. Yapma. Bak işine. Allah muhafaza eylesin. Burada tabii Hazreti Pir de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin manevi mirasının onun takipçileri ve onu örnek alanlar tarafından devralındığını ve sürdürüldüğünü anlatıyor bize.
Çünkü diyor ki Hazreti Pir varisleri de ondan miras kalmıştır. Varisleri de seninledir. Ara bul. Yani bu zamanda varisi yok diye düşünme. Ara kardeşim bulunur. Bulunmayan hit kumaşı değil onlar. Bulunur. Bulunmayacak diye bir şey yok. Aslında Hazreti Pir sonraki beytte diyor ki o gözünün önündedir diyor. O gözünün önündedir diyor. Allah bizi görenlerden eylesin. Tabi buradaki tuz ve melahat yani tuz malum güzelliktir. Melahat da hikmettir. Tuz güzellik olur mu? Evet. Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin manevi öğretisinin ahlakının, hikmetinin. Bakın ahlakının, hikmetinin.
Hazreti Peygamber bakın bunların hiçbirisini saklı gizli bırakmadı. Ahlakı meydanda, öğretisi meydanda, hikmetleri meydanda, mucizeleri meydanda. Görmek istiyorsan, sünneti seniyyesi meydanda, hadisleri meydanda. Görmek istiyorsan, dinlemek istiyorsan ve bunlar da böyle hani işte sır olmayı Hüzeyfetü'l-Yamani'ye verdi. Gitti münafıkların listesini ona verdi. Dedi ki filanca filanca filanca filanca münafıktır. Bak saklamadı ilmi. Ebu Hureyre radıyallahu anh Hazretleri dedi ki biz iki ilim aldık. Öndekini herkese saçıyorum. Arkadan dedi bir şey söylesem Ebu Hureyre sapıttı der. Benim diyor işaret etti kafamı gövdemden ayırırsınız diye.
Demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendisine müsaade edilmiş olan bütün ilmi ashabına anlattı, aktardı. Bütün ilmi hala daha aktarmaya devam ediyor. Hala daha aktarmaya devam ediyor. Din tamam oldu. Dinin kuralları belli. Ama anlaşılmayan yerler var. Anlaşılmayan. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ve varisleri o anlaşılmayan yerleri mana yoluyla hala da anlaşılır hale getiriyorlar. Onların yolları devam ediyor çünkü ve o miras elden ele, gönülden gönüle ta kıyamete kadar devam edecek. Kıyamete kadar eksilmeyecek.
O mirası sonradan gelenlere o herkes aktaracak. Aktarmakla mükellef, öğretmekle mükellef. Yani bu dersleri hazırlarken buraya anlatmayayım, buraya konuşmayayım dediğim bir yer yok. Elime gelen, içime gelen bu manada o beytleri aktarırken ne varsa döküyorum. Beytle alakalı. Kendi kendime şuraya anlatmayayım diye düşünmüyorum. Allah bizi affetsin. Çünkü tasavvufta, sufilikte bu manevi mirası devralan veliler, mürşitler, evliyalar, dervişler, nakipler, nükabbalar nefislerine uyup da almış oldukları öğretiyi kem etme. Yani kendine saklama, etrafına aktarmama böyle bir şey söz konusu olmaz.
Bu çünkü kendisine verilen emaneti yerli yerine yerleştirmemek demektir. Bu ilim o kimsenin kendisine ait değil çünkü. Bu ilim onun çalışarak kazandığı bir şey değil. Bu dünyalık meta değil ki senin çalışarak kazandığın senin kendinin olsun. Bu manevi bir ilim. Bu manevi ilim senin değil. Tabiri caizse mesleminin başında diyor ya, ney? Bir evliya, bir mürşid, bir veli ney hükmündedir? İçi boştur. Ona üfleyen tabiri caizse Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Ona üfleyen Hazreti Allah'tır. Ona üfleyen mürşidi Kamil'dir. Hangisinden gelirse gelsin, o üflenti haktır, doğrudur. Ama senin pirinden gelsin, ama sahabeden gelsin.
Ama Hazreti Muhammed Mustafa'dan, ama başka bir peygamberden gelsin. Ama sen bir ayeti kerime okurken kalbine gelen ilham olsun. Ama sen bir şeye bakarken kalbine gelen ilham olsun. Hepsinin de kaynağı Hazreti Allah'tır Celle Celaluhu. Ve o senin değildir. Sen onu kendinin görürsen o zaman hata yapmış olursun. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde bu manevi eğitime tabi olan müritler de, tabi olan müritler, bu manadan nasiplerini alırlar. Bu eğitimden nasiplerini alırlar. Dinlerlerse, itaat ederlerse, uyarlarsa, o manevi eğitimden onlar da yol alırlar. Onlar da nasiplerini alırlar.
Ama yok cumartesi gezmesi yaptıysa, öyle geçerken de bir uğrayım ya sema de ediyorlar orada. Hem sema izlerim dediyse almaz. Ya bir gideyim görüneyim beni görsün orada olduğumu yeter bana diyorsa almaz. Yok. O kendini oraya teslim edecek, verecek, dinleyecek, itaat edecek, uygulayacak. Uygulayacak. Yani ben gideceğim doktora, şeker hastasıyım. Baktı, etti, tahlil etti. Verdi ilaçları. Ben dedim ki ya bu ilaçlar içilmez. Koydum kenara. Eee ne oldu? Sen tedavi oldun mu? Hayır. İçmedin ki ilaçları. Diyet verdi, diyete uydun mu? Uyumadın.
Eee? Doktorun suçu ne bunlar? İlacın suçu ne? Suç senin. Suç senin. Kabahat senin. Sen uymadın. Sen dinlemedin. Kimseye suç kabahat bulma. Allah bizi affetsin. Varisler senin huzurunda oturuyorlar. Fakat nerede senin huzurun? Senin önündedirler. Önündedirler. Fakat nerede önü sonu düşünen can? Yani o varisler görünmez insanlar değil. O bir mürşitler görünmez değiller. Veliler görünmez değiller. Yok onlar sırmış. Değil kardeş. Hangi peygamber sır olmuş? Peygamber varisleri sır olsun. Hangi peygamber gizli kapaklı konuşmuş? Peygamber varisleri gizli kapaklı konuşur hale gelmiş. Hangi peygamber gitmiş de bir odaya kapatmış kendini de aracılarla insanlara din anlatmış?
O hepsi de meydanda yaşamışlar. O varis ise Hz. Muhammed Mustafa'nın ayak izine uyacak. O varis ise Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri neyi nasıl yaptıysa öyle yapacak. Kendi kafandan yol biçmek, kendi kafandan yol koymak yok. Böyle bir yol söz konusu değil. İşte o varisler de ne yapıyorlar o zaman? Meydandalar, onlar ortadalar, göz önündeler. Bütün halkın gözünün önünde. Bakın bütün halkın gözünün önünde. Bütün insanların gözünün önünde. Hele bu zamanda her şey, her şey gözünün önünde cereyan ediyor. Her şey, saklı gizli bir şey yok. Yok, onların üstadlarını Mossad takip ediyormuş da o yüzden halkın içine çıkmıyormuş da.
Mossad bir insanı öldürecekse anında öldürüyor, görmüyor musunuz? Aha canlı bombalar cebimizde. Ne yaptı Lübnan'da bir anda çağrı cihazlarını patlattı, telefonları patlattı. Motor sikletler bile patladı. Bir de açıktan dediler bunu biz yapıyoruz. Milletin bir de gözünü korkutuyorlar. Diyor ki biz yaptık bunu diyor. Saklamıyor. Elin Siyonist, pis Yahudisi cesaretli. Ne olacak ki? Yani onca Müslüman olsa ne olacak? Bir tanesi bir kurşun dahi atamıyor. Lanet olsun bile diyemiyor. Lanet olsun bile diyemiyor. Lanet diyemiyorlar bile. Ne olacak ki?
İstediğini yapıyor. Allah bizi affetsin. O yüzden her şey meydanda. Bakın bütün her şey insanların gözünün önünde işleniyor artık. Saklı gizli yok. Yani adamlar kendi televizyonlarında Müslüman kız çocuklarına tecavüz edenleri kahraman olarak nitelendirip televizyon programı yapıyorlar. Müslümanların çocuklarını öldüren katleden canileri televizyon programına çıkarıp kahraman olarak ilan ediyorlar. Hahamları, papazları toplanmışlar. Müslümanları katleden, öldüren kimseleri kahraman olarak nitelendirip halkın önünde kahramanlıklarını ilan ediyorlar. Saklamıyorlar. Katilliklerini saklamıyorlar. Kanlı yayında bombalıyorlar okulları, birleşmiş milletlerin binalarını, hastaneleri, yol, her şey. Ateşkes yapsan ne olacak şimdi?
Yapmasan ne olacak? Gazze diye bir şey kalmadı. Gazze diye bir şey kalmadı. Gazze diye ayakta kalan bina kalmadı. Ev kalmadı. Şimdi yıllar öncesine ben dediydim diyeceğim şimdi de. Yıllar önce dediydim. Müslümanlar toplanıyorlar. Oraya ihya ediyorlar. Binalar yapıyorlar. Apartmanlar yapıyorlar. Hastaneler, okullar, yollar yapıyorlar. Sonra bir sabah kalkıyor katil, şerefsiz, haysiyetsiz İsrail. Yani elinde mantar tabancası olmayan, mantar tabancası dahi olmayan, o sivil halkın yapmış olduğu ne varsa hepsini yıkıyor. Hepsini yıkıyor.
Şimdi yeniden yapacaklar. Bir de şunu yapacaklar. İsrail yıktı ya. Toplayacaklar Arap ülkelerini, petrodolarları olanlara. Diyecekler ki bak koltuğunuz sallanabilir. Hem de halkınıza şirin görünün. Hadi buraya şimdi ihya edin. Tabii sen beş milyon dolar ver, sen elli milyon dolar ver. Bu para hesabı nereye gidecek biliyor musunuz? İsrail'e. İsrail hem atmış olduğu bombaların parasını alacak. Hem de oraya göstermelik üç beş tane ev yapıverecek, yol yapıverecek. Yine orada Filistinler çalışacak. Sonra o yıl sonu bir daha yıkacak. Önemli değil. Yıkılıncaya kadar, oradaki Müslümanlar ölünceye kadar bu böyle açmaz devam edecek.
Ya da çıkacak yiğidin birisi savaş ilan edecek. İnşallah. Tez zamanlar. Buradaki varisler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi mirasını devralan ve normalde mürşitler, alimler, evliyalar, o hakikat yolunu anlatanlar bu mirasa sahip çıkarlar. Bunlar huzurunda oturuyorlar demiş ya Hazreti Pir.
Bu manevi önderlerin, bu pirlerin, bu üstadların, bu mürşitlerin aslında bunları aramaya çıkan insanlar için tabiri caizse eleyle kovmuş gibi bulacak yakınlıkta. Çok uzakta değil. Yani bulmak isteyen, onu çok rahat bir şekilde bulur. Çok rahat. İşte böyle çok rahat bulununca da kıymeti bilinmiyor. İşin bir de bu tarafı var. Ve normalde aslında 3 aşağı 5 yukarı insanlar isterlerse, bu manevi mirasa sahip çıkanlar, o kimseler, onların anında bulabilirler o kimseleri. Çünkü o manevi mirasa sahip çıkanları Cenab-ı Hak arayanlara buldurtturur, onlara sevdettirir.
Önü sonu düşünen can, hani Hazreti Pir diyor ya önünü sonunu düşünüyorsun. O normalde hani insanlar vardır. İşte kimisi geçmişe kafasına takmıştır. Der ki, ben geçmişimde şöyleydim, böyleydim, benim günahım affolur mu? Yok ben o temiz, pak yola layık değilim. Ben oraya gitmeyeyim. Ben şu günah işledim, bu günah işledim. Bunda geçmiş kaygısı var. İnsanları helak eden iki kaygıdır bu. Geçmiş ve gelecek kaygısı. Müslümanları aldatan, insanları aldatan, insanları yolundan eden, ailesinden eden, insanları normalde kendince, kendi inanç felsefesini bozan, çizgisini değiştiren iki kaygı. Birisi geçmiş kaygısıdır.
Geçmiş kaygısı, kaygıların, o hani gelecek kaygısının yanında yüzde on biledir, yüzde on beştir. Asıl insanları korkutan, asıl insanları psikolojik sendroma katan gelecek kaygısıdır. Bakın gelecek kaygısı. Bu kaygı noktasında insanı tökezleten, insanı perperişan eden, insanın ailesini, yolunu, yordamını dağıtan, kalbini dağıtan, ufkunu karartan, gözüne perdeler indiren, kalbini kayalaştıran, taşlaştıran bir kaygıdır gelecek kaygısı.
Bu gelecek kaygısı kadar insanın kalbini devasa bir kurt gibi kemiren başka bir hastalık yoktur. İnsanlardaki psikolojik rahatsızlıkların temelini oluşturur gelecek kaygısı. Bakın gelecek kaygısı. Bu rahvan yürüyen bir insanın yürüyüşünü bozar. Bu öyle bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. Ve sufi düşüncesi, sufideki hakikat arayışı, hakikata teslim olma ve hakikat yolunda yürüme, bütün kaygılarını insanın arkaya attırır. Çünkü sufilik öğretisinde anı yaşamak vardır. Sen daha da ileri ahiret kaygısını bile atmak zorundasındır.
Bırak dünyayı. Gelecek ahiret kaygısını dahi atmak zorundasındır sen. Çünkü öğreti senden ahiret kaygısını da alır. Ahiret kaygısını da alır. Çünkü gelecek en önemli şey bir dünyevi gelecek var, bir de uhrevi gelecek var. Dünyevi gelecek ne? İşte zekat vereceksin, elin titrer zekat vereceğin zaman. Kaybedeceğim diye düşünürsün. Sadaka vereceksin, kaybedeceğim diye düşünürsün. Hele böyle benim gibi zorluklardan gelen, birkaç iflas geçiren bir kimsenin bu iflas etme kaygısını yenmek en zor kaygıdır. O çünkü hani iflas etti, eksiği gördü, eş, dost bıraktı, herkes onu terk etti. Bu kaygıyı yaşayan, bunu yaşayan bir kimse yeniden onu yaşamamak için böyle kendisini çok disipline eder.
Disiplini normaldir. Ama kaygıya girerse iş, bu sefer o kimse harcamak mecburiyetinde olduğu şeylere de harcamak istemez. Zekat, farz, tereddüt eder. Hatta bir kısmı buradan küfre girer. Benle beraber mi kazandılar? Der bunu. Gelecek kaygısıdır bu. Gelecek kaygısı, dünyevi olarak insanı perişan eder. Hani bir kısmı, oğlu evlenecektir. Ya şuraya 3-5 kuruş koyayım. Oğluna iş açacak, 5-10 kuruş koyayım. Kızım evlenecek. Kızların evliliklerine hazırlık yapayım. 3-5 kuruş buraya koyayım. Bunlar caizdir. Veya işte, çoluk çocuğun oturacağı bir ev olsun.
Bunlar caizdir. Ama o böyle kaygıya dönüşürse insanı perişan eder. Bu işin dünyayla alakalı kısmı. Bir de uhrevi, yani ahiretle alakalı kaygı var. Yani o kimse kendi kendine ben cehennemlik olurum diye başlar sarmaya. Bir hata yapar, o hatasının affolmayacağını düşünür. Ve kesin cehenneme gideceğini düşünür. Veya tereddüt eder. Ya iman ettin, tövbe ettin. Yani neden tereddüt ediyorsun? İmanından mı tereddüt ediyorsun? Tövbenden mi tereddüt ediyorsun? Zikrullahından mı tereddüt ediyorsun? Sen neden tereddüde girdin bu kaygıya düştün? Oysa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kaygıyı ortadan kaldırır. Müthiş bir psikolojik rahatlıktır.
Bakın, meseleye bir de psikolojik olarak bakın. Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Tövbe ettin mi ettin? Bu kaygı ne desen de? Bu şeytani bu kaygı. Bakın bu kaygı şeytani şimdi. Sen yanlış bir şey yaptıysan, tövbe et, dön Rabbine. Yoluna devam et. Yok o hala da kendini cehenneme kaçacak. Çünkü zamanın hocası, hacısı, ondan sonra alimi, zalimi ona der ki sen kesin cehennemliksin.
Ha sen Allah mısın benim cehennemlik olduğuma hükmediyorsun? Bırak. Ona hükmedecek olan Allah, hesabı görecek olan Allah. Sen nereden benim cehennemlik olduğuma hükmettin? Kimsin? Dinin sahibi sen misin? Sen peygamber misin? Hükmediyorsun. Yok o hükmedecek illaki. Veya sen Allah mısın hükmediyorsun? O hükmedecek. Sen kendine nereden hükmediyorsun? Bir de o var. Kendine hükmederekten kendine de gelecek kaygısına sokuyorsun. Ben kesin cehennemliklerden olurum. E sen böyle dersen olursun zaten. Hazreti Pir'in dediği gibi senin tövbenin de tövbeye ihtiyacı var o zaman. Senin zikrinin de zikre ihtiyacı var o zaman. Senin dersinin de derse ihtiyacı var o zaman.
Sen bu hükme nereden vardın? Ben günah işledim. E tövbe kapısı açık. Sen tövbe kapısının açık olduğuna mı inanmıyorsun? Kim tövbe ederse Allah onların tövbelerini kabul eder. Allah tövbe edip temizlenenleri sever. Bu ayetler dururken neden tövbe etmiyorsun? E sen bir de ders aldın. Günde yüz sefer tövben var. Çekiyor musun? Sustu. Alayım senin dersini çekmeyeceksen o zaman. Çekmeyeceksen alayım senin dersini. De ki ben çekmiyorum dersi. Çekemiyorum. Çekmek de istemiyorum. Allah yoluna çık etsin. E sen dersi çekiyorsan, sen tövbe ediyorsan, bu ümitsizlik şeytandan.
Ama buna Müslümanlar öyle bir hale geldi ki, hem birbirlerine bu taşı atıyorlar, hem de kendilerine bu taşı atıyorlar. Yani biz birisinin hatasını, kusurunu gördük mü, adamı cehennemlik yapıyoruz anında. Anında cehennemlik yapıyoruz. Biz yapıyoruz. Otur kardeş. Allah Allah'lığını hiç kimseyle ve hiçbir şeyle paylaşmaz. Sana kim Allah'lık elbisesi giydirdi? Şeytan. Başka bir şey değil. O zaman asıl kaygı, gelecek kaygısı, uhrevi. Oysa sufi terbiyesinde, ahiret kaygısı da kalmaz. Ahiret kaygısı kalmaz. Ne dedi?
İsa aleyhisselam, üç gruba rastladı. Birinci grup, ibadet ediyordu. Dedi ki, niçin ibadet ediyorsunuz? Cehennem korkusundan dedi. Aradığım sizler değilsiniz dedi. Bakın, ahiret kaygısı. İkinci grupla karşılaştı. Niçin dedi? Cennete girmek istin dedi. Onlara dedi ki, ucuz amelesiniz. Aradığım sizler de değilsiniz. Yürüdü. Üçüncü grup. Oturmuşlar, Allah'ı zikrediyorlardı. Onların alemi. O hadis orada geçer. Şimdi, şey olarak, Müslüm, Tirmizi diyemeyeceğim. Oradan aklımda kalıyor. Üçüncü grup. Beni, böyle çok, etkileyen, bir, onların aleminden, bir kıssaydı bu.
Üçüncü grup. Oturmuşlar, Allah'ı zikrediyorlardı. Dedi ki, siz de bunu sevk eden şey ne? Dediler ki, biz Allah'ı seviyoruz. Dikkat edin. Biz Allah'ı seviyoruz. İşte dedi, aradığım sizlersiniz dedi. İsa Aleyhisselam, onların, halakasına oturdu. İşte, sen normalde, böyle bir halakaya oturunca, senin ahiret kaygın da kalmamalı. Sufi, cennet, cehennem kaygısından kurtulur. Sufi gözünü Allah'a diker. Gözünü Allah'a diker. Ahiret kaygısını da, ne yapar? Yok eder. Eğer sen kendinde, ön, art olduğunu sanıyorsan, cisme bağlısın. Candan mahrumsun. Ön, arka ne? Cihet.
Yön. Ve, o zaman biz burada, eğer sen kendine, ön, art olduğunu sanıyorsan, cisme bağlısın. dediğin zaman, nefis, insanı böyle, dünyevi ve bedeni, arzularla yakar, insana. O kimse, dünyevi arzuların içerisinde, bedeni arzuların içerisinde, perişan olur. Çünkü, bu arzulardan geçip, cismaniyetten yürüyüp, ruhaniyete doğru yol alması gerekir. Ama, o, bu arzulardan kurtulmayınca, nefsini terbiye etmeyince, o ön, arka yön, kendince, aradığı, yönsüzlüğü bulmadığından dolayı, cismimlere, yaratılmışları olan, bağlılığı, sevgisi, muhabbeti, kendisini, yaratanı, geçtiği için, o kimse, yolunu kaybetmiş oluyor.
Ve, şunu unutmayın, dünyevi, ve nefsani, arzularınızı, bedeni, arzularınızı, yenmedikçe, manevi kapılarınız, açılmaz. Bunları, bunları yenmenin yolu, bunları yenmenin yolu, haramlardan uzak durup, farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşmaktır.
Mesela, cinsel istekleri yüksek olan bir kimse, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Orucu tavsiye etti. Oruç tut dedi. Oruç, çünkü onu bedenen, oruç çünkü onu bedenen, törüştürecek, bedenen onu koruyacak, bedenen muhafaza edecekti. Beden, çünkü, şehvete doğru yürür. Bedeni arzular, bedeni istekler, insanın nefsini kabartır. Güzel yemek yemen lazım, lüks yemek yemen lazım, lüks kıyafetler alman lazım, lüks bir hayat yaşaman lazım. Bakın, dünya ve bedeni zevkler, dünyevi ve bedeni zevkler, dünyevi ve bedeni şehvetler, o kimsenin manevi yol almasını engeller.
O yüzden sufiler genel itibariyle pazartesi, perşembe oruçlarını tutmaya gayret ederler veya ayın üç günü oruç tutarlar, on dört, on beş, on altı veya başında, ortasında, sonunda. Ama iyi bir sufi, sağlığı yerinde ise, pazartesi, perşembe oruçlarını tutmaya gayret eder ki, bedeni rahatsızlıklardan kurtulsun. ve dünya necistir, hadis-i şerifini hiçbir zaman rabıtasından kaldırmaz, dünya sevgisi onu ele geçirmesin diye. Allah muhafaza eylesin. Alt, üst, ön, art, cismin vasıdır. Nurani olan can ise bunlardan münezzeh ve cihetsizdir.
Kısa görüşürler gibi zanna düşmemek için, gözünü o padişahın nuruyla alç. Alt, üst, ön, insanın ardı, sağı, solu. Bu kavramlar, sufi öğretisinde, cismani varlıkların, mekana ve zamana bağlı özellikleridir.
Cismani varlıklar dediğimizde, bütün şekle, şemale bürünmüş, cisim olarak görünmüş ne var ise, hepsinin, zamana ve mekana bağlı olan özellikleri. Nurani can olarak nitelendirdiği ise, Allah'ın nuruyla nurlanmış, zikrullahın nuruyla parlamış, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın nuruyla, muhabbetlenmiş ve, varlığın, yani bu cismani varlığın, sınırlamalarından kurtulmuş, manevi yolda,
belli bir mesafe kat etmiş olan, candır, ruhtur, bedendir. Buna ne derseniz deyin, bütünsel olarak. O zaman, yani, o velilerin, o mürşidi kamillerin, ön, arta, art, sağ, sol, bu tip yönle alakalı, içsel alemlerinde, manevi alemlerinde, böyle bir şey kalmamıştır. Çünkü, görünen her şey, hakikatte yok hükmündedir. Kısacası. Ve, bir sufi, hakikat arayışında ise, ve hakikat yolunda, yürüyor ise, o kimse, kısa görmek, kısa düşünmek, ve, kendince, kendi nefsinin, zanlarından, kurtulması gerekir.
Zaten, şeytanın, vesvesesinden, kurtulması lazımdır onun. Ama o, içsel alemde, nefsinin, zanları vardır. Kısa, görüşlülük, şudur. Sen, kapının arkasından, haberin yoktur, olur olmaz, şeylere itiraz edersin. Manadan haberin yoktur, olur olmaz, şeyin üzerine zanına düşersin. Sen, hakikat yolcusuysan, ve sen, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin, derecelerine, kalbi olarak, yürümek istiyorsan, kısa görüş sahibi olamazsın. O zaman, bilmediğinin üzerinde, fikir yürütmeye kalkmazsın. Senin çünkü, henüz daha, manan açılmadı.
Açılmayınca, sen, kısa görüşlülük, ve yanlış zanlardan, kurtulman gerekir. Ve, nurani olan can ise, bunlardan münezzehtir. O padişahın, gözünü diyor, o padişahın, nuruyla aç. o zaman, hani, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, bana, eşyanın, hakikatini göster, yarabbi, dedi ya, hani, sufilerde, bir meşhur, bir tez vardır.
O kimse, diliyle, zikrullaha başlar, o diliyle, zikrullaha, sonra, kalbine, zikrullaha, iner, kalbine, zikrullaha, inince, kalpte, zikrullah'tan, bir nur oluşur. O, onda, aynı zamanda, feraset nurudur. O, feraset nurudur, aynı zamanda. Sonra, o zikrullah, o kimse de, sırrında, zikrullah etmeye başlar. Sırrında, zikrullah edince, artık, yavaş yavaş, eşyanın, ve şahısların, hakikatini, görmeye başlar. Ardında, o kimse, zikrullah, onun ruhuna yerleşir. Ruhuna yerleşince, artık, o kimse, Cenab-ı Hakk'ın, nuruyla, her şeyi, görmeye başlar. O yüzden, cemal nuruna da, o dayanır.
Allah'ın, nuruyla, gördüğünden dayanır. Allah'ın, nuruyla bakar. Allah'ın, nuruyla duyar. Allah'ın, nuruyla tutar. hani, hadisi kudside, buyurdu ya, benimle söyler, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. Meşhur ya, hadis-i şerif. işte, o kimsenin, o kimsenin, artık, zikrullah, ruhundadır. O, dili zikretse de, zikretmese de, ruhu zikreder. Hatta, daha iyidir, buyut, o, ruhun, zikrullahını, dinler. Artık, aklıyla, ruhun, zikrullahını, yönetmez.
kalbiyle, ruhun, zikrullahını, yönetmez. Akıl da, kalp de, zikrullah, ruh da, başladığında, el pençe, divan durur. Artık, onun, ruhu, zikir olmuştur. O esnada, hangi, esma, tecelli ettiyse, ruh, o, esmayı, zikretmeye başlar.
Öyle olunca, sır da, kalp de, dilde, ona tabi olur. Onun dışına çıkamaz. Böyle olunca, o, Allah'ın nuruyla görür. Böyle olunca, o, Allah'ın nuruyla, konuşur. Böyle olunca, o, Allah'ın nuruyla duyar. Böyle olunca, Allah, onun nuruyla, ona lazım olanı gösterir, ona lazım olanı duyurur. Dervişin ahmada, beni kim şikayet etti, efendiye der. Dervişin hamı, dervişin yobazı, dervişin, taş kalplisi, kör gözlüsü, bir de sorar, Cemile abi, şeyh efendiye, sen mi beni şikayet ettin? Cafer abi, şeyh efendiye, beni sen mi şikayet ettin?
Filanca abla, şeyh efendiye, siz mi şikayet ettiniz? Veya masasında, kim oturuyor? Ayşe, Fatma, Ayşe, sen mi söyledin, masada olanın biteni? Bu, artık, derviş değildir bu. Bunun bağı kopmuştur. Onun bağı kopmuştur. Manevi bağı kalmamıştır. Bakın, onun manevi bağı kalmamıştır. Kimisi de şöyle der, benim kalbimden geçeni bilsin. Olur. Tabii ya, sen Ayşe, Allah'sın ya. O kim? O mürşetmiş, benim kalbimden geçeni bilsin. Tabii. Bilsin, işine. Tabii, otursun, sen önemlisin, kıymetlisin. otursun, seni rabıt etsin.
Kalbinden ne geçiyor diyor. Söylesen, takkadak düşer. Ya da der ki, bunu cinni tayfesi söyledi. Bunu şeytan söyledi. Yok, bu büyücü. Peygamber'e dediler çünkü. İşte o, Allah'ın nuruyla, görüp, Allah'ın nuruyla, duymaya başladığında, onun için, alttı, üstü, sağdı, soldu, yandı, arkası, önü, kalmaz. O artık, Allah'ın nuruyla, görmeye başlar. Sen, madem ki, zahiri, önü, sonu, düşünmektesin, ancak ve ancak, bu gam ve neşe alemindesin. Madem ki sen, bu dünyayı düşünüyorsun, madem ki sen, önünü düşünüyorsun, sonunu düşünüyorsun, öyle, bu dünyayla senin işin.
Ali İmran, ayet 14, kadınlara, oğullara, kantar kantar, altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan, aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sadece, dünya hayatının, geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise, Allah katındadır. Sen bunlara kandın, ayeti kerime diyor ya, Ali İmran, ayeti 14, sen bu normalde bunları düşünüyorsun. Sen bunlara kendini kaptırmışsın, kandırmışsın. Oysa bunlar, Allah'ın sana, bu dünya üzerinde, bahşettiği nimetlerdi. Sen bu nimetlere, mazhar olunca, daha fazla Allah'ı zikredip, Allah'a hamd edip, Allah yolunda koşturman gerekirken, Ya Rabbi, sen bana bir eş verdin, sen bana evlat verdin, sen bana binek verdin, sen bana mal verdin, sen bana sağlık verdin, sen bana mutluluk verdin, hoşluk verdin, dünya nimetlerini benim önüme saçtın, az çok.
Ben hamdedeyim, ben şükredeyim, ben Allah'a daha yakın olmanın yolunu arayayım. Sen bunu bıraktın, sen bunların üzerine hayatını kurdun. Aman bunları kaybetmeyeyim. Kaybetmeyeyim. Aman ben bunlara biraz daha fazlasını sahip çıkayım. Ya hamdet, şükret, Cenab-ı Hak hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız dedi. Allah şükredenleri sever, Allah hamd edenleri sever. Sen hamdet, bu çalışma, buradan bunu anlama. Gayret etme, koşma, buradan bunu anlama. ham kafalılık yapma. Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu nimetlere hamd et. daha fazlasını iste ama Allah için iste. İstiflemek için değil.
Vay ne güzel arabası varmış adamın. Allah yolunda gitmeyen araba, sana zulümdür. Onun hesabını veremezsin. İçinde fakir fukaranın yemek yemediği ev, senden hesapçıdır, sana zulümdür o. İçinde Allah'ın zikredilmediği ev, sana hesap sorar. Sen onun hesabını veremezsin. Cenab-ı Hak sana kıyafet vermiş, örtün esin diye. Çıplak gezinesin diye, hava atasın diye değil. Örtün, Allah'a hamd et. Ortalığa hava atmak için giyinme. Cenab-ı Hak sana para pul vermiş, bahşetmiş. Git elin Yahudisini, markaları zengin et diye değil.
Bilmem nereden takım elbise alacağım deyip, dünyanın parasını verme. Haline göre, durumuna göre, kendine göre bir takım elbise mi alacaksın, pantolon, gömlek mi alacaksın, manto mu alacaksın, örtü mü alacaksın, ne alacaksan al. Gidip bilmem nerenin örtüsüne, elli bin lira, altmış bin lira, yüz bin lira veriyorsan, sakın bana tarikattan, tasavvuftan, sufilikten, sakın bana böyle takvalıktan bahsetme. Sen Hazreti Muhammed Mustafa'nın evini sohbet edeceksin, hem ondan sonra gideceksin, bilmem nerenin örtüsünü örteceksin, elli bin lira. Bilmem hangi markanın çantasını taşıyacaksın, elli bin dolarlık, otuz bin dolarlık, bir de milletin önüne öyle çıkacaksın. Sakın.
Bir de maneviyattan, İslam'dan bahsetmesin onlar. Milleti dinden soğutuyorlar. Kolunda iki yüz bin dolarlık saat, İslam'dan bahsedecek. Çantası, bilmem kimin, elli bin dolar, işte takvadan bahsedecek. Bahsetmesinler. İnsanları dinden, imandan ediyorlar. İnsanları dinden soğutuyorlar. Dinden soğutuyorlar. Şeyh Efendi'nin altında, kırk, elli trilyonluk araba, etrafında elli kişi koşuyor. İnsanları dinden soğutuyorlar. Din bu mu? Hazreti Ömer, koca, Kudüs Fatihi. Yanındaki diyor ki, ne olursun diyor, Kudüs'e gireceksin.
Kudüs Fatihi. Diyor ki, deveye sen bin. Yalvarıyorsun abi. Diyor ki, sıra senin. Deveye binme sırası. Bir devesi var. Koca Kudüs Fatihi, Hazreti Ömer'in, yanında Ömer'i koruyacak, bir manga asker bile yok. Bir manga asker. On tane asker yok. Ve Kudüs'teki, Kudüs'i fetheden, Müslüman askerlerin komutanı, diyor ki, yalvarıyorlar, kendi içlerinden Allah'a.
Deveye binme sırası, binme sırası, Kudüs'e girerken, Ömer'de olsa diye yalvarıyorlar. Ey hat öyle değil. Deveye binme sırası, Hazreti Ömer Efendimiz'in, hizmetkarında. Hazreti Ömer, deveyi çekerekten geliyor. Hazreti Ömer Efendimiz'in, kıyafetiyle, deveyi çeken, kimsenin, kıyafetinde fark yok. Kudüs halkı, Hazreti Ömer'i karşılıyorum diye, Hazreti Ömer Efendimiz'in, devesinin üstünde çünkü, kendine hizmet eden var. Ona temanna ediyorlar. Müslümanlar etrafındakilere, o değil Ömer diye anlatmaya çalışıyorlar. Ömer o değil. Ömer kim? Ömer deveyi çeken, koca Ömer.
Ömer deveyi çeken, koca Ömer o. Kudüs Fatihi, sadece Kudüs Fatihi değil, İran Fatihi. Ta Hazar'a kadar. Çünkü orada, Hazar Yahudileriyle de savaşıyor. Hala da Hazar'da, Yahudiler vardır, Hazar Yahudileridir. O bölgede, hatta onları Türk olarak nitelendirirler. Hazar Yahudisidir, onlar Yahudidir. Onlar Türk değildir. Onların üzerinden, Mossad çalışma yapıyor, Türkler hakkında, siz de Yahudisiniz diye. Evet. Onlar Hazar Yahudisidir. Türkiye'de çoktur, Azerbaycan'da çoktur, İran'da çoktur, o bölgede çoktur. Hazar Yahudisi. Türkçe konuşurlar.
Evet. Azerice konuşurlar. Evet. Farisice konuşurlar. Evet. İran'dakiler, Farisice konuşur. O Kuzey İran'da, Azerbaycan'dan bölünen yerde, Azerice konuşurlar. Azerbaycan'ın içerisinde, zannedersiniz ki bunlar Türk. Azerice konuşurlar. Onlar, Azer Yahudisidir. Son savaşları, Hazreti Ömer Efendimiz'dedir. Hazreti Ömer Efendimiz, onları yenmiştir. Ama orada kalmışlardır. Hazreti Ömer Efendimiz, Hazara kadar çünkü, savaşmıştır. Oradaki Hazer Yahudileriyle. Oradaki savaş, Türklerle değildir. Tekrar altını çiziyorum, Hazer Yahudileridir. Ki, o Hazreti Ömer, aynı zamanda Kudüs Fatihidir. Ve, o böyle, deveyi çekerekten içeri girer.
Deveyi çekerekten. Dikkat edin. Ben, o yüzden, bu dört, hatta, buna, Hazreti Hasan Efendimiz'i de koyduğumuzda, beş halife. Ben bunlara baktığımda, dünya üzerinde, Müslümanların, siyasi bir liderlerinin, olmadığına, buradan hükmederim. Bakın, dünya üzerinde, Müslümanların, siyasi bir liderinin, olmadığını, bu beş halifeden, hükmederim.
Benim için, Müslümanın halifesi ise, Hazreti Ebubekir'e uyabilir, Hazreti Ömer Efendimiz'e uyabilir, Hazreti Ali Efendimiz'e uyabilir, Hazreti Hasan Efendimiz'e uyabilir. Uyabilir bunlara. Onların hayat standartlarını, kendine standart edinir. siyasisin. Müslümanların halifesi isen, sen o çizgide yürümen lazım. O çizgide. Benim bildim bu. Allah bizi affetsin. Sen madem ki, zahiri, önü ve sonu düşünüyorsun, âlâ on altı. Ne var ki siz, dünya hayatını tercih edersiniz. Halbuki ahiret hayatı, daha hayırlı, ve daha devamlıdır. O zaman, siz bu dünya hayatını isteyince, dünyanın şatafatına, şataatına kandınız.
Dünyanın debdebesine kandınız. Dünyanın gösterişine kandınız. Dünyanın altınına, makamına, mevkisine kandınız. Dünyanın şakşakına kandınız. Ona kanınca da, siz ahireti terk ettiniz. Ahireti unuttunuz. Oh ne kadar güzel. Etrafınızda pervane dönen hizmetkarlar, devasa lüks villalar, hanlar, hamamlar, arabalar, katlar, yatlar, paralar, pullar, havada uçuşuyor. Hesabını bilmiyorsunuz. E böyle olunca, dünya hayatının ziynetini, ahirete tercih ettiniz. Öyle olunca, siz, bu dünyaya ait olan, gama ve neşeye bakıyorsunuz. Çünkü, dünya hayatının, ne gamı, ne de neşesi, sufi için büyütülecek bir şey değildir. Sufi öğretisinde, dünyanın, normalde, bir sufi öğretide, dünyayla alakalı, iki, şey vardır, tecelliyat vardır.
Ya, gam vardır, ya da neşe vardır. Ne, gamı büyütürsün, ne de neşeyi büyütürsün. Gam nedir? hastalıktır, sıkıntıdır, derttir, problemdir. Bu gamdır. Sen bunu büyütürsen, onu ilahlaştırırsın kendine. Bunu büyütme. Bu sana zarar verir çünkü. Sen neşeyi büyütürsen, o zaman sen, dünyayı sadece, eğlenceden ibaret görürsün. bu da doğru nokta değildir. O yüzden, dünya, bir insan için, bir sufi için, ben, sufi öğretisi olarak söyleyeyim. Geri kalan, dersini alırsa alır. Sufiler, dünyayı, ne tamamen neşe, ne de, tamamen gam olarak görürler. Tam olarak neşe ve gam görmek, sufi yolundan eder.
O zaman, sufi için, gam ve neşenin arasında, gelgitler vardır. Sufi, henüz daha yolun başındayken, gamı da neşeyi de imtihan olarak görür. Gama düşerse, der ki, bu Allah'tan gelen bir imtihan, buradan kurtulayım. Neşeye düşerse, der ki, bu Allah'tan gelen bir sevinç, bunu abartmayayım. Hani öyle ya, ticarette, ticaret yapanlar bilir bunu. Güzel bir kar eder, neşelenir, hoşuna gider. Bunu abartma, Allah'a hamd et. De ki, ya Rabbi sana hamdü sena olsun, kaç para kazandın? 500 lira. 400 lira kazandın. Hemen zekatını ayırt, tasadduk et onu. Nasıl? Bas be. Her kazandığından, tasadduk et.
Sufi içindir bu. Onu kendinin görme. Löp löp yutma. Bak, Cenab-ı Hak nasıl bereketlendirecek seni, göreceğim onu. Ama bunu, böyle, hani, malım artsın, yapma. malı arttırıp eksilecek olan Allah. Ama sen o neşeni, tamamiyetle neşe olarak görme.
5 lira kazandın. Ya, bir kuruşunu veriver, bir şey olmaz. Merak etme. Ben zekatımı hesaplarım, Ramazan'dan Ramazan'a zekatımı veririm. hala farzı yerine getiriyorsun. Hiç sıkıntı yok. Sana kimse laf söyleyemez. Hiç kimse. Sana dinen söylenecek bir laf yok. Sufisin, sufi yolunda hakikati, hakikati, anlamak, onunla yoğrulmak istiyorsun. O zaman bir neşeyi, neşeye garp oldun. Bir Cenab-ı Hak sana bir nimet verdi. Bu eş olur. Bu çocuk olur. Bu ticarette bir alışveriş olur. Bu bir sağlık olur. Bu bir ilim olur. Bu bir zikir halakası olur. Bu bir ilim halakası olur.
Bu senin bir namaz kılman olur. Namaz kılmak daha iyi. Nimettir çünkü. Bakın namaz kılmak nimettir. Oruç tutmak nimettir, lütuftur. Zekat vermek nimettir, lütuftur. Sadaka vermek nimettir, lütuftur. Tebessüm etmek nimettir, lütuftur. Aslık yüzlü olmamak, nimettir, lütuftur. Bir nebi iyilik yaptın, nimettir, lütuftur. Sohbete geldin, nimettir, lütuftur. Sohbete gittin, nimettir, lütuftur. Zikrullah'a gittin, orada oturdun, nimettir, lütuftur. Sen insanları zikrullah'a çağırdın, nimettir, lütuftur. Bunlar için Allah'a hamd et. Bunlar için tasadduk et. Tasadduk et.
Hani dedi ya Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, yarım hurmayla da olsa, cehennem ateşinizi söndürünüz. Bak, hayatın çok değişecek. Hayatın öylesine değişecek ki, etrafın nurlanacak, sen de nurlanacaksın. Öyle bir hale geleceksin ki, bakışın nur olacak, duyuşun nur olacak. kendini böyle nur deryasında göreceksin. Bunu bir böyle kendi üzerinde göreceksin. Kendi üzerinde bunu hissedeceksin. Ama sen ona asık yüz, buna asık yüz, aman onu öyle yap, aman bunu böyle yap. Sufilik bu değil ya. Ona hart hart, buna hurt hurt. Sufilik bu değil ya. Ona laf yetiştir, buna laf yetiştir.
Sufilik bu değil. Ona tefeden bak, ona ötekileştir. Sufilik bu değil. Sufi ahlakı bu değil. Onun saçını beğenme, onun örtüsünü beğenme, onun gülüşünü beğenme. Asla sen benim masama oturamasın. Haa, sen çok önemlisin. Öyle ya. Sufilik değil bu. Bir sufi topluluğunda bulunduğundan dolayı dahi hamd et. Cennet bahçesi. Cennet bahçesi. Cennet bahçesinde oturuyorsun. Farkında değilsin. Farkındalığını arttır. De ki cennet bahçesinde oturuyorum ya Rabbi. Ben ne yaptım da cennet bahçesine beni layık gördün?
Sana hamd ediyorum. Bu kolay bir şey değil. Kolay bir şey değil. Ziklullah halakasında oturmanın hamdini bir kimse bu dünyada, bu dünyada son nefesine kadar ibadet etse karşılığı değil. Son nefesine kadar ibadet etse karşılığı değil. E sen dünyaya tapınma kardeş. Sen nefsine tapınma. Sen heva hevesine tapınma. Allah muhafaza eylesin. Amin. Hazreti Pir'le bu beyti kapatayım. Gam çekme. Her karanlık gecenin bir sabahı vardır.
Neşelenme. Dünya gelip geçicidir. Kalıcı olan yalnızca Allah'tır. Muhteşem. Gam çekme. Bunu kendimi okuyorum. Ben kendi nefsimi okuyayım. Gam çekme. Her karanlık gecenin bir sabahı vardır. Neşelenme. Dünya gelip geçicidir. Kalıcı olan yalnızca Allah'tır. Gam da geçer. Neşe de geçer. Keder de geçer. Hüzün de geçer. Olumsuzluklar da geçer. Olumluluklar da geçer. Her şey geçer gider. Her şey.
bakarsın kalanlar senindir. İnsan gelir geçer. Gelir geçer. Bir bakarsın yanında candan kalanlar kalır. Gelip geçmeyen hiçbir şey yoktur. İflaz edersin gelir geçer. Annen ölür geçer. Baban ölür geçer. Şeyhin ölür geçer. İnsanlar seni bırakıp gider geçer. Para seni bırakır gider geçer ama geçmeyecek hiçbir şey yoktur bu dünyada. Geçmeyecek hiçbir şey yoktur. Seni terk etmeyecek hiçbir şey yoktur bu dünyada.
Her şey seni terk eder. Her şey. Tırnak kesiyorsun tırnağın bile seni terk ediyor. Tıraş oluyorsun saçın seni terk ediyor. Temizlik yapıyorsun onlar seni terk ediyor. Nefes terk ediyor. Alıyorsun veriyorsun terk ediyor seni. Bakıyorsun dün gece neredeydin şimdi neredesin dün gece seni terk etti. Gündüz seni terk etti. Gündüz neredeydin şimdi gece oldu neredesin. Her şey terk edip gidiyor aslında. Dostlar bakidir. Hakiki dostlar bakidir. Hakiki dostlar. O senin hakiki dostunsa ölünceye kadar seninle beraberdir. Hakiki dostun değilse o da seni bırakır gider. Bırakır gider.
O senin gerçekten evladınsa seni bırakıp gitmez. Ölünce kadar seninle beraberdir. Ama gerçekten sana evlat olmadıysa o da bırakır gider. Bırakır gider. O yüzden her karanlık gecenin bir sabahı vardır. Unutma ümidini kesme. Sen hakikat yolunda yürümeye devam et. Bir el tutmuşun o eli bırakma. Hz. Muhammed Mustafa'nın yolunu bırakma. Cenab-ı Hak'ın emrini Kur'an'ını bırakma. Ey hakikatte yok olan yok olan nerede ön nerede son bu var ya sohbetin zirvesi şey.
Ey hakikatte yok olan yani var gibi görünenler var gibi görüyoruz. Hocam şimdi hoplayacak zıplayacak oradan. Hocam sana gelecek laf kenar. Bu benim alanım ya böyle bir rahatlayayım şimdi.
Allah vardı ondan başka hiçbir şey yoktu. Hadisi şerif Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selam hazretleri bunu böyle söyledi. Allah vardı ondan başka hiçbir şey yoktu. Allah bilinmezdi Allah bilinmek istedi ve bir şey yarattı. Allah vardı ondan başka bir şey yoktu. Bu hadis serifin hazreti Ali efendimiz arkasına kendi şerhine düştü. Allah vardı ondan başka hiçbir şey yoktu dedi Allah Resulü böyle buyurdu dedi hala da aynı dedi.
Mühendis hadi bakalım sen de kafayı yoğur şimdi. Öyle ya. Mühendisler yoğursunlar kafalarını. Onlar çünkü fizik görüyorlar matematik görüyorlar. Gördüğünüz bir alem veya insanlar Hazreti Ali Efendimiz diyor ki hala da aynı. Yani Allah vardı ondan başka hiçbir şey yoktu. Hazreti Ali Efendimiz devam ediyor. Hala da aynı diyor. Evet. Yasin suresi ayet 82. Bir şeyi dilediği zaman onun emri ona sadece ol demesidir. O hemen oluverir.
biz şimdi önce bir ben balyozu vurdum. Sizin varlığınızı yıktım. Şimdi de Cenab-ı Hak diyor ki Yasin suresinde ayet 82'de o bir şeye ol dediğinde oluverir. Allah vardı hiçbir şey yoktu. Allah kendi ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. Ruhundan ve nurundan dediğimiz zaman onu bir şeye benzetmek mümkün değil. İkisi de sıfatsal tecelliyat. Ruhu da nuru da elle tutulacak elle tutulacak gözle görülecek bir şey değil. Çünkü Cenab-ı Hak'ın sıfatlarını bir şeye benzetmek de mümkün değil.
Benzeteceğiniz her şey o değildir. O zaman Sufi bizim Sufi yolumuzda bizim Sufi yolumuzda bizim Sufi yolumuz dediğimizde işte Gazali İbni Arabi Hazreti Mevlana Kindi ha silsileyi bir gözünüzün önüne getirin. Bu silsile. Bu yol. Bizim derken kendimizi farklı bir yöne koymuyor. Bu yol aşkın üzerine kurulu. Aşkının üzerine kurulu. Sevginin üzerine kurulu. Sevginin üzerine ve Allah'ı her şeyden fazla sevme. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördüğünüz her şeyden fazla sevme.
Üstad'ı da insanların içerisinde o günkü mevcut insanların içerisinde en fazla onu sevme. Sevme yolu. Ama bu yolun hakikat öğretisinde yaratılmış olan her şey geçici bir varlığa sahiptir. Kalıcı bir varlığa sahip değildir. Gördüğünüz hiçbir şey ama zamansal ama mekansal olarak kalıcı değildir. Gördüğünüz her şey ve gördüğünüz her şeyi Cenab-ı Hak zamanın en küçük biriminde var edip yok etmektedir.
Böyle olunca hakiki varlık gerçek manada varlık Allah'a aittir. Çünkü o hem ezelidir hem ebedidir. Başlangıcı da yoktur sonu da yoktur. Yaratmış olduğu her şeyin başlangıcı vardır sonu vardır. Yaratmış olduğu her şeyin başlangıcı vardır. Değiştirir farklılaştırır ama sonuç olarak yarattığı her şeyin bir başlangıcı vardır. Cenab-ı Hak yaratmış olduğu bir şey yok eder yeniden var eder. Yok ettiği an onun için sonudur. Var ettiği an onun için başlangıcıdır.
Ve varlık tamamiyetle varoluş ve yokoluş denkleminin içindedir. Varlığın tamamı bu denklemin içerisinde yürür. bu denklemin dışına çıkması bu matematiğin dışına çıkması mümkün değildir. Böyle olunca yaratılmış olan her şey Allah'ın varlığının önünde gölge mesabesinde hayal mesabesinde bir şeydir.
Böyle olunca aslında o gerçekte hakikatte yok hükmündedir. Bu biraz karmaşık gelebilir bize. ben kendi nefsim için söyleyeyim. Bunu anlamakta zorluk çekebiliriz belki de. Ama Allah varlığının önünde Cenab-ı Hakk'ın varlık elbisesi giydirdiği her şey bir hayalden ibarettir. o yüzden Hazreti Mevlana Celaletin Rumi meseleyi kökünden siler atar. Der ki sen bu varlığı hayal üzerinde yürür gör. Bu varlığı hayal üzerinde yürür gör.
tabi bunu böyle idrak etmek bunu anlamak sufi yolunda yoğrulanlar o yolda yürüyenler için biraz zahmetlidir zordur. İnsanın beyin damarları düşünmekten patlayabilir ama bu aklın işi değildir. Bu kalbin işidir. Akılla bu işin içerisinden çıkılmaz çünkü. Bu ancak ilmel yakinden aynel yakin o yolda kalbin yolunda yürümekle geçer. E tabi böyle olunca hani bütün varlığı Cenab-ı Hakk'ın kendi varlık hakikatinin önünde bir hayal Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri Rüya der buna.
Hazreti bir hayal der. Hatta gölge der. Yani o zaman varlıkların hepsi de gölge varlıklar oldu. Varlıkların hepsi de birer hayal oldu. Şimdi rüya görürüz öyle değil mi? Şeyhimi gördüm hamd ettim. Bir kendime geldim böyle hal hayal arası yakaza var mı? Var. Ha nerede? Yok. Var mı? Var. yaşadı mı? Evet.
Ha nerede? Yok. E rüyanda gördüm. Var mı? Var. Ha nerede? Yok rüya. Hadis-i şerif insanlar uykudadır. Öldüklerinde uyanırlar. Yani bu komple Muhyiddin İbn-i Arabi bu hadis-i şeriften hareket ederekten bu dünya hayatını rüyadan ibarettir der. Fisusunda bu dünya hayatı rüyadan ibarettir der. Hazreti Pir hayalden ibarettir der. Hatta ne dedi? Ey hakikatte yok olan ne yaptı? Kendisini Cenab-ı Hak'ın varlık hakikatinde yok etti.
Kendi varlığını iç etti. Hiç etti. Hem iç etti hem hiç etti. Böyle olunca o zaman dedik yoksun. Neden hala daha varlığından kurtulmuyorsun? Hakikatine dönmüyorsun. Sen yok olduğunu olmadığının farkına var. Sen bir rüya aleminde olduğunun farkına var. Ben Hazreti Pir'den daha ilerisini söyleyeyim şimdi. Senin varlığın nedir ki? Aşkın içinde kaybolup gider. Sen yokluk denizinde var olduğunu sanan bir köpüksün. Senin varlığın nedir ki?
Aşkın içinde kaybolup gider. Sen varlığın nedir ki? Varlığından geçmek kolay. Sen aşk denizine, aşk deryasına kendini atarsan senin varlığın o aşk deryasında yok olur gider. Ve sen yokluk denizinde var olduğunu sanan bir köpüksün. Sen yokluk denizinde yaşıyorsun. Aslında var gördüğün bu derya deniz, bu varlık tamamette yok. Sen onun içerisinde var olduğunu zanneden bir köpüksün. Köpüğün bir hükmü olur mu? Olmaz. O yüzden yaratılan her şey aslında Allah'ın yaratmasına muhtaçtır.
Yarattığı her şey ister Allah'ı kabul etsin ister etmesin Cenab-ı Hak'ın hükmüne, Cenab-ı Hak'ın celaliyetine, cemaliyetine, Cenab-ı Hak'ın bütün kaderine, ilmine muhtaçtır. Her şeyle. Böyle olunca hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın önünde sen bir hiçsin kendini bir şey görme. Çünkü Allah Celle Celaluhu mutlak varlık noktasında zamansızdır, mekansızdır, yönsüzdür, eski dilde cihetsizdir, altı üstü sağı solu yanı yoktur. Ezelidir, ebedidir. başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur.
Ve yaratmış olduğu her şeyi kendi ilmi ilahiyesinden ol diyerekten yaratır. Ve onun hakiki bir varlığı da yoktur. Hakiki bir varlığı. Sen kendi kendine hakiki bir varlıkmışım gibi görür, aldanırsın. yağmurlu gündür gece çağına kadar yürü. Bu yağmur bildiğimiz yağmur değil, Allah yağmurlarındandır. Yağmurlu gündür bir ilim geliyorsa sana hakikat deryasından sen can kulağını aç, onu dinle. Sen namaz kılıyorsan yağmurlu bir gündesin. Islan ıslanabildiğin kadar. zikrullah halakasına oturmuşsun.
Islan ıslanabildiğin kadar. Ve gece çağına kadar yürü. Yani sen o ilmi ilahiden sana bir şeyler gelirken alabileceğin kadar al. Sabahlar olmasın de. Otur Allah'ı zikretmenin tadını ve hikmetini yaşa. Secde etmenin tadını ve hikmetini yaşa. Ve sen secde edebiliyorsan Allah'a hamd et. Cenab-ı Hakk'a şükret. Ve o yağmur yağarken testini doldur. O yağmur yağarken kendini yetiştir. Yoksa o fırsat elinden geçtikten sonra elinden uçup gittikten sonra ahva etmenin bir anlamı yok. Bakın bir daha sahabe dönemi yok. Sahabeler ne yaşadıysa ne aldılarsa aldılar. Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali Hazreti Hasan Hüseyin tekrar geri gelmiyor.
O esnada ne aldıysan aldın. Hazreti Hüseyin Efendimiz sağ ya Yezidi oldun ya Hüseyin oldun. Oradan geri dönüşün yok. Yezidi olduysan Yezidi olarak yürüyüp gittin. Hüseyin olduysan orada canından geçtin ebediyeti kazandın. Hani Abdülkadir Geylani hani Ahmet El Rufay hani Ahmet El Bedevi hani Hazreti Mevlana o esnada doldurdun doldurdun yağmurlu gün o esnada rahmet sana geldi o esnada rahmet sana yağdı almaya bak doldurmaya bak ıslanmaya bak an o an çünkü dün dünde kaldı cancağızım günü bugüne getirmen mümkün değil geçen yıl
geçen yılda kaldı ömür geçti gitti dünkü Mustafa Özbağ bugün yok geçen yılki Mustafa Özbağ bugün yok geçti gitti bitti üç gün önceki Mustafa Özbağ yok geçti gitti yağmur yağarken sen yürü yol yürü gece çağına kadar yol yürü Allah Resulü buyurdu ki gece yollar dürülür gece yolculuğu yap gece yolculuğu ne demek zahiren bir yere gideceksen gece git gel gece yolculuğu manada nedir gece ibadet et Allah'ı zikret geceyi boş geçirme dizi yok telefon yok bu akşam film seyredelim bugün bizim film günümüz yok bugün bizim ne o
instagram günümüz yok hadi aile toplanalım ne alalım hadi ona bakalım değil geceyi öyle geçirme geceyi zikirle geçir geceyi tövbeyle geçir geceyi ibadetle geçir geceyi bir saat iki saat eşinle çoluğunla çocuğunla geçir yemeğini sohbet et onlarla çay iç onlarla kahve iç gece ilahil olomla geçirme gecenin bir kısmını ibadete ayır peygamberin izinden gidenlere söylüyorum peygamberin izinden gidecekseniz sallallahu aleyhi ve sellemin gece ibadetiniz olacak peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin izinden gidecekseniz seher ibadetiniz
olacak seherde fosur fosur uyuma seherde kalk dersini çek derviş ol sufi ol rızıklar maddi manevi dağıtılırken seher vaktinde dağıtılır sen uykudayken her şey dağıtılıyor sen uykudayken dağıtılıyor bu nasıl dervişlik kalk sabah namazını kıl sabah namazından sonra otur dersini çek kuran oku tövbe et bir şeyler yap bir şeyler yap esnafsan git dükkanını aç diyorsun esnaflar dinlemiyor gidip dükkanlarını açmıyorlar kimse olmuyor melekler gelir git sen dükkanını aç temizliğini yap git temizliğini yap seherini seher vaktini
uykuda geçirme seher vaktini uykuda geçirenler kadın erkek genç yaşlı Allah'ın nimetini görmüyorlar ne dedi hadisi kudside rızıklar seher vakti dağıtılır maddi manevi o yüzden gece yolculuğu yap geceyi zikirle geçir seher vaktini namazını kıl ve seher vaktinde az da olsa Allah'ı zikret az da olsa az da olsa Kur'an-ı Kerim oku asla ve asla o gecenin yağmurunu ve seherin yağmurunu kaçırma bu yağmur bildiğiniz yağmur değil Allah yağmurlarından Hz. Pir öyle diyor Cenab-ı Hak bizleri onlardan eylesin amin ama ne yazık ki
bugünün insanı gece yatmaz gündüz kalkmaz şeyh efendi daha ağır söylerdi söyleyeyim mi şeyh efendini söyledi şeyh efendi derdi ki itler bütün gece hani ürürler üremek böyle havlarlar tam seher vakti olunca uyurlardı ağır namaz vakti geldi mi Mustafa efendi o üreyen itler uyurlar kalırlar derdi onun sözünü ilk defa söyledim böyle derdi seher vakti
uyumayı hiç uygun görmezdi biz onca yolculuk yapardık biz o yolculuklarımızda ben hiç onun seher vaktinde uyuduğunu görmedim namazı kılarız namazı kıldıktan sonra işte dizleri ağrıyordu eskiler bilirler gider bir koltuğa oturur alır tesbihini dersini çeker kendisi de öyle derdi Mustafa efendi ben şurada dersini çekeyim dilimin ucuna kadar gelirdi efendim senin ne dersin var öyle ya diyemezdim yani dersini diye kendimce derdim ki yarabbi ne çekiyorsa bana da onu
çektir öyle ya ondan sonra ben de otururdum kendi kendime rabıt ederdim ben de ne geldiyse onu çekerdim normal dersim var tabii birdim var ayrı ama o esnada orada ders çekerken kendimce onu edepsizlik görürdüm yani senin şeyhin işte orada tevhid çekerken sen Allah ismasını çekeceksin veya o farklı bir vir çekerken hani işte sen başka bir vir çekeceksin o transformasyonu yakalayamamak o böyle kanalı yakalayamamak gibi gelirdi bana bu şeyhlik iddiası değil hani onunla beraber aynı nefeste olma onunla beraber aynı virte olma
onunla beraber Allah affetsin aynı yolda yürüme ola ki ona olan tecelliyattan bir damla da sana düşer öyle ya seher vaktinde o ben hiç rastlamadım yolculuklarda beraber bazen aynı evde kalırdık ondan sonra o bir odada yatardı ben bir odada yatardım başkasının evinde misafir olurduk öyle şeyhin yattığı yerde sen tabii yatamazsın e bir de hizmet edeceksin ben gelirdim onun kapısına yakın bir yerde dururdum bazen kapıya çökerdim oraya kapı açılır uyanırsın kalkardık işte abdest alır havlusunu tutarız filan hem bir de
böyle sabah namazına kalkmak kolay oluyor tabii böyle o saat kurmak nedir bilmez alerl kurmak nedir bilmez böyle şeylerle işi yok yatağa yatacağı zaman artık ne okuyorsa okur okumadan yatmaz yatağın içine oturur ellerini açar okur ondan sonra elinin yüzüne sirer zikruluğa başlar kendince sessiz bir şekilde yata bir saat bir saat sonra bir bakmışın ayakta işte sabah namazı kaçta beşte sorar Mustafa Efendi oğlum burada sabah namazı kaçta hemen bakıyoruz biz tabi akılsızlar var ya işte beşte hala saat dört sünnet ya az bir şey
yatmak yatıyor bir saat sonra saati kurmuş gibi kalkıyor abdestimizi alıyoruz namazımızı kılıyoruz imam alıyor en acısı şu ben biraz işte esen okuyorum ya kahmet getiriyorum ya sesli kahmet getiriyorum ey sahibi duysun da hani kalksın yani senin evinde koca şeyh yatıyor ya bu uyku ne senin evinde şeyh yatacak sen uyuyacaksın Allah'ım hani ben onun adına üzülüyorum derviş adına üzülüyorum diyorum ki yani şeyh efendisi şeyhi evinde misafir etmiş bir de ölüler gibi yalvarmış
efendim hazırladım her şeyi ben de kal baba iyi kaldı sende sen nerede kaldın uykuda hatta birkaç tanesini de öyle yap ya namazı ben kahmet getirdim şimdi tabi ikinci de üçüncü de ben sesli kahmet getiriyorum birinci de yaşanmasın diye birinci de kahmet getirdim namazı kıldık ev sahibi toplam Mustafa Efendi eşyaları hemen topladım ben gidiyok dedi aldım eşyaları biz apartmandan çıktık gittik arabaya koyduk eşyaları Allah'ım dedim ya soramıyoruz da şimdi nereye gideceğiz diye nereye gideceğiz diye ben nereye diye hiç soramadım
şeyhime ben arabaya bindiğimde nereye gidiyoruz diye hiç soramadım edeb ettim hiçbir şey demediğinde kendimce rabıt ettim kendisine yanı başımda dururken nereye gideyim diye rabıtamda ne dediyse oraya doğru gittim bazen de sordu böyle Mustafa Efendi nereye gidiyoruz dedi nereye emrederseniz oraya gidelim efendim diyordu biz neredeyiz diyordu hiç unutmuyorum biz neredeyiz Mustafa Efendi dedi Kütahya'ya yaklaştık efendim Kütahya'ya yaklaştık dedi
hala Afyon'a gidelim yemek yiyelim orada bir yemek ısmarlayayım ben sana emredersiniz efendim gittik Afyon'a İkbal marka reklamı gibi olsun umurumda değil oturduk İkbal'e o bana baktı böyle gözleri doldu onun gözleri dolunca bende aktı tabii hadi Mustafa Efendi topla kendini dedi hadi dedi o yediklerimizden söyle dedi gittim karson dedi ki başın sağ olsun Allah razı olsun dostlar sağ olsun hani birisi öldü diyor gözümden akıyor ya kendi kendime dedim
şimdi bu adam başın sağ olsun dedi ben şimdi dedim tandır söyleyeceğim bir de dedim ne o ekmek helvası neydi onun adı ekmek kadayıfı dedim iki tane tandır iki tane kaymaklı dedim ekmek kadayıfı adam bana bakıyor hem başın sağ olsun dedi ulan bu adam ne iş diyor gibisinden dedim bir zahmet biz filanca yerdeyiz tamam ac abi ben göndereceğim orayı dedi tabii oraya gidince kadar gözümün yaşını sildim toparladım yemek yiyemeyeceğiz çünkü derledim toparladım kendimi oturduk neyse Mustafa Efendi buranın bu yemeğini dedi sen iyi
tespit ettin güzel yapıyorlar burada yapıyorlar efendim tandırları yedik üzerinden neydi ekmek ekmek kadayıflarını yedik personu çağırdı ağaya bir sade kahve yap yanına bir de soda dedi sade soda bana da bir orta şekerli yap ama benim kahvemi dedi süz dedi adam anlayamadı ben tarif ettim nasıl yapacağını kahveleri içtik Mustafa Efendi şimdi nereye gidelim nereye derseniz oraya gideriz efendim hadi beni Konya'ya bırak o zaman emredersiniz efendim dedim oradan Konya'ya bıraktım Konya'ya gittik orada hiç bilmediğim bir eve
gittik şuradan gir buradan gir buradan çık buradan gir şuradan gir buradan çık öyle navigasyon navigasyon yok yani öyle baktım ha burada dur dedi durdum ben orada kadın erkek ev sahibi nasıl koşa koşa geliyor efendim hoş geldiniz neyse eşyalarını çıkardım oraya tabi derviş tanıdım adamı Mustafa Efendi beni buraya bıraktığını kimseye söylemeli emredersiniz efendim bunlar böyle mahrem işler ama uşaklar arar seni uşaklar dedi oğulları onlara da söylemeli emredersiniz efendim bıraktım oradan tabi bu arada
beni arayan arayana cep telefonum var yani şeyh efendinin yanında açmıyor sonra bindim arabaya bir anda dön bursa'ya dedi bursa'ya dönüyor arıyorlar beni şeyh efendi Mustafa abi selamun aleyküm aleyküm selam efendi nerede efendi istirahat ediyor bir sıkıntı yok ben şimdi nerede yerli göğün arasında abi sen neredesin ben de yerli göğün arasındayım o ara benim replim oldu bu yerli göğün arasında velhasıl kelam yani şeyhin dediği tecelli ediyor uşakın birisi aradı selamun aleyküm aleyküm selam hacı abi buyur baban nerede
baban emin bir yerde dinleniyor nerede yerli göğün arasında abi bize de mi canım kardeşim babanız iyi bir yerde dinleniyor rahatsız edilmek istemiyor telefonunu açtığında nerede olduğunu ona sor ya abi babama ulaşamıyoruz evet ulaşamayacaksınız o yüzden ya rabıt edin ulaşın ya da ulaşamayacaksınız aa bu cevap iyi dedim kızdı biraz bana ama ardından diyorum ki rabıt edin ulaşın kardeşim babanız üstadınız herkes baba diyor şeyh efendiye babanız mı evet baba demek baba diyorsan ya senin baban canın demek rabıt et gör nerede olduğunu
işte bu da eskiden bir anı olsun size selamun aleyküm んと lütfen

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi