Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Ağustos 2024 · 1:18:28
Euzubillahimineşşeytanir-regeim! bismillahirrahmanirrahim! eftari zikr-'fâle mennâhu, Lârrr, ầmüh Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'e hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Kafirlerin karşısında güçlü kuvvetli eylesin. Cenab-ı Hak kafirleri mağlup eylesin. İsrail'i perişan eylesin. Destekçilerini perişan eylesin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'i dirilsin. Ümmet-i Muhammed'i yücretsin. Kafirleri de aşağı çeksin. Onlar da rezil rüsva eylesin. Ejmeyin. Malum misafirlerimiz var. Allah razı olsun kendilerinden böyle biz Bosna'yı ve Bosnalı kardeşlerimizi Allah için seviyoruz. Onların böyle bizleri ziyarete gelmelerinden de çok mutlu oluyoruz, memnun oluyoruz.
Cenab-ı Hak inşallah bizim Bosna ve kardeşlerimizle alakalı bizleri birbirimize inşallah daha fazla sevdirsin, daha fazla birbirimize karşı bizleri iyi ve güzel eylesin. Oradaki kardeşlerimiz malum bir kısmı Sırplarla beraber yaşıyorlar, bir kısmı Hırvatlarla beraber yaşıyorlar. Ve orada yani gönül arzu eder ki beraber yaşamanın usulü hukuku oluştursun.
Osmanlı bütün toplumları bir ve beraber yaşatmanın formülünü bulmuş, yaşatmış. Ne Sırpların burnu kanamış, ne Hırvatların burnu kanamış, ne de Müslümanların burnu kanamış. Ama ne zamanki Osmanlı oradan çekilince oradaki Müslümanlar hep zulme uğradılar. Oradaki Müslümanlar hep böyle tabiri caizse her türlü zulmü gördüler, her türlü zulme maruz kaldılar. Son noktada da malum işte büyük bir savaş çıktı. O savaşta da ne yazık ki Bosnalılar çok şehit verdiler. Ama tam galibiyet söz konusu olacakken yabancı dış güçler bu konuda çok büyük bir baskı yaptılar. Ve bir anlaşmayla şimdilik barış oluşmuş gibi görünüyor. Ama ve lakin her an için patlamaya hazır bomba gibi.
O yüzden Allah razı olsun bizim malum kardeş dergahımız orada Kaçınide. Ama komple biz bu noktada Bosnalılarla kardeşiz hamdolsun. Kendilerini seviyoruz ondan sonra. İnşallah orada tekrar acı günler yaşanmaz. Hep sohbetlerimde derim gidin görün bakın. Hala da oradaki o savaşın oradaki yıkıntısı ve eserleri, tesirleri duruyor.
Görmekte fayda var. Tabi aramızda Bosna, Tuzla. Tuzla'da biz program yaptık çünkü. Orada bütün kantonlarda program yaptık. Aynı zamanda da Tuzla'da da program yaptık. Tuzla'da Allah razı olsun mühteefendi bizi ağırladı orada. Bütün kantonlarda ağırladılar. Çok böyle kendi evimizdeymişiz gibi oralarda program yaptık. Altı kanton, Mustafa abi yedi kanton muydu? Mustafa abi kaçtı mı yine? Evet. Üç başkent, altı şehirde program yaptık orada. Çok böyle gerçekten ilgi çekildi. Gerçekten orada ses getirdi. Hamdolsun böyle bir hizmet söz konusu oldu. Şimdi de Tuzla mühtüsü Vahit Fazıviç aramızda. Aynı zamanda da Begova Medisesi Tuzla direktörü Ahmet Hatunic kardeşimiz de burada.
Allah razı olsun. Dün gece, perşembe gün gecesi mühteefendiye az bir şey şey ver dedik. Sohbet etsin diye. Misafirin duası, sohbeti, berekettir, lütuftur, ikramdır. Misafirin her şeyi ikramdır. Her şey berekettir. Her şey lütuftur. O yüzden söz hocamda. Buyurun hocam. Elhamdülillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahirrabbilalameen. Elhamdülillahiladzi hedana lihada vama kunalinehtedi elevla en hedana Allah. Elhamdülillahiladzi edhebe annel hazan. Inna rabbena lagafurun shakur. Vassalatu vassalamu ala rasulina Muhammedin. Ve ala alihi wa sahbihi ajma'in. Poštovani şeyh efendiye, poštovana braćo, sestre. Selamu alaikum wa rahmetullahi wa barakatuhu.
Želim vam svima prenijeti bratski selam. Vaše braće i sestara iz domovine Bosne i Hercegovine. Ovdje smo zajedno poštovani direktor Behranbegove medrese i ja. Osjećamo se lijepo u ovoj vašoj zemlji koju volimo. Koja nam je draga bila u historiji. Jednako tako i danas. Önđelikle, Allaha ve peygamber Efendimize salavatlara selamla getiriyoruz. Sizi sevgijila ve bide šehi Mustafa Efendile selamliyorum. Bosna, Hersek'ten ve Tuzla muftusundan selamlar getiriyoruz. Ben, bir de benim arkadaşım, kardeşim, Behran Begova medresesi mudurusu birlikte bir araya, şey, Bursa'a geldik.
Ve bizim yaptığınız için her şey için çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Zahvali smo vašoj zemlji, zahvali smo turskom narodu, zahvali smo vašem predsjedniku na stanoj brizi o muslimanima u svijetu, na brizi i o muslimanima u Bosni i Hercegovini. Türkiye'deki vatandaşları, Türkiye Cumhuriyeti, çok teşekkür ediyoruz. Türkiye devlet olarak, Türkiye komşular memlekete, çok iyi bakıyor. Bir de Bosna'daki vatandaşlara çok büyük bir destek veriyoruz. İzlediğiniz için Allah razı olsun. Zahvali mi istatçı, vrlo blisku, prisnu i dobru saradnju između Diyaneta, Republike Turske, islamske zajedinize u Bosni i Hercegovini, şto je za nas jako važno u našoj misi?
Bir şey bahsetim ki istiorum. Türkiye Diyanet vakfı ve Bosna, da ki islam birliği bizim kardeşlerimiz aramızda çok onemledir. Türkiye Diyanet vakfı, da biz büyük destek veriyoruz. Ovoj prilici se želim srdaçno zahvaliti poştovanom domaćinu Şehe Efendi na njegovoj velikoj ljubavi prema Bosni i Hercegovini, koja nije samo u rijeçima, koja je u dijelima, koja je potvrđena sa plemenitim dijelima.
Şeyh Mustafa Efendi'ye çok selamlara getiyoruz. Şeyh Mustafa ve biz sizin dergahınıza saygıyla bakıyoruz. Ve Perşembe Zikrullah'ta Şeyh Mustafa'nın Haydariye üzerinde Sebrensa çiçeği gördüm. Bizim için o çok mutludur. Siz biliyorsunuz son savaşında 902'den 95'e kadar Bosna'nın Haydariye üzerinde özellikle Sebrensa'da ne odmuş. Ve Srebrensa çiçeği takto, niçin Allah razıyoşu. Za nas u Bosni i Hercegovini je povučan primjer Şeyha Mustafa'ya, njegov odnos prema Srebrenici, njegov odnos prema şehidima genocida u Srebrenici prema svim şehidima u Bosni i Hercegovini. Zato molim Allah'a Đuleşanuhu iskrenom dovolum, velikom dovolum da mu da njegovu nagradu i svima vama.
Şeyh Mustafa, bizim için Sebrenica için yaptığınız için çok teşekkür ediyoruz ve de Allah'a dua okuyorum onun Haydari sebi hayatı versin ve de Allah razıyoşu. Selamlarımı iletme için çok teşekkür ederim. ayakta sizin için bir de sizin ustadeniz için ayakta durdum birkaç kelimlere söyleyeyim.
Bu verdiğim iz için Allah razıyoşu. Najvažnije şehrin Allah'a vrub može imati u svojom srcu jeste svijetlo vjere, dini islama, svijetlo imana, jeste et takva, takva aluk. Onako kako nam je to pokazao i svojom gestom Muhammed aleyhisselatu vesselam kada je kazao et takva hahun'a. Muslima niçin mu'miniçin en o nemlisi kalbedir ve o kalbinin içinde bi takva o nemlisir.
Her Jolunda, Tarikat Jolunda takva çok o nemlidir. Bizim hazreti peygamberimizdi oki takva bizim kalbimizde. Poštova nam rećeo i sestre, u čijem srcu imata kvaluk, to je temelj za sve što krasi čovjeka. To je temelj za plemenitost. Onako kako Allah Jalešanuhu kaže u Kur'anu, Estaizu billah, inne kremekum inda Allahi etkakum, kod Allah'a Jalešanuhu su na navećem stepenu plemenitosti, oni koji su sa najviše takva luka, oni koji su najbogo bojazni.
Allah için en önemlisi takva insanları ve Allah için bizim kalbimizde bakıyor, bizim ustumuzu ne gidik bakmıyor, ne hangi araba biniyoruz, hangi araba kullanıyoruz bakmıyor, o bizim kalbimizde bizim takva bakıyor. Naš takvaluk, naša bogobojaznost je naša relacija sa gospodarom svijetova najvažnija, temeljna, najvažnija relacija, a na tom temelju se sve gradi.
Grade se naši najljepši odnosi, naši bratski odnosi iz takvaluka izvire i naša plemenitost koja se prostire među ljudima. Takva anuzerinde biz Allah'a jakla şioruz ve ahire tejçin dunia da ki takvaluk čok onemlidir. Takva aluk je prema Allahu, a plemenitost je prema ljudima. Takva Allah'a gösteriyoruz, Allah'ın insanlara, dunyadaki insanlara saygıyla bakıyoruz. Kad Allah želešanuhu govori o svom poslaniku Muhammedu aleyhisselatu vesselam, njemu najdražem čovjeku, najboljem stvorenju, savršenom uzoru za sve muslimane, za sve ljude, govori o njegovom srcu. U srcu poslanika Muhammedu aleyhisselatu vesselam smirena je objava.
Allah želešanuhu je spustio Kur'an-i Kerim u srcu poslanika Muhammedu aleyhisselatu vesselam. Yüce Rabbimiz, Hz. Peygamberiniz kalbinizde vahiy oluyla yüce kitabımız Kur'an-i Kerim indirmiş. Sve idu billah, ve innehu le tenzilu Rabbil alemin, nezela ruhu laimin, ala kalbike litekune minel mundirin. U ovim ajetim Allah želešanuhu govori da je posrestvom Jibrili'ya Mina spustio kitab, spustio objavu svoju istinitu riječ u srce Božijeg poslanika Muhammed aleyhisselatu vesselam da bi on bio onaj koji opominje i poziva ljude
na pravi put do sudnjega dana. Yüce Rabbimiz Kur'an-i Kerimde böyle dioki. Ben Allah'tan Hz. Jibril'e Jibril aleyhisselama Kur'an indirmiştim. Jibril'den Hz. Peygamber'e vahiy oluyla indirmiştim. U Kur'an-i Kerim aslında bize ihdina siratal mustaqim. Jani i yoldur göstermek istioja. Allah želešanuhu govori o poslanikovom aleyhisselam o poslanikovoj riječi. O njegovom govoru. Pa kaže vema jantiku anilheva in huve idla vahju joha. On ne govori po sebi, ne govori iz hira svoga, govori ono što mu je objavljeno. Dakle, govori samu istinu, ono što mu je objavljeno.
Allah želešanuhu ovdje pokazuje, dakle, na savršeni primjer poslanika, Muhammed aleyhisselatu o selam, kada govori o njegovej riječi. Hazreti pejgamberimiz kendini göre hiçbir şey konušmio. Hep Allah'tan geldiğinde ajetleri bide hadisleri şey söylüyor, bide ashabine bize şey söylüyor. Yani hiçbir şey kendisini göre söylemeti. A kada Allah želešanuhu govori o pogledu, o oku, o pogledu Muhammed aleyhisselatu onda kaže ma zagal besaru u ama taga. Njegov pogled nije skrenuo, nije prešao granicu. Bio je, dakle, u granici, u granica, uvijek je bio u granicama. Jujje Rabbemiz, Hazreti pejgamberin, bakšulara hakında konušulken, Kur'an i Kerimde šöyle dio, bakšulara sapmadı, ašira kačmadı, Rabbenin en muhteşem ajetlerine gördü.
A onda Allah želešanuhu govori o ličnosti Muhammed aleyhisselatu u cijelini, pa kaže indakele ala hulukina azim, a ti si na najvećem stupnju ljudskosti, na najvećem stupnju morala, čestitosti. Ondan sonra Jujje Rabbemiz, Hazreti pejgamberin, hakında konušio, ve Jujje Rabbemiz, Jorki sen, insanlardan en ustesinde. dakle, onaj koji je bio na najvećem stupnju morala, na najvećem stupnju plemenitosti, on je imao pravo da kaže da je poslan da kod svih ljudi usavrši moral, da usavrši ljudskost i naglasio je da je moral,
da je ahlak najvažnija ljudska osobina. Želio sam nekoliko ovih riječi pokloniti poslaniku Mohamedu aleyhi salatu veselam, jer se približavamo Mevlutskom mjesecu, približavamo se 12. Rebiul Evelu, rođendanu Božijeg poslanika Mohameda aleyhi salatu veselam.
Želio sam na ovaj način ukazati na značaj ahlaka, na značaj ljudskosti. To je osobina o kojoj se naročito vodi računa u tarikatima, vodi se računa u tesavufu, a vi to dobro razumijete. na značaj ljudskosti, na značaj ljudskosti, edeple bahsetmec istiorum. Bizim, deri višler kadešim iz edepne demek čok i bilio, čunku tarikatin en onemli edep.
Dželaludin, Dželaludin, rumi, mevlana, da mu se Allah želešanu usmiluje, kazao je, najveća razlika između čovjeka i životinje jeste u ljudskosti, u moralu, u ahlaku. A onda kaže, pogadaj čovječe, čitaj Allahovu knjigu, čitaj Kur'an i Kerim, naćeš u svakom Kur'anskom ajetu ahlak, naćeš u svakom Kur'anskom ajetu edep.
Ondan su na dio ki, o insan, Allah'in ajetlerin, Allah'in Kur'an oku, her ajetin ičerisinde adavu bulacaksın. Allah bize yardım etsin Turkiyjede, bi de Turkiyjede ki vatandašlare, Bosna Hersekte, Bosna Hersekte vatandašlare, Allah yardım etsin.
Bi de her zaman Hz. Peygamberin, sunneti ve Hz. Peygamberi jakan olalım. Još jedan kut se zahvaljujem našem poštovanom šehi efendi. Molim Allah'a čele šanuhu za njegov duh, život i dobro zdravlje. Tekrardan, šehi Mustafa efendi, je čok tešekur ediyorum, sajgij ila selamluyorum. Allah razio sun. Allah razio sun. Kendisine teşekkür ediyoruz. Rabbim inşallah komple Bosna'yla ve bizleri de Bosna'yla bir ve beraber eylesin. Amin. İnşallah kardeşliğimizi tesis eylesin. Amin. Cenab-ı Hak o kardeşliği devam ettirenlerden eylesin. Amin. Mesnevi'den 1985. Beyt'teyiz. Biz geçen haftada hal ve makamları anlatmıştık.
Yine Mesnevi'den. Akl-ı cüz-i sözde ve işte bizim dostumuzdur. Ama hal vahsine gelirsen orada bir hiçten, bir yoktan ibarettir. Burayı okumuştuk. Oradan devam ediyor Hz. Pihar. Varlıktan fani olmadığı için o hiçtir, yoktur. Kendi dileğiyle yok olmayınca nihayet zorla istemediği halde yok olacaktır. Bu da ona yeter. Akıl yani o cüz-i akıl varlıktan fani olmadıkça yani normalde kendinden geçmedikçe o bihiçtir, yok hükmündedir. Ya kendi dileğiyle yok olacak, yani kendi dileğiyle aklın yok olması, aklın vahye tabi olması, Kur'an ve sünnete tabi olması, eğer kendi dileğiyle Kur'an ve sünnete tabi olur da kendi enesini, benliğini yıkar, kendi kibrini yıkarsa ne alâ.
Hatta daha ileriye gider, ölmeden önce ölünüz, hadis-i şerifi kendi üzerinde tecelli ettirirse nur alâ alâ. Ama yok, öyle ettirmezse, zaten her nefis ölümü tadıcıdır. Ayet-i kerimesi mucibince ne yapacak? O zaman o mecburi istikamette ölümü tatacak. O yüzden akıl mantık içerisinde, o sistematiğin içerisinde hareket ettiğinde normalde bazı işlerin mümkün olmadığını görür.
Çünkü akıl ve mantık ölçüsünde mesela hep söylerim ya, ateşin İbrahim'i yakması gerekir. Akıl ve mantık ateşin İbrahim'i yakması gerektirdiğini söyler. Ama Cenab-ı Hak Kur'an'da diyor ki, biz ateşe dedik ki, serin ol, selametli ol. Yani yakıcı olmadığın gibi üşütücü de olma. Bu aklın üstünde bir şey. Aklın kabul etmeyeceği bir şey. Ama akıl vahye tabi olursa, o zaman akıl vahye tabi olduğu için onun olabileceğini hükmeder. Veyahut da peygamberlerin üzerinde Cenab-ı Hak akıl dışı, aklın üstünde mucizeler oluşturur. Musa aleyhisselamın elindeki asanın yılına benzemesi ve yılanın bütün büyüleri alıp içine çekmesi gibi.
Bu akıl üstü bir şeydir. Veyahut da Eyyub aleyhisselam hastalıkların içerisinde boğulurken işte topunu vurup mağaradan su çıkıp o suyla yıkandığında çıkan suların altın kelebek olması. Bu akıl üstü bir şeydir. Şimdi böyle olunca akıl normalde kendi üstünde olan bir şeyi bilmediğinden dolayı ya reddeder, mantığa uymaz ya da ne yapar? vahye tabi olursa onu kabul eder. Vahye tabi olursa. O yüzden akıl kendince mesela ümitsizlik yoluna gitmek istemez. Kendince böyle sonunu görmesi lazım. Sonunu görmediği bir yola gitmek istemez. Akıl hep matematiksel olarak veyahut da normal şartlarda kendince almış olduğu bilgiler neticesinde hareket eder.
Böyle olunca da bir türlü akıl bir şeye teslim olmaz. Aklın teslim olduğu tek bir şey vardır. Aşk aklın yenildiği tek yer vardır. Aşk akıl aşka gelince matematiksel olarak bunun içinden çıkamaz. Yani bir kadın bir erkeği neden sever? Bunun matematikselliği yoktur. bir erkek bir kadını sever bunun matematikselliği yoktur. Bir mürid mürşidini sever bunun matematiksel denklemi yoktur. Akıl burada bocalar debelenir. Der ki ya bu kadının nesini seviyorsun? Hani Harun Reşit Leyla'yı çağırır ya sarayına Harun Reşit Leyla'yı çağırır bakar çok özür dilerim kara kuru bir kadın ya acaba der benim gözlerimi doğru görmüyor sarayın perdelerini açtırır.
Sarayın perdelerini açtırır hani der ki ya bir göreyim hani meşhur Leyla bu hani çünkü Mecnun'un adı Fuat'tır. Fuat'ın babasıyla Harun Reşit her ikisi de kral gibidir. Bugünkü manada devlet başkanıdır. Fuat'a üzülüyor çünkü Harun Reşit'in arkadaşı Fuat'ın babası yani bu Mecnun çünkü geleceğin geleceğin padişahı Fuat e bakayım der bu aşık olduğu kadın nasıl bir kadın öyle ya çağırır Leyla'yı huzuruna yani bakar kara kuru bir şey der ki perdeleri açın perdeleri açar aşık olunacak bir şey değil yani acaba der çok mu belakatta
konuşuyor öyle kadın vardır şiirsel konuşur öyle kadın vardır sesi etkiler erkeği gıdıklar hani işveli ve şiveli erkeklere konuşulması caiz değil ya bu manadan caiz değil yoksa ayet-i kerime oku hadis oku bunda bir sıkıntı yok ama işveli konuşma cilveli konuşma mahreme karşı caiz değil Harun Reşit sorar Leyla sen misin der cevap muhteşemdir Leyla anlar Harun Reşit'in kendisini beğenmediğini der ki Leyla benim ama sen de Mecnun'un gözü yok Leyla benim ama sen de Mecnun'un gözü yok çünkü Mecnun Leyla'ya aşıktır Mecnun
Leyla'ya aşık olduğundan Leyla'nın hiçbir şeysi onun gözüne görünmez karaymış kuruymuş boyu uzunmuş kısaymış kiloluymuş tombulmuş yok değilmiş yok kara kuruymuş Mecnun için bunların hiçbirisi geçerli değil çünkü Mecnun Leyla'ya bakarken akılla bakmadı zaten bir adamın Leyla'sı yoksa adamım diye de geçinmesin her adama bir Leyla lazımdır her adamın bir Leyla'sı olmalı eğer Leyla'sı yoksa bu hayatı boşu boş yaşamıştır o kimse yani buradan şuna gelmek istiyorum her erkek bir aşkı tatmalı aşıklığı yaşamalı her kadın aşıklığı
yaşamalı bu dünyadan aşık olmadan göçüp gitmemeli aşktan nasibini almalı yoksa Hz. Mevlana Cennet-i Rumah dediği gibi aşktan nasibi almayanın çok özür dilerim öyle diyor kendisi eşekten farkı yoktur diyor o kimse eşekten farkı yok ağır bir şey ben okuduğumda dedim ki ne kadar ağır konuşmuş sonradan hayatın tecrübesine bakınca vallaha da billaha da aşktan nasibi yoksa aşıklık yoksa o bir şeyi sevemediyse eşekten değil eşeğin kara kökünden farkı yok Allah muhafaza eylesin işte normalde akıl aşka yanaşmak istemez aşıklığa
yanaşmak istemez çünkü akıl için aşk anlamsız bir şeydir ve baktığınızda bütün felsefecilere bakın herkese sorun aşkı anlamsız görürler ve der ki aşıklık aptallık işidir çünkü o aklı onda onun tabiri caizse batar ve hiçbir zaman aşıklığa akıl aşıklığa adım atmak istemez çünkü hükmü kalmayacak orada bir insanın normalde bir yerde hükmü kalmayacaksa akıl onu oradan geri çeker hükmü kalmayacak çünkü onun orada ama aşk kendisinden başka bir şey tanımaz aşkta şirk yoktur ikilik yoktur aşk şirki kabul etmez bakın aşk şirki
kabul etmez öyle olunca aşk der ki akla benliğini eneni bırak da gel aşk akla der ki kapının önünde bekle sen bu aşk meydanına çıkma burada lazım değilsin der çünkü aşk meydanı kabul etmez onu ve normalde Hz. Pirde diyor ki o varlıktan fani olmadığı için yani o hep enesinde hep benlikte kaldığı için o hiç hükmündedir yani bir kıymeti yoktur cüz-i iradenin aşkın karşısında bakın tekrar söylüyorum cüz-i iradenin aşkın karşısında bir hükmü yoktur ama ne zaman ki aşıklık perdesine geçti o zaman o kimse Allah'a karşı imanını
kemale erdirir yoksa o her ayeti kerimeyi kendince sorgular teslim olmaz bakın ve o sorgulamayı zahiri alim erbabı ilim erbabı hak görür doğrudur çünkü sorguladıkça onlar hikmet görürler sorguladıkça her ayeti sorgularlar ayeti kerimenin nüz-ü sebebi ayeti kerimenin indiriliş yılı ayı günü kime indirildi bunlar ilim açısından gerçekten doğrudur lazımdır ama bakın bunları incelerken hani Kur'an-ı Kerim'de peygamberlerin mucizesine sıra gelince akıl mat olur orada çünkü Hz. Pir der ki Kur'an aklı mat etmek için gönderildi
dikkat edin Kur'an aklı mat etmek için gönderildi der çünkü Kur'an akılları mat eder hani bize der ki yoktunuz sizi ben var ettim düşünün yoktunuz insan düşündüğü zaman mat olur yoktunuz var mıydım yoktum varlığından haberdar mıydın hayır ruhlar aleminde senin ruhunu yarattığından haberdar mıydın hayır sana mı sordu hayır ruhlar aleminden alemleri dolaştırdı getirdi dünyaya sana mı sordu hayır akıl mat oldu sana sormadı ve seni var etti ve dedi ki varoluş sebebini de ben bütün insanlar ve cinliler beni tanısın beni bilsinler
diye yarattım dedi ha siz ekmek tokmak peşinde koşturun diye değil kattır yattır araba peşinde koşturun diye değil ya Allah'ı tanımak ve bilmek zorundasınız onun için yaratıldınız bakın onun için yaratıldınız başka bir yaratılış sebebiniz yok hocam az önce diyor ya takva yaratılış sebebiniz takva neden ancak takvaya ulaşanlar Allah'ı tam manasıyla bilirler Allah'ı tam manasıyla kabul ederler takvaya ulaşmazsa onu kabul etmez takvaya ulaşmak da Allah'ın lütfu ikramıdır sizin çalışmanız neticesi değildir evet bizim gayretimiz
olacaktır bizim gayretimize bağlıdır ama takva Allah'ın lütfu ikramıdır ve bizim yaratılış sebebimizdir bakın yaratılış sebebi ve bütün insanlık Kur'an ahlakıyla ahlaklansa yani takvalansa dünyada savaş kalmaz dünyada zulüm kalmaz dünyada hiç kimsenin kanı akmaz bakın kimsenin kanı akmaz ne Müslümanlar Kur'an ahlakına uyuyor ne de Hristiyanlar ne de Yahudiler ahlaka uyuyor ahlak namına dünya üzerinde bir şey kalmadı kalmadığından dolayı dünya kan revami zulümle dolu karanlığın içerisinde dolaşıyor ne Hristiyan'ı doğru Hristiyan
ne Yahudisi doğru Yahudi ne de Müslüman'ı doğru Müslüman böyle olmayınca dünya kan gölü oldu dünya zulüm yeri oldu Allah muhafaza eylesin can kemaldir çağırması sesi de kemaldir onun için Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ey Bilal bizi dinlendir ferahlandır ey Bilal gönlüne nefh ettim o nefhadan o feyizden dalga dalga coşan sesini yücelt dedi can kemaldir canın kemal olması buradaki candan kasıt ruhtur farkındaysanız ben hiç ruh terbiyesi kelimesini kullanmam terbiye edilecek olan nefistir çünkü ruh Cenab-ı Hak kendi ruhundan
ve nurundan yarattı üfledi onun o zaten kemal noktada ruh kemal derecesinde olgunluk derecesinde İslam'da ruh terbiyesi diye bir şey yoktur bunu söyleyenler İslam içerisinde olduklarını söylüyorlarsa cahilliklerinden söylüyorlar sen neyi terbiye ediyorsun kardeşim Cenab-ı Hak kendi ruhumdan üfledim dedi ruhunu mu terbiye edeceksin bu kocaman yalandan ibaret İslam'da nefis terbiyesi vardır ruh terbiyesi yoktur biz nefsi terbiye ederiz ruh ne olduğunu dahi bilmiyoruz size bununla alakalı çok az bilgi verilmiş demiş Yahudilere
iyi bize de biraz onun fazlası verirsin ama ruh terbiyesi bir şey yok Hz. 1 diyor ki can kemaldir yani bir insanın ruhu kemal noktasındadır ve eğer ki o ruhun sahibi nefis terbiyesinden geçerekten o da kemal noktasına geldiyse onun diyor çağırması onun seslenmesi kemaldir yani az önce hocam dedi ya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nefsinden bir şey söylemedi necm suresini söyledi dedi ki Cenab-ı Hakk'ın emrini söyledi Allah ne emrettiyse onu söyledi çünkü kemaliyetin zirvesinde Hz. Muhammed Mustafa
ne söylediyse ne yaptıysa vahyin içinde yaptı onun bizim sünnet olarak algıladıklarımız da vahiy onu Kur'an'dan ayırt etmek için sünnet demişiz biz ona o da vahiy Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin abdeste ellerini hilallemesi yüzünü de oynatması da vahiy yüzünü yıkaması vahiy üç sefer yıkaması da vahiy başını bir sefer mest etmesi de vahiy vahiy bakın başı bir sefer mest ediyor ellerini üç sefer yıkıyor başı bir sefer mest ediyor ağzına üç sefer su veriyor başını üç sefer mest ediyor
başını bir sefer mest ettiği gibi burnuna üç sefer su veriyor hepsi vahiy o zaman can kemaldir yani bir insanın ruhu kemal ehlidir yeter ki o ruh nefsin hegemonyasından çıksın nefsin hegemonyasında durduğu müddetçe ruh tecelliyat noktasında Allah'a yakınlaşmada nefsin bastırmasından dolayı orada duruyor eğer nefsin zulmünden kurtulursa hani dedi ya hanzala senin yanındayken dedi hiç dünyeli bir şey aklımıza gelmiyor sanki cennet bahçesindeyiz ama senin yanından ayrıldıktan sonra şeytan bize galip geliyor biz dünyaya
dalıyoruz dedi Allah Resulü de sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki dışarıda da benim yanımdaki gibi dursaydınız meleklerin size selama durduğunu görürdünüz dikkat edin melekler görünmez demiyor dışarıda meleklerin size selama durduğunu görürdünüz demek ki melekler görünür o zaman biz göremiyorsak selama duran melekleri veya biz zikrullaha gelen melekleri göremiyorsak veya namazda bize eşlik eden melekleri göremiyorsak veya salatu selam okurken ağzımızdan çıkan salavat-ı şerifeyi Hz. Muhammed-i Mustafa'nın başındaki
kabrindeki meleğe götürüşünü göremiyorsak duyamıyorsak bu bizde alakalı bizim nefsimize uymamızla alakalı bizim takvaya erişmememizle alakalı bizim o aşıklığı yakalamamamızla alakalı çünkü can kemaldir yani ruh kemaldedir o kemal ehlinden çıkan sözde kemaldir olgunlaşmıştır o yüzden Hz. Bilal'e diyor ki erihne ya Bilal erihne ya Bilal yani rahatlat bizi bize bir şeyler söyle bize bir şeyler oku erihne ya Bilal şimdi burası biraz uzun bir sohbet olacak ama hakkınızı helal edin şimdi ya Bilal bizim ruhumuza böyle şevk verecek
neşe verecek ruhumuzu nefsin hegomanyasından kurtaracak bir şeyler söyle şimdi bu selefi vahabi takımı hani ilahilere bidat diyorlar ya hani ilahilere siz dini oyuncak hale getirdiniz diyorlar ya bunlar biraz hadis okusunlar doğru kaynaklardan hadis okusunlar doğru kaynaklardan yani bir kimse bunu bidat dediğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'de Medine'ye hicret ettiğinde Tealal Bedru diye ilahi okuyanları da bidat olarak göreceğiz Allah Resulü onu neden susturmadı onları bidat olmuş olsaydı
Kur'an ve sünnet aykırı olmuş olsaydı o dini mukim kılmak için gönderildi o bunlar kırılacak bunlar üzülecek diye düşünmedi vahye tabi oldu bir ot bir çöpe dahi vahye tabi oldu bir taşı dahi bir yerden bir yere koydururken vahye tabi oldu o peygamberlikten önce de Cenab-ı Hak onun gönlüne vahyederdi gönlüne vahyetmemiş olsaydı peygamberlikten önce de Kabe'deki Hacır-ı Esvet taşının konulmasındaki aklı orta yere koymazdı geldiler Mekkeliler kavga çıkacak kavgayı o önledi çünkü o daha henüz dünyaya gelmeden ötelerden
ilk peygamber olandı vahyet abiydi vahyet abi her şeyle ne yaptı kasideler okudular bakın kasideler okudular Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem o kasidelere itiraz etmedi sustu ben böyle biraz bir daha böyle Hazreti Bilal'den böyle birkaç kaynaktan aldım ilahisi kasidesi ey uyananlar uyanın uyanın sabah karanlık ordularını mühnezim kıldı ey uykusundan müstarak olan kimse sen uyuyorsun ama Rabbin uyumuyor bu Hazreti Bilal'in arada okuduğu kasidelerden birisi Türkçesi e Talel Bedru var o da ilahi ya biz de okuruz ya
kasideyi ne Türkçesi veda yokuşundan doğdu Dolunay bize Allah'a yalvaran oldukça şükretmek gerekir mesut halimize ey bize gönderilen yüce peygamber sen taat etmemiz gereken bir emirle geldin bize hani nerede burada bidat denilen şey bakın İslam dünyasında oynanan büyük bir oyun var İslam'ı tabiri caizse katı eğlencesiz tavizsiz toleranssız bir dinmiş gibi göstermeye çalışıyorlar Neccaroğulları var Neccaroğulları bunların bir de kız çocukları var dikkat edin Neccaroğullarının kız çocukları ne ne diyorlardı peygambere
hoş geldin diye kaside kaside söylüyorlardı ilahi söylüyorlardı kız çocukları dikkat edin Neccaroğullarının kız çocukları baliydi değildi ayırt etmemişler kız çocukları onlar ne diyorlardı Hz. Peygamber'e hoş geldin evet şimdi bu okuyacağım hadisleri not alın bir yerlere hani biz bir bayram yapıyoruz bayramlaşma töreni yapıyoruz sema ediyoruz zikrullah'ta sema ediyoruz işte bendir zenimiz var ilahi zenimiz var öyle ya her programdan sonra hadis bilmez ilim bilmez hakikat bilmez peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretlerinin hayatını bilmez ama bilmediği halde alimdir bilmediği halde alimdir okumadan alim olmuştur hepsi de bidattır attırırlar ya kendine ya bir hadis okusanız bir kütüb-i sidde okusanız buhari okusanız müslüm okusanız okusanız göreceksiniz ya ashab böyle değil peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanı böyle değil iki sema olacak iki zikrullah olacak veyahut da ne bileyim bir düğün töreni olacak siz dini oyun oyuncak mı sandınız dini oyuncak ettiniz ya bir hadis bilmezler bir ilimsizler siz okuduğunuzu
anlamaktan uzaksınız o zaman ya da okumuyorsunuz ya da bizim okuduğumuz hadis kitaplarıyla sizin vahabilerin yazmış olduğu hadis kitapları farklı demek ki veyahut da ne bileyim kimin kitabını okuyorsanız evet hadis-i şerif uzun buhari de müslüm de nesai de bakın buhari müslüm nesai burada normalde onların notlarını da aldım buhari de ıhdeyn 2-3 ve 25 cihat 81 menakıb 15 menakıb ensar 46.
sayfa nikah da 82. sayfa 114. sayfa müslüm de yine 19'da 892'de nesai de ıhdeyn de yine 35 ve 36. hadis-i şerif yine 3. cilt 195 ve 197'de ilim taslamak istemiyorum şataat yapmak istemiyorum bu kitapların hepsi de bende var bu fakirde var buhari de var müslüm de var nesai de var kütübü sidde de var rudani de var çok özür dilerim 35 hadis kitabının 35'i de bu fakirde var muteber 35 hadis kitabı vardır o muteber 35 hadis kitabının hepsi de bu fakirde var sayfa verebilirim bunları sayfa sayfa böyle bir hadis var öyle değil
nerede geçmiş kaçıncı sayfa kaçıncı hadis-i şerif ilimse işte ilim benim ilmim değil koca imam buhari koca imam müslüm koca nesai kütübü sidde rudani tirmizi ibni macay ebu davud bütün hepsi hiç kimse boş konuşmasın ben sufi yoluna girdiğimde kendi kendime söz verdim kur'an ve sünnette var olan her şey benim için delildir yeterlidir kur'an ve sünnette olmayan bidattır benden uzak dursun net hadis-i şerif bu da evet hazreti ayşe radıyallahu anh hazretleri naklediyor kim hazreti ayşe dininizin yarısını bu kadından öğreniniz
denilen ayşe dininizin yarısını bu kadından öğreniniz denilen ayşe hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hümeyrası hazreti ebu bekir radıyallahu anh hazretlerinin biricik kızı sıddıkin kızı ve kadınların velisi hazreti hadice annemiz kadınların velisidir hazreti fatumatul zehra kadınların velisidir hazreti ayşe radıyallahu anh hazretleri kadınların velisidir peygamber eşleri hepsi de kadınların velisi hükmündedir şek şüphe yok hazreti ayşe annemiz naklediyor bir bayram günüydü siyahiler mescitte
kılıç kalkan oyunu oynuyorlardı ben mi resulullah sallallahu aleyhi ve sellem den talep ettim bilmiyorum yoksa o kendiliğinden mi seyretmek ister misin buyurdular ben tabi dedim kalktı beni geri tarafına aldı yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk ey Erfideoğulları göreyim sizi oynayın diyordu ey Erfideoğulları göreyim sizi oynayın hatta bir rivayette de elini çırpıyordu düzgün oynayın ey Erfideoğulları diyordu başka bir rivayette de böyle geçiyor elini çırpıyor düzgün oynayın Ayşe'si seyrediyor Hümeyra'sı seyrediyor
oynayın diyordu onlara ve ben usanınca kadar böyle devam ettik usandığımı fark edince yeter mi buyurdular ben evet dedim öyleyse git dediler demek ki necran şeyler siyahiler yani bu sudanlılar o zaman siyahiler bu necranlılar yani sudanlılar Erfideoğulları sudanlı sudanlı onlar onlar kendi halk oyunlarını oynuyorlar ve diyor ki güzel oynayın nerede mescitte mescitte dışarıda değil mescitte çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin kapısı mescitte açılıyor sokağa değil dikkat edin Hz. Muhammed
Mustafa'nın evinin kapısı mescide açılıyor sokağa değil onun evi sokağa açılmıyor evinin kapısı sokakta değil direkt mescidin içine açılıyor onun evi dünyayla işi yok var yok ve o necranlılar siyahiler mescidin içinde oynuyorlar onlar şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri haşa dini oyuncu oyun oynayacak mı yaptı şimdi buna haram diyenler nereden işin içinden çıkacaklar onların öyle bir dertleri yok tabi çünkü yine Abdullah bin Abbas naklediyor kim Abdullah İbni Abbas Abbas'ın oğlu Abdullah Hz. Abbas
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin amcası oğlu Abdullah ilk Müslümanlardan genç Müslümanlardan dört Abdullah'tan birisi birisi Hz. Ebubekir'in Efendimizin oğlu Abdullah dört Abdullah'tan birisi de Hz. Ebubekir Efendimizin oğlu Abdullah bunlar tabiri de caizse böyle ilmi ilmek ilmek işleyenlerden Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah İslam dünyasında ilk tefsir yazan kimsedir ilk tefsirci kimdir Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah'tır ki Hz. Abbas Arap diline mükemmel hakimdir ve oğlu Abdullah o günkü sahabelerin içerisinde
Arap diline mükemmel hakim olan bir kimsedir o yüzden onun tefsiri önemlidir çünkü Arapçanın mastarından tutun da çekerine çekmezine dişisine erkeğine çünkü Arapçada kökenlerde böyle dişil veya erkek olan kelimeler vardır onların hepsini su gibi yutmuştur şimdiki bizim böyle alim hükmünde geçinenler gibi değil Allah bizi affetsin Hazreti Aişe annemiz o naklediyor Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah naklediyor Aişe radallahu yakını olan bir kızı Ensar'dan bir adam ile evlendirdi gelin götürüldükten sonra yani onlarda da
gelin alma veya gelin götürülme ritüeli var gelin alma veya gelin götürülme ritüeli var gelin götürüldükten sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve orada bulunanlara genç kızı yani gelini damadın evine gönderdiniz mi buyurdu sahabiler evet dediler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki dikkat edin buraya def çalıp name ile şiir söyleyecek bir kızcağızı gelinle beraber gönderdiniz mi buyurdu sizin hiç okumadığınız hadisler bunlar size hiç okutulmayan hadisler bunlar size öğretilmeyen
hadisler bunlar bunlar üstü örtülen hadisler bunlar tekrar buraya okuyacağım def çalıp bunu Peygamber söylüyor sallallahu aleyhi ve sellem def çalıp name ile şiir söyleyecek bir kızcağızı gelinle beraber gönderdiniz mi buyurdu ha def çalmak haram değilmiş demek ki şiir okumak da ilahi okumak da haram değilmiş nereden çıkardınız be selefi vahabiler cevap verin buna bu hadis-i şeriflere cevap verin eğer ilminiz varsa oturup da klavyenin başında kafirsin münafıksın siz bidat ehlisiniz bidat ehli hepsi de sapıksız hepiniz de
sapıksınız deyip toptan hesap görmeyin ben diyorum ki yaptığımızın haram olduğuna dair hadis-i şeriften ayet-i kerimeden bir delil getirin diyorum ben pılımı pırtımı toplayıp çekileceğim kenara diyorum bakın hadis-i şerif ne diyor hazret-i peygamber diyor def çalıp name ile şiir söyleyecek bir kızcağızı gelinle beraber gönderdiniz mi buyurdu ayşe annemiz cevap verdi hayır dedi bunun üzerine resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi ensarın arasında güzel söyleme adeti vardır bari onlara hazret-i peygamber diyor buna
bari onlara size geldik size geldik böylece Allah bize de size de hayırlı ömür versin diyerek onları odalarına göndereydiniz ya buyurdu ibni macete geçiyor hadis-i şerif hani şiir haramdı hani def vurmak haramdı sen şimdi def vurmayı haram kılarsan hazret-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri def vurmayı burada tavsiye etti hatta emretti hazret-i peygamber haramı mı emretti be küstah adam hani şiir okumak haramdı hazret-i peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haramı mı söyledi ki ayetle sabit o heva ve hevesinden
konuşmadı ayetle sabit sen böyle söyleyince ayeti de inkar ediyorsun sen kafir oluyorsun Allah muhafaza eylesin bakın yine ibni macede ve müsnet'te geçiyor yani imam malik'te geçiyor müsnet deyince imam malik'in ayişe validemiz bir kadını ensardan bir zatla evlendirip damadın evine götürüyordu resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ey ayişe ensar muhabbet duygusu olan bir kavimdir onlara size geldik size geldik Allah bize de size dayat versin şarkısını söyleyen birini gönderseydiniz hadisler burada ibni maci nikah
21. hadis-i şerif müsnet 4. cilt 78. hadis-i şerif kaynak söylüyor evet maliki fakihlerinden ebu bekir ibni arabi şöyle der içinde malik bin enes'in de bulunduğu ekser ulemaya göre musiki kalplere heyecana getiren eğlencelerdendir ne kuranda ne de sünnette onun haram olduğuna dair delil yoktur ama sahih hadiste mübah olduğuna dair delil vardır sahih hadiste ebu bekir hazreti ayşe'nin yanına girer o anda onun yanında ensarın mersiyelerini okuyan iki cariye vardır hani meşhur ya hadis-i şerif ne yapıyor hazreti ebu bekir
efendimizin ayşe'den sonraki kızı evleniyor gelin çıkaracak daha o esnada cariyeler cariye kim savaşta esir alınan kadınlar cariyeler mersi okuyorlar yani ilahi söylüyorlar def vuruyorlar ilahi söylüyorlar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri giriyor içeri girince hazreti ebu bekir efendimiz siz peygamberin yanında bunu nasıl söylersiniz diye hiddetleniyor hiddetlenince hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hazreti ebu bekir efendimizi durduruyor dur ya ebu bekir onlar söylesinler
diyor eğer burada ibni arabi diyor ki eğer musiki haram olsaydı zahiren ebu bekirin hoş karşılamadığı halde resulullah sallallahu aleyhi ve sellem evinde olmaması gerekirdi diyor bunu nerede yazıyor ibni arabi ahkam kur'an üçüncü sayfa dokuz tabi onlar ibni arabiyi kafir olarak nitelendiriyorlar ya açıp okumazlar buraya şimdi onlar ibni arabi kafir hükmünde çünkü onlar için serahsiden bu alıntı serahsiden müzik başkalarına dinletmek için değil de kendini dinlendirmek ve yalnızlığı def etmek için yapılırsa serahsiye göre caizdir
ibni el-hümam eserin geçtiği ibni hümam eserin adı cilt 6 sayfa 36 devam edeceğim hanbelilere göre bu da ibni kudameden alımı hanbelilere göre dinen horş karşılanmayan bir şey olmadıkça tegenlim mübahtır imam ahmed bin hanbel'e göre musikinin mekruh olması bizzat söz üzerine değil kötü fiil üzerinedir yani teganni sebebiyle işlenecek kötü şey üzerinedir yani sen arabesk dinliyorsun kafan yükseldi açtın bir bira bu haram teganni değil şarkı değil ibni kudame el-muni'nin 12. yıl 42. ve 43. sayfa bunları söylüyorum
bende dört mezhebe göre cezirinin eseri de var bunlara bakarken ibni abidine de bakıyorum bende serasinin türkçeye çevrilmişi de var böyle hani kes kopyala yapıştır değil öyle değil beyin bosuna gitmiyor bizim yarısı boşuna tıkalı değil yani evet öyle şey değil şefkani cilt 8 sayfa 107 Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin düğün bayram karşılama gibi münasebetleri icra edilen müziği tasvip ettiği düğünlerde bunu teşvik eylediği sağlam rivayetlere istinad etmektedir ayrıca müziğin bir harama alet edilmeden yalnızca
saz ve ses müziğinin haram kılındığına dair sahih hadisin bulunmadığını söylemiştir kettani et tarirtübül idariye cilt iki sayfa 120 ve 145 faslı abdül hay el kettani peygamber devri kültür ve medeniyetinden bahseden iki büyük ciltlik eserinde et taribül idariye musikiye 25 sayfa ayırmış bütün çeşitleriyle caiz olduğunu gösteren deliller getirmiş bu mevzuda yazılmış 20 eserin ismini vermiş bu müellifin tespitine göre sahabeden Hz. Ömer Hz. Osman Abdurrahman bin Af Ubeyde bin El Cerrah Saad Ebu Vakkas Ebu Mesud Bilal
Abdullah bin Zübeyir Hassan İbni Amr Amr El Mugira Bin Şube gibi zevatın müzik dinlediklerini rivayet etmiştir siz oturun şimdi deyin ki Hz. Ömer de Osman da Abdurrahman bin Af da Ubeydeullah bin Cerrah Saad İbni Ebu Vakkas bunların hepsi de aşere-i mübeşer eden cennetle müjdelenen sahabeler siz şimdi oturun musiki dinlemeyi haram edin Allah bizi affetsin işte kemal ehlinden çıkan söz kemaldir o yüzden Yunus'un sözleri kemaliye anlatır o yüzden Niyazi Mısır'ın sözleri kemaliye anlatır o yüzden Hz. Mevlana'nın Celaletin Rumi'nin
Divan-ı Kebir'i kemaliye anlatır Mesnevi o yüzden kemaliye anlatır o yüzden demek ki kemal ehlinden çıkan söz kemaliyeti anlatır kemaldir biz o sözlerin üzerinde şek şüphe etmeyiz Kur'an değildir sünnet değildir ama Evliya-i Kiram'ın güzel sözleridir hikmetli sözleridir o yüzden onları reddetmemiz mümkün değildir konuyu biraz hani bu mevzuyu uzun tuttuk uzun tutmamın sebebi de şu hem bu Hz. Bilal'e kaside söyletmesi ona kaside okutması ve yarın öbür gün derler ki yani o Hz. Mevlana'nın o sözü de batıl derler derler
çünkü bunların İngilizler arkalarında olduklarından çok rahat konuşuyorlar çünkü bunlar İngiliz soytarısının beslemeleri bunlar Mossad'ın beslemesi bunlar CIA yosması bunlar başka bir şey değil ne yazık ki Türkiye'de bunların oluşması için çanak tutan siyasiler var bürokratlar var bu Selefi Vahabilere çanak tutuyorlar bu ne yazık ki Bosna'ya gittiğimizde Bosna'da da gördük biz onları bunlar Bosna'da da önüne gelene kafir diyorlardı adamın babası Bosna'da cihad etmiş bu gitmiş iki sene orada Suudi Arabistan'ın parasını yemiş
olmuş bir Vahabi paçalar dizinin altında önüne gelene kafir diyor önüne gelene kafir diyor Bosna sonradan uyandı şimdi bunları temizleyeceğiz diye uğraşıyorlar şimdi bunları temizleyeceğiz diye uğraşıyorlar müftüler var Vahabi orada müftü müftü olmuş dakika bir gol bir dedim bu Vahabi sen biliyorsun anında demedin mi Vahabi bu diye neyresiydi orası Travnik müftüsü bir önceki şeydi Nusret Efendi'ydi Nusret Efendi'yle çok iyi aramız gayet güzel Nusret Efendi başka yere tayin oldu dediler bu Travnik müftüsü tanıştırdılar
böyle küçümseyen bir gözle bana baktı hani Arabi kelam mevcut dedi bana şimdi mafi arabi kelam rabbi kelam mevcut dedim ben de hani o küçümsecek ya beni böyle kendi kibirli bir şekilde arabi kelam mevcut dedi ondan sonra ben de dedim mafi arabi kelam rabbi kelam mevcut şimdi rabbi kelam deyince o güne kadar duymadığı bir şey şimdi onun rabbi kelam rabbi kelam dedim şimdi hani rabbi kelam ne demek manasında rabbi kelam rabbi kelam dedim rabbi kelam bilmiyor onu çünkü neden onun için tasavvuf sapıklık onun için sufilik
sapıklık orada öğrendiler öyle öğrendiler halbuki o komünizmin kol gezdiği Türkiye'de de kol gezdiği komünizmin Bosna'da da kol gezdiği zamanda dini mübinin ayakta durmasını sağlayan tekke ve zaviyeler sufiler kalben anlaştılar kalben toplandılar kalben sevdiler birbirlerini zikirsiz durmadılar çocuklarına da zikri öğrettiler saklı dolar olsa namazı kıldılar çünkü Allah'a aşıklar çünkü Allah'ı seviyorlar Allah'ı seviyorlar bunun akılsal mantıksal bir matematiği yok Allah sevgisinin matematiği yoktur içki içiyordu sahabe
sahabe içki içiyordu her seferinde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona hat vuruyordu her seferinde bakın Allah sevgisinin matematiği yok bir gün sahabeden birisi hani gene mi sen bu içkiyi içtin deyip onu kerik görücü bir söz söyledi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tabiri caizse kartal gibi döndü hayır dedi onu kerik görme o Allah ve Resulünü sever var mı matematiği yok o içki içen sahabe Allah Resulü vefat edinceye kadar içti vefat ettikten sonra değişti ne zaman tövbe etti
biliyor musunuz Hazreti Ömer radiyallahu aleyhi ve sellem zamanında tövbe etti nerede tövbe etti savaşta tövbe etti Hazreti Ebu Bekir Efendimizin zamanında değişti öyle sarhoşlara can kurban can Hazreti Ebu Bekir Efendimizin zamanında değişti Hazreti Ömer Efendimizin zamanında İran seferinde bunu zamanın ordu komutanı hapsetti zincire vurdu çadırda baktı kalbi çalışıyor dedi ki yalvardı ordu komutanın hanımına yalvardı dedi ki beni bırak vallahi de billahi de savaş bitince kendiliğimden geleceğim dedi kendiliğimden
geleceğim kayba gidiyorlar dedi savaşı kaybedecekler dedi dayanamadı ordu komutanın hanımı çözdü zincirlerini ağzını burnunu kapattı sahabenin adı aklıma gelmiyor şimdi bakın isterseniz bana bildirin ağzını burnunu kapattı tanınmayacak hale getirdi kendini bir daldı düşmanın üzerine daldığı gibi dağıttı orayı tozu dubana kattı önüne geleni kesmeye başladı önüne geleni biçmeye başladı ordu komutanı ordusuna bakıyor diyor ki bu filanca gibi savaşıyor bu filanca olmalı ama diyor ben onu kendi ellerimle zincirledim nasıl çıktı
geldi buraya bütün sahabe bütün herkes hayrette o dalınca düşmanı karıştırınca ortalığa mağlubiyet galibiyete döndü ve dediği gibi yaptı savaş yavaşlayınca hızla geldi çadıra gene zincirletti kendine ordu komutanı geldi baktı çadırda hapis yani orada zincirli hanımına dedi valla dedi sanki o geldi biz mağlup oluyorduk dedi biz dağılıyorduk öyle bir girdi düşman saflarını dağıttı dedi tozu dumana kattı dedi tarmar etti ortalığı dedi biçti önüne geleni dedi sanki dedi atı bile ona benzemiş dedi at da onun atıydı sanki
dedi at da savaşçı at sahibine göre oynar çünkü bu nefis de sahibine göre oynar sen savaşçıysan senin nefsin de savaşçı olur bir anlam veremediler birinci gün geçti ikinci gün yine savaş kızıştı bağırıyor içeriden ordu komutanının hanımına bağırıyor diyor ki vallahi tövbettim ben içki içmiyorum artık diyor ki beni bırak ben tekrar diyor gideyim kaybediyorlar yine diyor yine savaşın en kızışkın hali yine yürüyor yine dağıtıyor ortalığı sahabe şaşkın hayrette gene ona benzeyen bir kimse diyorlar ağzı burnu kapalı dağıtıyor
ön cepheyi tarumar ediyor anlatanlar biraz da abartırlar ya atı bile kafa vuruyormuş atın çilbiri yok başında atı bile kafa vuruyor arkadan gelene tekme vuruyor kılıç kalkan havada dolaşıyor yine savaş sükunet erince yine dönüyor çadıra yine zincirletiyor kendini imana bak üçüncü gün dini aynı olunca komutan geliyor hanımına diyor ki ya böyle böyle direkt ona benziyor diyor başka kimse değil ama diyor geliyorum burada zincirli hanımı dayanamıyor diyor ki ben çözdüm onu üç gündür öylesine ağladı öylesine ağladı savaşı kaybediyorlar
beni bırak ben tekrar geleceğim ben tövbe ettim bir daha o içki içki içtiği için gene savaş zamanı gene cihada çıkmış bakın dikkat edin cihada çıkmış gene içki içmiş hapis cezası vermiş ordu komutanı ve o zaman tövbe ediyor o zaman tövbe ediyor aşıklığın sevmenin matematiği yoktur bakın her şeyin matematiği vardır aşıklığın matematiği yoktur her şeyin matematiğini bulabilirsiniz sevmenin matematiğini bulamazsınız her şeyin matematiğini bulabilirsiniz Allah'ı sevmenin Resul'ü sevmenin Üstad'ı sevmenin bir mümin kardeşini sevmenin
matematiğini bulamazsınız eşin matematiğini bulursunuz menfaat vardır faydalanma vardır çocuğun matematiğini bulabilirsiniz faydalanma vardır ama Allah için Allah'ı Resul'ünü bir veli bir mümini sevmenin matematiğini bulamazsınız o yüzden onlar birbirlerini Allah için severler hadisi kudsi akraba değillerdir birbirleriyle alışverişleri yoktur akraba değiliz birbirlerimizle alışverişimiz yok Bosna'dan buraya çıkıp geliyorlar ziyaret etmeye bizim bir alışverişimiz yok akrabalığımız yok menfaatimiz yok Bosna'ya gitmeyi seviyoruz
Bosnalıları da seviyoruz Allah için akrabalığımız yok bir alışverişimiz de yok bir faydamız da yok birbirimize maddi manada ama Allah için birbirlerini sevenler toplandıklarında Allah'ı zikredenler hadisi kudsi ibare o birbirlerini Allah için sevip toplandıklarında Allah'ı zikredenler mahşer yerinde hiçbir gölgenin bulunmadığı bir anda Allah'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir ve mahşer halkı onlara gıpta ile bakarlar sorarlar bunlar peygamber mi?
hayır bunlar hangi şehitler? bunlar şehit de değil bunlar kim? bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde aynı kavimden olmadıkları halde birbirleriyle alışverişleri olmadıkları halde birbirlerini Allah için sevenler işte matematiği yoktur bunun bunun matematiği yoktur bakın Allah'ın gölgesi diyor hadisi kudside haşa Allah'ın gölgesi olur mu?
Allah'ın gölgesi olmaz burada aklı mat ediyor matematiğe sığmıyor diyor ki Allah'ın gölgesinde gölgelenirler matematik yok burada matematik yok o yüzden aşıklığı yine aşk şerh etti aşkı da yine aşk şerh etti akıl onu şerh edemedi akıl o işin içinden çıkamadı o yüzden aşığın namesi kemal bir sözdür aşığın gözyaşı aşığın gözyaşı aşağı titretir aşığın bir nefesi şifadır şifa aşığın nefesi şifadır çünkü matematiği yoktur ya nasıl matematiği
yoktur hesabı yoktur kitabı yoktur beklentisi yoktur umması yoktur aşık çıplaktır bu manada elbisesi yoktur matematiği yok çünkü Allah bizleri o aşıklardan eylesin Cenab-ı Hak kendisine aşık Habibine aşık aşıklara aşık kullarından eylesin El-Fatiha Amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.