Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 14 Temmuz 2024 · 1:12:09
Ünzübillâhü meneşşeytanun rejim, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftâlin zikr fâlemennâhu, Lâ-i-lâhîmâ. Resûlullah cemiyen enbiâyi vel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemin.
Selamun eküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, kanları dökülüyorsa, şanları, şerefleri, namusları ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hakk'a oradaki Müslümanları inşallah özgürlüğüne kavuştursun.
Amin. Onların cihadlarını mübarek eylesin. Amin. Onları yeniden dirilmeyi nasip eylesin. Amin. Beni İsrail'in devleti olan şu anki İsrail devletini yerle yeksan eylesin. Amin. Siyanistleri masonları dağıtsın. Amin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Amin. Bütün ümmet-i Muhammed'e özgürlük nasip eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'i kafirlere karşı tek vücut hale getirsin. Amin. Kafirleri dağıtsın. Amin. Kafirleri perişan eylesin. Amin. Eşmeyin. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. 1975. Beyt okumuştuk. Fakat canın müenneslikten de pervası yok.
Çünkü ruhun ne erkekle bir alakası var neyde, ne de kadınla. Buradan devam ediyor Hazreti Pir. Müzekkerden de yükselir, müennesden de. Bu kurudan, yaştan meydana gelen ruhi hayvani değildir ki. Bu can ekmekten kuvvetlenen yahut kah şöyle, kah böyle bir hale gelen can da değildir. E geçen haftadan hatırlarsak biraz böyle hani ruhu tarif etmek değil de tecelliyatı olarak. Ruhun insan üzerindeki tecelliyatı olarak. Bir hani dediydik bitkisel ruh var, hayvani ruh var, nefsani ruh var. Bir de insani ruh dediğimiz insan bedeninde devamlı çalışan bir mekanizma var. Bu bahsettiğimiz bitkisel, hayvani ve nefsani aynı zamanda da insani ruh dediğimiz bu karışım öyle söyleyelim.
Vücudun üzerinde devamlı etkileşim halinde, vücutta devamlı çalışır halde. Ve normalde bunlar bedenin hani beden içerisinde devamlı birbiriyle böyle iletişim halinde çalışıyor. Ama bunlar görevlerini ifade ederlerken hani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh ve insani ruh bu noktada o görevlerinde herhangi bir aksama yok. Mesela işte hayvani ruhta bu mekanizmada bir rahatsızlık varsa, hastalık varsa bu ayrı bir mesele. Veyahut da bitkisel ruhta, hayvani ruhta bir rahatsızlık var ise bu rahatsızlıklar farklı bir şey. Bu yediklerimiz, içtiklerimizle alakalı, manevi durumumuzla alakalı. Ama normalde bu hani bitkisel ve hayvani ruh veya nefsani ruh o kişinin normalde konumuna, durumuna göre değişiyor.
Ve hayvani ruh bu manada genel olarak insanların o kişinin temelli, içgüdülerini ve tabirimi hoşgörün, ilkel dürtüleri olur insanların. Bunlar hepsi de hayvani ruhla alakalıdır. Ve hayvani ruh genel olarak işte insanın hayatta kalması, beslenmesi, çok özür dilerim cinsel ilişkisi, ondan sonra normalde bu tip içgüdüleri devamlı dürtükleyen bir şeydir hayvani ruh.
Yani normalde mesela işte canımız et ister ya hayvani ruhtur, canımız işte salata ister hayvani ruhtur, işte evlenmek ister bu böyle eğer işin Kur'an ve sünnet tarihinde değil ise hayvani ruhtur. O normalde şehvet dediğimiz haram şehvet veyahut da o kimsenin şehvetini farklı yollardan hani öldürmesi gibi şeyler. Bunların hepsi de hayvani ruhtur. Yani bu normalde hayvanlarda olan bu istekler, dürtüler bu noktada insanlarda da var. Bunu normalde insanı diğer o hayvani noktadan kurtaran şey insani ruhtur. İnsanı değerli kılan. Bu normalde hayvani ruhun veya nefsani ruhun öne çıktığı kimselerde bakın nefsani ruh, hayvani ruhla birleşir de bu böyle insani ruhu baskın, baskı altında tutar.
Baskın olurlarsa hayvani ruh, nefsani ruh, bitkisel ruh, insani ruhun üzerinde baskı yaptığı, baskı yapınca o normalde medeniyetmiş, ahlakmış, kültürmüş, hani utanmaymış, arlanmaymış, bunlardan kurtulur o kimse. Bakın bunlardan kurtulur artık o din, ahlak, medeniyet, kültür bunlardan normalde hepsinin de dışına çıkar.
Ve bu manada o kimseler hani ayeti kerimede heva ve hevesini, nefsini, heva ve hevesini ilah edineni gördün mü noktasında o kimse o nefsaniyetini, o hayvaniyetini artık ilah edinmiş olur. Ne tarafa o çekerse o tarafa doğru gider çünkü nefsani ve hayvani ruh onda baskıladı, onda baskın oldu. Bakarsın böyle o kimse hani bu haramdı, bu helaldı, bu ayıptı, bu edebe mugayirdi, bu onun malıydı, bu bunun malıydı, bu onun eşiydi, bu onun çocuğuydu.
O muvazeniyi kurmaz. Artık o kimse hani deriz ya hayvanlaşmıştı ya, o hayvani ruh onda baskın oldu, nefsaniyetle beraber birleşti, tabiri caizse şehri ele geçirdi. Şehri ele geçirince artık onda baskın olan şey nefsaniyet oldu, şeytaniyet oldu, onda baskın olan hayvaniyet oldu. O artık ölçü tanımaz oldu, Allah muhafaza eylesin. Bunu genelde hani bu manada hani batı düşünürleri, batı psikologları da bu hayvani ruhu tanımlarken genelde İslami kaidelerden yola çıkaraktan tanımlarlar. Yani bunu normalde batı felsefesine gitseniz, batı felsefesi de böyle medeniyet tanımaz, kültür tanımaz, ahlak tanımaz. Bu kimseyi hayvani ruhun onda tecelli etmesi olarak tanımlar.
Yani ayağı yere basan batı felsefecilere ama gidip de işte Firut'u okursanız, Firut o hani çok özür dilerim ama o dinselliğe farklı bir açıdan bakar. Farklı bir açıdan bakınca da zaten karman çorman bir şey çıkıyor. Yani Hz. Pir'in dediği bu hani yemekle içmekle dediği hayvani ruh yemekle içmekle kuvvetlenir. O bizdeki hayvani ruh yememiz, içmemiz, hastalanması da yemeyle içmeyledir.
Enteresan bir şeydir. Yani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh, üçü bir yerde birleştiğinde seni hem psikolojik olarak hem zahir hem batın olarak seni kesin rahatsız eder. Çünkü yemene içmene dikkat etmezsin, uyumana kalkmana oturmana dikkat etmezsin, gezdiğin gittiğin yerlere dikkat etmezsin, hasta olursun. Normalde dışarıdan baktığında sağlıklı gibi görünürsün. Örneğin işte bir Müslüman bir erkek çıplak kadınların arasına gider, rahatsızlık duymaz. Rahatsızlık duymuyorsa o hastadır. Rahatsızdır bildiğiniz. Veyahut da Müslüman bir kadın işte adamların çıplak dolaştığı bir yere gidiyorsa, rahatsızlık duymuyorsa hastadır o. Veyahut da Müslüman bir ticaret erbabı yine Müslüman bir kimseden faiz alıyorsa hastadır o.
Onun vücudu çünkü haramla beslendi. Vücudu haramla beslenince harama doğru koştu. Onun kalbine haram yerleşti, kalbine haram yerleştince harama doğru koştu. Bu normalde o kimsenin hayvani ruhunun, nefsani ruhunun baskın olduğunu gösterir. Bir kimse gözünü kırpmadan, gözünü kırpmadan herhangi bir haramı işliyorsa gözünü kırpmadan, hayvani bir şekilde. O zaman o kimsede nefis ve hayvan birleşti. Nefis, yani dediğimiz o ruhun nefsani tarafı ve ruhun hayvani tarafı birleşti. İnsani tarafına baskın ediyor. Bunlar bitkisel, hayvani ve nefsani ruhu. Üçünü de baskılayan insani ruhtur. İnsani ruhu bu manada hürleştiren ve kuvvetli kılan birinci derecede imandır. O kimse eğer ki iman eder ise, iman eder, sufiler için bunu ben söyleyeyim, iman eder, ihlaslı davranır ve Allah'ın zikrine yapışırsa o insani ruh uruç eder, yükselir.
Bunun yükselişinin, yükselişinin en zirvesi Hz. Muhammed Mustafa'nın miracıdır. Diğer peygamberlerin de miraçları, velilerin de, mürşidi kamillerin de uruçları olur. Uruç yükselmek demek. Miraç Hz. Muhammed Mustafa'yadır. Diğer peygamberlerin de miraçları olmuştur Hz. Muhammed Mustafa'nınki gibi değil. Peygamberler de miraçtır. Ama velilerde, mürşidi kamillerde bunun adı uruçtur, yükselmektir. Bu yükselmesi insanın insani ruhla alakalıdır. Ve o kimse nefsani ruhu ve hayvani ruhu baskılar ise, imanla, ibadetle, zikirle, haramlardan uzak durmayla, o zaman onun insani ruhu yükselir, uruç eder. O makamları geçmesi, emmare levvame mülhüme mutmene radiyemar diye bununla alakalıdır.
Veyahut da o kimsenin ilmel yakin, kalben yakin, aynel yakin, kalben yakin olması da o kimsenin bununla alakalıdır. Yani o uruç ama içsel, ama dışsal, ama nefis mertebeler olarak, ama kalbi meratipler olarak o kimsenin yükselmesi insani ruhla alakalıdır. Bu yükseliş esnasında nefsani ruh, hayvani ruh, bitkisel ruh vücutta kalır yükselme esnasında. O yükselme esnasında insani ruh insanın bedeninden çıkar ve uruç başlar. İnsani ruh. Öbür türlü bedende kalır o bitkisel ruh dediğimiz, hayvani ruh dediğimiz ve nefsani ruh dediğimiz. Bunun hepsini de biz can olarak koyalım orta yere, isim olarak. Siz normalde uyuduğunuzda nasıl can devam ediyor? Bitkisel ruh, hayvani ruh bedende çalışıyor.
Bedende onlar vazifelerini yerine getiriyor. İnsani ruh bedene gelir gelmez nefsani ruh da çalışmaya başlıyor. Uyurken günah işleyemezsiniz. Hani Fazli Tipir der ya, bazılarının uyuması uyanıklığından evladır der. Neden? Uyuduğunda günah işlemiyor. Uyuduğunda günah işlemiyor. Uyanıksa günah işliyor ya adam. Uyuduğu zaman kar olmuş oldu. Allah bu muhafaza eylesin. O yüzden normalde insani ruh olmamış olsa bir insanın bu manada hayvandan bir farkı kalmaz. Yemesi, içmesi, cinsel ilişkisi, üremesi, hayatını devam ettirmesi gibi olgular. Mesela bir kimse benim hayatımı devam ettirmem lazım olgusu, dürtüsü insani ruh, iman değilse hayvani bir meseledir.
Hayvan hayatını devam ettirme üzerine idam eder. Bir hayvan hayatını devam ettirecek. İçgüdüsel olarak bu onda vardır. Aynı şey insanda da vardır. Eğer insani ruh o iman edip iyi amel işlemiyorsa o hayatını devam ettirmek için devasa masraflar da yapar. Mesela şu anda Avrupa'da, Amerika'da öyle zenginler var. Hayatlarını devam ettirmek için muhteşem paralar harcıyorlar. Muhteşem paralar harcıyor. Doktorlarıyla beraber gidiyorlar her yere. Yedikleri içtikleri doktor kontrolünde. Doktor kontrolünde. Yani bir şey içecek. Ne içecek? Su içecek değil mi? Doktor kontrolünde su içiyor. Ne yiyecek? Yemek yiyecek. Doktor kontrolünde yemek yiyor. Nereye gidecek? Bir yere gidecek. Oranın hava şartları, oranın normalde sıcaklığı, soğukluğu, yağmuru, karı, fırtınası.
Bunların hepsi de hesaplanıyor. Ona göre gidiyor o kimse. Yoksa o doktorlar konseyi, sağlıkçılar konseyi diyor ki siz bu seyahate gidemezsiniz. Gitmiyor o kimse. Çünkü hayatını yaşamanın üzerine kurmuş. İnsani ruh onda çalışmıyor. Bakın insani ruh çalışmıyor. Veya hayatını zengin olmanın üzerine kurmuş. Örneğin onda nefsani ruh çalışıyor. Zengin olacak illaki. Ve onda normalde nasıl zengin olduğu önemli değil. Onda hayvani ve nefsani ruh çalışıyor. Yani bir ölçüsü yoksa o kimsenin, manevi bir bağı yoksa, manevi bir denetim mekanizması o kimsede yok ise, o kimse nefsani ve hayvani ruh onda baskın. Altını çiziyorum.
Bir kimsenin manevi mekanizması yok ise, manevi denetlemeden uzak ise, o kimsede hayvani ve nefsani ruh birleşmiş, onun tahakkümü altında. Çünkü manevi bir denetimi yok. Bugün insanlığın büyük bir çoğunluğu böyle. Manevi olarak denetimden, yani kendi kendisini denetlemekten veyahut da örnekliyorum bunu, bir cemaatin, bir cemiyetin, bir topluluğun veyahut da orada bir yol gösterici hükmünde olan bir kimsenin denetiminden uzak.
Denetiminden uzak ise, o kimse hayvani ve şeytani ruhun baskısı altında. O insan, normalde insani ruh çalışmıyor. Bugün batıda en büyük problemlerden birisi bu. Şimdi İslam dünyasında da en büyük problem bu. Yani batıda kiliseler, papazlar güvenirliklerini yitirdiler. Şu anda batıda manevi bir denetim yok. O yüzden kendi kendilerine uçuk, sapık, değişik denetim mekanizmaları üretiyorlar kendi elleriyle. Şimdi bu büyük hastalık, bakın bu büyük hastalık İslam dünyasında. İslam dünyası buna sufiler dahil, dervişler dahil, tarikatlar dahil, bütün cemaatler, cemiyetler dahil bu denetim mekanizmasını kaybediyorlar. Bu denetim mekanizması kaybolduğundan dolayı insanlar hayvani ve nefsani noktada herhangi bir denetim kabul etmek istemiyorlar.
Böylece insanlar ne yazık ki nefsani ve hayvani ruhun etkisi altında gücünün yettiğince hırsız, gücünün yettiğince, gücünün yettiğince umarsız bir toplum oluşuyor. İşte o denetim mekanizması kırılınca namustu, şerefti, haysiyetti, ahlaktı. Bu otomatikman çöküyor. Çünkü manevi bir denetim mekanizması yok. İmanı gösterişte, İslamı gösterişte, görüntüde. Ama içsel dünyalarında bunu yemeyim, bunu içmeyeyim, bunu dinleyeyim böyle bir şey kalmadı. Aileler bu konuda bozuldu. Kadınlar adamları dinlemiyor, koca olarak görmüyor. Kocalar da eşlerine zulmediyor, manevi mekanizma çalışmıyor.
Çocuklar anne babayı dinlemiyor, anne babaya karşı bir bağ kabul etmiyorlar. Çok rahat bir şekilde anne babaya karşı geliyorlar. Çünkü manevi mekanizmadan uzak, anne baba da çocuğuna gerekli ilgi alakayı göstermiyor. O da manevi mekanizmadan uzak. Böyle olunca çok özür dilerim ama insanlık medeniyetsiz, kültürsüz, ahlaksız, seviyesiz bir noktaya doğru gidiyor. Hızla gidiyor. Bakın hızla gidiyor. Yani insanlara bakıyorsunuz, insanlar sokakta çok rahat sevişiyorlar. İnsanlar sokakta herkesin gözünün önünde cinsel ilişkiye giriyorlar. Ve kadınlarımız, kızlarımız yatak odalarında giyilecek olan kıyafetlerle sokaklarda geziyorlar. Bunların başlarında kocaları var, başlarında işte ne bileyim babaları var, her şeyleri var.
Ve bunlar müdahale edemiyorlar ya da müdahale etmiyorlar. Bu tırnak içerisinde insanlık, nefsani ve hayvani ruhun üzerinde dolaşıyor. Ve ne eş eşliğini biliyor. Hani kadın kocasına itaat edecek, kocasını koca gibi görecek. Veyahut da baba ailenin reisi, Kur'an öyle emrediyor. Baba ailenin reisi değil, kimse dinlemiyor çünkü. Normalde kadın evinin kraliçesi olacakken onu da kimse dinlemiyor. O da ayrı bir noktada. Farkında değil İslam dünyası da bunun. Farkındasa da önüne geçemiyor. Tırnak içerisinde dünyevileşme, tırnak içerisinde sekülerizm, tırnak içerisinde aslında dinsizlik. Bakın tırnak içerisinde dinsizlik. Bu tırnak içerisinde hiçbir değeri kabul etmemek.
Bu Hristiyanlıkta da, Yahudilikte de bitti. Şimdi İslam dünyasında da bitiyor. Bakın İslam dünyasında da bitiyor. Çok acı bir şey bu. Ve buradan bunun geri dönüşü çok zordur. Bakın çok zordur. Yıllarımızı alır bizim. Yani bunu devlet ele almış olsa, bu manevi çöküntüyü, bu manevi hayvanileşmeyi ben düzelteyim dese 100 yıl lazım bu ülkeye. 100 yıl lazım. Yani bu mevcut nesiller bu ne yazık ki hapı yuttu. Bu dünyevileşme, bu sekülerizmi aldı yuttu. Bu ahlak dejenerasyonunu aldı yuttu. Ben bunu normalde artık dejenerasyon bozulma olarak görmüyorum. Resmen ahlaksızlık var.
Bunu artık satın aldı. Bu insanlık bunu satın aldı. Böyle olunca, bu topluluğun içerisinde bir kimsenin gerçekten seyr-i sülûk etmesi o yüzden büyük cihat diyorum. O yüzden büyük cihat veyahut da gençler var şimdi görüyorum, onlar gerçekten büyük cihat ediyorlar. Çünkü gelecek nesil onlarda ve onlar bu ahlaksızlığın içerisinde kendilerini bu büyük haramlardan koruyup da bir dergaha gidip, intisap edip orada yürüyorlarsa gerçekten büyük cihat bu.
Bu kolay bir şey değil. Çünkü nefsani ve hayvani ruh galebe çalmış vaziyette bir toplulukta. Şöyle düşünün, yani firavunlaşmış bir toplulukta Musa gibi. Bunu böyle göremiyor olabilirler. Böyle ben belki de ağır bir noktada konuşuyor olabilirim. Benim gördüğüm bu. Yani bugün bir kimse gerçekten iman edip, namazını kılıp, bir de bir dergaha gittiyse o kimse, firavunlaşmış bir toplumda Musa gibi.
Veyahut da Mekke'de, Mekke müşriklerinin içerisinde Muhammed-i Mustafa gibi. Benzetmek belki de çok uçuk bir şey olacak ama gerçekten öyle. Bugün bir kimsenin imanını koruması, muhafaza etmesi ve kendini bu dünyevileşmeden, bu sekülerizmden, bu hayvanilikten, bu nefsaniyetlikten, nefsaniyetten kendini koruyup belli bir noktada tutuyorsa, evet gerçekten o kimse bugünün, bugünün Musa'sı gibi, bugünün İsa'sı gibi, bugünün Yusuf'u gibi o, bugünün Harun'u gibi, bugünün Hud'u gibi.
Nasıl Hud'la alay ediyorlardı müşrikler. Hep zenginlerdi. Hud kavmi zengindi. Dağların tepesine, çölün tepesine, bugünkü tabirle villalar yapıp, oraları su getirttirip, böyle rahat içinde yaşayan bir kavimdi. Hud kavmini manada görmenizi isterdim. Şu anki insanlığın gelmiş olduğu zenginlik ve şatafat, onların zenginlik ve şatafatlarının yanında onda bir bile değil, yirmide bir bile değil, yüzde bir bile değil, yüzde bir bile değil.
Hani şu anda işte çöllere devasa binalar yapıp su getiriyorlar ya, Hud kavmi ondan daha yüksek işler yaptı. Hangi teknolojiyle yaptılar, hangi parayla yaptılar ayrı bir mesele. Ve Hud kavminin helakını okurken, yani Allah affetsin, bunu böyle bizatihi yaşamış gibi gördüm. Kendime gelemedim haftalarca. Ve öyle bir şatafat, öyle bir şatahat bir kavim. Ve Cenab-ı Hak öyle bir rüzgar verdi, rüzgar. Rüzgar. O rüzgar evlerin arasında, odaların arasında dolanıyor. Odanın arasındaki kafiri buluyor. Bir anda buz gibi yapıyor onu. ve başka bir esinti alıyor onu, bir vuruyor duvara, tuz gibi dağılıyor. Tuz gibi dağılıyor.
Rüzgar koklar mı insanı? Rüzgar kokluyor. Kokluyor rüzgar. Rüzgar herkesten ve her şeyden akıllı. Niçin gönderildiğini biliyor çünkü. Geliyor böyle adamın ağzını burnunu kokluyor. Sarıyor böyle iplik sarar gibi. Makara sarar gibi. Bobin sarar gibi sarıyor onu. Kokluyor ağzını burnunu. Kafirse tabiri caizse böyle hani bir şey dondurulur ya sonra vurduğun zaman hücrelere dağılır. Donduruyor öbür rüzgar, bir geliyor, bir savuruyor, bir vuruyor bir yere. Tuz gibi dağılıyor. Şu anda insanlık, insanlık o helak olan Hud kavmine doğru gidiyor. Ve evlerin içerisinde hizmetçiler çıplak. Evlerin içerisinde fuhuşlar yapılıyor.
Herkes çıplak dolaşıyor villaların içerisinde. Hud kavmini anlatıyorum size. Sokaklarda çıplak dolaşıyorlar. Çıplak bildiğiniz çıplak dolaşıyorlar sokaklarda. Ve canı isteyen, canı istediği kadını villasına atıyor. Aynen böyle. Zenginlik, şatafat ayrı bir şey. Birisi yürürken yolda bir sürü hizmetkarı var etrafında. Bir sürü hizmetkarı var. Hani nasıl bir kimse şimdi bir arabayla çıkıyor. 5-10 tane arabanın arkasından önünden gidiyor. İşte bir şeyh efendi yürüyor ya etrafında 20 tane, 30 tane, 40 tane, 50 tane adam koştura koştura gidiyor. Koruyorlar ya onu. Yemin ediyorum Hud kavminden kalma bu. Hud kavminden kalma. O Hud kavminin de yüceleri, Hud kavminin de böyle içlerindeki zenginleri öyle yürüyorlar yollarda yürürken.
Avaneleriyle beraber yürüyor. Avaneleriyle beraber. İşte bu hayvani ve nefsani ruh insanı ve insanları etkisi altına alınca komple hayvanlaşıyor herkes. İnsani ruh baskın çıkarsa, onun baskının çıkması için iman etmesi, salih amel işlemesi, salihlerle beraber olması, işte arkası geliyor Allah'ı zikredecek, aramlardan uzak duracak.
O ruh baskın olursa o kimse de o zaman o insan ne yapıyor? Uruc ediyor. İlmel yakinden aynel yakinliğe, aynel yakinden hakkel yakinliğe, emmareden kurtulup levvameye, levvameden kurtulup mülhümeye, mutmainne, radiye, mardiye, safiye yürüyor. O ilahi dediğimiz insani ruhu Hz. Bir tarif etmeye devam ediyor. Bu ruh, yani o insani ruh, o ilahi ruh, hoşluk verir, hoştur, hoşluğun ta kendisidir.
Bu ruh hoşluk verir, hoşluğun ta kendisidir. Ey maksadına erişmek için vesilelere başvuran, hoş olmayan insanı hoş bir hale getiremez. Bu insani ruh kemale ererse, kemale erdi. Artık nefisle mücadelesini yendi, hayvani ruhu baskıladı, nefsiyle mücadele ederekten o insani ruh kemale erdi. Uruc etti, yükseldi. O vücut ülkesini zapt etti, bayrağı dikti. Artık orada o insani ruhun hakimiyeti var. Yani o normalde artık insani ruh baskın çıktı. Bu ne demek? O normalde insanın maneviyatı, duygusallığı, ahlaki duruşu, kültürü, hatta birçok da ileri, entelektüel duruşu. Bu artık böyle insani ruhun artık hür olduğu, bu manada vücut mekanizmasında baskın olduğu, ne yapıyorsa Allah için yaptığı, Allah'ın rızasına erişmek için yaptığından dolayı nefsani ve hayvani ruhun pusluğu bir nokta.
Ve bu insani ruh artık insanın fiziksel olarak oluşumunun üstünde bütün nefsani ve hayvani kayıtlardan kurtulup, bu kayıtlardan kurtulup artık o kimse latif bir noktaya gelmesi ve artık o hani Cenab-ı Hakk'ın insanı yaratmada kullanmış olduğu tabirle, o hani ruhumdan üfledim dediği, o ruhun bütün kayıtlardan kurtulup tabiri caizse kemal derecesine ulaşması.
Ve çünkü o ruh, hani Cenab-ı Hakk'ın kendi ruhumdan üfledim dediği, o latif ruh, o kemale ermede, kemale götürmede en büyük mekanizma. Ve artık o kemale erdiyse, Hz. Pir'in dediği gibi artık o hoşluğun kendisi oldu. Şimdi önceden o kimse hoş olmak için uğraş veriyordu.
Hoş olmak için, iyi insan olmak için, insani ruh mekanizmasını tam anlamıyla çalıştırmak için, nefsiyle, hayvaniyetiyle mücadele ediyordu. Bu mücadelenin sonunda, bu seyri sülukun sonunda artık o hoşluya erişmedi. O artık hoşluğun kendisi oldu. Bakın, hoşluğun kendisi oldu. O yüzden, hoşluğun kendisi olduğu için, hoş olmayanı hoş hale getirmeye başladı. Çünkü, hoş olmayan bir kimse, etrafını hoş hale getiremez. Eğer bir kimse hoşluğun kendisi olduysa, etrafını hoş hale getirir. Yani, bir kimse kemale erdiyse, etrafını kemale erdirme noktasında nasihat eder, konuşur, söyler. Bu noktada onlara manevi bir mekanizma oluşturup, o manevi mekanizma içerisinde onlara belli bir terbiye, belli bir ahlaki sistem, belli bir inanç sistemi oluşturmaya başlar.
O mekanizmaya tabi olan kimseler, artık orada hoşluğu bulmaya başlar. Ve manevi olarak, hani derler ya, işte gittim sohbete oturdum, tat aldım. Veya ben zikrullah'a gittim, çok hoşuma gitti, oradan bir tat aldım, hoşlandım. Bu, onun o insani ruh mekanizmasının galip gelmesinden kaynaklanıyor. Öbürki de geliyor, diyor ki, ya bu zamanda böyle bir şey mi olur, bunlar sapık, teki. Çıkıp gidiyor, veyahut da bakıyor, ya böyle bir din mi olur ya diyor, bunlar, bunlarınki din min değil diyor. Kendisi küfre gidiyor, farkında değil. Neden? O çünkü hoş olmayı aramıyor. Onda nefsani ve hayvani mekanizma çalışıyor. Nefsani ve hayvani mekanizma çalışınca, o insanı kamilden uzak durur. O insanı kamilden nefret eder.
O insanı kamili görmek dahi istemez. Çünkü, onda nefsaniyet ağır basıyor. Nasıl Ebu Cehil, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni gördü, ne kadar çirkinsin dedi ona. Halbik onun yeğeniydi. Öz yeğeniydi. Öz yeğeni olmasına rağmen, ona ne kadar çirkinsin dedi. Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh Hazretleri, ondan sonra geldi, dedi ki ya Resulallah ne kadar güzelsin. Sana baktıkça dayamıyorum, baktıkça bakasım geliyor dedi. Aynı o da dedi ki, ona da dedi haklısın, ona da dedi haklısın. Dediler ki ya Resulallah nasıl oluyor? Ebu Cehil geldi, haklısın dedi. Hazreti Ebu Bekir geldi, çok güzel dedi, haklısın dedi. Evet, ikisi de haklıydı. Çünkü öbür gün vahşileşmiş canavardı. Hazreti Muhammed Mustafa aynaydı ona.
O vahşileşmiş canavar olarak kendini o aynada gördü. Çünkü mürşidi kamiller, peygamberler insanların aynası hükmündedir. Aynası. Ona bakınca sen kendini görürsün. Mümin, müminin aynasıdır dedi Cenab-ı Hak. Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin aynasıdır. Mümin karşıya bakar, kendisini görür çünkü. Kafir de karşıya bakar, mümine bakar, kendisini görür. Dolandırıcı bakar, dolandırıcı kendisini görür. Bırak ya bunların hepsi sahtekar. Kendisi sahtekar çünkü. Bırak ya bunların hepsi de dolandırıcı. Kendisi dolandırıcı. Bırak ya bunlar kendilerine saltanat kurmuş. Kendisi saltanat kurmuş çünkü. Veya kendisi saltanat kurmak istiyor.
Tanıdın mı, gördün mü, bildin mi, gittin görüştün mü, gittin konuştun mu, ekmeğini mi yedin, suyunu mu içtin, yanına gittin oturdun mu? Hayır. Ama ne dedin? Çöpe attın onu. Aynı Ebu Cehil gibisin. Ne kadar çirkinsin ey Muhammed dedi. O da doğru söylüyorsun dedi. Öbürkü de dedi ki ne kadar güzelsin, ona da doğru söylüyorsun dedi. Neden? O kemalata erdi. Kemalata eren kimse karşıdakına baktı. Kendisini gördü. Kafir kafiri sevdi. Münafık münafığı sevdi. Mümin mümini sevdi. Derviş dervişi sevdi. Sufi sufiyi sevdi. Sufi sufiyi sevdi. Aşık aşığı sevdi. Aşık aşığı sevdi. Dünyayı seven dünyayı seveni sevdi. Hovarda adam hovarda adamı sevdi.
Her gece bir kadınla gidecek. Barcı adam barcıyı sevdi. Her gece bara gidecek çünkü. Ona bara gidecek insan lazım. Meyaneci adam meyaneciyi sevdi. Her gece meyaneye gidecek birisi lazım. Eğer bir de adam böyle yancıysa, ulan kim götürecek adama beni meyaneye ya bugün? Yani o yancı çünkü. Gidecek orada iki duble içecek. Satıyor kendini iki dubleye. Örnek. Herkes kendince birisini sevdi. Herkes kendince birini gördü. onu dost edindi kendine. Allah bizi affetsin. İşte insani ruh galebe çaldıysa onlar bir yerde toplandı. Onlar bir yerde toplandı. Herkes bir yerde toplanıyor.
Hani hacı hacıyı Mekke'de buluyor. Derviş dervişi tekkede buluyor. Hani derler ya, derviş dervişi tekkede bulur. Deli deliyi dakkada bulur derler. Dakkada bulur onu o. E derviş dervişi tekkede bulur. Derviş bakar böyle, şehrin içerisinde bir tane derviş varsa, onun yanına gider bulursun. Manevi gözün açıksa. Bir tane vardır, o bir taneyi bulursun sen. Sünnettir mesela bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir beldeye girmezden önce orada bir şey verir. Mola verir. O beldeye bakar. Mesela beldede ezan okunuyorsa, ernin o tarafa doğru, hani savaşa çıktılarsa gazaya, o tarafa doğru gitmezler.
Ben de oldum olası bir hal vardır. Allah affetsin. Kendimi ortaya koymak için söylemiyorum. Yeni bir yere gideyim, oranı yüksek bir yerinden tutar, oraya doğru bir okurum ben. makamlara bağışlarım. Ha derim ki bana burası hayırlısıysa nasip eyle yarabbi diye. Başım maşım ağrımazsa, bir rahatsızlık duymazsam, iyi tamam burası uygun. Bazen öyle yer olur, başım ağrır benim, çatlayacak gibi, zonklayacak gibi olur. Uzaklaşınca hemen geçiyor. Aa tamam diyorum, buraya gidilmeyecek. Enteresan bir şey, evet. Bazen öyle yerler vardır, oraya giren insan, manevi hastalığa düçar olur. Bilemezsin. Sen onu böyle anlayacak noktada değilsen, oradan manevi hastalık alır gidersin.
Nasıl zahiri hastalıklar var, karantinaya alınıyor ya, öyle manevi hastalıklı olan yerler de vardır. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bir vadiden geçerken, çabuk olun diyor. Bu vadiden hızla geçin. Bu vadide daha önce bir sıkıntılı bir hal olmuş. Mesela kafir cinlilerin odaklandığı yerler vardır. Şeytanların odaklandığı yerler vardır. Şeytan odaklanır. Mesela deniz kenarları. Şimdi herkes gider bir yazlık alır orada, ne bileyim işte deniz kenarında bir villa alır. O sadi şerifte der ki, şeytan otağını denize kurar. Her sabah olduğunda, ilk önce deniz kenarlarını vurur şeytan. Evlatlarıyla, çocuklarıyla, avanesiyle. Bakın, en çok bozulan yerler deniz kenarlarıdır.
İnsanların en gevşek olduğu yerleri deniz kenarlarıdır. Din ve diyanet deniz kenarlarında daha gevşektir. Daha gevşektir. İçinden muhakkak iyi insanlar çıkar, doğru insanlar çıkar ama deniz kenarlarıdır. Hadis şerifte de der ki, siz deniz kenarlarını yurt edinmeyin, işte ilk su baskınları olacak olan yer orasıdır. Siz ovaları yurt edinmeyin, depremde ilk yıkılacak olan yerler orasıdır der. Kıyamete yakın. Şimdi, insani ruha galip olanlar, insani ruh olarak galip olanlar da, bir yerde toplanıyorlar. Sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile, o tat bazen senden gidiverir. Bu mümkündür. Başka soda getirmeyin.
Şeker yersiniz, öyle değil mi? Şimdi az önce işte lokma yapıyorlar. Lokmanın bir tatlısı var. Bizimki tatlı denmez. Yani şuruba bandırıp çıkarıyoruz. Öyle oluyor değil mi? Kim var? Lokmaca gelmedim daha burada lokmacada. Şekere bandırılıp çıkarılıyor. Ama bir tat var değil mi üstünde? Mesela o kimse o esnada o lokmayı yiyince, bir tat alıyor değil mi? Şeker tat alıyor. Veyahut da bal yiyorsunuz, bir şeker tadı alıyorsunuz. Veyahut da biz şimdi burada bir şeker dağıtsak, bir şeker tadı alacak. Veyahut da işte, bir baklava yiysek, matbaanın baklavasından bir tat alacağız. Öyle değil mi? Yani, bir şeker tadı alacağız. Matbaanın da reklamını yapayım şimdi, güzel baklava yapıyorlar.
Şimdi o şeker tadını alacağız. Şimdi böyle bir, hani sen şeker yesen, tatlı bir hale gelirsin. Ama o tat senden gider. O tatlıyı yedin, tatlının nefasiyetine, ağırlığına göre, işte yedikten sonra, bir müddet sonra gitti. Öyle değil mi? Kalıcı bir tat yok onda. Yani o esnada yedin, gitti, bitti. Yani, insanlarda da, böyledir. Bazen manevi ruh, o kimse de kemale ermemiş. Bazen manevi ruh, onda galebe çalar. Galebe çalınca da, o kimse bir tat alır. Hani, gelir zikrullaha, bunu böyle, Allah affetsin, den, sufilik yolunda, hep gördük bunu.
Allah'ım ne güzel zikrullah yapıyor. Harika. çok hoşuma gitti, çok güzel, harika. bir daha derse gelmiyor adam. ama anlatıyor, güzel anlatıyor. Gittim, zikrullahlarına katıldım, çok hoştu, çok güzeldi. Veyahut da geldim, sohbete katıldım, çok güzeldi, çok hoştu. Harika. Bu ne? Arkası gelmiyor ama bunun. Arkası gelmeyince, işte o, böyle bir şeker, dudağına bulaştı, tat aldı, ama onu devam ettiremedi. Bunu böyle, hani, çavuş, zakir arkadaşlar, birisine yolu, dersi, sufiliği anlatan arkadaşlar, daha iyi anlarlar. Hani birisini yalvar, yakar, getirir derse, o derste de birisi böyle, bir çıkıntılık yapmasın diye, bir de dua eder kendi kendine.
Hatta korur onu. Kimle görüştürmeyeyim? ha bu filanca, ağzının vavu yok, lafını bilmez, ondan uzak tutayım, fişmanca, ulan olur olmaz her şeye laf söyler, bunu geri tutayım, ben yaşarım bunları, yaşadıklarımı anlatıyorum ben. Ulan öbürki şimdi böyle dangadak, böyle sanki 40 yıllık dervişmiş gibi, senin getirdiğin insan, bu işler böyle olmaz, hal görmek lazım öbürki sorar, abi hal ne ya? Ulan sana mı sorduk, bu işlerin nasıl olacağını? bir de onu korur, kollar o kimse, mecbur. Öbürkü de bakar şimdi, böyle görüyor musun? Kimseyle görüştürmüyor getirdiklerini. Kendine derviş topluyor. Sen bir tane getir, sen de kimseyle görüştürme. O derdi dertle, yani birisi senin getirdiğine, ayağını bassın onun, kırsın onu incitsin, sen bir saçını başını yol, onu kırıp incitenin boğazını sıkmak iste.
ama boğazını sık ama, bir onu yaşa. Ama onun öyle bir derdi yok ki, o gelecek eski derviş ya, oraya kaykılacak, oturacak, her şeyi o bilecek. Her şeyi o bilir. Şeyhten fazla şeyhtir o. Şeyhten fazla şeyhtir. Şeyhin istemediğini o ister, şeyhin yaptırmadığını o yaptırır, şeyhin söylemediğini o söyler. tabii canım o biliyor her şeyi. Ömrümce ne çektiysem, bu bilenlerden çektim. Dervişlik hayatımda ne çektiysem, bilenlerden çektim. Şeyhten fazla şeyh, zakirden fazla zakir, çavuştan fazla çavuş, çok biliyor. Her şeyi biliyor. Her şeyi biliyor. Onu bazen hani böyle zaman zaman, şeyh efendinin üzerinden anlatıyorum onu.
hani zannediyorlar herkes, bu şeyh efendinin zamanında olmuş, yani Abdullah efendinin zamanında değil, bu her zaman var. Onun, onun bilgisi şeyhten de fazla. Tabii şimdi de var ya, yani internetten iki ayet okuyor, oho seni topa tutuyor. İki hadis okuyor, oradan seni topa tutuyor. Ya sen hiçbir şey bilmiyorsun, o biliyor her şeyi. Öyle şimdi. Herkes de öyle oldu yani. çocuklar babadan fazla biliyor, anneden fazla biliyor. E o hale geldi. Ha tabii ya, babası ne ki ya Allah Allah, kafası mı çalışıyor? Annesi ne ki, kafası mı çalışıyor ya? Veya kadınlar şimdi, kocaları kim ki ya? Kafaları mı çalışıyor?
Ne tabi olacağım ki? O da erkek, o da erkek, hiç önemli değil. Evde iki tane erkek var. Dövüşsün sabahtan akşama kadar. Tabii. Veya çocuklar kral olmuş. Hadis-i şerif var ya, ahir zamanla alakalı. Diyor ki, ebeveynler, kendi kral ve kraliçelerini doğurduğunda, çok özür dilerim, tarif böyle çünkü, dağdaki baldırı çıplak çobanlar, şehirlerde yüksek yüksek binalar kurup, bunlarla övündüğünde, kıyameti bekleyin diyor.
Şimdi bu, ebeveynler, kendi kral ve kraliçelerini doğurdu. Gördük bunu. Bunu okuduğumda, yeni derviş olduydum, bu hadis-i şerif okuduğumda, İmam-ı Gazali diyor ki, bu benden 300 yıl önce, 500 yıl önce görüldü. Gazali'nin kıyamet helametleri. Yeni daha Müslüman olduğumda, okuduğum kitaplardan birisi, sabahları güneş doğudan, pardon, batıdan doğacak diye bekliyorum. hani güneş doğacak mı, doğmayacak mı, doğarsa batıdan mı doğacak? Bunu bekliyordum ben, evet. Ciddi ciddi ben bunu bekliyordum. Kiracı vardı, çıkardım kiracıyı, işte oraya dergah gibi yaptım evi, büyüttüm, mutfağı falan dışarı çıkardım, bir merdiven dayıyordum, arkasına beton döktüydüm onun.
her sabah dersi, kendi kendime orada zikir yapıyordum. O zaman dersim filan yoktu. Her sabah, sabah namazını camide kılıp, hızla geliyorum, merdivenle üstüne çıkıyorum, merdiveni de yukarı çekiyorum. Kimse çıkmasın, hani annem var, bir de kız kardeşim Ayşe var. Kız kardeşim evliydi ama gidip geliyordu boyuna işte. Problem yaşanıyordu. Çekiyordum yukarı, orada Allah'ı zikrediyordum. Tevhide devam, La ilahe illallah. Ve sabah namazından sonra bekliyordum, nereden doğacak diye. Çünkü bütün kıyamet alametleri görülmüş. Güneşin batıdan doğmasını bekliyorum. Sonra ders alınca, bakış açım biraz daha değişti. Allah bizi affetsin. İşte o insanlar, böyle geçici şeker yemek gibi, tatlıcı dükkanına gitti, tatlıyı yedi, çok hoş.
Ama sonra tadı gitti. O geçici oldu. Veya manevi haller yaşadı o kimse. O manevi haller onda ne oldu? Geçici oldu. Yani o gitti, derviş oldu ama, işte bir zikrullahta Geylan Hazretleri'ni gördü, öbür zikrullahta, her diğer karanlık var ya, onu söylüyor. Ondan sonra görsem Allah, görsem Allah. Gitti, kaybettin. Kalmadı. E sebep, sebebi sensin. Hani bunun sahabedeki ölçüsü, hani meşhur Hanzala var ya, hani Hazreti Ebu Bekir Efendimizle karşılaşıyor, diyor Hanzala nasılsın? Hanzala münafık oldu diyor. Ne oldu diyor. Diyor ki, ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin huzuruna girdiğimde, bana diyor, cenneti ve cehennemi anlatırken, cennet ve cehennemi gözümün önünde diyor, görüyorum.
Ama diyor, sohbetten dışarı çıkınca, onun huzurundan çıkınca, diyor ki, dünya beni yine, galebe çalıyor. Ben yine eski halime dönüyorum. Deyince, diyor ki, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, aynı şey bende de oluyor diyor. Haydi gidelim, Hazreti Peygamber'e soralım. E, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, dosta dost olmuş. Çat kapı geliyor. Çat kapı geliyorlar. Diyorlar ki, Ya Resulallah, bizim ikimizde de böyle bir hal var. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin cevabı muhteşem. Diyor ya, Allah'a yemin ederim ki, bakın, Allah'a yemin ederim ki, diyor, devamlı, benim yanımda durduğunuz gibi, halinizi korusanız, ben yani, bunu böyle kelime kelime şimdi söyleyemeyeceğim.
Yani, benim yanımdaki halinizi korusanız, diyor, benim yanımdaki halinizi korusanız, valla diyor, oturduğunuz yol, şeyde oturduğunuz yolda, yürüdüğünüz yolda, hatta diyor, yatağınıza yatarken dahi, yatağınıza yattığınızda dahi diyor, ondan sonra, melekler sizinle musafaha ederdi, sarmaşırlardı sizinle. Sizinle sarmaşırlardı. Hanzala'ya diyor ki, ama diyor, hani insan, bazen öyle olur, bazen de böyle olur. Veyahut da, hangisinde, o rivayete öyle şimdi, tam söyleyemeyeceğim, çok özür dilerim, hakkınızı helal edin. Bir rivayette diyor ki, hani bir saat öyle olur, bir saat böyle olur. Bu manada söylüyor. Şimdi, işte o geçici, manevi haller, insan o hali koruyamıyor.
Veya zikrullah halakasındaki hali koruyamıyor. Veyahut da namazdaki halini koruyamıyor. Veya işte ne bileyim, dünyevi hayat yaşarken, o manevi halini koruyamıyor. Koruyamayınca, kah öyle oluyor, kah böyle oluyor. çünkü, o kimsede, o manevi hal, kalıcı değil. Yani, henüz daha şeker olmadı. O tatlanıyor, ama velakin, o tatlandı, gelip geçici tat olmuş oluyor. Kalıcı olmuyor. Kalıcı olmuş olsa, onda oturacak, yerleşecek. Rabbim bizi kalıcı olanlardan eylesin. Amin. Hazreti Pir devam ediyor. Fakat fazla vefakarlık sebebiyle, tamamen şeker olursan, buna imkan yoktur.
Nasıl olur da, şekerden tat ayrılır, imkanı var mı? yani, şeker yiyenlerin, şeker lezzetleri geldi gitti. Ve, ondaki bu manevi tecelliyeler, kalıcı olmadı. Yani, çünkü, tamamen şeker olmuş olsan, sende kalıcı olacaktı. Ama, tamamen şeker olmadığından dolayı, sende kalıcı olmadı. Hazreti Pir diyor ki, nasıl olur da, şekerden tat ayrılır, imkanı var mı? Yani, bu tecelliyatlar, sende devamiyet arz etmedi. Eğer sen, tam şeker olmuş olsaydın, şeker, tattan ayrılmazdı. Yani, sen, kemale ermiş olsaydın, senden, hoşluk ayrılmazdı. Sen, kemale ermiş olsaydın, hangi sıkıntı, hangi dert, hangi gam, hangi keder, hangi varlık, hangi yokluk, seni yoldan edecek, seni yoldan edecek.
Ne kadar engel çıkarsa, çıksın, sen, etrafına hoşluk vermeye, sen etrafına tat vermeye, devam ederdin. Senin başında, ne kadar çorap örülürse ölsün, sen ne kadar sıkıntının içerisinde olursan, ol, o, sen şekersen, o tat senden ayrılmayacaktı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin başına bir sürü musibet geliyordu, ama o etrafına, hep, kemalat noktasında nasihat edip, dinin yaşanması ve yaşatılması için, mücadeleye devam edip, insanlara hoşluk dağıtıyordu.
aynı şey, eğer sen, şeker, bu manada, şeker yalayan değil de, şeker olduysan, senden herkes tatlı, tatlı, tatlanacak, herkes senden hoşluk bulacak. Ha kafir bakacak, ona şekerli gelmeyeceksin, tatlı gelmeyeceksin, ona acı geleceksin, mümin sana bakacak, sen ona tatlı geleceksin. Eğer dervişlik yolunda yürüyorsan, dervişlere tatlı geleceksin, ama dervişlik yolunda yürümüyorsan, sen insanlara acı geleceksin. Hatta senin anlattığın din, insanların nefsine ağır gelecek. Sen haram işlemeyin, sen zikrullaha gidin, ders yapın, dersinizi ihmal etmeyin, dedikçe, onlara ağır gelecek. Veyahut da harama gitmemek, yanlışa gitmemek, eksikliğe gitmemek, senin hayvani nefsini, senin nefsani ruhunu patlatacak.
Diyecek ki, yapma, etme dedikçe, o çatlayacak. O çünkü gitmek isteyecek. Diyecek ki, ben bu dünyaya bir daha mı geldim, o gidecek heva ve hevesini ilah edinecek. Gidecek rüşvet diyecek. Gidecek rüşvet diyecek çünkü, oradan onun işte, üstadı şeyhi diyecek ki, rüşvet yeme, o rüşvet yiyecek. Ona diyecek ki, üstadı haram yeme, o haram yiyecek. Ona üstadı diyecek ki, haramlardan uzak dur, o haramın içinde duracak. Ona üstadı diyecek ki, yanındakini incitme, kırma, üzme, etrafını harama yönlendirme, ona acı gelecek o. Veyahut da işte, öbürki, heva ve hevesini ilah edinmiş, heva ve hevesini ilah edinmiş bir kimseyi, o da kendisine ilah edinecek. Bakın, dikkat edin.
Heva ve hevesini ilah edinmiş kimseyi, o kimse gidecek, ilah edinecek onu. Çünkü, o nefsani ruhuna tatlı geldi. Onun nefsaniyetine tatlı geldi. Onun hayvaniyetine tatlı geldi çünkü. O normalde diken yemek istiyor. O bu manada, hani Hazreti Ömer diyordu ya, biz helvadan putlar yapar, karnımıza çıkınca onu yiyorduk. Geçmiş müşrik, helvadan put ediyordu, onu yiyordu. Bugünün müşriği öyle değil. Bugünün müşriği, fikirsel olarak da, eylemsel olarak da, geçmiş müşriklerden daha şedid. Daha şedid. Bugün kafirlerin bir düzeni yok, bir sistemi yok. Dünün kafiri, haram aylarda savaşmıyordu.
Bugünün kafiri, haram ayda tanımıyor. Bakın, İsrail Yahudisi, bir seneye dolduracak neredeyse, ne çocuk diyor, ne kadın diyor. tecavüz edilebilecek yaştaysa, yani beş yaşından, dört yaşından yukarıdaysa, hunharca ve haince ve zalimce, tecavüz edip öldürüyorlar. Tecavüz edip öldürüyorlar. öldürüyorlar. Çünkü, kendilerince, kendilerince, Yahudiler üstün ırk, diğer ırkların hepsi de onlara köle olarak verilmiş. O yüzden çok rahat öldürüyorlar. Çok rahat bir şekilde öldürüyorlar. Çok rahat bir şekilde tecavüz ediyorlar. Çok rahat bir şekilde, tecavüz ederken öldürüyorlar.
Böyle bir hunharlık olamaz. Bunlar sonra sonra açıklanacak. Bunu yapanlar, çünkü akli dengelerini bozacaklar, akli dengelerini bozaraktan, nasıl vahşilik yaptıklarını, kendileri anlatacaklar. Kendileri anlatacaklar. tecavüz ederken, boşaldığı anda vuruyor, öldürüyor. Böyle vahşilik var. Hayvandan öte. Hayvandan öte. Hayvandan öte bunlar. Bunları açıklayamıyorlar şu anda.
Bunları açıklayabilecekleri basın yayında yok zaten dünya üzerinde. Bunlar küçücük kız çocuklarını, erkek çocuklarını tecavüz ettikleri anda, tam o esnada öldürüyorlar. Evet. Böyle bir vahşilik, görülemez de duyulamaz da. Ve bunları örtüyorlar, saklıyorlar. Dünya üzerinde bu fakir bunu ilk defa açıklıyor. İçiniz dayanmaz. Kapatır örtersiniz kendinizi. Hayattan kesilirsiniz. Normal bir insanın psikolojisi kaldırmaz. Kaldırmaz psikolojisi. Anlatsam psikolojileri bozulur mu diye günlerce düşündüm. Anlattığım topluluğun psikolojisi bozulur mu diye günlerce düşündüm.
Günlerce düşündüm. Bunlar artık hayvanı geçmiş vaziyette. Ve İslam dünyası bunu seyrediyor. Belki de hani gizli servisler bunu biliyorlardır. Biliyorlardır bunu. Bunu bilmemeleri mümkün değil. CIA biliyordur. Büyük bir ihtimalle Türk istihbaratı da biliyordur. Avrupa istihbaratları da biliyordur. Çünkü hepsinin elemanları var orada. Hepsinin de elemanları var. Filistin'de bütün dünya devletlerinin istihbaratları var. Hepsinin elemanları var orada. Ve hepsi de tek vücut halinde. Hepsi de İsrail'e çalışıyor.
Hepsi de İsrail'e çalışıyor. Tek vücut halinde. Kimisi gazeteci kimliğiyle, kimisi doktor, kimisi hemşire, kimisi hasta bakıcı, kimisi uluslararası yardımcı falan böyleler. Yani uluslararası yardım kuruluşu gibi görünüyor. İstihbarat hepsi de. Ve hepsi de bütün Filistin'i fotoğraflıyorlar. İnsanları fotoğraflıyorlar. Kameralar alıyorlar. Ve hepsini de, bu gavurlar öyle bir şey ki, hatta İslam ülkelerinin istihbaratları var. Onlar da Filistin'e, şeye çalışıyor. Ne o? İsrail'e çalışıyor. Yani normalde İslam'i, işte örnekliyorum, X bir Mısır, Ürdün, isim de söyleyeyim artık. Bizdenmiş gibi görünenler.
Onların istihbaratları da İsrail'e çalışıyor. Ve biliyorlar bu yaşananları. Mesela işte bir kız çocuğu 7 yaşında, 8 yaşında annesinin önünde tecavüz ediyorlar. Tam boşaldığı aslada mermiyi sıkıyor ensesinden. kadına onu gösteriyor. Kadın gidiyor onu anlatıyor ya bir yerde, böyle böyle yaptılar diye. O gece o kadını da öldürüyorlar. İstihbarat veriyor resmini. O gece o kadını da öldürüyorlar. Bu hayvanilikten öte artık. Yani o ruhtan bahsediyoruz. Öyle değil mi? Hani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh diyoruz ya. Cenab-ı Hak diyor ya, hayvandan daha aşağı olur diye. Bakın hayvani ruhtan aşağısı var.
Daha aşağılar. Allah bizi affetsin. Bu fazla vefakarlıya girecektik. Konu başka bir yere gitti. Hakkınızı helal edin. Sizi üzmek istemezdim ama artık geceler yaşanmaz hale geldi. Ölümü istemeyeniz demiş. İstemiyoruz o yüzden ama dünya farklı bir nokta. Ve insanın en büyük harap eden şey çaresizliğidir. Bir şey bilip, elinden bir şey gelmemesi, bir şey bilip, görüp müdahale edememek, bir şey yapamamak. Bu insanı çökertiyor.
Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine İbn-i Mesud'a olması lazım. Ara sıra ona Kur'an-ı Kerim okutuyor. Diyor ki, hani Kur'an sana indirilmedi mi ya Resulallah? O da diyor ki, bana başkasının okuması benim hoşuma gidiyor. E biz geçmiş ümmetlere şahit gönderdiğimiz gibi, hani peygamberler de seni de şahit gönderdik diyor Ayet-i Kereme'de.
Ona diyor ki, dur yeter. Başlıyor ağlamaya. Seni de şahit gönderdik diye. Başka bir seferinde de yine böyle Hud suresi, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol denilince, o zaman da ağlamaya başlıyor. E dünya böyle herhalde bazıları için yaşamak zor dünyada. Hadis-i Şerif insanı kurtarıyor.
Hadis-i Şerif'te ölümü istemeyiniz. Siz Allah'tan hayırlı ömür isteyiniz. Allah'tan hayırlı ömür cümlemize inşallah. Ama gerçekten zor bu süreçten geçiyor insanlık. Rabbim nasıl kurtaracaksa bizleri, ümmet-i Muhammed'i nasıl kurtaracaksa, öyle kurtarsın inşallah. Benim bu konuda zahiri aklım durmuş vaziyette. Yani öyle mi olacak, böyle mi olacak, şöyle mi olacak deyin. Rabbim tez zamanda ümmet-i Muhammed'i kurtarsın. Hangisi kolay ve hızlıysa öyle kurtarsın inşallah. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helal olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.