Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 6 Temmuz 2024 · 1:07:27
Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâr-ı Zikr-ı Fâlemennâhû, La-i-lâhû, Muhammeden Resûlullah, Cemiyenel-Niyâhi vel-murselin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammedin, hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, cihad eden, batılı batıl bilip, batıla karşı mücadele eden kullarından eylesin,
Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'i korusun, muhafaza eylesin, katından cümlemizi affeylesin, bereketlendirsin, nimetlendirsin, hidayet versin, Nerede bir Müslümana zulmediliyorsa, Cenab-ı Hak o zulmedenlerden, o zalimlerden, o Müslümanların intikamını alsın, bu pis, katil, siyonist İsrail'i yıksın devirsin, Yerle yeksan eylesin, Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin, Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'i, bütün dünyayı kelime-i tevhidin götürmeyi nasip eylesin, Amin Ecmain Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
1971. beytteyiz. Ne şaşılacak şey, cihana sığmayan Ademoğlu, gizlice bir dikenin başında dolaşıp durmakta. Ademoğlu cihana sığmaz, insan cihana sığmaz, sufi cihana sığmaz gibi, yani normalde genel olarak baktığımızda, Ademoğlu cihana sığmaz, yani dünyaya sığmaz veyahut da varlığa tamamiyetle, varlığı da içine alsak, varlığa sığmaz.
Bunu genelde, evet bu böyle Ademoğlu şeklinde söylenir. Sufiler de kendilerince, kendi lisanlarınca bir sufi bir cihana sığmaz derler. Aslında bu bir cihana sığmaz deyince, bu maddi bir olarak, mesele olarak görmemek lazım. Yani bunu böyle fiziki olarak görürsek, doğru noktada durmayız. Yani ne olacak ki bizim cürmümüz ne? Ama insanoğlu, asıl insan bu manada manen, manevi olarak meseleye baktığımızda, onun ruhsal derinliği, ruhsal yüksekliği, ruhsal genişliği, işin metafizik boyutuna gittiğimizde, bugünkü modern dille konuşalım, metafizik diyelim, aslında manevi olarak meseleye baktığımızda, baktığımızda, evet insanoğlu kapasitesi bu manada ölçülemeyecek.
Hani ölçmeye kalkarsak son nokta neydi? Hz. Muhammed Mustafa'nın miracıydı. Bu normalde bir insanın tırnak içerisinde, insanın ulaşabileceği ve ondan sonrasına da, ne aklın, ne kalbin, ne ruhun, iştihat edemeyeceği bir nokta, mirac. Biz mirac'da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nasıl bir manevi hal yaşadı, ne oldu, ne gitti, bizim ve bununla alakalı elimizde bir bilgi yok, Miraç'la alakalı var ama sadece bir bilgi niteliğinde.
Bu fakirin kendince düşüncesi, o miraçtaki urucun veya miracın bittiğine inananlardan değilim. Yani o miraç bitmedi. O manevi yükseliş, devam ettiği kanısındayım. Şimdi meseleye bu gözle baktığımızda, o zaman Ademoğlu cihana sığmaz derken Hz. Pir, bunu bir mürşidi kamil veyahut da bir peygamber noktasında bakıldığında, evet bu cihana sığmaz.
Bu tabii işin içerisine muhakkak ki sufilik gözüyle bakmamız lazım. Sufilik gözüyle baktığımızda, bu normalde insanın tabiri caizse manevi boyutuna sınır koymayan, manevi boyutuna bir ölçü koymayan bir tabir. Çünkü Ademoğlu cihana sığmaz dediğimizde, insanın Allah'la olan bağlantısını, içsel dünyasını, ruhsal derinliğini, genişliğini, yüksekliğini ölçebilmek, anlatmak mümkün değil.
Bunun tabii ruhun kendince, kendi dereceleri veyahut da ruhun kendi seyir-i sülukuyla alakalı mertebelerine baktığımızda, bu mertebelerin neticesinde insanoğlunu belli bir kategorize etme, belli bir ölçü koyma manevi olarak biraz zor. Belki de derecelendirmek mümkün, derecelenebilir. Nasıl bazı peygamberler, bazı peygamberlerden üstün? Normalde mesela biz veliliğe kadar derecelendiririz. Velilikten sonra nebilik gelir, nebilikten sonra işte Resullük gelir. Resulden sonra normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin makamı gelir. Bunları böyle derecelendirdiğimizde, bu kendi bildiğimiz kadar veyahut da idrak edebildiğimiz kadar derecelendiririz.
O yüzden normalde Ademoğlu cihana sığmaz sözü, Hz. Peyer'in, öbür beytlerin, söyleyecek olduğu beytlerin özü gibi. Bu böyle meselenin ehemmiyetine vakıf olmayan bir kimse için söylenmiş bir söz ama meselenin ehemmiyetine vakıf olma yolunda bir kimse için çok derinlemesine bir söz. Bunun altından kalkılacak bir söz değil. Allah bizi affetsin. Bu resmen hani ben öyle tanımlıyım. Allah beni affetsin. Burada bir sınırsızlık var çünkü. Burada o sınırsızlık derken hani peygamberlerin üstünde değil. Haşa Allah muhafaza eylesin. Ama Ademoğlunun manevi derinliği veya manevi yüksekliğini ölçebilecek bir derece yok. Ve insan buralara ulaşabilir mi?
El cevap ulaşabilir. Ulaşanlar olmuş. Mustafa yani peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için söylüyor. Bir hemdem elde etmek için geldi. Kellimini ya Hümeyra dedi. Hemdem, Farisice bir kelime. Farisiceden bize geçmiş. Birlikte zaman geçirilen dost, arkadaş, haldeş, dildeş. Normalde hemdem denilince arkadaşı, dostu, dildeşi, haldeşi bütün hepsini içine alıyor. Bizim dilimizde genelde dost diyoruz ya, bu mesela arkadaştan daha derin, dost. Bu normalde bizim dilimize dost olarak geçmiş.
Ama hani Farisice de baktığımızda daha geniş, muhtevalı bir nokta. Dost dediğimizde de aynı. İşte normalde konuşmak kelime de iki kişinin anlaşabilmesi. Biz insanız ya, hani insanla alakalı eskiler nefsi natıka, yani konuşan bir varlık olarak nitelendirmişler. Ben ona katılmıyorum. Yani bizi hayvandan ayıran sadece konuşmak değil yani. İnsanı tanımlamaya kalktığımızda, bunu fiziksel olarak değil, manevi olarak tanımlamaya kalktığımızda, yani konuşma yetisi insanı anlatabilecek kelime değil. Yani konuşmayla insanı tanımlamaya kalkmak, insanı tanımamak.
İnsanı tanıyan bir kimse sadece konuşmakla insanı tanımlayamaz. İnsan, haşa, Allah hariç, Allah'tan sonra en mükemmel varlığın birisi, varlık. Allah'ın yarattığı en mükemmel varlık. Hani insanı, Cenab-ı Hak Ahsen-i Takvim üzerine yarattım diyor ya, Ahsen-i Takvim en mükemmel, her şeyiyle mükemmel, yaratılmış bir varlık.
Ve biz onu sadece konuşmakla nitelendirirsek, Cenab-ı Hak'ın hani fiziken Adem'i yarattıktan sonra ruhumdan üfledim. Bu ayeti kerimesini koyabilecek bir yer yok. Öyle olunca insan, Cenab-ı Hak'ın ruhumdan üfledim dediği bir varlık. Başka bir varlık yok, ruhumdan üfledim dediği. Melekler yok, diğer canlı varlıklar var. Bize bütün her şey canlı da ama insan değil, melek de değil. Örneğin cinli taifesi var, şeytan taifesi var. Veyahut da semanın değişik katmanlarında yaşayan varlıklar var. Cenab-ı Hak hiçbir varlığa ruhumdan üfledim dememiş.
İnsan için diyor ki ruhumdan üfledim. Öyle denilince insanı sadece konuşan bir varlık olarak tanımlamak eksik, yetmez buna. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hani Adem cihana sığmaz o manevi derinliklerden, o manevi tecelliyatlardan bir an için kurtulmak demeyelim de biz bunu. E bir vazifesi var, peygamberlik vazifesi var, ağır bir vazife, o vazifeyi hakkıyla yapabilmesi için o manevi tecelliyatlardan bir an için çıkması gerekiyor ki, Çıkaraktan din tebliği gibi, Allah'ı tanıtmak, Allah'ı bildirmek, Allah'ı anlatmak gibi yüce bir vazifesi var.
O yüce vazifesini hakkıyla yerine getirebilmesi için o manevi tecelliyatların bir an için dışına çıkması lazım. Öyle olunca, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ayşe annemize, benimle konuş ey Hümeyra diyor. Benimle konuş, yani benimle konuş ki, ben bu manevi tecelliyatlardan bir an olsun sıyrılayım. Bunlardan çıkayım ki, benim peygamberlik vazifesi gibi ulvi bir vazifem var. O vazifeyi yerine getirmem lazım diyerekten, o Hümeyra biliyorsunuz, böyle pembeye çalan renk, hani tabiri caizse Türkçedeki karşılığı elman yanaklı gibi, veyahut da pembemsi bir cilde sahip, Hz. Ayşe annemiz.
Yani şimdi farklı bir cenaha gidecek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cildi, Arap değil, esmer değil. Yani biz böyle, hani Arap deyince, bize böyle hani Arap bir ırkın adı, rengin adı değil. Hani biz Arap denilince, bizde kapkara bir şeymiş gibi oluşuyor kafamızda. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, böyle esmer de değil, daha açık tenli. Hz. Ayşe annemizin teni daha da açık. Yani normalde manevi hal olarak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşlerinin yüzünü göremezsiniz. Mesela Hz. Fatıma annemizi bir erkek manevi hal olarak yüzünü göremez.
Bir bayan görebilir bunu ama bir erkek onların mübarek yüzlerini göremez. Manevi hal olarak. Rüyalarında da göremez. Yüzleri peçelidir. Ehli beyt komple yüzleri peçelidir. Hz. Ayşe annemiz, diğer annelerimiz, Hz. Fatıma annemiz ve arkasından gelen diğer annelerimiz, ehli beyt olarak yüzlerinin hepsi de peçeledir.
Hani bir manevi hal olarak görünür ama peçesi değildir hiçbirisi de. Mesela bugünkü bayanların giydiği adına çarşaf, cilbap dedikleri şey gibi de değil kıyafetleri. Vücut hatları hiç belli değil.
Hiç belli değil. Asla vücut hatlarını göremezsiniz. Erkekler olarak söylüyorum. Saçlarının, telinin tozunu dahi göremezsiniz. Yüzlerini hiç göremezsiniz. Gözleri de dahili buna. Bu tabi bir peygamber eşinin tesettürüdür. Bir peygamber kızının tesettürüdür. Bir peygamber torununun, ehli beytin tesettürüdür bu. Şimdi öyle olunca, hani o böyle kızıla kaçan rengi, pembeye kaçan rengini, hani müfessirler veyahut da işte Hümeyra kelimesi ne manaya gelir? Arapça da bu manaya gelir. Biz rengini öyle tespit ediyoruz. Öyle, hani Hazreti Aişe annemizin mübarek yüzlerini gören bir kimse olarak değil.
Ben görüldüğüne de bu manada bir erkeğin görüldüğüne de şahit değilim. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'yle de bunu birkaç sefer böyle konuşulduydu bu mesele. Allah rahmet eylesin, o da böyle teyit etti. Görülmez Mustafa Efendi dedi. Dedim, efendim yüzleri hiç görünmüyor hiçbirisinin. O da görünmez Mustafa Efendi dedi. Sonra Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi vefat ettikten sonra da bazı haller zuhur ettiğinde yüzleri görünmüyor. Yani biz Hazreti Aişe annemizin Hümeyra lakabını Hazreti Peygamber öyle dediği için ne manaya geldi bunu baktığımızda işte bazıları elma renginde teni, bazıları böyle daha kızıla çalan, bazıları daha kırmızıya çalan bir renk olarak tarif etmişler.
O yüzden normalde işte bu tip tecelliyatlar ağır geldiğinde konuş benimle ya Hümeyra diyerekten o tecelliyattan çıkmak istiyor. Ama bazen de bunun zıttı olarak mesela Bilal-i Habeşi'ye de ezan okutuyor. Diyor ki bizi, ruhumuzu bizim güzelleştir, rahatlaştır veyahut da bazı sahabeler, güzel Kur'an-ı Kerim okuyan sahabeler var. Onlara da Kur'an-ı Kerim okutuyor mesela. Bu da normalde manevi tecelliyatlara geri dönüyor tekrar. Bunun gibi. O yüzden o sufilerin üzerinde seyr-i sülûk zamanında da olur bu. Bu bazen küstahça olmazsa, bazen çünkü derviş böyle ki büyüklük taslar, ay rüya görmek istemiyorum artık, yok hal görmek istemiyorum.
Bu küstahlıktır, bu edepsizliktir. Bu Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimeti, nimete küfrandır. Kapatıverirler insana. Allah muhafaza eylesin. Bu normalde çünkü seyr-i sülûk esnasında Cenab-ı Hakk'ın zatî ve sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olanların üzerinde de bu tip haller yaşanır. Yani tabiri caizse böyle bir bıkmak demeyelim de onun yorgunluğu olur. Şimdi o yorgunluktan yorgun olur insan. Şimdi o tecelliyatları yaşamayan bir kimse o yorgunluğu bilmez. Öyle bir zamanlarda o kimse mesela hiç dünyaya dönmek istemez. Örneğin bir işti, açtı, eşti, çocuktu. Dönmek istemez bunlara.
Orada kalmak ister. Bir vazifesi var ise vazifesinden dolayı dönmek zorundadır. O zaman da o kimse böyle farklı kendince yollar arar. Yani bir sufi, bir veli, bir mürşidi, kamil, peygamber değil. Hani konuş benimle diyecek birisini o kadar hani şey olacak. Ama herkesin kendince manevi kendisine ağır gelen tarafları vardır. Yani bu böyle x derecedeki bir kimseye işte 50 ton geliyorsa öbürküne de 1 ton gelir. Ama 1 ton ona ağır gelir örneğin. Ona 50 ton ağır gelmez öbürküne 1 ton ağır gelir. Ağırlık gelir ona.
O da normalde bu tecelliyatlara mazhar olduğunda bu ağırlığın altında ezilir. Ama sufi böyle gelişir. Sufi böyle derinleşir. O normalde işte Allah'ı zikrederken veya bir şey yaparken bir tecelliyata mazhar olduğunda korkar, çekinir, ağırlık gelir, ağır gelir. O esnada o halden çıkmak ister. Ama onun tadı da onda kalır. O tekrar geriye dönmek ister. Aynı hali yakalayayım diye. Aynı hali yakalayamaz. Bunlar böyle seyr-i sülûk esnasında yaşanan şeylerdir. Zaman zaman ben o yüzden derim bir mürşidi kamilden ders aldıysan senin seyri sülükün başlamıştır.
Sen bir dersi dahi bazen zor çekersin. Ağır gelir sana. Sen o dersi çekmeye ben burada konuşurken nefsine ağır geldi derim. Nefsine ağır geldi dememin sebebi sen onunla mücadele et, gayret et. Oradan geri dönme, orada yavaşlama, orada frene basma, orada korkma, orada çekinme, orada bir herhangi başka bir şey yapma, yürü devam et. Öyle gelişeceksin. Ağır gelecek, zor gelecek, uykun gelecek dersi çekerken, esneyeceksin. İşte olmadık bir iş çıkacak, birisi bir iş buyuracak, kadınsın kocan iş buyuracak, adamsın olmadık bir şey soracak hanımın. Yani bunların hepsi de yaşanacak. Ve sen hepsini de beraber götürmekle mükellefsin. Çalışıyorsun bir yerde, o esnada bir tecelliyat oldu.
Sen işini de götürmek zorundasın. Ama patronsun ama işçisin. Ama hiç önemli değil, ne iş yaptığın da önemli değil. Gündüzmüş, geceymiş bunlar yaşanacak. Yaşanırken de ağır gelecek sana. Yaşanırken böyle seni zorlayacak. Seni zorladığında da, sana ağır geldiğinde de, sen devam edeceksin onu. Nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, konuş benimle ya Humeyra dedi. Ona ağır geldi çünkü. Ağır geldi demek de abes olur da, hani vazifesi, icabı geri dönmek zorunda. Yani sen gece ne yaşadıysan yaşadın, sabah dükkanı açacaksın. Sen ne yaşadıysan yaşadın, gece ertesi gün ödemelerin var senin. Öyle ya, iş yapıyorsun. Geri dönmek zorundasın. Sen bu gece ben halden hale geçtim, tecelliyattan tecelliyata geçtim.
Ben yarın dükkanı açmayayım. Böyle bir şey yok. Sen sabahleyen herkesten evvel dükkanı açacaksın. Veyahut da çalışıyorsun bir yerde, çalışmaya devam edeceksin. Patrona diyemezsin. Ya benim gece tecelliyatlar oldu. O yüzden uyanamadım, gelemedim. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. O yüzden derviş de, sufi de böyle yetişir. Yani zorlanacak, sıkıntıya gelecek, ayağını taş alacak, ne bileyim boynunu bükecek, beli kopacak, gözü yorulacak. Hepsi de yaşanacak bunların. Öyle armut, piş, ağzıma düş, öyle bir dervişlik yok. Öyle bir sufilik yok. Benim bildiğim yok. Allah bizi affetsin. Ey Hümeyra, nal-ı ateşe koy da bu da lal haline gelsin buyurdu.
Nal-ı ateşe koymak, bizim orada, Allah affetsin, Anadolu'da da bu tabiri çok kullanırlar. Bizim Bayındır'da da kullanırlar bunu. Hani böyle hayvancılık yapanlar, böyle binek hayvanı filan kullananlar veyahut da onunla ilgilenenler bilirler. Önceden nal-bantlar vardı. İşte atlara, beygirlere, katırlara, eşeklere, hayvanın yapacak olduğu işe göre nal çakarlar. Hayvan dağda mı dolaşacak, ovada mı dolaşacak, asfaltça mı dolaşacak, taşlık yerde mi dolaşacak, çift mi sürecek, harman mı dövecek, harman mı dövecek, hayvanı ona göre nal çakarlardı. Demirtaşlar biliyordur herhalde, son döneme kadar demirtaşta da vardır. Vardı değil mi? Evet. Şimdi nal eğer ki sağlamsa, onun sağlamlığı ateşe dayanıklılığından belli olur.
Nal-bant ne yapar? O nalı yaparken, ben metal işlerini okudum. Normalde demir dövülerekten, kızdırılaraktan sağlamlaşır ve çelikleşir. Siz demiri ateşe koyarsınız, kızdırırsınız, sonra ona bir şekil verirsiniz. Sonra onun şekil verilmesi bitince, en son ama suya, ama yağı batırıp çelikletirsiniz onu. Kullanılacağı yere göre ona su veya yağ çeliği yaparsınız. Suyu verirken de kullanılacağı yere göre su verir, yağı verirken de kullanılacağı yere göre yağ verirsiniz. Bazen yumuşak çelik yapmak gerekir. O zaman ona göre az suda hemen daldırır çıkarırsınız. Veyahut da yağ çeliği daha farklı yerlerde kullanılır. Ona göre daldırır çıkarırsınız. Bak meslek lisesinde okumamda da hikmet vermiş.
Maşallah. Bölüm ne? Maşallah. Senin bölümü... Maşallah. Motor bölümü iyi, yüksek bölüm. Bizimki demircilik, bizimki son... Maşallah subhanallah. Vay maşallah subhanallah. Çok güzel. Böyle normalde işte nalı ateşe koymakta bir şeyin sağlamlığını, dayanıklılığını test etmek. Bir şey ne kadar mücadeleci, ne kadar dayanıklı, ne kadar bir şeye dayanacak.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de Hazreti Ayşe annemizin üzerinden diyor ki, nalı ateşe koy, dağ lal olsun. Yani biz normalde bunlara dayanırız. Bizim özümüz, aslımız sağlam. Ateşe de dayanırız. Manevi tecelliyatlara da dayanırız manasında söylüyor. Hümeyra kelimesi müennestir. Can da müennesi semayidir. Araplar cana müennes demişlerdir. Araplar cana, nefse, ruha müennes derler. Mühennes dişil demek, dişi demek. Hümeyra da dişil ya. Mesela aslında Hümeyra bir renk ama dişil, mastar olarak dişil. Geçen içeride bir mevzu oldu, bayanların kısmında. Normalde Arapça enteresan bir dil.
Çok zengin dil bu manada. Bir şeyi anlatmak için, bir şeyi anlatmak için teferruatlı tarif edebilmek, Arapça'da daha zengin, çok zengin. Arapça'da mesela müennes dedikleri kelimeler var, dişil. Bu dişil dediğimizde artık bunu üretken. Mesela Arapça'da ruh da dişil. müennes. Mesela bayan isimleri olduğu gibi, mesela Arapça'da kainat karşılığı da o da dişil. Varlık dişil Arapça'da. Ve mesela varlık dişil dediğimizde, yani Allah affetsin, dişil kadın gibi yani.
genel olarak Arap dilinde hemen hemen varlıkla alakalı isimlendirmelerin büyük bir çoğunluğu dişil. bir de hani müennesi semai, Hz. Pir onu da diyor, can da müennesi semai'dir. Araplar cana müennes demişlerdir. Müennesi semai de doğuştan dişil demek. Yani cana da doğuştan dişil olarak bakmışlar Araplar. Kelime kökleri olarak. Doğuştan dişil. Bu manada nefis de, ruh da, Arapça'da doğuştan dişil kelimeler. Hz. Pir buradan bir giriş yapıyor. Çünkü girdiği yer tehlikeli bir yer. Girdiği konu tehlikeli.
O tehlikeli konuyu anlatacak. Devam ediyor. Fakat canın müennislikten pervası yok. Çünkü ruhun ne erkekle bir alakası var ne de kadınla. Bakın bunu normalde, İslam'ın dışındaki bütün din felsefecileri ve din, alimleri bunu tartışmışlar. Ruh erkek mi, dişi mi diye. Araplar ruhu dişil bir isim taktıklarından dolayı onlarda bir tartışma yok. Mühennes çünkü. Yani dişil onlar için. Bugün biz normalde katolik kilisesinin teologlarına baktığımızda onlar ruhu erkeksil olarak görüyorlar. Yani enteresan bir şey.
İslam dünyasını ataerkil gören düşünce, Avrupa'da ruhu erkeksi görüyor. Bu manada Avrupa aslında hani kendince hani dişilsel görmesi gerekirken, İslam dünyası bilhassa Araplar ruhu dişi görüyor. Canı dişi görüyor. Ama enteresan bir şey, Hazreti Pir hem erkeklikten hem dişilikten çıkıyor. Diyor ki, canın müenneslikten pervası yok. Çünkü ruhun ne erkekle ne de kadınla alakası var diyor. Doğru mu? Ayet-i Kerime'ye baktığımızda doğru. Çünkü Cenab-ı Hak Hicr suresi ayet 29'da diyor ki, Adem'in yaratılışı tamamlayıp, yaratılışını tamamlayıp, ruhumdan ona üflediğim zaman, demek ki Cenab-ı Hak Adem'i yarattı fiziki olarak.
Adem'i fiziki olarak yarattıktan sonra, ruhundan üfledi. Ruhumdan üflediğim zaman, melekleri onu demişti ya, ruhumdan ona üflediğim zaman, ona secde edin. Ruhumdan üflediğim zaman. Şimdi, biz bunu normalde İslam dininde, ruh kavramına baktığımızda, insanın yaratılışının merkezi hükmündedir ruh. Ve insanın her şeyle ilgili ve alakalıdır. Bunu normalde, ayet-i kerimeyle de, Cenab-ı Hakk'ın üflediği bir şeydir. Biz onun çünkü ne olduğunu bilmiyoruz. Bunu Avrupalı felsefeciler, kimisi cevher demiş, kimisi maddeye benzetmiş, kimisi bir şeye benzetmiş.
Ruhu bir şeye benzetmek mümkün değil. Bakın bunun altını çiziyorum. Ruhu bir şeye benzetmek mümkün değil. Ruhu bu manada, Hazret-i Pir'in deyimiyle, kadınlaştırıcı veya erkekleştirici, görmemiz de mümkün değil. Şu da mümkün değil. Kadının ruhu kadına göre, erkeğin ruhu erkeğe göre. Bu da değil. Bunu da bilmiyoruz. Bakın biz bunu da bilmiyoruz. O yüzden Hazret-i Pir burada, tartışmayı sonlandırmış. Demiş ki, ruhun kadınla veya erkekle ilgi ve alakası yoktur. Çünkü İsra ayet 85'te de, Ey Muhammed sana ruhtan soruyorlar. De ki, ruh Rabbimin bileceği bir şeydir.
Size ancak az bir bilgi verilmiştir. İsra 85. Demek ruhla alakalı, o günkü Yahudilere az bir bilgi verilmiş. Yahudiler gelip soruyorlar çünkü bu soruyu. Sana ruhtan sorarlar, de ki, o Rabbinin bileceği bir şeydir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir. Size diyor. Size, yani Yahudilere. Bize değil. Çünkü ayet Yahudilere hitaben geliyor. Soruyu soran da Yahudiler. E şimdi, böyle baktığımızda, ruh dediğimizde, Allah'ın insana üflediği, kendisinden üflediği bir şey. Hani sufiler, ruhumdan ona ruh üfledim der. Çünkü hadis-i şeriflerde, ruhumdan ruh üfledim.
İlk yarattığı şeyi, kendi nurumdan ve ruhumdan yarattım der. İlk yarattığı. İlk yaratılandı kimdir? Hz. Muhammed Mustafa'dır. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ruhumdan ve nurumdan yarattım der. O zaman normalde şimdi, hani bu bir eski bir bilgi. Bazen derim derslerde, nesefiye göre ruhun kademeleri vardır. Dereceleri vardır. İşte insanın üzerinde bu tecelli eder. Bitkisel ruh, insanın üzerindedir. İşte hayvani ruh, insanın üzerindedir. İnsani ruh, insanın üzerindedir. Bu kadarlık söyleyeyim. Burada bitmez ruhun dereceleri. Bakın burada bitmez. İnsani ruh, sonra o insan, kelime-i şehadet getirir. Müslüman olur. Müslüman olunca o ruh, mümin neşir.
Mümin ruhu olur. Ondan sonra o ruh, ibadet etmeye başlar. İbadet etmeye başlayınca, ruh, yükselmeye başlıyor. Artık derecesi artıyor. Tecelliyatı değişiyor. O ruh, abid bir ruh olur. Abidliği artar. Yani ibadet eden. Bakın, ibadet eden. ibadet ederken, haramı, helalı, dünya sevgisini, şehveti, törpüleme, haramdan uzaklaşma. Bu sefer o kimse, zahit bir kimse olur. Zahit bir kimse olunca, ruhun derecesi değişti. O zahit bir ruh oldu. Şimdi zahitken, devam ederken, o kimse Allah'ı bilme noktasına doğru yürüdü. Arif bir kul oldu. Veli bir kul oldu. Biraz daha yürüdü. Veli bir kul oldu. Onun ruhunun derecesi de değişti. Veli bir kul oldu.
Ruhunun derecesi değişti. Ardından veli kullukta yürüdü. Allah'ı bilme noktasında gitti. Bu sefer o kimse, mürşidi kamil oldu. Mürşidi kamilin ruhuyla, müminin ruhu aynı derecede değil. E mürşidi kamillikte kaldı. Ama o eğer ki, peygamberlik verildiyse onu, o zaman o bir çıt üste çıktı. Bir çıt üste nebi oldu. Bakın, insanın derecesi. O yüzden insanı sadece konuşan bir varlık olarak nitelendirmemiz mümkün değil. O nebi bir kul oldu. Nebiler de kendi aralarında farkları var. ona kitap verildi. Ona kitap verilince, Resul oldu. E ona Resul dendi.
Ardından onun daha büyüğü geldi. Kim? Hz. Muhammed Mustafa geldi. Hz. Muhammed Mustafa gelince ne oldu? Hatem oldu. Hatemi Enbiya oldu. Hatemi Enbiya'nın ruhi tecelliyatı, derinliği, genişliği ile Nebi olanın ruhi derinliği, genişliği, derecesi aynı değil. Bunlar seyr-i sülük sohbeti. Mürşidi Kamil, evet, Mürşidi Kamil'in içerisinde zamanının, kutbunun ruhi derecesi ile kutup olmayanın ruhi derecesi aynı değil. Ruhi olarak. Bunlar ruhun seyr-i sülükü diyebiliriz bunu. Ruhun tecelliyatları, ruhun yürüdüğü katmanlar öyle olunca, biz şimdi insanı konuşan bir varlık dediğimizde olmaz ya, hakaret ediyorsunuz.
Allah'ın yarattığı, muhteşem, mükemmel yarattığı, mükemmel yarattığı, melekler üstü, bütün varlık üstü, insanı küçültüyorsunuz. Değil. E insan kendini tanımaktan uzak. İnsan kendini tanımaktan uzak olunca, ne yazık ki manevi olarak, ne tarafa evrildiği, devrildiği, ne tarafa yürüdüğünü de bilmiyor. E böyle olunca, işte insan ne? İşte ruhu olan, hayvanlardan farklı olan, hatta ne diyor? İnsan neymiş? Konuşan hayvanmış. Allah senin müstahakını versin. Bir de kalkıyorlar, bunlar İslam âlimi bunlar. Bir de bunlar profesör. Bunlar ilahiyatta profesör. İnsan konuşan hayvanmış.
Sebep, kendisini tanımaktan uzak. Allah'ın yarattığı, hani nefsini bilen Rabbini bildi. Tabi bu hadis-i şerifi de onlar reddediyorlar. Yok böyle bir hadis diyorlar. Yok böyle bir hadis deyip çıkıyorlar. Neden? Çünkü seyri sülükleri yok. Çünkü bir şeyhin dizinin dibinde oturmamışlar. Oturdukları şeyhler de zaten atanmış şeyh. Yani üç kişi, beş kişi toplanmışlar. Biz bundan sonra filancayı şeyh bildik demişler. Seyri sülükleri yok. İcazetleri yok. Seyri sülükleri yok. Dervişlikleri yok. Sufilikleri yok. Yok. Viski içerekten dervişlik yapacaklar. Deniz kenarında baldırı çıplak dolaşarakten dervişlik yapacaklar. Şeyhlik yapacaklar. Lüks içinde, şataat içinde, şatafat içinde dervişlik yapacaklar.
Şeyhlik yapacaklar. Nereden bilecek ki? Ruhun yükselişini nereden bilecek? Hatem-i Enbiya'nın ne demek olduğunu bilmiyor. Hatem makamını bilmiyor çünkü. Hatem makamını bilmiyor. Nereden bilecek? Mümkün değil. Mümkün değil o. Yol göstericisi yok, iz göstericisi yok. Allah bizi affetsin. Öyle olunca hani insan küçümsenecek bir varlık değil. Aynı insan. Hayvandan daha aşağı noktaya gidiyor mu? Evet. Aynı insan.
Ama burada hayvandan aşağı giden insanın bu ruhu tekamül etmeyen insan. Tekamül demeyelim de uruc etmeyen. Orada artık nefis var işin içerisinde. Çünkü ruhla beraber nefis de var işin içerisinde. Nefsin de bir ismi ruh. Cebrail'in de bir ismi ruh. Meleklerin de bir ismi ruh. Tabi tefsir edenler ruh kelimesini bazen de Cebrail olarak nitelendirmişler. Bazen melek olarak nitelendirmişler. Diyeceksiniz ki ya ellerinde böyle bir delil var mı? Yok. Ruhun içinden çıkamıyorlar ya. İşin içinden çıkamayınca kolayına geliyor. Buradaki ruh Cebrail'dir diyor.
Çünkü Miraç meselesinde de aynı söylüyor. Hani biz ben inatla diyorum ki Miraç'ı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem fiziken hem ruhen gitti. Allah'ı da fiziken ve ruhen gördü diyorum. Bunu tabi idrak edemiyor ya. Bunu idrak edemeyenler hani Cebrail yaklaştı ona diyor. Canım kardeşim Cebrail kim ki Hz. Muhammed Mustafa'nın yanında? Hz. Muhammed Mustafa Hatem-i Enbiya Hatem makamında ondan daha yüksek bir makam yok. Cebrail aleyhisselam o yüzden durdu orada. Dedi ki ya Resulallah bundan sonrasını yalnız gideceksin. Çünkü Hatem makamı sadece ve sadece Muhammed-i Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme tahsis edilmiş. Oraya bir meleğin yanaşması mümkün değil.
Cebrail dahil buna. Meleğin yanaşması mümkün değil. Ancak Cebrail aleyhisselam Muhammed-i Mustafa'nın tabiri caizse içine girmesi lazım. Ona da müsaade yok. Cebrail aleyhisselamın böyle bir aklı da yok zaten. Ama Hatem makamını bilmeyen bir kendisini alim gören kimse evet öyle diyecek. Cebrail ona yaklaştı diyecek. Allah muhafaza eylesin. E normalde tabi o insan ruhunun en önemli özelliği ne? Akıl. İkinci büyük özelliği ne? Biz ona vicdan diyoruz ya vicdan. İkinci büyük özelliği. Bunlar ayrı ayrı sohbet konuları tabi.
Akıl dediğimizde normalde işte bir şeyi düşünen almış olduğu bilgilere göre yorumlayan yorumlayan onu sonra bu ruha verilmiş bir hizmetçi akıl. Bakın tekrar söylüyorum. Akıl ruha verilmiş bir hizmetçidir. Ama biz şimdi aklı padişah yaptık. Biz akılperest olduk. Akıl ruhun elemanıdır. Ruhun elemanı. Akılsız olur mu? Olmaz. Akılsız insan yaşıyor mu? Yaşıyor. Bir işe aramıyor aramıyor. O yüzden hani düşünen düşündüklerini yargılayan normalde bilgileri ama okuyaraktan ama yaşayaraktan kazanan bunları normalde idrak eden bunları idrak ettikten sonra bir daha hatırlayan öyle ya bunları hafızaya alan her şeyi mesela bakıyorsunuz sima olarak hafızaya alıyorsunuz.
Ses olarak hafızaya alıyorsunuz. Bunların hepsi akılla alakalı. Bu ruhun en önemli en etkin elemanlarından birisi akıl. İkinci etkin eleman ne? Biz ona normalde genelde halk arasında vicdan diyoruz ya vicdan her şey ölür insanda vicdan ölmez derler ya vicdan ruhun en önemli elemanlarından birisi. Çünkü o vicdanda vicdanın içerisinde de kendi elemanları var alt elemanları irade gibi alt eleman onun sona zihin gibi ve hatta işte şimdi insanların arasında diyor ya altıncı hissi çalıştı. Var ya meşhur his dediğimiz şey. Bu da normalde vicdanın elemanı ve en önemli eskiler buna böyle deyim tam aklıma gelmedi de latife-i rabbani dedikleri yani bu vicdanın içerisindedir bu.
Yani Cenab-ı Hakk'ın rabbani bir üflemesi rabbani bir sesi Allah'ın sesi öyle diyelim. Bu da normalde ruhun içindedir bu da. Kaybolmaz bunlar. Kafirde de vardır. Mü'minde de vardır. Kafirdeki çalışmaz. Kafir kafirliğinden dolayı küfür örtmek örtmüştür. İyi bir sufide çalışır. Latife-i rabbani bu da normalde vicdanla alakalıdır. Vicdanın içindedir bunlar. Bakın ruhla beraber akıl akılla beraber bu vicdan dediğimiz olgu ruhun içerisinde.
Nefis de var içerisinde. Can da var içerisinde. Bitkisel ruh da var içerisinde. Hayvani ruh da var içerisinde. Hepsi de bu vücut aleminin içinde. Vücut aleminin içinde. Sen buna kalk şimdi konuşan hayvan de çık. Ben de sana ahmaksın diyeceğim. Sebep tanımıyorsun. Kendini tanımıyorsun. Allah muhafif etsin. Tabii bunu normalde anlayabilmesi için o kimsenin ya doğru eserler okuyacak ucundan öğrenecek ya da seyr-i sülük olacak o kimsenin öyle öğrenecek. Yani o zihin ne demek his ne demek evet mesela bir kimse hisleri çalışmazsa bu manevi kalp gözü dediğimiz şey bu manevi kalp gözü latife-i rabbaniye dediğimiz manevi kalp gözü e bunlar ruhla beraber var olan şeyler ve ruhun tabiri caizse ruhun kendi elemanları nasıl vücudun kendi elemanları var beş duyu var ya beş duyu ruhun elemanları
can ruhun elemanı ama uyuyunca bir tek o insani ruh dediğimiz ruh bizden ayrılıyor nefis duruyor can duruyor bitkisel ruh hayvansal ruh bedende onlar çalışıyor bedende hizmete devam ediyor bakın hizmete devam ediyor o hayvani ruh bitkisel ruh bedende çalışıyor kan devaran ediyor kalp çalışıyor ciğerler çalışıyor böbrekler çalışıyor vücudundaki hücreler çalışıyor bütün her şey çalışıyor akıl çalışıyor bir rüya görüyor hıss ediyor onu o çalışıyor rüyayı hıss eden ne akıl sen o pasa uyuyorsun sonra kalkıyor rüya gördüm
nereden gördün gösterildi de çalışarak mı gördün tarlada çapa mı kazdın ne yaptın fosur fosur uydun yanında öksür tensir ayağa kalk fırla top at uyanmıyor adam uyanmıyor kalkıyor rüya gördüm diyor bizim Gürcan dedi yok namaz kılan benim haramdan uzak duran benim diyor ben rüya göreceğim hanım rüya görüyor diyor demiş yerde sıkıntı var sen bu tarafta yatacaksın bundan sonra ben bu tarafta yatacağım neden ibadet eden benim rüya gören sensin demiş oğlum nereden aklına yalan böyle bir şey valla öyle dedi ibadet eden benim dedi
rüya gören o dedi o yüzden yer değiştirdik dedi değişmedi bir şey dedi yani bu normalde kendince ben görüyorum veya sen görüyorsun diyorsun Allah bizi affetsin o yüzden ruh bu manada Hz. Pir erkekliği ve dişiliği yok derken erkekliği ve dişiliği yok derken e ruhun da biraz serüveninden bahsettik şimdi size az bilgi verilmiştir demiş biz de az bilgi verdik yani çoğuna kaç çoğuna kaçmadık hadi bilmiyoruz diyelim çıkalım işin içerisinden Allah bizi affetsin e tabi bir de böyle ruh olunca mesele bir şeyde bu normalde şey
çok hoşuma gider bu hadis-i şerif benim iki tane hadis-i şerif aldım bu konunun dışında benim böyle oldum olası derviş olduğumdan beri ilgimi çeken iki tane hadis-i şerif hoşuma gider böyle dervişlerin tam böyle halet-i ruhuyesini anlatan bir şey böyle onu cük diye oturuyor ruhlar bir araya getirilmiş çeşitli topluluklar gibidir ruhlar aleminde birbirleriyle tanışanlar dünyada da birbirlerini tanırlar ve severler birbirlerini ruhlar aleminde tanımayanlar sevmeyenler birbirlerini tanıyıp sevmezler şimdi bazen böyle yıllardan beri
işte dervişlik anlatıyoruz sufilik anlatıyoruz işte din anlatmaya çalışıyoruz işte birisi görür ya ben seni nereden gördüm ya ben içimden derim ki ruhlar aleminden gördüm nereden göreceğim ben bayındırda doğmuş büyümüş bir insanım sen neredensin bilmem neredesin nereden göreceğim beni görmen mümkün değil sizlerde de oluyordur şimdi ya ben seni bir yerden gördüm ya tanıdım ya evet gördün tanıdın nereden ruhlar aleminden başka bir yerden değil ve ruhlar aleminde birbirleriyle tanışanlar hatta bir hadis-i şerifin metni
birbirleriyle tanışıp sevişenler der böyle erotiklik aklınıza gelmesin ha birbirini sevmek muhabbet beslemek bu manada bu dünyada da birbirlerini tanırlar severler muhteşem bir şey ben hatta beni eleştirirler biraz neden gidenin arkasından bakmıyorsun diye ben içimden öyle derim ruhlar aleminde o kadar tanışmışız demek ki orada birbirimizle çok fazla sevişememişiz bir mültesiyona ayrılmışız ben oraya bağlarım derim ki ayrılmışız biz orada bir mültesiyona o da ayrıldı benim yolum belli yordamım belli ben yoldan ayrılmadığıma göre
yoldan kim ayrıldı sen ayrıldın demek ki senle oraya kadarmış yolumuz o kadar tanışmışız ruhlar alemindeki bizim orada artık milyonda kaç şeyse saniye ise buraya tecelliyeti sene olarak gider de böyle pıs teet olarak geçmiş o yüzden burada da teet olarak geçiyor ben yoldayım ben bazen öldüm ben buradayım yoldayım sen neredesin e sen bırakıp gitmişsin kardeşim ne yapayım ruhlar aleminde bu kadarmış nasibimiz ruhlar aleminin iz düşümü burasıysa nasibimiz o kadarmış o kadar bilmişin o kadar sevmişin o kadar tanımışın
ee ee bu kadarmış ya da önemli değil ben seni o kadar sevmişim o kadar tanımışım yani sevilecek bir insan değilmişin demek ki ne yapayım nasıl yani basmaya canım kardeşim Allah Allah herkes herkesi sevecek diye bir kaydı yok ben de seni bu kadar sevmişim o zaman suç benim olsun ruhlar aleminde ben seni az sevmişim o yüzden gitmişsin sen ne yapayım yani ne olacak ki şimdi bu aslında insanın hayatının özü gibi yani sen sufileri gördün de seviyorsun ruhlar aleminde sufi bir topluluğun içindeymişsin sen çünkü hadis-i şerif var
şimdi bir tane daha ikinciyi söyleyeceğim size bu birinci okuduğum Buhari'de Müslüm'de Keşfül Afa'da da geçiyor bu ikinci okuduğum şimdi mümin bir adam bin münafık arasına sadece bir müminin bulunduğu bir şehre girecek olsa onun ruhu o bir tek müminin ruhunun kokusunu alır bunun aksi de böyledir deylemi ve Keşfül Afa bu deylemiden ilk önce bunu okudum bu ara Keşfül Afa'yı da bakıyorum ya böyle ayıp söylemesi sanki çok kitap okuyormuşum gibi masanın üzerinde Keşfül Afa e şimdi mümin bir adam hani bin tane münafık arasına
girse bir tane orada mümin olsa o müminle anlaşır buluşurlar o bin münafığın içinde ama bin tane Müslüman olsa orada mümin olsa içinde bir tane kafir olsa kafir gider o kafiri bulur Oktay'ı anayım biraz ya Oktay bir şey olduğunda şimdi birisine şey ne olacak diyor aynı onlar diyor gidiyor diyor onca insanın içerisinden onu buluyor diyor bozuk diyor bozuk bozuğu buluyor gibisinden gerçekten de öyledir gerçekten de öyledir yani gevşek gevşeyi bulur dedikoducu dedikoducuyu bulur gıybetçi gıybetçiyi bulur dikkat edin bak
gıybet eden bir kimse kardeş gıybet etme de seninle ilişkisini keser gıybetçi o kadınlarda da erkeklerde de bir kadın gıybeti seviyor değil mi gıybeti dinleyecek bir kadın bulur o o anlatacak ona gelecek ona abla sorma ne oldu ne oldu şöyle oldu da böyle oldu da şu oldu da bu oldu da evet gıybetçi gıybetçiyi sever mesela zikreden zikredeni sever o devamlı zikrediyor la la ilallah o birisi olsa ona bir tesbih veriyor şimdi han zikretsin diye tesbih veriyor ben seyrediyorum şimdi kappaşi yaptı bunu adam konuşsam diye uğraşıyor
ona bir baktı böyle hiç konuşmadı yani o böyle yanında bir başkasıyla konuşsam diye uğraşıyor ben de böyle seyrediyorum ne yapacak şimdi diyorum ben o böyle bir bakış fırlattı anlamadı böyle bir baktı anlamadı onun bakışları çok muhteşem seyrediyorum ona tesbih verdi Allah'ı zikret diye hee dedim bu böyle dedim o elinden hiç tesbih etse o eksik olmaz onu devamlı elinde tesbih var devamlı şimdi herkesin böyle bir bağlantı kurduğu bir yer vardır mesela mesela o kim ben onun mesela sırf zikirle bağlantı kurduğuna inanıyorum
öyle bir sohbet etmesi filan yok fazla kıskanç değil mi ne yaptıydı mühendisin evitle böyle tanıştık onunla da samimi olduk bir mühendis var orada mühendis diyoruz da müteahhit kendisi mühendis mi aynı zamanda o inşaat mühendisi mühendis müteahhit başka bir şeyhe intisaplı bizi de çok seviyor otele geldi davet etti geliriz dedik tabu kapayşı da davet etti aynı zamanda o şeyhini de davet etmiş onun kardeşi geldi kapayşı bir ara abdest almaya çıktı öbürü o kardeşi de o da şeyh aradı değil mi Erdoğan şeyh mi o da o da şeyh
o böyle bir zikra bir zikir başlattı o hiç unutmuyorum onun tavrını abdest aldı geldi böyle kollarını indirdi böyle bir bakındı etrafa hani siz nasıl kimsiniz zikrullah'a başlatıyorsunuz böyle hani ne oluyor meydanı boş mu buldunuz yani bu meydanın sahibi var hemen böyle amin el fatiha dedi ha bitti her şey dedim ya hiç dedim paylaşımcı değil hiç değil sert kapatı gitti muhabbeti haydi dedi bana tamam bitti gidiyoruz biz şimdi o mesela zikirle şey yapmış etrafında herkes zikredecek onun herkes zikredecek mesela
işte kimisi vardır hiç konuşturmaz etrafında hiç kimseyi öyle bir yol bulmuş kimisi vardır böyle dereden tepeden konuşur ona dereden tepeden konuşan lazım gıybetçi gıybetçi lazım iftiracı iftiracı lazım boş muhabbetçi boş muhabbetçi lazım dünyayı seven ahireti seveni sevmez ona dünya lazım çünkü kadına erkeği git bir kadın alışverişi seviyor nerede ne var ona sor başka bir şey sormana gerek yok hangi marka indirime girmiş hangi marka nerede satılıyor ona sor neden o bir de övünüyor alışveriş kurdu o öyle olarak görüyor
bunun gibi bütün topluluklar birbirlerini severler ve birbirlerini bulurlar birbirlerini bulurlar bunların haricinde bir şeyle adamın canı rahat durmaz çünkü Allah bizi affesin bunlar da ruhlar alemiyle alakalı yani ayağını sabitede ayağını sabitede sen nereye gittin ayağını sabitede ruhlar aleminden önce ben işi ayağını sabitede bağlarım ruhlar aleminden önce çünkü o ayağını sabitede kim kimle dost olduysa ruhlar aleminde de onlar onunla dost oldu devam edeceğiz saat 11-10 var çünkü müzekkerden de yükselir mühennesten de
bu kurudan yaştan meydana gelen ruh-a yuvani değildir ki bu can ekmekten kuvvetlenen yahut kah şöyle kah böyle bir hale gelen can değildir buradan devam edeceğiz inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun el fatihana selamat amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.