Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Haziran 2024 · 53:27
Önzübü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîmü'l-lâhîm Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin.
Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Cenab-ı Hak nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, başta Filistin ve Doğu Türkistan olmak üzere bütün zalimlerden Cenab-ı Hak Müslümanların intikamını aldırsın. Amin. Nerede Müslümanların ırzına, namusuna, şerefine, haysiyetine, dinine, imanına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak o tecavüzcülerden intikamını alsın. Amin. Rabbim bu intikamını aldırsın. Amin. Bizleri de bu uğurda, bu yolda çalışanlardan eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi affeylesin. Amin. Cümlemize katından mağfiret eylesin. Amin. Katından afiyet versin. Amin. Katından bereket versin. Amin. Katından hidayet eylesin. Amin. Katından lütfetsin. Amin. İkram etsin.
Amin. İhsan eylesin. Amin. Kendisinden başka hiç kimseye boyun eğdirmesin. Amin. Ejmein. Evet. Geçen hafta, halbuki sen hâlâ mugeylan dikenine ve kumsala meylediyorsun. Bu artakalası dikenden gülü nasıl toplayacaksın? Burayı okumuştuk. Devam ediyoruz. Ey bu arama yüzünden taraf taraf, bucak bucak dolaşıp duran. Ne vakte kadar nerede bu gül bahçesi diyeceksin? Yani insanlar vardır ya, böyle kendilerince işte, kimisi Müslümanlar olarak, kimisi böyle devamlı şeyh arar. Bir veli arar ve hiçbir veli onun için veli değildir.
Hiçbir şeyh onun için şeyh değildir. Boynu habire arar ama. O böyle kendince aradığını söyler. Kimi insan vardır, buna gerek duymaz. Der ki, yani bu böyle bir yola ihtiyaç yok. Şu çiçeği alın buraya koyun. Teşekkür ederiz. Bu, benim tasavvuf sufi hayatım boyunca, bu tip kişiliklerle, kimliklerle çok karşılaştım. Yani bir kimse vardır, mesela işte kendince, bütün şeyhler, çok özür dilerim, sahtekardır. Hiçbirisi de şeyh değildir. O bütün şeyhlerden kendisince daha fazla şeyhtir. Ahkam keser. Kimisi vardır, mesela bir şeyhi intisap etmiş, vefat etmiş şeyhi. Orada kalmış. Hatta öğlelerine de karşılaştım. Bizim şeyhimiz son mürşitti, ondan sonra mürşid gelmeyecek.
Veyahut da, işte biz şeyh efendinin bıraktığı yerdeyiz. Biz aynı derse devam ediyoruz. Veyahut da, işte bu zamanda peygamber efendimizi gören var mı ki ya? Veyahut da bu zamanda böyle veliler var mı ki ya? Ne alakası var ya? Gibi replikler var. Tabii bunu böyle heva ve heveslerine uyduğunu söylersen, seninle de irtibatı kesiyorlar. Bağı koparıyorlar. Çünkü nefislerine ağır geliyor. Ama genel olarak mesela bunlara göre bir veli yok, bunlara göre bir şeyh yok, bunlara göre bir mürşidi kamil yok, bunlar önceden de şimdi yok gibi replikler var toplumun içerisinde. Hatta ve hatta sufiyim diyenler dahi biz okumakla hallediyoruz. İşte öylesini de gördüm.
İşte yani böyle bir mürşid lazım. Biz meslevi okuyoruz. Meslevi mürşittir bize. Veyahut da işte Risalecilerde de var ya bu, yani işte Risale mürşid onlar için, kitaptan okuyorlar, mürşid onlar için o. Veyahut da işte şeyhi vefat etmiş, mesela Çorumlacı Mustafa Efendi vefat edince biz Çorum'in bıraktığı yerdeyiz. Arayın bulun bir tane, yok. Normalde işte gidin filancaya bağlanın, onun icazeti yok. Fişmanca, o böyle, filanca var, işte bu böyle. Bunlarla da karşılaştık. Veyahut da işte Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Örneğin vefat etmezden önce işte hem Ahmet Turan abi açıkladı, hem bu fakiri açıkladı. Nerede yani? Mümkün değil. Yani o şeyhine tabi ama tabi değil.
Nefsine tabi. Şeyhine de nefsine tabi etten. Yok onu da kabul etmiyor. Bakın, edin, bakıp etmiyorlar da biz normalde Mehdi'yi bekliyoruz. Nasıl yani? Basbayağı Mehdi gelecek, halledecek her şeyi. O yüzden Mehdi'yi bekliyoruz gibi. Şimdi insanlar, kimisi de burnunun ucunda bir gül bahçesi var ama burnunda gül koklayacak burun yok. O gül bahçesini görecek göz yok. Bir de işin bu tarafı var. Kimisi de mühürlenmiş. Asla böyle bir şeye ihtiyaç duymuyor. Namaz da yok, abdest de yok, oruç da yok. Hatta Türkiye'de bundan çok. Bu tarikatların hepsi de bozuk, şeyhlerin hepsi de bozuk, dindarların hepsi de bozuk. Toptancı. Ya, yani işte hatta bugün şeyde, Instagram'da gördüm.
İşte ne diyorlar? Bütün imam hatipleri kapatalım, bütün hocaları, müritleri asalım. Örnek. Bunlar da var. Adam kafir. Kafir olunca adam her şeye karşı. Bunlar da var. Diyor ki Hazreti Peri, bunlar taraf taraf, bucak bucak dolaşıp duran ne vakte kadar nerede bu gül bahçesi diyeceksin? Yani bir gül bahçesi yok mu ki? Ne zamandan mı? Ne zamana kadar sen böyle gül bahçesi yok deyip de arayıp arayacaksın diyor. Şimdi bunların hepsine bir cevap olacak bu akşamki sohbet. Hani yok diyenler, olmaz diyenler acaba neyi, nereden kaybediyorlar? Şimdi bir kimse bu zamanda böyle veliler yok, bu zamanda mürşidi kamil yok deyince ayeti kerimeyi inkar ediyor ama bilerek, ama bilmeyerek küfre düşüyor.
Yunus suresi 62, iyi bilin ki Allah'ın dostlarına, velilerine korku yoktur, onlar üzülmezler de. Demek ki Allah'ın velileri var, ayette sabit, bunlara korku yok, bunlar üzülmeyecekler de. Ayet 63, onlar iman eden ve Allah'tan korkanlardır. Şimdi o velileri söylüyor, ardından velilerin vasıflarını söylüyor. 64'te de onlara dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır. Allah'ın sözleri asla değişmez. İşte büyük kurtuluş budur. Allah'ın sözü değişmez, Allah'ın hükmü de değişmez. Sen bu zamanda veli yok deyince, daha birçok ayeti kerime var velilerle alakalı, ben en meşhur olanını aldım. Sen bu zamanda bir veli yok diyorsan, bir Allah dostu yok diyorsan, ayeti kerimeyi inkar ettin. Ayet kerimeyi inkar ettin, ayet kerimeyi inkar edince ve o inkarda durdun, namazın boşa gitti, haccın boşa gitti, orucun boşa gitti.
Neden? Küfre düştün. Küfür üzerindesin. Bakın küfür üzerindesin. Çünkü ayeti inkar ettin. Bir kimse ayeti kerimeyi inkar ederse, kıldığı namaz, yaptığı hacc, tuttuğu oruç ve bütün ibadetleri, ben en büyüklerini sıraladım, hepsi de boşa çıkar. Bir ayeti kerimeyi inkar eder vaziyette yaşarsa, bakın namaz dahi kılsa, oruç dahi tutsa kafir olarak ölür. Sebep? Çünkü o ayeti kerimeyi inkar noktasında duruyor. Oradan geri dönmedi. O inkar noktasında durduğundan dolayı kafir olarak ölüp gidecek bu dünyadan. Sen veli yok, bu zamanda Allah dostu yok dersen kafirden oldun. Kafirsin sen. Çünkü, şimdi hadis-i şeriflere geliyor sıra. Hadis-i şerifte çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların hiç eksilmediğini söylüyor.
Çünkü el veli ismi Allah'ın ismidir. Allah'ın isimleri sonsuzdur. Başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur. El veli isminin, tekrar söylüyorum, başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur. Cenab-ı Hakk'ın sıfatları bu noktada hem evveldir hem ahirdir. Evveldir, başlangıcı yoktur. Ahirdir, sonu yoktur. Yani el veli ism-i şerîfi sonsuz tecelli edecek. Neyin üzerinde? Allah dostlarının üzerinde tecelli edecek. Ama zahir alemde, ama batın alemde el veli ism-i şerîfi hep tecelli etmiş olacak. Senin yok demenle o yok olmayacak. Sen gözünü kapattın güneşe, sen diyorsun ki güneş yok, oysa güneş var.
Senin görmemenle alakalı değil bu. Sen hiç gece yolculuğu yapmadın, gece yolculuğu yapmadığın için sen ay yok hükmünde görüyorsun. Ay da var, yıldızlar da var. Senin görmemen ay ve yıldızın yok olduğunu göstermez. Ay ne? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Yıldız ne? Allah'ın velileri, Allah'ın dostları. O yüzden senin görmemen, senin reddetmen onları yok saymadı. Ki o veliler ki kendi istekleriyle, kendi arzularıyla Allah'a canlarını satmışlar. Onlar canlarını satmışlar. Bunların canlarının değeri, karşılığı, bunun karşılığı Allah'ın sevgisi, Allah'ın rızası, Allah'ın cemaliyeti. Cemal'de fena olma.
Bunlar kendilerini para karşılığında peşkeş çekmemişler. Bunlar kendilerini makam karşılığında peşkeş çekmemişler. İnsanların cebindeki 3 kuruşa, 5 kuruşa bakmamışlar. İnsanların üzerindeki mala mülke bakmamışlar. Fise bilillah, Allah için canlarını Allah'a satmışlar. Ve yola çıkmışlar. Bu manada ne terk edilmesi ediliyorsa terk etmişler. Dünyada garip olmuşlar. Hicret etmişler. Anneden, babadan, yardan, evlattan, vatandan, kendi yaşadığı ilden, ilçeden hicret etmişler. O hicrette devam etmişler. İslam'ın doğduğu günkü gibi garip yaşamışlar. Garip yaşamaktalar. Ve garip olarak ölüp gidecekler. Ne annesi anlayacak, ne babası anlayacak, ne kardeşi anlayacak, ne eşi anlayacak, ne çocukları anlayacak, ne de arkadaşları, kardeşleri anlayacak onları.
Ancak anlayabilmek için garip olmaları lazım. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de İslam garip doğdu. Bu doğduğundaki gibi garip bir şekilde dünya sona erer. Garip bir şekilde yaşayanlar olur. Ne mutlu o gariplere der hadis-i şerifte. Zannediyorum tirmizi de geçer böyle bir hadis-i şerif. Yani tam kelimeleri aklıma gelmedi şimdi. Ama nedir onlar? Onlar gariptir. O velileri Allah için canını Allah'a satan, Allah için kendisini Allah'a vakfeden, o tırnak içerisinde velileri yok hükmünde gören, onlarla savaşanlar da Cenab-ı Hak hadisi kutsi de diyor ya, o kim benim velilerime savaş açarsa Allah'a savaş açmış gibidir. Ve yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi Allah da onlardan intikam alır diyor.
O zaman o veliler demek ki var, hadisi kutsiyle de sabit. Senin yok görmenle onlar yok olmayacak. Senin veyahut da böyle ya işte bu zamanda da olur mu demenle onlar öyle olmayacaklar. Ve bir de halkın içerisinde şunu yayarlar. İşte ya yok bu zamanda. Öyle deme canım kardeşim. Yok bu zamanda dediğinde hem ayeti kerimeyi inkar ediyorsun hem de hadisi şerifi inkar ediyorsun. Sen x bir kimsenin veli olmadığına inanabilirsin. Eyvallah. Ama sen velilik yok dersen, bu zamanda mürşidi kamil yok dersen küfre düşüyorsun. Ve hadisi şerifi inkar ediyorsun. Ebi Nuaym'in hilyesinde Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah naklediyor hadisi şerifi.
Her asırda ümmetimin en hayırlıları 500 kişidir. Abdal ise, eski dilde velilerin, mürşidi kamillerin ismi Abdal. Bildiğimiz bu çalgıcı abdallar değil yalnız. Anadolu'da çalgıcı abdallar var. Karıştırmayın. Buradaki abdal da biraz elifle, abdal olarak okunuyor. Kırktır. Ne 500 kişi azalır. Dikkat edin hadisi şerife. Ne 500 kişi azalır ne de kırk. İşlerinden bir adam ölünce Allah onun yerine diğerini getirir. Onlar yeryüzünün her tarafındadırlar. Demek ki bu kırklar yeryüzünün her tarafında var. Bu 500'ler yeryüzünün her tarafında var. Bazı hadislerler var. Bu konuda çok hadis var. Kırklar, seksenler, yüz yirmiler, iki yüz kırklar, üç yüz altmışlar olarak gidiyor.
Bunlar eksik değil. Hatta bazı büyük zatlar ki bunun başında Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri gelir. Der ki her şehrin bir kutbu vardır. Her mahallenin bir kutbu vardır. Her sokağın bir kutbu vardır. Her evinde bir kutbu vardır der. Kutbu. Bir evin kutbu olacak. Yani o kimse o evde hakkı ve hakikati anlatan, hakkı ve hakikati tebliğ eden bir kimse var. Evin kutbu o. Kadın erkek değişmez bunda. Genç yaşlı değişmez. Demek ki her evinde bir kutbu var. Birisi namaz kıl diyorsa evin kutbu o. Birisi aman harama düşmeyin diyorsa evin kutbu o. O beş vakit namazını kılıyorsa evin kutbu o.
Mahallede birilerine tebliğ ediyorsa mahallenin kutbu o. Sülalede birilerine tebliğ ediyorsa sülalenin kutbu o. Bunlar eksik olmaz. Bu hadis-i şerif aynı zamanda keşf-ül hafada geçiyor. Yine bir Ebin Nuhaym'ın yine hilyesinden. İbni Mesud kanalından nakledilmiş bu da. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. İnsanlar arasında 300 kişi vardır ki yürekleri Adem'in yüreği gibidir. Yine insanlar arasında Allah'ın 40 kulu vardır ki yürekleri Musa aleyhisselamın yüreği gibidir. Keza insanlar arasında Allah'ın 7 kulu vardır ki kalpleri İbrahim aleyhisselamın kalbi gibidir. Aynı şekilde insanlar arasında Allah'ın 5 kulu vardır ki kalpleri Cebrail kalbi gibidir.
Hani bu 3'ler 5'ler 7'ler 40'lar bu sizin uydurduğunuz bir şey diyor ya bazıları. Kardeş kimse bir şey uydurmuyor. Hadis-i Şerif hadis-i Şerif naklediyoruz. Bir başkasının sözü değil. Heva ve hevesinden hiç konuşmadı. Konuştuğu her şeyi ben konuşturdum. Ben söylettim dediği peygamberin dilinden. Devam ediyor. Yine insanlar içinde Allah'ın 3 kulu vardır ki yürekleri Mikael'in yüreği gibidir. Keza insanlar içinde Allah'ın öyle bir kulu vardır ki yüreği İsrafil'in yüreği gibidir. İsrafil'in yüreği gibidir. Yani ne yapıyor? Hidayet için habire İsrafil ne yapıyor? Diriltiyordu insanları. Öyle değil mi?
Bir sur üflüyor, kıyamet kopuyor. İkinci sur üflüyor, ne yapıyor? Bütün insanlar tekrar diriliyor. Sur'u üfleyenken İsrafil. Zamanın kutbunu söylüyor. Onun da kalbi diyor İsrafildir. Eğer bu bir kişi ölürse Allah o 3 kişiden birini onun yerine getirir. Eğer o 3 kişiden biri ölecek olursa o zaman Allah 5 kişiden birini onun yerine koyar.
Şayet bahsi geçen 5 kişiden biri ölecek olursa o vakit o 7 kişiden birini onun yerine getirir. Eğer 7 kişiden biri ölecek olursa Allah onun yerine 40 kişiden biriyle doldurur. 40 kişiden birinin ölmesi durumunda ise 300 kişiden birini onun yerine koyar. 300 kişiden birinin ölmesi halinde sıradan halktan birini onun yerine getirir. Allah-u Teala onlar sayesinde yaşatır, öldürür, yağmur yağdırır, bitki bitirir ve belaları def eder. İbni Mesud'a Allah nasıl oluyor da onlar sayesinde yaşatıp öldürülüyor diye soruldu. İbni Mesud şöyle cevap verdi. Çünkü onlar toplumların çoğalmasını Allah'tan niyaz ederler. Onlar da çoğalırlar.
Zalim zorbalara beddua ederler de zorbaların beli kırılır. Bir de Allah'a yağmur yağdırması için yalvardıklarında hemen yağmur yağar. Allah'tan niyaz ederler, yeryüzü ot bitirir. Yine Allah'a dua ederler de Allah onlar sayesinde türlü türlü belaları def eder. Bu da Keşf-ül Hafa'dan. Geçen hafta biraz Keşf-ül Hafa'yı birinci cildi incelediydim. Oradan aldım bunları. Keşf-ül Hafa'dan. Demek ki bunlar eksilmiyor. Sen şimdi yok dediğinde bu hadis-i şerifleri de inkar etmiş oldun. Demek ki bunlar hiç eksilmedi. Bunlar hep var. Bundan beş yüz yıl önce de vardı. Bin yıl önce de vardı. İki bin yıl önce de vardı. Beş bin yıl önce de vardı. Adem aleyhisselam zamanında da vardı.
Adem'den önce henüz hadem henüz daha su ve toprak arasında çamurken de vardı. Henüz daha Adem yaratılmazdan önce de Allah'ın velileri vardı. Ta Hazreti Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti ne zaman yaratıldıysa Ondan hemen sonra velilerin de, mürşidi kamillerin de ruhaniyetleri ve nuraniyetleri yaratıldı. Ta bunun başlangıç olarak ne zaman olduğunu bilemeyiz.
Başlangıç olarak. Ama bunlar ilmi ilahiyede de olsa, ruhlar aleminde de olsa vardı. Ve bunlar kıyamete kadar zahir olarak var olacak. Ve kıyametten sonra da bunların varlıkları son bulmayacak. Nasıl peygamberlerin ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin varlığı son bulmadıysa Ve değişik perdelerde, değişik alemlerde Hazreti Muhammed Mustafa hala da var ise Ve hala da hayatta hay ise Ve Adem aleyhisselam ile her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamber-i zişan efendilerimiz Hayatta ise ayrılıp perdelerde, onların zamanında veya onlardan sonra yaşamış olan veliler de hayattadır.
Onlara ölü demeyiniz. Onlar haydır. Onlar hala da zikir halakalarına gelirler. Hala da zikir halakalarına katılırlar. Ama İsa'nın kavminden, ama Yakub'un kavminden, ama Yusuf'un kavminden, ama Nuh'un kavminden Ama Adem'in kavminden, ama Şit'in kavminden, ama Nuh'un kavminden o veliler eksik değildir. Ve o veliler hala da Cenab-ı Hakk'ın tayin ettiği makamlarına göre, derecelerine göre, makam ve derecelerine göre Tespit ettiği kendi perdelerinde Allah'ı zikretmeye devam ederler.
Ve kimisi örneğin 3 bin yıllıktır, kimisi 5 bin yıllıktır, kimisi 10 bin yıllıktır, kimisi 20 bin yıllıktır. Edeb edersiniz kaç yaşındasın diye soramazsınız da. O yüzden Allah'ın velileri, Allah'ın dostları geçmişte var olduğu gibi, bugün de vardır, gelecekte de var olacaktır. Siz de asla ve asla bir daha veli gelmeyecek, bir daha Allah dostu olmayacak derseniz, siz de küfre düşmüş olursunuz.
Onlar hiçbir zaman eksik olmayacaklar. Yine Keşf-ül Hafa'dan, Abdallar 40 erkek ve 40 kadındır. Bunu yıllar yıllar öncesinde, nasıl 40 tane erkek veli var ise, 40 tane de bayan veli vardır dediğimde, herkes hoplayıp zıplamıştı sizleri tenzih ediyorum. Nereden buluyor bunları böyle dediklerinde, ben onlara böyle bir hadis-i şerif var diyememiştim. Yıllar yıllar sonra ben onların var olduklarını biliyordum. Yıllar yıllar sonra bu hadis-i şerifi Cenab-ı Hak benim önüme getirdi. Bu hadis-i şerifi benim önüme getiren Rabbime hamd ediyorum. Keşf-ül Hafa'da 1. ciltte diyor ki, Abdallar 40 erkek ve 40 kadındır. Bizde şöyle bir şey oluşuyor. Yani kadından evliya olmayacak.
Kadından veli olmayacak. Ben diyorum ki, bakın Hazreti Meryem Allah dostuydu, veliydi. İsa aleyhisselamın annesi. Meryem validemiz veliydi. Cenab-ı Hak onun kalbine ilham ederdi. Bakın Musa aleyhisselamın annesi veliydi. Allah onun kalbine vahyetti. Musa'yı nasıl sepetin içerisine koyup nile bıraktırdı. Bakın İbrahim'in annesi. İbrahim aleyhisselamın annesi. Allah dostu veliydi. Veliydi. Ve İbrahim'e süt endirirken memesinden gelen süt, İbrahim'e bir günde bir yaşına getiriyordu. Öylesine bir veli, Allah dostu bir kadındı. Bakın bizim ilk Rabıet-ül Adeviyye Hazretleri veliydi. Hazreti Hatice annemiz veliydi.
Hazreti Aişe annemiz veliydi. Hazreti Fatma annemiz veliydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek eşleri. Her birisi başlı başına birer veliydi. Hazreti Aişe annemiz için Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, dininizin yarısını bu kadından öğrenin. Veliydi çünkü. Veliydi, veli, veli. O yüzden kadından veli olmaz diyenler, o zaman bu annelerimizi, bu büyük zatları nereye koyacaklar? İşin bir de bu tarafı var. Evet, nasıl hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor, diyor ki, erkek ve kadın kırk tane abdal var. Aynı şekilde devam ediyor. Bakın, Allah erkeklerden biri ölünce, Allah onun yerine başka bir erkek getirir.
Kadınlardan biri ölünce de Allah onun yerine başka bir kadın getirir. Zannetmeyin ki bu alem boşta kalır. Boşta kalmaz. Mustafa Özbağ'ın meşhur tarifi, meşhur sözü. Ne? Tabiat, boşluk bırakmaz. Muhakkak, muhakkak Cenab-ı Hak yerine birini koyar. Sen ben dervişim, bu dergahtan gidince bu dergah batacak zannedersin, senden daha iyisini getirir. Sen dersin ki bu şeyh vefat ettikten sonra başka bir şeyh gelmez, böyle gelmez. Yanlış. Daha iyisini getirir Cenab-ı Hak. Daha iyisini getirir. Zamanın kutbu demek, daha önceki kutuplardan daha elverişli, daha kemalatlı demek. Daha öncekilerin işi kolaydı çünkü. Sonradan gelenlerin işi hep zordur. Hep zorluya doğru koşarlar.
O yüzden zannetmeyin ki yeri dolmaz. Cenab-ı Hak yerini doldurur. Sen istersen kendini dokunulmaz. Mısır padişahı bil. Onun da yerini doldurur. Sen kendini sultanlar sultanı görsen de, sen vefat edince senin de yerin dolar. Mezarlıklar yerin dolmaz denilenlerden geçilmez. İster zahir alemde, ister batın alemde. Kendini yücelerde görme. Senin de yerin dolar. Şimdi kadın der ki bensiz bu adam yapamaz. Bırakır gider. O kadının yerine Cenab-ı Hak eğer ki erkek haklıysa daha iyisini getirir. Erkek der ki kendi kendine benim gibisini bulamaz. Çeker gider. Eğer gerçekten normalde kadın haklıysa merak etme. Daha iyisini Cenab-ı Hak ona yaşatır. Daha iyi bir hayat yaşatır.
Burada önemli olan sonuca bakmak. Senin yaptığın değil. O yüzden asla ve asla, asla ve asla sen gidince yerin doldurulmaz zannetme. Doldurulur. Kim olursan ol. Yeter ki bu noktada sen giderken haklı git. Sen giderken doğru git. Eyvallah senin yerin dolmasın. Ama öbür türlü manevi alemde birisi vefat edince onun yerisine birisi gelir. Ve daha iyisi gelir. Bunu unutmayın. Sebebi şu. İnsanlık tekamül ediyor. İnsanlık tekamül ediyor. Bundan bin yıl önceki bir Müslümanın, bir Müslümanın bilinciyle şimdiki Müslümanın bilinci bir değil. Bunu bir görüyorsanız yanılıyorsunuz.
Ve bakmayın şu anda İslam dünyasının kısır bir döngünün içerisinde döndüğünü. Kısır döngü ne? Yeni iştihatların olmaması. İslam'ın hukuku hariç, hukuku hariç. Diğer anlaşılması gereken ayet-i kerimelerin üzerinde yeni anlayışlar, yeni iştihatların gelmemesi. Bu kısır döngü İslam alemini aldatıyor. Dün nasıl gazaliler yetiştiyse ve yeni iştihatlar getirdiyse, nasıl Arabi yetiştiyse, tasavvuf ilminde yeni iştihatlar getirdiyse, nasıl ondan sonra bayrağı el alan Hz. Mevlana gibi, ondan sonra gelenler gibi yeni iştihatlar, yeni tasavvuf terimleri ve tasavvufi iştihatlar getirdilerse bunlar da getirirler. Biz o kısır döngüye bakıp sanki yeniden gelen o mürşid-i kamillerin, velilerin, Allah dostlarının veyahut da dervişlerin eskiye nazaran kötü olduğunu düşünüyoruz.
Değil. Eskiye nazaran kuvvetsiz olduğunu zannediyoruz. Değil. Şimdi, şimdiki mürşid-i kamiller, şimdiki veliler eskisinden şahsı maneviyat olarak ve cemaat olarak daha kuvvetliler. Manevi olarak. Sebep? Çünkü Allah'ın bir denge unsuru vardır. Küfür ne kadar kuvvetli ise, onun karşısındaki veliler cemaatı da manevi olarak o kadar daha kuvvetlidir. Küfür ne kadar şeytan, ne kadar kuvvetli ise, onun karşısındaki müminler cemaatı manevi olarak daha kuvvetlidir. Küfürün şu anda çok kuvvetli göründüğüne bakmayın. Çünkü içi boş, koftur. Ama Müslümanlar o cesareti bulamadıklarından, o bilince ulaşamadıklarından dolayı yenilgiyi baştan kabulleniyorlar. Yenilgiyi baştan kabullenince de Müslümanlar ne yazık ki bayrakları aşağıya indiriyorlar.
Bunda da bir hikmet vardır diyelim. Biz mevzumuza dönelim. O zaman normalde Allah'ın velileri, kadın erkek, Allah'ın dostları, kadın erkek hiç eksilmez. Senin görmemen, senin ona ulaşmaman onların yok olduğunu göstermez. Ha, Hz. Bediüzzaman Hazretlerinin tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında dediği Risalesinde bir ibare vardır. Der ki, bir sepet elmanın içerisinden birkaç tane çürük elma çıktı diye, bütün sepet nasıl atılmayacaksa, bu yolun içerisinde, tasavvufun veya sufilik yolunun içerisinde yolu istismar eden, bütün meslekleri istismar edenler olduğu gibi, tasavvuf ve sufilik yolunda istismar edenler olacaktır. Bütün dinlerde istismar olduğu gibi, İslam dininin içinde biz Müslümanız diyenler de istismar edenler olacaktır.
Muhakkak olacak. Bu zamanda çok mu? Ne bileyim, bu zamanda bana daha çok geliyor. Yani rahat ya biraz. Biraz rahat. Rahat olunca istismarcılar çoğaldı. Benim dervişliğimin ilk zamanlarında, dervişin demeye korkardı insanlar. Sebep, karakol var. Sebep, baskın var. Sebep, polis var. Sebep, savcılığın önünde ifade vermek var. Hiç unutmam, hiç unutmam. Şeyhimle beraber, Ulu Cami'de namaz kıldığımızda, bir kısım kapalı çarşı esnafı uzaktan selam verip gidiyordu bize. Şeyh Efendi'nin yanına gelmeye çekiniyorlardı. Uzaktan selam veriyorlardı. Ben onların kimler olduğunu biliyorum. Şimdi de uzakta duruyorlar zaten. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın.
Cenab-ı Hakk'ın veli kuluna savaş açmak demek, ona karşı gelmek demek değil sadece. Sen ona bir şerh düşüyorsun ya, kendince uzak duruyorsun ya, bir defans yapıyorsun ya, onu Allah yazıyor kenara. Dönüyorsa ona intikam acı oluyor. Sen ondan sonra şehtsiz kalıyorsun. Ben hiç üzülmüyorum şehtsiz kalanlara. Neden? Şöyle düşünüyorum. Sen dosdoğru gitmiş olsaydın, Allah sana, Allah'ın velisi mi eksik? Sana bir veliyi gösterirdi. Ama onlar kibirli bir şekilde, biz hala da filanca zatın dersini çekiyoruz. Sen de maneviyat olsaydı, sen o gül bahçelerinin yok olmadığını bilir, giderdin bir gül bahçesine oturur, gül koklardın. Ama sende o maneviyat yok.
Sen körsün. Körün de körülsün. O yüzden Cenab-ı Hak sana bir mürşidi kamil göstermiyor. Sen kim bilir ne hainlik ettin? Kim bilir ne ihanet ettin? Kim bilir nerede edepsizlik ettin? Kim bilir nerede ne yaptın ki? Cenab-ı Hak sana bir mürşidi kamil göstermemiş. Sen kim bilir nerede ne yaptın ki? Cenab-ı Hak sana da bir mürşidi kamil nasip etmiş. Hamdet, şükret, hamdet, şükret, aman edebini bozma. Okyanusun içerisinde sen inci tanesi bulmuşsun. Kıymet bil, boynuna as, beşi birlik gibi taşı. Boynuna as, beşi birlik gibi taşı. Aman düşürme.
Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir neden bunun görülmediğini bahsediyor. 1970. Bey'in. Ayağındaki bu dikeni çıkarmadıkça gözün görmez. Nasıl dönüp dolaşabilirsin? Senin ayağında diken var. Yani sen heva hevesini ilahi dinmişsin. Sen heva hevesini ilahi dinince sen yemeğe, içmeye, şana, şöhrete düşmüşsün. Senin manevi gözün açılmaz bu haldeken. Sen haram dinlemiyorsun, helal dinlemiyorsun. Sen ne önünü biliyorsun, ne ardını biliyorsun. Ne büyüğünü biliyorsun, ne küçüğünü biliyorsun. Ne sağını biliyorsun, ne solunu biliyorsun. Sen bile bile Allah'ın gözünün içine baka baka hainlik yapıyorsun, vefasızlık yapıyorsun. Senin gözün nereden açılacak?
Açılmaz. Şeytan oturmuş senin içine. Şeytan senin içine oturmuş. Senin kalbini kendine yurt edinmiş. Yediriyor, içiriyor, şana, şöhrete düşürüyor. Makama, mevkiye düşürüyor. İçinde şeytan var. Sen onu beğenmiyorsun, bunu beğenmiyorsun. Ona laf atıyorsun, buna laf atıyorsun. Ona çemkiriyorsun, buna çemkiriyorsun. Sen ona laf söylüyorsun, buna laf söylüyorsun. Şeytan içine oturmuş senin. Tevazudan uzaksın. Edepten uzaksın. Hoşgörüden uzaksın. Büyünü küçüğünü bilmekten uzaksın. Anne tanımıyorsun, baba tanımıyorsun. Koca tanımıyorsun, eş tanımıyorsun. Şeyh tanımıyorsun, zakir tanımıyorsun. Sen peygamberi bile geçmişsin kendince. Peygamber bunu burada böyle yapmamalıydı diyorsun.
Böyle bir küstah, böyle bir küfür noktasındasın. E senin gözün açılmaz. E senin manevi gözün de açılmaz. Sen benim gibisin. Paso yatıp uyuyun, paso yiyin için. Günlük dersini de çekmiyorsun benim gibi. Virdiğini de çekmiyorsun. Zikrini de çekmiyorsun. Eee? Ondan sonra da laf sırası gelince. Efendim ben dersi çekemedim. Hakkını helal et diyorsun. Helal olsun. Ne olacak ki yani? Benim helal etmem ne? Senin gözün açılacaksa helal olsun. Gözün açılmaz. Böyle dervişlik olmaz. Böyle sufilik olmaz. Disiplin ister. E dersini çek. Tövbeni yap. Salavat-ı şerifeyi çek. Sen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yolunu takip et. Sen Allah'a yakın olmaya çalış.
Senin gözün açılsın. Allah'ı tanıman için söylüyorum. Sen Geylani Hazretlerini göreceğim diye uğraşma. Bu boş. Sen Allah'ı tanıyacağım. Allah'ı bileceğim. Allah'a yakın olacağım diye uğraş. Sen istiyorsun ki ilk zikrullah gideyim Allah Allah Allah Geylani Hazretleri çattak gelsin. Oh ben Geylaniyim desin bir de. Allah'a değme keyfine. Sen artık böyle bir tavırla. Allah Allah. Bir de Esma verilmiş ya mesela. Allah Allah. Esma böyle ya. Yok. Sen Geylani Hazretlerini gördün ya. Allah Allah Allah Allah. Tabi ya. Sen ayrı bir havadasın artık. Sen ne diyorsun ya? Sen bitirdin her şeyi. Sen zakir senin halinden haberi yok. Zakir de zavallım yırtıyor kendini.
Esma güzel vurulsun diyor. Bizimki olur mu ya? Bizimki baba derviş oldu bir günde. Ondan sonra ikili vuruluyor. O dörtlü vuruyor. Allah Allah Allah Allah. Allah Allah Allah. Tabi onun böyle ayrı bir tarzı olması lazım. Dinliyorum. Önünde. Böyle kendince havalara katmış ya. Beni de görmüyor dinlediğimi. Sen burnunun ucundakını görmüyorsun. Sen burnunun ucundakını görsen. Burnunun ucundakının esmasını alsan. Asıl gözün o zaman açılacak. Yok. Baba derviş. Eski derviş. Yeni derviş. Önemli değil. O babaların babası o. Açılmaz. Senin gözün açılmaz. Senin o diken Hazreti Pir edeb etmiş. Ayağında demiş. O diken senin kalbinde.
Kibir var. En büyük diken o. Gösteriş var. En büyük diken o. Ben biliyorum var. En büyük diken o. Sen hal dervişsin. En büyük diken o. Sen gözünü yumduğunda görüyorsun. Bakın dikkat edin. En büyük diken o. Sana kibir veriyor bunlar. Sana kibir veriyor. Senin tevazunu yok ediyor. Senin alçak gönülünü yok ediyor. Sen çocuğa bile hizmet et. Hizmet. Bu dergaha gelmiş bir çocuk da. O çocuğu yalayut. Hizmet et. Bu dergaha gelmiş. Ben bu çocukken. Ben dergahta değilim. Hayıflan kendine. O çocuk oturmuş dergaha. Gencecik yaşta. O kız gelmiş dergaha oturmuş. Allah'ı zikredeceğim diye oturmuş. O gencecik erkek çocuk gelmiş.
Sema edeceğim. Zikrullah yapacağım diye uğraşıyor. Senin hal görmenden onun gelmesi yüz bin kat iyi. Sen kanatlarını indir aşağı. Hatta de ki bu kanatlardan bana kibir geliyor de. Kendi kanadını kendin yol. Kendi kanadını kendin yol. Oranın en fukarasına hizmet et. Kibirlenme. Büyüklenme. Birisine tepeden bakma. Tepeden baktın. O dergahın evliyasıdır da. Çarpılır gidersin. Nereye gideceksin belli olmaz. Ondan sonra başlarsın artık. Ben benim hakkımı yediler. Ben böyle değildim. Bunları da duydum ben. Kardeş. Burada senin kelleni yüz bin sefer keserler de. Sen bir de derler ki.
Sen bizim kolumuzu yordun. Kolumuzu yorduğun için dairiyetten bir diyet vermen lazım. derler. Burası öyle bir yer. Dinlemezler. Sen yakışıklı mısın? Sen güzelmişsin? Poyun posun yerindeymişsin? Sen zenginmişsin? Sen fakirmişsin? Senin makamın varmış. Sen o musun, bu musun? Dinlemezler. Dinlemezler. Bir bakmışsın bir kılıç. Vurduğunu dahi görmezsin. Bir bakmışsın bir kelle düşmüş. Kimin kellesi gitti filanca. Eyvah. Eyvah. Gözün görmezse zor. Neden görmez gözün? Şeytan senin kalbine oturursa gözün görmez. Zikrullah'ı bırakırsan gözün görmez.
Aslında çok basittir. Hadis-i şerifte ne diyor? Kırk gün. İhlasla Allah'a kulluk ederse, kalbinden, diline, hikmet pınarları akar. Camus-i salgirde geçiyor. Kırk gün. Başka, o Tirmizi'de de geçer bu hadis-i şerif. Diğer hadis kitaplarında da geçer. Kırk gün. Sen kendini topla. Öyle Allah affetsin. Dışarıdan derviş olmayan bir kimse, bu halleri yoktur. Derviş olur, benim diyen dervişi geçer. Bazen dervişlik insanda kibir yapar çünkü. Bazen hal görmek, rüya görmek insanda kibir yapar. Bazen şeyhin yanında durmak kibir yapar insanda. Veya şeyh efendi onunla görüşür, konuşur, bir şey yapıyordur. O kendini kibirdir dünyasına atar.
Allah muhafaza eylesin. Yıkılır gider. Hiç unutmuyorum, birisi böyle şeyh efendiyi getirdi arabayla. Dedim, sen git, bırak şeyh efendiyi burada, git. Hani sen vazifeni yaptın. Baktım, şeyh efendi rahatsız. Allah rahmet eylesin. Hani onun o davranışlarından böyle, onu böyle. Sıkboğaz ediyor onu. Kendine çektim. Dedim, abicim, bir şeyh sıkboğaz edilmez. Bir sefer söyledim, sessiz kaldı. Tamam demedi. Bırak, o Bursa'ya geldiğinde 5-6 gün kalır, dinlenir burada. Bırak, git. Ben götüreceğim. Şeyh efendiye bakıyorum haline, ahvaline. Gitme taraftarı değil.
Hata mı yapıyorum acaba dedim yani. İnceden sordum. Efendim dedim, yorgunsunuz, kalsanız iyi olur. İyi olur da Mustafa Efendi. Baksana oğlum dedi. İllaka adam yapıştı dedi. Götüreceğim diye uğraşıyor dedi. Ben de bir şey diyemiyorum dedi. Aa, bu şimdi dedim şey, bana delil oldu. Adama dedim bu sefer sert bir şekilde. Dedim, kardeş, bak sen ne zakir tanıyorsun, ne nakip tanıyorsun, ne nükaba tanıyorsun. Ne büyük tanıyorsun, ne küçük tanıyorsun. Büyüğünü küçüğünü bil. Şeyh efendiye bırak diyorum, bırak. Yoluna git, nereye gidiyorsan git. Ben götüreceğim dedi. Bak senin bu son götürüşün olur dedim. Bu senin son görüşün olur. Bir daha ne şeyh efendiyi görebilirsin, ne götürebilirsin dedim. Bırak götürmeyi, göremezsin bile dedim.
Böyle girdi. Mustafa abi sen insanları böyle mi korkutuyorsun dedi. Ha iyi tamam dedim. Tamam, götür sen dedim. Şeyh efendi ne dedi oğlum dedi. Efendim illa ki götüreceğim diyor dedi. Ne yaptıysam ikna olmadı. Ben şeyh efendi kafasına salladım. Böyle kafasına salladım. Hata bizim oğlum dedi. Estağfurullah efendim. Yok yok Mustafa efendi. Bunları açık açık, şimdi artık konuşuyorum. Ne güzel oğlum biz seninle gelip gidiyorduk dedi. Ne yapma ben buna dedi böyle dedi hani şey yaptım dedi. Hani sana dedi eziyet olmasın diye düşündüm ama dedi. Bize eziyet oldu bu dedi. Efendim göndereyim dedim. Yok oğlum.
Gideriz dedi. Yarın gidelim dedi. Anredersiniz efendim. Bakın şeyh efendi burada bir gece sohbet etti. Ertesi gün herkes eskiler bilir. Bir hafta kalırdı, üç dört gün kalırdı. Ertesi gün bindiler arabaya gittiler. O adamı bir daha ben görmedim işte dergâhta. Hiç görmedim. Siması hayal meyal böyle gözümün önüne geliyor. Bir daha hiç görmedim ben onu. Bakın bir veliye edepsizlik ettiğinde senin gönlüne diken girer. Ayağına değil. O gönlündeki dikeni çıkaramazsın. Bir mürid olarak çıkaramazsın. Bunlar böyle bende şeydir, tecrübedir.
Onu çıkaramazsın. Bir mürid onu çıkaramazsın. Ben şeyh efendi zamanında çıkarabileni görmedim. Bak şeyh efendinin zamanında çıkarabileni görmedim. Ben bunları gördüğüm için Allah rahmet eylesin derdim ki kime muhalefet ediyorsan et, şeyhine etme. Kimle aram bozuluyorsa bozulsun, şeyhinle aram bozulmasın. Kime koçluk yapıyorsan yap, koç. Vuruyor ya şeyhin önüne gittin mi İsmailoğlu? Boynunu sat. De ki nereden kesiyorsan kes. Nereden kesiyorsan kes. Yoksa o diken ayakta değildir. Gönüldedir.
O Hz. Pir bunu ehli sufi için söylememiş. Bunu ehli sufi olmayan kimseler için demiş. Ayağınızda diken var. O ayağınızda diken ne? Gözünüz açılmaz. Siz o gül bahçesini göremezsiniz. Görseniz dahi katılamazsınız. Neden? Ayağınızda diken var. Sakın. Ayaktaki dikeni çıkarmak kolaydır. Ayaktaki dikeni çıkarmak kolaydır. Hiçbir şey bilmiyorsan ehline gidersin. Dersin ki, benim ayağımdaki diken nerede olduğunu da bilmiyorum. Şu ayağımdaki dikeni çıkarıver dersin. O ayağımdaki dikeni çıkarır seni. Gönül dikenini çıkarmak için bir gönül eri gerek. Gönül dikenini çıkarmak için bir gönül dostu gerek. Eğer gönülde bir diken var ise yandı keten elva.
Altı da üstü de yandı. Çünkü sen Allah'la savaş halindesin. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bir faizciler için böyle der. Bunları Allah düşmanı olarak tayin eder. Müslümanın Müslümandan faiz alırsa, mümin müminden Müslüman Müslümandan faiz alırsa, Allah'a savaş açmıştır o. Kimdir başka? Bir de, çok özür dilerim, erkeksen kadınlığa özenen, kadınsa erkekliğe özenip, ameliyat mameliyat ettirenler, onlar Allah'la düşmandır. Lanetlik iştir onlar. Onlar Allah'la savaşırlar. Bir de velilere savaş açanlar, Allah'a savaş açmışlardır. Ve bunların mağlubiyetleri mutlaktır.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hasan-ı Basri güzel bir şey söylemiş. Bir kimse gerçek anlamda Allah'a sığınır ve bunu kalp huzuruyla yerine getirirse, Allah onunla şeytan arasında üç yüz bin perde oluşturur. Engel meydana getirir. O zaman ihlasla kulluk edeceğiz. İhlasla hayatımıza devam edeceğiz ki, Rabbim gönlümüze bir diken oluşmasını önlesin. Ne şaşılacak şey, cihana sığmayan Ademoğlu gizlice bir dikenin başında dolaşıp durmakta. Buradan devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Saat on bir olmuş. E biz artık böyle bunun birkaç sefer de söylüyorum. Bir yaşlanıyoruz artık, ihtiyarlıyoruz. O yüzden biraz böyle geç başlıyoruz gibi. Kafamız anca toplanıyor falan.
Onunla on sonra. Öyle olunca da sohbet biraz kısa sürüyor. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha'ıma selam edin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.