mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1965. Beyitten) 22.06.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 5 Temmuz 2024 · 1:15:54

Euzûbillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennehu, Muhammeden Resulullah, Cemiyen, Enbiyyâyi ve Nurselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemin. Selâmünaleyküm.
Aleykümselâm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'e nerede bir zulüm var ise, nerede işkence var ise, ümmet-i Muhammed'in hangisi olursa olsun, hakkına, hukukuna, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz duvar ise, o zalimlerden Cenab-ı Hak intikamı aldırsın.
Amin. O zalimleri yerle eksan eylesin. Amin. Onları perperişan eylesin. Amin. Onların sistemlerini bozsun. Amin. Onların düzenlerini, tuzaklarını bozsun. Amin. Onların düzenlerini, tuzaklarını kendi başlarına makus eylesin. Amin. Allah İsrail'i ve destekçilerini helak eylesin. Amin. Allah Müslümanlara zulmeden Çin ve destekçilerini helak eylesin. Amin. Nerede Müslümanlara zulmedenler var ise, o zulmedenler de destekçilerini de helak eylesin. Amin. Onların güçlerini yerle yeksan eylesin. Amin. Onların burunlarını sürtsün. Amin. İbret-i alem için dünyada da, ahirette de zelil eylesin. Amin. Rabbim Müslümanları aziz eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'i aziz eylesin.
Amin. Bizleri de aziz eylediği kullarının arasına katsın. Amin. Ecmayin. 1965. Beyt'ten devam ediyoruz inşallah. Geçen hurma olarak gördüğünü diken bil. Çünkü sen çok nankör, çok görgüsüzsün. Burayı okumuştuk. Buradan devam ediyoruz. Lokman'ın canı, Allah'ın bir gül bahçesindeyken neden can ayağı bir dikenden incinsin? Burada Lokman'dan malum, lokman hekim ama buradaki lokman kimdi? Zamanın mürşitleri, mürşidi kamilleri, Allah'ın velileri. O yüzden bir mürşidi kamilin canı diyor Allah'ın gül bahçesindeyken neden onun can ayağı bir dikenden incinsin?
Onu normalde demek ki onun ayağına bir diken batsa veya onun başına bir musibet, bela herhangi bir şey gelmiş olsa ondan onun canı yanmaz. O incinmez. O incinmez. Çünkü neden? Mürşidi kamiller her dem Cenab-ı Hakk'ın cemal perdesinde cemalleşir. Her dem cemal perdesinde cemalleşince onun başına gelen dert, gam, kasvet her neyse, insanların ona karşı olan zulmü, insanların ona karşı olan davranışları, bütün bunun hepsini de içine kattığımızda bunların hepsi de ne olur?
Normalde onları bu noktada etkilemez onlar. Ama çünkü hani onun canı gül bahçesinde dediği o Cenab-ı Hakk'ın cemalinde fena olmuş, cemalinde fena olmuş, cemalinde fena olduğu için onun bu tip gam, kasvet, dert, yediği, içtiği falan her ne hepsini topladığımızda onlar ne oluyor? Onlar ona diken olarak olmaz diyor. Yemek ne, içmek ne, dünya ve ahiret ne, her ne yana dönerse dönsün Allah'ın veciği o taraftadır, oradadır. Bir sırrına vakıf olan, o kimse o zaman kahırdır, derttir, çiledir, ne yapar? Onun için onu çok etkilemez, onu diken gibi bile görmez. Her şey onun takdirinde, her şey onun tecelliyatında, o sadece teslim olur o noktada.
Bu teslim olmak demek, yapılması gerekenlerin yapılmaması demek değil. Ahı efgan etmez, feryat figan etmez, şikayet etmez. Yapılması gerekeni yapar ama şikayet etmez. Bazen bunu böyle yapılması gerekenler yapılmazmış gibi düşünenler var, o sünnet-i seneye uygun değil. O doğru değil, o bidat. Yani, ehli sufiyim diyen veyahut da ben mürşidi kamilim diyen kimse, yapılması gerekenleri yapmamayı da biz ona bağlıyız, biz hakka bağlıyız.
O ne derse onu yaparız, bu doğru yol değil. Çünkü bir mürşidi kamil, nerede ne yapılacağını, nerede ne yapılması gerektiğini, bu konuda Cenab-ı Hakk'ın ilham ettiği, kalbine ilham ettiği kimsedir. Bu şu demek değildir, zulme karşı boyun eğmek veya bir kimsenin normalde ama ailesinde, ama işinde, ama eşinde, ama dergahında, ama tekkesinde, ama gündük hayatında yapması gerekenleri yapmamak demek değildir bu.
Bunu böyle söyleyenler, bunu böyle anlatanlar sünnet-i seneye'nin dışına çıkıyorlar. Hz. Peygamber, bu manada yaratılmışların ilki ve Cenab-ı Hakk'ın bütün sıfatsal tecelliyatları kendi üzerinde, zati tecelliyatları kendi üzerinde tecelli eden bir peygamber iken, O yine yapması gereken her şeyi yaptı. Günlük hayatında da ne yapması gerekiyorsa yaptı. Sufilik adına, tarikat adına, tasavvuf adına sünnet-i seniyenin dışına çıkmak, sünnet-i Resulullah'ı takip etmemek, bidattır, küfürdür. O yüzden bir takım kendisini ehli sufi gösteren, ehli tarikat gösteren, ehli tasavvuf gösteren kimseler, yapmaları gerekenleri yapmamakla, bu ibadet olabilir, bu mücadele olabilir, bu haramlardan kaçmak olabilir, bu helal dairede yaşama mücadelesi olabilir, bu günlük iaşesini temin etmek için çalışmak olabilir, hepsi dahil buna.
Ben böyle sorardım, böyle görüştüklerimizde, şeyhin ne iş yapıyor? Siz de sorun, şeyhin ne iş yapıyor, nereden geçiniyor? E bir işi yok, nereden geçiniyor? Bütün peygamberler ellerinin emeklerini yemiştir. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın geçimi cihattır, kanimettir. Bakın altını çizin bunun. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın geçimi ganimettendir, cihattır yani. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir iş yapmadı diye düşünmeyin. Ganimetten pay alırdı, geçimi ganimettendi. Bakın, geçimi ganimettendi. O yüzden bütün peygamberler ellerinin emeklerini yemişlerdir. Hiç kimseden ücret istememişlerdir.
Tebliğler karşılık olarak ücret istememiştir. İslam dini, dilenci dini değildir. Darül Harp'te geçinemeyen insanlar dilenmeye cevaz vermişlerdir, Hanefiler. Hanefiler, Darül Harp'te geçinemeyen kimseye, geçinemeyen kimseye, akşama yiyecek ekmeği olmayan bir kimsenin akşam yemeğini, sadece akşam yemeğini, dilenmesini caiz görmüşlerdir.
Siz din adına dilenemezsiniz, isteyemezsiniz. Bunun yanında, sufilik ise asla dilenmez, sufiler. Asla istemezler. Asla sufiliği ayağa düşürmek, sufiliği yerlere düşürmektir. Sufiler dilenmezler. Sufiler bir şey istemez. Eski arkadaşlar hatırlayacaklar, yolun başında söylediğim distur, sizden din adına, diyanet adına, tekka adına, dergah adına herhangi bir şey istersem dilim kopsun dedim. Hala aynı noktadayım. Bir şey istersem dilim kopsun. İstenilmez, dilenilmez.
O zaman, o kimse eğer ki zaten Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatı onun üzerinde tecelli ettiyse, onun bir şey istemesine gerek yok, o zaten Allah'ı zikrediyorsa ve zikretmekle meşgul ise, onun neye ihtiyacı var ise, neye ihtiyacı var ise, bakın bu ekmek yemek değil sadece, onun neye ihtiyacı varsa, hem şahsi planda, hem de dergah planında, neye ihtiyacı varsa, Cenab-ı Hakk onu onun önüne getirir.
Eğer ki o kimse zikir ehli ise, çünkü hadisi şerif ve hadisi kutsi ile sabittir, kulun beni zikrettiği için kendi ihtiyaçlarını istemeye zaman kalmazsa, onun tüm ihtiyaçlarını ben görürüm der, Cenab-ı Hak hadisi kutsi de. O zaman Allah'la alışverişi var ise o kimsenin, ve devamlı Cenab-ı Hakk'ı zikir perdesinde duruyorsa, onun ihtiyaçlarını Rabbim onun önüne getirir.
Rabbim onun önüne getirir. Onun bir şey istemesine, onun bir şey istemesine. İhtiyaç yoktur, kaldı ki Allah'a dost olan bir kimsenin, kullardan bir şey istemesi mümkün değildir. Onun için gizli şirk olur o. Kullardan kendi nefsi için bir şey istemesi, Allah'a dost olan bir kimsenin şirkidir. İstiyorsa, istetiyorsa, o zaman o kimse Allah'a dost değildir. Hem diyeceksin ki bu şeyh mürşidi kamildir, hem de o milletten zekat toplayacak. Öyle mi? Her yere zekat memuru tayin edecek, zekat toplayın diyecek. İstedecek. Dergi sattıracak, kitap sattıracak, yok bilmem ne sattıracak, yok cami yaptırıyorum diyecek, yok tekke yaptırıyorum diyecek, yok medrese yaptırıyorum, yok işte şunu yaptırıyorum, toplayın paraları onlara, toplayın.
Bu değil, eğer lokman ise, lokmanın canı, Allah'ın gül bahçesinde ise, onun bir şeye ihtiyacı yok. O yüzden her yer tekke, her yer dergah, onun bir şeye ihtiyacı yok. Kimin ihtiyacı var? Kendisini bu manada fukara görenin ihtiyacı var. Nereden fukara? O ilmi bilmiyor. O Allah'a dost olmamış. O yüzden o isteyecek. O dilenci çünkü. O kendi nefsinin dilencesi. O dilenmeye devam edecek. O isteyecek, o istemeye alışmış. Cami inşaatı bitmeyecek, tekke inşaatı bitmeyecek, medrese inşaatı bitmeyecek.
Yok işte üç beş tane hafız takkesi, üç beş tane cübbe, koy oraya resme, hafızlar okuması lazım, yetişmesi lazım, gönderin paraları. Yok şunu okutacağız, yok bunu okutacağız. Toplayın Allah paraları, toplayın. Ümmet-i Muhammed'in iki yakası bir araya gelmiyor. Bunlardan dolayı gelmiyor. Bir cuma var, cumaya gitmeye, artık cumaya da gitmeyeceğiz. Yalvarıyorum hocalara, bir gün istemeyin diyorum ya. Bir cuma istemeyin diyorum. Bir cuma. bu Hristiyanlıktan gelme bize. Bidat, Hristiyanlıktan gelme. Minberden para dileniyor o hoca. Hz. Muhammed-i Mustafa, Minberden para dilenmedi. Cami inşaatı için de para dilenmedi.
Kendisi kerpi çıkardı, kendisi kerpiç yustalığı yaptı, çamur taşıdı, toprak taşıdı, mescidi öyle yaptı. Mescidi süslü değildi, mescidin tavanı bile yoktu. Yağmur yağdığında içerisi çamur oluyordu. Hatta itikafa girdiğinde, itikaftan Kadir gecesiyle alakalı başını dışarı çıkardığında, yüzü, gözü, alnı çamur içindeydi. Çamur içindeydi, çamur. Şimdi medreseleriniz süslü, tekkeleriniz süslü, camileriniz süslü, evleriniz zaten süslü. Süsün içinde Ümmet-i Muhammed, ama orada büyüdüm. Siyonist İsrail'e söyleyecek bir lafı bile yok. Ortalık fuhuş almış, götürmüş, içki almış, götürmüş, şataat almış, götürmüş, şatafat almış, götürmüş.
Moda denilen, pis Yahudinin oyununa, bütün Müslümanlar düşmüşler. Bir kadının çantası 50 bin dolar, 20 bin dolar. Utanmıyor bu Müslümanım diyenler. Onları takıp takıştırıp halkın önüne çıkıyorlar. Bürokratları, siyasetçileri, devlet adamları. Zerrece utanmaları yok. Zerrece ağırlanmaları yok. Lüks ve şataat ve şatafat içinde yaşıyorlar. Şeyhleri de öyle, alimleri de öyle, medrese hocaları da öyle. Nereden kazandın da bu arabaya bindin? Ticaret mi yaptın? Ne yaptın? Ne aldın? Sattın. Arsız! Allah'ı aldın, sattın. Allah'ın kitabını aldın, sattın. Yolunu aldın, sattın. Nasıl hesap vereceksin? Hafızlığını aldın, sattın. Hazır ne var? Hazır hatim var. Hazır hatim var.
Allah'a var. Nasıl hazır hatim var ya? Evet, hazır hatim satıyor. Kafasında bir tane takke. Dolaşıyor. Mezarlığın içinde. Geliyor o kadıncağız da atmış örtüyü kafasına. Oraya gelmek için atmış. Kollar meydanda, bacaklar meydanda, göğüsler meydanda, kafada bir tane örtü mezarlıkta. O da orada hazır hafız, orada şeyi satıyor. Ne o? Hatim satıyor. Hoca Efendi, hazır hatim var mı? Var. Var ya. Ha bağışlığı ver, babam burada. Ha bağışladı, tamam ver parayı. Bu Ümmet-i Muhammed'in aile. Ama bu nereden geliyor? Sufilerden geliyor. Sufiler bozulunca, alimler bozuldu. Alimler bozunca, amirler bozuldu.
Amirler bozulunca, halk bozuldu. İlk bozulan kim? Sufiler. Sufiyim diye dolaşanlar. Ben yeni derviş olduğumda, dervişlik neydi biliyor musunuz? Çalışmayan, tembel, dilencilik de geçinen bir pro tip. Devamlı isteyen, devamlı dilenen.
Ben bayındır da, suflik olarak başlayınca, herkes böyle bakıyordu. Hani bunun arkasında bir şey var muhakkak diye. Herhangi bir köye gidiyorum, böyle bir özgüven patlaması var ya bende. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Kapatın şu televizyonu. Kahveci diyorum ki, kaç tane çay satardın burada? Yüz tane, al yüz tane çay parası. Ben burada üç dakika konuşacağım. Ya üç sefer gittim oraya. Üçüncüsünde dayanamadı birisi. Birader senin ne istiyorsun ya dedi. Bir şey söyle. Sen yanım bir şey isteyeceksin. Buraya dedi ne almaya geldin sen? İncir mi alacaksın? Yağ mı alacaksın? Zeytin mi alacaksın? Dedim inciriniz de sizin olsun. Yağınız da sizin olsun.
Zeytininiz de sizin olsun. Sizden bir şey istersem, dilim kopsun. Dünyanın en namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz adamıyım. Onun bunun çocuğuyum dedim. Sizden dedim. Bir tane zeytin istersem. Allah için konuşuyorum size dedim. İnanamadılar. Hala da inanmıyorlar. Kimseye inanmıyor. Sebep? Çünkü o hiçbirisi de Allah'ın gül bahçesinin kokusunu almamış. Gül bahçesinin kokusunu alsaydı, dünya kokusundan nefret ederdi. İki koku bir arada olmaz. İki sevgi bir arada olmaz. Hem dünyayı hem ahireti sevemez insan. Yok. Bu mümkün değildir. Ancak efelere aittir o. Efelerin yüreği çataldır.
Çatal dediğinde, çatal böyle ya. Biliyor musunuz siz çatalı? Çatal bu. Ama onun kökü ne? Tek. Ancak efeler o dengeyi kurar. Dünya ahiret dengesini. Başkası kuramaz. O yüzden türküsü de, ege türküsü güzel ya. Çatal olur efelerin yüreği. O çatal ama ikisi, dünya ve ahiret. İkisinin de nedir? O zafer işareti olarak algılamayın ha. Hiç sevmem PKK, YPG, ıvır zıvır neyse. Hani bu normalde, bu çatal dediğimiz şey bu. Sakın ha, bu da PKK'ya böyle şey mi yapıyor? Filan öyle aklınıza gelmesin. Allah onların da cümlesini lanet eylesin. Ondan da bir korkum, çekintim yok. Cenab-ı Hak onları da yerle yeksan eylesin. Onlar Deccal'ın askerleri, Cenab-ı Hak Deccal'ın askerlerini batırsın.
Nerede varsa Deccal askeri, Deccal'a hizmet eden, Deccal'ın piyonu olmuş, Deccal'ın emrine girmiş, Adı Müslüman da olsa, Adı Sufi de olsa, Şeyh de olsa, Alim de olsa, Siyasetçi de olsa, Ne olursa olsun, Cenab-ı Hak hepsini yerle yeksan eylesin. Hepsini de batırsın. Amin. Hiç bu konuda yavaşım da yok. Bazen böyle sohbeti dinleyenler bana mail atıyorlar. Hocam korkmuyor musun diye bana. Dedim ben de yazıyorum. Daha tanışmadım korkuyla diyorum. Rabbim tanıştırmasın. Amin. Hiçbir korkudan, korkudan uzaklaşın. Hiçbir şeyden korkmayın. Allah, Allah'tan dahi Allah'ı sevin. Allah'ı sevin. İşsiz, açsız, eşsiz, çocuksuz, malsız, mülksüz.
Hiç, hiç, hiç korku yaşamayın. Yeter ki dosdoğru yaşayın. Yeter ki dosdoğru yaşayın. Doğru yaşayın. Yeter ki Allah'ı zikredin. Yeter ki Allah'ın yolunda durun. Yemin ediyorum vallahi de, billahi de, tillahi de ne lazımsa önünüze gelecek. Önünüze gelecek. Bu fakirin önüne geldi her şey. Önünüze gelecek. Kılınızı dahi kımıldatmanıza gerek kalmayacak. Yeter ki Allah'ı zikredin. Hani benim meşhur bir melami hikayem var ya. Hani leylekle ne o baykuş konuşuyorlarmış ya. Derviş de harabeye oturmuş, huzur ediyor. İkisinin konuşmasını dinliyormuş. Leylek diyormuş ki baykuşe.
Hey baykuş diyormuş ya. Ne tembel insansın. Sabah gittim diyormuş. Aynı yerde tünüyorsun. Geldim aynı yerdesin. Hiç mi çalışmazsın, hiç mi gayret etmezsin demiş ya. Baykuş bir bakış fırlatmış. Demiş sen Allah'ı zikrediyorsun demiş. Dilinde lak lak lak … Gidiyorsun demiş. Yılan çiğen yiyorsun yine demiş. Solucan yiyorsun. Demiş sen ne yapıyorsun? Biz demiş öyle bir Allah'ı zikrederiz ki. Cenab-ı Hak fazlasıyla demiş. Önümüze getirir. Seyret bak demiş. Ne şatahat. Derviş de bunları dinliyor. Oturmuş oraya. Viraneye. Derviş der otel aramaz. Derviş der yatacak kalkacak yer aramaz. Derviş der yemek aramaz.
Derviş rahat aramaz. Derviş nerede uyuyacağım, nerede yatacağım, nerede kalkacağım, neyle gideceğim, neyle geleceğim. Kim getirecek, kim götürecek, o mu alacak, bu mu getirecek. Dervişin böyle bir problemi yoktur. Derviş Allah'ı zikreder. Yapması gerekeni yapar. Hiç kimseden hiçbir şey istemez. Baykuş demiş. Seyret. Derin bir nefes almış. Huuu demiş. Tabiri caizse arkasını üstüne yıkılmış gitmiş böyle. Kendinden geçmiş. Böyle bir titremiş. Ama o titreme şimdi yalancıdan titreyen dervişler gibi değil. Huuu yapıyorlar ya. Kendilerini güldürüyorlar. Böyle bir titremiş.
Üç tane serçe kuşa gelmiş. Cik cik cik … önüne. Bu böyle bir bakış fırlatmış gene. 360 derece. Bir tanesinin pençesinin altına almış. İkisini de kanadıyla uzaklaştırmış. Leyla'ya demiş ki biz Allah'ı öyle zikrederiz ki demiş. Bir esma çekeriz. Allah demiş bizim rızkımızı fazlasıyla gönderir. İhtiyacımız olanı alırız da demiş. Gerisini azat ederiz demiş. Sufi budur. Sufi budur. Çünkü onun canı gül bahçesindedir. Gül bahçesinde. O da peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yedi yemek diye yer. Evlendi diye evlenir. Evlendi sünnet der evlenir.
Yemek yedi sünnet der yemek yer. Sünnet olduğu için yer yemeği. Yemeğe ihtiyacı olduğu için değil. Sünnet olduğu için yer. Sünnet için ayak basar. Sünnet için yürür. Çünkü onun canı gül bahçesindedir. Dostun bahçesinde gül dererken diken ne ki? Dostla dost olmuşken iki lokma ne ki? Dostun sofrasında dost lokmasını yerken dünya lokması ne ki? Bülbüller dost bahçesinde kendinden geçmiş. Şakımaktalar. Şarap ne? Şerbet ne? Su ne? Ne ki? Dost bahçe için dost bahçesinde herden gençleşirken ihtiyarlık ne, kocamışlık ne, gençlik ne ki? Dostun kokusuyla kokulanıp onun kokusuna bulanmışken, karanfilin kokusu, leylakın kokusu, Nergis'in kokusu ne ki?
Eğer sen o dostun canında can olduysan, onun bahçesinde gül kokluyorsan, gül de demeyim. Onun bahçesinde onu kokluyorsan, hiçbir koku, istediğiniz bütün kokuları getirin ne ki? Önemli olan onun sofrasına oturmak. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Bu diken yiyen vücut devedir. Mustafa'dan doğan da bu deveye binmiştir. Bu vücut deve gibidir. Gider diken yer hep. Hatta dikenler de bizim orada deve dikeni derler. Böyle sulak yerlerde çıkar böyle. Kesik deriz biz. Böyle tarlaların ortasında bir arık açılır keskin. Önceden çok su vardı, tarım yapılamazdı.
O arıkların kenarında böyle dikenli otlar çıkar. Biz ona deve dikeni deriz. Develer o dikeni çok sever. Onları böyle traktörlerin kasasına doldururlar. Benim çocukluğumda çok az yük devesi vardı. Sonradan hep güreş develeri var. Hala da güreş develeri var bizim orada tülüler. Traktör kasalarını o dikenleri toplarlar böyle. Ya da develeri salarlar ovaya. Develer gider o dikenleri yerler. Çok hoşuna gider develerin. Bizim orada deve dikeni diyorlar onları zaten. Onun normalde böyle filizleri vardır. Filizlerini biz çocukken böyle onlar da lezzetli olur. Eğer çok affedersiniz necaset geçmiyorsa derilerden böyle tarla kenarlarından onun filizlerini koparır yerdik biz.
Egeliler yer onu. Çıtır çıtır böyle normalde güzel olur, lezzetli olur. Onun dışını soyarsın böyle. İsmail var mı Demirtaş'ta onlardan dikenli tellerden? Demirtaş'ta onlardan dikenlerden. Yok mu? Kenger derler bayındırdı onun adına bir de böyle deve dikeni. Şimdi Hz. Pir burada vücudu deveye benzetiyor. Deve. Diyor ki bu diken yiyen vücut devedir. O zaman diken ne oldu? E işte bu cesedi deveye benzetince deveye yiyecek olarak diken. Yani senin bu vücuda yedirmiş olduğun her şey. Hani bir önceki beytte diyordu ya senin hurma dediğin, hurma olarak yediğin dikendir diye. O zaman bu vücut yemesi içmesi ne oldu? Diken oldu.
Deve nerede diken var? Biz kültür olarak aşinayız orada. Nerede diken var onu arar bulur. Kokusundan anlar onu. Sal devenin çilbirini. Ama bazı develer vardır. Huysuzdur. Onu böyle salarsan adama da sarar. Bir bakmışsın adamı altına alıvermiş. Huysuzu çok kötüdür. Allah muhafaza eylesin. Adamı öldürür. Hani derler ya deve kincidir, deve kini diye. Deve kincidir. Böyle git şeye. Bir gün biz öyle gittik. Oktay, Nuri ondan sonra oturuyoruz. Bir tane deve var. Biraz normal değil, ayarı bozuk. Geldi şeye tam bizim önümüze.
Dikti kafayı oraya. Arkadaki diyor ki. Şeyde güreşte. Sövüyor. Vay anasını avradını bilmem ne yaptım. Bunun malına bak diyor. Beni hala daha unutmamış diyor. Ulan arkamızda ne ağrıyor mu? Deve dikti ona gözünü. Döndü. Oradan birisi dedi ki. Vallahi gözünü sana dikti dedi. Unutmamış dedi. Dövmüş onu daha önce. Onun sopayla dövmüş onu. Sopayla dövünce deve unutmuyor onu. Deve kini diye oradan derler. Onun bir boşluğunu bulsa alır altına. İşte vücut da deve gibi. O deve dikkanını aradığı gibi vücut da heva heves arar. Vücut rahat arar. Vücut yesin, içsin, en güzel şeyler yesin. En tatlı, en harika şeyler yesin.
Hazreti Ali Efendimiz yemek çok güzelse içine su dökermiş. Bizde mümkün mü? Biz harika yemekler yiyeceğiz. Gideceğiz böyle o harika yemekler yediğimizde. Selfiler çekeceğiz. Fotoğraflar çekeceğiz. Onları Instagram'da paylaşacağız. Bugün de böyle diyeceğiz. Tabii. Dostlarla beraberiz diyeceğiz. Yiyoruz, içiyoruz diyeceğiz. Bunları yapacağız biz. Önceden millet et alırdı, 18 tane üstüne bir şeyler sarardı. Et oldu anlaşılmasın. Fakiri var, fukarası var diye. Veya bir şey alırdı, göstermezdi kimseye. Kimseye göstermezdi millet pazarda bir şey aldığını. Şimdi öyle mi? Şimdi öyle değil. Gideceksin, işte en ünlü markanın önünden selfie yapacaksın.
Vakko'dayız. Tabii. Ne, bilmem neredeyiz. Bir fotoğrafta. Bilmem ne alıyoruz. Bir fotoğrafta. Bilmem ne giyiyoruz. Bir fotoğrafta. Tabii. Marka olmazsa olmaz. Bir fotoğrafta. Görünmesi lazım. Kocaman yazması lazım. Nike. Tabii. Görgüsüzler bir şeyin görünmesini ister. Eğitimsiz insanlar bir şeyin görünmesini ister. Kültürsüz insanlar bir şeyin görünmesini ister. Sonradan görme, dangadak ölme. Onlar bir şeyin görünmesini isterler. O markasını gösterecek. Ayakkabısını gösterecek. Gömleğini gösterecek. Kadınlar çantalarını gösterecek. Vakko. Benim bildiğim o var marka. Şimdi onun üstüne bir sürü marka çıkmıştır da. Bizim gençliğimizin markasıydı işte.
O daha üstün markalar vardır. Nerede bizim oğlan ya? En üstün marka ne yavrum? Sen biliyorsun markaları. Birçok var. Dur bir dakika. Hermes var. Ne kadar orada bir takım elbise? Ha Hermes bayan markası mı? Bayan çantaları. Kaç para bir bayan çantası? Kaç? Daire parası be. Beş yüz lira bir bayan çantası. Daha yüksekleri de var. Sende ne kadar? Söyle söyle. 50'ye kadar var. Aşağıda kalmış o ya. Şimdi en aşağısını söylüyorsunuz.
Benim moda ikonum. Yalnız işte moda ikonumu dinleyemiyorum ben onu. Allah iyilsin inşallah. Şimdi insanlar bunu gösterecekler illaki. Neden? Görgüsüzlük had safhada. Evini konuşacak. Evinin güzelliğini konuşacak. Evinin eşyalarını konuşacak. Nereden aldığını konuşacak. Ya başka muhabbeti yok. Evini gezdirecek. Allah Allah. Burası yaz köşesi. Burası kış köşesi. Sen benim samimi arkadaşım dostum olursun da. Söyleyecek bir laf yok.
Dakiya bir gol bir daha. Bugün tanışmıştık seninle. Geçenlerde bir yere gittim de. Adam evini gezdiriyor bana. Allah'ım diyorum ya Rabbi ya Resulullah. Daha neler göreceğim. 63 yaşında diyorum. Bunlar neden? Bu işte vücut. Vücut deve. Diken arıyor. O zaman nefse uyan bir kimse ne yapıyor? O vücut heva hevese, o vücut nefse dönük yaşıyor. Ama ne yazık ki işin bir de kaderin cilvesi var. Cenab-ı Hakk'ın ilahi tecelliyeti var. O vücudun üzerine Hz. Muhammed Mustafa'nın dostları, velileri, varisleri de o vücutta yaşıyor. Hz. Peygamber yaşadığı gibi onun dostları, varisleri de ne yapıyor? O vücudun üzerinde yaşıyor.
Ve aslına bakarsanız bütün müminlerin bütün vücutlarına o Muhammed-i Mustafa'nın nurundan olma ruhları da onlara üfleniyor. Hatta çok uzun bir hadis var şeyle alakalı, yaratılmayla alakalı. İşte ilk yaratılan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ruhaniyeti ve nuraniyeti diyor ki o Allah'ı zikretti. Allah'ı zikredince sırtından bir ter çıktı. O ilk çıkan sağ taraftaki terden Cenab-ı Hak peygamberlerin ruhlarını yarattı. Sonra diyor bir ter daha çıktı. Ondan da diyor Cenab-ı Hak velilerin, mürşidi kamillerin ruhlarını yarattı. Sonra diyor bir ter daha çıktı. Ondan müminlerin ruhları yaratıldı. Sonra ondan bir ter daha çıktı.
Sonra işte arşala, lef-i mahfuz. Ondan sonra işte devam ediyor. O cennet, o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sağ tarafından, sırtından çıkan bazı rivayetler var. Göğsünden çıktığına dair peygamberlerin ve velilerle alakalı. Değişik yerlerde okuyabilirsiniz. Yıllar, yıllar, yıllar önce böyle bir şey bir yerde okuduydum. Şimdi tabi yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sol tarafından da işte kafirlerin ruhları gibi sıralanıyor onlarda. Geçmiş gün şimdi tam olarak hıfzımda değil. Ama şu normalde kesin, net bu hadis-i şerif. Yani Cenab-ı Hak hadisi kutsu ediliyor ki, seni kendi nurumdan, nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım diye böyle bir hadis-i şerif var.
Hani bütün her şeyde, o seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım diye hadis-i şerif var. Onu bir yerlerde okuyabilirsiniz. Şimdi böyle olunca, işte o mürşidi kamillerin, o velilerin de ruhları o cesetlerde, müminlerin de ruhları o cesetlerde, kafirlerin de ruhları o cesetlerde, münafık, fasık, mürted, bütün bunların hepsinde ruhları nerede? O cesetlerin üzerinde yaşıyorlar, o cesetlerde duruyorlar. Ne zaman? Uyuyuncaya kadar. Uyuduklarında oradan ayrılıyorlar. Bu normalde fiziki. Bir de ne var? Bir de Allah'la olan zikrullahları var. Sen zikrullah esnasında öyle bir, eğer seyri sülukun var ise, ruhunun senden çıktığını görürsün, tecelliyat olarak. Ruh senden ayrılır.
Vücut zikrullah'a devam eder. Vücut zikrullah'a devam ederken, ruh senden ayrılır. Seyri sülükte olanlar yaşar bunu. O ruh ondan ayrılır, aynı uykudaki gibi. Ve Cenab-ı Hak onu seyrillah dedi. Seyrillah budur. O ruhu, o kimsenin seyir haline geçer. Seyir haline geçer. Cenab-ı Hak onun manevi perdesini açar. Manevi perdesini açınca, o ruhi olarak seyrullah yapar. Seyrillah yapar. Yani Allah'ta seyir, öyle diyelim ona. Ama normal şartlarda, ruh bütün insanlardan uyuduğunda alınır. Kendi katına götürülür. Ey deve! Sırtında öyle bir gül dengi var ki, kokusundan sende yüzlerce gül bahçesi meydana gelmiştir.
Ey deve dedi, Hazreti Pir, kendi nezdinde mürşidi kamillerin vücutlarını söylüyor. Diyor ki, senin o ey deve dedi, senin vücudunda, bir mürşidi kamilin vücudunda, sen orada duruyorsun, vücut olarak bunu nimet bil. Çünkü yüzlerce gül bahçesi senin üzerinde tecelli etmiştir. Vücudun bundan anladığı bir şey olur mu? Olur. Çünkü bir mürşidi kamilin vücudu da bu manada artık o tecelliyatlara rağm olmuştur. Çünkü o tecelliyatlar bazen hafif geçer, bazen ağır geçer, bazen zor geçer, bazen kolay geçer. Vücut o tecelliyatlara mahzar olur. Her ne kadar manevi olsa da, vücut ama ızdırabı, ama kederi, ama üzüntüyü, ama sevinci, ama hüzünden etkilenir.
Hazreti Pir diyor ki, senin üzerinde böyle bir zat-ı şerif var, vücuda diyor. O yüzden sende nice gül bahçesinin kokuları vardır. Senin üzerinde bir sürü sıfatsal tecelliyatlar olmuştur. Her ne kadar bunlar manevi olsa da, vücut bundan etkilenir. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vahiy geleceği zaman terliyordu, böyle bir kendince sanki ızdırap çeker gibi böyle bir değişik haller alıyordu.
Aynı şey, bunun aynı şey dedim, aynısı olmaz. Velilerin, mürşidi kamillerin üzerinde de bu tip tecelliyatların onların üzerinde etkisi olur. Terlerler, yorulurlar, böyle bir uyku halleri olur. Böyle bir kılını kımıldatacak hali kalmaz. Elini kaldıracak hali kalmaz. Tecelliyatın durumuna göre, onların da vücutları bunlardan etkilenir. Böyle, hani zaman zaman böyle zatlar var mı yok mu diye insanlar böyle, ya bunlar önceden yaşamışlar, şimdi yok öyle bir şey, diyen hadis-i şerifleri inkar eder. Hadis-i şerif, İmam-ı Hanbel naklediyor. Bu ümmette abdallar yürekleri, Halil Rahman İbrahim'in yüreği gibi olan otuz adamdır. Değişik rivayetler var.
Ben bu hemen aklıma geleni yazdım, İmam-ı Hanbel'den. Ha demek ki, Halil Rahman'ın yüreği gibi, yüreği varsa o kimsenin, o zaman o kimse, o vücut onu taşıyor. O vücut onu taşıyınca, o manevi hallerin, tecelliyatının etkisini de vücut taşıyor. Etkisini de taşıyor. Ve o denge veya insanların nazarında dengesizliği de yaşıyor. Yani herkes, o mürşidi kamillerin hayatını dengeli zanneder. Veyahut da bir başkası yakından tanırsa dengesiz olarak görür. Uzaktan gören de dengeli veya dengesiz görür. Aslında onlarda bu manada bir denge unsuru yoktur. Çünkü tecelliyatın ne zaman, nerede vuracağı belli değil. Nereye sevk edeceği, nereye atacağı da belli değil.
Öyle olunca ondan normal şartlarda bir denge beklenmez. Ama insanlar onlardan denge beklerler. Hani dengeli olacak. O alo dediğinde cevap verecek. Ne bileyim gel dediğinde gelecek, git dediğinde gidecek. İnsanlar öyle düşünürler. Yani şeyh değil mi ya? Uyumuyordur. Saat dörtte ara. Ne oldu? Pencereme bir kuş kondu. Manası nedir? Tabii. Veyahut da gelecek, görüşecek illaki. Senin müsait misin, değil misin? O esnada ne işle uğraşıyorsun? Onun için önemli değil. O şey değil. O önemli derviş. O gelmesi lazım, görüşmesi lazım, görmesi lazım. Sana sarılması lazım. En çok seven o. Böyle enteresan. O yüzden normalde onun şahsi maneviyatından dolayı o vücudun üzerinde birçok tecelli olur.
Birçok tecelli olur. Hz. Pir diyor ki, işte diyor o kokusundan senin üzerinde binlerce koku vardır, tecelliyat vardır. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Halbuki sen hala Mugeylan dikenine ve kumsala meylediyorsun. Bu arta kalası dikenden gülü nasıl toplayacaksın? Bu Mugeylan dikeni, ben Mugeylan dikeni ne diye baktım.
Bu Mugeylan dikeni, develerin yediği, sevdiği bizim bölgenin deve dikeni, kısacası. Tabi Hz. Pir ona Mugeylan dikeni demiş. Ben biraz böyle inceden baktım bu Mugeylan dikeni nedir diye. Aa, baktım bizim deve dikeni çıktı. Dedim, tamam deve dikeni olarak kalbime geldiydi. Deve dikeni. Diyor ki, sen hala vücuda diyor bunu. Sen hala da Mugeylan dikenine ve kumsala meylediyorsun. Bu arta kalası dikenden gülü nasıl toplayacaksın diyor. Yani sen hala da heva heves atına binmişsin. Heva heves atında nefsinin sevk ettiği yöne gidiyorsun. Nefsini seni nereye çekiyorsa sen oraya gidiyorsun. Nefsin senden ne istiyorsa sen onu yerine getiriyorsun.
Hatta senin ona gücün yetmezse güç getirmeye çalışıyorsun. Etrafından güç devşiriyorsun. Nasıl? Yani senin ona alacak paran yok. Gidiyorsun kredi çekiyorsun. Senin öyle yaşayacak halin yok. Gidiyorsun borç alıyorsun. Borçla yapacağım diye uğraşıyorsun. Aslında bu insanların elinden kredi kartlarını alacaksın. Harcıyor boyuna. Bunun karşılığı var mı yok mu dinlemiyor. Plastik ya harcıyor. Emperyalizmin tölesi olmuş. Ondan sonra ne kadar yatırılacak? Öyle değil mi? Kredi kartları. Aylık şu kadar ne kadar harcamış adam? 20 milyar yatırılmış. Mecbur yatırılması ne kadar olan? 2 milyar. 2 milyar yatırıyor. 18 milyar faiz. Seneye bir daha kaya bir daha faiz yatırıyor.
Doğru mu? Böyle değil mi hesap? Ondan sonra kahrolsun emperyalizm. Ondan sonra Allahu Ekber namazda arkadaş. Faiz ne oldu? Yemeseydin, içmeseydin, harcamasaydın, almasaydın. Alma ya. Almak zorunda mısın? Değil. Nefsin seni çekiyor çünkü. Götürüyor. Mesela herkesin 10-15 tane gömleği var. Bir tane daha alıyor. Ucuz da da mı? Tabii ucuz. Ne oldu? İndirime girmiş. İndirime giren her şeyi alman lazım senin. Tabii. Ucuz indirime girmiş. Kaç para? 3 milyar.
3 bin lira. İndirime girmiş. Ayakkabı 2,5 bin lira. 2 bin 500 lira. Kaç paradan indirmiş? 2 800'den indirmiş. Ama ne indirim yapmış ya? Alman lazım muhakkak onu. Tişört kaç para? 500 lira, 600 lira, 700 lira. İndirime girmiş. 499.9 lira. Hemen alman lazım. Tabii. Bir marka tişört herhalde 4-5 bin liradır. Sana soracağız yine yavrum. Bilmiyorum. Gerçekten fiyatları bilmiyorum. Böyle söylüyorsun ya. Çöküyorum. Dursun gözümden kaybolma.
Sen yamala abicim benim şeyleri. Benim bir şey alacak. Bu durumda alacak durum yok bizim. Dursun'a sordum. Böyle tamir ettiren var mı dedim. Bir tek sen varsın dedi. Yırtıktı da bir tane böyle pantolon gibi bir şeyim var. Giyiyordum onu kahverengi. Rahat böyle bol. Böyle ucundan sürttürdüydüm onu. Telde öyle bir yırtıldıydı. Kendim onu diktim. Yamaladım. Siz yapmazsınız. Sünnet. Erkekler yapmazlar bunu olur mu olur adamlıkları bozulur. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendi söküğünü yırtığını kendisi diker. Tamir ederdi. Ben de böyle diktim bir güzel. Kötü de olsa diktim.
Nasıl güzel dikmişim mi dursun? İstersen değil de. Bizim berber Ahmet sakalıma bakıyor. Ben Ahmet'e diyorum ki Ahmet oğlum kendim kesiyorsun diyorum ben. Bir şey diyemiyorum baba diyor. İsmail de sıkıştırıyor onu. Bak diyor sakallarına. Ha İsmail? İsmail kendimi topluyorum. Ha? Bir sabah baskın yapacağınız haberim olsun. Ne yapayım İsmail bir de onun mu rüyasına yatayım? Hangi sabah gerçekler diye. Allah yiyersin inşallah. Bir güzel diktim ben onu. Bir söküldü bir daha diktim. Baktım kenardan bir daha gitti. Bugün dursun'a verdim. Dedim dursun burayı dedim tamir et ben giyiyorum onu dedim.
Tamir etmiş getirmiş. Allah razı olsun inşallah. Çünkü bu tip esnafların da ayakta durması lazım. Şimdi insanlar yamalı pantolon bilmiyorlar. Allah için ben de çocukluğumda bilmiyordum. Ben çocukluğumda yamalı pantolon hiç giymedim. Babam bize hiç yamalı pantolon giydirmedi. Allah affetsin. Ben 5 yaşında takım elbise giydim. 5 yaşından sonra hep takım elbise giydim. Benim hiç lastik ayakkabım olmadı. Bunu böyle acındırmak için söylemiyorum. Hali vakti yerindeydi babamın. Bir de babam çocuklarına çok düşkündü. Belli filanca terzi. Gidin oradan pantolonluk diktirin. Gidip diktiriyorduk.
Babam seviyordu bizi. Gittik Kunduracı Hüsem Bey'e. Ama öyle model seçmek. Yok öyle. Gidiyorsun ne veriyorsa onu giyiyorsun. Geliyor koltuğumuzun altında ayakkabı. Geliyoruz biz. Babam bakıyor. Bu olmamış lan diyor. Götürün. Değiştirsin başka versin oradan. Biz götürüyoruz başka veriyor. Tıraş da aynı. Babam ölünceye kadar bizim tıraş modeli yok. Şimdi bakıyorum gençlerin hepsi de modelli. Ama maşallah. Model. Model üstüne bak hepsi de. Model yok. Gidiyoruz berber Nevzat abi. Allah rahmet eylesin. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Nevzat amca babam gönderdi. Bizi tıraş edecekmişsiniz. Eğer o böyle bayındırın en popüler berberi. Belediye başkanı, kaymakam, müdürler filan böyle.
Savcısı, hakimi onda tıraş oluyor. Popüler. Bugünün adıyla erkek kuaförü. Popüler. Bir kravat eksik adamı. Pırıl pırıl. Allah rahmet eylesin. Eğer müşteri yoksa kendi yapıyor. Müşteri varsa kayınçoları var. Bizi o yapıyor. Anlıyor adam kayınçosunu yaptığını. Gidiyoruz. Dön sağına dön. Dön soluna dön. Dön arkanı dön. Enseye bakıyor. Olmamış. Gidin o Nevzat'a söyleyin. Makasın ucundan giriyor. El takılan yuvarlandan çıkıyor. Saç, sakal ne varsa döşeniyor. Bir güzelcem. Edebiyat çok geniş. Biz nereye aktaracağız? Gidiyor selamun aleyküm aleyküm selam. Nevzat amca babam olmamış dedi. Nesi olmamış?
Bilmiyoruz Nevzat amca. Oturuyoruz iki çıt çıt bir tık tık yapıyor. Hiç unutmuyorum. Üç sefer Ağustos yıcanda gittik geldik biz ona. Üçüncüsünde kendi geldi. Sövdü, sövdü, sövdü. Onun kafası ona götürdü. Babam bize titiz. O yüzden Allah rahmet eylesin. Evlatlar üzerinde titiz olmayı ondan öğrendik. Ailenin üzerinde titiz olmayı ondan öğrendik. Babamın çocuklarına, babamın eşine bir Allah'ın kulu konuşamaz. Gözünün üstünde kaşı var diyemez hiç kimse. Kendi annesi, babası, annemin annesi, babası, abileri dahil buna. Yani annemin abileri de öyle bir zavisiyiz böyle bir şey mümkün değil. Bunu neden söylüyor?
Ailemi övmek için değil. Ölçü. Ailelerinize sahip çıkın. Çocuklarınıza sahip çıkın. Hiç kimseye ezdirmeyin eşlerinizi ve çocuklarınızı. Bunu erkeklere söylüyorum. Kadınlar, kocalarınızın arkasından eleştirmeyin. Annelerinize, babalarınıza, kocalarınızın gıybetini etmeyin. Kocalarınızı anne ve babalarınızın önünde küçük düşürmeyin.
Bu da kadınlara. Bu aileyi parçalayan, aileyi inciten şeyler. Gençler, anne ve babalarınıza saygıda, hürmette, sevgide eksik davranmayın. Babalarınıza karşı, babalarınıza karşı kalkıp da serkeş olmayın. Erkeklere söylüyorum.
İşinizde sıkıntı varsa, babanızın duasını alın. İşiniz doğru gitmiyorsa, yolunuz doğru gitmiyorsa, muhallebi yerken dişiniz kırılıyorsa, babanızın duasını alın. Babanızla helallaşın. Bir sıkıntı yaşıyorsanız, annelerinizle helallaşın. Annelerinizin duasını alın. Mümin iseniz, bakın tekrar söylüyorum, mümin iseniz, iki yakanız bir araya gelmez. Bu tecrübeyle sabit. Benim annem ters, benimki kadar ters değildir. Benim babam ters, benimki kadar ters ve tırıl değildir. Hiç ben babama hayır dediğimi hatırlamıyorum. Babama hayır dediğimi hatırlamıyorum ben.
Ben şeyhime hayır dediğimi hatırlamıyorum. Ben şeyhime olmaz dediğimi hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum bakın. Sufinin safı, aptalı, şeyhine çarpar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Şeyhe hayır denmez. Haklısın, haksızsın. Bazen bana derler ki işte, Cafer, Hüseyin, Adnan, işte daha önce öyle dedi bazıları. Üçünü ayırmıyor yanımda. Bir gün birine dedim, sen dedim, denemediğimi zannediyorsun seni dedim. Bu böyle durdu. Bana kaç sefer hayır dediğini söyleyeyim mi sana dedim. Şurada hayır dedim, burada hayır dedim, şurada hayır dedim, şurada hayır dedim dedim.
kaldı bu. Daha ben onlardan hayır kelimesi duymadım dedim. Ne yapalım dedim de, anlatırlar. Örneğin, Hacerkan'ın hayır dediğini hatırlamıyorum. Hani yöneticileri söylüyorum şimdi. Hiç hiç. Mesela, Cevdet, hayır dediğini hatırlamıyorum. Hatta Cevdet'i diyorum, şu arabayı alacağım diyorum, duruyor. Ne yapalım diyorum, anlatıyor. O araba işte sana gelmez, uzun yola gelmez, şöyle olur, böyle olur. Dinliyorum ben onu. Hatta bir gün abim dedi, ya neden böyle yapıyorsun dedi. Ona öyle söylüyorum dedim. Bu arabayı alacağım diyorum diyorum ben. Şimdi bu arabaya tamam diyecek o bak diyorum ben şimdi.
Cevdet hakkını helal et. Diyorum, Cevdet şunu alalım bak. Şimdi öbür gün dedim ya alacağım diye. Onu almasın diye bunu alalım diyor. Bak bir tane Opel neydi o? Insignal. Cevdet'in saçları dikiliyor ya. Insignal alacağım diye. Ucuz arabalar bak. Şimdi insanlar normalde işte kendince heva hayatının hiçbir alanında. Heva hevese kaptırmayacak kendisini. Nefsine kaptırmayacak. Ne yapacak? O heva hevesinden kurtulacak. O çünkü hala da Mugeylan Dikanı'na ve kumsala meylediyorsun. Hala da heva hevese meylediyorsun.
Hala da ben iyi dervişim diye caka satıyorsun. Hala da ben şeyh olmam lazım diyorsun. Hala da şeyhlik istiyorsun. Hala da kapı kapı dolaşıyorsun. Kim bana şeyhlik verecek diye. Böyle söylüyorum. Kim söyledi ona diyor benim şeyhlik aradığımı. Dergahtan değil. O kendini biliyor. Bu neden oluyor? Heva hevesten oluyor. Bu nefisten oluyor. O vücut, nefis onda tecelli etmiş. Nefse uymuş bir vücut. Heva hevese koşturuyor. Gösterişe koşturuyor. Şataata, şatafata koşturuyor. Nefsin emrettiği yere koşturuyor. Nefis neye emrediyorsa o tarafa koşturuyor. Nefis ne istiyorsa o tarafa koşturuyor. Kendi nefsine uygun eş, nefsine uygun şeyh, nefsine uygun dünya, nefsine uygun bir din istiyor.
Nefsine uyacak. Onun nefsine uyacak. Yani şeyh de onun nefsine uyacak. Yani şeyh onun nefsine uymazsa şeyh de şeyh değil. Yani olacak ki peygamberi peygamber olarak gördü mü Ebu Cehil? Görmedi. Utbesi, şeybesi peygamber olarak gördü mü? Görmedi. Ayı yardı eliyle Cenab-ı Hak mucize verdi ona peygambere. Sallallahu aleyhi ve selleme amcası. Bakın amcası, amcası. Dedi ki bu kuyudan beni çıkarırsa Muhammed çıkarır dedi. Gidin ona haber verin. İpler attılar, urgan attılar. Utbe'yi bir türlü, amcası Ebu Cehil'i bir türlü kuyudan çıkaramadılar. Oradan haber verdi. Dedi ki gidin benim yeğenime söyleyin dedi. O beni gelir buradan çıkarır. Geldi dedi ki yeğenim beni buradan dedi çıkar.
Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onun Müslüman olmasını istiyor. Cömert. Kureyş'in en cömertlerinden birisi. Yeğenim oldu diye binlerce deve, binlerce koyun kesti, dağıttı Mekke'de. Öyle cömert. Hazreti peygamberin de amcası. O da istiyor ki o İslam olsun. Kuvvetlensin İslam. Din kuvvetlensin. Dindarlar kuvvetlensin diye istiyor. Dedi ki ey amca. Seni buradan çıkarırsam benim hak peygamber olacağıma inanacaksın mı? Evet dedi inanacağım. Kafirler yalancıdır sözünde durmaz. Vefasızdırlar. Müşrikler. Vefasızdırlar. Sözünde durmazlar. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Allahu Ekber dedi.
İki raket namaz kıldı. Daha o zaman namaz farz değil. Ama Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne gece namazı farz. O kılıyor namaz. Gündüz de namaz kılıyor Hazreti peygamber Efendimiz. Sıkıldığında, daraldığında, problem olduğunda ama şükür olarak ama hant olarak namaz kılıyor Hazreti peygamber Efendimiz. Yani teheccüh namazı ona farz. Teheccühü kılıyor gece. Ama gündüz de namaz kılıyor. Beytullah'ta da namaz kılıyor Hazreti peygamber. Ya namaz Medine-i Münevvere'de farz oldu. Orada namaz kılmaya başlamadı Hazreti peygamber Efendimiz. Çünkü o namazı kılıyor. O esnada iki raket namaz kıldı. Hemen kuyunun yanında. Allah'a yalvardı dedi ki ya Rabbi yardım et.
Bunun buradan çıkmasına vesile olsun. Elini uzattı. Elini uzattı. Urgan, halat değil, merdiven değil. Elini uzattı dedi. Tut elimi. Elini tuttu Ebu Cehil. Bismillah. Tak Ebu Cehil dışarıda, kuyudan dışarıda. Dedi ki ey yiyelim. Dedi şu ayı da ikiye böl. Gerçekten inanacağım senin peygamber olduğun Hazreti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti. Allahu Ekber tekrar namazı durdu. İki raket namaz kıldı. Allah'a yalvardı. Ya Rabbi dedi. Onun İslam olmasını istiyor. Ay ikiye bölündü. Dedi ki vallahi de billahi de işte senin tam bir büyücü olduğuna inandım.
Hidayet eden Allah. Hidayet edici o. İşte heva hevesine uydun. Nefsine uydun. Heva hevesinin peşinde koşuyorsun. Nefsinin istediği yerlerde koşuyorsun. Sonra bir de kendi kendini düşünüyorsun. Yani üstadımızda para yok. O yüzden böyle söylüyor. Değil. Ben sana hakikati anlatıyorum. Marka budalası olma. Ben sana hakikati anlatıyorum. Şatata şatafata gösterişe düşme. Bu dünya geçici. Ben sana hakikati anlatıyorum. Gidip de elli bin liraya çanta alacağına. Elli bin liraya çanta alacağına. Git fakir fukaraya dağıt. Yemin ediyorum cenneti satın alırsın. Sen gidip bilmem kaç bin liraya ayakkabı alacağına.
Git bir fukaranın cebine bir beş yüz lira koy. Bin lira koy. Bilmem nerede tatil yapacağına. Bir fukarayı gözet. Bir yetimi gözet. Bir dulu gözet. Bir fukaranın karnını doyur. Karnını doyur. Ne dedi Musa'ya? Bir fukaranın karnını doyurursan beni doyurmuş olacaksın dedi. Bir hastayı ziyaret edersen beni göreceksin yanında dedi. Bir çıplağı giydirirsen beni giydirmiş olacaksın dedi. Şimdiki çıplakları bahsetmedi. Ha yokluktan dolayı önceden insanlar giyecek bir şey bulamaz mı? Yokluktan giyecek elbise bulamaz mı önceden insanlar? Şimdi ne yazık ki öyle değil.
Ama insanlar hamd etmiyorlar, şükretmiyorlar. Ne yazık ki insanlar hala daha israf peşinde koşuyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen bu kafayla sen bu diken bahçesinde dolaşırken sen habire de diken yerken hurma niyetine sen nereden gül kokusu alacaksın? Sen nereden gül bahçelerine gireceksin? Mümkün değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen kendini bir şey zannetmekten vazgeç de tevazu sahip ol. Sen şöhrete düşmekten, şan şatafata düşmekten vazgeç. Sen gösterişten vazgeç. Sen annene babana asi olmaktan vazgeç. Sen eşini kırmaktan vazgeç. Sen çocuklarını kırmaktan, ezmekten vazgeç. Arkadaşlarını, kardeşlerini kırmaktan vazgeç.
Büyüklerine karşı saygılı ol. Küçüklerine karşı merhametli ol. İnsanlarla iyi geçin. Anne babanla iyi geçin. Eşlerinle eşler arasında. İki eş iyi geçinin. Karı koca iyi geçinin. Çocuklar, gençler, anne babalarınızla, arkadaşlarınızla iyi geçinin. Serkeşlik yapmayın. Geçiyor bu dünya. Günler de geçiyor. Bir bakıyorsunuz ki yaşlar gelmiş, geçmiş. Ben bazen arkadaşların çocukları evleniyor. Bakıyorum Allah'ım diyorum ya. Bu diyorum derviş olduğunda 19 yaşındaydı, 20 yaşındaydı. Şimdi diyorum çocuğunu evlendiriyor. Torunları var. Bayramda Adnan'a dedim bizim. Dedim Adnan senin evlendiğin günü biliyorum dedim ya.
Bütün böyle çocuklar, torunlar, gelinler, damatlar sıralanınca. Dedim evlendiğin günü biliyorum dedim ya. Ya bakıyorum ben öyle. Hani diyorum geçmiş günler. Şimdi Hacı Mehmet'in oğlan gülüyor burada. Nikahına kıydım ben onu. Evlendirdi adam çocuklarını. Torun oldu mu? Bak iki tane. Torun sahibi olmuş bir de. Benim nezdimde hep dünkü çocuk o da. Yani bu bende de büyümüyor dervişler. Bakıyorum Hacı Erkan'a. Geçen gün böyle inceledim. Saçı sakalı ağırmış. Dedim Hacı Erkan benim yüzümden ağırdı. Değil mi? Naki senin de bembeyaz oldu değil mi ya? Değil mi?
Kapkaraydı. Benim yüzümden yavrum. Yapacak bir şey yok. Arkanda atik mi var orada? Atik kalk yavrum bakayım. Bak saç sakalı ağırmış bak atik. Atiği Allah'ın emrine ben gittim koydum ya. Ben baktığım zaman geçmiş her şey. Otur atik Allah razı olsun hakkını helal et. Bakıyorsun geçmiş gidiyor her şey. Yani dün gitti. Gitti bakın. Gençliği geri getirebilmek mümkün mü? Şimdi bu saydığım kimselerin gençlikleri dergahta geçti. Bu görünmüyor göze. Hüseyin kaç yaşındaydın? 21 yaşında. Avrupa üçüncüsü güreşçi. Türkiye kaçıncısıydın? Birkaç tane birincilik var.
Şimdi amcanın oğlunun da karnı kabaracak. Ben onu devirdiydim diyecek. Ha Ali? Nerede Karadağ? Sen devirdiymiştin değil mi onu? Ha? Söyle söyle. Hüseyin en son kim yendi? Nasıl nasıl? En son sen yendin. Yenilmişsin lan en son. Bana göze diyor. Yenilmedim diyor. Allah ne adam. Yendim diyor adam şimdi. Nefse ne zor geliyor. Yenilmek.
Nefse çok zor geliyor. Boşlar adam Avrupa üçüncüsüydün değil mi Hüseyin? Ulan yenildiğin adam Avrupa üçüncüsü lan. Yani öyle tırı vırı bir insana yenilmedi sonuçta. Sen kaç yaşındaydın? Askerden geldin. Kaç yaşındaydın? Ya o sene filanca olduydu. Lan askerden geldiydin. Ben sana askerliğini sormuyorum. Nafızı geçti bu. Nafız kaç yaşındasın? Yok mu nafız oralarda? Allah nafızı gördüm halbuki orada ya. Orada gördüm nafız. Yok mu orada gerçekten? Yusuf yok mu yanda nafız? Bundan sonrasını konuşmayayım. Hayallemişim ben.
Nafızı orada gördüysem. Tamam hayallemişim. Tamam bitmiş. Demek adam burada. Bana göre burada. Vay bu adam ne oldu ki böyle ya? Adam burada ya. Vay kurban eyve. Sorsaydım ona diyecekti ki kaç yaşındasın? Bilmiyorum. Allah yiyesin inşallah. Şimdi gençlikleri burada geçmiş onların. Heva heves çekti mi insanı? Duramaz burada. O nefisle mücadele lazım. Nefisle mücadele ederekten o heva hevese kaptırmayacak kendini. Hatası olur, kusuru olur, yanlışı olur, eksiği olur. Ama o kimse heva hevesine düştü mü çeker gider. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden o zaman çeker giderse, heva hevesine uyarsa, nefsine uyarsa o gül bahçesinde gül kokusu alamaz.
O bahçenin kokusundan mahrum kalır. Rabbim bizi onlardan eylemesin inşallah. Saat 11 olmuş muhabbet güzeldi ama buraya kadardı. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Allah razı olsun. El-Fatiha ma selavat. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi