Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Haziran 2024 · 1:29:46
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikr fâlemennâhû, Lâ, İlâ, İlâ, İlâ, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen enbiyâyi vel mûhselîn, Velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gününüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Cenâb-ı Hak bizleri ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim dünya üzerinde nerede bir Müslüman'a zulmediliyorsa, o zulmeden zalimlerden Rabbim intikamını alsın. Amin. O zulmedenleri burnlarını sürttürsün. Amin. O zulmedenleri dünyalarını ve ahiretlerini helak eylesin. Amin. Onları bölsün ve parçalasın. Amin. Onları dağıtsın. Amin. Ecmain. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Geçen hafta 1945. Beyt okuduk. Çünkü bu testi küplü, adam akıllı birleşmiştir.
O iyi batlı testi senin gibi zahiri zevklerle, şâd değil, hakiki neşeyle neşelenmiştir. Burayı okumuştuk. Bundan önceki hani nurunu ister Adem'den al, ister ondan şarabı dilersen küpten al, dilersen testiden burayı normalde okumuştuk. Şimdi Mustafa yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri için söylüyor. Beni görene benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu dedi. Bir mumdan yanmış olan çırığı gören yakinen o mumu görmüştür.
Bundan önceki beytlerde demişti ya yani bir mumdan yanmış yüz tane mumu yan yana dissen bir öbür mumdan öbür mumdan öbür mumdan yansa hepsi de birbirinden yansa bunu tarif etmişti. Arasında bir fark yoktur. Biz bunu nereye bağlamıştık? Silsile-i Meşahiye, onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi, onun şeyhi geriye doğru gittiğimizde ta Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne gider. Eğer doğru sağlam bir silsile ise yani Irak'ta, Suriye'de 10 bin dolara yazılan silsilelerden değil ise veya 5 bin dolara yazılan silsilelerden değil ise bunlar da böyle açık açık ifade ediyorum ki öleceğim gideceğim yaşım 63. Herkes bilsin neyin ne olduğunu. Yani gidip Irak'ta, Suriye'de bir şeyhlik icazeti 3 bin lira, 5 bin dolar, bin dolar, 2 bin dolar.
Irak'ta ve Suriye'de. Hatta daha ilerisini Irak'ta, Suriye'de herhangi bir ne o? Evladı Resul'un icazeti de 2 bin dolar, 3 bin dolar. Yani bir bakmışsın o kimse, Hüseyin olmuş çıkmış, yani Seyit olmuş çıkmış, bir Seyit icazeti de benim dediğim gibi 2 bin dolar, 3 bin dolar. Bunu nereden biliyorsun? Bunu da Kazım Efendi söyledi. Dedi ki, oralarda dedi 2 bin dolara yazıyorlar dedi. Dedim nasıl? Basmaye dedi, Suriye'de 2 bin dolara şeyhlik icazeti yazıyorlar. Böyle veren şeyhler de var dedi. Hani birileri için de o gitti, oradan bir şeyhlik icazeti aldı. O adam 2 bin dolara şeyhlik icazeti veriyor diye bir muhabbet vardı ya sosyal medyada. Bunun gibi, şimdi Allah affetsin kendimi büyüklendirmek için söylemiyorum. Mesela işte Almanya'dan şeyhlik yapıyor adam, arıyor beni.
İşte üstadım geleceğim, sizi ziyaret edeceğim, bana şeyhlik icazeti verir misiniz diyor. Ben de diyorum ki rüyamda görürsem veririm örneğin. Veya birkaç kişi var, telefonla şeyhlik icazeti istiyor adam. Diyor ki yani bana da verir misiniz? Ben de diyorum rüyamda görürsem veririm, sıkıntı değil. Allah bizi affetsin. Buradaki hani o bir mumdan yanan, hangi mumdan yanarsa yansın, ilk mumdan yanmış gibidir diyor ya, burada o kimsenin silsilesinin sağlam olması lazım. Yani arada şeyhine, şeyhuna, şeyhuna dediğinde o silsile sağlam olacak. Eğer o silsile sağlamsa sıkıntı yok. Ama silsilede sıkıntı var ise, atanmış bir şey. Veyahut da işte 3-5 kişi toplanıyor, bundan sonra bizim şeyhimiz sen ol diyorlar. Bu atanmış şeyh oluyor. Birileri tayin ediyor oradan. Veyahut da devlet tayin ediyor.
Dolaylı olarak. Buranın şeyhi sen olacaksın diyor. Devletin tayiniyle şeyh oluyor o. Veyahut da işte birilerinin zorlamasıyla şeyh oluyor. Birilerinin seçmesiyle şeyh oluyor. Manevi değil. Orada silsilede bir sıkıntı var. Veyahut da şeyhi onun şeyhliğini ilan etmemiş. Ben onu da gördüm. Yani gitmiş işte şeyhin hanımına 3-5 kuruş vermiş. Oradan icazetleri almış. Şeyhin mühürünü de basmış. Kendine icazet yapmış. Allah muhafaza eylesin. Bunlar için şeyh efendi diyordu ki hınzırbaşı gibi halk olacak. Yani bu böyle kolay bir şey değil çünkü Allah muhafaza eylesin. Şimdi Mustafa hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri beni görene, benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu dedi.
Bir mumdan yanmış olan çırığı gören yakinen o mumu görmüştür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah-u Alem bu Buhari'de, Müslüm'de, Ebu Davut'ta, Tirmizi'de geçen bir hadis-i şerif var. İnsanların en hayırlısı benim asrımdaki ashabımdır. Sonra onlara yakın olan tabinlerdir. Sonra da onlara yakın olan teba-i tabinlerdir. Demek ki Hazreti Peygamber benim yüzümü gören, benim yüzümü gören, benim yüzümü gören kişiyi gören bunlara ne mutlu dedi. O zaman böyle olunca hani benim yüzümü gören bu kim? Benim sahabe, benim yüzümü göreni gören. Bu ne? Bu da tabin. Demek ki yüzümü gören, yüzümü göreni görene ne mutlu dedi. Yine İbn-i Maced'e geçiyor bu hadis-i şerif.
Benim ashabımın, ashabımın, sonra onların ardından gelen tabilerin, sonra da bunların ardından gelen teba-i tabinlerin değerini takdir etmek bakımından benim hakkımı gözetiniz. Ve normalde bunlar tabi zahiri olarak söylenilen hadis-i şerifler. O zaman benim yüzümü gören kim? Sahabe. Benim yüzümü göreni gören kim? Tabin. Onları gören kim? Teba-i tabi. Bu üç nesil oldu. Bu üç nesil demek ki kutlu bir nesil. Şimdi bu üç nesil kutlu olduğu gibi benim kardeşlerim gelecek dediği ahir zamanın son nesli de var. Sahabe soruyor ya, Ya Resulallah biz senin kardeşlerin değil miyiz? O diyor ki siz benim arkadaşlarımsınız.
Benim kardeşlerim ahir zamanın son diliminde gelecek. Onlar beni görmeden iman edecekler. Onlar beni görmeden iman edecekler. Kur'an'ın rafa kaldırıldığı, sünnetlerimin terk edildiği zamanda onlar benim getirdiğim Kur'an ve sünnet-i seniyeme sımsıkı yapışacak olanlar. İşte onlar ahir zamanın son diliminde benim kardeşlerim diye nitelendirdi. Şimdi biz tabi döneceğiz yine hadis-i şerif, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin beyt olarak sunduğu ama bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisine döneceğiz. Bizi ilgilendiren taraf, beni görene, şimdi bu işin bir de manevi tarafı var. Zahiren ashab-ı Resulullah. Kim? İşte belli.
Tabi'in belli, teba'i tabi'in belli. Ama burada hadis-i şerifte beni gören, beni göreni gören dediği zaman meselenin işi, işlevi daha da farklılaştı. O zaman bir de beni gören deyince rüyada görüldü. E rüyada görülenince o zaman beni gören oldu. E bir de göreni gören oldu. Bir de rüyada göreni görmek var. O zaman normalde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifinde dedi ki, beni rüyasında gören gerçekten görmüş demektir.
Dikkat edin. Beni rüyasında gören gerçekten görmüş demektir. Çünkü şeytan benim suretime giremez. Yine devam edeceğiz. İbn-i Macide var. Bu az önce okuduğum hadis-i şerif, Buharı, Müslim, Tirmizi. İbn-i Macide var. Beni rüyada gören uyanıkken görmüş gibidir. Bir daha Müslim'den bir hadis-i şerif var. Kim beni rüyasında görürse, uyanıkken de görecektir. Dikkat edin. Kim beni rüyasında görürse, uyanıkken de görecektir. Veya uyanıkken de görmüş gibi olacaktır. Elbette şeytan benim şeklime giremez. Bir hadis-i şerifte, beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür. Ben her surette görünürüm.
Bu da Deylemi'den. E şimdi o zaman böyle baktığımız zaman meseleye, demek ki rüyada gören gerçekten görmüş gibi olacak. Bir hadis-i şerif daha buradan nakleteceğim. Çünkü bu hadis-i şerif de enteresan. Sizlere söylenilmeyen hadis-i şerifler, Ümmet-i Muhammed'e aktarılmayan, Hiç vaazlarda, hiçbir nasihatlerde, Bunlar konuşulmayan hadis-i şerifler. Bunları ben cebimden çıkarmıyorum. Ben altlarına kim nakletmiş, onları da özellikle söylüyorum. Böyle bir hadis var diyorsam, Onun altında kimin kitabından, hadis kitabından aldığımı da söylüyorum. Çünkü böyle hani sütrenin gerisinden araştırıp, inceleyip de, Eksiğimi, gediğimi bulmaya çalışanlar, Aynı zamanda da ilim sahibi oluyorlar.
Evet araştırsınlar, baksınlar. Araştırıp baksınlar, bir hadis-i şerifte, Beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez. Ebu Bekir, Sıddık'ı da gören, Gerçekten onu görmüştür. Şeytan onun da suretine giremez. Bu hadis-i şerifi, bu da hatipte, Bu hadis-i şerifi niçin aldım biliyor musunuz? Yani demek ki, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sıddık lakabıyla lakaplanan ve ilk halife. Bu silsileyi devam ettirdiğimizde, Hz. Ebu Bekir ilk halife, O zaman Hz. Ömer, şeytan zaten ondan kaçıyordu. Şeytanın kaçtığı kimseydi, korktuğu kimseydi. O zaman Osman meleklerin hayâ ettiği kimseydi.
Ali ilmin kapısıydı. Bakın silsile devam ediyor. O yüzden Hz. Pir diyor ki, Buraları iyi anlayalım. Hz. Pir diyor ki, Sen hanginden yanarsan yan. Yine hadis-i şerifi, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine erişirseniz, Yetişirseniz, Beni bulursunuz. Ayırmadı ashabını. Ashab kim? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Sağlığında görüp iman eden. Yani böyle işi sulandıran zırtobozlar var, Ağzım bozuluyor onlara. İşte Ebu Cehil de gördü, Hz. Peygamberi o da mı ashab? Canım kardeşim, İman, iman, İman.
Bir kimse Hz. Muhammed Mustafa'yı gördü, İman etti. Ashab oldu o. Nasıl Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, sahabe, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Zahiren gördüler Ve iman ettiler, Ashab oldular. Ashabı gören, İman etti, Tabi'in oldu. Teba'i tabi'ini gören, Onların o dini anlayışlarını ve dini inanışlarını gördü, Onlar da teba'i tabi'in oldu. Şimdi kalkıp da meseleyi sulandır, Koca profesörsün, Meseleyi sulandırma. Profesörlüğünden utan. Bir de ilahiyat profesörüsün, İlahiyat profesörlüğünden utan. Meseleyi sulandırma. Madem ki sen ilahiyat profesörüsün, İlmin kadar konuş, İlmini konuş. Her ne kadar siz, İlminiz sadırda değil, Satıhta da olsa, Sizin ilminiz yüzeysel de olsa, Sizin ilminiz ezber de olsa, Ezberlediklerine sabit kal.
Siz ezbercisiniz çünkü. Hatta ezberci de değilsiniz. Okuduğunuzu da ezberleyemiyorsunuz. Okuduğunuzu da anlayamıyorsunuz. Bu kadar da kısasınız. Bu kadar da kıtsınız. Büyük bir çoğunluğunuz. Yetiştirdiğiniz öğrencilerden belli, Kimisi hadis inkarcısı, Kimisi merseb inkarcısı, Kimisi fıkıh inkarcısı. Büyük bir çoğunluğu da hadis inkarcısı. Çünkü siz okuduğuna inananlardan değilsiniz. Çok üzgünüm bu konuda, Çok da kızgınım. Alay edercesine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabını, Alay edercesine küçümsemek. Ashab müessesesini küçümsemek. Onlar eş peşinde koşmadı. Onlar iş peşinde koşmadı. Onlar heva heves peşinde koşmadı.
Onlar lüks arabalarının içerisinde din satmadılar. Onlar din pazarlamadılar. Onlar dini istismar etmedi. Sizin gibi dinden para da kazanmadılar. Ey profesörler! Sizin gibi din satmadılar. Dinden ücret almadılar. Ayeti kerimeye tabi oldular. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Bu ayete tabi oldular. Siz bu ayeti kerimeyi de söyleyemezsiniz. Çünkü siz dinden ücret alıyorsunuz. Siz dinden geçiniyorsunuz. Sizin karnınız cehennem ateşiyle dolu. Çünkü dini istismar edip dinden para kazanıyorsunuz. O yüzden diliniz cehennem dili. O yüzden karnınız cehennem karnı.
Ama farkında değilsiniz. Kim dinden para kazanıyorsa, midesini cehennem ateşiyle dolduruyordur. Kim dini istismar ediyorsa, dindarlığını istismar ediyorsa, dervişliğini, şeyhliğini, mürşitliğini, hafızlığını istismar ediyorsa, buradan para kazanıyorsa, karnını cehennem ateşiyle dolduruyordur. Net. O yüzden onlar hadislerle alay ederler. O yüzden onlar hadisleri inkar ederler. O yüzden onlar ashapla dalga geçerler. O yüzden onlar sünnet-i seniyeyle alay ederler. O yüzden hadi peygamberin annesi öldü, sen de anneni öldür. Soy ismi İslamoğlu.
Hutbede söylüyor bunu. Sünnete uyuyorsunuz, hadi peygamberin annesi öldü, sen de anneni öldür. Peygamber annesini mi öldürdü? Peygamberin annesi eceliyle öldü. Herkesin annesi eceliyle olacak. Herkes eceliyle ölür. Hadi sen de anneni öldür diyor. Hutbededir söylüyor bunu. Herkes de susuyor buna. Herkes de sessiz kalıyor. Ortalıkta bir tanesi bir kedi öldürüyor. Zalim o da. Bir kedi öldü diye Türkiye'yi ayağa kaldırıyorlar. Adam, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetiyle dalga geçiyor. Herkes susuyor bu ülkede. Dinle dalga geçiliyor. Herkes susuyor bu ülkede. Siyasetçisi, ilim adamı, ilahiyatçisi, diyanetçisi. Bir sokak köpeği için ayağa kaldırıyorlar ülkeyi.
Ama bir hadis-i şerifi inkar eden için ülke ayağa kalkmıyor. Veya bir Kur'an kursunda bir ahlaksızlık oluyor, susuyor herkes. Veyahut da herhangi bir barda ahlaksızlık oluyor, susuyor herkes. bardaki ahlaksızlığa da susuyor. Kur'an kursundaki ahlaksızlığa da susuyor bizim insanımız. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hakaret edene de susuyor. Susuyor. Hepimiz suskunuz. Korkalız. İmanımız kemal ermemiş. Korku dağları sarmış. Korkmaması gerekenler en başta korkuyor. Ben şeyhim, ben alimim, ben mürşidim, ben kamilim.
O atarken mangalda kül bırakmayanlar da korkuyor. Oysa Allah Resulü dedi ki, korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım. Ey Müslümanlar, dininiz korkulacak bir din değil ki. Peygamberinizin sünnet iseniyesi korkulacak bir sünnet değil ki. Savunulmayacak bir sünnet değil ki. Neden korkuyorsunuz, susuyorsunuz? Dünya bu kadar mı vurdu size? Lüks evleriniz, lüks arabalarınız, cebinizdeki paralar, rahatınız. Bu kadar mı sizi Allah yolundan uzaklaştırdı? Bu kadar mı Allah'tan uzaklaştırdı? Bu kadar mı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden uzaklaştırdı? Biz ne hale geldik? O hale geldik.
Allah bizi affetsin. İşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, beni rüyasında gören, gerçekte Efendimiz'i görmüştür. Hadis-i şerifte diyor ki, beni rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir. Ve bu müjde sabittir. Bu bir müjdedir Ümmet-i Muhammed'e. Ve bu müjde sahih hadislerle sabittir. Buhari, Müslüm, Tirmizi, İbn-i Mace, Ebu Davud, Kütüb-i Sidd'dedir. Altı tanesi. Hepsinde sabittir. Ve bunun normalde uyanıkken görülmesi gibi de doğrudur. Rüyada gören, uyanıkken de görmüş gibidir. Bir hadis-i şerifte diyor ki, rüyada gören, uyanıkken de görür. Bu müjdedir. Rüyanda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördün, o zaman uyanıkken de göreceksin.
Kendine dikkat et. Diline dikkat et. Hal ve hareketlerine dikkat et. Hz. Peygamber görünmez bir peygamber değil. Görünmez diyen şeyhler şeyh değil. Görünmez diyen alimler alim değil. Görünmez diyen mürşidi kamiller mürşidi kamil değil. Kendisi kör, herkesi kör zannediyor. Allah muhafaza eylesin. O zaman bu noktada, Buhar'da, Müslüm'de, Tirmiz'de de, Ebu Davut'ta, İbn-i Macer'de geçen, beni rüyasında gören, uyanıkken de görür, gerçekken de görürse diyor, dikkat edin, ben burada altını çiziyorum. O kimse uyanıkken de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördüyse, görüyorsa, hani biz zikrullah alakasında kardeşler görürler ya, bu bir keramettir.
Bunu böyle kenara atamazsınız. Sizler derviş kardeşler işte Peygamber'i gördüğünü iddia ediyor. İddia etmiyor kardeşim, adam gördüğünü söylüyor. Hadis-i şerifte de var mı? Var. Sen buna inanmayabilirsin. Dersin ki Ali Karadağ'ın ben zikrullah alakasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin gördüğüne inanmıyorum. Bu senin hakkındır. Ama sen görünmez zikrullah alakasında dersen, bu senin hakkın değildir. Bu senin cehaletini gösterir. Bu senin bu konudaki hadis bilmezliğini gösterir. Bu konuda senin araştırmacı olmadığını gösterir. Bu konuda sen bu hadis-i şerifleri bildiğin halde görünmez dersen, sen ilmi katlediyorsun. Sen ilmi örtüyorsun.
Bu doğru değil. Bu İslam adına en büyük sen vahşeti yaşatıyorsun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden İmam-ı Gazali, İbni Arabi, Abdülselam, Suiti gibi Ehl-i Sünnet büyüklüleri, Efendimiz'de salih insanların görüşmelerinin çok sayıda salah ve takva sahibinden nakledildiğini, bu halin keramet olarak oluşmasının caiz olduğunu ifade etmişlerdir.
Bir kimse demek ki uyanıkken Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerini görebilir, onunla da konuşabilir. Onunla görüp konuşuyorsa, Gazali'ye göre, Arabi'ye göre, Suiti'ye göre, o kimse keramet ehlidir. O kimseyi biz keramet ehli olarak görürüz. O kimseyi keramet ehli olarak biliriz. Bir kimse gördüğünü söyler, söylemez, bu ayrı meseledir. Bir Sufi'nin, bir dervişin kendisine böyle bir soru üstadı tarafından yöneltilmediği müddetçe, kendisinin kendi kendine gördüğünü söylemesi doğru değildir Sufi terbiyesinde. Allah rahmet eylesin, üstadımız bize sorardı.
Ne gördün? Biz o zaman anlatırdık. Edeb budur. Üstad derse ki ne gördün? O zaman o kimse gördüğünü anlatır. Veyahut da üstadı anlatmıştır. Bir rüya, bir hal. Üstad onu biliyordur. Veyahut da o gördüğünü anlat dediğinde, Derviş onu anlatır. Ikçık mıkçık yapmaz. Ikçık mıkçık yapan o halini kaybeder. Nefsine uymuştur. Üstadın anlat dediği anlatılır, sorduğuna cevap verilir. O normalde sorduğuna cevap verilmiyorsa, anlat dediğinde anlatmıyorsa, o kimse nefsine uymuştur. Heva hevesine uymuştur. Allah muhafaza eylesin. Kendiliğinden ben böyle gördüm diyorsa, üstadın dışında bunu anlatıyorsa, o da heva hevesine uymuştur.
O da anlatılmaz. Ancak üstattan müsaade istenir. Veyahut da üstada anlatınca, üstad onun bu rüyanı anlat arkadaşlara. Bu halini anlat derse, o da ne yapar? Anlatır. O yüzden Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ni rüyasında gören, uyanıkken de görecektir. Uyanıkken de görebilir. Ve uyanıkken gördüğünde, onunla da görüşebilir. Bu onun üzerine Allah'ın bir lütfu, bir ikramı, bir ihsanıdır. Bunu reddetmek, sırf sufilere karşı olmak için, bu hadis-i şerifleri reddetmek, ilmi örtmektir. Ya da, körler sağırlar, birbirlerini ağırlar, kör görünmez der.
Kör görünmez dediği şey görünür. veya Hazreti Pir'in beyan ettiği gibi, güneşe gözlerini kapatırsan, güneş yok olmaz der. Güneş duruyor, durduğu yerde. Ama sen gözlerini kapattın, o yüzden güneşi görmüyorsun. Güneşi görmeyince de sen, güneş yoktur diyorsun. Bu senin cehaletini gösterir. Bu senin bilmediğini gösterir. O yüzden işte, normalde bir mumdan yanan, diğer mumlar da ondan yandıysa, o ilk yanan mumu görmüş gibidir.
O ilk mumdan yanmış gibidir. Allah bizi onlardan eylesin. Şimdi, tabi bir de, burada bir şey daha belirtmek istiyorum. Allah bizi affetsin. Hani, ne mutlu dedi ya, beni göreni göreni, benim yüzümü görene ne mutlu dedi. Malum, Veysel Karan'imiz vardır ya, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni, zahiren görmemiştir. Rivayet edilir. Buna inanırsanız, inanmazsınız. Ama bu, değişik eserlerde geçer. Veysel Karan Hazretleri, gelince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kapısına, kapıyı vurun, Hazreti Fatıma annemiz çıkar.
Hazreti Fatıma annemiz çıkınca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni sorar. O da der ki, mescitte, annemden buraya kadar izin aldım der ya, rivayet edilir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kızı Fatıma'nın gözlerinden öper. Bu gözlerle onu gördün sen diye. Bu gözlerle onu gördün diye. Çünkü, dostu gören, gözü öper, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Dostu gören göz, öpülmeye layıktır. dostu gören göz öpülmeye layıktır. O yüzden dostu gören göz öpülür. Allah bizi onlardan eylesin. Şeytan, şeytan, burada da bir not düşmüşüm buraya.
İster Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sağlığında olsun, ister vefat ettikten sonra olsun, onun şekline, şemaline giremez. Ve, daha başka hadisler de var bu konuda, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin alimlerinin de gerçek manada şekline, şemaline, şeytan giremeyeceğini der. O zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni ister sağlığında görsün, ister öldükten sonra görsün bir kimse, gördüğü sahihtir, peygamberdir.
Veyahut da, değişik suretlerde gördü, uyanıkken veya rüyasında, yine peygamberdir o, sallallahu aleyhi ve sellem. Veya eksik gördü, sadece gözlerini gördü. Yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i gördü. Bu konuda, herhangi bir şek şüphe yok. Burada bir tartışma açayım ben şimdi. Peki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni sağlığında gören sahabe sayıldı. Rüyasında gören sahabe sayılır mı, sayılmaz mı? Bu, ilk yıllardan itibaren, tabi'in zamanında, bu tartışılmaya başlanmış olan bir konu. Bir kısmı, demişler ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin rüyasında gören de, sahabidir. Bir kısmı demiş ki, hayır, biz onları sahabiden sayamayız.
Bu bir kısım sahabidir diyenlerin içerisinde, sufi temelli olanlar fazla. Sufilerin büyük bir çoğunluğu derler ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni rüyasında gören de sahabedendir. Sufilerin büyük bir kısmı. Bir kısmı, Sufilerin bir kısmı der ki, biz bu kadar ileri gitmeyelim, ihtidarlı davranalım. Biz onu normal, onları yaşayan sahabeler gibi, hani, görmeyelim derler. Deseniz ki, sen neredesin? Kırkların içindeysen, sen sahabe sayılabilirsin. Kırkların içindeysen. Kırkların içinde değilsen, sakin ol. Sakin ol.
Bu hak senin değil. Allah bizi affetsin. Bu tarzda, o mumdan yakılan çırağdan başka bir çırağa, ondan da diğer bir mum yakılsa, ve ta yüzüncü muma kadar, hep o ilk mumun nuru intikal etse, sonuncu mumu görmek, hepsinin aslı olan ilk mumu görmektir. İster o nuru son çırağdan al, istersen ilk çırağdan, hiç fark yok. O nuru, dilersen son gelenlerin mumundan gör, dilersen geçmişlerin mumundan. Tövbe yüz, ayet-i kerime, iki iman eden muhacirler ve ensar ile, iyilik yaparak, onlara tabi olanlardan, Allah razı oldu. Onlar da Allah'tan razı oldular. Allah onlar için altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
İşte büyük kurtuluş budur. İlk ensar ve muhacir. Ve onlara tabi olanlar. Sahabe ve tabiinden bahsetti burada. Yine bu konuda demek ki, silsili olarak, Hz. Peygamber, ashab ve ashabın peşinden giden tabi'in, Cenab-ı Hak onları methetti, onları övdü. O zaman, burada, aranılan şey, Hz. Pir'in dedi, o isterse yüz tane mum geçsin, hepsi birbirinden almışsa, dediği şey şu, Sufice söylüyorum bunu. Bir mürşitlik yapacak olan kimse, şeyhlik yapacak olan kimse, bir mürşidi kamilin gözetiminden, silsiliğe-i meşahiye tabi olarak, seyr-i sülukunu tamamlamış, hilafet ve icazete, sahip olması gerekir.
Bu zamanda bu çok önemli, bu zamanda çok önemli. Tekrar bunu söylemek istiyorum. Bir şeyhlik postuna oturacak olan kimse, bir mürşid-i kamilin gözetiminde, seyr-i sülukunu tamamlamış, hilafet, bazılarında hilafet denir çünkü, bazılarda icazet denir, bir icazete, bir hilafete sahip olması, genel bir teknik kuraldır.
Bu teknik kural, bazılarının bir şeysine bağlı olmaması gerekir. Ben bunu böyle söylerken, kendi üstadımı tartışılmaması gerektiği için, kenara koyarım. Ama bu, posta oturacak olan kimse için, önemli bir şeydir. Ya bir mürşid-i kamil, bir üstad, sağlığında, onun şeyhliğini, mürşidliğini ilan eder, icazetini verir vermez, ama ilan eder, bu doğrudur, haktır, yeterlidir. Artı bir de icazeti var ise, onun için teknik konu meselesi bitmiştir. Eğer bu yok ise, eğer bu yok ise, o zaman o kimseyi bizim ehliyetli görmemiz, mümkün değildir.
İslam toplumunda, her şey de liyakat, ve her şey de ehliyet esastır. Sizin bir makama oturtulabilmeniz için, sizde liyakatın ve ehliyetin olması gerekir. Liyakat ve ehliyet yok ise, ve şartlar tamamlanmamış ise, sizin o makama oturmanız caiz değildir.
Kendinizi böyle lanse etmeniz de doğru değildir. O yüzden, ya bir mürşidi kamil, yani ehil olan, mürşidi kamil olan, bir şeyhin, ya bir önceki şeyh tarafından, veya vefat ettikten sonra, manevi işaretler ile, tayin edilmesi gerekir. Bir üstad, bir mürşidi kamil, kendisinde o manevi işaretleri görünce, o şeyh, o zatın, o seyr-i sülukunu, çıkartmış olduğu, kimsenin, şeyhliğini ilan etmesi gerekir. Yoksa, Allah affetsin, o da zalimlerden olur. Bir mürşidi kamil, zalimlerden olmaz.
Zalimlerden olmamak için, son nefesinde de olsa, kendisinden sonra, gelecek olan, hilafet sahibini ilan eder. İlan etmesi gerekir. Varsa, icazet kendisinde, icazetini verir. İcazeti yoksa, ilan eder. İlan edilmesi gerekir. Bir şeyhin, şeyhli, kapalı kapılar ardında, ilan edilmez. Tüm cemaate ilan edilir. Veyahut da, şeyh, sağlığında, onun icazetini yazarsa, herkesin içerisinde, o icazeti ilan edip verir. İcazet töreni yapar. Bunlar, ehl-i sufinin, değişmez kaideleridir. Bir dervişin, üstadından, arayacağı, teknik özelliklerdir.
Bir, senin şeyhin kimdi? Filancaydı. Onun, mürşidi kamil olduğuna, bana delil getirir misin? İki, senin şeyhliğini, o sağlığında, ilan etti mi? Kimler duydu bu ilanı? Şahitleri var mı? Üç, bu şeyhin, icazeti var mı? Bu şeyhin, icazeti nereden? Kimden almış? Bu şahitli mi? Bu delilli mi? Bu bir cemaatin, önünde mi verildi? Yoksa, nerede verildi? Şeyh efendi, öldüğü zaman, birisi, uyanığın birisi, icazet peşinde koşup, icazetin nerede olduğunu bilip, gelip, kendi icazetini orada, kendi adını yazıp, oraya mührü mü bastı? Ne yaptı? İşte, şeyh efendinin hanımı, hacı anneye, üç, beş kuruş verip, ondan icazetleri ve mührü alıp, kendine icazet mi yazdı?
Bakın, bunları açık açıkça, artık beyan ediyorum. Bunları bir yerlere, laf gitmesin diye, susuyordum. Şimdi, Hz. Pir'in, bu konulardaki, beytleri gelince, artık ben de, ilmi saklayamaz, saklayamaz hale geldim. Gaydır-ı Kuppak'la, oynaklıkla, veyahut da, türlü düzenbazlıklarla, şeyhlik icazeti alınmaz. Öyle şeyhlik yapanlar, yarın mahşer gününde, onun hesabını veremezler. Parayla, icazet satın alanlar, bin dolar, iki bin dolar, üç bin dolara, Irak'tan, Suriye'den, icazet alanlar, Müslümanları aldatanlar, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, aldatan bizden değildir, dedi.
Böyle şeyhlik yapanlar, mahşer gününde, bunun hesabının altından, kalkamazsınız. Ben şeyhim deyip, dervişlerden para isteyenler, dervişlerden her ay, aidat toplayanlar, Kur'an kursu yaptıracağız. Yok, buranın kirasını ödeyeceğiz. Yok, hafızlık kursu açıyoruz. Yok, şunu yapıyoruz deyip, dervişlerden her ay, belli miktarda, aidata bağlayıp, para toplayanlar, şeyhliğini istismar edenler, dervişliğini istismar edenler, yarın mahşer gününde, sonunuz çok feci olacak.
Kendi kendisine, üç beş kişiye, beşer onar bin dolar, verip de, kendi şeyhliğini ilan ettirenler, kapalı kapılar ardında, çantalarla dolar verip, kendi şeyhliğine tabi olmasını isteyenler, yarın öbür gün, mahşer gününde, perperişan olacaksınız. Perperişan olacaksınız. Dervişlerden, üç yüz bin dolar, beş yüz bin dolar, bir milyon dolar alan şeyhler, İstanbul şeyhleri, İstanbul'da şeyhlik yapıyoruz diye, ortalıkta caka satanlar, yarın öbür gün, mahşerde iki yakanız, bir araya gelmeyecek. Maneviyattan uzaksınız. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin izinden uzaksınız. Kur'an'dan uzaksınız.
Zahiri şeyhlik yapıyorsunuz. Batin iliniz yok. Üç tane kitap okumakla şeyh olunmaz. Beş tane şiir ezberlemekle şeyh olunmaz. Şeyh'im diye çıkmayın ortaya. Mahşer gününde, perperişan olacaksınız. Üzülüyorum sizin adınıza. Kahroluyorum sizin adınıza. Bu dünyaya değmez. Burada seni alkışlayabilirler. Lüks arabalarda gezdirebilirler. Lüks villalarda oturtabilirler. O adamlar sana lüks villalarda, hediye de edebilirler. Sen nasıl böyle bir hediyeyi kabul edersin? Sen nasıl böyle dünyaya dönersin? Sen nasıl dünyanın peşinden koşarsın? Sen nasıl dervişlikten para kazanırsın? Sen nasıl dervişlerden para kazanırsın?
Sen nasıl şeyhliğinden para kazanırsın? Hiç mi Allah'tan korkmazsın? Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kokusunu alamayanlar. Bunlar manevi kokudan yoksun. Bunlar kendilerini heva ve hevese kaptırmışlar. Utanmıyorlar da. Çekinmiyorlar da. Allah'tan da korkmuyorlar. Mahşerde hesaptan da korkmuyorlar. Ümmet-i Muhammed'in parasını yiyorlar. Ümmet-i Muhammed'in zamanını yiyorlar. Ümmet-i Muhammed'in yolunu kesiyorlar. Ümmet-i Muhammed'in manevi yolunu kesiyorlar. Vallahi üzüntümden söylüyorum. Billahi üzüntümden söylüyorum. Ümmete yazık. Ama dünya bu kadar mı tatlı? Şan şöhret bu kadar mı tatlı? Sana şeyh deseler ne olacak?
Demeseler ne olacak? Hazreti Pir dedi ya. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Nasıl bakacaksın mahşerde yüz yüze? Nasıl bakacaksın? Yüz yüze gelmeyeceğini mi zannediyorsun? Mahşerde ben İsmail'le yüz yüze gelmeyecek miyim? Ben mahşerde Cafer'le yüz yüze gelmeyecek miyim? Ben mahşerde Yunus'la yüz yüze, Fehim'le yüz yüze gelmeyecek miyim? Ben mahşerde Demirtaşlılarla yüz yüze gelmeyecek miyim? Bursalılarla, Bayındırlılarla, İzmirlilerle, Kırşehir'den Antalya'ya kadar, Konya'dan, Akşehir'den Yunus'a kadar, İstanbul, Tekirdağ, Keşan, yüz yüze gelmeyecek miyim? Hesap yok mu? Nasıl yüz yüze gelmeyeceğini düşünürsün?
Ben Hüseyin'le yüz yüze gelmeyecek miyim? Otuz yıldır yüz yüzeyiz. Nasıl böyle bir şeyi düşünebilir insan? Nasıl siz ücret karşılığında din satarsınız? Bitmeyen cami inşaatları, bitmeyen hafızlık kursları, inşaatları, bitmeyen Kur'an kursları, buralardan geçinen kimseler. Nasıl bakacaksınız Allah'ın yüzüne?
Nasıl o peygamberin yüzüne bakacaksınız? Nasıl bakacaksın? Nasıl yüz yüze geleceksin? Hangi sayikle çıktım ben şeyhim diye ya? Neyle çıktın ya? Neyle çıktın? Hangi silsileyle çıktın? Benim şeyhim Nevşeyli Abdullah Gürbüz Efendi. Onun şeyhi Çorumlacı Mustafa Efendi. Onun şeyhi Ahiz Kalale Efendi. Onun şeyhi Ebu Bekir Efendi. Onun şeyhi Tanta'da. Abdurrahim Neşabi, Abdurrahim Tantevi. Silsile ikisi de Seyyid Tantavi'de, Neşabi'de.
İkisinin de silsilesi ta Hazreti Hüseyin Efendimiz'e kadar gidiyor. Birisinin Hazreti Hasan, birisinin Hazreti Hüseyin'e gidiyor. Bütün silsile meydanda. Arada bir kopukluk yok. Arada bir kopukluk yok. Beni üç beş kişi toparlayıp sen şeyhsin demedi. Ben daha bugüne kadar ben şeyhim bile demedim.
Beni hem şeyhim ilan ettirdi. Hem bakın orada icazetler. İhtiyaç vardı yoktu ayrı mesele. Ben şeyhim demeye utanıyorum. Bir şeyden korktuğumdan dolayı değil. Nasıl der bir insan bunu bilmiyorum. Ben ne nakibim dedim. Ne nügabayim dedim. Diyemedim ben bunları hiç. Diyemem de zaten. Bana bir şey dediklerinde diyorum ki, biz daha derviş olamadık, derviş adayız biz. Bunun mahşeri var. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Bu dünyadan herkes göçüp gidiyor arkadaşlar.
Benim şeyhim de göçüp gitti. Ölmez dediğini kendi ellerinle gömüyorsun. Ölmeyecek zannettiğini kendi ellerinle gömüyorsun. Ölmeyecek diye düşünüyorsun. Kendi ellerinle gömüyorsun. Gidiyor ki toprağın altına. Ben de gideceğim. Sizler de gideceksiniz. Hepimiz onunla yüzleşeceğiz. O yüzden ben şeyhim bana ettiği vasiyeti bütün derviş kardeşlere ediyorum. Üstadım Beytullah'ta benden söz aldı. Mustafa Efendi, oğlum ben oldum deyip de orta yere çıkma dedi. Emredersiniz efendim.
Ben öldükten sonra bütün ihvana dedi, bütün kardeşlere tebliğ et. Bakın bu çok önemli. Herkes dedi, rüyasında gördüğü kimseye tabi olsun dedi. Bunu dervişlerden sakladılar. Zakirler de sakladı. Ben bunu herkese sidi gönderdim zakirlere. Benim üzerimde vasiyetti çünkü. Ben öldükten sonra, eğer sağlığımda birisine işaret etmediysem, sağlığımda rüyada istihara yapacağınız, istişare yapacağınız, bir yere tabi olacağınız.
Bakın bu hadisi şerifin emri. Peygamberi bir emir. Bu Ahmet'e, Mehmet'e göre bir emir değil. Ve bir kimse, bir mürşidi kamilin terbiyesi altında sufilik terbiyesi alacak, seri sülukunu tamamlayacak. Ve bu silsile, bu silsile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dayanacak. Buradan bir metin, bir pasaj okuyacağım şimdi. Bu pasaj, Risale-i Nurcular'ın saklamaya çalıştığı, hatta bir kısım Nurcular'ın mektubattan o kısmı alıp kaldırdığı ve mektubatı öyle bastırdıkları, eksik, o zaman bunun zamanı değildi, kaldırdığı bir pasaj.
29. mektup, 9. kısım Risale-i Nur. Mektubat 29. mektup, 9. kısım. Bunu özellikle buradan okuyacağım. Çünkü hani böyle bazı Risale-i Nurcular bu pasajı, bu bölümü kaldırmışlar, öyle basıyorlar mektubatı. Bu da ayrı bir utanç duyulacak bir şey. Ehli sünnet ve cemaatin bir kısmı zahiri uleması ve ehli sünnet ve cemaate mensup, bir kısım ehli siyaset, gafil insanlar, ehli tarikatın içinde gördükleri bazı suistimalleri ve bir kısım hata, hatiatı bahane ederek o hazine-i uzmayı kapatmak, belki tahrip etmek ve bir nevi ab-ı hayatı dağıtan o kevser menbanı kurutmak için çalışıyorlar.
Yani bir kısım zahiri ulema, bakın zahiri ulema, bir kısım gafil siyaset ehli, ehli tarikatın içerisindeki suistimalleri veya eksikleri bahane edip, o, bakın muhtiş bir şey, o hazine-i uzmayı kapatmak, yani büyük hazineyi kapatmak, tahrip etmek, bir nevi ab-ı hayatı dağıtan, kevser menbanı kurutmak, ab-ı hayat biliyorsunuz ölümsüzlük ve bu nereden? Kevser'den geliyor.
Yani cennet ırmağı. Bunu diyor kurutmaya çalışıyorlar. Halbuki eşyada kusursuz ve her ciheti hayırlı şeyler, meşrepler, meslekler az bulunur. Alâ küllihal, bazı kusurlar ve suistimal olacaktır. Çünkü ehil olmayanlar bir işe girseler, elbette suistimal ederler. Ehil olmayanlar bir işe girerlerse, o işi suistimal ederler. Fakat Cenab-ı Hak ahirette, muhasebe-i amal düsturuyla, adalet-i rabbaniyesini, hasanat ve seyyatının muazanesiyle gösteriyor. Yani o kimse iyi niyetliyse, o eksiğini, kesirini Cenab-ı Hak ne yapıyor? Hasanata çeviriyor. Yani hasanat, racih ve ağır gelirse, mükafatlandırır. Yani o kimsenin iyilikleri ağır gelirse, mükafatlandırır, kabul eder.
Eğer günahları ağır gelirse, cezalandırır, reddeder. Hasanat ve seyyat-ı muazanesi, kemiyete bakmaz, keyfiyete bakar. Yani bunun denkliği de, öyle sayısallığa bakmaz. Sen on günah işledin, on sevap işledin. Allah buna göre diyor, şey yapmaz. Keyfiyete bakar. Senin on sevabını, isterse milyonlarca sevap yazar. İsterse on sevabını, on sevap yazar. Eğer senin on sevabını, milyon sevap yazarsa, senin on günahın gider zaten. Esamesi kalmaz. Keyfiyete bağlı. Sen, Ya Rabbi dersin, hepsini hayra çevirirsin. Ya Rabbi der öbürküsü, onun ki Ya Rabbi der. Onun ki normal günahları nesiler? Öbürkü öyle bir Ya Rabbi der. onun günahlarını işlediği günahlar kadar ne yapar? Sevabı çevirir.
Derslerde hadisi kudsi olarak bunu naklederim. Bu keyfiyete bağlı. O zaman Allah'la kulun arasındaki bir keyfiyet. O kimse öyle bir zamanda, öyle bir Allah der. Bir kez Allah der. O Mevlüt Han'ın dediği gibi, bütün günahları dökülür misli azan der ya. Bunun gibi. Ne güzel söylemiş. Bir kez aşk ile Allah, desek dese o lisan. Dökülür günahlar misli azan. Biz bunu Mevlüt'te dinleriz de, bir sefer o Allah demeyi beceremeyiz. Veyahut da hani, bir gaza esnasında, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir ağacın dibinde, böyle hafiften böyle bir yakaza oldu. Uyukladı. Kılıcını da dala asmıştı. Hani geldi ya müşrim birisi, yavaşça kılıcı aldı.
Allah Resulü'nü uyandırdı, dedi kalk. Şimdi dedi, benim elimden seni kim kurtaracak? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kalktı. O böyle söyleyince, seni elimden kim kurtaracak deyince, Allah dedi. Öyle bir Allah dedi. Müşrik korktu, kılıcı elinden düştü. Allah Resulü kılıcını aldı, kendi kılıcını. Müşriğin boğazına dayadı. Şimdi dedi, seni benim elimden kim kurtaracak? O da dedi ki, sen peygambersin, ben kötüyüm. Bana dedi, kötülük yakışır, sana iyilik yakışır, dedi. Hz. Peygamber onu affetti. Öyle bir Allah der o kimse, Cenab-ı Hak onun günahlarını hayra çevirir.
Bu keyfiyete bakar. Bu sayısallıya bakmaz. O yüzden biz sufiler şöyle düşünürüz. Cemaatte bir kişi gerçekten Allah dese, komple cemaatin affına sebep olur. O zaman ne yapar? Bazı olur bir tek hasene, bin seyyata tereccüh eder, affettirir. Bazen bir iyilik, öyle bir iyilik yaparsın, öyle bir şey yaparsın, ömrünü satın alırsın. Ömrünü satın alırsın. Ömrünü satın aldığında, Cenab-ı Hak sana rüyanda gösterir. Bu konuda da hadisi kudsiler var ya, Cenab-ı Hak der ki, hadi ne yapıyorsan yap. Allah seni affetti. Bizim bilmediğimiz hadisi kudsiler. Madem ki adalet-i ilahiye böyle hükmeder ve hakikat dahi bunu hak görür. Tarikat yani sünnet-i seniye dairesindeki tarikatın hasenatı, yani iyiliği, seyyatına katiyen müreceh olduğuna delil, ehli tarikat, ehli delaletin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesidir.
Sünnet-i seniye dairesinde bir tarikat. Benim 35 yıldır bağırdığım mesele, kardeşler, yol Kur'an ve sünnet yolu, Kur'an ve sünnetin dışında bu dilimden bir şey çıkarsa, bir nasihat çıkarsa size, Kur'an ve sünnetin dışında sizi sevk ve idare etmeye kalkarsam, vallahi de, billahi de, tillahi de, getirin benim önüme koyun, ben tövbe diyeyim, oradan geri döneyim.
Bunu ciddi söylüyorum size. Bunu ciddi söylüyorum. Bir hakkım var ise, sizde bir hissem var ise, sizde zerrece olsa bir kıymetim var ise, nerede Kur'an ve sünneti seniyenin dışında size bir şey söylediysem, vallahi de, billahi de, getirin benim önüme koyun. Bu kardeşiniz de, mahşer de onun hesabını vermesin. Bende verilecek hesap çok. Bir de o hesaba girmeyeyim ben. Bunu lütfen Allah rızası için, yıllardır söylerim, yine söylüyorum. Getirin önümüze koyun. Çünkü bu topluluk, sünneti seniyye üzerinde yürümeli. Bu topluluk, Kur'an'ı, sünneti seniyye dairesinde anlamalı ve yaşamalı. Benim bırakacak olduğu miras bu.
Ben size süslü tekkeler bırakamayacağım. Ben size süslü, ne bileyim, medreseler bırakamayacağım. Ben size süslü böyle, semahaneler bırakamayacağım. Yapamayacağım. Ama Cenab-ı Hak verir, bir şey diyemem. Şu anki halimle söylüyorum. Ama, size bir şey, size bir, eğer, bir miras bırakacaksam, bu, Kur'an ve sünnet tairesinde, bir sufi yolu. Kur'an ve sünnet tairesinde. Benim, bırakacağım miras bu. Başka bir miras yok. Bakın, başka bir miras beklemeyin. Başka bir miras yok. Hep söylerim ya, kapıdan para dağıtılacak diye beklemeyin. Ben de öyle, para yok. Kapıdan sizden ücret de istemeyecekler. Böyle bir halim de yok. 63'e kadar böyle yaşadım, 63'ten sonra da Cenab-ı Hak bu şekilde yaşatsın beni.
Ben 63'e kadar dimdik yaşadım. Hiç kimseye şey en illah demedim. 16 yaşında babasız kaldım. Annemden dahi para istemedim ben. Ben de annemin, kendi zeytinimiz dahil, bir tane zeytini yoktur kursamda. Zeytin yapardı Allah razı olsun. Anne kaç kilo zeytin var burada? 20 kilo. 20 kilo zeytin ne kadar? 5 lira. Al anne. Ben böyle yaşamayı seviyorum. Ben daha hiçbir şekilde bir dervişten para istediğimi hatırlamıyorum. Borç alır veririm ayrı mesela. Bu ayrı.
Cenab-ı Hak hamdü sena olsun. Sünnet-i seniye dairesinde bir sufi yolculuk olacak bu. Benim vasiyetim bu. Tutacaksanız bu vasiyetimi tutacaksınız. Size başkaca bir vasiyetim yok. Adi bir samimi ehli tarikat, suri, zahiri bir mütefendinden daha ziyade kendisini muhafaza eder, kendisini muhafaza eder.
O zevk-i tarikat vasıtasıyla ve o muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır. Ne diyor? Adi bir samimi ehli tarikat. Burayı okuduğumda hep kendime atfederim bunu. Adi, samimi bir ehli tarikat. Adi dediği düşük vasıflı bir ehli tarikat. Aman samimi. Ben üstadımdan hiçbir şey beklemedim. Kendimi methetmek için söylemiyorum. Yol olsun diye söylüyorum. Ne zakirlik istedim, ne çavuşluk istedim, ne nakiplik istedim, ne nükabbalık istedim, ne halifelik istedim, ne de şeyhlik istedim. Ben bir şey istemek için dergaha girmedim. Ben dedim ki, Ya Rabbi, ben bu dergahta şeyhim ölünceye kadar beni burada muhkim eyle.
Şeyhimin yüzüne söyledim. Efendim, size ve dergağınıza siz ölünceye kadar hizmet edeceğim. Benden bir zarar görmeyeceksiniz. Siz öldükten sonra size ve dergağınıza hizmetim bitecek efendim dedim. Yüzüne söyledim bunu. Saklı gizli değil. Allah söyletmiş. Hem de öyle oldu. Ona ve dergahına olan hizmetim, o vefat edince bitti. Kendi sağlığında kendisi ilan ettirdi. şeyhli mi? Hatta geçenlerde bayağı oluyor. Adnan ne zaman söyledin bize? 4-5 ay mı oldu? Bu mevzu oldu. Kendi kendimize konuşuyoruz.
Adnan dedi ki, önce bana telefon açtı dedi. Ben Adana'daydım o zaman dedi. Bana dedi ki dedi, ne dediğini, o işte şeyhliğini ilan et demiş. Öyle mi dedi? Ne dedi? Tam kelime kelime. bir mikrofon verin Adnan'a. Adana'daydım efendim ben. Efendim? Adana'daydım. Evet. Kendisi aradı. Oğlum dedi, Mustafa abiniz, işte Ahmet Turan abiniz şeyhtir. Bunu ilan edin dedi. Ben de efendim Adana'dayım deyince, tamam o zaman dedi. Kapat telefonu. Sonra buradan başka birisini aratmış. Evet. Allah razı olsun. Önce beni aradı. Dedi ki ilan etti bana. Ahmet Turan'a da söyledim dedi. Sana da söylüyorum dedi. Şeyhliğini dedi arkadaşlara, bugün ilan et dedi. Efendim hakkınızı helal edin.
Ben ilan edemem dedim. Ben ilan ettiririm o zaman dedi. Kapattı telefonu. Demek önce Adnan'ı aramış. Adnan Adana'dayım deyince, sonra Remzi'yi aramış. Sonra Remzi, Remzi'yi de ben aradım. Dedim seni arayabilir. Böyle böyle diyecek. Dedim, akşama görüşelim. Öğlesi dedim söyle. Arıyor dedi telefondan. Ben kapattım telefonu. Aramış ona söylemiş. Remzi dedi böyle böyle. Şeyhine tabi ol dedim. Söyle dedi. Söyle akşama görüşürüz dedim. Toplanırız. Akşam oldu. Orada arkadaşlarla görüştük. Dedim, Şeyh Efendi böyle söylediyse, itiraz etmek yok. Kalk dedim, söyle. Ben de o gün arkadaşlar zaten buradalar. Dedim ki, ben şeyhim ölünceye kadar şeyhlik yapmak istemiyorum.
Yapmayacağım. Allah razı olsun. Aldık, rafa koyduk dedim. Aldık, kabul ettik, rafa koyduk dedim. Bu kadar. Adi, samimi bir ehli tarikat, suri, zahiri bir mütefenninden, yani zahir bir alimden, mütefennin dedi alim, bir alimden, daha ziyade kendisini muhafaza eder. ama neyle? Muhabbet-i evliye ve silsilesiyle, o ehli delaletin hücumundan imanını kurtarır.
Kebail'le fasık olur. Yani bir sufi, bir tarikat ehli, günahkar olmaz değil. Kebail'le fasık olur, fakat kafir olmaz. Kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedid bir muhabbet ve metin bir itikadla, aktap kabul ettiği ve silsile-i meşayihi onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Yani aktap kabul ettiği bir şeyhi var ve silsile-i meşahihi var. Silsile, şeyhini, şeyhini, şeyhini, … Buradan diyor, onun nazarında hiçbir kuvvet onları çürütemez. Benim şeyhim hakkında birisi bir şey derse ben ona on derim. Benim nazarımda onun mürşidi kamilini bir kimse çürütemez. Birisi zaten laf söylemeye kalktı, dağıldı tuz dağılır gibi.
Malum, hurufçu, ehli tarikat bir hurufçuya yenilmez. Sağlam bir silsile, sağlam bir silsile. Hurufçulara yenilmez. Sağlam bir silsile, üfleyince dağılmaz. Sağlam bir silsileden gelen bir üstad, öyle bir iki zorlukla dağılmaz.
Öyle bir cemaat da dağılmaz. Öyle bir sufi topluluk da dağılmaz. Cenab-ı Hak onları korur, korur, muhafaza eder. Çünkü onlar dinin kalesi hükmündedir. Allah dinin kalesi hükmünde olan o topluluğu dağıtmaz. Daha metin hale getirir, daha sağlam hale getirir. Bin bir tane hurufçu toplansa oranın tozunu da ayalamaz onlar. Tozunu çarpılırlar, dağılırlar. Çarpılırlar, dağılırlar. Çarpılır, dağılır, çarpılır, dağılır. Ders alırsa, tövbe eder, susar, oturur. Gider o toplulukla helallaşır.
Ders almazsa, dar mantahası olur gider. Neden? Hadisi Kutsi'yi unutmayın. Kim benim veli kuluma savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir. Yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı gibi, ben de ondan intikam alırım der Cenab-ı Hak. Sen Abdullah Efendi'ye çatarsan, dağılır gidersin. Sen bir mürşidi kamilin cemaatine, bir mürşidi kamile sataşırsan, dağılır gidersin, yerle yeksan olursun. Dağılır gider, yerle yeksan olursun. Allah muhafaza eylesin. O sisile-i meşahiyi, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için, onlardan itimadını kesemez, onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez.
Tarikatta hissesi olmayan, dikkat, dikkat buraya, dikkat! Tarikatta hissesi olmayan, kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik alim zat da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı, kendini tam muhafaza etmesi, müşkülleşmiştir. Tarikatta hissen yok ise, yani bir mürşidi kamile intisap etmediysen, bir mürşidi kamilin elini tutmadıysan, bir mürşidi kamilin yolunda değil isen, kalbin harekete geçmemişse, yani herhangi bir mürşidi kamile bağlı değilsin, kalbin de harekete geçmemiş.
Hani kendi kendine diyor ya, bir tarikata gitmeden de olabilirsin, bir şeyhe bağlanmadan da olabilirsin. Olduysan getirin bana bir tanesini. İşte kabir burada. Buradaki kabirden haberiniz var mıydı? Ben söyleyinceye kadar var mıydı? Onca yıl insan gelip geçiyor değil mi oradan? Kalbin harekete geçtiyse, yürüdüğün yerden kabirlerden ses duyuyorsan, gel yanıma, sizleri söylemiyor mu? Sizleri zaten olmanız gereken şey. Olmadıysanız şapkanızı önünüze koyun, biz nerede yanlış yapıyoruz deyin.
Evet. Sizin intisap ettiğiniz dergah öyle bir dergah. Kör değil bu dergah. Körler, sağırlar topluluğu da değil. Sen olmadıysan otur sen kendini düşün. Burada gören var mı? Var. Otur. Sen kendini düşün. Burada kabir haline vakıf olup, kabirdekiyle görüşen var mı? Var. O zaman kendini düşün. Bu şataat değil. Bu şataat değil. Bir mürşidi kamilin dergahında, zikrullahtaki gelenin gideni de gören olacak. Bir mürşidi kamilin dergahında, kabir haline de vakıf olan olacak. Bir mürşidi kamilin dergahında, hali açık olan derviş de olacak. Varsa, sende yoksa, sen otur kendi haline Allah.
Hata senin, günah senin, kusur senin. Otur sabaha kadar ağlar mısın? Allah'ı mı zikredersin? Tövbe mi dersin? Hayır hasanat eder, cömertlik mi dersin? Nerede eksiğini varsa, eksiğini nereden tamamlayabilirim diye, otur kendini düşün. Kimin hakkına hukukunu yedim? Kime tepeden baktım? Kime höt dedim? Kime bağırdım, çağırdım? Kime haksızlık yaptım? Kime zulmettim? Eşime mi, çocuklarıma mı, anneme mi, babama mı, yanımda çalışanlara mı, derviş kardeşlerime mi? Kime zulmettim? Kime laf söyledim? Kimin kalbini kırdım? Kimin gönlünü kırdım? Kimin parası mideme girdi? Kendi kendine düşün. Kendini düşün. Bu dergah var. Bu dergah da var çünkü. Kadınlarda da var, erkeklerde de var.
Bu dergah da var. Cebrail Aleyhisselam'la görüşen var. Otur kendine bak. Şatahatsa şatahat. Evet var. Arçala'yı gören var. Var. Otur kendine bak. Bu, o dergahın bir mürşidi kamil dergahı olduğuna delildir. Görünmezmiş. Yalan söylüyorsun. Sen körsün. Bilinmezmiş. Yalan söylüyorsun. Sen körsün. Sen Kur'an'ı yüzünden okuyorsun. Senin alimliğin ezber alimli. Sen namazı da ezberden kılıyorsun. Sen orucu da ezberden tutuyorsun. Senin her şeyin ezber. Sen sadırdan değil, satırdan okuyorsun. Sen harflerle cilveleşiyorsun.
Sen kelimelerle oynaşıyorsun. Sen otur Allah'la cilveleş. Allah'la görüş. Allah'la konuş. Süslü kelimelerin arkasına sığınma. Otur. Allah'la işini bitir. Seher vakti benim gibi uyursan olmaz bu iş. Kalk seher vakti Allah'ı zikret. Kendini de ağır işçi görüp de ben seher vaktinden sonra bir kaylule yapayım. Yapma. Şeyhim bana öyle dedi. Kabirde dinlenin Mustafa Efendi dedi. Kabirde dinlenin dedi bana. Kabirde dinlenin. Burada dinlenmek yok. Burada yorulmaya zamanın olmayacak. Dinlenmeye zamanın olmayacak. Hasta olmaya zamanın olmayacak. Buna zamanın olmayacak. Varsa zamanın yorulmaya sen sufilin kenarında dolaşıyorsun.
Sen çok yoruldum dinleneceğim diyorsan sen deryaya dalmak istemiyorsun. Sen ayağımı suya çipildeteyim diyorsun benim gibi. Değil. Öyle değil. Öyleysen şöyle diyeceksin. Aman diyeceksin ya ben bu dergahta durduğuma dua ediyorum. Ben buranın tembellerinden olayım. Ben en arkadan gelenlerden olayım. Ben en arkadan gelenlerden olayım. Eyvallah. O da bir güzel. Allah bizi affetsin. Ama tarikatta hissen olsun. Bir mürşidi kamilin kapısını bul. Ona bağlan. Kim olursa olsun. Kim olursa olsun. Onu bul, sımsıkı tut, ayrılma. Dövseler de, sövseler de, esseler de. Yok benim hakkım yenildi. Yok hukukum yenildi.
Yok ayağıma bastılar. Yok parmağıma bastılar. Yok şunu mu şunu yaptılar. Yok bunu mu bu yaptılar. Değil. Sırtını dönüp gidenlerden olma. Otur orada. Bir el tuttum bırakmam de. Bir el tuttum ölünceye kadar buradayım de. Kendini öyle disiplin et. Kendini öyle disiplin et. Fırtana da esse, yağmur da yağsa, kar da yağsa, beni alsa ayağının altında çiğnese de, ben burada duracağım de. Seni kediye değil, fareye bile yem etse üstadın, otur oturduğun yere. Yani ben aslana yem olurum diye düşündüydüm ama, geldim fareye yem oldum deyip de, o eli bırakma.
Seni bugün fareye yem eder, yarın seni aslan terbiyecisi eder. Bugün fareye yem etti diye, kendi kendine ayıflanma, kibirlenme, tepeden bakma. Bana şöyle dedi deyip de, kenara çekilme. Yürü. Tuttuğun eli sıkı tut. Dirayetli ol. Tuttuğun eli samsalam tut. Ya da hiç tutma. De ki bu yol bana göre değil. Eyvallah. Birisi öyle dedi. Yani her şey çok güzel dedi. Ama ben size ayak uyduramayacağım dedi. Bana hakkını helal et. Helal olsun dedim. Ben dersimi iade etmek istiyorum. Helalı hoş olsun. Allah yolunu açık etsin. Biliyorsun değil mi dedim. Bizde geri dönüş çok zor. Biliyorum dedi.
Sonra aradan iki yıl geçti, geldi. Ben çok büyük hata yapmışım dedi. Yapacak bir şey yok dedim. Benim elimden gelen bir şey değil. Ben hep söylüyorum dedim. Benim elim bırakanı ben kolay kolay geri almam diyorum dedim. Ben geri almam. Nasıl alabilirsin dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürsem dedim. O dedim sana elini öptürdüğünü göreceğim dedim. Çok açık bir şey söyledim. Ancak o zaman geri alırım ben seni dedim. Bunu görmediğim müddetçe ben seni geri almam dedim. Bunu da beyan ediyorum ya hep size. Beni bu yoldan döndüren diyorum. Bir tek peygamber efendimiz olur. Hatta bazen böyle merhametim coşuyor. Diyorum.
Geçmiş peygamberlere de razıyım. Diyorum ki ben pir efendilere de sahabeleri de razıyım. Pir efendilere de razıyım. Ben göreyim diyorum. Ya ben kapımı açmak istiyorum. Ben şeyhim sana elini öptürsün. Ben bunu göreyim. Buna da razıyım diyorum. Arkadaş adam geri dönecek. Hiç zorluk istemiyor. Hani ben gidiyorum. Selamünaleyküm. Gidecek. E ben geldim. E kardeş sana söyledik. Dönüşün çok zor diye. E çok ağlaman, çok sızlaman lazım. Çok yalvarman lazım. Yolunu da anlatıyorum. Ağlayacaksın diyorum çok. Tövbe edeceksin. Tasadduk edeceksin. Bildiğin tasadduk edeceksin. Cömertleri Allah sever çünkü. Senin yolunu açar. Bakın, cömertin yolu açılır.
Cimrinin yolu açılmaz. Cömertin yolu açılır. Sakın bana cömertlik yapmayın. Böyle bir şey istemiyorum. Cömertin yolu açılır. Cömertin maneviyatı da açılır. Evet. Çocuğunuz hasta. Tasadduk edin. Sen hastasın. Tasadduk et. Bir derdin var. Tasadduk et. Allah'ı zikret. Tasadduk et. Allah'ı zikret. Açılır. Yolun da açılır. Rabbim cümlemizin yollarını açsın. Cümlemizi bir tarikattan, yani bir mürşidi kamilin yolundan, hissedar olarak bu alemden göçürsün bizleri. Amin. Ecmain. Önümüzdeki hafta, zamanınızdaki günlerde, Rabbinizin güzel kokuları vardır.
Kendinize gelin. O güzel kokuları almaya çalışın. Hadisinin tefsiri. Konu başlığı bu. İnşallah. El Fatiha ma selavatu. Amin. Ecmain. Tekrar haklarınızı helal edin inşallah. Allah cümlenizden razı olsun. Önümüzdeki salı Keşan'dayım. Bir dahaki pazartesi Kırşehir'de. Bir dahaki salı Konya'dayım. Dersleri takip edenler var. O yüzden onlara da söylemiş olayım.
Bu önümüzdeki salı Keşan'dayım. Bir dahaki haftaya pazartesi Kırşehir'deyim. Salı gün Konya'dayım. Bir dahaki onun haftasına salı gece Ümran edeyim. Ayşe Hanım'ın oradayım. İnşallah. İlan edeceğim bunları yazacağım ama aklıma gelmişken bunları da söylemiş olayım. Özel görüşmek isteyenler oluyor. Buna zamanım olmuyor. O yüzden arkadaşlara telegramdan yazın diyorum. Bir derviş kardeşin telegramda hesabı yoksa da benim bu konuda yapabileceğim bir şey yok. Gerçekten hani böyle bu döngünün içerisinde özel görüşmelere, özel konuşmalara zaman ayıramıyorum. O yüzden de haklarınızı helal edin.
Yaş 63, yolun yarısını geçeli çok oldu. Artık biz ne zaman sonbaharın içindeyiz, ne zaman kış olur bilemiyoruz. O yüzden böyle çok özel görüşmelere, özel muhabbete zaman ayıramadığım için kardeşler de haklarını helal etsinler. Allah razı olsun bu helallaşma biraz zayıf oldu böyle. Hani neden böyle oluyor filancasına oldu. Ama yapacak bir şey yok. Yani böyle canı gönülden helal olsun denmedi. Ama benim elimden gelen bu. Yani yapabileceğim şey bu. Yaş geçtikçe de yorgunluklar artıyor. Yoruldum demiyorum. Yorulmak yok. Eyübel Ensari gibi bir zat 84 yaşında İstanbul surlarının önünde vefat ettiyse orada biz de 84'e kadar herhalde koşturacağız.
Önümüzde böyle bir şey var. Biz diyordun ben 63'e kadar koşturacağım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 63'te vefat etti dedim. 63'e geldik. Bu sefer 83'e gözümüzü diktik. Eyübel Ensari dedik. 83'te İstanbul surlarının önündeymiş dedik. 83'e gelince artık 123'e mi gözümüzü dikeriz? Bilmiyoruz. Allah'tan hayırlı ömür istiyoruz. Bak bu çok güzeldi amin. Allah'tan hayırla ayakta ölmeyi arzu ediyoruz. Hiç kimsenin eline bakmadan Cenab-ı Hak ayakta bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. Ve bütün derviş kardeşlerimle beraber onlarla cemalleşerekten belki de inşallah bir zikrullah halakasında ama bir semada ama bir dersten, sohbetten gelirken bir yol kenarında, bankta Cenab-ı Hak nefesimizi alsın inşallah.
Amin. Ecmayin. Selamun Aleyküm. Ne güzel ölüm değil mi? Bir bankta ölse insan öyle bir soğuk olsa, buz tutsa orada çıtır çıtır. Sonra deseler ki bir garip ölmüş diyeler. Cesedini 3 gün sonra bulalar. soğuk su ile yuhalar. Şöyle garip benzene. Ne güzel söylemiş. Haydi Abbas. Vakit tamam. Akşam diyordun. İşte oldu akşam. Ölülerin içinde nasıl yaşandığını bir öğretseydi de bilseydim ölülerle yüz yüze görüşürken nasıl ölündüğünü ya da ölülerin içerisinde yaşarken ölülerin içerisinde yaşamanın sırrını öğretseydi de bilseydim
yaşayan ölülerle nasıl yaşanacağını. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.