Allah gecenizi, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin. Kur'an ve sünnet-i seneyi anlayıp yaşayanlardan eylesin. Rabbim nerede İslam dünyasında bir Müslümana zulmediliyorsa zulmedenlerden Cenab-ı Hak intikamımızı alsın. Bu birkaç haftadır mesnevi'den vahiy ile alakalı bu sohbetlere kaldığımız yerden devam edeceğiz. Geçen hafta ve önceki haftaki sohbetin devamı.
En son 1940. Bey'ten inşallah orada kaldıydık, oradan devam edeceğiz. Bu iki haftalık sohbetlerden istirhamım şu, gerekirse geriye dönüp tekrar tekrar dinleyin. Bu böyle birkaç, bu devam edecek. Bugün belki de son bulur, yetiştirebilirsek, yetiştiremezsek bilmiyorum. Bunlar bittikten sonra inşallah bunlarla alakalı genel bir soru cevap yapabiliriz. Çünkü geçen hafta bizim Çanakkale'deki Yusuf Hoca da geldi. Dedi, bugüne kadar öğrendiklerim hepsi de ters yüz oldu dedi. Bugün de biraz bizim Harun Hoca buradaydı.
Harun Hoca ile de biraz konuştuk. Tabii alışılagelmişin dışına çıktı sohbetler. Bu husisi manada özel olarak hazırladığım bir şey değil. Ben kendimce Mesnevi'yi okurken, Kur'an-ı Sünnet tarihinde Mesnevi'yi mümkünse Kur'an ayetleriyle yoksa hadisi şeriflerle anlamaya çalışıyorum ben de. O yüzden biraz ters yüz oluyormuş gibi gelebilir size.
Bana ters yüz gelmiyor tabii, bana doğru geliyor. Evet, 1940. Beyt. Sana bazen sensin derim, bazen de benim derim. Hz. Bir bunu Allah'ın ağzından söylüyor tabiri caizse. Ne dersem diyeyim, ben aydın ve parlak bir güneşim. Bundan önceki beyti hatırlayalım. Daha doğrusu beytleri. Allah ona dedi ki, ben dilim, sen vücutsun. Ben senin hislerin, memnuniyet ve gazabınım. Yürü. Benimle duyan, benimle gören sensin. Sır sahibi olmak da ne demek? Bizzat sır sensin. Sen madem ki hayret aleminde, lillah sırrına mazhar oldun, ben de senin olurum. Çünkü kim Allah'ın olursa, Allah onun olur.
Devam ediyor 1940'tan. Sana bazen sensin derim, bazen de benim derim. Ne dersem diyeyim, ben aydın ve parlak bir güneşim. Ben bu sohbetleri bir yere bağımlı kalmadan yapmak istiyorum. Hakkınızı helal edin. Ben kendimi de sınırlamak istemiyorum bu konuda. Cenab-ı Hak diyor ki, Ey benim gören gözüm, duyan kulağım, Söyleyen dilim, yürüyen elim, Tutan elim, yürüyen ayağım, Ben sana sıfatlarımla tecelli ettiğim zaman, Ben sana sensin derim.
Senin üzerinde o esnada ben sıfatlarımla tecelli etmişimdir. Sıfatlarımla tecelli ettiğimde, Sen ayrı varlık gibi görünürsün, Ben ayrı varlık gibi görünürüm. Senlik ve benlik çıkar orta yere. Ve ben sıfatlarımla tecelli ettiğimde, Ayet-i Kerimeler çoktur, Kur'an-ı Kerim'de. Sıfatsal tecelliyatlarla alakalı. Örneğin Bakara 255, Allah kendisinden başka ilah olmayan, Daima diri. Bakın sıfattır bu. Ve yarattıklarını koruyup idare edendir. Yaratma ve koruyup idare etme. Sıfattır bunlar. Onu ne uyuklama ne de uyku tutar. Uyuklama ve uyku sıfattır.
Gökler ve yerde olanlar O'nundur. O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir? O insanların geleceklerini ve geçmişlerini bilir. İnsanlar ise O'nun ilminden, O'nun dilediğinin dışında bir şey kavrayamazlar. İnsanlar ise O'nun ilminden, O'nun dilediğinin dışında bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Yeri ve göğü koruyup gözetmek O'nun için zor değildir. O yücedir, büyüktür. Ali İmran 26, Ey Muhammed de ki, Ey mülkün sahibi Allah'ım. Mülkü dilediğine verir, Dilediğinden de o mülkü alırsın. Dilediğini aziz, Dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz ki sen her şeye kadirsin. Daha birkaç tane de ayet-i kerime var.
Maide 120, göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mülkü Allah'a ettir. O her şeye kadirdir. Bunların hepsi de Cenab-ı Hak'ın sıfatsal tecelliyatlarıdır. Ve Cenab-ı Hak sıfatsal olarak bir kulun üzerine, Bir şeyin üzerine tecelli ettiğinde senlik benlik çıkar. Çünkü o sıfatsal tecelliyattır. Ama Cenab-ı Hak sadece sıfatsal olarak tecelli etmez. Cenab-ı Hak bir de, Zati tecelli ile tecelli eder. Zat noktasında tecelli eder ki, Zat noktasındaki tecelliyat, Sıfatsal tecelliyatların üstündedir. Sıfatsal tecelliyatlar bazen haktan halka, Bazen de halktan hakka olur. Halktan hakka olan da, Onun sıfatsal tecelliyatıdır.
Halktan halka olan da, Onun sıfatsal tecelliyatıdır. Ama Cenab-ı Hak, O zati olarak tecelli ettiğinde, O zaman Hz. Pir'in dediğine göre, O zaman ben senin üzerinden çıkan bir fiiliyatı da, Benim derim. Yani seni de kendi yerime koyarım. O hani Fetih suresinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylediği gibi, Attığın zaman aslında sen atmadın, ben attım.
Siz öldürmediniz. Ben öldürdüm. Bu zati tecellidir. O zaman kulunun üzerinde zati tecelli edince, O zaman senlik, benlik kalmaz, Kulun bütün fiiliyatlarını, Cenab-ı Hak, Zat olarak kendi üzerine alır. O zaman söyleyen dilidir, Gören gözüdür, Duyan kulağıdır, Tutan elidir. Kulun attığında ne attıysa ona aittir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hz. Ali Efendimiz'e duasında, Ya Rabbi, Ali'nin döndüğü yöne, Hakkı döndür diye duası vardır. Bu, Hz. Ali Efendimiz'in üzerinde, Zati tecellinin göstergesidir.
Hz. Muhammed-i Mustafa, Hz. Ali Efendimiz'in üzerinde, Zati tecelli işaret eder. Ali'nin döndüğü yere, Hakkı döndür deyince. İşte o yüzden, İster sensin diyeyim, İster benim diyeyim. Bu varlık vücuduna hayat veren benim. Yani, Bu varlık vücuduna komple hayat veren Allah, İster sen desin, İster ben desin, İster o desin, İster şu desin, İster bu desin, Nasıl hitap ederse etsin, Bütün varlığı hayat veren, Varlığı ilmiyle, Kudretiyle, Kuvvetiyle, Ayakta tutan, Ve varlıkta fail olan, Allah'tan başka fail yoktur.
Allah'tan başka fiiliyatı yaratan, Allah'tan başka çalışan yoktur. Öyle bir şey olunca, Ben kün derim, Her şey bir anda olur. Benim kün demem ne olur. İster sen deyim, İster o deyim, İster ben deyim, Ne dersem deyim, Ben kün lafzını söylerim, Ol derim, Bir şey olur. Ol dediğimde olan şeyde hayat bulur. Ona, Ol dediğime kudret veren, Ol dediğime ilim veren, Ol dediğime bütün her şeyi tam tekmil, Yaratan benim. Cenab-ı Hak, Uluhiyetini, Allah'lığını, Hiç kimseyle ve hiçbir şeyle paylaşmaz. Tevhidin özü odur.
Allah, Ama sıfatsal tecelliyatlarını, Ama zahati tecelliyatlarını, Hiçbir şeyle paylaşmaz. Mülkün sahibi odur. Her şeyi kudret ve kuvvetinde tutan odur. İster haktan halka tecelli etsin, İsterse halktan hakka tecelli etsin, Tecelli ona aittir. O yüzden, O zati olarak tecelli ettiğinde, Enfal 17'deki, O kafirleri siz öldürmediniz, Fakat Allah öldürdü. Ey Muhammed, Kafirleri attığın zaman, Aslında sen atmadın, Fakat Allah attığı, Ayet-i Kerimesi olarak tecelli eder, O zati tecelli ettiğinde, Fetih suresi ayet 10'daki gibi, Ey Muhammed, Şüphesiz ki, Sana biat edenler, Ancak Allah'a biat etmişlerdir.
Allah'ın eli, Onların ellerinin üstündedir. Diyerek, Yine zati olarak, Tecellisini gösterir. Malum, Hudeybiye'de biatlaşma, Öyle olmuştur. Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin elini uzatmış, Bütün ashab, Orada bulunanlar, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin avucunu açtığında, Herkes avuçlarını onun üzerine koymuş, Cenab-ı Peygamber, Medine-i Münevvere'de, Kendisinin naibi, Nakibi, Halifesi olarak bıraktığı, Hz. Osman Efendimiz için de, En üstte, Öbür elini koymuş, Bu da Osman'ın biatıdır demiş,
Ki Osman orada değildir. Bu da Osman'ın biatı olsun demiştir. Ve bu biatlaşmayı, Cenab-ı Hak kendi üzerine alır, Zat olarak. Ey Muhammed şüphesiz ki, Sana biat edenler, Ancak Allah'a biat etmişlerdir der. O zaman, El, Muhammed-i Mustafa'nın eli değildir. Görüntüde, Muhammed-i Mustafa'nın elidir. Ama ayeti kerimeye göre, El, Allah'ın elidir. Görüntüde, Biat Muhammed-i Mustafa'yadır. Ama biat Allah'adır. O yüzden, Evet, Muhammed-i Mustafa, Allah'ın peygamberidir. Zahiri olarak, Bütün herkesin de biatı, Peygamberlik olarak, Oradadır.
Ama Cenab-ı Hak, Zat noktasında der ki, O, Allah'a biat etmiştir der. Orada biat edenler. O zaman, Manevi olarak, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya biat edenler, Gerçek manada da, Allah'a biat etmiştir. Çünkü, Gerçek manası, Gerçek, Hukuku, Allah'a biattır. Yine, Bu manada, Ayet-i Kerime'de, Cenab-ı Hak, Kim peygambere itaat ederse, Şüphesiz Allah'a itaat etmiştir, Der. O zaman, Peygambere itaat eden, Allah'a itaat ettiyse, Gerçekte, O zaman, Peygambere biat eden de, Bu manada, Allah'a biat etmiştir.
Biat, Dolayısıyla, Allah'adır. O zaman, Hz. Perin, Sana bazen sensin derim, Bazen de benim derim, Ne dersem diyeyim, Ben aydın, Ve parlak bir güneşim, Beyti, Bazen sensin derim, Sana bir hüviyet verdiğimi, Düşünme. Sensin dediğimde, Sana sıfatlarımla, Tecelli ettim. Bazen sana, Benim dersem, O zaman, Zatımla tecelli ettim. Hani, Meşhurdur ya, Hadis-i Kudsi, Söylerim zaman zaman, Kul, Mizana çıkarıldı, Allah, Kulunun kulağına eğildi. Dedi ki, Bu kadar günahlar işledin.
Kul üzüldü, Sonra tekrar kulunun kulağına eğildi. Bu kadar da sevaplar işledin dedi. Kul bir rahat bir nefes aldı. Sonra tekrar kulunun kulağına eğildi. Dedi ki, Allah seni affetti, Komple. Kul, Böyle bir daha rahatladı. Sonra Cenab-ı Hak, Kulunun kulağına bir daha eğildi. Dedi ki, Senin bütün günahlarını hayra çevirdim. Kul sevincinden şöyle dedi. Ben ne güzel bir Rab'mişim. Sen de ne güzel bir Allah'ın, Sen de ne güzel bir kulmuşsun. Kul sevincinin üzerinden, Dedi ki, Ben ne güzel bir Rab'mişim. Sen de ne güzel bir kulmuşsun. Cenab-ı Hak, Sıfatlarıyla tecelli ettiğinde, Bazen, Halk, Hak olur.
Bazen de hak, Halk olur. İster, Hak, Halk olsun, Halkın dilinden söylesin. İsterse hak, Haklığını yapsın, Hakkın dilinden söylesin. Halkın dilinden söylediği de, Haktır. Hakkın dilinden söylediği, Zaten haktır. Demek ki, Sıfatsal olarak tecelli ettiğinde, Ama halktan hakka gelir. Ama halktan halka gelir. Halktan hakka geleni kabul etmek zordur. Halktan gelen tecelliyatı, Herkes kabul eder mümin olanlar. Ama halktan gelen tecelliyatı, İnsanlar kabul etmekte zorluk çekerler ki, İmtihanın sırrı da burasıdır. Her nerede bir çıralıktan parlasan, Orada bütün alemin müşkülleri hallolur.
Güneşin bile gideremediği, Aydınlatamadığı karanlık, Bizim nefsimizde kuşluk çağı gibi aydınlanır. Sen hangi çıralıktan parlarsan parla. Çıralık dediği bilir misiniz, Çıralık nedir? Bilmeyenler elini kaldırsın. Bilenler elini kaldırsın. Siz hepinizde teknolojik evlerde oturdunuz çünkü. Benim dedemin evinde elektrik yoktu. Baba dedemin evinde. Ben baba dedemin evinde kaldım, Tek başıma kalıyorum. Çıralık ne biliyor musunuz? Böyle duvar kovukları vardır.
Duvar kovuğunun içerisinde, Babaannem de gaz lambası olurdu. Çıralık. Oradan aydınlanır bütün oda. Koridor vardı. Koridorda da bir, Özür dilerim. Gaz lambası dediğim şey böyle basılanlardan değil. Bildiğiniz gaz yağı yakıyor. Fitilli. Üzerinde lambası var. Lamba camı var. Çırağı yok. Onlar yanıyor. Koridorda var. Odada var. Mutfakta var. Misafir odası var, orada var. Orada işte misafir odasının yan tarafında bir şeyler var. Orada var. Bunlar böyle bildiğiniz gaz lambası. Böyle yakacağın zaman kibriti yakıyorsun, Lambayı kaldırıyorsun.
Sonradan çıkanlarda mekanizma var. Basıyorsun, tak kibritini oradan ucundan, Fitili yakıyorsun. Ama onların duvarın içerisinde böyle girinti gibi, Çırağılık deniyor ona. Orada bir lamba var. Ondan aydınlanıyorsun. Aydınlanma oradan. Diyor ki, Nerede bir çırağlıktan parlasan, Orada bütün alemin müşkülleri hallolur. Buradan çırağlıktan ne anlamalıyız? Yani bir yerden aydınlanma, Hidayetine vesile olma, Avam olarak. Değil, Hazreti Pir'in burada dediği, Güneşin bile giremediği, Aydınlatamadığı karanlık, Bizim nefsimizden kuşluk çağı gibi aydınlanır.
Kuşluk dediği sabah kuşluk vakti, Günün doğması, Tam böyle keraatten sonra, Güneş kendini göstermiş, Güneş kendini göstermiş, Keraat çıkmış, Keraat vakti bitmiş, Alaca karanlık bitmiş, Güneş tüm aydınlığıyla, Südur ediyor. Diyor ki, Güneşin dahi aydınlatamadığı, Karanlık, Bizim nefsimizden kuşluk çağı gibi aydınlatır. Ey, Mümin kardeş, Bir çırağı bulup, Kendini aydınlatmazsan, Bir mürşidi kamil bul, O mürşidi kamilden aydınlan.
Buradaki aydınlanma, Senin bildiğin aydınlanlardan değil, Buradaki aydınlanma, İlm-i ledünle alakalı. Çünkü, Bütün müşküllerin halli, İlm-i ledünle alakalı. Bütün müşküllerin halli, Zamanın kutbul azamıyla, Zamanın kutuplarıyla, Zamanın velileriyle alakalı. Sen, Zamanın velisini bul, Sen zamanın kutbunu bul, Sen zamanın arifi billahını bul, İlmin hakikati onda, O ilmin hakikatini, Git ondan dinle, Kur'an'ın hakikatini, Git ondan dinle, Hadis-i şeriflerin hakikatini, Git ondan dinle, Çünkü o, Muhammed-i Mustafa'nın üzerinden gelen nur üzerine.
Çünkü o, O Allah'ın, Nur'unun üzerinde yürüme. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsık yapışırsa, Kurtuluşa erer. Birisi Allah'ın kitabı, Diğeri de benim sünnetimdir dedi. Başka bir hadis-i şerifte, Yine kim, Size iki şey bıraktım. Bunlara kim sımsık yapışırsa, Kurtuluşa erer. Bu Allah'ın kitabı, Ve benim ehli beytimdir dedi. Ehli beytimdir dedi. Ashab sordu, Ya Resulallah, Ümmet çoğaldıkça, Kalabalık oldukça, Senin ehli beytini nasıl tanırız dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri cevap verdi. Kim benim Kur'an ve sünnetime sımsık yapışırsa, O benim ehli beytimdir dedi.
O zaman, Sünnet-i Seniye'ye tabi olan, Her adımını, Her nefesini, Muhammed-i Mustafa'nın yoluna, Muhammed-i Mustafa'nın izine, Muhammed-i Mustafa'nın, Gönlüne giren, O izde, O nefeste yürüyeni bul. Eğer sen kendi zamanında, Aydınlanmak istiyorsan, Muhakkak ki, O hiç eksilmeyen, Ve kıyamete kadar eksilmeyecek olan, Hadis-i Şeriflerdeki, Ebdal denilen, Ayet-i Kerime'de, Benim veli kullarım, Mahzun da olmazlar, Mahcup da olmazlar, Onlara dünyada da, Ahirette de müjdeler vardır dedi, O ayet-i kerime'de, Beyan edilen, O veliyi bul.
Ve aydınlanacaksan, O veliden, O mürşidi kamilden aydınlanacaksın. Yoksa, Sen karanlıkların içerisinde kalacaksın. Yoksa, Senin kalbin, Şekten ve şüpheden kurtulmayacak. Yoksa sen, Heva ve hevesten kurtulamayacaksın. Yoksa sen, Nefsinin senin önünde oyuncaklarından ve oyunlarından kurtulamayacaksın. Yoksa sen, Deccal ve Deccalistin oyunlarından kurtulamayacaksın. Sen muhakkak bir mürşidi kamil bulup, Onun aydınlanmasıyla aydınlanacaksın. Ve sağ olan, Ehliyetli olan bir mürşidi kamil bulacaksın. Eğer sağ, Ehliyetli değil ise, Ne yazık ki, Sen bu yolda aydınlanamayacaksın. Birçok hadis buraya not aldım. Velilerle alakalı. Arzu edene gönderirim.
Okumak değil, Birçok hadisi bilmek değil, Okumak değil, Okumaya karşı olduğumdan değil, Birçok hadisi bilmek değil, Önemli olan, O mürşide intisap edip, Ona itaat etmektir. Önemli olan, O Muhammedi, Nuru, Onun üzerinde görüp, O yolda yürümektir. Eğer, O nuru görmüyorsan, Ve o nurla nurlanmış, Mürşide tabi değil isen, Sen aydınlanamayacaksın. Bu yolda yürüyemeyeceksin. O yüzden, Allah'ın velileri, Eksik olmaz. Ne zaman ki, Zamanın kutbu, Vefat etti, Yerine bir kutup tayin olmadı, O zaman kıyamet alametinin en büyüğüdür.
Hadisi kutsi'de, Allah diyen, Olduğu müddetçe, Kıyamet kopmayacaktır der. Muhyiddin İbnü'l Arabî, Bu hadisi kutsiyi der ki, Gerçek manada, Allah diyen, Zamanın kutbudur. Ne zaman ki, Zamanın kutbu, Vefat ettiğinde, Yerine yeni bir kutup, Atanmazsa, O zamanın kutbu, Varlığın mührü gibidir. Mühür bozulur, Mühür bozulunca, Bütün varlık bozulur, Ve kıyamet kopar der. Ey mümin kardeşim, Bu buradan dışarı, Ey herhangi bir cemaatta, Tarikatta, Bir toplulukta, Dinini yaşamaya çalışan kardeş, Aklını başına al, Bir mürşidi kamile intisap et, Ey sufiler, Dervişler, Bir tarikata bağlı olan kimseler, Başınızdaki şeyhin, Gerçek manada, Mürşidi kamil olup olmadığına bakın, 3-5 kişi toplanıp da, Bir şeyh tayin edilmez, 3-5 kişi toplanıp da, Buna intisap edilecek denmez, 3-5 kişinin tayin ettiği, Nereden tayin olduğu bir şeyhe de,
Şeyh denmez, Bir mürşidi kamilin terbiyesinden çıkmayan kimse, Şeyh olamaz, Bir mürşidi kamil, O kimseye, Onun şeyhliğini ilan ettiyse, Evet, Bu bir ölçüdür, Bu bir delildir, Veyahut da, O onun icazetini yazıp verdiyse, Bu bir delildir, Veyahut da bir mürşidi kamil, Bir kimsenin icazetini yazıp, Onu ilan ettiyse, Bu bir delildir, O rüyada görünüyorsa, Ve rüyasında şekline, Şekline, Şekline, Şemaline, Şeytan giremeden, Girmeyen, Muhammed-i Mustafa'nın dilinden, Tasdiklendiyse, O mürşidi kamildir, Sakın ha, Öyle bir mürşidi kamil bulduğunda,
Ona teslim ol, Ona itaat et, Ona tabi ol, Ona hayır kelimesini kullanma, Ne diyorsa yerine getir, Harfiyyen, Yapamayacaksan, Müsaadeni iste ve git, Bu senin için daha hayırlıdır, Ama öbür türlü, Orada kal, Orada mücadelene devam et, Sakın geriye dönme, Sakın geriye dönme, İşte, Öyle bir mürşidi kamilden, Öyle bir veliden, Ders aldıysan, Ona tabi olduysan, Dünya üzerindeki bütün alimlerin çözemediği müşkülatı, O sana çözecektir, Bütün alimleri dolaşsan, Bütün dünyayı yerle yeksan edip arasan, Denizlerin içerisinde,
Havaların içerisinde arasan, Müşkülatını çözemeyeceksin, Senin müşkülatını çözecek olan, O veli zattır, O mürşidi kamildir, Buradaki velilikten kastım, Mürşidi kamillerle alakalı, Kendini bilmeyen velilerle alakalı değil, Halkın bilip, Kendisinin bilmediği velilerle de alakalı değil, Veyahut da, Kendisinin veli olduğunu bilip, Halkın bilmediği velilerle de alakalı değil, Onlar da birer velidir, Veliler üç kısımdır, Bir kısım, Veli olduğunu ne kendisi bilir, Ne halk bilir, Bu veliliğin en aşağı kısmıdır, Bakarsın bunları met ederler,
Doğru değil, Aldanma, Ey Müslümanlar, O velinin bir tek kendisine faydası vardır, Başka hiç kimseye faydası yoktur, Veyahut da vazifesi varsa, Maneviyat olarak, Ruhaniyet olarak, Cenab-ı Hak onun ruhaniyetini kullanır, İkinci veliler vardır, Bu sohbetleri iyi dinleyin, İkinci sınıf veliler, Halk bilir, Kendisi bilmez, Bunların da, Faydası yoktur fazla, Asıl mürşidi kamiller, Veliliğin içerisinde ayrı grupturlar, Bunların veli olduğu, Hem halk bilir, Hem kendisi bilir, Hem halk bilir onun, Mürşidi kamil olduğunu, Hem de kendisi bilir,
Bunlar peygamberi bir metotla, Eğitilir, Bu veliler, Rin öğreticisi, Bu manada, Fiziki manada, Görünen manada, Önce üstadları, Son kademede, İsa aleyhisselam, Ondan sonra, Muhammed-i Mustafa'dır, Sallallahu aleyhi ve sellem, Sonra bekaya geçince, Fenadan bekaya geçince, Cenab-ı Hakk'ın, Zati tecellisi, Onun üzerindedir, Gören gözü, Duyan kulağı, Tutan eli, Yürüyen ayığı, Söyleyen dilidir, Allah, Kendi nefsini alır onu, Kendi nefsini alır, Benimle konuşur, Benimle görür, Benimle yürür, Benimle tutar der, Bu onun üzerindeki,
Zati tecellidir, Ve onun üzerindeki, Bu zatî tecelli, Zati tecelli, Tabiri caizse, Sönmeyen lamba gibidir, Çünkü o öğreticisi, Önünde mihmandarı, Muhammed-i Mustafa'dır, Öğreticisi, Muhammed-i Mustafa olduğu için, Asla ve asla, Yanılma payı çok azdır, Çünkü herkes uyur, Muhammed-i Mustafa uyumaz, Herkesin kalbi, Tecelliyatta durur, Manevi tecelli, Tecelliyat, Alamadıklığı, Alamadığı zamanlar vardır, Muhammed-i Mustafa'nın kalbi, Her daim diridir, Her daim, Zati tecellinin altındadır, Bakın,
Bakmayın siz, Şimdiki alim müsveddelerinin, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, Hadis-i şeritlerini reddeden, Kör ve sağırları, Ve kafirleri, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, Bu manada gönlü, Hiç ölmez, Allah'ın izniyle diridir, Herkes uyusa, Onun gönlü, Uyumaz, Onun gönlüne oturan, Bir mürşidi kamil ise, Uyusa da, Ona uyunmuş denmez, Onun uykusunda da hikmet olur, İşte, Sen o mürşidi kamili bul, O mürşidi kamilin önünde otur, Ve o mürşidi kamile teslim ol, Bu kimse, Herkesin kendince yolu vardır, Herkes gider,
Layıkını bulur, Sinek gider, Bilmem neye konar, Arı gider, Çiçeğe konar, Arı bal yapar, Aynı ırtlanmış gibi görünen, Sinek hiçbir şey yapmaz, Etrafa mikrop dağıtır, O mürşidi kamili bulduğunda, O zaman sen, Gerçek manada, Aydınlanacaksın, Adem evladına, Esmasını bizzat gösterdi, Diğer mevcudata, Esma, Adem'den açıldı, Bütün esmaları, Hani Cenab-ı Hak dedi ya, Bakara 31, Allah, Adem'e bütün isimleri öğrettikten sonra, Onları meleklere göstererek şöyle dedi, Eğer doğru söylüyorsanız, Şunların isimlerini bana bildirin,
Cenab-ı Hak, Adem'i yaratmayı murad etti, Ben buradan başlarsam, Kendimi yalanlamış olacağım, Allah, Hiçbir şey yokken, Bir şey yarattı, Kendi nuruhundan ve nurundan bir şey yarattı, Cenab-ı Hak'ın kendi ruhundan ve nurundan yarattığı şey, Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyetiydi, Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti, Yaratılır, yaratılmaz, Allah'ı zikretti, Hamd etti, şükretti, Allah'ı tesbih etti, Tenzih etti, O Allah'a hamd edince, Zikredince, Tesbih edince, Tenzih edince,
Allah'ın çok hoşuna gitti, Allah onu sevdi, Allah onu sevince, Ondan her şeyi yarattı, Adem'i de ondan yarattı, Ey kardeş, Adem'in arkasındaki Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetini ve nuraniyetini göremiyorsan, Bu ayeti kerimeyi zahiren okuyacaksın, Buna da iman edeceksin, Allah Adem'e bütün isimleri öğrettikten sonra onlara melekleri göstererekten, Yani Adem'de varlık aleminde ne kadar ne isim varsa, Hepsini öğretti, Bu bardak, Bu çay, Bu çiçek, Bu gül, Bu masa, Bu kağıt, Bu maus, Bu maus'un altlığı, İşte bu şu, Bu bu bu bu,
Çünkü melekler yaratılmış ve yaratılacak olan varlıklar herhangi bir nesnenin ismini bilmiyordu, Çünkü meleklerin böyle bir bilgisi yok, Mümkün değil, Bu ayeti kerimenin zahiri, Hayır, Henüz Adem daha yaratılmamışken ben peygamber idim diyen Muhammed-i Mustafa var, Adem peygamber değil iken ben peygamber idim diyen Muhammed-i Mustafa'yı Adem'in arkasındaki nuraniyet olarak görmezseniz, Vallahi de billahi de Muhammed-i Mustafa'yı tanımamışsınızdır, Bütün Müslümanların bugün büyük bir çoğunluğunun tanımadığı gibi, Bugün Muhammed-i Mustafa'yı tanıtamıyoruz,
Kabahat bizim, Kabahat, Bize din olarak yutturulan meselelerde, Hayır kardeş, Adem henüz yok iken Muhammed-i Mustafa peygamber idi, Çünkü ilk yaratılan o'du, Kalem de Muhammed-i Mustafa, Kalem, Lef-i Mahfuz da Muhammed-i Mustafa, Cebrail kimmiş, Henüz daha Cebrail yok iken Muhammed-i Mustafa peygamber idi, Mikail, Azrail yok iken Muhammed-i Mustafa peygamber idi, Cennet yoktu, Cehennem yoktu, Arş hala yoktu, Kürtü yoktu, Lef-i Mahfuz yoktu, Muhammed-i Mustafa, Vallahi de, Billahi de, Teyillahi de, Peygamber'di, Bütün esma,
Onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden çıkıyordu, Varlık, Onun nuraniyetinden, Onun ruhaniyetinden çıkıyordu, O yüzden burada bu Bakara 31'i, Reddetmiyorum, Yanlış anlaşılmasın, Ama onun arkasında, Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti vardı, Adem'e gelen ilim, Muhammed-i Mustafa'nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinden geliyordu, O yüzden Adem henüz daha yaratılmamışken, O peygamber idi, O yüzden onun peygamberliği, Bu manada, Zamansız, Zamansal olarak, İlk yaratılan, Bir şey yarattım dediği zamandan başlar,
Onun peygamberliği, Peygamberlik mesleği olarak, Dünyada son bulmuştur, Ama onun, Mürşitlik vasfı, Hiçbir zaman bitmeyecektir, Çünkü, O bütün varlığın mürşididir, Cenab-ı Hakk'ın mürşid sıfatı, Onun üzerinden tecelli eder, Cenab-ı Hakk'ın, İlim sıfatı, Onun üzerinden tecelli eder, Onda fani olmayan bir mürşid, Mürşid değildir, Şeyhlik yapacak olanlar, Ben şeyhim diyecek olanlar, Bana şuradan görev verildi, Buradan görev verildi diyenler, Rezil olursunuz, Öbür alemde, Bir mürşidi kamilin, Terbiyesine girip, O sana sen şeyhsin,
Ve onun şehrini ilan edin, Deyinceye kadar otur, Oturdun yere, Denmiyorsa, Yürü, Kendine bir mürşid ara bul, Git ona intisap et, Küstahlık yapma, İşte Cenab-ı Hak, Muhammed-i Mustafa'nın üzerinden, Muhammed-i Mustafa'nın üzerinden, Yaratmasını, İlmini, Kudretini, Kuvvetini, Bütün sıfatlarını, Muhammed-i Mustafa'nın üzerinden, Tecelli ettirdi, O yüzden zamanın, Mürşidi kamilleri, Gazali, Bunu böyle hadis olarak nakleder, Zamanın mürşidi kamilleri, Beni İsrail peygamberlerinden üstündür der, Burada peygamberlik de yaraşmaz,
Yarışılmaz, Her peygamber velidir, Her veli peygamber değildir, Ama her peygamber velidir, Burada Muhyiddin-i İbn-i Arabi de, Velilik ebedidir der, Peygamberlerin suresi bellidir, Ama velilik ebedidir, O yüzden, Sen, Kendini, Böyle bir mürşid bulup, Ona teslim et, Sufilik yolu, Cemaatleşmez, Sufilik yolu, Bir mürşidi kamil üzerinden yürür, O mürşidi kamil, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya, Tabi olarak, Yetişir, Başka türlü de yetişmez, Nurunu ister Adem'den al,
İstersen ondan, Şarabı dilersen küpten al, Dilersen tesliden, Çünkü bu tesli, Küplü adam akıllı birleşmiştir, O iyi batlı, Tesli, Tesli, Senin gibi, Zahiri zevklere değil, Hakiki neşeye gark olmuştur, Çay bardağı ve içinde çay, Nereden geldi?
İçeride demlikten geldi, Demlikte kaç tane çay var? Kaç tane? Yüz tane, Bin tane, Doğru mu? İyi, Bardaktan içtin ne? Çay, Demlikten içtin ne? Çay, O demlikten binlerce, Çay dağıtılabilir mi? Ha bardaktan içmişin, Ha demlikten içmişin, Bir fark var mı? Sunum farkı olabilir, Değil mi? Birisi yüzüne bakmadan çay verir, Öbürkü de tebessüm ederekten çay verir, Senin gönlün tebessüm ederek verene gider, Değil mi? Ama çay çaydır, Tebessüm ederek de verse çaydır, Yüzüne bakmadan verse de çaydır, O zaman ister nurunu Adem'den al, İsterse Adem'e gelenden al, İstersen Adem'e gelenden al, Adem'den önceye geç yani, Adem'den önceye geçsen de, Ondan nurunu alacaksın, Adem'den de alacaksın, Adem'den sonrakisinden da aynısını alacaksın, O zaman ister bu zamandan al, İster geçmiş zamandan,
İster gelecek zamandan, Bu geçmiş zaman, Gelecek zaman bizim için, Birisi şimdi bir Antep barak havası söylese, Ben bende değilim de, Perdi'den olunca söyle, Orhan'dan olunca söyle, Barak olunca, Ben bende değilim bu gece deyince kal. Tabi diyecekler ki, Ulan şeyhim dedi, Şeyhimiz dediğiniz adam, Bir de barak havası dinliyor. Dinliyor bu adam. Değil mi? Tıraşın güzel olmuş. Nurunu ister Adem'den al, İstersen ondan, İster bundan, İster şundan, Kimden alırsan al.
O nur Muhammedi nuru çünkü. O Muhammedi nur, Kimin üzerinde tecelli ederse, Onun yolu Muhammedi'dir. Ama Muhammedi nurunu tanıyorsan alacaksın. Muhammedi nurunu tanımıyorsan, Sen onu bilemeyeceksin ki. Bilemeyeceğin için, Sen şunu diyeceksin. Mustafa Özbağ vefat edince şunu diyeceksin. Biz Mustafa Özbağ'a devam ettiriyoruz. Onun dersini çekiyoruz. Sus! Mustafa Özbağ sana öyle demedi. Mustafa Özbağ sana şunu dedi. Vefat ettikten sonra bir mürşidi kamil bul, Ona teslim ol dedi. Onun kılıcı kınından çıkmıştır. Sana ne?
Sen bir mürşidi kamil bul. Sen bir mürşidi kamil bul. Bulman için, Sen önce bağlı bulundun, Mürşidi kamil, Mürşidi kamil olsun. Eğer o mürşidi kamil ise, Mürşidi kamili tanırsın. Çünkü tanıdın bir tane mürşidi kamil. Eğer bağlı bulunduğun şeyh, Mürşidi kamil değilse, Ondan sonra gelen de kamil olmasa, Senin için önemli değil. Sen çünkü kördün, O da kördü. İki kör. Körler sağırlar, Birbirlerini ağırlar. Öyle yürüdünüz, Gittiniz gittin efendim dedin. O da vay geldin dedi. Onun cebine de 3-5 kuruş koydun. O harika oldu ya. En güzel evlat sen oldun. O geldiğinde seni kapıda karşıladı, Kapıda gönderdi. Gittin ona efendim, 100 bin doların var, Ne iş yapayım?
Pardon. 500 bin doların var, Ne iş yapayım? Deyince, Getir dedi parayı. Gitti, getirdin sen parayı. Gitti şey efendi, Bir güzel kendine fabrika açtı, Seni de muhasebeci yaptı orada. Sen de geldin, Mustafa Özba'ya diyorsun ki, Efendim bana bir esma söyler misiniz? Ben alacağımı oradan alayım. Ben de ona dedim ki, Ben öyle bir esma bilsem, Benim dedim ticareti bıraktığım, O günün parasıyla, Bir buçuk trilyonum duruyor dedim. Ben o esma ile toplarım dedim, Kelim merhem olsa başına sürer dedim. Nasıl dedi, Basmaya dedim. Ben havlu borunuzu bıraktığımda, Bir buçuk trilyon alacağım vardı dedim. Kaldı dedim hepsi de. Ben ola anamadım dedim. Bana ne emredersiniz? Git şeyhe söyle dedim ya, Alacağımı ver dedi dedim ben. Bu durdu şimdi.
Dedim sana bir denklem kurarım, Ama senin yolunu kesmiş olurum. O yüzden denklem kurmuyorum sana dedim. Sen devam et yoluna dedim. Peki teşekkür ederim dedi. Deseydi, Denklemi kur ne pahasın olursa olsun diye, Ona denklem kuracaktım. Diyecektim ki, Eğer o gerçekten Mürşidi Kamil ise, 500 bin dolar değil, 1 milyon dolar ver ona. 2 milyon dolar ver, 3 milyon dolar ver, Bütün varlığını ver. O gerçekten Mürşidi Kamil ise, Zaten o gerçekten Mürşidi Kamil ise, Senden para istemezdi ki dedim. Derdim. Sen onu Mürşidi Kamil, Şu anda da görmüyorsun zaten. Manevi bağım kopmuş senin. Derdim ona.
O sormadı, Ben de denklemi kurmadım. Ben de denklemi kurmadım. Sakın bu sözümün üzerinden, Bir para pul isteyeceğim zannetme. Ben Müslüman olunca, Şunu gördüm. Müslümanların bir, Parasına dokunmayacağım. İki, Rahatına dokunmayacağım. Parasına ve rahatına dokunmazsan, Senden iyi bir şeyh, Zakir, Senden iyi bir dost, Arkadaş yoktur.
Ben Şeyh Efendi'ye dedim, Efendim cimriliği ben Müslümanlardan öğrendim dedim. Ben cimrilik nedir bilmiyormuşum dedim. Ben cimriliği, Hakkınızı helal edin. Dergah'ta öğrendim efendim dedim. Şeyh Efendi durdu. Nasıl oğlum dedi. Efendim, Burada sayıyorlar dedim. Burada dedim, Sen vereceksin, Bu senden olsun, Bu benden olsun. Ben dedim, Dergah'ta öğrendim dedim. Alman hesabı varmış dedim. Herkes yediğinin parasını verecek bize. Alman hesabı. Ben burada gördüm efendim bunlar dedim. Mustafa Efendi oğlum, Sen nasıl yaşıyordun dedi.
Benim yanımda kimse elini cebine atamaz efendim dedim. Nasıl dedi, Basbaya efendim dedim. Bizim bayındır da adettir dedim. Ben bir dedim, Arkadaşlar derse gidiyoruz derdim. Minibüsü tutuyorum ben dedim. Ben kimseden para toplamıyorum dedim. Param da yok, Ay sonunda maaştan ödüyorum minibüsün parasını. Hani o minibüsü ben tutacağım, Parasını onlar verecek. Böyle bir şey yok dedim bizde. Şimdi onlar otobüs tutup şeye gidiyorlar, Tireliler. Nevşehir'e gidiyorlar, Öğrendim ben. Hani otobüs tutuluyor, Herkes parasını veriyor. Yani otobüscü de para kazanıyor. O da derviş. Ben gitmiyorum. Ben normal otobüse biniyorum, Gidiyorum.
Onlar diyorlar ki, Ya biz otobüs tuttuk gidiyoruz. Aynı parayı ona da vereceğim, Sana da vereceğim. E benim ağrıma gidiyor. Ulan diyorum, Nasıl bir dervişlik bu? Hem otobüs tuttuk, Gidiyoruz diyorlar, Herkesten de para topluyorlar. Otobüs parası, Simit parası topluyorlarmış, Ekmek parası topluyorlarmış. Bana ters bu. Dedim, Cemriliği, Ben burada öğrendim efendim dedim. Ben bilmiyordum dedim. Cemrilik nedir? Hani nasıl biliyoruz biz, Adam gider meyanede, Saklı gizli oraya bir yere oturur. Meyanelerde tek kişilik böyle küçük masalar vardır. Büyük meyanelerde. Cimri masası derim ben o masalara. Adam gider tek başına oraya oturur.
İkinci bir sandalye yok ya. Sen onu gördün, Hop, Bülader, Afiyet olsun dediğinde, O da afiyet olsun der sana. O buyur etmez seni. Mustafa Özbağ gider, Altı kişilik masaya oturur. Hatta der ki, Bülader, İlave bir daha masa yap, Gelen giden olur bize der. Öyle oturur. Öyle oturur. Kafa almıyor benim. Bakın benim kafam almıyor. Cimrilik, İnsanın içine yerleşmiş. Allah muhafaza eylesin. Muhammedi öğretiyle, Yürüyen o mürşidi kamile, Teslim ol. O adam, Onun Muhammedi olduğunun farkında değil. Ya da Muhammedi değil olarak biliyor. Beş yüz bin doları götürmüş vermiş, Onun peşine düşüyor.
Şeyhine inanmamışsın. Denklem kurmadım ona, Sen alacağını al dedim. Çünkü, Herkes layık olduğu yolu yürür. Sen bir mürşidi kamili, Kaldıramayacak olan kimseyi, Orada tutmaya kalkarsan, Adam ezilir. O yüzden rüyasında gören ders alsın dememin sebebi odur. Çünkü rüya onun için de delildir.
Ders alacağı yer için de delildir. Onun için de delildir. O der ki, Cenab-ı Hak bana rüyam da gösterdi. Hücretli bir rüya. Ben rüyama inanırım. Otururum burada. E kızacak kızar. Çayı sert verecek, verecek. Ertesi gün tebessümlü, tebessümlü verecek. Bugün tebessüm günü. E ertesi gün sert, e sert. Bugün de sert günü. Çay aynı çay ama. Bazen kızacak. Hz. Muhammed'i Mustafa, Sallallahu aleyhi ve sellem kızdığında, Damarları kabarırdı. Ashab bugün çok kızgın deyip, Çekip gitmezdi.
Sen çekip gidenlerden olma. Bazen hiddetlenirdi. Hiddetlendiğinde, Ashab çekip gitmezdi. Sen çekip gidenlerden olma. Ashab, Muhammed'i Mustafa'ya teslim olurdu. Yap dediğini yapar, Yapma dediklerini yapmazdı. Sen teslim ol. Dünyevi kara zarara bakma. Dünyevi kara zarara bakarsan batarsın. Ben üç sefer iflas ettim. Kendi kendime dedim ki, Veren Allah bir daha verir.
Zorluk da yaşadık. Sıkıntı da yaşadık. Sen yoluna devam et. Eğer o Mürşid-i Kamil diye ona biat ettiysen, Sen geri dönüşü düşünme. Sen yoluna devam et. Çünkü, Sen nereden, Önemli değil bakın bu. Şunlara böyle tuhaf karşılarım. Bir tek bizim şeyhimiz Mürşid-i Kamil. Diğer hiçbir yerde yok. Deme kardeşim bunu. Herkesin şeyhi kendine göre Mürşid-i Kamil'dir. Sen ölçüyü konuş ama. Ölçüyü konuş. Nasıl olması gerekir?
Onu konuş. Ama, Sen kalkıp da sadece bizimki öyle deme. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Nasıl, Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat ettiyse, O Peygamber'i nurun tanıyıp, Ona biat eden de, Allah'a itaat etmiştir. O kim olursa olsun, O ne olursa olsun. Hadis-i Şerif Buhari Müslüm, Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş. Bana isyan eden de Allah'a isyan etmiştir. Emire itaat eden, Bana itaat etmiş. Emire isyan eden de, Bana isyan etmiştir. Kardeş, Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme itaat et.
Hani ayet-i kerimen var ya, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. O ayet-i kerimenin tefsiri, Hadis-i Şerif. Sizden olan emir, Sufiler için mürşitleridir. İtaat edersin. İtaatten uzaklaşmazsın. Çünkü, Ona itaat, Habibine itaattir. Habibine isyan eden de, Allah'a isyan etmiştir. Habibine isyan eden, Allah'a isyan etmiştir. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın, Sözüne söz koyan, Allah'ın sözüne söz koymuştur. İster zahir hadisler olsun, İsterse Muhammed-i Mustafa'yı, Sallallahu aleyhi ve sellemi rüyasında görsün.
İsterse Muhammed-i Mustafa'yı, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halinde görsün. Eğer onun sözüne şerh düşmeye kalkan kimse, Allah'ın sözüne şerh düşmüştür. Ona isyan eden, Allah'a isyan etmiştir. Hadisleri inkar eden, O yüzden küfür ehlidir diye bağırırım buradan. Hadisleri inkar edenler küfür ehlidir. Onları dinlemeyin. Onları dinlemek, Onları itaat etmek de insanı küfre götürür. Hz. Muhammed-i Mustafa'yı, Peygamber olarak tanımaktan, Sonra, Onun bütün hadislerini de kabul edeceksiniz. Bütün hadislerinin sahih olduğuna, İman edeceksiniz. Buhari, Müslüm, Tirmizi, İbn-i Mace, Ebu Davud gibi, Sahih hadis kitaplarındaki hadislerin, Hepsini de kabul edeceksiniz.
Bizim yolumuzun temel öğretisidir. Bu dergahta duranlar, Bu dergahta yürüyecek olanlar, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp, Bütün hadisi şerifleri, Kendilerine rehber edeceklerdir. Ve asla ve asla, Asla hiçbir hadisi reddetmeyecekler. Ve hayatlarını, Sünnet-i seneye üzerine kuracaklardır. Seyr-i sülük yürüyecek olanlar, Muhammed-i Mustafa'nın, Nefesine dahi, Nefesine dahi, Tabi olacaklar.
Sallallahu aleyhi ve selleme. Onun nefes aldığında, Nefes alıp, Nefes verdiğinde nefes vereceksin. Bekleyeceksin. Uyanık olacaksın. O nefesini verdiğinde, Sen de vereceksin. O nefesini aldığında, Alacaksın. O yürüdüğünde, Yürüyeceksin. O yürümezse duracaksın. O gösterdiğinde, Bakacaksın. O göstermezse, Bakmayacaksın. Perden açılırsa, İzleyeceksin. Perden açılmazsa, Soru bile sormayacaksın. Küstahlık yapma. Bilgiçlik yapma. Tabi ol.
Bu yolda, Böyle yürüyecekseniz, Burada kalın. Bütün, Kardeşlere söylüyorum. Böyle yürümeyecekseniz, Helallaşıp gidin. Kendinize bir, Üstad bulun. Bu yol, Muhammed-i Mustafa'nın, Üzerinden yürür. Bu yol, Muhammed-i Mustafa'nın, Adımını takip etmektir. Bu yol, Muhammed-i Mustafa'nın, İzini takip etmektir. Bu yol, Zahir ve batın, Muhammed-i Mustafa'ya, Tabi etten yürünür. Başka bir şey değil. Burası Mustafa Özban yolu değil. Burası Ahmet-i Mehmet'in yolu değil. Burası Muhammed-i Mustafa'nın yolu. Başka bir şey düşünmeyeceksiniz.
Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Bütün mükevanattaki varlık, Onun ruhaniyeti ve nuraniyeti üzerinde yürür. Allah zat olarak batındır. Allah zat olarak batındır. Ama zatî tecelliyatı, Muhammed-i Mustafa'nın üzerindedir. Allah zat olarak batındır. Ama bütün sıfatsal tecelliyatları, Muhammed-i Mustafa'nın, Ruhaniyetinin ve nuraniyetinin üzerinden yürür. Cenab-ı Hak, Onu, İnsanlığa bir mürşid olarak, varlığa bir mürşid olarak göndermiştir. Yaratmıştır.
Varlık, varlık bu manada, Muhammed-i Mustafa'dan alır ilmini. Onun üzerinden alır. Onun üzerinden alır. O yüzden bu yolda yürüyecek olanlar, çok açık konuşuyorum. Muhammed-i Mustafa'nın çizgisinin üzerinde yürüyecekler. Muhammed-i Mustafa'nın izi üzerinden yürüyecekler. Dışarıda fırtına kopuyormuş. Biz Muhammed-i Mustafa'nın yolunda yürüyeceğiz. Biz Kur'an ve sünnet yolunda yürüyeceğiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Önümüzdeki hafta, Mustafa, beni görene, benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu dedi.
Beni görene, benim yüzümü gören kişiyi görene ne mutlu dedi. Bir mumdan yanmış olan çırığı gören, yakinen o mumu görmüştür. Beni gören, bunu sadece sahabelere atfederler. Sahabeler gördü. O yüzden sahabeler, hani o kimseler gördü, onlar sahabe oldular. Hadis-i Şerif'te de diyor ki, beni gören gerçekte görmüş gibidir. Yıllar yıllar önce, bir melami dervişi, o kendisini tabii üstad görüyordu da, ben melami dervişi diyeyim.
Biz dedi, meslekte 23 yılı tamamladık, biz sahabe hükmündeyiz dedi. Ben böyle kaldım tabii. Sonra dedim ki, Nuri tanır onu. Nuri, bir ayakkabıcı Mehmet abi vardı ya, sayacılık mı yapıyordu, ne yapıyordu?
Melami. Melami. Harun daim iyi bilir, Harun'un babası da melamiydi. O yukarıda ayakkabıcı, kapalı çarşının orada bir ayakkabıcı Mehmet vardı. Evet. Hah, bak. Mehmet. Mehmet. Doğrudur abi. O sonra nereye gitti o? İstanbul. İstanbul'a mı gitti o? İstanbul'a gitti. Yaşıyor mu, sağ mı da? Vefat etti. Allah rahmet eylesin inşallah. Amin inşallah. O söylediydi bana, ben meslekte 23 yılı tamamladım, biz sahabe hükmündeyiz dedi. Melamilerde böyle tuhaf şeyler çıkar, zuhuratlar olur onların tabiriyle. Benim onların böyle sözleri hoşuma gider biraz. Biraz uçuk kaçıktır, bizde de var ya uçukluk kaçıklık. O dediydi bana, biz 23 yılı tamamladık, biz sahabe sayılırız dedi.
Tabii ben de böyle, o da beni severdi. Kendisi, biz de daha genç dervişiz böyle. Ondan sonra, o tekelci Abdullah, Pamak Abdullah, tekelci olan. Uçtum Abdullah. Evet. Nuri Soysal vardı. Efendim? Nuri Soysal vardı. Nuri Soysal vardı. E Harun'ların komşusu neydi hocanın, Cemal Hoca vardı. Cemal Hoca'nın sözü oydu. Ben sonra, yıllar sonra bir bayındıra gittim. Hacı Sinan'ın, orada, Cuma'ya gireceğiz, eğildi kulağıma. Beni gördün mü dedi.
Hani ben, gördüm desem, hani o diyecek ki, Allah'ı gördün. Gerçek olan cevabı biliyorum ya ben. Ben de eğildim. beni göreni görüyorum, beni görmeyeni görmüyorum desem, yalan olur dedim. Ben de ona. Melamiler'de söz odur. O uçtum Abdullah'da. Tövbe ya Rabbim. Ama herkesin, lakabı. Lakabı o da abi. Lakabı oydu zaten. Gerçekten adam uçtumuş. Bayındır. yani böyle tuhaf insanların yaşadığı bir yer. Onun bir, iki, üç, dördüncü katı tek odaydı onun evi. Evet evet. Tek oda. Evet. Bu orada bir gece zikir yaparken zuhurat oldu dedi. Bana anlattı. Mustafa Efendi dedi, ben gerçekten o gün dedi, bir zuhurat oldu dedi.
Ne oldu dedim Abdullah abi? Bana dediler ki dedi, ey Abdullah, oldun. Şöyle bir Bayındır Ovası'nın bir pike yap. Ciddi ciddi söylüyor onu. Bana dediler ki dedi, bir pike yap Bayındır Ovası'nın böyle, hani uçak gibi uçacak, pike yapacak. Bana öyle dediler dedi. onun dördüncü katı. Tabi tek odaydı onun orası. İskandı onların evleri. Altı iki oda, onun altı üç oda. Böyle, hep böyle kaydırma diyoruz biz böyle. Terekler var. Bu yukarıdan, Bismillahirrahmanirrahim. Uçuyor adam, inanmış ona. Bir at, yuvarlan aşağı doğru. Kol kanat kırık. Tekelce Abdullah, o zaman dedemin bakkal dükkanı varken, biz de küçüküz, biz çok iyi tanışıyoruz.
Dedemi filan iyi tanıyor, dedemin gitmesine gerek yok. Biz gidiyoruz. Tabi şimdiki gençler bilmez, o zaman tekelden alınıyor sigara, çay, ispirto, gaz yağı. Öyle gidip de böyle işte, on kilo sigara ver, yok öyle bir şey. Sen yazdırıyorsun, sana ne kadar verirsen. Abdullah'ın keyfine kalıyor biraz daha. Abdullah veriyor sana, parasını ödüyorsun, alıyorum götürüyorsun dükkanı da satıyorsun. Biz iyi tanışıyoruz onunla tabi. Ondan sonra ben derviş olunca, böyle kimse konuşmuyor onunla. Onunla konuştuğun zaman, bayındırda lekeleniyorsun tabiri caizse. Ben konuşuyorum. Hiç şey yok. Biz volt atıyoruz sabaha kadar. Üç, dört. Anlatıyor boyuna. Beni de çok seviyor. Yani, yani, öyle bir noktaya gelmiş ki, her ne olursa, onun tecelliyatı diyor.
Aklınıza gelebilecek en uç noktada. Oturuyor, toto oynuyor kahvede. Abdullah abi, bu ne iş? Onun tecelliyatı. Hiçbir şey ondan değil. Öyle enteresan birisi. Bakın, öyle enteresan birisi. Şimdi, beni görene, hani, benim yüzümü görene, diye var ya, oraya geleceğim. Şimdi, Abdullah abi diyor ki, beni gördüysen, onu gördün diyor. Ben daha yeni dervişim. Abdullah abi, bu uçuk oldu biraz diyorum ben. Hakikat bu diyor. Bu hakikat diyor.
Şimdi, beni itikaftan sonra sevdi ama çok. Ben ilk itikafa girdim. İlk itikafa girdiğimde, işte, yağlı yok, tuzlu yok, hayvansal yok, şu yok, bu yok, hiçbir şey yemiyorum ben. Üçüncü günden sonra, kestim yemeği, içmeyi. Bir tek çay içiyorum. Şeyh Efendi, sıraladı, tam aklımda kalmadı. Hayvansal bir şey yemeyeceğim. İşte, bana dedi ki, yağlı yemeyeceksin, tuzlu yemeyeceksin. İçimden öyle dedim. Hiçbir şey yemeyeceğim. o zaman dedim. Ben birinci gün, üç lokma, ikinci gün, iki lokma, üçüncü gün, bir lokma ekmek yedim. Zeytinle beraber. Dördüncü gün, sıfır lokma ben de. İtikaf yapıyorum. İtikaf dersi, normal dersi çekiyorsun, yetmiş bin tevhid çekiyorsun günlük. Öyle, boş muhabbet yok. Yetmiş bin tevhid.
Üç gün. Gördün, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve onunla alakalı bir şey. Dördüncü gün, on bin salavat-ı şerife dersini çekiyorsun, yetmiş bin tevhid yok. On bin salavat-ı şerife, beşinci gün, yüz bin lafze-i celal dersini çektikten sonra. Nefes alamıyorsun. Dersi yetiştireceğim diye. Ramazan, sabah namazına hiç kimse gelmiyor mescide. Ben ezanı okuyorum, çıplak sesle. Böyle bir yüksek bir yer var orada. Mescitte vardı ya. Evet efendim. Oraya çıkıyorum ben, ezanı okuyorum, sabah namazında hiç kimse yok. Ondan sonra giriyorum içeri, sünneti kılıyorum ama ben camiyi açıyorum yine, mescidi. Farzını kılıyorum. Bir dördüncü gün mü, beşinci gün mü ne? Bizde uçuşuyor her şey.
Sabah namazını, normalde işte, ezanı okudum, girdim, sünneti kıldım, gacı, kapı açıldı. Ben hiç arkamı dönüp bakmıyorum. Birisi geldi içeri. Arkamı dönüp bakmıyorum, benim dünya kelamı konuşmam yasak. Şeyh Efendi dedi ki, dünya kelamı konuşmayacaksın, güneşe çıkmayacaksın, abdest alacağın zaman dedi, başından aşağı bir örtü örtüceksin, hiç güneş görmeyeceksin dedi. Ben hiç güneş görmüyorum. cemaat gelmezden önce, abdesti alıyorum, hemen giriyorum içeri. Cemaat olduğunda, cemaate de çıkmıyorum. Ben içeride orada, odada, devam ediyorum. Sabah namazı, gacırt, kapı açıldı. Ben hiç arkama dönüp bakmıyorum. Huuu, dedi biri.
Ben arkama dönüp bakmıyorum yine. Bir hışırtı var arkamda, ben hala dönüp bakmıyorum. Ben kamet getirdim. Ben dönüp bakmamamın sebebi, dünya kelamı konuşmayacağım çünkü. Kamet getirdim. Allahu Ekber, Allahu Ekber. Ondan sonra geçtim imamiyete. Allahu Ekber, Allahu Ekber, Huuu dedi, bir daha arkadan.
Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Ben namazı bitirdim. Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah, Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah, Huuu. Döndüm, geriye. Abdullah abi, işte her sabah namazından sonra, normalde de yapıyorum diye değil, ben cehri zikrullah yapıyorum, tek başıma da olsam.
Nerede olursam olayım. Başladım şimdi. La ilahe illallah, La ilahe illallah. Sonra Allah ismasını, ben böyle tevhidi böyle çekiyorum, sonra Allah ismasına başladım. Allah ismasını da başladım, darbiç söylemiyor. Allah, Allah böyle, gözüm kapalı benim. Bir ara ben böyle gözümün, gözümün önünde iki tane diz görüyorum. Ulan diyorum, yani hal mi görüyorum? Acaba böyle hani, ne oluyor diye, gözümü bir açtım, Abdullah abinin dizleri. Her Allah de işte, benim göz hizama kadar, böyle yükseliyor o da.
Ben biraz oradaki imamiyet, biraz yüksekte, hatırladınız mı şey? Evet efendim, Orta Mescid'de. Orta Mescid'de. Böyle biraz yüksekte orası, o da çıkıyor böyle yükseliyor. Ben esmayı hızlandırıyorum, bu böyle top gibi, ha ha dedim, pencereden aşağı gidecek şimdi. Pencereler alacak ya oranın. Eşhedü en la ilahe illallah, eşhedene Muhammeden abduhu ve resuluhu. El Fatiha, ben neyse okudum. Abdullah abime baktım, kendinde değil. Bir vuda çekti. Beni kim gönderdi? Dedi. Ben böyle baktım, konuşmam yasak ya. Ben dedi, sabah namazı için çıktım evden dedi. Vuv! Dedi bir daha. Abdülkadir Geylan Hazretleri dedi ki, git mescitte evladımız orada.
konuşmak yasak ya. Ben boynumu büktüm. Konuşmanın yasak olduğunu da söyledi dedi. Ben tekrar boynumu büktüm. Böyle boynunu bük się, de söyledi dedi. Ben tekrar boynumu büktüm. Kapıya kadar gitti, geriye döndü. Hani dergah adabıdır. Çok özür dilerim söylüyorum bunu. Dergah adabında eğer dergahta şeyh oturuyorsa sırtını dönüp gidemezsin. Halife oturuyorsa sırtını dönüp gidemezsin. Nakib-i Nugabba oturuyorsa sırtını dönüp gidemezsin. Selam verir, çıkarsın. Dergah adabı budur.
Bazı dergahlarda da şu da vardır. Dergah orası dergahsa yani şeyhin dergahısa oraya asla sırtı dönülmez. Herkes çıkarken dergaha boş da olsa selam verir girer, selam verir çıkar. Mesela işte namazgaha örneğin selam verip girecek, selam verip çıkacak. Veya buraya selam verecek, girecek, selam verecek, çıkacak. Bu komple dedi bir selam verdi. Uyuştum Abdullah'ın bende bütün her şey değişti. Çıktı gitti. Ben itikafa devam ettim tabii. İtikaftan sonra özür dilerim itikaf sabahı da oraya geldi. Karşıdan selam verdi.
Ben de karşıdan selam aldım. şimdi bunlar hatırlayacaklar. Delihamed'in kahvesinde çay içtik hatırladın mısın? Evet efendim. Böyle eski dostlar olmasın insanın güzel bir şey. Bak eski günlere ittik. Biz tabii oradan bizim orada meşhur bir Delihamed'in kahvesi var. Delihamed'in kahvesinde çay içtik. O da oradan uzaktan selam verdi. Yürüdü gitti. O öyle dedi bana. Beni dedi gördüysen onu gördün dedi. Sonra İbrahim Ethem'in kısasını anlattı bana. İbrahim Ethem hacca gidiyormuş. İbrahim Ethem hacca giderken bir veliye bir mürşidi kamile bir şeyhe uğramış.
Demiş nereye gidiyorsun? Demiş hacca gidiyorsun. Demiş şu paranı pulunu buraya bırak. Benim et tarafımda demiş yedi şaft yap haccın hac oldu demiş. Abdullah abi bunu anlattı bana. Dedim Abdullah abi bir yedi şaft atarsam senin etrafında haccım hac mı olacak dedim. Gece saat iki istasyon yolundayız. Durdu şimdi. Büyükler böyle demişler dedi. İyi dedim hani toparladı. Yoksa diyecek ki dön yedi şaft haccın hac oldu diyecek. Yani normalde o zaten onu der. Onu sizin komşu neydi? Cemal Hoca da söylediydi bunu. Tabii o melamilerle biz yani bayındırda hala daha var değil mi melamiler?
Var efendim. Eksik etmesin Cenab-ı Hak. Cemal Hoca şeyhler oldu zaten. Oldu mu? Evet. Abdullah Efendi vermedi ama Abdullah Efendi bak ben söylemeyecektim sen söyledin. Cemal Hoca şeyhlik istiyor. Daha doğrusu şeyhi ona şeyhlik verecekmiş. Şimdi laf lafı açtı şimdi. konuşayım mı susayım mı? İyi hadi bakalım muhabbet güzel. Bunlar şeyh Efendi ile özel görüşmek istiyorlar. Bana söylediler ben söylerim dedim. Sıkıntı değil. Şeyh Efendi dedim ki efendim burada melamiler var iki tanesi. Dedim sizde özel görüşmek istiyor. Ne görüşecekler mış Mustafa Efendi? Bilmiyorum efendim bana söylemediler. İyi görüşürüz dedi. Mehmet abinin evine gittik. Onun kapalı çarşının bitiminde orada bir evi vardı sağ tarafta.
Evet efendim. Oraya gittik. Dediler özel görüşeceğiz. Hani beni istemiyorlar yani yanlarında. Dedim efendim ben girmeyeyim. Şeyh Efendi onlara şunu söyledi. Bizim Mustafa Efendi'den saklımız gizlimiz hiçbir şeyimiz yok dedi. Bunları söylemek istemiyorum da artık kendi geçti nasıl olsa böyle kendimize kıymet verdirecek değiliz. O neyse ben de oyum dedi. Ben neysem o dedi o neyse o da benim dedi. Ondan saklımız gezimiz yok ne varsa konuşun dedi. Biz tabi öyle dedi Mehmet abi bir baktı bana Mehmet abi dervişli teknik olarak iyi bilir sufili.
Sohbeti dinlenir yani. Ara sıra sohbet ediyoruz onunla biz. Tabi Cemal hoca bana baktı konuşayım mı konuşmayayım mı gibisinden ben boynum büktüm tabi ben susuyorum. Cemal hoca dedi efendim bana mürşitlik veriyorlar siz ne dersiniz dedi kısaca. Böyle Şeyh Efendi işte bunun böyle olmayacağını olamayacağını hani böyle kamil bir zatın eğitiminden geçilmesi gerektiğini filan anlattı böyle gene anlamadı.
Gene söyledi. Şeyh Efendi'nin meşhurdur bu sorgulaması. Döndü hocam dedi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hiç rüyanda gördün mü dedi. Hayır dedi. Geçmiş peygamberleri gördün mü dedi. Hayır dedi. Gehlan Hazretleri'ni gördün mü dedi. Hayır dedi. Pir efendileri gördün mü dedi. Hayır dedi. İyi şimdi bir Muhyiddin İbni Arabi vardır bir de Muhammed Nur vardır. İkisi ayrı ayrıdır onlar. Şeyh Efendi Muhyiddin İbni Arabi'yi gördün mü dedi. Hayır dedi. Asıl Melamiler onu da pir olarak görürler. neydi Muhammed Nur muydu neydi bir şeydi onun.
Muhammed Nur Arabi evet. Onu gördün mü dedi. Hayır dedi. Şeyh Efendi geliyor şimdi aşağıya doğru. Peki evladım dedi. Sen hiç şeyhinin rüyanda gördün mü dedi. Bir sefer gördüm efendim dedi. Ondan sonra o da dedi benim sırtım ona dönüktü onun da sırtı bana dönüktü dedi. Şeyh Efendi direkt oğlum senin şeyhin de Amirşidi Kamil değil dedi. sen nereden Mürşidi Kamil olacaksın dedi. Dikkat edin. Ölçüye bakın. Oğlum senin şeyhin Mürşidi Kamil değil. Sen nereden Mürşidi Kamil olacaksın dedi. Şeyhi Mürşidi Kamil olmayan Mürşidi Kamil olamaz. Şeyhi Mürşidi Kamil ise o Mürşidi Kamil olur.
Sakın dedi böyle dedi Mürşidi Kamillik Mürşidlik yapmaya kalkma dedi. Hınzırbaşı gibi hal olacağınız dedi. Yarın mahşer dedi. Bunu söyleyen bir şeyh bunu söyleyen bir şeyh diyor ki şeyhim diyecek olana hınzırbaşı gibi halk olursun dedi.
Tabi her şey bitti. Sohbet de bitti. Muhabbet de bitti. ben müsaade isteyelim efendim dedim. Kalkalım Mustafa efendi kalktık. Şimdi o kapalı çarşıdan aşağı doğru iniyoruz şimdi. Ya Mustafa efendi olmadan dedi oldum diyenlere bak dedi. Hınzırbaşı gibi hal olacaklar oğlum dedi. Rabbim kimse nefsini uydurmasın dedi. Şimdi bir kimse evliya olabilir. Eyvallah. Veli olabilir. Eyvallah. Ama mürşidi kamillik ayrıdır. Mürşidi kamil olmak için bir mürşidi kamil gerek.
O mürşidi kamil yok ise sen mürşidi kamil olamazsın. İşte hani beni görene benim yüzümü görene ne mutlu demiş ya buradan melamiler derler ki bir kimse Hazreti Peygamberi Sallallahu Vesselam Hazretleri'nin rüyasında görürse sahabe hükmündedir derler. Bunu ilk melamilerden duymuştum. Sonra hadis-i şerifi okudum. Hazreti Muhammed'i Mustafa'yı gören gerçekte görmüştür. Onu gerçekte gören de sahabedir. El Fatiha ma selamat. Amin.
Hayırlı geceler. Hakkınızı helal edin. Vaktinizi aldık. Bugün de hamdolsun bizim bayındır çete buradaydı. Biz eksik noksan görmüyoruz. Gömdük cesedini gömdük. Kendini gömmedik. O yüzden bayındır çete dimdik ayakta duruyor. Bir sıkıntı yok. Bayındır çete daha olmadı yani. Hamdolsun Allah razı olsun. ziyaretimize geldiler. Bir de cuma yedisiydi ya bizim tabii yedisi on dördü yirmi biri yirmi sekizi otuz beşi bitmez artık bizim böyle.
Artık cumaları böyle hüzün paylaşacağız. Hüznün gideren Rabbime hamdolsun. Cenab-ı Hak her hüzünlenene muhakkak bir hüzün giderici gönderirmiş. Rabbime hamdü sena ediyorum ki Cenab-ı Hak hüzün gidericileri de eksik etmiyor. Allah razı olsun inşallah. Bugün biraz gecikmemizin de sohbete gecikmemizin sebebi de oydu. Biz mutadımıza devam ettik. Çete geldi sohbet ettik. Andık eskilerden yenilerden biraz Oktay'ı andık biraz eskileri andık biraz anlattık biraz tebessüm ettik biraz hüzünlendik velhasıl kelam bugün eskileri andık tabi eskileri deyince Haydi Barbaros girdi işin içerisine Mehmet Reşber girdi Seyit Taş girdi ondan sonra öyle bir derledik toparladık hepsini böyle Perşembeden beri değil ta şeyden beri cumadan beri öyle söyleyelim eski
yeni böyle toparlandı herhalde bu ara hüzün ağır bastı ağır basınca Cenab-ı Hak Hamd'u sena olsun eskisi yenisi toplandığı hepsi de hani sen hüzünlenme dercesine öyle günler bizim bu ara öyle geçiyor Cenab-ı Hak Hamd'u sena olsun şükür hamdolsun bu konuda da böyle bir üzüntüm yok hiç bu manada ben bir şeyi yaşarken dolu dolu yaşamayı severim dolu dolu sevmeyi dolu dolu muhabbet etmeyi vaktim olduğu müddetçe bir şeyi dolu dolu yaşamayı severim o yüzden geride bıraktıklarınla alakalı herhangi bir soru işaretim yok şeyhimle de
dolu dolu yaşadım işte Mehmet Reşber'dir Seyit Taş'tır Barbaros'tur ondan sonra Oktay'dır hepsinde de dolu dolu yaşadım vefat eden bütün dervişlerle hepsinde de ben gücüm nispetinde vaktim olduğum nispetle dolu dolu yaşadım bayan vefat eden Hatice kardeş olmak üzere öbür kardeşlerle de dervişliği olabildiğince maddi manevi dolu dolu yaşadık sizlerle de dolu dolu yaşadığıma inanıyorum böyle dolu dolu yaşayarak bu dünyadan Cenab-ı Hak göçüp gidenlerden eylesin arkaya dönüp de ah vah etmem geriye dönüp de şunu da yapsaydım
bunu da etseydim demem Cenab-ı Hak bir fırsat oluşturduysa bir tecelliyat varsa an bu andır yaşa Mustafa Özbağ derim yaşarım an o andır o anda seveceksen seversin o anda muhabbet edeceksen edersin sonra geriye dönüp ya şunu da şöyle yapsaydık demezsin bu büyük mutluluk tamam mı İsmail sevemedim seni kara gözden selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.