mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1935.Beyitten) 11.05.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 12 Mayıs 2024 · 1:17:56

Önzübillâhü meneşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâle mennavû, La ilâhâ, selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemiz ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seniye sımsıkı yapışıp hayatının sonuna kadar Kur'an sünnet uğruna yaşayan, çalışan, gayret eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden, nerede Müslümanların kanını, şerefini, namusunu ayaklar altına seren her kim var ise hepsini de kahri perişan eylesin. Onların makamlarını alaşağı eylesin. Onların burunlarına sürtsün. Evet, geçen hafta Cenab-ı Hakk'ın vahyini konuşmuştuk. Malum, Hazreti Pir, biz öldük, tamamıyla çürüdük, mahvolduk.
Fakat Allah sesi gelince hepimiz dirildik, kalktık. Allah sesi ister hicabın ardından, ister hicabsız gelsin. Cebrail Meryem'e yakasından üfleyerek ne verdiyse, Allah sesi de insana onu verir. Beytler bunlardı. Malum, bilgimizin yettiğince, söyleyebildiğimiz kadar dilimizin döndüğünce, bu manada vahyin ne olduğu ve Cenab-ı Hakk'ın vahiy sistematiğini nasıl çalıştırdığıyla alakalı sohbet etmiştik.
Arkadaşlardan, kardeşlerden, dinleyen dervişlerin dışından da olumlu tepkiler geldi bu manada. İşte böyle bunu kimse anlatmadıydı gibisinden. Yani sonuçta biz olmayan bir şey değil. Cenab-ı Hakk'ın bu sene olsun. Ayet-i kerimeleri sıraladık, hadis-i şerifleri sıraladık. Yoksa böyle bir olmayan bir şey anlatma noktasında değiliz. Allah bizi affetsin. Bu arada başsağlığı dileyenler için, dilemeyenler için hepsine de Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz. İnşallah yarın, Allah izin verirse öğlen namazında, Bayındır'da, Oktay kardeşin defin işlemini de bitireceğiz inşallah. Gasilhaneden saat 11-11.30 gibi alacağız. İnşallah tekbirlerle baba evine, oradan da camiye, camiden de kabristanlığa götüreceğiz.
İnşallah vazifemizi yerine getireceğiz. Vazife olarak görmüyorum da ama öyle derler ya halk deminde. O yüzden inşallah topraktan geldiği vücut olarak tekrar toprağa dönecek. Ruh olarak da her şey Rabbine döndürülecek. Evet, ben bazen sufiliği sanatçılığa benzetirim. Yani senin neyi yaşadığın önemli değildir.
O gün ders vardır. Sen o derse sahip çıkarsın. Çıkarsın, dersini yaparsın, zikrullahını yaparsın, sohbetini yaparsın. Veyahut da birisi en yakının vefat etmiştir. Veyahut da bu önemli değildir. Annendir, babandır, çocuğundur, kardeşindir. Veyahut da çok olumsuz bir şey yaşamışındır. O bütün her şeyi bırakırsın. O olumsuz yaşadıklarını da arkaya atarsın. Çıkar, sohbetini yaparsın, zikrullahını yaparsın. Yapman gerekenleri yaparsın. Gömersin tabiri caizse acını da, sevincini de bir ümittir ötelere bırakmak. Ötelere bırakırsın. Sevdiklerini, sevemediklerini, seni sevenlerini, cevap veremediklerini hepsini de öteye bırakırsın. Sufilik biraz bu manada ayrı bir kendi içerisinde lezzeti, tadı, acısı, neşesi olan bir yoldur.
O yüzden bu yaklaşık sufilik hayatına girdiğimizden beri bu böyle olup gidiyor. Rabbim inşallah bizleri diri tutsun, bizleri dirayetli eylesin. Yoksa hayat hani Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir dizine Hazreti Hasan, bir dizine Hazreti Hüseyin oturuyor. Cebrail aleyhisselam diyor ki, ne kadar seversen sevip bir gün ayrılacaksın diyor.
Bir gün ayrılıyorsunuz. Önemli olan o ayrılma saatinden önce insanların birbirlerini kırmadan, üzmeden, birbirlerini severek günlerini yaşaması. Ben böyle dolu dolu yaşamayı seven bir insanım. Ben dervişlerle de dolu dolu bir hayat yaşadığıma inanıyorum. Oktay'la da dolu dolu bir hayat yaşadık. Bu konuda şunu da yapsaydık, bunu da yapsaydık diye hiç içimden geçmez. Böyle bir pişmanlığım olmaz. Ben şeyhime de öyle dolu dolu yaşadığıma inandım. Hiç şunu da yapsaydık, bunu da yapsaydık, şurada yanında olsaydım diye ben öyle bir hayıflanmam olmadı hamdolsun. O yüzden Oktay'da da bir hayıflanmam yok. Ben seven sevdiği iledir hadis-i şerifi mucibince ne sevdiklerimden ne de beni sevenlerden ayrılmayacağına inananlardanım.
O yüzden bazen tuhaf gelebilir size, hani böyle dirahitli durabiliyorsun diye. Benim kitabımda ayrılık yoktur. Birisi elimi bırakırsa dönüp bakmam geriye. O yüzden onda bir hayıflanmam da olmaz. Ama öbür türlü bir hayıflanmam olmaz. Allah bizi affetsin. Evet, 1935. beyt. Geçen hafta dediydim, bu hafta ve önümüzdeki hafta olan sohbetleri iyi dinleyin, dikkati dinleyin. Hatta bunları kaydedin bir kenara. Bunlar çünkü böyle ender sohbetlerden, öyle söyleyeyim. Biz vahiyi bize tam anlatmıyorlar. Vahiyi anlatırlarsa, bu toplumun Allah'la olan ilişkisi değişecek çünkü. Toplum, Müslümanlara öyle bir Allah anlatılıyor ki, tabiri caizse, Allah bir peygamber gönderdi, peygamberle de bir tane kitap gönderdi.
Sonra bıraktı, elini kolunu bağladı. Haşa, hiçbir şey yapmıyormuş gibi. Yani din bu kardeşim, ondan sonra işte siz de peygambere tabi olun, Kur'an'a tabi olun, böyle yaşayın. Ama bu Kur'an bize ne diyor? Allah bize ne diyor? Bu konularda biraz böyle eksik bir şey var. Tabii bu eksiklik biraz da Ümmet-i Muhammed'in kendisinden kaynaklanıyor. Bu konuda Allah'a yakin olma, Allah'a ünsiyet peydah etme, böyle bir derdinin olmamasından kaynaklanıyor. Böyle bir derdi olmuş olsa, ama zahir olarak, ama manevi olarak biraz uğraşsa, gayret etse, o zaman Allah'la olan ilişkisi daha sağlam olacak, daha üst düzeyde olacak. Ama bu noktada Müslümanlar, bilhassa Müslümanların içerisindeki tırnak içerisinde, sufiler demeyeceğim, ehl-i tarikat noktasında olanlar, bu acı bir şey, kör.
Başlarındaki şeyhleri de kör, dervişleri de köreltiyorlar. Neden? Başındaki şeyh kör olduğundan dolayı, dervişlerin de uyanmasını istemiyor. Çünkü dervişler uyanırsa, hadi arkadaşlar medrese yaptırıyoruz, para. Hadi bakalım Kur'an kursu yaptırıyoruz, para. Hadi bakalım işte Sudan'ın bilmem neresine kuyu kazdıracağız, para. Bu sefer o körlükten kurtulurlarsa, yani onlar, hani Müslüman körlükten kurtulursa, hürriyetine kavuşacak. Hem dini olarak hürriyetine kavuşacak, manevi olarak hürriyetine kavuşacak. İnsan olarak da hürriyetine kavuşacak. Ama o hürriyetine kavuşmaması için, ellerinden gelen bütün çabayı sarf ediyorlar. Mesela, böyle bir İslami kural olabilir mi?
Bir tek kendi sohbetinize geldiniz, başka bir sohbete gitmeyeceksiniz. Başka bir yere gidersen körleşirsin. Zaten kör zaten adam ya, nesine körleşecek. Allah bizi affetsin. Ne yazık ki Müslümanların gündemi Allah değil. Müslümanın gündemi Allah olmayınca, o körlükten de memnun. Gündemi Allah olmayınca, o bağnazlıktan da memnun, yobazlıktan da memnun. Gündemi Allah olmayınca, kendi yaşamış olduğu hayatı, din noktasına koymaktan da memnun. Bir hayat yaşıyor, hayatını din yapıyor. Hayatını din yapıyınca, o hayatından da memnun, dininden de memnun. Neden? Din kendisine göre çünkü, kendisinin üretmiş olduğu bir din. Müslüman olsa dahi, ehl-i tarikat olsa dahi, dini kendisi üretti çünkü.
Kendi hayatına göre bir din üretti. Kendi hayatına göre bir din ürettiğinden, hani heva hevesini ilah edinen kafir oluyor ya, ayeti kerime de öyle diyor ya. Neden? Heva heves bu. Heva hevesine göre, hevasına göre. Yani heva ne? Hava demek. Boşluk. Heves ne? Nefsin kendi, senin önüne koyduğu heveslerin senin. Heva heves, boşluktaki bir heves. Yani onun normalde bir kökü yok. Onun bir temeli yok. Köksüz ve temelsiz heva heves. O heva hevesi ilah edindi. Ne dedi? Bence böyle olması lazım dedi. Yani beş vakit namaz farz kılınmış. Yani bence böyle olmaması lazım. Bence nafileye gerek yok. Sünnetlerin sahih olup olmadığı belli değil. Hemen aldı onu. Heva heves o çünkü.
Ya bence şöyle olması lazım dedi. Heva heves aldı onu. Yani şahsın, kendisi, kendisine bir din üretti. Bize şunu anlattılar. Ne diyor Hazreti Ömer Efendimiz? Biz helvadan putlar yapar. Acıktığımızda onu yerdik. Şimdiki Müslüman da heva hevesinden put yapıyor. Acıkınca yiyor. Din lazım ona. Nasıl din lazım? Onun kendi dini lazım. Allah'ın dini değil. Allah'ın görüşü lazım değil ona. Onun kendi görüşü lazım. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ne yaptığı ona lazım değil. Ya onun kendisi peygamber çünkü haşa. Onun kendi heva ve hevesinden ürettiği peygamber ne dedi ona? O önemli.
Kendi heva ve hevesinden ürettiği Rabbisi ne dedi ona? Bu önemli. Allah'ın dediği değil. Bakın Allah'ın dediği değil. Allah'ın dediğine dönünce geçen haftaki sohbetleri dinleyeceksiniz. Allah arıya vahyediyor. İnsanlara vahyediyor. Göklere vahyediyor. Yerlere vahyediyor. Denizlerin içindekinden vahyediyor. Varlığı tamamiyette vahyediyor. İyi. Kardeş sen de Allah'ın yarattıysın. Sana da vahyediyor. Sen bunu neden görmüyorsun, duymuyorsun? Onu görüp duymuyor o. Onu görüp duymuyor. Neden? Gözü kör, kulağı sağır. Aslında kalbi de mühürlü. Kalbinin mühürlü olduğunu da bilmiyor.
Sebep? Heva hevesinden dolayı. Kalbi de mühürlü. 1935. beyt. Ey derileri altında yokluğun çürütüp mahvettiği kimseler! Sevgilinin sesiyle yokluktan dönün, tekrar var olun. Derilerinin altında yokluğun çürütüp mahvettiği kimseler! İnkar eden, heva hevesini ilah eden, aslında diriymiş gibi görünür ama gerçekte ölüdür.
Hadis-i şevte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, size ölü kimseyle diri kimsenin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah! Allah'ı zikredenler, dikkat edin bakın! Allah'ı zikredenler diri, Allah'ı zikretmeyenler ölü gibidir. Şimdi herkes kendine baksın. Herkes, sohbeti dinleyen buradaki ve dışarıdaki veya dinleyecek olanlar. Bu sözümü duyduktan sonra kendinizi hesaba çekin. Bu söz, peygamberin sözü, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Dil onun, vücut peygamberin, peygamberden söyleyen kim? Allah! Yani bu bir vahiy. Bu vahiy. Ne diyor Hz. Peygamber?
Allah'ı zikredenler diri, zikretmeyenler ölü gibidir. Ey Allah'ı zikretmeyenler! Ölüsünüz. Yaşayan birer ölüsünüz. Ve çürümüş vaziyette içiniz. Buradaki içten murat kalbiniz. Kalbiniz çürük. Çünkü kalpte zikrullah oturmadı. Kalpte zikrullah oturmadığından dolayı bütün vücut çürük. Kalpte zikrullah oturmadığından dolayı mananda çürük. Hepsi çürük. Zikrullah oturmuş olsaydı, o zaman normalde o çürük hükmünde olmayacaktı. Zikrullah olsaydı, kalbi onun vahyi alacaktı. Ehli sünnet alimleriyle biz bunun adına ne koyduk?
İlham koyduk. Çok güzel bir şeydi. Peygamberlere gelen vahyiyle, insanlara gelen vahyin derecesi aynı değildi. Aynı olmadığını göstermek için ona İslam uleması ilham dedi. Ama ayeti kerimelerde ilham kelimesi yok. Ayeti kerimelerin hepsinde vahyi var. Arıya vahyetti. Arıya da ilham etti demiyor. Meryem'e vahyetti. Ona da ilham etti demiyor. Veyahut da Musa'nın annesine vahyetti diyor. Ona da ilham etti demiyor. O zaman Musa'nın annesine vahyeden Allah, Hz. Muhammed'i Mustafa'ya da vahyediyor. Ve sallallahu aleyhi ve sellem için diyor ki, O hiç heva hevesinden konuşmadı. Ayeti kerime sebep, O çünkü vahyin yürüyeni, görünenin görüneniydi.
Vahyin yürüyeni, görüneniydi. Onun bütün her şeyi vahye dayalıydı. Her şeyi, bakın her şeyi. Biz şimdi onun insani yönü olarak tanımladık bazı şeylerini. O da vahye göreydi. Bakın o da vahye göreydi. Biz insani yönü derken, onun sanki insani yönünde hata varmış gibi, insani yönü sanki ayrı bir yönmüş gibi göründük. Hayır. O zerresinden kürriğe komple vahiydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini böyle tanıtmış olsaylardı herkese, herkes de ayrı bir peygamber sevgisi olacaktı. Daha kuvvetli olacaktı. Ve sünnet-i seneye tabi olduğunda kurtuluşu bulacaktı. Sünnet-i seneye tabi olduğunda Allah'a yaklaşacaktı. Nafilellerle Allah'a yaklaşmanın en önemli, en önemli ayaklarından birisi sünnet-i seneye tabi olmaktı.
İşte ama ne yaptı? Bu sefer onlar içlerini çürüttüler. İçi çürüdü ümmetin. En am ayet 122. ölü iken hidayetle diriltip kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkmayan kimse gibi midir? İşte kafirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi. Şimdi normalde o inkarın içerisinde dolaşanlar ne yaptı? İnkarın içerisinde, karanlığa büründüler. Heva hevesini ilah edinenler, karanlığa büründüler ve çürüdüler. Ve kafirlere de yapmış oldukları ameller onlara süslü gösterildi. Bu beytin buraya kadar olan söylediklerim avama ayet tefsirdi beytin. Bu sohbeti dinleyenlerin içerisinde avama ayeti insanlar olacak.
Avama ayet insanlar bu sohbetin bu kısmı onları ilgilendiriyor. Şimdi söyleyeceklerim kendisini sufi yolunda görenler, seyr-i suluk yürüyecek olanlara. Bu beytin ikinci kısmı. Ey varlığın içerisinde çürümüş olanlar! Ey fena mertebesinde kalıp, fena mertebesinden yukarı çıkamayan! Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında fena olup, fena olup, kendi seyr-i sulukunu bitirdiğini düşünen!
Bu sohbetin kendisini şeyh görenler, kendisini mürşid görenler, kendisini mürşidi kamil görenler, kendisini oldum bittim görenlere ve hatta içinizden çıkacak olan kimselere, böyle bir kimse çıkarsa, bu sohbeti iyi dinlesin! Fena makamına gelip de, fena makamında kendince meratibleri bitirdiğini düşünen kimse, varlığın içerisinde çürüdü gitti! O Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında kaldı! O sevgilinin yolunda, sevgiliye daha yürümesi lazımdı! O fena mertebesinden, fena mertebesinden veya herhangi bir sıfatta fena olmaktan yürümesi gerekirdi! Nereye kadar yürüyecek? Cemalullah'ta fena oluncaya kadar yürüyecek! Cemalullah'ta fena olduğunda yolu bitmeyecek!
Ey kendisini şeyh gören, mürşid gören kardeşler! Kendinize bir tane sahih bir mürşid-i kamil bulun! Fena mertebesine ulaşıp da, kendinizi olduk zannetmeyin! O fena mertebesinde çürür gidersiniz! Asıl maksuda ulaşamazsınız! Cemalullah tecelliyetine ulaştığınızda, yolun sonu zannedersiniz! Yolun sonuna geldim! Ben meratibleri bitirdim zannedersin! Bu yanılgıdan ibarettir! Bu yanılgıdan ibarettir! Bir derviş kendisini Cemalullah'ta fena etmeye uğraşır! Bu sufi için bir hedeftir! Bir mümin için hedeftir! Ama oraya gelen bir sufinin önüne yeni bir kapı açılır! O kapı, zatî tecellilerdir! Zatî tecelliler kapısı açılmadıkça, o kimse gerçek manada meratiplerini bitirmiş bir mürşid-i kamil değildir!
Çünkü meratiplerini bitirmiş bir mürşid-i kamil, pir seviyesinde olur! Pir seviyesinde olmadığı müddetçe, o meratiplerini bitirmemiştir! Şeyhlik yapabilir, mürşidlik yapabilir, ama tam manasıyla kemale ermemiştir! Çünkü onda zatî tecelliler yoktur! İşte Hazreti Pir, Allah-u Alem, burada beytin başında, ey derileri altında yokluğun çürütüp mahvetti kimseler derken, diyor ki siz fena mertebesine geldiniz!
Aynı zamanda kendi makamını, kendi meratibini de ortaya koyuyor! Diyor ki siz fena mertebesine geldiniz, fenada kaldınız! Allah-u Alem kendisini söylüyor! Oysa diyor, ben fena mertebesinde geçtim! Zatî tecellilere ram oldum! Zatî tecelliler altındayım! Ve devam ediyor, sevgilinin sesiyle, sevgilinin sesiyle, yokluktan dönün, tekrar var olun! Yani zatî tecelliyle ram olup, zatî tecelliye mazhar olup, yeniden var olun! Yani artık sen, artık sen, Allah'ın zâtî tecellisi altındasın! Asıl varlık O'dur! Allah-u Alem! O ses, yani sevgilinin sesi, Allah kulunun boğazından çıksa da, esasen ve mutlaka padişahdan gelmektedir!
Artık o seni yeniden, Allah'ın zâtî tecellisine götüren ses, veyahut da seni o yolda götüren, yürüten ses, ister senin şeyhinden gelsin, ister senin zâkirinden gelsin, ister ottan gelsin, ister çöpten gelsin, ister kuştan gelsin, ister Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden gelsin, ister geçmiş peygamberlerden gelsin, ister pir efendilerden gelsin, o ses kimden gelirse gelsin, artık padişahdan gelmektedir!
Sen o sesi, o sesi başkasından zannetme! Ezan okundu! Doğru mu? Ses müezzinden mi geldi? Ses müezzinden geldi derseniz, şirke girersiniz! Ezanın sahibi kim? Allah vahyetti! Ezanı kim okursa olsun, Allah vahyetti! Vahyi duyduysan, vahye tabiysen, seni namaza çağırdı! Seni namaza çağırdı! O zaman ses kimin sesi?
Sevgilinin sesi! İmam Malik muvattasından, içinde oturulmayan bir eve girildiği zaman şöyle denmesi müstahaptır! Esselamu aleyne ve âlâ ibâdillâhissâlihîn! Türkçesi ne? Allah'ın selamı bize ve Allah'ın salih kullarına olsun! Ses kimin?
Sen bunu söyledin! Söz senin mi? Söz kimin? Sen söyledin! Kim dinledi? Sen söyledin! Kim dinledi? Sen dinledin! Ne oldu ki? Sen söyledin! Sen dinledin! Vahyi sen aktardın! Sen dinledin! Ey Müslümanlar uyanın! Ezan okundu! Ne dedi? Hayyalet selâh! Ne dedi? Hayyalel felâh! Haydin namaza dedi!
Haydin felaha dedi! Çıktı burada birisi ezan okudu! Kim dinledi, kim okudu? Söz kimin? Allah'ım! Sen söyledin! Kim dinledi? Sen dinledin! Sen varsın ya! Sen var olduğun için! Sen söyledin! Sen dinledin! Yoksan! Çek kendini aradan! Kim söyledi, kim dinledi? Bağırdı ya sabah namazında! Ne dedi? Esselâtu hayrüm minen nevm! Ne söyledi?
Namaz uykudan hayırlıdır! Kim söyledi, kime söyledi? Sevgilinin sesi! Müezzini görürsen şirke düştün! Sevgilinin sesi! Ah bin Malik anlatıyor! Bir gece Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kıldım! Namazı durdu ve Bakara suresini okumaya başladı! Bir rahmet ayeti geçince duruyor! Cenab-ı Hak'tan rahmet niyaz ediyordu! Bir azab ayeti geçince yine duruyor! Allah-u Teala'nın azabından merhametine sığınıyordu! Ardından rüküye vardı! Kıyamda durduğu kadar rüküda durdu!
Ve orada şu zikri okudu! Sübhane zil cebâretü vel mela eketühü vel kibriyâyi vel azâmeti Türkçesi şu! Kudreti sonsuz, uçsuz, bucaksız, mülk ve azâmet sahibi Allah'ın şanına yakışmayan her türlü noksandan tenzih ederim! Ev-i Davud ve Nesai'den Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vahyi okuyor!
Vahyi okurken bir de kalbine gelen vahyiyle cevap veriyor! Vahyi vahyiyle cevap veriyor! Ebu Hureyre'den Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem rüküdan belini doğrulturken Semiallahu limen hamide Allah kendisine hamd edeni duyar!
Allah kendisine hamd edeni duyar! Namazda söylüyorsunuz öyle değil mi? Peki sonra ne diyorsunuz? Rabbena leket hamd Ne dedik? Ey Rabbimiz sana hamd olsun! Peki Biz Semiallahu limen hamideh dediğimizde Ne dedik? Allah kendisine hamd edeni duyar! Kendimiz söylüyoruz! Allah kendisine hamd edileni duydu! Sonra Rabbena leket hamd dedik! Ey Rabbimiz sana hamd olsun! Dedik! Namazda Allah kendisine hamd edeni duyar! Kalktık! Dedik ki Allah'ım sana hamd ediyoruz!
Duyar diyen kimdik? Allah kendisine hamd edeni duyar! Duyar! Dediğimizde bu sözü kim söyledi? Biz söyledik! Ardından Dedik ki Ey Rabbimiz sana hamd olsun! Hem duyar dedik Hem sonra hamd ettik! Sevgilinin sesi değil mi? Ne yaptık? Kendi kendisine Biz Kendi kendisine Kendimize mi hamd ettik? Ona hamd ettik! Öyle mi? O ne dedi? Allah hamd edileni duyar dedi! Biz de dedik ki Sana hamd ediyoruz! Bu nasıl bir ilişki? Hem biz kendimiz diyoruz Allah hamd edileni Hamd edeni duyar!
Sonra da diyoruz ki Sana hamd ediyoruz! Allah! O zaman Allah hamd edileni duyar! Bu Allah'a ait bir söz! Doğru mu? Kimden çıktığı önemli mi? Cevap verdik! Rabbimiz sana hamd olsun! Dedik! Kime cevap verdik? Vahye! Vahye kimden çıktı? Bizden çıktı! Bizim dilimizden çıktı! Ne yapalım? Biz dilimizi tutalım mı şimdi? Vahyi söylemeyelim mi? Vahyi! Vahyi kimin dilinden çıktı? Namaz kılanların hepsinin dilinden çıktı! Ne yapalım? İnsanın dilinden çıktı diye Kabul etmeyelim mi şimdi? Dikkat edin!
Vahyi insandan çıktı diye Kabul etmeyeceğiz mi şimdi? Ezanı Sahabe rüyasında gördü! Doğru mu? Geldi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Ezanı söyledi değil mi? Allah Resulü de hemen kabul etti değil mi ezanı? Üzerinde şek şüphe etti mi? Etmedi! O sahabenin rüyasının sahihliğinden dolayı O sahabenin rüyasını vahyi olarak görmemiz doğru mu? Şimdi bütün ezanlar okunuyor! O sahabenin rüyasından okunuyor! Ezan Kur'an'dan mı? Değil! Ezan peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kalbine gelmiş olan Hani hadisi kudsi dediğimiz vahiyden mi? Değil! Ezan ne? Ezan bir sahabenin görmüş olduğu rüya! Şimdi az önce okundu!
Bütün Müslümanlar ezanı dinledi mi? Bir sahabenin rüyasındaki kelimeleri dinlediniz! Bir sahabenin rüyasında kendisine bildirilen kelimeleri dinlediniz! Reddedebildiniz mi? Peygamber reddetmedi sallallahu aleyhi ve sellem! Ezan olarak okunuyor! Her ne kadar Bilal-i Habeşi'den meşhur olsa da Rüyayı gören Bilal-i Habeşi değil! Peki ezanın vahyi değil diyebilir miyiz? Diyemeyiz! Geçen haftaki derste Sahih rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür dedik mi? Adi şerifte dedik İbrahim'e rüyasında vahyetti mi?
Evet Yusuf'a rüyasında vahyetti mi? Evet Meryem'e vahyetti mi? Evet Musa'nın annesine vahyetti mi? Meleklere vahyetti mi? Göğe yere vahyetti mi? Arı'ya vahyetti mi? Kardeş! Canım kardeşim benim! Bakın ezan okundu! Ezan okununca da normalde ezan da bir sahabenin görmüş olduğu rüya mı? Evet O zaman sevgilinin sesiyle padişahtan geldi o O ses kimden gelirse gelsin padişahtan geldi Evet yine ardından rükuya vardı Kıyamda durduğu kadar rükuda da durdu Ve orada şu zikri okudu Aa bunu okuduk! Evet!
En önemlisi Nerede? Her namazda oturuyoruz! Ne okuyoruz? Ettehiyyatı! Doğru mu? Peki! Kur'an'da geçiyor mu ettehiyyatı duası? Yok! Hadis-i kutsilerde var mı? Yok! Ben Türkçesini okuyacağım! Sözle ve bedenle yapılan bütün ibadetler, güzel sözler Allah'a mahsustur! Ey peygamber! Dikkat edin buraya! Ey peygamber! Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun! Her oturuşta bunu okuduk mu? Okuduk! Bizim dilimizden, bizim dilimizden kime gitti selam ve rahmet, bereket? Efendim?
Peygambere gitti! Doğru mu? Evet! Bakın devam ediyoruz! Şunu kesin bir dille belirtirim ki Allah'tan başka ilah yoktur! Ve yine kesin bir dille belirtirim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resulüdür! Peki! Ettehiyyatı! Oturduğumuzda okuduk! Oturunca, okuyunca, dedi ki bir de ettehiyyatı miktarınca oturmak namazda fark! Hanefilere göre namazın içindeki en önemli farzlardan birisi ayakta durmak, rüküye gitmek, secdeye gitmek ve oturmak!
Peki! O zaman şimdi bizim dilimizden, bizim dilimizden biz diyoruz ki ey peygamber! Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi senin üzerine olsun! Ondan sonra da dönüyoruz, kendimize diyoruz ki şuna iman ettik, kesin bir dille söyledik, Allah'tan başka ilah yok! Ve yine kesin bir şekilde belirttik, Muhammed onun kulu ve Resulüdür!
Kim söyledi, kim dinledi? Kime söyledi? Musa ateşin yanına gelince, mukaddes yerdeki vadinin sağ tarafından ağaçtan şöyle nida edildi! Ey Musa! Ben alemlerin Rabbi olan Allah'ım! İyi, ses ağaçtan geldi, ses ağaçtan geldi!
Ses ağaçtan gelince, Musa bu ağacın sesi mi dedi? Ne dedi? Bu Rabbimin sesi dedi! Rabbim onunla konuştu, değil mi? Ağaç ne oldu? Hicab, perde oldu! İyi, Muhammed ümmeti, ettehiyyatıda perde yok! Hiç düşündün mü? Sen direkt perdesiz diyorsun ki, her namazda, ey peygamber Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun! Ve dönüyorsun diyorsun ki, Allah'tan başka ilah yoktur, peygamberi de onun kulu ve elçisidir! Burada perde var mı arkadaşlar?
Burada örtü var mı? Namazda diyorsun ki, Allah hamd edenleri duyar! Sonra aynı anda diyorsun ki, ya Rabbi, öyle demiyor musun? Rabbim biz sana hamd olsun! Allah kendisine hamd edileni duyar dediğin anda, sen diyorsun! Onun olsun diyorsun ki, Rabbimiz sana hamd olsun! Perde var mı? Rabbin senden, sana seslendi! Rabbin senden, sana seslendi! Bunu böyle duyarsan, bunu böyle anlarsan, Rabbin senden, senden, senin dilinden, senin dilinden, sana seslendi! Sen de Allah'a hamd ettin!
Senin dilinden sana vahyetti! Senin dilinden sana vahyetti! Sen de dedin ki, duyuyor ya! Sen de ne yaptın? Senin dilinden vahy ile Allah hamd edenlerin hamdini duyar dedi! Ve sonra sen de hamd ettin! Kimin dilinden kime konuştu? Senin dilinden yine sana konuştu! Meryem ayet 25-26 Meryem'e dedi ki, Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze hurma dökülsün! Ye iç! Gözün aydın olsun! Meryem'e perdesiz konuştu! Meryem'in kalbine ilham etti! Perdesiz!
Dedi ki, hurma dalını kendine doğru çek, silkele! Kopkuru bir hurma ağacı! Çekti dalını, silkeledi, tazecik hurmalar yedi! Ve dedi ki, ye iç! Gözün aydın olsun! Kime dedi? Meryem'e! Perdeden mi konuştu? Hayır! Perdesiz konuştu! Perdesiz konuştu! Direkt onun kalbine ilham etti! Kur'an söyledim! Söylediğim şey Kur'an! Başka bir şey değil! Meryem'e vahy eden sana neden vahyetmesin? Musa'nın annesine vahy eden sana neden vahyetmesin? Sahabeye vahy eden sana neden vahyetmesin? Sen neden sahih rüya görmeyesin?
Veya gördüğün sahih rüyayı neden tereddüt edesin? Neden rüyana tabi olmazsın? Vahye karşı gelirsin? Neden dersin boş boş bu işler rüyayla olmaz diye? Bu işler rüyayla olmaz dediğinde, hem ayet-i kerimeyi inkar edersin, hem hadisleri inkar edersin, vahyi inkar ediyorsun. Allah ona dedi ki, ben dilim, sen vücutsun, ben senin hislerin, memnuniyet ve gazabınım. Yürü! Benimle duyan, benimle gören sensin. Sır sahibi olmak ne demek? bizzat sır sensin. Sen madem ki hayret aleminde lillah sırrına mazhar oldun, ben de senin olurum.
Çünkü kim Allah'ın olursa, Allah da onun olur. Dedi Hz. Pir. Yürü! Ben dilim, sen vücutsun. Ben senin hislerinim. Ben senin memnuniyet ve gazabınım. Gazabınım, yürü! Benimle duyan, benimle gören sensin. Benimle gören, benimle duyan sensin. Sen madem ki hayret aleminde lillah sırrına mazhar oldun. Allah kullarını seçer. Sen ona bir adım gelirsen, o sana on adım gelir. Hadisi Kudsi, sen ona on adım gidersen, o sana yüz adım gelir. Sen ona yüz adım gidersen, o sana koşarak gelir.
Rabbin kullarını seçer. Dilediğini yaratır. Dilediğini yaratır ve dilediğini de kendine seçer. Dilediğini yaratır. Ve dilediğini yarattıklarının içinden de kendisine seçer. Hiç kimsenin seçme hakkı yoktur. Allah birini seçecekse, kendine seçmiştir. senin başka bir şey seçme hakkın yoktur. Senin seçilme hakkın da yoktur. Kudret onun, kuvvet onun, aziz olan o. İstediğini aziz eder, istediğini zelil eder. Aziz ettiğini hiç kimse zelil edemez, zelil ettiğini de hiç kimse aziz edemez.
O kendine seçtiyse birisini, ona hidayet verir. Ona ilim verir. Ona verilmesi gereken ne var ise, hepsinde verir. Onu salih amellere aşina eder. Onu sufiliğe aşina eder. Onu Allah yolunda koşmaya aşina eder. O yolda koşanların yanında seni istihdam eder. O seçmiştir çünkü. Ve o öyle bir Allah'tır ki, ondan başka ilah yoktur. Ondan başka yaratıcı yoktur.
Onun dışında yaratan, seçen, bir Rab olmadığı gibi, uluhiyette, ululukta da yegane o vardır. Ondan daha ulusu, ondan daha büyüğü yoktur. Bütün kudret ve kuvveti elinde tutan O'dur. Bütün hakimiyeti kendi zatında tutan O'dur. Başında da, sonunda da, başlangıç olarak el-evvelde de, el-ahirde de, hamd onadır. Başka bir yere hamd yoktur. el-hamdülillahi rabbil alemin. Hamd, alemlerin Rabbinedir. Çünkü seçtiğini aziz edecek olan da, O'dur.
Kahrı, cezası, cefası, bütün her şeyi, elinde tutan da O'dur. İsterse kahrıyla terbiye eder, isterse cemaliyle terbiye eder, ister rahmanıyla terbiye eder, ister rahimiyle terbiye eder. Terbiye eden de O'dur. Ve, bütün yarattıkları, sonunda O'na döner. Bütün yarattıkları, bütün yarattıkları O'na döndüğü gibi, bütün yarattığı her şey, O'na muhtaçtır. yarattığı her şey, O'na muhtaçtır. Yarattığı her şey, O'nun önünde fakirdir. Gani olan O'dur. Senin üzerinde maddi, manevi, her ne var ise, gerçek sahibi O'dur.
Senin hiçbir şeyin yoktur. Sen bir hiçsindir. Bunu idrak edebilirsen, ne ala sana? Bunu idrak edemezsen, Allah muhafaza eylesin. Senin sonun hüsrandır. Şura 13, Allah dilediğini kendine seçer, itaatine göleneni de kendine iletir. Allah dilediğini kendine seçer. Sen O'na itaat edersen, seni kendine yönlendirir. Allah dilediğini seçer, kendisine itaat edenleri de kendisine yönlendirir. Sen O'na itaat etmezsen, O'na yönelemezsin. O'na yönelemezsin demek, O'na ulaşamazsın. ünsiyet peydah edemezsin.
Muhakkak ve muhakkak, senin O'na yönelmen gerekir. Muhakkak, O'na itaat etmen gerekir. Eğer itaat edersen, senin önüne bir nur koyar, yolunu aydınlatır. Eğer itaat edersen, senin kalbine bir nur verir. senin gideceğin yönü artık gösterir sana. Sen O'nu zikredersen, O seni zikreder. Sen O'nu zikretmezsen, O seni zikretmez, hususi manada. Sen O'na yönelirsen, O seni kendine doğru çeker. Sen O'na bir adım gidersen, O sana on adım gelir. Sen O'na sırtını dönersen, O da sana sırtını döner. Ve eğer sen O'na yönelirsen, seni ruhul kudüsle desteklerim diyor.
Ayet ne? Ayet Bakara 87. Seni bir ruhla destekler. Mücadele 22. İşte Allah bunların kalplerine imanı yerleştirmiş ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir. Ey Müslüman kardeş! Allah'a yönelirsen, Cenab-ı Hak kendi katından kalbine, kendi katından, hiçbir kulun haberi yok bundan. Hiçbir peygamberin haberi yok. Cebrail'in haberi yok. Mikail'in haberi yok. Meleklerin haberi yok. Bu sırrın sırrı, Allah senin kalbine bir ruh üflecek. O ruh ayrı bir ruh. O ruh sana yol gösterecek. O ruh sana mihmandallık edecek. O ruh seni Allah'a yaklaştıracak. Ve yürüyeceksin o yolda. O kutlu ol yolda yürüyeceksin.
O zaman imanın tadını alacaksın. O zaman Allah'ı görüyormuşçasına iman edeceksin. O zaman Allah'a görüyormuşçasına ibadet edeceksin. Ey Müslümanlar! Allah'ı tanıyın, Allah'ı bilin, Allah'ı sevin ve Allah'a itaat ederseniz, o sizin kalbinize bir ruh gönderecek. O ruh senin söyleyen dilin, duyan kulağın, tutan elin, yüreğin ayağın olacak. Hz. Pir bu hadisi kutsi iyi söylüyor. Ama bu hadisi kutsiden önce bu ayet-i kerimeleri bilmeniz lazımdı. Seni ruhla ne yapacak? Destitleyecek. Kalbine verecek o ruhu. Kalbine. Ve kalbinden bir ses sana yapma diyecek. Sen o sesle tabi olacaksın. Seni Cebrail'le destekleyecek.
Ruhul Kudüs'le desteklerim dedi. Ruhul Kudüs kim? Cebrail aleyhisselam. Ne dedi Cenab-ı Hak? Kul Allah'ı severse, Allah da kulunu sever. Allah kulunu severse, Cebrail'e nida eder. Ey Cebrail! Allah filanca kulunu sevdi, sen de sev. Ve gök halkına nida et. Allah Cebrail'le seni destekledi. Cebrail gök halkına nida etti. Ey gök halkı! Belekler demedi. Ey gök halkı! Çünkü Allah göklere de vahyeder. Allah yerlere de vahyeder. Allah denizlere de vahyeder. Cebrail nida etti. Ey gök halkı! Cebrail nida ederse, bütün varlık selama durur. Çünkü ondan konuşan Allah'tır. Bütün varlık selama durur.
Bütün varlık! Cebrail'in üzerinden konuşan Allah'tır çünkü. Cebrail nida eder. Ey gök halkı! Allah filanca kulu sevdi. Siz de sevin. Bütün gök halkı onu sever. Melekler mümin kulların kalbine vahyeder. Allah filanı sevdi. Siz de sevin diye. Hadis-i şerif şöyle gidiyor. Göktekiler de o kimseyi severler. Göktekiler! Gök halkı! Cinni tayfesinden tutun da ismini bildiniz bilmediniz. Sabaha kadar, sabaha kadar, tan yeri ağarıncaya kadar, bir kadir gecesi, böyle bölük bölük geliyorlar.
Hiç tanımadığımız, görmediğimiz varlıktan. Beytullah'ta olana söylüyorum. Nerede İsmail? Burada mı bizim aşçı İsmail? Gelmedi mi bu gece? O sene ömrede olanlar bizden elini kaldırsın. Tam akşam namazının vaktiydi değil mi? İsmail geldi dedi ki bu gece Kadir gecesi mi dedi. Ben de dedim ki hadi bakalım dedim. Sudeysi Kadir suresini okursa Hatırladın mı o geceyi? Sudeysi Kadir gecesini okusun o zaman dedim. Kadir gecesiyse dedim. Aynen tabirim bu. Evet, Sudeysi Bir de Sudeysi'nin okuyup okumayacağını da Sudeysi'nin dolduğunu bilmiyoruz. Sudeysi geldi ilk sure Fatiha'yı okudu.
Ben açık açık konuşayım artık. Bizim çuvalın ağzı dikişi kalmadı bu ara. İçimden dedim Kadir gecesiyse Oku Kadir suresini de dedim. Delil olsun. Sudeysi durdu, durdu, durdu bir an. Sonra Kadir suresini patlattı. Aha şuraya düşüvereyim dedim içimde. Akşam namazı kılındı. Bunları kendimi meth etmek için söylemiyorum. Size ölçü olsun diye söylüyorum. Size delil olsun diye söylüyorum. Tabiri caizse ben dünyayı da ahireti de bohçaladım attım kenara. İsterse bir tane derviş kardeş kalmasın. İsterse bir dünya bir dünya dolusu derviş olsun. Tabiri caizse umurumda değil.
Ben kendimde kendi hayatımı bitirdim ben. Benim için ölümle yaşamanın bir farkı yok. Bunu böyle şataat gibi algılamayın. Geçiyor. Binlercesi geçiyor. Tavaf edip gidiyorlar. O gün Kadir gecesiymiş. Gök halkı da o gün tavaf edermiş. Kat kat Beytullah'tan ta Arşala'ya kadar.
Hepsinin kendi katı var. Hepsinin başında padişahı, imamı hiç unutmuyorum bu estanteneği. Bayrakları, sancakları var. Hepsi de Beytullah'a gelip tavaf ediyorlar. Bir de başlarındakiler Allah affetsin. Kimisi kendi kendisini tanıtıyor. Kimisine bir bir münadi var. O tanıtıyor. Bunlar filanca gök halkından. Bunlar filanca gök halkından. Ta sabah namazı okununcaya kadar. Sabah ezanı okundu. Sabah namazı kılındı. Bitti. Allah Cebrail'le nida eder. Gök halkı da seni sever. Senin bir şey yapmana gerek yok. Sana kendilerini tanıtırlar. Şeyhim diyecek olanlar bunları çalıp çırpıp kendileri bir şey yaşıyormuş gibi anlatmasınlar.
Hırsızlık olur. Yaşamadığı, görmediği rüyayı anlatmak da malum çok ağır bir şey. Ve göktekinler seni seyreder. Hepsi de seni sever. O zaman farklı bir ayetin sende tecelliyatı olur. Sende farklı bir tecelliyat olur. O tecelliyat ne? Enfal 17 O kafirleri siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü. Ey Muhammed kafirleri attığın zaman aslında sen atmadın. Fakat Allah attı. İşte sen zat-ı tecelliye mazhar oldun. Zat-ı tecelliye mazhar olduğunda artık sen atmadın. O attı. Artık söyleyen dilisin.
Gören gözüsün. Tutan elisin. Yüreğin ayağısın. Artık senden değil o söz. Ondan. Artık gördüğün senin değil. Onun. Onunla gördün. Onunla tuttun. Zati tecelliyatın ayet-i kerimedeki hali ve kulun üzerinde o hale gelen kulun üzerinde görünen hak oldu.
hak sıfatlarıyla kulunda zahir oldu. Hak sıfatlarıyla kulunda zahir oldu. Aslında kul orada batın sıfatına geçti. Çünkü kulda bir şey kalmadı. Benimle görürsün dedi. Benimle duyarsın. Benimle söylersin. Benimle tutarsın dediğinde kulun kendisi kalmadı. Kul batın oldu. O hak zahir oldu. Onun üzerinde. Ve bütün sıfatlarıyla kulun üzerinde tecelli etti. sıfatlarıyla. Kul kalmadı ortada. Az önce sıfatın tecelliyatından bahsetmiştik. İşte şimdi de zati tecelli bu oldu. İşte bu da o meşhur hadisi kutsinin şerhiydi.
Hz. Pir onu Allah affetsin bir beytle söyledi. Hani ilim bir noktaysa cahiller çoğaltırmış. Biz de çoğalttık. Neydi hadisi kutsi? Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse. Neden? Çünkü o kul üzerinde veli olan o kulun üzerinde tecelli eden zati ve sıfatı tecellilerin hepsi de ona ait.
Kulağa ait değil. Ona düşman oldun. Gerçekte kime düşman oldun? Allah'a düşman oldun. Ne dedi? Veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Ben de ona düşman olurum demedi. Ben ona harp ilan ederim dedi. Yani o gerçekte benimle savaşır dedi. Allah'la savaşanın galip olması mümkün mü? Değil. Kuluma bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma giden ona farz kıldıklarım. O nafilellerle bana yaklaşmaya devam eder. Ve hadisi kutsinin Türkçe karşılığı şey benim sevgime erişir diyor.
O Türkçe karşılığında. O benim sevgime erişir. Türkçe olarak karşılık olarak onu bulmuşlar. Aslında değil. O aşka ulaşır. Allah'a aşık olur o. O aşık olunca da Allah onu sever. Yani kul onun sevgisine erişti. Yani kul Allah'ı sevdi. Allah da onu sevdi. Allah da onu sevdi. Bakın kul Allah'ı sevdi. Allah da onu sevdi. Allah onu sevince hadisi kutsi devam ediyor. Gören gezi, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili olurum. Benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, benimle yürür, benimle tutar.
Devam ediyor hadisi kutsi. Benden bir şey isteyince ona veririm. Açık çek. Benden bir şey isteyince ona veririm. benden sığınma talep ederse onu himayeme alırım. Onu korurum. Hazreti Pir bu hadisi kutsi Allah-u Alem bir beytte söylemiş. Ne güzel demiş değil mi? Buradaki beytlerde. Allah ona dedi ki ben dilim sen vücutsun. Ben senin hislerin memnuniyet ve gazabınım. Yürü benimle duyan, benimle gören sensin. muhteşem. Sır sahibi olmak da ne demek?
Bizzat sır sensin. Bizzat sır sensin. Yürü kardeş. O Allah'ı sev. Ona muhabbet besle. Ona tabi ol. Ona tabi ol. Velilerine düşmanlık etme. Muhalefet etme. Zorla senin boynunu büküp derviş ol diyen mi var? Hiç olmazsa dilini tut. kendini tut. Bırak su akar yolunu bulur. Sen namad dilini tutmuyorsun. Allah muhafaza eylesin. Son safa artık bu son safada o mürşidi kamilin üzerinde zatî tecelliler zatî tecelliler onun üzerinde tecelli etmeye başlar.
ve o zatî tecellilere tabiri caizse gark olur. Öyle olunca benim tabirim gark olmak ya bayındır lafı. Zatî tecellilere gark olur. Zatî tecellilere gark olunca hadisi kudsi tecelli der. Ben insanın sırrıyım insan da benim sırrımdır der. Bu akşamlık bu kadar yetsin mi? Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Biraz böyle gecikiyoruz. İçeride bir çay kahve içiyoruz. Böyle bir kafamızı dağıtıyoruz. Ama vakitte geçiyor. Hakkınızı helal edin. Bundan sonra bizim artık böyle benden çok saat dakikada beklemeyin. Böyle kendimizi tacı adayın bir güzence.
Yaşlı ihtiyar adamız artık. O yüzden bu kadarlık bizim de yaşlılığımızı ihtiyarlığımıza verin artık. Olmaz mı? Allah razı olsun. Olmaz diyen varsa söylesin. Yani hakkın avucuna koyacak kadar gücümüz kuvvetimiz var gene. Sonuçta bayındırlıyız. ölümüz dahi iş yapar Allah'ın izniyle. Tabii ya bak ölümüz dahi iş yapar dedim. Bizim Hacı Oktay aklımıza geldi ya. Maşallah. Dirisi de iş yapıyor, ölüsü de iş yapıyor. Durmuyor. Hamdolsun. Ölüsünün de tecelliyatını gördük.
O yüzden ölü demeye de artık böyle dilimiz ağırmıyor. dedim. Bundan sonra ölü demeyeyim artık ben dedim. Onun sevdiği bir tabir var. Nuriye diyordu. Nuriye'nin işte babası da vefat ettiydi malum. E tabi bizim Hacı Oktay'ın da babası vefat ettiydi. işte Hacı Oktay'ın babası vefat edince işte Türkan teyze diyormuş. Türkan teyze üçü, yedisi. Yok burnu düştü, yok göze aktı, yok helva dağıtalım, yok köfte verelim ortalığa. Oktay da diyor ki Nuriye oğlum senin baban öldü diyor. Ne üçü, ne beşi, ne yedisi hiçbir şey görmedik diyor. Ondan sonra Nuri de gülüyor tabi.
Garibim ne yapsın Oktay'la nereye uğraşacak? Bugüne kadar hiç kimse uğraşamadı Oktay'la. Allah'ın izniyle. Neyse muhabbet bu. Şimdi ardından ben bunu sürdüreceğim. Ona göre üçü, beşi, yedisi, dokuzu, on üçü, on beşi, on yedisi, yirmi biri, kırkı, sekseni, yüz yirmisi, seneyi devriyesi. Yapacak bir şey yok artık. Herkes ona göre gardını alsın. Sözüm nereye gidiyor? Herkes biliyor. Siz böyle bakıyorsunuz ama bu sözün gittiği bir yer var. O yüzden o kendini biliyor. Şimdi diyor ki kendi kendine tamam üçünü, beşini, yedisini, kırkını takip edeceğiz artık diyordur. Yapacak bir şey yok. Allah bizi affetsin.
Hakkınızı helal edin. El-Fatiha, selam'a selavat. Amin. Yusuf Hoca bu ilahi yıllar, benim bu sohbetleri dinlemesinler.
Beni herhalde böyle aforoz ederler gibi geliyor bana. İki haftadır abone denilsin. Bütün dini tedrisat gözünün önünden geçti. Hiç kalmadı. Biz de o, biz de çok önceden kalmamıştı. Geçen hafta sen de çarpıldın yani. On beş senelik dini öğreti kalmadı. Hiçbir şey. Eyvah! İlahiyatçılar, diyanetçiler dinlemesin bu sohbeti o zaman ya.
Ama ben ne yapayım? Ayet-i Kerimeler bunlar. Sonuç itibariyle ben de Ayet-i Kerimeler okuyorum. Başka bir şey değil. Benim Arapçam yok ama öyle bir dini tedrisatımız da yok. Bunu böyle hani ben methedileyim diye söylemiyorum. Ama gerçekten de yani bu Müslümanlara meselenin hakikati anlatılmıyor.
Evet, evet. İnsanda vahiy olmaz değil mi? Tabii. Şirk. Ayet-i Kerimede ben vahiyettim diyor. Üç tane vahiy kategorisi var. Öyle öyle, öyle diyorlar. Ben de o yüzden onların dedikleri yere tabiri caizse damarlarına basıyorum. Ben doğruyu anlattığına inanıyorum. Selamünaleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi