mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1927.Beyitten) 27.04.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Nisan 2024 · 59:56

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâni zikrfâlemennâhu, Lâk Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyâyi vel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin.
Hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı, batılı bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e yardım eylesin. Nerede bir Müslümanla zulmediliyorsa, Cenab-ı Hak zulmeden zalimlerden intikamımızı alsın. Zulmedenleri kahhar ismi şerifiyle kahreyle eylesin. Zulmedenleri birbirine düşürüp, bölüp, parçalasın. Zulmedenleri makamlarını yerle yeksan eylesin. Hepsini de Tanrı mar etsin, dağıtsın. Eşmeyin. 1927. Beyt'ten devam ediyoruz. Geçen hafta malum velilerin içi nameleri evvela der ki, ey yokluk aleminin cüzüleri, kendinize gelin, nefis yokluğundan baş çıkaran bu hayali, bu vehmi bir tarafa atın.
Tabi veliler deyince biraz böyle velilerle alakalı ve velilerin iç alemiyle alakalı kısa da olsa bir sohbet olmuş oldu. Yine buna bu minval üzerinde Hazreti Pir devam ediyor. Ey kevn-ü fesat aleminde tamamıyla çürümüş canlar! Ebedi canlarınız ne vücuda geldi ne de doğduğun. Bu bozuk, fesat dediği bozuk, bu dünya aleminde, bu keşici alemde, bu sonuç itibariyle bizim var gördüğümüz ama hakikatte olmayan bu alemde ne vücuda geldiniz ne de doğdunuz diyor. Çok ileri safhada bir söz söylüyor Hazreti Pir. Ama bu normalde bunu söylerken de, bu benim anladığıma göre heva ve heveslerini ilahlaştıran, bu noktada bu fesat alemde, bu kendisini de fesata sürükleyen ve hem fikri olarak hem ameli olarak, çok affedersiniz ama bozulmuş, çürümüş, kendilerini bu fesatlıktan, bu çürümüşlükten kurtaramayıp,
tabiri caizse nefislerini hayvani nefisten yukarı çıkaramayıp, hayvani nefiste kalanlar ve hatta yine ayet-i kerime mucibince, hayvandan daha aşağı bir halde yaşayanlar. Furkan ayet 44. Yoksa sen onların çoğunun dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanıyorsun? Başka değil, onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler. Hatta daha da sapıktırlar. Bu fesada uğrayanlar, yani nefislerini nefsi emmareden daha aşağıda tutanlar, nefs-i emmâre de dahil buna, emmareden daha aşağı tutanlar, din bilmez, diyanet bilmez, Allah bilmez, peygamber bilmez, tabi olmaz. Bu tip insanlar, kendilerince çürümüş bir hayatların içerisinde yaşayıp, o çürümüş hayatı, o kendilerince, kendilerine parlak gelen hayatı doğru zanneden, ama ne yazık ki o çürük hayatın içerisinde yaşamaya devam edenler ve bu manada heva ve heveslerini ilah edinen,
bu Adem'den itibaren insanların en büyük handikaplarından birisi, kendi heva ve heveslerini ilah edilmesidir. İnsan çünkü aklına uyunca, vahyi bırakınca, kendi heva ve hevesini ilahlaştırır. Hani bunu böyle Kur'an ve sünnetin insanın kendi hürriyetine bıraktığı yerler vardır. Bir kimse orada ben bunu tercih ediyorum diyebilir. Yani ayın başında, ortasında, sonunda namaz vardır, sünnettir. Bir de 14'ünde, 15'inde, 16'sında vardır, o da sünnettir. Bir de pazartesi, perşembe vardır. Bir de nafile oruç olarak söylüyorum. Bir de bir gün boş, bir gün dolu vardır. Sen bunlardan birisini tercih edebilirsin. dersin ki ben bunu tercih ettim. Bu sünnet senin içindedir.
Ama buna rağmen sen farklı bir oruç çıkarıyorsan, adına da oruç diyorsan onun, işte bu, bu sefer normalde heva hevesini ilah edilmiş oldun. Kendi heva ve hevesinden bir şey çıkarmış oldun. Ne yazık ki tarih boyunca, insanlık bu konuda sıkıntıya düşmüş. Heva ve heveslerini ilah edilmişler. Kendi heva ve heveslerini kendi ilahları olarak devam ettirmişler. Hatta daha ileri yapmışlar. Heva heveslerinden çıkan o bozukluğu, o fesadı, güç, eline güç geçirenler, o fesada herkesin uyması için zorbalık yapmışlar, baskı yapmışlar. Heva ve hevesini ilah etmiş. Herkes benim istediğim gibi inanacak, benim istediğim gibi ibadet edecek demiş. Böyle zorbalık yapmışlar, böyle baskı düzenlemişler.
İşte bunlar normalde, yeryüzünde fesat çıkaran, bozgunculuk çıkaran insanlar. Ve yine Ayet-i Kerime'de kötü işi kendisine süslendirilip de onu güzel gören, salih amellerle işleyenler bir midir? Yoksa sen onların çoğunun dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanıyorsun? O Ayet-i Kerime'nin başı böyle çünkü. Yani sen dinlediklerini aklettiklerini, onlara kötü işleri kendisine süslendirilip iyiymiş gibi geliyor. İşte, bunlar normalde, bu fesat aleminde ne yazık ki fesatlıklarına devam edip, bu fesada, bu fesada, tabiri caizse, yangına benzin taşımak gibi bir şey. ve bunlar bu fani olan, geçici olan bu alemde sanki kalıcı olacakmış gibi, sanki hayatın sonu gelmeyecekmiş gibi, hatta sanki bu dünyanın sonu gelmeyecekmiş gibi kötülüklerine iyilik olarak devam ediyorlar.
ve bu çürümüşlüğün içerisinden kendilerine de o çürümüşlük yerde çürük bir şekilde kendilerine pay çıkarıyorlar. O çürük, o necis dünyanın içerisinde necasetin padişahlığını, necasetin krallığını yapacağız diye uğraşıyorlar. daha ilerilerini konuşayım, bu necaset aleminin içerisinde necasetin şehrini yapma, necasetin pirliğini yapma, necasetin içinde kendini bir şey zannetmeye çalışıyorlar.
Oysa, sen gelip geçici olduğun gibi, bu alem de gelip geçici, sen gelip geçici olduğun gibi, bu dünya da gelip geçici, senin hayatın da gelip geçici. Hatta Hz. Pir'e göre, sen var olmadın bile. Şimdi, burası aslında, ben sohbetlerde derim ya, herkes Muhyiddin Arabi Hazretlerini çözümlendiriyor. Çözümlenmesi zor bir kimse sözlerini, çözümlemesi zor bir kimse olarak görür, tespitlerini, tasavvufi veya varlığın üzerindeki tespitlerini, varlığın üzerindeki işaretlerini, o normalde çok girift gelir.
Ben de derim ki hep, siz Arabi'nin dilinden dolayı ağır gelir, dilinden dolayı ağır geldiğinden, onun tespitleri size çözümlenmesi zormuş gibi gelir. Oysa, Hz. Mevlana, Celalet-i Rum Hazretleri, Arabi'den almış olduğu bayrağı, daha ileriye götürmüştür. Daha ileri konuşur, daha derin konuşur, daha girift konuşur ama bunları söylerken, hikayelerle, örneklendirerekten söyler. Ben şimdi az önce bu meselenin zahir, bu beyti zahir olarak yorumladım. Bu beytin bir de batini yorumu var, ben de yazmadım onu zaten. Beytin batini yorumuna Allah alem. Hz. Pir diyor ki, normalde bu alem, fesat aleminde tamamıyla çürümüş bu alem. Alemi çürümüş olarak görüyor önce. Ve bu çürümüşlüğün içerisinde canları da çürümüş olarak görüyor.
Ve ebedi olan canlarınız bu çürümüşlüğün içerisinde gerçek manada var olmadı. Bu çürümüşlüğün içerisinde siz hakikati yakalayamadınız. Siz hakikati yakalayamadığınız için yok hükmündesiniz. Hani geçen hafta sohbette de dile getirmiştim. Ey ashabım sizi zikredenle zikretmenin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allah'ı zikreden diridir, Allah'ı zikretmeyen ölü gibidir. Yani o kimse ölü hükmünde. Neden? Allah'ı zikretmedi çünkü. Allah'ı zikretmeyen bir kimse fesada uğradı. Gerçek manada fesada uğradı. Bozuldu. Bir şeyin fesada uğraması demek, o şeyin bozulması demek. Bozulmak demek, o şeyin efsafının bozulması.
Yani bir madde ise maddenin kendi efsafının bozulması. Çürümesi, bir yemek düşünün, yemek eğer ki düzgün bir şekilde saklanmadı, fesada uğradı, bozuldu. Veyahut da siz bir meyve düşünün, bir müddet sonra içine kurt girdi, bozuldu. Bir tarla düşünün, tarlanın içerisine sinekler bastı, benim tarasa bastığı gibi bitkileri bozdu. Fesada uğrattı. Bir şey onu fesada uğrattı. İşte bir kimse Kur'an ve sünnete tabi olmazsa ve Allah'ı çokça zikretmezse o kimse fesada uğradı, bozuldu. Ve bu alem fesada uğramış vaziyette. Bu alemin içerisinde Kur'an ve sünnete tabi olmayan, Allah'ı zikretmeyen de fesada uğradı. Bunun, Hz. Pir bu velilerle ve peygamberlerin iç alemiyle alakalı konuştuğu için söylüyorum.
Eğer senin yolun bir mürşide uğramadıysa, sen de fesada uğramışlardansın. Yani çürümüşsün ve yok hükmündesin. Çürümüşsün, yok hükmündesin. Sen diyeceksin ki varım ama Allah ininde yok hükmündesin. Sebep, çünkü sen Allah'ın nefesiyle nefeslenmedin. Sen Muhammed-i Mustafa'nın nuruyla nurlanmadın. Sen zikrullahın nuruyla nurlanmadın. Ancak bunlarla sen diri olacaktın. Ama bunlara uğramadığından dolayı ölü hükmündesin. Ölü hükmündesen o zaman normalde ne doğdun ne vücuda geldin. Bu manada Hazreti Pir diyor ki, onu yok hükmünde görüyor. Rabbim bizi onlardan eylemesin. O namelerden pek az, pek cüzi bir miktarını söylesem, canlar mezar ve merkatlerinden başkaldırırlar.
Yani o veliliğin iç aleminden, bunu ben Hazreti Pir'in üzerinden yürüyeyim. Hazreti Pir diyor ki, ben kendi iç alemimden, kendi gönül dünyamdan, bana verilen ilhamdan, bana verilen ilhamdan, bana gelen ilhamdan, bana gelen il milletinden, ben bunu dışarı söylemiş olsam, yani mezardakinlere anlatsam, mezardakinlerin hepsi de ayağa kalkar, dirilirler.
Bunun bir miktarını söylesem, canlar mezar ve merkatlerinden başkaldırırlar. O bizim ölü olarak gördüğümüz, kabristanlıklara gitsem, onlara veliliğin içinden gelen, o ilahi namelerden, o benim içimdeki ilahi sırlardan, Hazreti Pir'in ağzından söylüyorum bunu, benim içimdeki ilhamattan, benim içimdeki il milletinden, benim içimdeki manevi sırdan, ben mezardakinlere bir kelime söylesem, mezardakinlerin hepsi de ayağa kalkarlar ve hepsi de yeniden nefes alır, yeniden can alırlar.
Ve Cenab-ı Hak onlar ölü hükmünde olmasına rağmen, onların ruhlarını onlara iade eder ve onların ruhları mezarlarında selama dururlar. Ve pişman olurlar yeniden yeryüzüne gitsek de, biz bu zata mürşid olsak diye. Çünkü normalde az bir şey dahi ona söylese, onlar ayağa kalkacaklar. Çünkü bundan sonraki şeyde diyor ki, veliler zamanın israfilidir. Demek ki o velilik, onun içerisinde ayrı bir ilim, ayrı bir manevi bir tecelliyata tabi. Bu Kur'an ve sünnetin dışında değil. Sanki velilere gelen ilham, Kur'an ve sünnetin dışındaymış gibi algılanıyor. Veyahut da biz veliliği de inkar eder hale geldik. Biz veliliği de inkar eder hale geldik.
Ve biz veliliği de normalde önemsememeye başladık. Oysa velilik ayetle sabitti. Peygamberlerin haricinde, peygamberlerin varisleri olan velilik ayetle sabit. Ve Cenab-ı Hakk'ın o velilere ilham ettiği de ayetle sabit. Bakın ayetle sabit. Mesela o velilerle alakalı ne var? Ashab-ı keyf var. Biz hemşehriyiz ya, yani onlar da Anadolu'da. Tabi her yerin bir ashab-ı keyfi var. Ama gerçekten onlar Anadolu'da yaşamışlar. Ona baktığınızda dünyanın değişik yerlerinde ashab-ı keyf gibi, değişik böyle mağarada yaşayanlarla alakalı ibareler var. Bu da şunu gösteriyor. Herhangi bir ülkede ashab-ı keyf gibi mağarada yaşamış, hani tanrı dostları onların deyimiyle olduğu söyleniyorsa, ve bu mütevatirse, demek ki ashab-ı keyfin hayatı hakikat, doğru.
Hani nasıl herkesin bir, çok özür dilerim, Mecnun'u varsa, her toplumun bir Mecnun'u varsa, ve o toplumlarda Mecnun konuşuluyorsa, ismi farklı da olsa, demek ki Allah'ı böyle sevmek, ve hatta bir kulun üzerinden Allah sevgisini yakalamak hak, gerçek. Çünkü baktığımızda, geçmiş toplumların da birer Mecnun'ları var. Ha ben bazen derim ya, Avrupa'dan bir Mecnun getirin bana. Neden? Onlar böyle sevemez çünkü. Sebep, onlar böyle bir sevgiyi kaldıramaz. Materyalisttir, maddecidirler. Materyalist ve maddecidirler. Böyle sevemezler, böyle aşık olamazlar. Bakın böyle aşık olamazlar. O yüzden batı, zulmün altında yürür. Batı, her türlü haramın içinde yürür.
Bakmayın siz bize, batıyı güzelleme yaptıklarından. Batının güzel olan hiçbir şeysi yoktur. Hiçbir şeysi. Bakın, gerçek yüzleri çıktı meydana. Hepsi de vahşidir. Vahşi katil insanlardır. Zorbe insanlardır. Yeryüzü batılılardan dolayı ne çektiyse çekmiştir. En büyük fesat, fitne batılılardan gelmiştir. Bakın en büyük fesat ve fitne batılılardan gelmiştir. Ama biz onu öyle görmeyiz. Şimdi, ashab-ı kef, işte Cenab-ı Hakk'ın veli kulları. Mesela Cenab-ı Hakk'ın veli kullarından birisi, Hazreti Meryem. E demek ki, o veli kullar var ama biz görmekten uzağız. Biz böyle insanlar var mı diye kendi kendimize sormaktan uzağız. Olsa da kabul etmekten uzağız.
Çünkü çok biliyoruz biz. Her şeyi çok biliyoruz. Yani biz doktora gidiyoruz, doktordan fazla doktoruz biz. Biz gidiyoruz mali müşavire, mali müşavirden fazla mali müşaviriz. Biz avukata gidiyoruz, avukattan fazla avukatız biz. Biz terziye gidiyoruz, terziden daha fazla terziyiz biz. Biz biliyoruz. Biz din mi? Dinde ise herkes biliyor. Avukatı, terzisi, doktoru. Bütün her alan dinde ahkam kesiyor. Yani bir ortaokul talebesi, hadisler sahih değil diyor, ahkam kesiyor. Veyahut da bir üç tane kitap okuyan kimse İmam-ı Azam'a kafa tutuyor. Veya iki sefer oturmuş Allah demiş, Abdülkadir Geylan Hazretlerine kafa tutuyor.
Benim zamanımda olsaydı Geylan Hazretleri benden ders alırdı diyor. Böyle küstah. Veyahut da iki ders yapıyor, iki zikrullah yapıyor. Ben Allah'la istişare ediyorum her şeyi diyor. Biz çünkü böyle hadsiziz. Böyle hadsiziz biz. O yüzden kim veli ki? O veliyi görse zaten diyecek ki ya bunun neresi veli? Hani onların aradığı ne? Veli dediğin zaman kavuğu kocaman olacak, cübbesi kocaman olacak, yaldızlı cübbesi olacak, etrafındaki insanlar gördüğü zaman titirecek, kendilerini atacaklar, sayhallar atacaklar. O veli gösterişli, şatafatlı, şatahatlı olacak. Gözümüzde o böyle büyüteceğiz onu. Aman gözüne bakma onun. Aman kafanı kaldırma onun önünde.
Sakın göz göze gelme. Neden? Çarpılırsın. Allah. Hazreti Peygamber'e baktılar, bakmaya doyamadılar, çarpılmadılar. Hazreti Peygamber'in ümmeti olan bir veliye bakacak, ümmet çarpılacak. Öyle mi? Yani sahabe Cebrail'i gördü, çarpılmadı. Sahabe cinnileri gördü, çarpılmadı. Sahabe Hazreti Peygamber'le yaşadı 18 yıl boyunca. Yediler, içtiler, savaştılar, sohbet ettiler. Sabahladılar, çarpılmadılar ona baktıkları için. Ama o Şeyh Efendi'ye gittiğinde aman kafanı e, asla kafanı kaldırma, göz göze de gelme. Neden? Çarpılırsın. Bize bunları söylediler. Böyle olunca da biz tırnak içerisinde velilik merhumunu, velilik merhumunu ve velilik makamını kereh görmeye başladık.
Bunun yanında icazetsiz, derlemiş, toparlamış, bir sabah kalkmış ben şeyhim demiş. Bunlar da ilave ettiğinizde, hadi bir kısmını diyelim ki hani Allah için yola çıkmış, bir şeyler yapmaya çalışıyor diyelim. Ama işin içerisinde fesada uğramış o da. Gelsin paralar, gitsin eurolar, gelsin dolarlar, gelsin altınlar. Haydin kardeşler cami yaptırıyoruz. Haydin kardeşler medrese yaptırıyoruz. Haydin kardeşler tekke yaptırıyoruz. Bu işler para vermeden olmaz. Okul yaptırıyoruz, han yaptırıyoruz, hamam yaptırıyoruz. O bir bakmışız ki bizim Şeyh Efendi 50 trilyonluk arabaya biniyor. Bizim Şeyh Efendi'nin villaları var, Boğaz'a bakan. Az bile, daha fazlasının olması lazım.
Yakışır bizim şeyhimize. Tabii ya, olması lazım. Onların da gözleri görmezler. Ama koltuğun rahat adıyor. Gel bir otur benim koltuğuma. Yemin ediyorum, vallahi de terk edeceğim, billahi de terk edeceğim. Ama yok. Öyle bir şey. Onlara, onlar çünkü belli bir dükkalığın ürünleri. Onlar değişik ülkelerin, değişik karanlık mahvellerinde kurulmuş dergahlar, tarikatlar.
Tabii böylece bunları da görünce bizim halkımız, yani tarikattan da soyuyor, cemaattan da soyuyor. Kimmiş veli, ya bırak ya, para düşkünü her biri deyip çıkıyor işin içinden. Öyle söylüyorlar. Ama bunun normalde gerçekten Allah'ın dostları var mı? Var. Ayetle sabit mi? Evet. İşte Hazreti Pir diyor ki, o büyük dostlardan, velilerden birisi, ben diyor gönlümden çıkanı söylesem, kabirdeki ölüler diyor canlanır.
Hey koca pir, sen konuştuğunda kabirdeki ölüler dirilir de, kendisini diri gören, dünya üzerinde yürüyen ölüler dirilmezler. Kabirdekinlere, esselamu aleyke ya ehli kubur dersin. Mümin olanların hepsi de gür sedayla ve aleyküm selam der, selamını alır. Tabiri caizse ayağa kalkarlar, boyun keserler. Ama dünyada yürüyen diriymiş gibi olan insanlar ne yazık ki dirilmezler. Neden? Fesadın içerisinde fesada boğulup kalmışlar. O selamı alacak kulak yok. O selamı alacak kulakta duyma yok. O selamı hissedecek gönül yok.
O yüzden Necip Fazıl'ın dediği gibi, yaşayan ölüler sizi kim diriltecek? Yaşayan ölüler sizi kim diriltecek? Evet. Kulak ver. O nameler uzakta değil fakat sana söylemeye izin yok. Sen o mürşidi kamile kulak ver. Dil ile söylenmeye izin olmayanı gönül kulağıyla dinle. Kelama müsaade edilmeyeni gönlüne gönlüne daya. Rabıtanı kur. Gönlünden gönlüne akıtmasını bil. Derviş. Gönlünü gönlüne daya. O mürşidi kamilin.
O mürşidi kamilin gönlüne gönlüne daya ki, Dile gelmeyen sırlar senin gönlüne gelsin. Dile gelmeyen ruhi, ruhi sırlar senin gönlüne gelsin. Sen o mana alemine gönül ayağıyla yürüyeceksin. O mana alemini gönül gözüyle göreceksin. O manalı sözleri gönül kulağıyla dinleyeceksin. Gönlüne gönlünü dayamıyorsan, Gönlünü gönlüne dayamıyorsan, Ve üstadını ve mürşidini kendinden fazla sevmiyorsan, Kendinden fazla sevmiyorsan, Onun gönlünden sana bir işaret gelmeyecek. Sen o namelerden almayacaksın. O namelerden almak istiyorsan, Muhakkak gönül kulağını onun gönlüne dayayacaksın.
Muhakkak ki gönlünü gönlüne rapt edeceksin. Aynı sözler çıkacak senden. Aynı kelimeler dökülecek senden. Nasıl Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden dökülen, Hz. Ebu Bekir Efendimizin dilinden dökülüyorsa, Senin de dilinden dökülen, Üstadının dilinden dökülecek. Veyahut da senin dilinden dökülen bir konuyla alakalı meselede, Senin üstadının da dilinden dökülecek.
Gönle gönlünü daya. Onu kendinden fazla sev. Onu kendinden fazla seversen, Onun o gönlündeki ilahi ilmin hazineleri sana açılır. Yoksa sana o ilahi ilmin hazineleri açılmaz. Bu uzakta değil. Sen ceseden uzakta olabilirsin. Ama bir müritle mürşid arasında, Eğer ki müridin bağlantısı tam ise, Rabıtası tam ise, Uzak yakın olur, yakın uzak olur.
Ne dedi Hz. Pir? Yemen'deki dedi fiziken uzaktadır, Ama bizim canımızdadır. Yanımızdaki kimse dedi, Yanımızdadır ama uzaktadır dedi, Canımızda değildir. Bu bir mürid için mürşid uzakta değildir. Mürid onu uzakta görür. Çünkü, Gönül gözü ve gönül kalbi çalışmadıysa, Gönül kulağı duymuyorsa, O uzaktadır. Gönül kulağı duyan ise, O yanı başındadır. Yakındadır, canındadır, ruhundadır, sırrındadır. Aslında mürşitle beraber dolaşır. Mürşitle beraber o da, Hangi aleme gidiyorsa mürşid, O da oraya gider. Mürşid nereyi seyrediyorsa, Seyrillah'ta, O da orayı seyreder. Ancak, Gönül bağı kurarsa, Orada gönül rabıtası kurarsa olur.
Bizler, Daha doğrusu, Kendimizi karıştırmayalım. Tarikatım diyen kimseler, Dervişlere zorla, İki alnının ortasını rabıta edeceksin diye, Rabıta veriyorlar. Ya bu adam ne rabıtası, Daha şeyh nedir bilmiyor. Şeyhi sevmek nasıldır bilmiyor. Onu bilmeyen kimseye, Rabıtayı patlatıyorlar. Her birinin akli dengesi bozuluyor. Kafası bozuluyor her birinin. Sabahtan akşama kadar, Zorluyor kendini, Şeyhin iki kaşının ortasını rabıta edeceğim diye. Sufilik, Sevme işidir. Allah'ı seven kimse, Sufilikte yürür. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i seven, Sufilikte yürür. Üstadını seven, Sufilikte yürür. Bu sevgi onda tecelli etmiyorsa, O dergahın içerisinde durur.
Ama yol alamaz. Orada durması dahi büyük keramettir. Orada durması dahi büyük hikmettir. Bunu sakın kerih gördüğümü zannetmeyin. Sakın. Orada dursun zaten o. Sıkıntı yok. Ama yol yürüyecekse, Evet kendinden fazla sevecek. Ve o zaman kulak verecek. O zaman kulak verdiği zaman, O velinin, O mürşidi kamilin, Hatta bit yitileri, O peygamberin içindeki, Namelerden ona name gelecek.
O zaman hakikati görecek. O zaman doğruyu, yanlışı, Gerçek manada bilecek. Hani Allah Resulü buyurdu ya, Sallallahu aleyhi ve sellem, Müftüler dedi fetva verse de, Siz kalbinize bakın. İşte o zaman kalp mekanizması, Çalışacak. O zaman kalp mekanizması, Müftünün fetvasına değil, Kalbin fetvasına bakacak. Eğriyi, doğruyu, Yanlışı, Eksiği, fazlıyı, Kalbi ilham alacak çünkü onun. Cenab-ı Hak onun kalbine ilham edecek. Cenab-ı Hak onun kalbine merhamet edecek. Merhamet edince, Evet bu hata, Evet bu yanlış, Evet bu doğru, Evet bu eksik, Hatta, Ayet-i Kerime aklına gelecek, Kalbine gelecek onun. Hatta, Hadis-i Şerif kalbine gelecek. Bu konuda böyle bir Hadis-i Şerif var, Bu konuda böyle bir Ayet-i Kerime var, Bu konuda böyle bir fetva var diye, Onun gönlü çalışmaya başlayacak ki, Gerçek manada, Sufi, Olma yolunda yürücek.
Eğer bu manada gönlünü, Üstadın gönlüne rapt edebilirse, Gönlüne, Çünkü hiçbir yere sığmadım, Mümin kulumun kalbine sığdım dedi. Aklına değil, Kalbine sığdım dedi. O yüzden, Hazret-i Piri için söylüyorum, O mürşidin, Öyle bir pir seviyesindeki, Bir mürşidin, Gönlüne kulağını daya, Şeytan kulağına vesvese vermesin, Gönlünü üstadının sesine daya, Heva heves, Seni parmağında oynatmasın, Üstadına sımsıkı yapış, Nefis seni hopur hopur hoplatmasın, Hamsı gibi tavada zıplatmasın seni, Zıplatır çünkü, 1930. beyt, Agah ol ki veliler,
Zamanın israfilleridir, Ölüler onlardan can bulur, Gelişirler, Ölü canlar ten mezarında, Kefenlerine bürünmüş yatarlarken, Onların sesinden sıçrayıp kalkarlar, Derler ki, Bu ses öbür seslerden bambaşka, Çünkü dirilmek, Allah sesinin işidir, Agah ol ki, Veliler zamanın israfilleridirler, Hani, Agah olun, Gözünüzü açın, Yusuf, pardon, Yunus suresi ayet 62'den 64'e kadar, Veliliği inkar edenler, Veliliği inkar edenler, Cenab-ı Hakk'ın ayet-i kerimesini inkar ediyorlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesini,
Hadis-i şerifleri reddediyorlar, Ayetle sabit, Yunus 62-64, Gözünüzü açın, Allah'ın dostları üzerine ne korku vardır, Ne de onlar mahzun olurlar, Onlar iman etmişler, Ve Allah'a karşı gelmekten sürekli sakınmışlardır, Onlara dünya hayatında da, Ahiret hayatında da müjdeler vardır, Allah'ın sözlerinde değişiklik yoktur, İşte bu en büyük kurtuluştur, O veliler en büyük kurtuluşa ermişlerdir, O en büyük kurtuluşa erdikleri için, Onlara dünyada da, Ahirette de mahzun olmak, Dünyada da, Ahirette de korku yaşamak, Yoktur,
Onlar korku nedir bilmezler, Hem dünya için, Hem ahiret için, Her türlü dünyevi ve uhrevi korkulardan arındırılmışlardır, Herkes belli korkuları yaşarlarken, O Allah dostları, Allah'a olan tam teslimiyetleri ve imanları veçesiyle, Asla korkuyla yüzleşmezler, Korkuyu tanımazlar, Onlar korku nedir bilmezler, Dünyalık da, Ahiretlik de, Korku onların içinden alınmıştır, O dünya ve ahiret korkusunu, Dünya ve ahiret kaygısını, Dünya ve ahiret üzüntüsünü, O arkaya atmıştır, O gerçek manada, Özgür, Gerçek manada, Kurtuluşa erenlerdendir,
O yüzden onun için eş korkusu, Aşk korkusu, Çocuk korkusu, İş korkusu, Dünya korkusu, Şu korkusu, Bu korkusu, Onlarda yoktur, Onlar korkuyla olan işlerini bitirmişlerdir, Onlarda uhrevi korku da yoktur, Ahiret korkusu da yoktur, Ahiret korkusu olmamak demek, Küstahlık değildir, Onlar Allah'ı görüyormuşçasına yaşadıklarından, Hadisi kutsu öyle, Allah'ı görüyormuşçasına, İbadet ettiklerinden, Allah'ı görüyormuşçasına yaşayan bir kimse, Ahireti de görüyor, Mahşeri de görür, Kabri de görür, Hesabı da görür, Kitabı da görür,
Hesabı, kitabı, Mahşeri de gördüğünden dolayı, Onun ahiret korkusu da yoktur, Hatta cennetteki makamını da görür, Cennetteki makamını da gördüğü için, Onda ahiret korkusu yoktur, Onda dünya korkusu da yoktur, Eğer dünya korkusu olursa, O zaman zaten yeise düşer, Ümitsizliğe düşer, Dünya korkusu olursa, Hiçbir zaman hakkı ve hakikati tebliğ edemez, Konuşamaz, Etrafındakılardan menfaat düşüncesi varsa, Menfaatım kesilir diye, Hakkı ve hakikati haykıramaz, Devletten, Belediyelerden, Kurumlardan, Oradan buradan, Bir şeyler devşireceğim diye,
Derdi varsa, O hak ve hakikati konuşamaz, O hak ve hakikati konuştuğu için, Yanı başındaki insanlar dahi, Tırsarlar, Korkarlar, Onun başına bir şey gelecek, Veyahut da bunun sohbetlerine gidersek, Bizim de başımıza bir şey gelecek diye korkarlar, Ama o hak yolcusudur, O müjdesini almıştır, Müjdesini aldığı için, Artık o, Cemalullah'ta fena olmuştur, Cemalullah perdesinden perdesine geçtiği için, Asla ve asla, Dünya ve ahiret kaygısı yoktur, Dünya ve ahiret kaygısı olmadığı için de, Bu alemde yalnızdır, Ancak onun dostları peygamberler,
Veliler, Mürşitler, Müminler, İyi sağlam dervişlerdir, Ancak onları, Onlar anlar, Diğerleri korkarlar, Diğerleri çekinirler, Hatta ve hatta terk ederler, Hatta ve hatta, O üstadın gözünün içine bakaraktan terk ederler, Bakaraktan yürürler giderler, Çünkü, O korkusuzluktan korkarlar, Korkusuzluktan korkarlar, Çünkü, Hz. Allah, Allah onları kendine seçmiştir, Onları kendine seçtiğinden dolayı, Onlarda dünyevi ve uhrevi korku yoktur, Onlar korkusuz bir şekilde, Bu dünyadan geçip giderler, Hayal gibidirler, Hayal gibidirler,
Sanki hakikatte yokmuş gibidirler, Bir rüya misali gelir geçerler, Gelip geçtikten sonra, Herkes ah-ı efkan eder, Dizine vurur, O yüzden der, Sonradan kalanlar, Böylesi gelmedi, Oysa geldi, Sen gelenin kıymetini bilmediğinden dolayı, Böylesi gelmedi deyip, Ham hayal kurup, Oturdun kaldın, Kimlerdir Allah dostları, Bakın Allah, Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri beyan ediyor, Allah'ın dostları, Görüldükleri zaman, Allah'ın hatırlandığı, Allah'ın zikredildiği kimselerdir, Demek ki, Bunlar var, Ayet-i kerime,
O güne hitap etmiyor, Kıyamete kadar, Bütün herkese hitap ediyor, Kimlerdir Allah dostları, İbn-i Abbas rivayet ediyor, Bir adam, Ey Allah'ın elçisi, Allah'ın dostları kimlerdir diye sordu, Görüldüklerinde, Allah'ın hatırlandığı kimseler, Ebu Hüreyre naklediyor, Allah'ın kullarından öyle kullar vardır ki, Peygamberler ve şehitler onları gıpta eder, Ey Allah'ın elçisi kimdir onlar, Olur ki onları severiz denildi ve şöyle buyurdu, Onlar öyle bir kavimdir ki, Kavim, Demek ki Allah'ın dostları neymiş, Ayrı bir kavimmiş,
Kavim, Özel kavim, Allah'ın dostları, Onlar, Öyle bir kavimdir ki, Mal ve nesebi için değil, Allah için birbirlerini severler, Yüzleri nurdur, Nurdan minberler üzerindedirler, Bütün insanların korkacağı zamanda, Onlar korkmayacaklar, İnsanların mahzun olacağı zamanda, Onlar mahzun olmayacaklardır, Sonra az önceki bu ayet-i kerimeyi okudu Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, Dikkat edin, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur, Onlar mahzun da olacak değillerdir ayetini telavet buyurdu, Aynı hadis-i şerif, Benzer bir şekilde,
Ahmet İbni Hanbel'de naklediyor, Demek ki onlar mahzun olmayacaklar, Onlara dünyada da, Ahirette de, Müjdeler vardır, Denilince, Sahabe soruyor, Ya Resulallah, Bu müjde ne? Cevap, Bu müjde, Müslümanların gördüğü, Veya ona gösterilen, Salih rüyadır, Ben o yüzden derim, Rüyanızda görerekten ders alın, O rüya sana müjde çünkü, Hem o üstada müjde, Hem sana müjde, Üstada da müjde, Sana da müjde, O müjdeye sahip ol, O müjdeye sırtını dönme, Allah'tan sana bir müjde ol, Sen bir mürşidi kamili rüyanda görmüşsün, Yemin ediyorum,
O gördüğün rüya var ya, Dünya ve dünyanın içindekilerden daha hayırlı, Ama sen o müjdeye sımsıkı tutunursan, O müjdeye, Allah'tan gelen o müjdeye, Hainlik yapmazsan, Allah'tan gelen o müjdeye, Sırtını dönmezsen, Allah'tan gelen o müjdeye, Sen böyle kalkıp da, Çok özür dilerim ama, Kıymet bilmemezlik edip, Küstahlık etmezsen, Edersen, Küymet bilmezsen, Yok kardeş, Hesabın çetin olur, Sebep, Allah sana delillendirdi çünkü, Allah sana delillendirdi, Dedi ki, Ben sana rüya göstermedim mi?
Ben sana delil olarak önüne koymadım mı? Ben senin önüne delil olarak koymadım mı? O müjdeye sen sırtını dönme, Sen o müjdeye hainlik yapma, Sen o müjdenin kıymetini bil, Sen o müjdenin kıymetini bilmezsen, Yüzüstü sürülenlerden de olmazsın, Gömülenlerden olursun, Daha aşağı inersin, O yüzden, O müjdelenmiş, Sana müjdelenmiş çünkü, Sımsıkı tut, Sımsıkı tut, Asla bırakma, Sımsıkı tut, Ve sımsıkı tutmak demek, Kaideye uymak, Usule uymak, Kur'an sünnete uymak, Haddini bilmek, Hadsizlik yapmamak, Dübdüzgün gitmek, Yoksa,
Sen nankörlerden olursun, Sen vefasızlardan olursun, Kime? Allah'a karşı, Allah muhafaza eylesin, O yüzden, Görülen rüya, Hem görene hücrettir, Hem de görülene hücrettir, O yüzden derim, Rüyalarınızı anlatın, Görene de, Görülene de hücret, Hani bazen aslında, Dervişlere, Rüyalarınızı birbirinize anlatmayın, Dememenin sebebi şu, Bazıları, Rüyayla, Karşıdaki kimselere, Tahakküm altını almaya çalışıyor, Bunlar, Ham dervişler, Seni rüyamda gördüm, Böyle böyle gördüm, Bu rüyanın önemi yok, Önemli olan, Sen üstadını gördün mü rüyanda,
Sen onu anlat dervişe, Sen pire efendiyi gördün mü rüyanda, Sen İmam-ı Azam'ı, İmam-ı Şafi'ye, İmam-ı Maliki'yi gördün mü, Sahabeleri gördün mü, Geçmiş peygamberleri gördün mü, Peygamber efendimizi gördün mü, Onu anlat derviş kardeşine, İşaret olsun, Aşk olsun ona, Bunu anlatmıyor, Yok çünkü, Bunu anlatmıyor, Yok çünkü, Ne anlatıyor, İşte Gürkan seni ben rüyamda gördüm, İyi gördüm, Ya rüyamda gördüm, Gürkan seni iyi gördüm, Sen bana tevessül et, Sen bana doğru yanaş, Bak ben seni rüyamda gördüm, Ha, Aman ya, Gürkan da şöyle diyecek,
Beni rüyasında görmüş ya, Allah razı olsun ya, Allah Allah, Dün bir, Bugün iki ya, Sen ne ama böyle, Bu yola girdin sen, Sen ne istismar ediyorsun yolu, Sen yolu neden istismar ediyorsun, Sen neden yolu kirletiyorsun, Sen görmüş olduğun, Filancayı gördüğün rüyayla, Onu neden tafküm altına almaya çalışıyorsun, Bu yolu istismar etme, Bu yolu sen kirletme, Harap olursun, E ben de ne diyorum o zaman, Arkadaşlar rüya anlatmayın birbirinize diyorum, Birbirinize rüya anlatmayın, Sebep, Ya rüyayla sen dervişleri tafküm altına alıyorsun,
Ben rüyamda gördüm, E gördüysen gördün ya tamam, Sen gördüysen, Senin rüyan kayda değer bir rüyaysa, Varsa bir şey, E başındaki de övendirek değil ya, Sana bir şey söyleyecektir muhakkak, Sana bir şey diyecektir veya demeyecektir, Ne yapacaksın, Bir de o var, Rüyayı anlattı, Manası ne efendim, Tabi ya, Ya bunu defalarca söylüyorum, Yine defalarca buna böyle, Manası ne, Ne işarete geldi, Allah Allah diyorum ya, Bunlar diyorum, Sohbeti dinlemiyorlar demek ki, Sohbeti dinlemiyor, Sohbeti dinlemiş olsa, Tabi olacak, Yok,
Oturacaksın, Kalkacaksın, Ona bir de cevap yazacaksın, Yani, Kuş görmüş, Kuş gitmiş, Bir dala konmuş, Dala kandıktan sonra, Buna bakmış, Hikmeti ne, Dervişlik bu hale getirilmez ya, Bu hale getirilmez, Yok, Biraz edeb lazım, Biraz haddi bilmek lazım, Biraz haddi bilmek lazım, Yok, Biz böyle, İstismar ediyoruz, Biz şeyhi de istismar ediyoruz, Şeyhin samimiyetini de istismar ediyoruz, Onun yumuşaklığını da istismar ediyoruz, Onun sünnete uyma çabasını da istismar ediyoruz, Gecesi olmayacak,
Gündüzü olmayacak, O da insan gibi yaşamayacak, Hiçbir şeyse olmayacak, O yazdı ya, Selamun Aleyküm, Sen anında, Aleyküm selam yazacaksın, Anında yazacaksın ona, İşini, gücünü bırakacaksın, Ya onun bir dersi olmayacak, Onun bir zikri olmayacak, Onun bir murakebesi olmayacak, Onun bir şeysi olmayacak, Tabi ya, Birisi de öyle yazmış, İsmail Hakkı Burtsevi, Yetmiş tane Burtsevi olmuş, Hepsi de ayrı şey yazmış, Hani ne o, Tefsir yazmış, Efendim sizden de birkaç tane vardır zaten muhakkak, Ve siz de cevap verirsiniz, Küstahlıkta böyle sınır tanımayanlar da var,
İşte buradan da bu konuşuyor, Teknolojinin de böyle bir hali var, Ya normalde şimdi, Bunun da bir, Allah muhafaza eylesin, Sınırı olmalı, Velhasıl, O rüya, Senin için müjde, Ona sahip çık, Hadsizlik yapma, Ona göre, Dosdorudur, Yolunda yürü, Çünkü, O veliler, Zamanın israfili, Bunun kıymetini bil, Ve, Sen gerçekte, Ölüsün, Sen onun nasihatiyle, Can bulacaksın, Onun vermiş olduğu esmayla, Onun vermiş olduğu sohbetle, Ve zikrullah halakasında, Dirilerden sayılacaksın, O yüzden, Bu, Hali, Asla kaybetmemeye çalış, Ve,
O mürşidin tespitleri, O mürşidin sözleri, O mürşidin, O mürşidin hali, Senin gönül dünyanı aydınlatacak, Sen gönül kulağını, İyi yasla, Can kulağını, İyi rabıta et oraya, Ve, Can kulağını, Sen iyi dinlersen, Şeytanın, Gönlüne vermiş olduğu, Vesvese, Nefsin, Hile ve desisesi, Senden yürüyecek, Gidecek, Şeytan, Hile ve desisesiyle, Seni kandıramayacak, Ama sen, Gönlünü ve rabıtanı, Bozarsan, Evet, Şeytan da, Nefsin de, Seni aldatacak, Bu, Rabıta bozukluğundandır, Müritle, Mürşid arasındaki, İlişkinin bozulması, Rabıta bozukluğundandır,
Müridin, Tembelliği, Müridin, Bir işi yapmamayı istemesi, Ayaklarının, Geri geri gitmesi, Onun, Rabıtasının, Bozukluğundandır, Onun, Gönül dünyasının, Kirlendiğindendir, O, Heva ve hevesine, Uymuştur, Şeytan, Ona, Vesvese vermiştir, Şeytan, Vesvese verdiğinden, Onun, Ayakları, Geri geri gider, Sohbetten, Geri geri gider, Zikrullah'tan, Geri geri gider, Bir iş yapıyorsa, Oradan geri geri gider, O tabiri caizse, Herkes ileri doğru koşarken, O, Yönü gene, Üstadta ama, O geriye doğru koşmaya başlar, Hani dersin ki, Ya bu neden geriye koşuyor,
Öyle değil mi? Hoş, Onun geriye koşmasını da, Youtube olarak görüyoruz, Yoldan çıkmıyor en azından, Haydi dersin, Arkasından tutarsın, Yürütürsün, Koşturacağım diye uğraşırsın, Bazıları, Bu da böyle yakınlarda olur, Yakınlarda, Kendisini yakın görenler, Geri geri koşacağım diye uğraşır, Ulan yavrum kardeşim ya, Sen ne yapma, Geri geri koşacağım diye uğraşıyorsun, Sen bir milim dahi olsa, İleri doğru koş, Yani sana demişler ki, İşte örneğin, Adnan yanlış anlama, Suyu getir, Ya getir sen ya, Neden gevşeklik gösteriyorsun,
Veyahut da, Bunu buradan kaldıracaksın, Kaldır kardeşim, Neden gevşeklik gösteriyorsun, Dersini çek, Neden gevşeklik gösteriyorsun, Neden geri geri gideceğim diye uğraşıyorsun, Neden heva hevesine uyuyorsun, Neden şeytana uyuyorsun, Uydun, Uydun, E telafi et, Yoksa geri geri gidiyorsun, Maazallah, Geri geri giderken, Sen de arkanı görecek göz de yok, Ayağını bir taş alacak, Düşeceksin, Düşünce kalacaksın orada, Kaldığında da kalmayacaksın, Sonra diyeceksin ki, Bırakıp gittiler beni, Yoldan çıkacaksın, Sonra diyeceksin ki,
İşte benimle ilgilenilmedi, Ya kardeş, Daha ne yapalım sana, Öyle söylüyoruz anlamıyorsun, Böyle söylüyoruz anlamıyorsun, Direkt söylüyoruz anlamıyorsun, En direk söylüyoruz anlamıyorsun, Anlamıyorsun, Anlamak istemiyorsun, Sen kulağını vermiyorsun, Sen rabıtanı bozuyorsun, Sen rabıtanı bozuyorsun, Sen rabıtına başka şeyler almışsın, Hem dergahtayım diyorsun, Ama dergahta başka şeylere rabıtan almışsın, Şeyhliği rabıtan almışsın, Yok zakirlik rabıtan almışsın, Yok çavuşluk rabıtan almışsın, Yok şununun rabıtan almışsın,
Değil kardeşim ya, Otur dervişlik yap, Otur dervişlik yap, Gönlünü, Gönlüne rabıta et, İşine bak, Yoluna bak, Geri adım gitme, Geri adım gidersen, Allah muhafaza olu etsin, O yüzden, Hüsrana uğrayanlardan olursun, Sen, Ben, Çok özür dilerim, Böyle ben dediğim için, Ama bir ölçü veriyorum, Diyorum ki, 18 yıl boyunca, Ben şeyhimin sözüne baktım, Millet ne dediyse dedi, Beni ilgilendirmedi, Ben şeyhimin bana ne dediğine baktım, Bir de şeyhimin benim yüzüme ne dediğine baktım, Arkamdan da ne dediğine bakmadım, Benim şeyhim,
Şeyh efendinin tabiriyle, Tabak, Sevdiği deriyi yerden yana çarparmış, Değil mi Hüseyin Aga? Sohbetlerde bunu çok diyordu, Değil mi? Dabak sevdiği deriyi, Aslında kendisi de eski derece, Dabak yani kendisi, Tabi sonradan ayakkabıcı, Önceden derece, Bildiğiniz derece, Dabak yani, O yüzden o derdi ki, Dabak sevdiği deriyi, Yerden yere vurar, Vurur, O vururdu beni yerden yere, Çünkü, Bir şeyi örnekleyeceği zaman, Millet de böyle bakardı ona, Mustafa abi için böyle söyledi, Bir saat sonra, Benden beraber, Biz böyle can ciğer kuzu sarmasıyız,
Onu görmüyor şimdi o, Oradan aldanıyor, Derviş, Yok, Sen gönül kulağını dayağına, E şimdi, Biz şimdi birisinin böyle bir, Aleyhine bir şey söylesek, Adam dergaha mergaha bırakır, Bırakır, Benim hakkımda böyle konuşmuş ya der, Konuşsan olacak, Konuşmuş, İyi, Sen de nefsini topla, Kendini topla, Konuştursa sana, Senin kendini toplaman için konuşmuş, O yüzden, Hadis-i şerifte, Salihlerden söz edilen yere, Rahmet iner, Lütfi ilahi, Ve affı rabbani yar, Buyurulmuş, Hadis-i şerifte, O yüzden, O yüzden, Sen, O, Mürşid-i kamillerin,
Sözlerini, Gönül kulağıyla kulak ver, Gönlünü onlara daya, Onlara yasla, Muhakkak ki, Kurtuluşa erenlerden olursun, Rabbim bizleri, Kurtuluşa erenlerden eylesin, Mürşidleri can kulağıyla dinleyenlerden eylesin, Onlara itaat edenlerden eylesin, Rabbim cümle dervişe, Dervişe kardeşlerimizi, Kur'an ve sünnet-i seniyeye, Sımsıkı yapışanlardan eylesin, Haklarınızı helal edin, Bizden yana da helal olsun, Al-Fatiha'ma selamat, Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi