mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1925.Beyitten) 20.04.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 21 Nisan 2024 · 1:07:11

Euzûbillâhimeleşşeytanurrejim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr-ı fâlemennâhu, La-i-lâhî, Resûlullah, cümiyenel-biye-i ve'l-mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Selamun aleyküm.
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'in hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hakça yaşayan, hakça konuşan, hakça dinleyen, hakça icra eden kullarından eylesin. Amin. Batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden, batıla karşı mücadele eden kullarından eylesin. Amin. Nerede bir Müslümana zulmedenler var ise, Cenab-ı Hak zulmedenlerden intikamımızı alsın. Amin. Cenab-ı Hak Doğu Türkistan'da, İsrail'de, Gazze'de, dünyanın herhangi bir yerinde, Müslümanların kanıyla, şerefiyle, haysiyetiyle oynayan zalimlerden intikamı alsın. Amin. 1925. beytte kalmışız.
O, daha öncesi malum peygamberlerin içlerinden çıkan nameler söz konusuydu. Bu, 1925. beytte de, Hz. Pir, velilerin içinden çıkan namelerden bahsediyor. 1925. beyt, velilerin içi nameleri, içi nameleri evvela der ki, ey yokluk aleminin cüzüleri, kendinize gelin, nefis yokluğundan baş çıkaran, bu hayali, bu vehmi bir tarafa atın.
Velilerin iç nameleri, velilerin iç nameleri dediğimizde, velilerin içlerinden gelen, eskilerin tabiriyle ilahi nefes olarak tabir edilen. Biz, Kur'an, sünnet tarihinde bu ölçüyü ayırt ederiz. Vahiy, Cebrail aleyhisselam tarafından peygamberlere indirilen Cenab-ı Hak'ın, ama Kur'an, ama İncil, ama Zebur, ama Tevrat hükmündeki kitaplarıdır.
Bu, peygamberlere indirilmiş olan vahiydir. Tabi, ayeti kerimede yine vahiy olarak geçer. Mesela, Cenab-ı Hak arya vahiyeti, bunun gibi. İnsanlara da, bu manada vahiy gelir, ama velakin, biz onu, Kur'an, sünnet tarihinde, ehli sünnet, onu vahiy olarak nitelendirmez. Onu, kendi cairesinde, velilere ilham olarak nitelendirir. Çünkü, onun adı her ne kadar, ismi olarak vahiy de dense, o normalde, bu meselenin tekniğine, ilmine vakıf olmayanlar, sanki bir peygambere indirilmiş bir vahiymiş gibi bu meseleyi algılarlar diye, özellikle bu konuda ayırt etmişler. Mesela, işte, Hz. Musa Aleyhisselam'ın annesine indirilmiş olan, verilmiş olan söz gibi.
Hani, Musa Aleyhisselam'ın annesi, normalde Musa Aleyhisselam'ı koruması için Cenab-ı Hak onun kalbine ne yaptı? İlham etti. Ama ayet-i kerimede o, ilham olarak geçmez, vahiy olarak geçer. Hani bu, normalde onun kalbine gelen o bilgi veyahut da o ikaz, direkt Cenab-ı Hak tarafından onun kalbine indirilmiş bir şeydi. Hani, onu dedi ya, işte, götür, nile bırak dedi, örneğin. O da bir sandığın içerisine Musa'yı koydu, nile bıraktı. Ona nili, ona bırak emrini veren veyahut da onu kalbine ilham eden, bizim tabirimizde ilham eden, kitab-ı tabirle vahyeden Allah'tı. O zaman, velilerin de, normalde demek ki, içlerine veyahut da ümmetten bazı insanlara, bu illaki velilere has bir şey de değil. Bunu böyle değişik eserlerde, değişik yerlerde, bunu sadece velilere has bir şeymiş gibi nitelendirilir.
Bunu böyle dar dairede almak istemiyorum bunu. Bu Allah'ın ilhamı, bu manada bütün kullarına açık bir kapıdır. Ama ona gelir, ama başkasına gitmez. Bu ayrı meseledir. Çünkü Buhari ve Müslim'de geçiyor hadis-i şerif. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki, sizden önceki ümmetler içinde ilham verilen kimseler vardı. Bu hadis-i şerifin metni de vahiy olarak geçiyor bakın. Ama tekrar söylüyorum, bunun işin teknik bilgisine sahip olmayanlar, sanki peygambere indirilmiş bir vahiy gibi algılarlar bunu. O yüzden ehli sünnet burada çok tatlı bir ince bir perdeleme yapmış. Ona vahiy demiş, ilham demiş. İçinde ilham verilen kimseler vardı.
Eğer ümmetimin arasında böylesi bulunuyorsa, o da Ömer'dir. Yani Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretlerinin de kalbine ne geliyor? İlham geliyor. Mesela Hazreti Ömer Efendimiz henüz daha içki haram olmazdan önce, içkinin haram olacağına dair kalbine ilham gelenlerden. Mesela ezan-ı şerif de Hazreti Ömer Efendimizin kalbine ilham gelenlerden. O da utancından söyleyemiyor. Söyleyemiyor. O yüzden normalde burada demek ki sahabeden de bazı kimselerin, yani Hazreti Ömer Efendimiz gibi, Hazreti Ebubekir gibi içlerinde böyle büyük sahabelerden kalbine ilham gelenler var. Mesela geçen derste bir sohbet olmuştu ya, mesela Eyyub el Ensari Hazretleri cinni taifesini görüyor.
Cinni taifesiyle görüşüyor. Örnek. Bunlar sahabenin içerisinde önemli zatlar. Kendilerini Allah ve Resulüne adamışlar. Allah ve Resulüne adayınca Cenab-ı Hak onları da ne yapmış? Manen kuvvetlendirmiş. Ve işte Hazreti Pir de diyor ki, Ey o velilerin nefeslerine kulak verin. Onlar diyor, var gibi görünen şeyleri, var gibi görünen şeylerin gerçekte olmayan, ama var gibi görünen şeyleri la derler.
Yani onların yokluğunu söylerler diyor. Yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hüseyin adındaki sahabeye öğrettiği bir dua var. O duada dua öğretiyor. Ona diyor ki, Allah'ım bana gerçeği bulma yeteneğini ilham et. Bakın bir sahabeye dua öğretiyor. Dua ederken duasında ne var? Allah'ım bana gerçeği bulma yeteneğini ilham et. Hatta kendi duası da var ya, bana eşyanın hakikatini göster diye. Demek ki işte bu normalde ilhamla alakalı böyle bir duruş var. Ve mesela ilk Sufilerden, Muhasibi'den tutun da, Zinnun Rü Müstri'den tutun da, Bezdi Bestami'den tutun da, işte Harraz'a varıncaya kadar, bunlar normalde Sufilerin kalplerine gelen ilhamı kabul etmişler.
Ve bu ilhamı bir ilim olarak görmüşler. İslam dünyasında. Ama ilk devir Sufilerinin çok özel bir durumları var. Bunu ben de kabul ediyorum. Ben derim ya, bizim yolumuz Kur'an, Sünnet, Sufilik ise ilk Sufilerin yolu derim. İlk Sufilerin. Onlar çünkü böyle, hani daha İslam yeni, her şey yeni, hepsi taze, hepsi de cedid, bozulmamış daha. Onların o yolları da bozulmamış. Mesela bu ilk Sufiler, kalplerine gelen ilhamı, Kur'an ve Sünnet'e göre yorumlarlar. Bunun, hani sağlamasını, Kur'an ve Sünnet'e göre bakarlar. O gelen ilham, Kur'an ve Sünnet'e uygun ise, onu kabul ederler. Ama gelen ilham, Kur'an ve Sünnet'e uygun değil ise, bunu kabul etmezler.
Sonradan gelen Sufilerin bir kısmı, ilhamı Kur'an ve Sünnet'e çarpmamışlar. Yani orada sağlama yapmamışlar. Kalplere gelen ilhamı, olduğu gibi kabullenmişler. Olduğu gibi kabullenenlerin arasında, sıkıntılar çıkmış. Bunun altını özellikle çiziyorum. Biz ilk Sufilerin yolundayız. Kalbe gelen ilhamın sağlaması, Kur'an, Sünnet ve imamların iştahı, ile olur. Ama burada değişmeyen tek kural vardır, Kur'an, Sünnet'tir. Sana gelen ilham, Kur'an ve Sünnet'e uygun ise, evet o hakkın sesidir. Yok sana gelen ilham, Kur'an, Sünnet tarihinde değil ise, o şeytanın sesidir sende. Bu son dönem, Sufilerin yanılmalarının sebeplerinden birisi de bu. Yani o ilhamata bakıp hareket ediyor.
İlhamata bakıp hareket etmemesi gerekiyor. Ya, o Kur'an ve Sünnet'e ilhamı, Kur'an ve Sünnet'e göre yorumlayıp, ona göre bakması gerekiyor. O yüzden, normalde şeytan, insanın kalbine vesvese verir. Kalbine ve vesvese verince de, kötüyü iyi gösterir. Kalbine vesvese gelen bir kimse de, iyiyi kötü görür. Şeytanın işi budur. O yüzden, şeytan, Sufileri bu manada aldatabilir mi? El cevap aldatabilir. Ancak, Sufinin, üstadı, mürşidi, kamil değilse, bu konuda etkin ve yetkin değil ise, dervişini de çuvallatır. O yüzden, bir kimse, tasavvuf yolunda gidecekse, muhakkak, Kur'an ve Sünnet'e uygun bir mürşid, bulması gerekir.
Çünkü, yoksa kalbe gelen ilhamı, kendince doğru göğüp, yanlışlık yapabilir. Hatta, narı nur gösterir şeytan, nuru da nar gösterir. Şeytan, iyiyi kötü gösterir insanlara. Kötüyü de iyi gösterir. O kimse de, o kötüyü yaparken, iyi yaptığını zannederekten yapar. Bakın, bir kimse, Kur'an ve Sünnet'in dışına çıkar, Kur'an ve Sünnet'in dışına çıkanlar, bir, bilmediklerinden çıkarlar, iki, nefislerine uyduklarından dolayı çıkarlar. Nefse uyduran şey nedir orada? Şeytanın vesvesesidir. Şeytan, onun kalbine vesvese verir. Şeytan, onun kalbine vesvese verince, o kimse, nefsine gelen, o tatlı şeye doğru yürür. Halbuki, o Kur'an ve Sünnet'e aykırı bir durumdur. Aykırı bir durumdur. Ama oraya doğru yürür. Mesela bir kimse, örneğin içki içer, haram dese, içki içmiş olsa, günah kebari işledi.
Ya az bir şey, bu haram olmaz deyince, ne yaptı? Küfre düşmüş oldu. Veyahut günlük hayatında, mesela, iyi bir Müslüman, kendince, haramlardan böyle çok, haşır neşir olmaz, işte, içki içmez, kumar oynamaz, zina yapmaz, filan, pişman, böyle günah keballerden uzak durur. Ama o Müslümana, şeytan, kalbine vesvese verir. Kalbine vesvese verince, ondaki böyle, sapmalar olur. Allah muhafaza eylesin. O kendi kendine, ben içki içmiyorum, ben kumar oynamıyorum. Kendi kendine, ben zina etmiyorum der. Ama kalbine vesvese gelen, bir kimse, içkiden de, kumardan da, büyük günah keballere düşebilir. Akaid olarak da düşebilir. Fiilat olarak da düşebilir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde, bir, bunlar Sufilere ilgilendiren konular, Sufiler, daim Allah'ı zikri, daim Allah zikrini, yakalaması gerekir.
Yakalarsa, onun kalbi bu manada, şeytanın vesvesesine kapanır. Ama daim zikri yakalayamazsa, onun kalbine vesvese, şeytan vesveseyle girer mi? Girer. O yüzden Sufi için, Allah'ı zikretmek çok önemlidir. Hani hadis-i şerifte, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, böyle kalbi, bir eve benzetiyor. Diyor ki, eğer ki orada zikrullah var ise, zikrullah var ise, oraya diyor, şeytan giremez. Ama kalpte zikrullah kesildiği anda, şeytan diyor, kapıda durur, kötü ki içeri girer. Anında içeri girer. Kalpte iki şey olmaz. Ya Allah'ın zikri vardır, bakın, ya Allah'ın zikri vardır, Allah'ın sevgisi, Allah'ın muhabbeti vardır, ya da şeytanın vesvesesi vardır. İkisinden biridir. Üçüncüsü de yoktur. İkisinden biri.
Eğer Allah'ın zikri varsa kalpte, Allah'ın zikri olduğun zaman, şeytan ne yapıyor hadis-i şerifte? Kapıda diyor, bekler. Burada kapıda bekler. Hani sahabe diyordu ya, Allah Resulü'ne, Hanzala. Dedi ki, Hanzala kafir oldu. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e dedi. O da dedi ki, ne oluyor? Dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem huzurundayken, hiç dünya aklıma gelmiyor. Ama diyor, dışarı çıkıyor mu? Dünya beni içine alıyor. Aynı şey bende de var dedi. Beraber gidelim, söyleyelim. Gittiler Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna. Dedi der ki, böyle bir şey var. Hatta dedi ki, Hanzala kafir oldu. Bunu anlattı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, buradaki halinizi, dışarıda korusanız, meleklerin size selama durduğunu görürsünüz dedi.
Zikrullah da, zikrullah halakasında, kendinizi koruduğunuz gibi, dışarıda da korusanız, meleklerin size selam ettiğini görürsünüz. Evet. Ama Ümmet-i Muhammed'e öyle bir fitne koydular. Hem de, böyle fitneyi kendi içinden koydular. Böyle Kur'an sünnet tarihisinin dışında bir kısım tarikatları, oluşumları göstererekten, komple ehli tasavvufu, ehli tarikatı taşladılar.
Dışladılar. Tabiri caizse, tu kaka ilan ettiler. Ve insanları Allah'ı zikirden uzaklaştırdılar. Gerçek Sufi, gerçek Sufi, bu manada, imanı kemale ermiş bir kimsedir. Ve, İslam dışı sistemler, İslam dışı insanlar, onları sevmezler. Asla. Hani, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin mektubatını, 29. mektup, 9. kısım, 8. telvihi vardır. Hep böyle işaret ederim ya, muhteşem bir böyle şeydir, Risale'nin içerisinde. Tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nuran, öyle şirin bir yol vardır ki, denizler mürekkep olsa, bütün ormanlar, ağaçlar, kalem olsa, o deryadan, o hikmet deryasından bir damlayı dahi yazamaz der.
Orada, ehli tarikatı anlatırken, der ki, Osman Ali'yi 500 yıl ayakta tutan, camilerin arkasındaki tekkelerde yükselen Allah Allah nidalarıydı der. Camilerin arkasında yükselen Allah Allah nidalarıydı der. Ama ne yazık ki, İslam dünyası, bu özelliğini kaybetti. Bu halini kaybetti. Bunda, hata, bunda kusur, yine ehli tasavvufun, ehli tarikatın, onlar, yolu, olduğu gibi, olması gerektiği gibi, yaşamadılar. Bugünkü, İslam dünyasının da, handikaplarından birisi bu. Bir ehli tarikatın, ticaretle işi olmaz.
Bir ehli tarikatın, dünya ile işi olmaz. Bir ehli tarikat, işte kalkıp da, market çalıştırmaz. Bir ehli tarikat, kalkıp da, radyo çalıştırmaz, televizyon çalıştırmaz. Bir ehli tarikat, kalkıp, ortalığa zekat dilenmez. Ortalığa düşüp de, para dilenmez. Ehli tarikat, gerçek manada, bir sufi, Allah'tan başka, hiç kimseden, hiçbir şey istemez. Dervişlerine de, bunu öğretir. Dervişlerin eline, bir tane makbuz verip, kapı kapı, onları dilendirmez. Kapı kapı dilendirmez. Sufi yolu, azamet ve meşakket yoludur. Sufi yolu, rahat bir yol değildir. Çünkü sufiler, kendilerince, o ayeti kerimeyi, ölçü alırlar.
Geçmiş ümmetlerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden, cennete mi gireceğini düşünüyorsunuz der. Öyle sufilik, rahat bir yol değildir. Sufilik, mücadele ister, mücahade ister. Sufilik, nefisle savaşmak ister. Sufilik, şataattan, şatafattan, gösterişten, uzaklaşmak ister. Sufilik, kapitalist sistemin, alternatifidir. Sufilik, deccalist sistemin, alternatifidir. Sufi, hem deccalist sisteme, hem kapitalist sisteme, Sufilik, İslam, Kur'an ve sünnetin dışında, her ne var ise, hepsine, hem fikri planda, hem yaşantıda, karşı duran kimsedir. Bakın, karşı duran bir kimsedir. Sufi, anlaşılabilecek, anlaşılacak bir kimse değildir. Sebep, Sufi, çünkü her şeyini, Kur'an ve sünnete göre, dizayn eder.
Sufi, her şeyini, Kur'an ve sünnetin içerisindeki, takva anlayışına göre, dizayn eder. Öyle olunca, seni deccalist sevmez, kapitalist sevmez, siyasiler sevmez, bürokrasiler sevmez, heva hevesine düşkün olanlar sevmez, şeytanla arkadaşlık edenler sevmez, nefsine düşkün olanlar sevmez, marka budalaları sevmez, şataatçılar, şatafatçılar sevmez seni. Acı gelirsin ona çünkü. Bakın, acı gelirsin. Neden? O yol, çünkü, pak bir yoldur. O yolun özelliklerini, ve o yolun içeriğini, ortaya koyduğunda, heva hevesine düşkün olanlar, sevmez seni. Sevmez. Çünkü, insanlar, yaşadıkları gibi inanmaya gayret ediyorlar. İnancın gereğini yaşamıyorlar.
Bu benim, İslam'la tanıştığımda ilk tespitimdi. Benim İslam'la tanıştığımda, ben 25 yaşındayken, İslam'la tanıştım, benim ilk tespit ettim, ölçü buydu. Kitaptaki İslam ile, insanların yaşadıkları İslam aynı değildi. veya kitaplardaki İslam ile, dini anlatanların, İslam'ı aynı değildi. Bu büyük bir handikaptı. Üzerinden 36 yıl geçti, 37 yıl geçti. Ben aynı noktadayım. Diyorum ki ya, anlatılan, hani anlatılan İslam ile, kitaplardaki İslam aynı değil. Ve ne yazık ki, dünya, bu sonradan devşirilmiş. İslam'ı istiyor.
Gerçek, Kur'an ve sünneti istemiyor. Gerçek, hani diyorlar ya, Kur'an size yeter. Yetti. Allah'a itaat edin. Bakın, hayatınıza. Ayet-i kerime sabit, net. Allah'a itaat edin. Hadi kardeşim. Bak Kur'an-ı Kerim'e. İçkinin her türlüsü haram mı? Haram, kumarın her türlüsü haram mı? Haram, faizin her türlüsü haram mı? Haram. Bakın hayatınıza veya yaşanan hayata bakın. çıplaklık haram mı? Haram. Fuhuş haram mı? Haram. Bakın, zinanın her türlüsü haram mı? Haram. Bakın yaşanan hayata. Hadi, Kur'an yetsin bize. Hadi kafirleri dost tutmayın. Kafirleri dost tutmak haram mı? Kafirleri dost tutmak küfür.
Hadi duyun. Resulüne itaat edin. Hadi Peygamber'e itaat edin. Sallallahu aleyhi ve selleme. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve selleme Hazretleri'ne itaat edenler, birisi bütün hadislerin hepsi de sahih değil, sahte bunlar dese, Peygamber'e itaat edenler nerede? Yok. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bana söyler misiniz? Ey Ümmet-i Muhammed, sizden olan bir emir var mı? Başınızda. Yok. Hadi gelin, Kur'an'a itaat edin. Bakın, Kur'an'daki veya Kur'an sünnetteki İslam ile İslam dünyasının dini algısı ve anlayışı veya yaşantısı öyle değil.
Şeytan herkesin kalbine oturmuş, kurmuş tezgahı cümbüş yapıyor her gün, her an. Cümbüş yapıyor. Hadi Kur'an sünnet meydanda, Kur'an sünnet meydanda üzücü şeyler. Ama bu nereden kaynaklanıyor? Ümmet-i Muhammed'in içine attılar bombayı. Ümmet-i Muhammed'denmiş gibi görünen alim, şeyh, ne bileyim işte profesör, araştırmacı, bilmem neci, siyasetçi. hepsi de gerçekte İslam'a karşılar. Gerçek bir İslam'ı istemiyor hiç kimse. Evet. Geçen Cuma günü söyledim ya, hutübe dinliyorum. Ankabüç Suresi'nin diyor ki, işte, sure açık meydanda, namaz sizi kötülüklerden alıkor.
Allah'ı zikirde en büyük iştir. Bakın orada namaz, salat, salat. Orada ayeti kerimede salat olarak geçiyor. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Eyvallah. Öbür tarafa ayet-i kerimede zikir olarak geçiyor. Ama hutbede okuyan imam şöyle hutbeyi söylüyor. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. en büyük zikir olan, namaz da en büyük ibadettir. Ya bu kadar çarpıtılır ya. Zikirden ne korkuyorsunuz ya? Zikirden neden korkuyorsunuz ya? Allah'ı zikretmekten neden korkuyorsunuz? O kadar çok ayeti kerime var ki, Allah'ı zikredin diye, çokça zikredin diye, sabah akşam zikredin diye. Ya bırak, sen tarikatlara karşı olabilirsin. O da ayrı bir tartışma da.
Hani o da ayrı bir tartışma da. Ya Allah'ı zikir ya. Bunu neden eğip büküyorsun sen? Neden eğip büküyorsun? Eğip bükmesinin sebebi şu. Gerçek sebebi şu. Ümmet-i Muhammed bunu uyanmıyor. Eğer Allah'ı zikrederse, kalbinden şeytan gidecek. Kalbinden şeytan giderse, o kimse hakikati görecek. Doğruyu görecek. Kalbine onun, Cenab-ı Hak ilham edecek. Doğruyu ilham edecek. O yüzden zikrullaha girmenizi, zikrullah yapmanızı, İslam dünyasını yönetmeye çalışan, münafıklar Allah'ı zikredin istemiyorlar. Evet istemiyorlar. Ben İslam değildim, hiç kimse düşman değildi bana. Ben İslam olunca, en yakınımdaki düşman oldu bana.
Allah Allah dedim ya. Ya dedim, ben de aynı Mustafa Özbağım. Ne oldu? neden düşmansın bana dedim ya. Böyle baktı bana. Ha dedim ya, İslam, turnosol kağıdı gibi. Karı kocaya bilen ayırır. Evladı anasından, babasından ayırır. Siz gerçek Kur'an ve sünneti söylerseniz. Ve çünkü, gerçeği görürseniz, kalbiniz ilham alırsa, etrafınızın ne olduğunu görürsünüz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden şeytan ne yapar? Vesveseyle insanları yoldan çıkarır. Allah muhafaza eylesin. Enfal 29. Ey iman edenler, Allah'tan korkarsanız, O size, iyi ile kötüyü ayırt edecek, ayırt edecek bir anlayış, bir feraset verir. Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar.
Allah büyük lütuf sahibidir. Cenab-ı Hak diyor ki, Ey iman edenler, iman edenlere söylüyor. Eğer Allah'a itaat ederseniz, O'na karşı, günah işlemekten kaçınırsanız, O sizi, hak ile batılı ayırt edecek, bir feraset verir. Size bir nur verir kalbinize. O nurla size çıkış yolu gösterir. Bakın, kalbinize bir nur verir. Siz o nurla, iyiyi, kötüyü, ayırt edersiniz. O nurla, kendinize bir çıkış yolu bulursunuz. Çünkü, normalde, ana hatlarıyla söyleyeceğim, 5 vakit namazı kılıyor, orucunu tutuyor, işte haramlardan uzak duruyor. Ama kalbinde, kalbinde, feraset nuru yok. Kalbindeki, feraset nurunun olmadığından dolayı, o kimse, iyiyi, kötüyü, ayırt edemiyor.
Bakın, burada, Hz. Allah, haramı, helalı demiyor. İyiyi, kötüyü, ayırt edemiyor. Yani, siz karşınıza gelen bir fikrin, iyi mi, kötü mü olduğunu, karşınıza gelen bir insanın, iyi mi, kötü mü olduğunu, size, propaganda yapan bir siyasetçinin, iyi mi, kötü mü olduğunu, size herhangi bir konuda, briefing veren, bürokratın, iyi mi, kötü mü olduğunu, annenizin, babanızın, size, iyi mi, kötü mü konuştuğunu, çocuklarınızın, iyi mi, kötü mü olduğunu, arkadaşlarınızın, iyi mi, kötü mü olduğunu, iş yaptığınız insanların, iyi mi,
kötü mü olduğunu, bilmiyor. İslam toplumu. Eşin, iyi mi, kötü mü, bilmiyor. Söylediği söz, iyi mi, kötü mü, bilmiyor. Sebep, onun kalbinde, iyiyi, kötüyü, ayırt edecek, bir feraset nuru yok. Sen işverensin, senin yanında çalışan eleman, iyi mi, kötü mü, bilmiyorsun. Veya sen çalışan bir kimsesin, işverenin iyi mi, kötü mü olduğunu, bilmiyorsun. Bir iş yapıyorsun, o işe bakıyorsun, iş dışarıdan göründüğüne göre, helal, ama iyi mi, kötü mü, bilmiyorsun. Bakın, her helal, helaldir. Ama sana iyi mi, bilmiyorsun. Yemek yemek, helaldir. Otursun, yemeğini yersin. ama fazla yemek, iyi değildir, kötüdür.
Uyku helaldir. Ama fazla uyumak, kötüdür. Konuşmak, kelam, kelimeler üretmek, iyidir. Ama boş konuşmak, kötüdür. Konuşmak iyi midir? İyidir. Eşler arasında, diyalog iyi midir? İyidir. Konuşursun, iyidir. Ama, kötü mü, değil mi? Konuştun, nereye gitti? Veya konuşmadın, kötü mü, iyi mi? Onu bilmezsin. Çünkü, iyiyi ve kötüyü, ayırt edecek, Allah senin kalbine, mihenk taşı koymadı. Sebep, sen çünkü, tam, net bir şekilde, Kur'an ve sünneti, yaşamadın gibi, Allah'ı zikretmiyorsun, ve, hakkıyla Allah'tan, korkmak demek, hakkıyla Allah'tan, korkmak, öcü gibi değil bu.
Hani Allah'ı öcü gibi gösterelim, aman böyle titreyelim önünde, öyle bir şey değil bu. Allah'tan hakkıyla korkmak, Allah'ı zikretmek, O'na iman etmek, O'nu sevmek, Allah'tan hakkıyla korkmak, yaptıklarınla, ayrı, bir de yapmadıklarınla hesap vermek. Allah'tan hakkıyla korkmak. İşte, eğer Allah'tan hakkıyla korkarsa, o kimse, bir veli olacak. O velinin, kalbinden nameler yürüyecek. O velinin kalbinden, lütuflar tecelli edecek. Cenab-ı Hak, onun kalbine ilham edecek. O da o ilhamla ne yapacak? Etrafı aydınlatacak. O kimse, o kalbe gelen, o nurla, hakla, batılı ayırt edecek. O kalbine gelen, nurla, varlığı, yokluğu, ayırt edecek. o kalbe gelen, o nurla, sonradan, o dan, olan, yani, eski dilde hadis olarak nitelendirilen, ama sonradan olan, veyahut da, baki olanları ayırt edecek.
Eğer o normalde, o nur var ise, o nur yok ise, evet, o kimse, ne yazık ki, kalbi, harekete, geçmemiş olacak. Kalbi, harekete geçmezse, o zaman, gerçek manada, doğruyu ve yanlışı, hak ve batılı, ayırt edemeyecek. Talak, ayet 2, kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir kurtuluş yolu gösterir. Bu boşanmayla alakalı, Talak suresi, boşanmayla alakalı, meseleleri söyler. Ama bu, Talak'taki, ikinci ayet-i kerimenin sonunda, böyle bir müjde var. Bakın, bu müjde. Bu her ne kadar, boşanma meselesinin içerisinde, konuşulsa da, bu ayet-i kerime, buradaki, benim buraya bunu alma sebebim şu, yani buradaki, kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir kurtuluş yolu gösterir. Yani sen Allah'tan korkup da, Kur'an ve sünnet dairesinde durmaya çalışırsın, Kur'an ve sünnet dairesinde hareket edersin, bakın boşamayla alakalı bir meselenin, surenin içerisinden bu.
Allah sana, bir kurtuluş yolu gösterir. Sen yeter ki, bu noktada, Allah'ın izinde, Resulullah'ın izinde, yürümeye çalış. Bu meseleyi, bu normalde kalbe gelen ilhamın içine aldın, bir de günümüzün meselelerine ışık tutacak. Evli olan eşler, evliliğinizi yürütmenin yollarını arayın. Siz eğer samimiyetle, ihlasla, evliliğinizi yürütmeye çalışırsanız, Allah size bir kurtuluş yolu gösterecek.
Sizin samimiyetinizden ve ihlasınızdan dolayı, sizin Allah'ın Kur'an ve sünnet ölçülerindeki bir evliliği met ettiğinden, ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Kur'an ve sünnet dairesindeki bir evliliği met ettiğinden, alkışladığından dolayı, siz evliliğinizi yürütmek için, yürütmek için, eğer ki çareler ararsınız, eğer evliliğinizi yürütmek için, böyle bir azmederseniz, bu konuda gayret gösterirseniz, Cenab-ı Hak size bir kurtuluş yolu gösterir.
Kurtuluş yolu. Sen yeter ki bir konuda gayret et. Sen yeter ki bir konuda, Allah'tan korkaraktan hareket et. Allah'ın sınırları içerisinde kalarak hareket etmeye çalış. Bu hangi işin olursa olsun, evliliğin, eşin, çoluğun, çocuğun, malın, mülkün, iş hayatın, hiç önemli değil. Sen bu konuda, Kur'an ve sünnet ölçüsünde durmaya gayret et, Kur'an ve sünnet ölçüsünde hareket etmeye gayret et. Dergahında, işinde, sokağında, ilinde, ilçende, devletinde, hiç önemli değil. Sen halisane, muhlisane, samimi bir şekilde, Kur'an ve sünnet tarihisinde duraraktan, ben hayatımı idame ettireceğim dersen, Cenab-ı Hak zorunu kolaya eriştirir. Zorluğunu kolaylaştırır. Çıkmazını çıkar yapar. Bir bakmışsın, bir anda her şeyi değiştirir.
Bir anda değiştirir. Sen onu görmekten uzak olabilirsin. Sen ihlasla, samimiyetle davran. Sen onu anlamayabilirsin. Neden? Kalbin çalışmadığından, kalbinde feraset nuru olmadığından, kalbinde zikrullah nuru olmadığından, kalbinde muhabbetullah nuru olmadığından, açık açık konuşuyorum. Bunun oluşması için, Allah'ı seveceksin, Resul'ünü seveceksin, Kur'an'ı seveceksin, sünnet-i seneyi seveceksin, İslam'ı seveceksin, bilmen yetmiyor, seveceksin ve çalışacaksın ve onu yaşayacaksın.
Yaşayacaksın ve göreceksiniz. Hayatınız boyunca, dama dediğiniz yerde, bu yolun sonu göründü dediğiniz yerde, Cenab-ı Hak yeni bir yol açacak size. En tıkandığınız noktada, Cenab-ı Hak bir kapar alacak sizden. Bu fakirin öyle olmuştur hep. Hiç ümitsizliğe düşmeyin. Allah var, ümitsizlik yok. Allah var. Bedende nefes duruyor mu? Ümit et. Allah sıra dağlar gibi, senin arkanda. Ama, sen Kur'an ve sünneti yaşamak için azmet. Her meselede. Evinde, işinde, aşında, çoluğun çocuğunda, dergahında, sokağında, şehrinde, ilinde. Sen doğru olursak, seni kimse yıkamaz. Sen yıkılmazsın.
Sen Kur'an ve sünnete uygun davranmazsan, o zaman kork. Allah bizleri affetsin. Bakara 194. Allah'tan korkun. Bilin ki Allah muttakilerle beraberdir. Allah'tan korkun. Bilin ki Allah, muttakilerle, yani kendisine itaat edenlerle beraberdir. İman edip, salih amel işleyenlerle beraberdir. ve'l asrîne'l insânele fî husrün. Bütün insanlar hüsrandadır. İman edip, iyi amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Bakın, dört ana kuram. Muttakî olmanız için. İman et, salih amel işle, hakkı ve sabrı tavsiye et. Oturma oturduğun yerde. Eşine tavsiye et, çocuklarına tavsiye et.
Oturma oturduğun yerde. hakikatin dışında bir şey gördüysen, ona tavsiye edip ol, nasihat et. Başına bir musibet gelene de sabrı tavsiye et. Allah'a isyan etmesine müsaade etme. Kardeş, Allah'tan geldi, sakin ol, sabretle. Muttakî ol. Yani, Allah'a tam iyi bir kul ol. Sen Allah'a tam bir kul olursan, merak etme, hiçbir şey sana zarar veremez. Bu dünya gelip geçici, benim yaşım 63. Arkaya dönüp baktığımda, dünmüş gibi geliyor her şey. Bir bakıyorsunuz, ya da çok hareketli bir hayat yaşadığımdan, ben 63 olduğuma dahi inanmıyorum. Bazen diyorum, ulan diyorum, 63 yaşına gelmişim ya diyorum. Sanki dün gibi daha. Evet. Sanki böyle daha dün yeni derviş oldum, heyecanım yerinde, böyle şeyhimi göreceğim, onunla yol yürüyeceğim.
benimki biraz hayalperest belki de ama, ben o salmış gibi devam ediyorum. Ne olacak ki? Onlara ölü demeyeniz diyor ya, ben nasıl ölü diyeyim şimdi onlara ölü demeyeniz derken. Bu heyecanı yaşamak, o heyecanı tatmak, her an o heyecan üzerine durmak, bir bakıyorsun, yıllar yılları kovalamış, yıllar yılları kovalamış. Ona diyorum ya, Adnan Hoca'yı dün ev verdik, Adnan Hoca diyorum, şimdi çocuklarına ev veriyor, torun sahibi diyorum. Lan daha dün evlendirdik biz bunu diyorum, nereden bu adam diyorum, çoluk çocuk sahibi oldu, torun sahibi oldu diyorum. Bu şimdi neden? Yani böyle yıllar yılları şey yapmış, kovalamış. Bakıyorum, İsmail Ayni daha kara kaçtı, kara gözlü, yakışıklı. Lan diyorum, bu adam kuru fasulye yemeğe geliyordu. Diyorum, hiç değişmedi.
Tabii bu demirtaşlılar iyi bakıyorlar ona böyle. İdris iyi bakıyorsunuz değil mi? Yoksa demirtaşın altını üstüne getiririm bak ha. Öyle yapmaz zannetmeyin yani. Efelik damarım tutmasın. Dedem benim Efeler'den. İsmail yok değil mi bir sıkıntı? İsmail de sizi kolluyor. Ne zaman sorsam hiçbir sıkıntı yok diyor. Vallahi kolluyor. Şimdi baktığımız zaman hayata gelip geçiyor. O heyecanı yitirmemek, o heyecanı kaybetmemek, ilk günkü gibi devam etmek. Bu çok önemli bakın. Hayatınızın neresine bakarsanız bakın, ilk günkü o heyecanı kaybetmemek. Hani, Haşi annemi soruyor ya, Ya Resulullah, beni nasıl seviyorsun? Şimdi kadınlar, ne kadar seviyorsun diyor.
Ya sorma o soruyu. Ne kadar seviyorsan sorma. Bu yanlış soru. Yanlış soruyor, doğru cevap bekliyorlar. Ne kadar seviyorsun? Ya ne kadar diye soru yok. Ya nasıl seviyorsun? Çünkü onun miktarını bulmak, tespit etmek zor bir şey. Ama diyor, nasıl seviyorsun? O da ne diyor? Sarmaşık gibi. Arası da soruyor ya. Ne alemde? Kördüğün. Özür dilerim. Diyor ki, nasıl seviyorsun? Kördüğün. İki ucu yok. Ne muhteşem bir anlatım ya. Hani Hazreti Ayşe annemiz, kendisini duvara böyle vursa, resmini çıkartsız, hakkı öyle bir cevaba. Muhteşem bir cevap. Ama işte, Ayşe annemiz, aşırı kıskanç. Arada soruyor, Kördüğüm ne alemde?
Kördüğüm ne alemde? Cevap yine muhteşem. Bir peygambere yakışan cevap. İlk günkü gibi. Şimdi, sevmek, ilk günkü gibi tazeliğini muhafaza etmektir. Hani Mustafa Özba der ya, fırından çıkmış çıtır çıtır ekmek, sevilmez mi? Şeker hastası da sakın bu lafıma kanma, Fatih Hoca valla kulağını büker. Şeker hastaları, sakın bu sözümü dikkat etmeyin. Ama bir fırından çıtır çıtır ekmek çıkmış, mis gibi kokuyor. İçine peyniri, tereyağı, balı yatır. O sıcak sıcak, çıtır çıtır ye. Lezzetli değil mi? Tabii çok lezzetli. Annemin bir şekeri çıkıyor, güldür güldür güldür gidiyoruz biz. Dört yüz elli kilometre. Bu böyle komalarda, haydi hastaneye götür.
Hastanede bir ölçüyorlar. Dört yüz elliden sonra makine ölçmüyor zaten. Hastanede bir ölçüyorlar. Altı yüz seksen. Allah'ım yarabbim. Ne yiyor, ne içiyor bu diyorum ya. Dayanamadım. Dedim anne. Geliyorum, sıkıntı yok. Ne zaman olsa gene gelirim. Allah rızası için dedim ya. Ne yapıyorsun? Bunu söyle bana dedim ya. Bileyim yani dedim. Şimdi gözleri görmüyor ama gözünü çeviriyor sesin tarafa. Kızmayacaksın ama dedi. Kızmayacağım dedim ya. Söylün dedi. Ulan ne zaman kızdım sana anne dedim. Ben kızsam kendime kızıyorum zaten dedim. Olağım gene bana ne oluyor dedim. Sana ne diyeceğim dedim. Mustafa dedi. Hani dedi Ayşe 10-11'de geliyor ya dedi. Ey dedim.
Ben dedi sabahleyin ekmeği aldırıyorum fırından dedi. Böyle bir güzel yarıyorum onu dedi. Ey dedim. İçine dedi tereyağını bir güzel sürüyom dedi. Ya anne sen onu sürmüyorsundur. Tereyağını yatırıyorsundur dedim ben. Hah öyle dedi. Yani tereyağını sürmek için böyle ekmek sürmek lazım. Annem bilmez öyle şeyi. Annem ekmeğin içerisine tereyağını yatırır. E dedim ben valla dedi balı da bir döküyorum içine dedi. Sürmüyorum. Döküyorum. Üstüne dedi bir de peynir ufalıyorum böyle elimden dedi. O bizim bayındırın tulum peyniri. Bir de onu ufaluyorum ufalıyorum dedi. Kapatıyorum dedi. Mes gibi onu dedi. Çatır çatır yiyorum dedi. Ondan bırakmasın anne sen bunu dedi. Dedi karpuzu alıyorum dedi.
Ayağından ite ite dedi. Çeşmenin başına getiriyorum dedi. Bahçede yapıyor bunu. Gücü yok karpuzu kaldırmaya. Karpuzu kaldırıyorum dedi. Böyle yukarı dedi. Bir bırakıyorum dedi. Çat çatır dedi. Karpuz yarılıyor ya dedi. Eee dedim. Bir güzel yiyorum onu dedi. Bir çeşme ile su tutuyorum oraya dedi. Sonra Ayşe geliyor dedi. Ben yatıyorum yine dedi. E dedim bir de onunla kahvaltı yapıyorsun. E dedi ona desem ki dedi yarım ekmek idim. Ana kızlar dedi. Bir de onunla kahvaltı yapıyorum dedi. Aa ne normal dedim ya 680. Şimdi kadın o sıcak ekmeğin lezzetini arıyor. O sıcak ekmeğin çıtır çıtır ekmeğin lezzetini arıyor. Sevmek, sevmek her sabah çıtır ekmek yemek gibidir.
Eğer çıtır ekmek gibi seviyorum dediğiniz kimse hep lezzetli geliyorsa o zaman siz seviyorsunuz. Ama yok bir gün çıtır ekmek gibi bir gün bayat ekmek gibiyse at kenara öyle değil. İşte Allah'ı sevmek her gün çıtır ekmek yemek gibidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i sevmek her gün o çıtır ekmeğin kokusunu alır gibi onun kokusunu almaktır. Tazecik. Tazecik. Ve her kokladığında ayrı bir koku almaktır. Sevmek böyle bir tecelliyattır. O yüzden Hazreti Ayşe annemiz nasıl o düğüm ne durumda dediğinde kördüğünde ilk günkü gibi diyor. İşte Allah bir sefer sevilir. O ilk sevdiğinde ilk günkü gibi onu koruyabiliyorsan onu koruyabiliyorsan hatta onu daha da derinleştiriyorsan hatta daha ileri söyleyeyim.
O ilk günkü gibi aşkını muhabbetini tuttuysan o seni kurtuluşa götürür. O seni kurtuluşa götürür. İşte Allah muttakilerle beraber. Yani sen Allah'la olan irtibatını sağlam tutarsan Allah seninle beraber. Öyle olunca o seninle beraber. O zaman senin kalbin ne olacak? Hep doğru noktada duracak. Doğru noktada duracak. Ankıbüt ayet 69 Uğurumuzda mücahede edenlere biz mutlaka yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah iyilik edenlerle beraberdir. Şimdi uğurumuzda mücahede edenlerle mutlaka yollarımızı gösteririz. Yani bizim uğurumuzda. Yani sen Allah için mücahede ediyorsun. Allah için yapıyorsun her şeyi.
Burası çok önemli. Namazı Allah için kılmak, orucu Allah için tutmak, zikrullahı Allah için yapmak, hayır hasaneti Allah için yapmak, buraya sohbete Allah için gelmek, buradan çıkıp evine gitmek, Allah için evine gitmek, eşini Allah için sevmek, çocuklarını Allah için eğitmek, çocuklarını Allah için muhafaza etmek, evini, eşini, toprağını, vatanını, milletini Allah için sevmek. Allah için korumak, Allah için korumak, bütün ne yapıyorsan hayatında her şeyi Allah için yapmak. Sufiliğin ana kaidelerinden birisidir. İslam'ın ana kaidelerinden birisidir. Her ne yapıyorsan Allah için yapmak. Hani savaşta birisi tam şehit olacaktı.
Dediler ki filanca sahabeler dedi ki şehit oldu. Allah Resulü dedi ki hayır şehit olmadı. Sahabe koştu. Buldular onu böyle cesetlerin içinden. Hemen birisi gitti, ensesinden tuttu kaldırdı onu. Dedi ki ne için savaştın? O dedi ki bu namussuzlar, bu kafirler, bu müşrikler gelirler bizim hurma bahçelerimizi sahip çıkarlar, talan ederler diye savaştım dedi.
Dedi ve öldü. Sahabeler geldiler saddak ya Resulallah dediler. Evet o hurmalıklar için savaşmış. Bakın onun için şehit olmadı dedi. Hatta yine bir savaşta bir kimse ganimetten küçük bir şey aldı haksız olarak ganimetten. Allah Resulü dedik o da şehit olmadı. Küçücük bir ganimetten kendine bir şey ayırdı. Dikkat edin. Allah için. Eğer her şey Allah için olmuyorsa yok hayır. Sen doğru yolda değilsin. Ve Cenab-ı Hak Allah için olmadığından dolayı sana yolunu göstermeyecek. Senin kalbine bir nur verip, senin kalbine vahyetmeyecek. Senin kalbine ilham etmeyecek.
Ve sen doğruyu göremeyeceksin. Doğruyu bulamayacaksın. Sebep? Çünkü sen Allah için mücadele etmiyorsun. Bir makam için mücadele ettin. Mevki için mücadele ettin. Siyasette bir yere gelmek için mücadele ettin. Bürokratik olarak bir yere gelmek için mücadele ettin. Dergah'ta çavuş olayım, zakir olayım, nakim olayım, nügabba olayım, şeyh olayım diye uğraştın. Allah için uğraşmadın. Baktın beni şeyh eder mi, bana bir icazet yazar mı? Baktın ama ben burada bir zakir olsam şunu şöyle yapardım, bunu böyle yapardım. Senin elini tutan mı vardı yapsaydın? Yok ben çavuş olsam şöyle yapardım. Elini tutan mı var yapsaydın? Yok o makam istiyor. Bir makamla yapacak onu. Allah için değil.
Veya bir fukaraya tasadduk edecek ya, Allah için değil. Hak tasadduk ediyorlar, göstersin. O yapıyor bunu. Allah için değil, gösteriş için. Gösteriş için. Şataat için, şatafat için. Desinler diye yapıyor. Desinler. Allah muhafaza eylesin. O zaman onun yolunu kapatıyor. Ne yaptı? O kimse kendi yolunu kendisi kapattı. Allah için mücadele etmedi. Allah için mücadele etmedi. O baktı, ya ben gideyim şurada bir evleneyim. Ben gideyim burada bir iş sahibi olayım. Ya yardım ediyorlarmış orada birbirlerine. Birisi geldi öyle dedi. Yani ben 5-6 aydan beri gelip gidiyorum buraya dedi.
Ya hiçbir yardım almadım ben dedi. Ey Allah Allah dedim ya. Dedim benim dayına nasıl yani dedi. Ben de 35 senedir geliyorum dedim. Kimse bana yardımcı olmadı dedim ya. Dedim 35 senelikilim. Ben bir yardım almadım. Sen daha yeni başlamışsın. 6 ay olmuş dedim ya. Dur sabret dedim ben. Ben 35 sene bekleyemem ya dedi. Valla sen bilirsin karar senin dedim. Ya sen gerçekten dedi. Yani üstadım dedi. Ya 35 yıldır dedi. Sana kimse öyle dedi. Bir yardım eden olmadı mı dedi. Allah yardım ediyor dedim. Birisi kalkıp da dedim. Sen ne yapıyorsun demiyor bana dedim. Benim dersimi ben vereyim efendim dedi. Bana dediler ki dedi. Oraya gidersen zengin olursun. Ha nereye zengin olacaksın dedim.
Ben 3 sefer iflas ettim burada dedim. Kaç sefer dedi. 3 sefer dedim. Bir de arkamdan çalınan davullar dedim. Bunun cabası dedim. Nasıl dedi. En son iflas ettim dedi. 1 milyon dolarım gitti benim dedim. Yakını kurtar buradan dedim. Ben dersimi iade ettim dedi. Bürodan içeri bile girmedi. Bironun önünde oluyor ben de dersini aldım kurtardım kendini dedim. Ne iş yapıyorsun sen dedim. Ben fabrikada çalışıyorum dedi. Valla onu da kaybederdim burada dedim. Böyle baktı gözümün içine. Hani şaka mı yapıyor? Gerçekten kaybederdin dedim ya. Sen aman fabrikaya sımsıkı tutun. Seni oradan işten atmasınlar bak dedim. Sonra dedim bize kabahat da bulma işten atılırsan. Orayı sımsıkı tutun dedim.
Şimdi Allah için deyim. Bakın Allah için deyim. Bir ucuna bir şey eklemiş. Bir şey eklemiş. Ucuna bir şey eklediysen ona ulaşamazsın. Allah için olan dergahlarda, tekkelerde, sufilik yolunda ucuna bir şey eklersen ömür boyu ona ulaşamazsın. Sebep, orası Allah için olan bir yer. O yüzden ucuna eklediğin, arkasına eklediğin şey asla olmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden eğer ki Allah için, Allah yolunda mücahede edersen, Cenab-ı Hak sana yolunu aşacak. Senin yolunu gösterecek. Ve sen, evet, velilerin içinden gelen o namelere, o namelerin tecelliyatına mazhar olacaksın. Ayet-i Kerime hadit 28 Ey iman eden kitap ehli!
Allah'tan korkma ve peygamberlerine iman edin ki Allah da size rahmetinden ekim istiversin. Kendisi de aydınlık içinde yürüyeceğiniz bir nur bahşetsin ve sizi bağışlasın. Bakın bu da, bu Ayet-i Kerime'de Hristiyan ve Yahudiler için söylenmiş bir Ayet-i Kerime gibi görünüyor zahiren. Yani kitap ehli, eğer ki peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iman ederse, ne yapacaklar? Ondan sonra Allah onlara rahmetinden iki misli verecek. Ama sen de peygambere iman edersen, Allah senin rahmetini eksiltmeyecek. Sana da ne yapacak? İki misli verecek. Ne diye dua ediyoruz? Ya Rabbi dünyada da, ahirette de bize iyilik ver. Ne diyor velilerle alakalı? Onlara dünyada da, ahirette de müjdeler vardır. İki rahmet oldu mu?
Yani kafirlere, Hristiyanlara, Yahudiler, onlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iman edince iki nur alacak, iki rahmet alacak, ümmeti Muhammed almayacak diye aklınıza gelmesin. Her ne kadar müfessirler bu ayet-i kerimeyi böyle tefsir etseler dahi, ayet-i kerime aslında ümmet-i Muhammed'e de mütalik. Neden? Kur'an bize geldi. Kur'an Muhammedilere geldi ve bütün insanlığa geldi. İman edenlere geldi. O zaman bizim için de iki rahmet var. Siz Allah'a ve Resulüne iman ederseniz ve itaat ederseniz size de iki rahmet var. Az önce dediğim gibi dünyada da bize iyilik ver, ahirette de. İki rahmet oldu. E velilerle alakalı ayet-i kerime dedi ne diyor?
Onlara dünyada da, ahirette de müjdeler vardır. İki rahmet oldu mu? Oldu. Eşini soruyorlar velilerle alakalı ayet-i kerime de peygambere sallallahu aleyhi ve selleme. Ya Resulallah ahiretteki müjdeyi anladık. Cennet, cemalullah. Dünyadaki müjde nedir? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem cevap veriyor. O velilerin görüldüğü ve onların gördüğü rüyalar. Müjdedir onlara. Sen bir veliyi, bir mürşidi, kamili rüyanda görüyorsan sana müjde Allah'tan rahmet bu. Bunu küçümseme. Bunu kenara atma. Tirmizi'nin naklettiği hadis-i şerifte ancak salih insanlar salih rüyalar görür. Rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür.
Peygamberlik bitmiştir. Ama mübeşirat kapısı açıktır. Ya Resulallah mübeşirat kapısı nedir? Ahir zamanda salih kulların görmüş olduğu müjdeci rüyalardır. O zaman kardeş sen dikkat et. Senin önüne de ne olacak? Cenab-ı Hak bir nur koyacak. Ve siz o nurla, o nurla ne yapıyor? Sizin kendisiyle aydınlık içinde yürüyeceğiniz bir nur bahşediyor.
Sen gidecek olduğun yolunu görüyorsun. Yolunun aydınlığını görüyorsun. Ve o aydınlık içinde yürüyorsun. Bu rahmeti, bu bereketi, bu lütfu, bu ikramı sakın önemsizleştirme. Sımsıkı yapış, sımsıkı dur. Ve yoluna sahip çık. Allah muhafaza eylesin. Hadit 12. Bu konuyu bitireyim artık. Hakkınızı helal edin, müsaade edin. O gün mümin erkeklerin ve kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün. Mahşere geldik. Yani o kimse bütün hayatını Kur'an ve sünnet dairesinde yaşadı. Allah'ın bahşettiği, yolunu aydınlattığı nuruyla yürüdü. Ve iş mahşere geldi.
Hadit 12. O gün mümin erkeklerin ve kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün. Bakın nurlarının, o nur senin Allah'ın sana bahşettiği husisi bu nur. Sen hem Allah'tan korktun, hem Allah'a iman ettin. İman ettin, farzları yerine getirdin. Nafilelerle Allah'a yaklaştın. Allah'ı zikrettin. Cenab-ı Hak senin kalbine bir nur verdi. O kalbine vermiş olduğu nurla sen hakkı ve batıla ayırt ettin. O kalbine vermiş olduğu nurla sen iyiyi, kötüyü ayırt ettin. Ve kendini Kur'an ve sünnet nazarında doğrultusunda hep taze tuttun. Ve nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Hadis-i Şerif'i sende tecelli etti.
Sen Cenab-ı Hakk'ın sana bahşetmiş olduğu nurla öldün. O nuru seyrede seyrede. O nurunun içerisinde son nefesini verdin. Şeytan senin kalbine işeyemedi. Şeytan senin kalbine vesveseyi veremedi. Çünkü senin kalbinde Allah'a karşı bir sevgi, Resulullah'a karşı bir muhabbet ve Allah'ın zikri var gümbür gümbür. Sen her gün la ilahe illallah, la ilahe illallah, Allah Allah. Senin zikrin neyse, senin esman neyse, sen o zikirle, o esmayla hemhal oldun. O zikrullahın, o esmanın nuru senin kalbinde oturdu. Dara düştün, Allah'ı zikrettin. O nur sana doğruyu gösterdi. Sen müşkilatını halledemedin. Naçar kaldın, Allah'a yaslandın, onu zikrettin. O senin yolunu açtı.
Ve o nurla sen aşina oldun. Ve o nur tecelli ettiğinde, sen artık senin o bir delilin oldu. Senin bir hüccetin oldu. Bildin ki o sabah kurtuluş sabahı. Dedin ki bugün sabah bitiyor bu imtihanım. O nur geldi, seninle konuştu. Seninle sohbet etti. Geldi başını okşadı. Geldi, sana doğruyu, hakikati söyledi. Karşındaki yalan söylerken, o nur geldi, inanma dedi. Karşındaki hakkı, batılı hak gösterecekti. O nur tecelli etti gönlünde. Baktın, adam şeytan suretinde. Dili çatallı, yılan dili gibi. Ama o çok tatlı konuşuyor sana. Dedin ki yok, bu öyle değil.
Nur senin neyin oldu? Mihmandarın oldu. Mihmandarın oldu. Sana dedi ki şunu yaptır. Yaptırdın, isabeti gördün. Haa dedin ya. Bu kalbe gelen ilham doğruyormuş. Ama o nurla hareket ettin. Ne oldu? Son nefesine kadar o nurla beraberdin. Nefesi verdin, o nurla beraber. Kabirdesin, o nurla beraber. Kabir de nurlu, onunla. Kabirden kalksın. Kadın erkek burada değişmedi bir şey. Sağında solunda o nur var. Sen mahşere emin adımlarla değil, emin bir şekilde kanat çırparak gittin. Herkes hesapla, kitapla uğraşırken bir münadi melek dedi. Sen Allah'ın gölgesine gel.
Sen Allah'ın gölgesine gel. Çekti. Bir baktın, oradasın. Etrafındakiler tanıdık. Abdülkadir Geylan Hazretleri. Evet ya ben Zikullah'ta görmüştüm onu. Ahmet Er Rufa Hazretleri. Evet ya. Elinde şişler de kaç sefer geldiydi, gördüydü. Kim filanca, kim fişmanca. O orada. Allah'ın gölgesinde gölgelenenlerle berabersin. İnşallah. O nur ayetle sabit. Önünde ve ardında, sağında ve solunda. Ama o nuru bu dünyada yaşarken göreceksin. Görmesen dahi şuna iman et. Allah'ı zikrettiğin müddetçe, farzları yerine getirdiğin müddetçe, haramlardan uzak durduğun müddetçe, sen o nurun içinde yaşıyorsun.
Görmekten uzaksın. O ayrı mesele. Allah bizi affetsin. Ey kevn-ü fesat aleminde tamamıyla çürümüş canlar, ebedi canlarınız ne vücuda geldi ne de doğdu. Saat da 10-12 oldu. Bu normalde bugana kadar olan şeyler, bu velilerin nameleriyle alakalıydı. O yüzden normalde velilerin nameleri, o zaman bu, Allah affetsin, nefislerinden doğan heva ve heves değil, hakikat perdesinden açılmış bir name.
Velilerin içlerinden. Bu nameleri dinleyebilmek için, bu nameleri duyabilmek için, bu nameleri anlayabilmek için, o zaman veliye hakikat noktasında kulak vermek lazım. Eğer öyle olursa, bunları duyar, işitirsiniz. Eğer öyle olmazsa, bunları duymaktan, işitmekten uzak olursunuz. Önümüzdeki haftaya devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Allah hepinizden de razı olsun. El-Fatiha ama selavata. Amin. Biraz uzadı ama, sohbet bu konunun, bu kısmının bitmesi lazımdı bence.
Yarın bırakılacak bir şey değildi. Bu konuda uzattığım için, tekrar hakkınızı helal edin inşallah. Allah razı olsun. Geceniz hayırlı olsun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi