Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 31 Mart 2024 · 39:29
Üzübillâhü bineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâri zikr-ı fâlemennâhû, La ilâhe illâhâ, Muhammeden Resûlullah, Cemiyenel-Miyyâi ve Murselin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Selamun aleyküm.
Aleyküm selam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim nerede bir Müslüman zulüm görüyorsa onları zulmedenleri kahre perişan eylesin. Amin. Zalimlerden Müslümanların hakkını alsın. Amin. Dünya üzerinde Müslümanlara kurtuluş nasip eylesin. Amin. Eşmeyin. Semazen kardeşler hızla hazırlansınlar inşallah. Geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah.
Peygamberlerin içlerinde öyle nameler vardır ki o nameleri namelerde isteyenlere değer biçilmez hayat erişir. Cenab-ı Hak yeryüzüne Adem'le beraber Adem'den itibaren birçok peygamber göndermiş. Bunun sayısının üzerinde durmaya gerek yok. Konumuz o değil. Ama her peygambere ama kitap verilsin ama kitap verilmesin kitabın yanında bir de hikmet verilmiş. Peygamberlerin içlerinde hani kendi batınlarında öyle nameler vardır ki o namelerde isteyenlere değer biçilmez. Hayat erişir. Yani o peygamberlerin Cenab-ı Hak ilmi ledininden ayrıyeten Kur'an-ı Kerim'de kitapla beraber size hikmet verdiğimiz dediği hikmetler verilmiş.
Bu tabi bütün peygamberlere verilmiş bu. Son peygamber Hazreti Muhammed Mustafa'ya da sallallahu aleyhi ve selleme de verilmiş. Buradaki ben hani öyle nameler vardır sözünü peygamberlere verilen hikmet olarak kendimce öyle anladım. Hikmete baktığımızda hikmet, lügat manası insanın nasihat yoluyla iyi olan şeylere yönlendiren, kötü olanlardan alakoyan, engelleyen söz, kelime manası.
Tabi onun üzerine çok manalar yüklemek mümkün bu lügatın üzerine ama işlev olarak baktığımızda peygamberlerin üzerinde işlev olarak baktığımızda ilahi emirlerin veya ilahi vahyin yaşanabilir hali, yaşanmış hali hikmet. Yaşanabilir halini onların üzerinde tecelli etmiş, tecelli ettirmiş. Biz bir peygambere baktığımızda yaşanmış halini onda görüyoruz.
Yani peygamberlerin üzerinde görüyoruz. Ama tabi bu manada her peygamber kendi zamanında kendi bulunduğu topluma dinleyenlere bir nur olmuş, bir ışık olmuş. Tabi hikmete değişik manalar yükleyenler de olmuş. Bu manada ben çok alıntı yaparım İbn-i Abbas'tan. Ben sahabenin içerisinde önem atfettiğim büyük zatlardan birisidir.
Dört Abdullah'tan birisi. Hazreti Abbas Efendimiz'in oğlu Abdullah. Ona hikmeti sorduklarında Kur'an'ı bilmek, derinliğini kavrayıp anlamak, Kur'an'ın neshini yani nesh ettiklerini, muhkemini yani muhkem ayetlerini, müteşabihini yani zamana göre anlamı değişen müteşabih ayetlerini önce nazil olanını sonra nazil olanını bilmektir demiş.
Hikmetle alakalı. E Hasan-ı Basri ehl-i sufidir kendisi, pirlerimizden birisidir. O da demiş ki hikmet sünnet demektir. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetidir. Ama hikmetin sahibi bu manada Allah Celle Celaluhu. Cenab-ı Hak kendisini de hikmet sahibi olarak beyan etmiş. Birçok ayet-i kerime var. Ahkâf ayet 2. Bu kitabın indirilmesi her şeye galip ve hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındadır. Yani Cenab-ı Hak enteresan bir şekilde ayet-i kerimelerde hükmü ve hikmeti yan yana telaffuz ediyor genel olarak. Hüküm bir şeye hükmetmek.
Hikmet sahibi hikmete uygun hükmeliyor. Bakın Cenab-ı Hak hikmeti de kendi üzerine almış, kendi üzerine hükmü de kendi üzerine almış. Hikmeti de hükmü de kendi üzerine alarak aslında hikmet ve hüküm birbirinden ayrılmıyor. Birbirinden ayrılmayan iki sıfat. Ashab bir. Ey peygamber! Allah'tan kork, kafirlere ve münafıklara uyma. Şüphesiz Allah her şeyi çok iyi bilen hüküm ve hikmet sahibidir. Yani bunları örnek olarak aldım. Yani bir hikmet, çıplak bir şekilde hikmeti Cenab-ı Hak kendi üzerine atfetmiyor. Genel olarak hükmü de koyuyor. Çünkü tek başına bir hikmet hükümsüz olarak, hani muhakkak Cenab-ı Hak bunu böyle söylerse söylenecek bir söz yok.
Ama tek başına hikmet sahibi hüküm olmazsa hikmetin çok fazla bir anlamı kalmıyor. Hükmetmek, yani bir şeye emretmek, bir şeyi yaptırmak, bir şeyin üzerinde tabiri caizse komple elinin altına almak, onun senden başka bir şey onun üzerinde tecelli etmemesi, hüküm Allah'a ait. Hikmet, hikmetle beraber tecelli ettiriyor. O yüzden hikmetin bu manada sahibi Allah Celle Celaluhu. Tabi bu aynı zamanda da Kur'an-ı Kerim'i de Cenab-ı Hak hikmet olarak nitelendirmiş. O zaman Allah hikmet sahibi, hikmetin sahibi o. Kur'an da bir başlı başına hikmet. Hakka ayet 48, muhakkak ki Kur'an Allah'tan korkanlar için bir hikmet ve öğüttür. Burada da hikmeti ve öğütü yan yana koydu Kur'an-ı Kerim için.
Yani Kur'an-ı Kerim'e bakarken hem bir hikmet hem bir de öğüt olarak önümüzde. Şimdi devam ediyoruz. Cenab-ı Hak hani sözün başında dedik ya, peygamberlerine de ne yapmış? Hikmet vermiş. Kitabın dışında, bakın kitabın dışında bir kitap var. Adem Aleyhisselam'a 10 emir olduğu söyleniyor. Değişik peygamberlere suhuf verilmiş, sayfalar verilmiş. 10 sayfa verilen var, 30 sayfa verilen var, 50 sayfa verilen var. Bazı peygamberlere bir önceki peygamberin sayfalarına göre hükmetmek, bir önceki peygamberin sayfalarına göre hayatı yaşamak. Ama ayrıyeten de her peygambere hikmet vermiş. Al-İmran 81, bir zaman Allah peygamberlerde şöyle söz almıştı. Size kitap ve hikmet verdim.
Daha sonra size verdiklerimi tasdik eden bir peygamber geldiğinde, ona inanıp yardım edecek misiniz diye sorunca, onlar da evet diye cevap vermişlerdi. Bakın daha bu ruhlar aleminde, henüz daha, ben daha da geriye gideyim bu konuda. İlmi ilahide Cenab-ı Hak peygamberlerini kendine seçti. Kendine seçince, onlara dedi ki, onlardan söz aldı. Size kitap ve dedi, hikmet verdi. Ama siz, sizden sonra gelecek olan peygamberleri tasdik edeceksiniz. Son peygamber Muhammed-i Mustafa'yı da tasdik edeceksiniz. Ve Adem'den itibaren bütün peygamberler, Muhammed-i Mustafa'yı tasdik ettiler hep. Onun geleceğini söylediler. Sonra ümmetleri yalancı oldu onların. Kendileri değil.
Ve Adem Aleyhisselam'dan itibaren bütün peygamberler, hem kendilerinden sonra gelecek olan peygamberi tasdik ettiler, hem de son peygamber Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem'i tasdik ettiler. Çünkü Cenab-ı Hak onlardan bu sözü almıştı. Ne zaman? Henüz daha varlığa hiçbir şey geçmemiş iken. Ama biz bunu sufice değil de, zahir ilme göre söylersek, ruhlar aleminde peygamberlerden özel ne yaptı?
Biat aldı, söz aldı. Demek ki Cenab-ı Hak henüz daha ilm-i ilahide, ruhlar alemindeyken, peygamberlerine ne verdi? Kitapla beraber hikmet verdiğini Kur'an-ı Kerim bize beyan ediyor. Ali İmran 33 ve 34 Şüphesiz ki Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlerden üstün kıldı. Allah her şeyi çok işiten ve çok iyi bilendir. Ve Cenab-ı Hak ne yaptı? Bu peygamberleri ve peygamberlerin soyunu hikmet verdiği için diğerlerden üstün tuttu. Onları üstün kıldı çünkü onlar hem peygamberdi, hem kitap verilmişti, hem de onlara hikmet verilmişti. Kitap, bir seçilmişlik var, ikincisi peygamber, üçüncüsü onlara kitap verildi, dördüncüsü onlara aynı zamanda ne oldu?
Hikmet verildi. Meryem 12 Yahya dünyaya gelince Ey Yahya! Kitaba sımsıkı sarıl diye vahyettik. Biz ona daha çocukken hikmet ve hüküm verdik. Bakın Yahya aleyhisselam da malum genç yaşta şehit edilmiştir. Yahya aleyhisselam tabiri cezillisinde cennette gençlerin efendisidir.
Tabi Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin Efendimiz de gençlerin efendisidir. Yahya aleyhisselama daha henüz çocukken diyor. Çocukken ona hüküm ve hikmet verdik. Bakın hikmetin sahibi Cenab-ı Hak bu hikmeti ne yapıyor? Peygamberlerine de veriyor. Kasas 14 Musa güçlü çağına erip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz iyiliklerde bulunanları böyle mükafatlandırırız. Cenab-ı Hak Musa aleyhisselamı da olgunluğa erişince, bu olgunluğa erişmeyi bazıları 40 yaş olarak nitelendirir. Yani 40 yaşına gelince ne yaptı? Ona hikmet ve ilim verdi. Bakın Cenab-ı Hak peygamberlerine Musa'ya Tevrat'ı verdi mi? Verdi. Onun yanında ne yaptı? Bir de ona hikmet verdi. Ayrıyeten onu ayrı bir ilim ile ilimlendirdi.
Farklı bir ilim daha verdi ona. Şuara 20-22 Musa Ben o suçu işlediğim zaman cahillerden birisiydim. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Nihayet Rabbim bana hikmet lütfetti. Ve beni peygamberlerden kıldı. Bakın bazen böyle bir tartışırlar ya. İşte bir peygamber nasıl bir kimseyi öldürebilir? Hani Musa Aleyhisselam beni İsrail yöntüsüne bir tokat vurdu. Tokat vurunca öldü. O ölünce Firavun'un zulmünden kurtulmak için kaçtı Musa Aleyhisselam. Henüz daha o zaman peygamber değil idi. Ondan kaçtıktan sonra diyor ki Allah bana hem peygamberlik verdi hem de ne yaptı? Hikmet lütfetti. Saat 20 Biz Davud'un mülkünü de kuvvetli kılmıştık. Ona meseleleri ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
Bakın burada Davud'a da ne? Ayrı bir hikmet, ayrı bir kabiliyet verilmiş. O da ne? Meseleleri ayırt ediyor. Haklı-ı haksız-ı. Meşhur ya. Hani birisi de geliyor diyor ki bu erkek, bu çocuk benim oğlum. Öbürkü diyor bu benim oğlum. İki tane kadın. İkisi de hüngürt faşırt. Birisi hüngürt faşırt ağlıyor. Birisi ağlamıyor. Orada bir zat da var. Hani Davud ne yapacak diye bakıyor öyle. Davud alıyor kılıcını. Getirin şu çocuğu ikiye ayrı vereyim diyor. Yarısını sana vereyim, yarısını sana vereyim. Ağlamayan kadın vazgeçiyor davasından. Diyor ki, ey Davud ben davamdan vazgeçtim diyor. Ben davamdan vazgeçtim. Hani çocuğu sen kılıçla ikiye bölme.
Öyle öbürkü ama yarısına da hani razı, yarısını alacak. Ondan sonra çocuğu ne yapıyor? Ağlamayana veriyor. Her gözyaşı doğru değildir. Gözyaşı seni aldatmasın. Ağlamayana veriyor çocuğu. Davud'un yanındaki kimse diyor ki, ey Davud. Hani neden böyle yaptın? Öbür kadın kendini perişan etmişti. Onun ağlaması diyor, yalancı ağlamasıyla. Asıl çocuğun sahibi o kadındı. Kadın çocuğunun öldürülmesine razı olmalı. Dedi ki, sağ olduğunu bileyim. O kadın alsın. Önemli değil dedi diyor. İçinden öyle niyet etti. O yüzden çocuk ona aittir diyor. Davud'un meşhur haklıyı haksız ayıran kılıcı var. Yine hani meşhur bir kısa daha var ya.
Hani gencin birisi her gün dua ediyor. Yarabbi, beni katından rızıklandır. Hiçbir şey elde etmeden bana rızık ver. Günlerce öyle dua ediyormuş. Herkes diyor onlarmış ki çocuğa, sen kafeyi yedin. Böyle bir şey mi olur? Bir gün tabii böyle yine dua esnasında bir tane kocaman bir dana, langır çocuğun bahçesine giriyor. Ey Rabbim sen benim duamı kabul ettin diyor. Tuttuğu gibi indiriyor aşağı. Tabii arkadan feryat figan birisi geliyor. Nasıl diyor sen benim ineğimi kesersin veya dana mı kesersin? O da diyor ki bu bana Allah'ın göndermiş olduğu lütfi ilahi. Bütün diyor insanlar bildiriler ki ben Allah'a böyle temiz, kendiliğinden gelen rızık isterim. Bunu Allah gönderdi. Hazreti Pir bunu böyle mesnevi de alır.
Ve hey der. Öbür o ineğin sahibi gibi görünüyor. Ve hey der. Ektin de mi biçiyorsun? Hazreti Pir öyle dillendirir onu. Tabii adam feryat figan Davut'a gidiyor. Diyor ki benim ineğimi kesti. Davut'un huzuruna çağırıyorlar. Genç diyor ki ey Davut ben gece gündüz dua ederim. Ondan sonra diyor ki ben Allah'tan böyle kolay rızık isterim. Bunu da Cenab-ı Hak bana gönderdi. Ben bunu kestim der. O Hazreti Davut ona der ki sen nasıl böyle bir başkasının malını kesersin? O genç Davut'a der ki ey Davut sen buna Rabbine bir danış. Bunu Rabbine bir danış. Bu benim hakkım mı değil mi? Bir Rabbine danış. Rabbine sor. Peki der huzurdan gönderir onları. Ama o adam bağırış çağırış bütün halka seslenir.
Davut'un hükmü bu mu? Hukuku bu mu? Ertesi gün herkes toplanır. Tabii Davut'u sevenler de var. Sevmeyenler de var. Millet modurlanmaya başlar. Bayındır diliyle. Homurtular yükselir. İnsanoğlu böyle nankördür. Peygamber'e bile homurdanır. Peygamber'e dahi nankörlük eder. Hani Hazreti Peygamber de Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Beytülmal'den dağıtıyor ya. Bedevilerden birisi diyor ki bu mu senin adaletin? Biz hemen sinirleniriz. Böyle bir şey deseler. Peygamberlere dair demişler. İnsanoğlu peygamberlerin dahi gıybetini etmiş. Peygamberlere dair laf söylemiş. Peygamberlere dair laf söylemiş. Hazreti Peygamberimize bile laf söylemişti. Şeyhimin sözü hiç aklımdan çıkmaz.
Böyle işte benim hakkımda da yok dersini aldı, yok dergahtan kovdu, şunu bunu bir sürü laf. Gittim ben yanına. Dedim efendim böyle söylüyorlar. Böyle bir şey oldu mu dedim. Oğlum yalan söylüyorlar dedi. Ben burada diyorum ki dedi, Mustafa Efendi'nin hakkında konuşmayın. Kapıdan dışarı çıkıyorlar dedi. Daha buradan dedi. Buradan salondan çıkıyorlar, başlıyorlar konuşmaya dedi. Mustafa Efendi dedi, bu insanlar Allah'ı dinlemiyorlar, peygamberi dinlemiyorlar. Beni mi dinleyecekler, seni mi dinleyecekler dedi. Bu insanlar dedi, peygamberlerin Allah'ın arkasından atıp tutuyorlar. Peygamberin arkasından atıp tutuyorlar. Benim arkamdan atıp tutuyorlar.
Senin arkandan mı atıp tutmayacaklar dedi. Ders bunlar, ders. Durdum, doğru. Hazreti Peygamberin sağlığında peygamberi atıp tutmuşlar. Vefa dedince dinden dönenler olmuş. Tabi Davud'a da feryat figan ne kadar münafık varsa toplamış tabi o kimse. Halk toplanmış Davud'un sarayının önüne. Bu nasıl bir hukuk? Bu nasıl adalet? Davud o kimseye demiş ki, bak demiş yol yakınken bu davadan vazgeç. Bu davadan vazgeç. Bu inek de demiş. Bu çocuğa kalsın. Bu işten vazgeç demiş ona. O demiş senin adaletin bu mu? Senin hukukun bu mu? Sen nasıl bir peygambersin? Nasıl adalet sahibisin? Nasıl hüküm sahibisin deyince iki tane zaptiye veya o günün terimiyle zaptiye veya iki tane polis, iki tane asker.
Demiş gelin bunun ellerini arkadan bağlayın. O feryat figan tabi. Neyse halkta toplanmış ya Davud'un sarayının önüne. Çıkmış tabi Davud dışarı. Demiş ey insanlar, ey vatandaşlar. Demiş bu gördüğünüz şahıs var ya, evet. Cenab-ı Hak demiş, bana ilham etti, vahyetti. Bu gencin annesini, babasını, malı mülkü için katletti bu babasını. Öldürdü. Filanca ağacın dibine gömdü. Gömerken de dedi, kendi bıçağı üzerine ismi yazılı bıçağı. Mezarın içinde kaldı diyor, delil olarak. Haydin oraya toplanıyoruz şimdi. Bütün halk toplanıyor, ağacın dibine geliyorlar, kazıyorlar. Gencin, babasının cenazesi, cesedi orada. Bıçağı da oradan çıkıyor. Diyor ki bu genç, babasının yanında işçiydi orada, köleydi.
Ama diyor, babasını öldürdü, bütün malını mülküne kondu. Bunun diyor, bütün malı mülkü bu gencin aslında diyor. Tabi bu sefer o adamı orada öldürüyorlar. Mezara onu da gömüyorlar oraya. Şimdi, Hz. Pir bunu Mesnevi'de anlatırken, çok güzel resmeder. Ve der ki, Davud gece yarısı Rabbine yalvardı. Davud gece yarısı Rabbine yalvarınca, küble tarafından. Davud'a diyor, işin hakikati vahyedildi. Küble tarafından, kıbleden. Dua ederken, kübleye dönün. Allah'ı zikrederken, kübleye dönün. Kübleye yönelik, ilticanızı, münacatınızı yapın. Ne tarafa dönerseniz dönün. Allah'ın veç'i oradadır. Ama biz, kübleye yöneliriz. Öbür türlü yolda giderken de, gelirken de, devamlı Allah'ı zikretmek için, kıble aramayız.
Veya, velhasıl Davud'a da ne vermişti? Hikmet olarak meseleleri ayırt etme vermişti. Zuhruf, ayet 63. Ben bu ayet-i kerimeleri böyle, peygamber sırasına koydum. Hakkınızı helal edin. Böyle kendimce, hani bu, hikmet silsilesi devam ediyor. İsa kavmine apaçık delillerle, geldiği zaman onlara şöyle demişti. Ben size hikmet getirdim. Aynı zamanda ihtilaf ettiğiniz, bazı dinin hususları açıklamak için geldim. Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü, İsa Aleyhisselam, Musa'dan sonra, yani zeburun üzerine geldi. Ve onlara diyor ki, ben size hikmet getirdim. hikmet getirdim. Ve aynı zamanda da, ihtilaf ettiğiniz, dinin hususları da açıklamak için geldim.
Demek ki, peygamberin bir vazifesi de ne? Dinin hususları açıklamak. Yani, İsa Aleyhisselam, dinin hususları açıklayacak da, Hz. Muhammed Mustafa açıklamayacak mı? O da açıklayacak. Ama dünya üzerinde, hadislere karşı bir düşmanlık var ya, boy boy televizyonlarda, boy boy böyle sosyal medyada dolaşıyorlar. Yani, işte bu hadis, böyle hadis mi olur? Bu hadis olmaz. Allah'ın kitabı var burada. Süslü kelimeler bunlar. Allah kitabını apaçık açıkladı. Başka bir şeye gerek yok. Başka bir şeye gerek yok. diyen 35 cilt tefsir yazıyor. Başka bir şeye gerek yok diyen, dünyaca kitap yazıyor, bir de kampanyalar yapıyorlar. Bir anca kitap 175 lira diye. 3-4 yıl önce.
Nerede? Halk TV'de. Vardı ya, öldü gitti profesör. Yaşar Nuri. Yani, Kur'an yeter diyen adamın, tonlarca cilt kitapları var. Up ucuz bir de. Demek ki, İsa da kavmine ne için? Hikmet getirmiş. Ve dinin hususları açıklamak için indirilmiş. Evet. Yine, bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler için. Bakara 129. Nitekim size ayetlerimizi okuyan, günahlardan arınmanın yollarını gösteren, kitabı, hikmeti ve ayrıca bilmediklerinizi size öğreten, aranızdan bir elçi gönderdik. Bakın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin özelliklerine bakın.
Ayetleri okuyan, günahlardan arınmanın yollarını öğreten, kitabı, yani Kur'an'ı, hikmeti, ayrıca bilmediklerinizi size öğreten, aranızdan bir elçi seçtik. Siz şimdi böyle donanımlı gönderilen bir peygambere diyeceksiniz ki, senin hadislerini kabul etmiyoruz. Şimdi, sadece kitabı verdim deseydi, biz diyecektik ki, kitabı verdi, mektup gibi tamam işi bitti. Kitapla beraber diyor ki, günahlardan arınmanın yollarını öğretecek. Ona aynı zamanda hikmet verdik ve bilmediklerinizi de size öğretecek. Hikmetin haricinde bilmediklerinizi de size öğretecek. İyi, nereden öğretecek bunu?
Hadisler olmazsa, hikmet ne? Hadisler olmazsa, o yüzden Hasan-ı Basri, hikmet nedir dendiğinde ne diyor? Sünnettir. Yine Bakara ayet 15, kendi aralarından yine kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, günahlardan arınmanın yollarını gösteren, kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle, Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar daha önce yanlış bir yoldaydılar. Ve bunları da göndermekle, Allah müminlere büyük bir lütufta bulundu. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini göndermeseydi, biz Allah'ın ayetlerini okuyacak bir kimse yok, hikmeti bize öğretecek kimse yok, günahlardan arınmanın yolunu bize öğretecek olan yok, ve bize bu noktada kitabı, hikmeti, günahlardan arınmanın yolu, bilmediklerimizi öğreten bir peygamber olmayacaktı.
Bunun var olması, gönderilmesi, Allah'ın bize büyük bir lütfu ve ikramı. Büyük bir lütfu. Cenab-ı Hak diyor ki, bu müminlere büyük bir lütuftur. Nisa 113 Allah sana kitap ve hikmet indirmiş. Ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktür. Bunu da Peygamber'e söylüyor. Allah sana kitap ve hikmet vermiştir. Ve sana da bilmediklerini öğretmiştir. Hz. Muhammed'i Mustafa'ya da bilmediklerini öğretiyor. Hz. Muhammed'i Mustafa'ya da bilmediklerini öğretiyor. Çünkü ümmetin de bilmedikleri var. Ümmet bilmediklerini Hz. Muhammed'i Mustafa'dan öğrenecek. Ümmet hikmeti de Muhammed'i Mustafa'dan öğrenecek.
Ümmet Allah'ın kitabını da Muhammed'i Mustafa'dan öğrenecek. Çünkü Kur'an'ın yaşanır hali, yaşanmış hali Muhammed'i Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem'de. Ve Hz. Peygamber'e verilmiş özel bir bilgi, özel bir beceri, özel bir eğitim, özel bir sır, özel bir ileriyi öngörme, özel bir ümmeti olumsuz şeylerden uzak tutma, onları engellemek ve normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Kur'an'ın ince ayrıntısı ve anlaşılması için ilmi ilahiden gelmiş özel bir bilgi, özel bir hikmet.
Ve buna baktığımızda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde Adem'den o güne onun kendisine gelinceye kadar gelen bütün peygamberlerin donanımlarının üstünde bir donanımla gönderilen bir peygamber var önümüzde. Ve bu ümmet o peygambere tabi olduğu müddetçe maddi manevi, zahiri batını o zaman hem bilmediklerini öğrenecek, hem hikmete rağm olacak, hem günahlardan arınmanın yolunu öğrenecek.
Nasıl tövbe edildiğini, nasıl tövbe edildiğini, neyle tövbe edildiğini, neyle zikrederse günahlarının aflanacağını peygamberden öğrenecek sallallahu aleyhi ve sellemden. Ve bilmediklerini de ne yapacak? Ondan öğrenecek. Ve Cenab-ı Hak da zaten acriniğe de geçiyor. Rabbim beni eğitti ve bana çok güzel bir eğitim verdi diyor. Yani beni terbiye eden, hani bunun eski dilini beni Rabbim terbiye etti, en güzel şekilde terbiye etti diyor. Yani buradaki terbiye eden kasıt hani annenin çocuğunu terbiye etmesi gibi böyle bağırış çağırış değil. Buradaki terbiye eden kasıt yani Cenab-ı Hakk'a, Cenab-ı Hakk'ın Hazreti Peygamber'e bilmediklerini öğretmesi, onu en güzel hikmetle donanımlandırması, onu en güzel ahlakla donanımlandırması, ona perdenin gerisini göstermesi, arkasını göstermesi, onun uzakları göstermesi, bakın uzakları göstermesi.
Yine Ebu Davud'da geçiyor. Bana Kur'an ve onunla birlikte bir benzeri daha verildi. Karnı tok ve yastığa yaslanmış bir adamın, size gerekli olan Kur'andır, onda neyi helal bulursanız, onu helal kabul ediniz, neyi de haram bulursanız, onu haram kabul ediniz demesi yakındır. Peygamber'in haram ettiği şeyler, Allah'ın da haram etmesi gibidir. Ebu Davud'da. Bu diğer hadis kitaplarında da bunu bulmanız mümkün tabii. Ve geldik son nokta. Ashab ayet 21. Muhakkak ki, Allah'ın Resulü'nde inananlar, iman edenler için, Allah'ın rahmetini ve ahiretini, nimetlerini arzulayanlar, ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel örnekler vardır.
Ashab 21. İnananlar, Allah'ı zikredenler, Allah'ın ahiretteki nimetlerini düşünenler için neymiş? Allah'ın Resulü'nde çok güzel örnekler varmış. Kime? İman edene. Kime? Allah'ı çok zikredene. Kime? Ahiretini düşünene iman edecek. Ahirete de iman edecek. Ahiretini düşünecek. Allah'ı çok zikredecek. Bakın, bu üç vasıf bir kimse de birleşti. O kimse için Allah'ın Resulü'nde çok güzel ne var? Örnekler var. Uyana, tabi olana. O zaman bakacağız. Birisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadislerini inkar ediyorsa, inkar ediyorsa, bu üç ana unsurdan uzaklaştığı, bir, o imanında sıkıntı vardır, iki, ahiret inancında sıkıntı vardır, o zaten çok zikretmiyordur.
Az zikredenler için neydi onlar? Kimdi? Münafıklardı. O zaman münafıklar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar ediyorlar. Bakın, kimler inkar ediyormuş? Münafıklar. Kimler inkar ediyormuş? Ahirete iman etmeyenler. Kimler inkar ediyormuş? İmanı kağıt üzerinde olanlar. Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun. Ramazanlarınız mübarek olsun. Oruçlarınız mübarek olsun. İtikafa giren bütün kardeşlerin itikafları mübarek olsun. Cenab-ı Hak inşâAllah sağ salim, maddi manevi, umduklarına nail olacakları bir itikaf nasip eylesin.
Hepsi de itikaflarının sonunda Cenab-ı Hak'ın cemaliyle inşâAllah uslata erenlerden olsun. İnşâAllah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. 1920. Beyt'ten inşâAllah devam edeceğiz. Ramazan böyle kısa kısa sohbet edelim diye düşündük. Dedik ki uruç var. Herkes anca toparlanıyor filan. Ben de anca toparlanıyorum. Artık biz de öyle toparlanıyoruz desek yalan söylemiş oluruz. Hakkınızı helal edin o yüzden. Önümüzdeki hafta cumatesi kandilden bir gün sonra. Değil mi? Buradayız gene. İnşâAllah. Yani cuma gün kandili yapacağız.
tabi biz son on gün arkadaşlara ders zorunluluğu yapmıyoruz ama baktık arkadaşlar böyle derslere devam ediyorlar gene. Sıkıntı yok. O yüzden Allah izin verirse biz kandilden sonraki cumartesi de buradayız. Bayramın hemen ertesi cumartesi gene değil mi? Buradayız gene. Gelen gelir. Bu noktada zorunluluk yok. Haklarınızı helal edin. İnşâAllah. Allah'a emanet olun. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. El-Fatiha. Hemen selam. Amin. Biz inşâAllah Ramazan boyunca burada teravihlere de devam edeceğiz.
Hiç boşluk bırakmayacağız. Bu son on günde inşâAllah teravihleri boş bırakmamaya gayret edin. Son on gün Kadir gecesini arayanlardan olun. Muhakkak her gece teravih kılmaya gayret edin. Allah'ı zikretmeye gayret edin. Bu son on günü böyle inşâAllah boş geçirmeyin. Rabbim inşâAllah Kadir gecesini ulaştırdıklarından eylesin. Amin. O yüzden bu son on günü sıkı sıkı götürün. Ta Arife gününe kadar Arife günü akşam namazında Ramazan biter. Ramazanın bitiş günü Arife akşam namazıdır. İtikafın başlangıcı bu gece akşam namazında başlar Arife akşam namazında biter. Çünkü Ramazan gecesi bitmiş oluyor.
Biz bazen arkadaşlara bayram sabahı Şeyh Efendi beni bayram sabahı çıkarırdı şeyden etikaftan o son hani Arife geceleri dua etmek sünnettir ya o berekettir Arife geceleri dua etmek zikretmek çünkü o iki Arife gecesi hadis-i şeriflerin beyanına göre faziletlidir çok o yüzden biz müsait olan yapabilen bayram sabahı Arife'den çıkar ama öbür türlü akşam namazında onun itikafı biter akşam namazında akşam namazından sonraki artık nafile gibi öyle söyleyelim ister kalır ister kalmaz o kimse o yüzden bu son on günü iyi geçirenlerden
olalım selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.