Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim Müslümanlara zulmeden, Müslümanların hakkını, hukukunu yiyen, Müslümanların kanını düken, namusunu, şerefini pasbaye eden bütün zalimlerden intikamımızı alsın. Müslüman, Müslüman'dan kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. Konu başlığı, Allah razı olsun Ömer zamanında, yoksulluk gününde gidip mezarlıkta çenk çalan ihtiyar çalkıcının hikayesi. Bilmem işittin mi? Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin zamanında bir bizim bugün halk ozanlarımız var ya veyahut da Anadolu'da abdal dediklerimiz var. Hani düğünlerde, eğlencelerde şarkı söyleyip böyle ama bizde keman var, amasaz var, böyle çalgı aleti.
O zaman içinde çenk var. Bu çenk tabi ta Orta Asya'dan gelme aslında. Kanuna benziyor. Dik bir çalgı aleti. Böyle hani çengi, çalgı çengi oradan geliyor. Çenk zaten Farisice aslında bir kelime. Ama bu musliki aletin doğuş yeri Orta Asya. Türklerden çıkma bu. Sonra bu yayılmış tabi bütün her tarafa. Bu aslında böyle şey gibi hani böyle kocaman batılılarda var ya bir çalgı aletin. Onun küçüğü gibi, onun atası gibi.
O yüzden normalde böyle bir çenk çalan bir kimse varmış. Şimdi tabi bu eski Türk, eski Arap, eski hatta Yunan mitolojisinde dahi bu çelgi, bu çengi bulmak mümkün. Veya ne diyorlar? Ark mı diyorlar? Bir şey diyorlar ya. Ark mı? Arkın atası gibi bu. Bunun atası gibi. Sonradan tabi batılılar onu büyütmüşler. Ark haline getirmişler. Ama bu daha küçük. Hatta bu eski Orta Asya'da filan, Orta Asya denmesi de hoş değil. Kime göre Orta Asya? Bir de o var. Bize bunu koymuşlar. Hani bizim Atatoprağımız orası. Ortası mı ortası yok. Atatoprakları. Normalde Boşnakların da, Arnavutların da, onlar Hazar'ın üstünden gitmişler. Hepsinin de Atatoprağı orası. Atatoprağının bir musiki aleti.
Tabi bu tabi ona baktığımızda eski Türklerden o normalde biraz araştırdığınızda Sümerlere filan dayanırlar. Tabi Sümerler de Türktür de ayrı bir mesele. Şimdi oralara girmeyeyim ben. Irkçısın sen diyecekler çıkacaklar. Allah muhafaza eylesin. Ama normalde işte bunu Hicaz bölgesinde de bunu çalan kimseler var. Tabi bize böyle daha doğrusu ben yeni Müslüman olduğum zamanlarda böyle öyle bir İslam vardı benim önümde.
Yani bir Müslüman tiplemesi düşünün. Hiçbir eğlencesi yok. Yani düğünü yok, derneği yok. Böyle bir eğlencesi yok. Böyle bir Müslüman tipi çiziyorlardı. Benim yeni İslam'la tanıştığım zamanlar. Ben tabi hadisleri okudukça aa öyle değil. Mesela Hazreti Aişe annemiz de soruyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Hani o filancanın nikahını kıydınız mı? Kıydık ya Resulallah. Def vurdunuz mu diyor. Hayır ya Resulallah. O da diyor ki ensar defi severdi. Defsiz nikah nikah değildir diyor. Başka bir İslam çıkıyor önüme benim şimdi. Ben hadisleri okudukça. Veyahut da bir Ramazan bayramı. Ramazan bayramı. Davul çalıp eğlenenler var Müslümanların içerisinden. Hazreti Ömer Efendimiz onları men etmek istiyor.
Diyor ki dur ya Ömer. Onlar 30 Ramazan oruç tuttular. Bayramı böyle eğlenerek geçirmeleri hakkıdır diyor. Haydi başka bir şey daha çıktı orta yere. Yani bir de bayramı eğlencesi çıktı. Veya Habeşliler kendi harbeleriyle yani o Habeşli dediğimiz şimdi Sudanlılar. Kendi kılıçlarıyla, kendi çalgılarıyla bayram sabahı eğleniyorlar. Bir de onların milli günleri var. Milli günlerinde de eğleniyorlar. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir de Ayşe annemizi çağırıyor. Gel bunları seyret diye. Şimdi ayrı bir İslam'ın sosyal hayatı çıktı. Ben ama bunu hadislerden okuyorum. Hadisleri okudukça sahabe öyle eğlencesiz bir sahabe değil. Eğleniyorlar.
Hatta genç sahabelerden birisi başka bir sahabe büyüklerinin toplandığı bir bakıyorlar ki orada cariyeler türkü söylüyorlar. O sahabeler de onları dinliyorlar. O genç sahabe diyor ki sizi böyle mi görecektim ben? Onlar büyükler diyorlar ki Allah'ın Resulü bize buna müsaade etti. İster otur dinle ister çık git diyorlar. Demek ki İslam'ın kendi içerisinde de bir eğlence stili var. Eğlencesi var. İslam eğlencesiz bir din değil. Ama Kur'an sünnet tarihinde kalındığı müddetçe. Biz batıdan almışız getirmişiz düğünümüzü, derneğimizi, ıvırımızı, zıvırımızı batılılaşmışız biz. Biz normalde o batılılaşınca, batı kültürünün altında ezilince biz ne yapacağımızı şaşırmışız.
Kendi kültürümüzü, kendi adetimizi, geleneğimizi, göreneğimizi, kendi dinimizin serbest ettiği bir şeyi bırakmışız biz. Bakın bırakmışız. O yüzden tabiinden de, sahabeden de, mesela sahabeden ud çalanlar var. Pardon, ud dinleyenler var. Böyle udileri dinliyorlar. Bu konuda hani İslam, sonuç olarak şuraya geleceğim. Eğlencesiz bir din değil. Eğlencesi var, düğün eğlencesi var, kına eğlencesi var, nikah eğlencesi var, askere gitme eğlencesi var, bayram eğlenceleri var. Şimdi biz bayramlarda, bayramlaşmada hani işte böyle zeybekler oynuyor. Bizim demirtaşlılar kendi adet geleneğini, göreneğine göre oynuyorlar. Ben husisi yaptırıyorum bir de onu.
Bu meselenin kırılması lazım çünkü. Bu meselenin eğlencesiz bir düğün değil, bayram bayram değil. Bunun da yerleşmesi lazım. İşte normalde bilhassa Medine ahalisi böyle bir musiki, şinas, musikiye daha da düşkünler. Onlar bunları dinliyorlar, hatta çalıyorlar. Cariyeler şarkı söylüyor. Hani Hazreti Ebubekir Efendimizin evine geliyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de cariyeler o esnada türkü çağırıyorlarmış ya. Tabi Allah Resulü gelince Hazreti Ayşe annemiz hemen durdurmak istiyor. Diyor ki durdurma, elleme. Onlar söylesinler. Sonradan hadis yorumcuları işte o söyleyenlere sırtını döndü yattı. Buradan işte nehyeti ya nehy edecek olsa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de din onun üzerinden geliyor. Nehy edeceğini nehy eder.
Bunu size haram kıldım. Bu haram der biter mesele. Kendi kendine onun hareketinden tavır çıkarmaya çalışıyorlar. İşte böyle bir çenk çalan kimse vardı. Hazreti Pir de Hazreti Ömer zamanında diyor böyle bir kimse vardı. Ömer zamanında pek güzel, pek latif, çenk çalan bir çalgıcı vardı. Bülbül onun sesinden kendini kaybeder. Bir namesini dinleyenlere şevki yüz misli artardı. Meclisleri, cemiyetleri onun nameleri süsler. Onun sesinden kıyametler kopardı. Yani öyle bir çenk çalıyor. Bir de öyle türkü söylüyor, şarkı söylüyor. Öyle nameler söylüyor. Öyle söyleyince herkes kendinden geçiyor. Dinleyenler mest oluyor. Mesela o da zamanın İbrahim tatlı sesi gibi.
Ahlakı öyle değildir belki de de. Hani İbrahim tatlı ses gibi böyle nameli, şarkıcı, türkücü dinleyenler mest oluyor. Öyle bir şarkıcı, türkücü düşünün. Hem keman çalıyor. Mesela var ya bizim ülkemizde. Veya hem saz çalıyor. Bu da hem çenk çalıyor. Hem de böyle şarkı söylüyor, türkü söylüyor. O şarkıyı, türküyü söylediğinde de öyle nameli söylüyor ki. Herkes kendinden geçiyor. Bülbül onu duyunca susma ihtiyacı duyuyor. Susuyor. Neden? Artık Hz. Pir öyle bir bunu örneklendiriyor ki. Bülbül ile onu yarıştırıyor. Diyor ki Bülbül onu normalde onun sesinden kendisini kaybediyordu. Hani Bülbül normalde sesi çok hoştur ya. Bülbül onu dinleyince kendinden geçiyor.
Yani öylesine sesi de güzel, sanatı güzel icra ediyor. Meclisler, cemiyetler onun sesinle neşeleniyor, dolup taşıyor. Hani şimdi ben yaş takınlar bilir. Önceden böyle düğünlerde falan belli böyle düğün ekipleri vardı. Güzel şarkı söyleyenler vardı içinden. Onlar böyle güzel eğlendirenler vardı. Onlar meşhur olurdu. Onlar çıktıkları zaman bütün düğün neşelenirdi. Bu da onun gibi bir şey. Ve sesi ve nameleri çok güçtü bu kimsenin. Sesi israfil gibi mucizeler gösterir. Ölülerin bedenlerine can bağışlardı. Yahut israfile yardım ederdi. Onun namelerini dinleyen fil bile kanatlanırdı. İsrafil bir gün namesini düzer ve yüzlerce yıllık çurumuş ölüye can verir.
Yani nasıl israfil sura üfleyince bütün ölüler yeniden dirilecek. Bu kimse de şarkı söylediğinde sanki hani bir kimse hımbıl böyle her şeyi bırakmış neşesiz. Bu şarkı söylemeye başlayınca canlanıyor, neşeleniyor ortalık. Yani kimisi vardır böyle neşesiz insandır. Erkeklerde de kadınlarda da. Düşman başına. Evet, bunda ciddiyim. Neşesiz kadın ve erkek düşman başına. Ömür törpüsüdür. Kadının da erkeğin de biraz neşelisi olacak. Neşesiz bir adamla, neşesiz bir kadınla ömür geçmez, bitmez. Mahkeme duvarı gibi.
Sen bana bak mahkeme duvarı, ben sana bakayım mahkeme duvarı gibi. İşin yoksa sor ne oldu, ne gitti, öyle mi oldu böyle mi? Yok o neşesiz işte. Allah muhafaza eylesin. Evlenecek olanlar, kadınlar da erkekler de. Neşeli insanları seçin. Onlar hayata pozitif bakarlar. Olumlu bakarlar. Evet. Neşeli insanlar hayata pozitif bakar. Olumlu bakar. Neşesiz insan etrafını çökertir. Allah muhafaza eylesin. İşte bu da israfil gibi ölüleri diriltirdi diyor. Ya da diyor, yani israfile yardım ederdi sesiyle. Şimdi israfil kim? İsrafil büyük meleklerden birisi. Ve bu görevi ne? Sura üflemek. Sur ne?
Sur bir alet ismi. Hani tarif edenler bunu boruya benzer bir alet ismi olarak tarif etmişler. Bir boruya benzer bir şey tarif etmişler. Peki, normalde bu israfilin görevi ne? Birinci sur'u üflecek. Şimdi ayeti kerimelerde ve bazı yerlerde iki sur üflenecek söylenir. Biz sufiler üç sur deriz. Nasıl üç sur deriz? Kıyamet kafirlerin üzerine kopacak çünkü. İsrafil birinci sur'u üfler sabah namazı vakti daha çıkmadan önce böyle sabah namazı vakti kerata gelmezden önce. Bu birinci sur'dur. Birinci sur'u üfler müminlerin hepsinde canlarını verirler. Bu normalde hadis-i şerif de vardır bu konuda. Sonra israfil akşam namazı vaktinde bir daha sur'u üfler.
O zaman ne varsa canlı olan hepsi de nefeslerini verir. Ölür. Bu dünya üzerinde hiçbir şey kalmaz. Hatta bu ikinci sur'da canlı olan hiçbir şey kalmaz. Ölüm melekleri veya ölüm meleği bütün herkesin nefesini alır. Canlı olarak hiçbir şey kalmaz. Sonra hadis-i şerifte diyor ki Allah sorar. Bugün kahhar olan kim? Kendisi cevap verir. Allah der. Şimdi o zaman bu sur ayetle sabit. Sur'un üflenmesi de ayetle sabit. Bu konuda bir kimse hani üzerinde var mı yok mu diye şüphe edenler yeniden dirilmeye inanmayan kafirlerdir. Bu konuda böyle bazen üniversitelerde bunun tartışması filan oluyor.
Bu tartışılacak bir şey yok bunda. Ayetle sabit. Zumer ayet 68. Sur'a üflenir göklerde ve yerde olanlar düşüp bayılırlar veya ölürler. Ancak Allah'ın dilediği kalır. Sonra ona bir daha üflenir. Birden onlar ayağa kalkarlar ve ne olacağına bakarlar. Demek ki sur üflenecek. Sonra bir daha üflenecek. Yasin 51. Sur'a üfürülünce bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkmışlar. Rablerine koşuyorlar. 52. Vay halimize. Uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı derler. Onlara bu Rahman olan Allah'ın vaat ettiği kıyamet günüdür. Peygamberler doğru söylemişlerdir denilir. O zaman normalde ayet-i kerimelere baktığımızda sur'a iki sefer üflenecek.
Birinci üfleyişte bütün canlılar yok olacak. İkinci üfleyişte de Cenab-ı Hak bütün ruhları yeniden bedenlerine, yeni bedenlerine. Herkes topraktan yeniden dirilecek ve ruhları onlara yeniden verilecek, üflenecek. Ve ikinci surda bütün herkes ne yapacak? Kıyamete doğru koşacak. Yine bu Yasin suresi 53-54'te de sadece bir çığlık kopar. Bir bakarsın ki hepsi hesap vermek üzere huzurumuzda toplanıvermişler. Yani bu sur çığlık gibi olacak. Bir çığlık düşünün. Nasıl bir çığlıksa bütün ölenlerin hepsi yeniden dirilip hesap yerine koşacak. 54. Bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığını görürsünüz. Demek ki normalde bu sur üflenecek ve İsrafil vazifesini yerine getirecek.
Hadis-i serifte boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde başını eğmiş kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim diyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Ve dediler ki işte bu ifade Hazreti Peygamber'in ashabına ağır geldi. Ağır gelince dediler ki bize ne yapmamızı söylersiniz. Allah Resulü dedi ki böyle bir durumda Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Biz Allah'a dayanıp güvendik deyin dedi. Tirmizi de. Bu hadis-i serifi almamın sebebi şu. Yani surun üfleneceği ve surla alakalı ne olduğuna dair tarif var. Boyunuza benzer bir şey var. Ve o da İsrafil de ağzını o boynunuza benzerin ince tarafını koymuş.
Kulağa tabiri caizse emri bekliyor. Yani normalde her şey hazır. Kıyamet o kadar yakın. Bakın her şey hazır. Emir geldiğinde, üfle emri geldiğinde ne yapacak? Şey olarak ne o? İsrafil vazifesini getirecek. Allah muhafaza eylesin cümlemizi. İşte Hazreti Pir bu Çeng'in namesini, sesini İsrafil'e benzetiyor. Diyor ki nasıl İsrafil suru üflediğinde bütün her şey ayağa kalkacak, yeniden dirilecek.
Bu Çeng de diyor, öyle şarkı söyler, öyle türkü söyler, öyle bu konuda maharetlidir ki, tabiri caizse, hani böyle ölüyü diriltir. Hani neşesiz bir kimseyi neşelendirir. Kahırlı gamlı bir kimsenin kahrını, gamını kendisini unutturur. O bâb da o manada söylüyor. Rabbim bizi affetsin inşallah. Bu Ramazan sohbetleri tabi bu kadar kısa olacak, yapacak bir şey yok. Teravih kılınınca, teravihden sonra da daha fazla uzun bir konu var çünkü burada. Beytte peygamberlerin de içlerinde öyle nameler vardır ki, o namelerde isteyenlere değer biçilmez bir hayat erişir. Normalde buradan devam edeceğiz önümüzdeki hafta. Ramazan'la alakalı olduğundan, şimdi saatte 11 oldu, o yüzden daha fazla insanların vaktini almayayım ben.
Daha sema da olacak inşallah. O yüzden önümüzdeki hafta, Allah'tan bir şey gelmezse eğer, biz buradan kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Peygamberlerin içlerinde öyle nameler vardır ki, o namelerde isteyenlere değer biçilmez bir hayat erişir. Buradan devam edeceğiz. Hikmetle alakalı bunu inşallah yorumlamaya çalıştık. İnşallah hikmet nedir, lazım mıdır? Peygamberlerinden içen, dışına çıkan neymiş? Önümüzdeki hafta vaktimiz olursa inşallah. Buradan devam edeceğiz. El Fatiha'ıma selamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.