mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1900.Beyitten) 09.03.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 10 Mart 2024 · 1:25:27

Euzubillahimineşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftan-ı zikr fâlevenlâhu, La ilâhî, Hak Muhammedun Resûlullah, Cemiyen, Enbiya'yı velmursenin, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemize, cümle ümmet-i Muhammed'i, hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak, bil, hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Rabbim Filistin'deki, Doğu Türkistan'daki dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanlara yardım eylesin, Onları zalimlere karşı hâkim eylesin, galip eylesin, bizleri de ümmet-i Muhammed'e de zalimlere karşı mücadele etme feraseti nasip eylesin, Ecmain, 1900. Beyt'te kalmışız, aklı külden gelen bu sözler de o gül bahçesinin, o servi ve sümbüllerin kokusudur, Bunu geçen derste okumuşuz, buradan devam ediyoruz, gül olmayan yerden gül kokusu geldiğini, Şarap olmayan yerden şarabın kaynayıp coştuğunu hiç gördün mü?
Bir bahçe düşündün, o bahçede gül olmamış olsa oradan gül kokusunun gelmesi mümkün değil, Bahçede ne ekeliyse onun kokusu gelir, Sufice biz buna baktığımızda, bir insanın kalbi dükkansı, dili tüccardır, O kimse kalbini tenvir eder, kalbini temizlerse, onun kalbinden tenviriyat, yani temizlik halkar, Bir kimsenin kalbinde iman var ise, dilinde de iman vardır, Bir kimsenin kalbinde muhabbetullah oluştuysa, onun dilinde de muhabbetullah oluşmuştur, Münafıklarda kalple, dil aynı güzergahta durmaz, Ama ve lakin münafık uzun müddet münafıklığını saklayamaz, bir yerde düşer,
Veya bir kimsede ilimsizlik var ise, bir müddet sonu onun ilimsizliği meydana çıkar, Veya bir kimse bir şey istismar ediyorsa, bir müddet sonu onun istismarı meydana çıkar, İstismarını saklayamaz o kimse, mesela sufi topluluklarda bir kimse istismarı uzun müddet götüremez, Saklayamaz, bir yerden patlak verir, o bir yerden çıkar, Normalde veyahut da sufi toplulukların içerisinde bir derviş, Kendince olmadan olduğum sevdasına düşerse, bir yerde rezil rüsvai olur, çıkar meydana, O yüzden gül olmayan yerden gül kokusu almak mümkün değildir,
Bir kimsede maneviyat yoksa ondan maneviyat kokusu almak, ondan manevi bir şey almak mümkün değildir, Eğer bir kimsede aşk tecelli etmediyse, ondan aşkın tecelliyatını duymak, Ondan aşkı duymak, aşkın kokusunu almak mümkün değildir, O yüzden Hz. Pir bir beytinde der ki, eğer sen aşka ulaşmak istiyorsan kendine bir aşık bul der, Çünkü o aşık maşukunun mahallesine gidecektir, aşığın yeri maşuğun mahallesidir, maşuğun evidir, Aşık başka bir yerde arama, aşığı arayacaksan maşuğun mahallesinde arayacaksın, O yüzden normalde o zaman bir kimse önce gönül dünyasını, yani kalbini gül bahçesine döndürecek,
Bu da neyle mümkün? Bu da o kimsenin her şeyden geçip, her şeyden geçip, sadece Allah'ı sevip, Allah'ı zikretmesiyle mümkün, yani o bütün tabiri caizse, her ne var ise gönlünde sevgi namına, Onların hepsini atıp, veyahut da onların en yücesine Cenab-ı Hakk'ın sevgisini oturtturmalı, Eğer öyle olursa, o zaman kalbinde heva, hevesle, nefsaniyetle alakalı bütün sevgileri temizlerse, Kalp o zaman gül bahçesine döner.
Burada gül bahçesine, gülle alakalı, Hazreti Pir'in örnek vermesi, Genel olarak, Sufi dünyada, daha doğrusu yukarı Mezopotamya, Sufi dünyasında, Gül ilahi aşkı simgeler. O zaman o kimsede ilahi aşk gönlüne oturduysa, evet ondan gül kokusu alacağız. Veya o kimse gerçekten ilahi aşka düştüyse, evet onda ilahi aşkın şarabını alacağız.
Hani ona biz mansur şarabı diyoruz ya, işte o kimsenin kalbi öyle bir noktaya gelince, Her şeyle Allah'a yöneldi, her şeyle Allah'a yöneldikten sonra, Onun kalbinde Cenab-ı Hakk'ın ama celali, ama cemali, ama zati sıfatlarının tecelliyatları, Bu tecelliyatların tezahürleri olmaya başladığında, o kimsenin, biz o kimseden ama celali, ama cemali, Ama zati sıfatlarının tecelliyatını o kimsede göreceğiz.
O kimsede aşkın, aşkın vücuda düşmüş halini göreceğiz. O kimsede biz aşkın dile gelmiş halini göreceğiz. Bize hani aşıklıktan bahsettiğinde, diyeceğiz ki, evet aşık olan bu. Ve normalde o hale gelen bir kimse içinde, Cenab-ı Hak ayet-i kerimede diyor ki, Mütaffinin suresi, onlara mühürlü halis bir şaraptan içirilir. Onun sonu mistir, öyleyse yarışanlar bunun için yarışsınlar. O zaman onun kalbi bu kadar temizlendi, bu kadar güzel bir hale geldi. Artık o ilmi ilahiden kalbine ama zati, ama sıfatî tecelliyatlar geliyorsa, Evet ne oldu? O halis aşk şarabından, mansur şarabından içerildi. Ve onun önü de, arkası da misk.
Yani misk ne demek? En güzel koku demek, en hoş koku demek. Ondan biz o kokuyu almaya başlayacağız. Biz ondan o şarabın tecelliyatını göreceğiz. Yani aklı külden geliyor ya. Aklı külden geldiğinin bize delili olacak, tecelliyatı olacak. Aklı külden. Çünkü Hz. Pir bir önceki beytte diyor ki, bunlar aklı külden gelme bu sözler. Önceki sözlerinin hepsini diyor ki, bunların hepsi de aklı külden gelme. O zaman aklı külden geliyorsa gül kokusu alacağız. Aklı külden gelmiyorsa gül kokusu almayacağız. Hz. Pir burada kokuya girmiş, sufiler için koku çok önemlidir. Neden sufiler için koku çok önemlidir? Şimdi beytullah'a gidersin, beytullah'ın bir kendine has kokusu vardır.
O kokuyu duyarsın. Bir beytullah'a sıkılan kokular vardır. Beytullah'ı çünkü kokulandırırlar boyuna, koku sıkarlar. Görmüşsünüzdür. Bir de beytullah'ın kendine has kokusu vardır. Kendine has olan kokusu da senin mananla alakalıdır. Medine-i Münevver'e gidersiniz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin özel kokusu vardır. Bu senin yine nefis meratibinle alakalıdır o koku. Sen kaçıncı esmadasın? Beşinci esmadasın. Zikrullah'ta beşinci esmada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zuhuratını gördüğünde bir koku aldın. O kokuyu aldığın kokuyu, ertesi gün nefsine uymadan bin uçağa git Medine-i Münevver'e aynı kokuyu oradan alırsın.
Bu koku kalbi çalışmaya başlayan dervişler de burnu da çalışır. Onlar da o kokuyu alırlar. Hz. Pir devam ediyor. Koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni ta ebedi cennete ve kevser ırmanına götürür. Bu aklı külden gelen bu sözler, aynı zamanda bir koku da mühteva eder.
Bir koku da vardır. Sen o ilahi kokuyu aldığında, o koku seni cennete kevser ırmanın başına kadar götürür. Şimdi ne yazık ki insanlar, bir çok affedersiniz, çok özür dilerim, bir itin, bir kimsenin elbisesini koklattıklarında, bütün araziyi dolaşıp o kokuyu aramasına inanıyor da insanlar, veya bir kedi veya bir köpek veya bir at, bir hayvan sahibinin kokusunu alıyor da, kilometrelerce ilerden sahibine koşuyor.
Siz bir kedi atmaya kalkıyorsunuz, bilmem kaç kilometre ileriye götürüyorsunuz, o kedi, gözünü de bağlasanız, gece de götürseniz, oraya bıraktığınızda, eğer o sahibine vefalıysa, o kokuyla seni bulur yine. Sen kendi kendine şaşırırsın, ya bu nasıl buldu gene tekrar eve geldi, kokuyla geldi. Veya bir hayvana bakarsın, hayvan senin kokunu alır, hayvan senin kokunu aldığı yerde, sana doğru koşar. Ben çok anlatmak istemem, bir kuzu vardı bende, küçücük hediye olarak getirdiler bana, ben onu bir baronla besledim. Oldu kocaman, koç. Dedemin evinde bakıyordum ben ona, normalde biraz daha büyüyünce, resmen beni takip ediyordu.
Benim kahvede olduğumu biliyordu. Kahvenin önüne geliyordu. Ben orman işletmesinde çalışıyorum, en son da orman işletmesine gelmeye başladı. Hiç götürmedim işletmeye ben onu. Ama buluyordu beni işletmede. Bir gün koşa koşa geldiler, dediler bir tane kuzu var, kapının önünde. Kuzu deyince benim aklıma geldi ilk önce. Ulan benim manyak geldi dedim ben, bir çıktım, koşa koşa geliyor bana. Merdivenleri koşuyor. Dediler bu ne, sormayın dedim. Bu da dedim bana aşık. Hep hatunlara aşık olacak değil ya. Bir de kuzağa aşık oldu, ama bütün hatunlardan vefalıydı. Hiç peşimi bırakmıyordu. Normalde götürüyom, dedemin oraya kilitliyom, duvardan aşıyordu. Bildiğiniz duvardan atlıyordu. Anamın ne kapısını bıraktı, ne penceresini.
Anamın evindeysem bakın, kokudan anlıyordu. Nereden biliyorsun değil mi, ben anamın evindeyim. Güm kapıya bir tosmak vuruluyor, tamam geldi diyorum ben. Annem diyor koş, ne kapı bıraktı, ne pencere bu. Ben koşuyorum, ondan sonra bakıyorum, gelmiş. Böyle bana doğru geriliyor, sakın ha diyorum. Çünkü böyle bir sefer elim uzattım, neredeyse beni upuzun devirecek. Yolda giderken, birisi isterse bana, ters baksın, bir şey yapsın. Geriliyor böyle, bir başlıyor onun peşinden koşmaya, herkes kaçıyor. aşık ya, bildiğiniz aşık. Kuzu, kuzuyken benim kokumu takip ediyordu. Hayvan, hayvanken kokuyu tanıyor, kokuyu biliyor. Erkeklerin de, kadınların da, üzerlerinde bir vücut kokusu vardır, kendilerine ait.
Seven insan, sevdiğinin kokusunu alır, kilometrelerce öteden. Burnun da onun kokusu vardır hep. Hiç unutmaz. Ben o yüzden derim, insanlar gerçekten sevgi konusunda konuşmasınlar. Seven insan yattığında, yattığı zaman, sevdiğinin kokusuyla yatar, kokusuyla uyanır. Orada mesafe söz konusu değildir. Şimdi koku, bu manada, sana kılavuzluk yapar. Sen bir sohbete gittiğinde, mana burnun çalışıyorsa, orada asıl mana kokusunu alırsın. Burnun çalışmıyorsa, koku almıyorsa, sen orada hiçbir koku almazsın, bu manayla alakalı. O yüzden, o koku seni, selamete götürür.
Bir meclise gittin, oturdun, orada bir evliya varsa, evliyanın kokusunu alırsın. Bir meclise gittin, oturdun, o meclisin başında oturan, mürşidi kamilse, onun kokusunu alırsın. kendimi methetmek için söylemiyorum, kokunun ehemmiyetiyle alakalı söyleyeceğim. Allah rahmet eylesin, şeyh efendi böyle tak, yandan dokunurdu. Mustafa efendi, ne diyorsun evladım? Hani bizatı ziyarete gitmişiz. Ben derdim efendim, mürşidi kamil değil. Bu kadar. Sessiz bir şekilde. yapardı şeyh efendiye, ses kelime yok. Ve hatta böyle, bir, dervişlerden bizim yine, sohbete gittik.
Bir zakir var orada, dokunur bana. Ne diyorsun? Efendim şu durumda, ala olun. Benim imtihan ediyor. Neyi imtihan ediyor? Bunları soramazsın. Soruyor sana. Sen cevap verirsin. Kokudur bu, manevi koku. O senin burnun, bir mürşidi kamili kokladıysa, sen mürşidi kamil kokusunu, beş bin metreden duyarsın.
O kokuya aşinalığın var ise, o kokuyu aldın ise, ne yapar? Seni kılavuz eder. Nereye? Cennete. Çünkü, o koku, bir mürşidi kamil kokusu, il milledinden gelir. Onda il milledinden gelen bir koku vardır. Onu madden de alırsın, manen de alırsın. Eğer o kokuyu tanıyorsan, eğer o kokuyla tanıştıysan, veya tabii, tanıştın bir üstadla, bakın bunların hepsi de, manevi size işarettir. Ben bir üstadla tanıştım, onun kokusuna aşina oldum. Öyle değil mi? Evet. ben aynı kokuyu başka bir mürşidi kamilden duyarsam, aynı kokudur çünkü.
Onların kokuları seçilmişlerin kokusudur. Seçilmişlerin kokuları çok ince bir nüans farkıyla, aynı yerden kopup gelir. bu biraz size tuhaf gelebilir. Peygamberlerin kokusuna yakın kokudur o. Çok hassas bir burun, ikisinin arasındaki farkı fark eder. bir kısmı fark edemez hatta, hatta şöyle der. Aynı Peygamber Efendimiz gibi. Bu onu söyler. O daha fark ehli değil. Fark ehli olmadığından dolayı böyle söyler. Aynı onun gibi kokuyor. Yalan mı? Değil. kelime biraz. İnsanları doğru algılamaz. Çünkü o koku muhteşem bir şeydir.
Zikrullah da olur. Mesela bir zikrullahın kendine ait bir kokusu vardır. O geceye aittir o. Dendi mi o koku yayılır halakaya. O yüzden önce esmalar, salatu selam, tövbe temizlendi ortalık. Zikrullahın başlangıcı o yüzden seronomisi öyle başlar. Seronomi öyle başladı. Üç tevhid okundu mu oradaki cemaat temizlendi. Tertemiz. Burunlar temizlendi. Burunlar temizlendi. Bitti. Şimdi orada kokunun yayılma zamanı. Burunu koku alanlar o zikrullahın kokusunu alırlar. Eğer o koku olmuyorsa ya sende sıkıntı var ya orada sıkıntı var.
E kokuyu alıyorsun. Koku almanda problem yok. Ama orada bir sıkıntı var. O zaman zakirde sıkıntı var, çavuşta sıkıntı var, dervişlerde sıkıntı var. Sıkıntı var orada o zaman. Neden? Ya dur bakayım ya burada koku alamadık. Perşembe günü derse gidelim bakalım. Gittik derse. Ah kokuyu alıyorsun. E bir gün önce derse gittin, koku yok orada. Orada sıkıntı var. Oranın maneviyatında sıkıntı var. Oturmamış, yerleşmemiş. Bir problem var orada. dervişlerin arasında bir problem var. Bir sıkıntı var orada. O sıkıntının giderilmesi lazım. Birbirlerine buğuz etmişler. Birbirlerine bir şey yapmışlar. Hani ben topluluk toplandığında herkes birbirine hakkını helal etsin diyorum ya.
Neden? Sen o kokuyu herkes alsın. Herkes hakkını birbirine helal etsin. Bizden yana da helal olsun. O kokuyu burun almaz yoksa. O koku önemli. Ve o koku seni ne yapıyor? Seni kevser şarabına götürüyor. Seni nereye götürüyor? Seni cennete götürüyor o koku. Kokuyu takip et. Koku önemli. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ne dedi? Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Güzel koku, güzel kadın, gözümün de nuru namazdır. Güzel koku. Sen o güzel koku, gül kokusu, leylaktır, zambaktır zannediyorsun. O işin zahir kısmı. Başka bir ad-i şerifte ne dedi? Rahman'ın dediği kokusu Yemen'den geliyor.
Sen o Rahman'ın kokusunu almaya çalış. Onun güzel koku dediği zahirde kalma. Sen mana kokusunu almaya çalış. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendisine güzel koku ikram edenlerin hiçbir zaman reddetmedi. Ve dedi ki, birisi güzel bir koku sana ikram ediyorsa onu dedi reddetme. Güzel bir koku ikram ediyorsa onu reddetme. Sebep? Çünkü o güzel koku hayırdır, hasenattır, iyiliktir, Kur'an'dır, sünnettir. İlmi ledünden gelen bir ilimdir. Bir hikmettir o. Bir mürşidi kamil, bir veli sana bir şey söyledi. O senin için güzel kokudur, hikmettir, ilimdir o senin için. Onu reddetme.
Yoksa biz o güzel kokuya zahir olarak baktığımızda bildiğimiz misk. Parfüm diyorsunuz ya siz şimdi. İşte biz de onu misk diyoruz. Böyle yağlı, ballı, böyle güzel. Güzel sürünüyoruz böyle çıkmıyor üç dört gün üstümüzden değil mi? Bazılarda var gerçekten böyle koklayınca insanın burun direği sızlayacak. Onu da nasıl seviyorlar bilmiyorum. Onu da güzel koku olarak geçiyor herhalde. Onlara da o güzel kokuyor. Yani çok affedersiniz bilmem ne böceğine, bilmem neyin tatlı geldiği gibi. Onun da kokusu ona hoş geliyor. O da nereye gidiyor? O bilmem neye gidiyor ki onu yuvarlıyor. Anladınız siz onu. Anlamayan kaldı mı? Yok. İşte böyle dilsiz, dudaksız anlaşma, böyle mecaz anlaşma da böyle bir şey.
Bakın ona necaset gelmiyor o koku. Ona o necaset gelmiyor. O büyük bir iş yaptım diye uğraşıyor. Demek ki senin burnun da iyi koku alacak. Kötü koku almayacak. Kötü kokuya iyi koku deme. Kötü kokuya güzel koku da deme. Hani bir insan var, iz kokuyor. Neden iz kokuyor? Haramın içinde çünkü. Haramın içinde olunca ondan güzel koku gelmez. Ya hani demirci dükkanına giden iz kokar. Diyor ya hadis-i şerifte. Sen demirci dükkanına gidersen iz kokarsın. Demirci dükkanında gittiğinde üzerine senin muhakkak diyor bir kıvılcım, bir ateş senin üstüne bulaşır. Hadis-i şerifin metni uzun ama ben mana olarak aklımda kalanı söylüyorum.
Ama diyor sen güzel mis satan bir kimseye gidersen sen mis kokarsın. Mis kokarsın. O zaman sen nereye gideceksin? Güzel kokuyu takip et. O zaman sana mis kokuları saçan, aklı külden gelen, ilmin ledinden gelen ilme tabi ol. Güzel koku o. Yok aklı külden, sen ilahi ilimden bir kelam konuşmayan kimsenin peşine düşme. Heva hevesini ilah etmiş. Heva hevesini ilah etmiş. Nefsini ilah etmiş. Sen onun peşinden gitme. O kötü kokuyor o. Onun kokusu kötü. Seni zikirden engelliyorsa, seni Allah'ın sıfatlarının tecelliyatını fikretmekten engelliyorsa, namazdan, abdestten, oruçtan, zikirden, fikirden, iyi arkadaşlardan, salihlerden seni ayırıyorsa, o kötü bir koku.
Ondan uzak dur. O seni cehenneme götürüyor. Onda şeytan kokusu var. Onda cehennem kokusu var. Onda ateş kokusu var. Bunun burnu çalışmıyor ya çoğumuzda bizim. Çalışmayınca o konuşan kimsenin konuşmaları bize tatlı geliyor. Canım kardeşim, o şeytanın suretine bürünmüş iki ayaklı şeytan, seni manadan uzaklaştırıyor. Seni Kur'an'dan, seni sünnetten uzaklaştırıyor. Seni salihlerden uzaklaştırıyor. Seni zikir halakasından uzaklaştırıyor. Seni zakirden, çavuştan uzaklaştırıyor. Seni Allah yolunda koşuşturmaktan uzaklaştırıyor. Sen nereye gittin? Geceni nerede geçirdin? Neyle geçirdin? Gündüzünü nerede geçirdin? Neyle geçirdin? O arkadaşınla, beraber oldu arkadaşım dedin ya, o seni nereye götürdü?
Kanka hadi ya gel işte bilmem ne kahvesi içelim, kahveye gidelim. İyi gittin, nereye gittin? Bilmem ne kahvesi içmeye gittin. Nerede bilmem nerede içtin. Çok matah bir şey yaptın. Nereye götürdü seni? Deccaliyetin ibadethanesine götürdü. Nereye götürdü seni? Vahşi kapitalist sistemin ibadethanesine götürdü. Nerede şimdi gençlerimiz? Vahşi kapitalizmin kucağında. Bilmem hangi markanın gömleğini giyecek, bilmem hangi markanın pantolonunu giyecek, bilmem hangi markanın kahvesini içecek, bilmem hangi markanın sinemasına gidecek, bilmem hangi markanın barına gidecek, pavyonuna gidecek, bilmem hangi markanın bilmem nesini yapacak. Nereye götürdü arkadaşın seni?
Deccaliyete götürdü. O kendisini şeytanı kiraya vermiş. Onun ev sahibi şeytan olmuş. O koku nereye götürdü seni? Harama götürdü, yanlışa götürdü, eksiğe götürdü. Kimin kokusu bu? Şeytanın kokusu. Sen Muhammed Mustafa'nın kokusunu ara. Onun kokusunu bul. Onun kokusunu aşina olursan, her gittiğin yerde onun kokusunu ararsın.
O kokuyu bulamazsan orada, o kokuyu orada bulamazsan dersin ki, burası o kokunuyor. Bu sende bir müddet sonra bu kokuya aşina olur, alışkın olursan, kadın erkek iş değişmez. Eşinde bile o kokuyu aramaya başlarsın. Eşinde o kokuyu bulamazsan, için soğurunda. Çocuğunda o kokuyu ararsın. Çocuğunda o kokuyu bulamazsan, için soğur. Arkadaşında o kokuyu ararsın. Onu bulamazsan, için soğur. Bu fenafir resul halidir. Bu fenafir resul halidir. O esnada, o kimsenin, etrafla olan ilişkilerinde, sıkıntılar yaşanmaya başlar.
Kokladığın her şeyde, o kokuyu ararsın. O koku seni sarhoş eder. O koku seni sarhoş eder. Ama o koku, aynı zamanda da, kılavuzdur sana. Kılavuz. Sen üstadın kokusunu aldıysan, manevi olarak, ama rüyanda, ama halinde, ama zikrullah esnasında, o koku, kılavuzdur sana. Bak, o koku, sana kılavuz olur. Hazreti Pir diyor ki, o koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni ta ebedi, cennete ve kevser ırmağına götürür. O manevi koku. Devam ediyor Hazreti Pir. Koku göze ilaçtır.
Nurunu arttırır. Yakup'un gözü, bir kokudan açıldı. Kötü koku, gözü karartır. Yusuf'un kokusu ise, göze nur verir. Koku, buruna ilaçtır demiyor, dikkat edin. Koku göze ilaçtır diyor. Biz şimdi yine, Yakup'un meselesine dönecek olursak, Yakup Aleyhisselam ne yaptı, öbür kardeşler, on iki oğlan ya, Yakup rüya gördü. Yusuf rüya gördü. Yusuf rüyasında, on bir tane yıldız ve ayın kendisine secde ettiğini gördü. Bunu babası Yakup'a anlattı.
Babası Yakup da dedi ki, evlat, bunu kardeşlere anlatmasaydın iyiydi. Şeytan insanın apaçık düşmanıdır dedi. Kardeşlerin senin apaçık düşmanındır demedi. şeytan insanın apaçık düşmanıdır dedi. Ayırt etti. Velev ki sonra o kardeşler, Yusuf'u çekemediler, kıskançlık yaptılar. Tabii, Yakup Aleyhisselam bu rüyadan sonra, Yusuf'u koruma altısını almaya başladı. Yusuf'u korumaya başladı. Yusuf'u korumaya başlayınca, öbür kardeşler hasislendi. Kıskandılar. Bu sefer ne yaptılar? Babasına işte yalan söyleyerekten, biraz kandırarak'tan, dediler ki, Yusuf'u pikniğe götürelim. Bugünkü dille. Sonra götürdüler, ne yaptılar? Onu kuyuya attılar. Gömleğini de çıkardılar.
Orada bir hayvan kestiler. Hayvanın kanıyla onu kanlandırdılar. Döndüler. Hepsi de hüngürt faşırt ağladılar, Yakup'un önünde. Dediler ki, inanmayacaksın ama, Yusuf'u dediler. Kurtlar kaptı. Hatta Yakup rivayet edilir. Baktı kanını gömleğe. Dedi ki, bu kurtlar ne kadar iyi bir kurtmuş ki, Yusuf'un gömleğini bile yırtmamış, dediler.
Dedi. Ve dedi ki, bana sabretmek düşer. Velev ki sonra, Yusuf'u ne yaptı? O bölgeden geçen bir kimse aldı, Mısır'a götürdü. Mısır'da da başına bazı işler geldi. Sonra Mısır'da önemli bir göreve geldi. Sonra Mısır'da önemli bir göreve geldikten sonra, işler değişmeye başladı. Ama ve lakin, bizim koca Yunus'umuz da, Yusuf'la Yakup Aleyhisselam'la alakalı meseleye, aldı bir nefesle, dedi ki, ben bir Yakup'ydim, kendi halimde.
Haydi bakalım Mısır'da. Ben bir Yakup'ydim, kendi halimde. Yar yar yar. Ben bir Yakup'ydim, kendi halimde. Yar yar yar. Mevlam'ın kelamı, kırdı dilimde. Mevlam'ın kelamı, kırdı dilimde. Haybettin Yusuf'u, Kenan elimde yar yar yar. Haybettin Yusuf'u, Kenan elimde yar yar yar.
Allah'ya kupal, Yusuf'um, diyor. Gitti de gelmedi, ah yavrum, diyor. Bir bezirgan geldi, üç aylık yoldan, yar yar yar. Bir bezirgan geldi, üç aylık yoldan, yar yar yar. Çıkardı Yusuf'u, sevinçle kuydan. Çıkardı Yusuf'u, sevinçle kuydan. Keremkâr yıkıldı, Mısır'a sultan, yar yar yar.
Keremkâr'i kısır'a sultan, yar yar yar. Ağlar Yakub'a, ağlar, Yusuf'um, diyor. Gitti de gelmek, ah yavrum, diyor. razı olsun. Böyle, bugün, sohbeti böyle bir gözden geçirirken, aklıma, kahtalı, ne o kahtalı demişim, Urfalı kazancı, bedih aklıma geldi. Bedihten dinledim, bunu daha önceleri de çok dinlemiştim. Kendi kendime de heyiflandım, bir gidip dedim, bedihten bunu sıra gecesinde, dinleyemedik dedim. Sonra dedim, Vuslat'a atayım bunu da, Vuslat akşama bunu söylesin dedim.
O da maşallah, hemen bir saat, bir buçuk saat içinde, CD haline getirmiş, attı bana. Ebedihi de aratmamış, orada daha güzel böyle, orada okumuş. Şimdi de böyle, müziksiz, çıplak sesle okumak, herkesin harcı değildir. Öyle, çıplak ses çünkü, adamın, her şeyini çıkarır meydana, maşallahı var, çıplak sesle, onu okudu. İşte ne oldu? Yusuf, kuyudan sonra gitti Mısır'a, sonra, Mısır'da sultan oldu, öyle diyelim. Ve, Yakup Aleyhisselam, Yusuf'un öldüğüne hiç inanmadı. İnanmaması bir, Yusuf'un kokusunu alıyor çünkü.
Yusuf'un kokusunu aldığından, Yusuf'un öldüğüne inanmıyor. Bir delil daha var, Yakup Aleyhisselam'da. O da ne? Yusuf'un görmüş olduğu rüya. Bakın, rüya ne kadar önemli. Ben bazen, dervişlere derim, rüyanızda görün de, ders alın. Neden? O rüya sahihse, senin önünde hep delildir. Yakup Aleyhisselam, Yusuf'un rüyasını dinledi. Yusuf'un rüyasını dinleyince, on bir tane yıldız, onun önünde eğiliyor. On bir kardeşi, ona tabi olacak. Ay da onun önünde eğiliyor. Ay da, Yakup Aleyhisselam'ın, kız kardeşi. O da onun halası. Halası da ona tabi olacak. Yakup Aleyhisselam, bu rüyayı bildiğinden, Yusuf'un üzerinde, rüyaya itimadı tam.
Ey sufi kardeş, ahmaklık yapma. Yol çok çetindir. Önüne bir sürü imtihanlar geçer. Kendi gördüğün rüyanı, kendin itimatsızlık edip, yalanlama kendini. Kendi gördüğün rüyayı, kendin itimatsızlık edip, yalanlama. Gördüğün rüya, hakikate de, hakikate aitse, şekline, şemaline girmeyen, bir delilli rüyaysa, otur oturduğun yere, kımıldama hiç. Kımıldarsan, yerine başkasının oturduğunu, görüverirsin. Bu meydandan, kimler gelmiş, kimler geçmiş. Bir tane de sen olursun, geldi de gitti derler.
Orada eksilmez bir şey. Sen gördüğün rüyaya, kendin itimat et. Rüyan sahih ise. Bak, koskoca Yakup, kendi rüyasından oturdu. Yusuf'un öldüğüne, hiç inanmadı. Öbür oğulları ve etrafı dediler ki, yani sen mecnun oldun bu konuda. Artık sen aklı, dengeni de kaybettin. Gözleri kör oldu Yakup'un. Yusuf'a ağlamaktan. Yusuf'un hasretinden, gözü kör oldu. Sevmek böyle bir şeydir. Gözün kör olur. Sevdiğinden başkasını görmezsin. Yakup'un körlüğünü, zahir körlük de görme. O sevdiğinden başkası bir şeyini, görmedi.
Hani ne dedi Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, seven hem kör hem sağırdır dedi. Seven kördür, sevdiğinden başkasını görmez. Seven sağırdır, sevdiğinden başkasını duymaz. Eğer senin gördüğün ve duyduğun başka şeyler varsa, sen bu meydana seviyorum diyerek çıkma. sen sevdiğinden başka şeyler görüyorsan, aşıklık iddiasında bulunma.
Haddi aşma. De ki, biz aday adayıyız. Aday adayıyız de. O yüzden Yakup, Yusuf'tan başka bir şey görmedi. Gözünün kör olması, mana itibariyle, mana itibariyle, Yusuf'tan başka bir şey görmemesiydi. Bakın, Yusuf'tan başka bir şey görmemesiydi. Sonradan Yusuf, tabii gittiler, kıtlık oldu, kıtlık olunca duydular. Mısır'da yiyecek, içecek var. Yakup, oğullarını Husisi gönderdi. Dedi ki, Mısır eline gidin, Mısır elinde bir hükümdar var. Yardımcı olacak size. Bünyamin'i de yanlarına aldılar.
Bünyamin'i yanlarında götürmek istemediler önce. Yakup dedi ki, Bünyamin'i de götürün. Bünyamin'i de götürdüler. Tabii, pardon, birinci de Bünyamin gitmedi. Gittiler, Yakup'un diğer oğlanları. Yusuf bunları ağırladı. Bir kile istediler, iki kile verdi onlara. Dediler, paramız yok, sonra getirin dedi onlara. Bunlar çok sevinçli, geri döndüler. Yakup, Yusuf'un kokusunu alıyor. Onların bir kısmını sattılar, onlar, paraları tahsil ettiler. Bir kısmını da kendilerine aldılar. Dünya böyle bir şeydir çünkü. Dediler ki, babacığım, biz gidelim.
Tekrar oradan, hem buğday alalım, hem aldıklarımızın parasını ödeyelim. Bu sefer, Yakup dedi ki, Bünyamin'i de götürün. Bunlar, Bünyamin'i de götürdüler. Bünyamin, Yusuf'un ufağı. Bünyamin'i de götürdüler. Bünyamin'i götürünce, bakın, bunlar, kelamsız anlaşıyorlar. İkisi de peygamber. Yakup da peygamber, Yusuf da peygamber. Bünyamin de gelince, o günün için Mısır'ın bir kanunu var. Birisi hırsızlık yaptığı anda, kimin malını çaldıysa onun kölesi oluyor. O ister affediyor, ister onu kendisine köle ediyor, isterse onu satıyor. Yusuf, bir oyun yaptı.
Bünyamin'in heybesine, kendi kilesini koydu. Kendi adına yazılı. Bir kabını koydu. Su kabı gibi bir şey. Arayın dedi, bu gidecek olanları. Onlar bu dayları aldılar, sevinçliler. Her şeyi aldılar, çok sevinçliler. Yusuf'un askerleri, aramaya başladılar. Onlar itiraz ediyorlar. Biz, çok iyi bir adamın oğullarıyız. Biz, hırsızlık yapmayız. Böyle bir ahlakımız yok. Önce büyük abisinden başladılar aramaya. Hiçbir şey yok, hiçbir şey yok, hiçbir şey yok. En son Bünyamin'e geldi. Bünyamin'den kap çıktı. Kap çıkınca şaşkınlar hepsi de. Böyle bir şey olamaz diye. Her biri telaş içinde.
Mısır'ın kanunu geçerli. Dedi ki, Bünyamin benim kölem oldu. Bu kap bana ait. Bana ait olan kapı çalmış. O yüzden dedi, çalma da geçmiyor. Bana ait olan kap, onun yükünde çıktı. Çalma değil, yükünde çıktı. Dedi ki, Bünyamin benim kölemdir. Mısır kanunlarına göre. Çünkü başka türlü de, Bünyamin'i orada alabilme, zapt etme hakkı da yok. Kanun bu ya. Onun üzerinde bulunduğu mal, onun oldu. Bu sefer Yusuf, Bünyamin'i yanına aldı. Onlara dedi ki, siz serbestsiniz. Gidin, ailenizi de alın gelin buraya. Dediler, bizim bir yaşlı babamız var. Biz bir kardeşimizi kaybettik.
Kurtlar onu kaptı gitti. Kurtlar onu parçaladı. Kurtlar onu parçaladığı için, o ağlamaktan gözleri kör oldu. Gözü görmüyor. Bir de, Bünyamin eğer, onun çok sevdiği, koruduğu, kardeşlerimizden birisiydi. Sen de bunu alıkoyarsan, bizim babamız perişan olur, bunu kaldıramaz. Hangimizi istiyorsan, onu al, Bünyamin'i serbest bırak dediler. Dedi ki, kanun bu. Bünyamin bende kalacak. Gömleğini çıkardı. Dedi ki, götürün bunu babanıza. Bunu babanıza götürün. Babanızın, gözlerine sürün. Babanızın, gözlerine sürün. İnşallah, gözleri, açılacak dedi. Bunlar orada konuşurken, yola çıktığında, Yakup etrafına diyordu ki, Yusuf'un kokusunu alıyorum.
Diyeceksiniz ki, dedi, bu yine bunadı, delirdi, sayıklıyor diyeceksiniz. Ama dedi, Yusuf'un kokusunu alıyorum. Daha Mısır'dan, gömlek yola çıkarken, Yakup, Yusuf'un gömleğinin kokusunu alıyordu. Ve gömleği getirdiler. Yakup, o gömleği yüzüne gözüne sürdü. Gözleri açıldı. Dedi ki, Yusuf'um yaşıyordu. Öldüne hiç inanmadım. İşte, koku ne oldu? Göze ilaç oldu. Madevi koku, göze de gönle de ilaçtır. Manevi koku, mana gözüne ilaçtır. Senin mana gözünü harekete geçirir. O manevi koku, buruna değildir.
Gönüledir çünkü. Sen bir karanfil koklarsın, burnunla koklarsın. O koku zahiridir. Bir gül koklarsın, o koku zahiridir. Burun, senin zahiri kokular alıyor. Eğer bir mana kokusu alıyorsan, gül olmadan da gül koklarsın. Eğer gönlün mana kokusu alıyorsa, karanfil olmadan da karanfil kokusu alırsın. Yok, sen mana olarak mansur şarabını tattıysan, su da senin için mansur şarabıdır. Çay da senin için mansur şarabıdır. Sevgilinin cemali de senin için mansur şarabıdır. Sen bir, ama celali, ama cemali bir tecelliyat, hem senin için mana kokusudur, hem de senin için mana şarabıdır.
Sen bir cemal kokusuna, kendini değil, bütün alemi kurban edersin. Bir cemal tecelliyatına, bütün hayatını, ömrünü feda edersin. O öyle bir mana kokusudur ki, o öyle bir mana gözüdür ki, sen gönül olarak, hem koklar, hem seyredersin. O yüzden o koku, bu manada nedir? Göze ilaçtır. Manevi göze ilaçtır. Zahiri göze de ilaç mıdır? Zahiri göze de ilaçtır. Eğer sende mana var ise, bu göze de ihtiyacın yoktur. Mana var ise, sende bir mana var ise, görmeden, gözünü açmadan da görürsün. Sende mana varsa, gözü kapalı görürsün. Gözü kapalı görürsün.
Sende mana varsa, duvarın arkasını da görürsün. Sende mana varsa, beş bin metre öteye değil, elli bin metre öteye de görürsün. Sende mana varsa, beş yıl sonrasında görürsün. On yıl sonrasında görürsün. Otuz yıl sonrasında görürsün. Bu sendeki mana ile alakalı. bu çıplak gözle alakalı değil. Bu mana ile alakalı. Kötü koku, gözü karartır. Yani, sen bir harama dalarsan, mana gözün kapalır senin. Sen harama bakar, haramla iştikal edersen, gönül gözün kapanır, gönül kapın kapanır, gönül penceren kapanır. Senin gönül dilin, lal olur, konuşmaz. Neden? Sen harama düştün, sen yanlışa düştün.
Sen bir mürşidi kamilin aleyhinde konuşursan, sende göz möz kalmaz. Sen Allah'ı zikredenlerin aleyhine düştüysen, sen küfür ehli olarak göçer gidersin. Kalbin mühürlenir senin. Senin ne çıplak gözün kalır, ne mana gözün kalır. kötü koku senin gözünü karartır, kalbini karartır, bakışını karartır, duyuşunu karartır. Sen karanlığa düşersin. Neden? Sen çünkü harama düştün, haramla iştikal ettin. Sen haramı helal gördün. Sen Allah'a küstahlık ettin. Sen Allah'a kibirlilik ettin. Sen Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme küstahlık ettin. Sen Hz. Muhammed'i Mustafa'ya kibirlilik ettin. Senin hiçbir tarafın açık kalmaz.
Her yerin kapanır. O yüzden Yusuf ve Yusuf gibilerin kokusu göze şifadır. Yusuf gibiler dedim, ümmetimin mürşidi kamilleri, velileri, zamanın ümmet-i Muhammed'in, ümmet-i Muhammed'in zamanın kutupları Beni İsrail peygamberlerim hesabesindedir. Sen bir kutbun gönlünü kırma. Sen bir kutba küstahlık etme. Sen bir üstada küstahlık etme. Kalırsın meydanda. Meydanda kalırsın. Kim bu diye bakan olmaz. Unutur herkes seni. Sen de kendini unutursun. Allah'ı da unutursun. Allah da seni unutur. Namaz kılarsın, Allah'ı unutmuş vaziyette namaz kılarsın.
Namazın da namaz olmaz. Oruç tutarsın, Allah'ı unutmuş vaziyette oruç tutarsın. Orucun da oruç olmaz. Sen çünkü bir Yusuf gönüllünün gönlünü kırmışsın. Sen bir Yusuf gönüllünün gönlüne girmemişsin. Sen bir Yusuf gönüllünün gönlüne girseydin. Sen kurtuluşa ercektin. Gözün gönlün açılacaktı. Ama sen kötü kokulara gittin. Gıybete gittin, dedikoduya gittin, iftiraya gittin. Sen yalan yanlışa gittin. Sen Kur'an ve sünnetin dışına çıktın. Sen kötü kokuların tecelligahı oldun. Senden hayır gelmez. Sen ancak cehenneme odun olursun. Başka bir şey olmazsın. Allah muhafaza eylesin.
Yusuf değilsen bile Yakup ol. Onun gibi matlubuna erişmek için ağla. Yusuf gibi güzel değilsen. Yusuf gibi boyun posun yerinde değilsen. Yusuf gibi dünya üzerinde. En güzeller sınıfında değilsen. Yusuf gibi seçilmiş değilsen. Hiç olmazsa Yakup ol da ağla.
Bir insan, bir sufi. Ya aşıktır, ya maaşıktır. Ya da hem aşıktır, hem maaşıktır. Aşıksan aşıklığını bil. Matlubun için ağla. Gece gündüz ağla. Kime aşıksan onun için ağla. Kime aşıksan onun için ağla. Vallahi de billahi de tillahi de yeminle söylüyorum. O maaşukuna ulaşırsın. Gerçekten aşıksan. Maaşuksan, Yunus gibi naz et. Maaşuksan, sende o güzellik var ise Naz vallahi de senin hakkın.
Billahi de senin hakkın. Ama sana işin en zorunu söyleyeyim kardeş. Sende hem aşıklık varsa, hem aşıklık varsa dünyanın da ahiretin de yükü senin üstünde. Bütün yük sende. Bir tarafın aşıksın kime? Kime aşıksın? Ona. Bir tarafın maaşuk. Seni seviyorum diyenler var. En zor şey. Birisi seni seviyorum diyorsa, yalandan da dese. Yalandan da dese. Onu gerçekten demiş gibi seversin. Maaşukluk onu ister. Maaşuksan, her seviyorum diyene kanadını gerersin.
Maaşuksan, her gelene kanadının altına alırsın. Ayıramazsın. Seni seviyorum diyene ayıramazsın. ayırırsan, sen maaşuk değilsin. Sen ilmi ilahinin kokusunu almamışsın. Ayırıyorsan, sen o mansur şarabının tadını almamışsın. Yalancının tekisin, çıkma meydana. Yalancının tekisin, çıkma meydana. Maaşukluk taslama. İğne battığında, of diyeceksen, maaşukluk taslama. Zoru gördüğünde kaçıp gideceksen, maaşukluk taslama. Aç kaldın da aç kaldım diyeceksen, maaşukluk taslama. Ver Allah için dediklerinde vermeyeceksen, maaşukluk taslama. Sev Allah için dediklerinde sevemeyeceksen, maaşukluk taslama.
İçinde çirkinlik akıyor olsa, maaşukluk taslama. Bir gün gerçeğin çıkar meydana. Yaldızlı bir ürün gibisin. İki yıkamada altından gerçeğin çıkar. Yaldızlı bir ürün gibi, küçücük bir ateşi görse, bakırın bakırlığı, demirin demirliği çıkar meydana. Onu altına boyasan, altına boyadın. Aldın bakırı, altın suyunun içerisine battın, çıkardın. O altın olmadı kardeş. Canım kardeşim benim. O altın olmadı. O küçücük bir ateşi gördüğünde, bakır olduğu çıkacak meydana. O parayı gördüğünde, bakır olduğu çıkacak meydana. O kadın gecenin yarısında, geldim kapındayım, beni al dediğinde açacak o kapıyı. O namussuz bir adam çünkü. Alacak onu. O bakır o.
Ona el açacak. Şehenillah, ben kiramı ödeyemedim diyecek. Ona sırıtacak. Sırıtacak. Vahşi namussuz, şerefsiz. Kiranı öderim diyecek. Ama belli şartı. Onun çıkacak bakırlığı. Onun sahtekarlığı çıkacak. Bir imtihanda çıkacak. Bir meselede çıkacak. Çıkma. Rezil etme kendini. Maaşukum diye ortalıkta girinme. Sakın. Sakın. Olmadan oldum derdine düşme. Yakup ol. Ağla. Senin için o daha hayırlı. Yakup'luk kötü değil. Herkes Yusuf olacak diye bir kaydı yok. İşte ya Yusuf değilsen ki değilsin. Yakup'lukta kal.
Ağla. Yalvar. Yusuf'un kapısına otur. Ben Yakup'um. Sen Yusuf'sun de. Ben aşık olmaya çalışıyorum. Sen maaşukumsun de. Ben maaşuk değilim. Ben ilmi ezeliden seçilmemişim. Sen seçilmişsin de. Otur oturduğun yere. Senden kimse maaşukluk beklemiyor. Senden o aşıklık bekliyor. Zaten bir maaşuk var. Bu alemde iki maaşuk olmaz. Otur. Hiçbir zaman aşıklığı elinden bırakma. Maaşuk olsan dahi aşıklığı elinden bırakma.
De ki ben aşık olmaya çalışıyorum. Ben aşık olmaya çalışıyorum. O yüzden sen Yakup'luğu seç. Yusuflu'ya özenme. Yusuflu'ya özenme. O Yakup'luk her zaman için, her zaman için. Biz fukara sufiler için mükemmel bir noktadırız.
Cenab-ı Hak sana maaşukluk kisvesi giydirdiyse de, zaten itiraz edecek bir şeyin yok. Herkeste de bir nebze maaşukluk, maaşukluk kisvesi vardır zaten. Orayı anlatmıyorum sana nefsine uymayasın diye. Herkesin bir tarafında maaşukluk kisvesi vardır. Kadında, erkekte. Ama sen oraya bakıp da nefsine uyma. Sen, ben aşıklık yolunda gideceğim de. Hakimi Gaznevi'nin şu nasihatini dinle de eski vücudunda yenilik bul. Gaznevi, aslında bu bir edebiyatçılar yukarıda var mı? Edebiyat okuyan kim vardı?
Korkmayın, kaldırın elinizi. Sorguya çekmeyeceğim. Hani sizde senayi olarak mı okutuluyor bu? Evet. Bu normalde halk dilinde senayi olan Gaznevi. Aslında onun adı Gaznevi. Hakim Gaznevi. İlmi literatürde. Ama o böyle halk dilinde, daha doğrusu sufiler dilinde senayi olarak geçer. Sonradan bir senayiler daha çıktılar ama o senayi, bu senayi değil. Bazen halk türküsünde senayiden alınma falan diyorlar. O senayi değil bu. Benim dediğim eski, bakın Hazreti Pir senayiyi burada ondan nakil yapıyor. Naz için gül gibi bir yüz gerek. Öyle bir yüzün yoksa kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma. Çirkin ve sarı bir yüzün nazı da çirkindir.
Gözün hem kör hem de hastalıklı oluşu müşküldür. Yusuf'a karşı nazlanma, güzellik iddia etme. Yakupçasına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma. Ama o zaman naz için gül gibi bir yüz gerek. Yani senin manan çok temiz olması lazım. Görüntü yüzü değil bu. Bu senin mana yüzün, iç yüzün. Bu manada suret olarak senin suretine benzer. Ama orada manada güzel ise, dersin ki bunun manası güzel. Bazen manada güzel olmayan dahi bir Yusuf'un nefesiyle manası güzelleşir.
Yusuf nefesiyle, Yusuf gömleğiyle, Yusuf dokunuşuyla manada güzelleşir. Hani az önce dedim ya, bir okursun, bir tevhid, herkesin manası değişir orada. O yüzden deriz, zikrullah halakasını terk etme. O yüzden deriz, gelin, DNA'larınızı düzeltin burada. Gel, o halakaya otur. Manan güzelleşsin. Cennet yüzlü ol. Melek yüzlü ol. Öyle cennet yüzlü ol, melekler elpençe dursun senin güzelliğinde. Öyle cennet yüzlü ol, cennetteki huriler başını saklasın senden. Sen öyle cennet yüzlü ol, cennetteki adamlar adamlığından geçsin. Desinler ki, adamın hası geldi.
Hangi güzel Muhammed-i Mustafa'nın güzelliğinin yanında esamesi okunur ki? Hangi güzelin Yusuf'un güzelliğinin yanında esamesi okunur ki? Hangi güzel Hazreti Hatice'nin mana güzelliğinin yanında esamesi okunur ki? Hangi güzelin Hazreti Fatıma'nın cennet güzelliğinin önünde güzelliğinin esamesi okunur ki? Hiçbirinin okunur.
Bu mana güzelliği zahir güzellik gibi değildir. Sen yüzüne bakarsın, kara kuru dersin, bu neye benzer dersin? Manası öyledir ki, manaya baktığında gözünü ondan alamazsın. Manada böyle bir güzelliğin yoksa, naz etme. Bu naz sana yakışmaz. Öyle bir yüzün yoksa, kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma. Sen kendine bir bak, kendini tefekkür et. Sen de Yusuf güzelliği yoksa, kendi kendine kibirliliğe düşersin, naz etme. Sen kendini güzel görüp de, ben güzellere layıkım deme. Deme. Sen güzel olmaya çalış.
Bir güzel de sana el uzattıysa sakın onu iteyim deme. Öp başına koy. Öp gönlüne tacı eyle. De ki bir güzel bana elini uzatmış. Ben o eli öpmüşüm. Ben ona nasıl vefasızlık ederim de. Otur oturduğun yere. Sakın. Çirkinsin. Kendi çirkinliğini biliyorsun. Dalmışsın heva heves çukuruna. Dalmışsın nefsaniyete, şeytaniyete. Kendini güzel göstermeye çalışma. Sen de ilmi ledünün iyisinin noktasının zerresi yok. Kendinde ilmi ledün varmış gibi gösterme. Sen de güzelliğin esamesi yok. Sen kendini güzel görüp de caka satanlardan olma. Sen tövbe edip zikreden, af dileyenlerden ol.
Sen Yakup'un yolunu seç. Çünkü Yakup'un yolunu seçmezsen, bu dünyadan kör olup giderlerden olursun. Hani bu dünyadan kör gidenler, mana olarak, öbür dünyada da kör olarak halk olacaklar. Sen bu dünyada mana gözünü açmanın yolunu ara. Bir güzel bul, o güzelin elini öp, dizinin dibinde otur. O güzelin yolundan git. Güzelin hürmetine, sen de geçenlerden olursun. Dedi ya Allah Resulüne, dedi sahabeden bir kimse, biz dedi senin yaptığın amele yetişemeyiz. Ama biz seninle beraber olmak istiyoruz. Kişi sevdiğiyle dir, kişi sevdiğiyle dir, kişi sevdiğiyle dir dedi. Sen, bir Yusuf yüzlü bul da, bir Yusuf yüzlü bul, onun elini sıkı tut da, yürü.
seviyormuş gibi yapsan da, onun elini tut, yürü. Geri kalma. Hani başka bir sahabe geldi ya, dedi ki bu amelleri işleyemiyoruz. Ama onları seviyoruz. Dedi ya, sen onları sevdiğin için o ameli işlemesen dahi, onlardan sayılırsın dedi. Onlardan sayılırsın. Sen onlardan sayıl. Bir Yusuf yüzlülerin içine otur da, onlardan sayıl. Ama, kendince kendini bil. De ki, ben nasıl bir sevap işledim? Ben nasıl bir dua aldım? Beni manada kim başımı okşadı da, ben bir Yusuf yüzlülerin arasına düştüm. Ya Rabbi sana hamdü sena ediyorum de. Allah'a hamd et. Ona yalvar yakar. Ya Rabbi ben bu mutluluğa nasıl eriştim de. Bana lütfettin, bana ikram ettin, bana ihsan ettin.
Sen beni bu inların içine koydun de. Sakın nefsine uyup da, kendini kibir dünyasına atma. Allah muhafaza eylesin. Yusuf'a karşı nazlanma. Güzellik iddia etme. Bir mürşidi kamilin önüne oturduğunda, nazlanma. Ona mürşidi kamillik taslama. Ona bilgiçlik taslama. Ona biliyormuşum gibi gösterme. Kendini havalara uçurma. Haddini bil. Haddini bilmek en büyük ilim. Dilini tut. Haddini bil. Dilini tutup haddini bilmezsen, orada bırakmazlar seni. Ancak edepli olanlar yol alır. Ancak edebini muhafaza edenler orada oturur. Yakupçasına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma. Sana nasihat.
Sen Yakupçasına ağla, inle, yalvar, yakal. Gözünün yaşı bitmesin. Rabbim bizi onlardan eylesin. Hazreti Pir diyor ki, hani Dudu öldü numarası yaptıydı ya. Ona geldi. Hemen oradan oraya döndü. Dedi ki Dudu'nun ölümünün manası niyazlı. Sen de niyaz ve yoksullukta kendini ölü yap. Hani Dudu öldü numarası yaptı, sonra özgürlüğüne kavuştu ya. Sen de diyor, Dudu'nun ölümün manası niyazdı. Ağlamaktı, yalvarmaktı. Ölmeden önce ölümle ölümü yaşamaktı. Sen de öyle yap diyor. Özgürlüğüne kavuş. Bu ruh bu tenden çıksın. Bu ruh bu tenden çıkaraktan ölmeden önce ölümü sırrına kavuş diyor. Allah bizi onlardan eylesin. İsa'nın nefesi seni dirilsin.
Kendisi gibi güzel ve mutlu bir hale getirsin. Buradan devam edeceğiz. Bir nokta işaret edeyim, geçeyim. İsa ne yapardı? İsa'nın en büyük mucizelerinden birisi neydi? Ölüyü diriltmekti. Ölüyü diriltmekti. Sen bir Yusuf yüzdü. Zamanın İsa nefesini bul da, git o sana bir hu desin de, sen yeniden manen diril.
Allah bizi onlardan eylesin. El-Fatiha'na selavat. Amin. Şimdiden Ramazanlarınız mübarek olsun. Cenab-ı Hak Ramazan'ın sonunda beraatını alanlardan eylesin. Amin. Cenab-ı Hak'ın cemaline nail olanlardan eylesin. Amin. Oruçla alakalı çok sohbet ettik, çok söyledik. Yine böyle inceden bir dokunuvereyim. Uykuya ve yemeğe oruç tutturmayın. Dillerinizi muhafaza edin. Dillerinizi muhafaza edin. Ve orucu ölüler gibi tutun.
Dilinizi muhafaza ederseniz ölüler gibi oruç tutarsınız. Yani ölü günah işler mi? İşlemez. Günah işlemekte ölü gibi olun. Ramazan boyunca. Kendinizi daha da böyle mana alemine koyun. Kur'an-ı Kerim okuyun. Bu konuda kardeşleri zayıf görüyorum biraz. Kur'an-ı Kerim okuyun. Yapabilirseniz Ramazan'ın en büyük sünnetlerinden birisi mukabeledir. Muhakkak mukabeleleri takip etmeye gayret edin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Ramazan'da en büyük iki sünneti vardı. birisi mukabeleydi birisi itikaftı. İlk zamanlar ilk on gün sonradan ortadaki on gün sonradan sondaki on gün itikaf yaptı.
Ve sonradan son on günde itikafta muhkim kıldı. Kadir gecesini itikafta karşıladı. O yüzden bütün Ramazan'ınızı itikaf gibiymiş geçirin. Öyle geçirin. Ve oruçlarınızı düzgün bir şekilde tutun. Böyle dillerinizi muhafaza ederekten çokça zikredin. Çokça Kur'an-ı Kerim okuyun. Çokça tövbe edin. Zekat verecek olanlar Ramazan'da zekatlarını hazırlayıp versinler. Daha sevaptır. Tasadduk edin. Zekat veremeyecekseniz dahi. mümkünse her gün küçük küçük tasadduklar edin. Haliniz vaktinizce. Bir kişiyi doyurmak gibi bir kişiye iftar ettirmek gibi bir kişiye iftarlık vermek gibi herkes haline göre herkes durumuna göre ama böyle küçük küçük günlük böyle günlük yani o günü sadakasız geçirme o günü duasız geçirme o gününü zikirsiz geçirme o gününü Kur'ansız geçirme bakın Kur'ansız geçirme Ramazan'ını bir sayfa da olsa
oku üç ihlas bir fatiha olsa da oku oku muhakkak oku bir şey oku o sünneti işte o sünneti işte yapabilenler mukabele yapabilenler yapamayanlar kendilerince bir sayfa da olsa yarım sayfa da olsa veya iki sayfa üç sayfa kendinize vir tedinin beş sayfa her gün okuyun derslerinizi iyi takip edin zikirlerinizi teravihleri kaçırmamaya gayret edin teravih iki dört altı sekiz on on iki on altı on sekiz yirmi ikiden yirmiye kadar ama ortası ne sekiz rekat Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri genelde sekiz rekat
filan kıldırılmış ilk kıldırdığında da sekiz rekat kıldırmış zaten ha sekiz rekat yirmi rekat harika harika ama nefsin yetmedi sekiz rekat bari kıl yetmedi dört rekat kıl o teravih sünnetini yerine getir hatta kaza borcun var teravih yerine kazaya niyet et yalnız camide yapamazsınız camidekiler teraviye niyet ediyor çünkü değil mi hocam teraviye niyet ediyorsunuz onu mesela sen şöyle de diyebilirsin arkamda kaza namazı kılacak olanların da ama olmaz arkadaki hangi kaza kılacak ki yok teraviye niyet ediyorsunuz hangi camiydi senin
Veysel Karami inşallah orada yirmi rekat mı kılıyorsunuz yirmi tamam gelelim bir gün senin camiye inşallah ya pazar günü başlıyor değil mi yarın akşam başlıyor inşallah yarın akşam gelmeye gayret edeyim senin camiye inşallah inşallah teravih'i orada kılmaya gayret nerede atıcılar veysel Karami nerede bilmiyorum ki nerede atıcılarda kalan var mı ben çok bildim ya orası değil diyor durun bir saniye ha ben Yasin'in telefon dükkanını biliyorum ya ulan ne kadar çok şey hiçbir şey bilmiyormuşum ya ben
ha gruba konum attın tamam helalim var salim ya teknik adam başka oluyor ya teşekkür ederiz tamam inşallah ya böyle yarın akşam inşallah pazar günü akşam teravihi sende kılmaya gayret edelim inşallah Allah'tan bir şey gelmezse teravihleri o yüzden dikkat edin ders yaptığınız yerlerde dört reka sekiz reka teravih kılın bunu ihmal etmeyin perşembeleri muhakkak teravih kılınacak geçen sene kılınıyordu Hüseyin Eka kılınıyor değil mi pazartesilerde kılıyorsunuz orada evet teravihleri aman ha önceden bizim çocukluğumuzda
kadınlar da evlerde toplanır teravih kılınırdı Hanefiler buna fetva vermişler o teravih kılacak kadın böyle bir adım kadınların önünde dururdu tekrar söylüyorum Hanefiler buna fetva vermişler öyle teravih kılırlar kılarlardı bizim çocukluğumuzda evet böyle neydi şeyin Erdinç'in nenesi vardı ya Hör Aşe'nin evinin karşısındaydı Allah iyiliğini versin ya senin ya Bayındır'dan ne sorsam sana diyorsun ki hatırlayamadım Kemal vardı ya İngiliz Kemal'in nenesinin adı neydi
İngiliz Kemal'i de hatırlayamadın Allah Bayındır'dan birisi yazmıştır şimdi Bayındır'dan da kimse demek takip etmemiş bugün eyvah yandı Bayındır neydi kocaydı kadın ya değil o kadınca kıldırıyordu şey teravih o kadını da neden unutmuyorum şundan unutmuyorum ondan sonra bak
ya bayındır ya gözüne seveyim ya Allah bayındır herkes akıllı olsun herkes o kadar ha gıdış nimet evet ama bu kadın böyle sufiydi dervişti kadın melamiydi kendisi ben Hacı İbrahim Mahallesi'nde ilk zikullah yaptıracağım zaman bütün herkesi çağırdık tabi biz şeye camiye bir de aporlorla ilan ettirdim merhum Hasan Özbağ'ın ruhuna mevlüt okutulacaktır diye herkes toplandı kadınlar da geldi annem dedi herkese söyleyeyim herkes davet et dedim herkes geldi taktı takıştırdı bizim orada mevlütler düğün gibi oluyor yeni gelinler
ne kadar altın takım taklavatı varsa takıyorlar iğneli oyalılar evlenecek olan genç kızlar da onlar da böyle işte beni de böyle beğensinler deyip onlar da takıp takıştırıp geliyorlar üst kat böyle full yeni gelin evlenecek ve evlenmiş olanlar hısım akraba o da oradaymış zikrullah başlayınca yukarıda bir çalkalanma olmuş kadınların arasında kadınlara demiş oturun Allah'ı zikredin demiş aferin demiş Mustafa demiş dost doğru yola girdi demiş oturun bakayım hepiniz demiş o da hoca herkes biliyor onu herkes oturmuş tabi
zikrullah tabi o gün oldu o normalde anamın da hocasıydı ya tabi ertesi gün dedi oğlan on numara olmuş benden için hani zikrullah'a gitmişti o kadıncağız şey yapardı ne o teravih kıldırırdı toplanırlardı böyle mahallede işte yarın filancanın evinde ertesi gün filancanın evinde ne güzelmiş ya bunlar böyle kadınlar orada toplanır 15-20 kişi orada normalde şey yaparlar hani teravih kılarlardı kadınlar işte dua ederler salavat-ı şerif okurlardı çocukluğumuzdan biliyorum ben bunları ve böylece hani ramazanı böyle kadınlar da
kendi aralarında teravih kılarak da mahallede dolaşarak da teravihleri kılarlardı 30 ramazan herkes bir evde böyle mahalleden mahalledekiler böyle sıraya girerdi yarın ben de ertesi gün ben de ertesi gün ben de teravih kılarlardı Rabbim hepsini de affeylesin çünkü onlar öyle din bilmedikleri halde bu tip şeylere sahip çıkarıktan dini ayakta tuttular farkında değillerdi ama dini ayakta tuttular dinle alakalı insanların boğu kesilmedi teravihle alakalı insanların boğu kesilmedi oruçla alakalı insanların boğu kesilmedi
şimdi bu yeni yetme selefiler hani bunların hepsinde bidat deyip atıyorlar ya bu insanlar bu tip dini ritüellerle ayakta kaldılar dinlerini ayakta tuttular Allah bizi affetsin inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun selamünaleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi