mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1880.Beyitten) 17.02.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 18 Şubat 2024 · 1:21:11

Eyvallah. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'i diriltsin. Kafirlere karşı, zalimlere karşı hükümran eylesin. İslam dünyasına ve Müslümanlara zarar veren bütün zalimlere, kafirlere hepsini de perişan eylesin. Hepsini yerle yeksan eylesin. Bu Siyonist İsrail'i dağıtsın. Yerin dibine batırsın. Dağıtıp yerine batıracak, yerin dibine batıracak komutanlar ve siyasetçiler nasip eylesin. Mehtala Resulü'nün çıkışına da zemin hazırlasın. Ejman. İlla ki yaptın yapacağını yani son anda beni susturmak için tiz yaptın çıktın yani yukarı.
az solist benim dedin yani. İyi performans değişmiş yani. Demek ki tövbe etmişsin bu ara. Performans güzelleşmiş. Allah iyisin inşallah. Evet. Seyyid Nesimi. Büyük Arif-i Billah'lardan birisi. Bu Arif-i Billah'ları zahir ulema Adem'den beri hiç çekememiştir.
İşin zahir uleması bu tip Arif-i Billah'lara karşı hep cephe almışlar. Zamanın müftüsü de Seyyid Nesimi'ye böyle cephe almış. Bir tane böyle kendi elemanını göndermiş. Onu tuzağa çekmiş. En başta demiş ki şeriata muhalif şeriatın dışında bir sohbet konuşma yapmayacaksın. Tamam demiş. Yaparsak demiş. Derimi yüzün demiş o da. Ahitname yapmışlar. Neyse bir adamını göndermiş. Demiş ki kabirde sorguyu ruh mu çeker ceset mi çeker? E o da demiş cesedin ne alakası var oğlum demiş. Ceset toprak demiş. cesetle alakası yok demiş. Tabi zahir ulemaya göre kabirde ruh ve ceset ikisi beraber sorguya muhatap oluyor.
Tabi o ara ölen bir kimsenin üzerine işte böyle göbek deliğinin üstüne hardal tohumu koymuşlar. Gömmüşler. Gece tabi olmuş. Hani sorguya su hale çekilince işte vücutta titriyecek hardal tohumları dökülecek. bir rivayette gece manada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri geliyor. Evladım yanımıza gelmek mi istemiyorsun? Necce delileşiyorsun? Deyince manen bir yumruk vuruyor kabristana. Neyse kabristan sallanıyor. Ertesi gün tabi bütün herkes meydana çıkıyor. Hesapta hani derisini yüzecekler. Bıçağı vuruyorlar. Bir rivayette bıçak kesmiyor. Bir rivayette kesilen yer tekrar birleşiyor. bir türlü kesemiyorlar derisini. Sonra mübarek alıyor besmeleyi çekiyor.
Ensesinden kafasına doğru bıçağı çekiyor. Kendi derisini kendisi yüzüyor. Yaklaşık bir rivayette beş kilometre falan öyle gidiyor. Sonra vefat ediyor. Seyyid Nesimi. Evet. Öyle aşıklar canlarıyla mallarıyla her şeylerıyla Allah'a feda olmuşlar. mesnevi okumalarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Maşallah hükam sözünün tefsiri. Konu başlığı bu. Bunların hepsini söyledik ama Allah inayetleri olmadıkça Allah yolunda hiçiz hiç. Allah'ın ve Allah erlerinin inayetleri olmazsa melek bile olsa defteri kapkaradır. Malum bu normalde baya beytler böyle nasihat noktasındaydı. Bir sufinin nasıl olması gerektiği ile alakalı nasihatler vardı.
Bu nasihatlerden sonra Hz. Pir diyor ki bunların hepsini söyledik. Yani normalde bir sufinin nasıl olması gerektiği bir müminin nasıl olması gerektiği sufiliğin nasıl olması gerektiği ile alakalı ve malum mesnevi bu manada Kur'an sünnet tefsiridir. Bunları tabi bir olgun mümin bir olgun olgunlaşacak olan kemale erecek olan bir mümin nasıl olur bunları diyor söyledik hepsinde ama bunları biz söylerken Allah'ın yardımı Allah'ın desteği Cenab-ı Hak'ın rahmeti merhameti bereketi olmazsa biz normalde bu yolda bir hiçiz
yani bizim bu noktada yapabileceğimiz şey belli sınırlı Allah'ın ve Allah erlerinin inayetleri olmazsa melek bile olsa defteri kapkaradır Allah birisine yardım etmezse veya Allah dostları bir şey himmet etmezse çünkü Allah erlerinin inayeti deyince bütün silsile-i meşayih girer işin içerisine hani hep derim ya bir kimsenin şeyhi olacak şeyhinin şeyhi şeyhinin şeyhi şeyhinin şeyhi bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar gidecek sahih bir şekilde yalnız 10 bin dolara yazılmış bir icazet olmayacak öyle sahih bir şekilde olacak öyle sahih bir şekilde o silsilesi varsa o kimsenin onların tabii himmeti onların bu manada duası bu manada onların o son şeyhin üzerinde olur hepsi de onun son bütün o silsile ona tabiri caizse himmet ederler ona desteklerler onu son şeyhin bu böylece ne olmuş oluyor Hz.
Pir de diyor ki Allah erlerinin inayeti olmadıkça yani Cenab-ı Hakk'ın dostlarının onun üzerinde bir tecelliyatı onun üzerinde bir himmetleri olmazsa bir şeyin olması yine mümkün değildir hatta diyor melek bile olsa defteri kapkaradır buraya kadar Hz. Pir hepsinde nasihatları etti bundan sonra nefisle mücadelenin yöntemlerini anlattı nefis ne yapar ne eder ne içer ne giyer nerede durur nerede durmaz bunların hepsini anlattı ama hidayet edecek olan hidayet edecek olan Allah bunun dışında bir hidayet edecek bir güç kuvvet
yok Allah hidayet etmedikçe bir Allah dostunun da bir peygamberin de onun üzerinde hükmü olmaz şimdi zaman zaman sufilerin bir kısım sufilerin böyle bir sapmaları oluyor hidayet hidayet edici Allah'tır Allah'ın dışında hidayet edici bir kurum kuruluş organ yoktur Allah'ın dışında hidayet edecek bir kuvvet de yoktur kasas 56 ey Muhammed şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin fakat Allah dilediğini hidayete erdirir o hidayete erecekleri çok iyi bilir yani hidayet edecek olan Allah bir veli bir mürşidi kamil
ne kadar neyi sohbet ederse etsin neyi konuşursa konuşsun o kendince kendi vazifesini yapıyor karşıdaki kimsenin algısı anlayışı kalbinin açıklığı o anlatılanları idrak etmesi bunlar o kimsenin dikkatiyle Allah'ın lütfu arasında o zaman o kimse Allah lütfederse Allah'a ikram ederse o hidayeti veya ilmi veya bilgi veya hikmeti kendi üzerinde alacak ama Allah ona o kapıyı açmadıysa aralamadıysa hani taşı fırlatsan havaya kanatlanıp uçar mı uçmaz gene geriye düşer taş taştır eğer öyleyse o kimse ona yapılabilecek bir şey yok
Allah muhafaza eylesin o yüzden Allah'ın hidayeti olmadıktan sonra Cenab-ı Hakk'ın rahmeti bereketi olmadıktan sonra bir kimsenin bir şey yapması mümkün değil o yüzden insan insan önce yaratıcısının olduğunu bilmeli yaratıcısına iman etmeli yaratıcısına karşı vazifelerini yerine getirmeli işte zikirdir tövbedir hamdtır farzları yerine getirmektir haramlardan uzak durmaktır bunları o kimse yerine getirmeli ve muhakkak ki o kimse Allah'a daha yakın olmak Allah'a daha yakın olmak için salihlerle beraber olmalı salihlerin
yolunda olmalı ve salihlerin yolunda olursa o kimse kurtuluşa erecek hani burada diyor ya melek bile olsa defteri kapkaradır diye meleklerin de kendi içlerinde faziletçe yüksek olanlarla faziletçe aşağı olanlar var melekler de yani bir Cebrail aleyhisselamın fazileti ile cehennem zebanesi bir meleğin fazileti aynı değil cehennemin içindeki veya cehennemin etrafındaki melekler ile arşalanın meleklerinin fazileti aynı değil bunların hepsi de melek ama üzerlerinde tecelli eden nurları farklı farklı cehennem zebanesinin
nuru farklı arşalanı arşalanı tutan meleklerin nuru farklı veyahut da birinci kat meleklerdeki melekler birinci kattaki meleklerin nurları farklı ikinci katta farklı üçte dörtte beşte altıda yedide farklı aynı şey cennette de cennetin birinci katındaki meleklerle beşinci altıncı yedinci katındaki melekler aynı fazilet açısından aynı değil nurları da farklı bakın bunların nurları da farklı bunların hepsi de sevrisülük konusu bir sufi bir derviş Allah yolunda yürüdü eğer manevi olarak o yol yürüyorsa serrisülükte bunların hepsini
de tanımlar ya meleklerin nurlarının farklı olduğunu bir kitapta okuyamazsınız renklerinin farklı olduğunu da okuyamazsınız onlar tefsir edenler bu tip şeyleri görmezler manevi olarak görmediklerinden melekse melek hepsi derler ki büyük melekler dört tane ondan sonra bir daha ilave ederler on tane büyük melek var derler ama o meleklerin nurlarını meleklerin bu noktadaki nurlarını bilmezler o yüzden melekler de kendi içlerinde faziletine göre sınıf sınıftır derece derecedir o yüzden Allah'ın inayeti olmazsa meleklerin de
normalde dereceleri değişmezdi Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselama yüklemiş olduğu nuraniyet ile Azrail aleyhisselamın üzerinde yüklemiş olduğu nuraniyet aynı değil nasıl kimisini kimisinden üstün yarattık diyor ya peygamberleri de birbirlerinden üstün yarattı en üstünü de kim Hz. Muhammed Mustafa'yı yarattı bakın bunlar yaratılıştan seçilmiş olanlar daha henüz daha ruhlar alemine gelmezden önce seçilmiş olanlar onları ilmi ilahisinde seçmiş Hz. Muhammed Mustafa'yı da tahtın en zirvesini oturtturmuş bu peygamber düşmanları
kabul etse de etmese de çatlasalar da patlasalar da son peygamber Hz. Muhammed Mustafa ilk yaradılan ilk peygamber de o son peygamber de o o tahta oturuyor onun tahtına erişebilecek sallayabilecek ırgalayabilecek hiçbir şey yok 1880'inci beyin ey Allah ey ihsanı hacetler reva eden sana karşı hiçbir kimsenin adını anmak layık değil hacetlere reva eden yani hacet istek demek yani isteklere cevap veren isteklere cevap veren Cenab-ı Pir burada artık Allah'a münacat ediyor bu Hz. Mevlana Celalat-ı Rum Hazretleri'nin münacatı
ey Allah ey ihsanı hacetler reva eden sana karşı hiç kimsenin hiçbir kimsenin adını anmak layık değil mü'min suresi ayet 60 Rabbiniz şöyle dedi bana dua edin ki duanızı kabul edeyim hacetleri hacetlere cevap veren isteklere cevap veren kimdir Allah'tır Fatiha'da okuruz ya اِيَّا كَنَابِدُ وَاِيَّا كَنَسْتَعِينَ ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz duamız Allah'adır isteğimiz Allah'adır isteklerimize cevap verecek olan Allah'tır o yüzden Cenab-ı Hak'tan istenir hacetlere isteklere dualara kabul edecek
olan onlara merhamet edecek olan Allah'tır rızkı veren maddi manevi Allah'tır o yüzden Allah da bize uzak değildir yine bakar ayet 186'da ey Muhammed beni senden sorarlarsa şüphesiz ki ben onlara çok yakınım bana dua edenin duasını dua ettiğinde kabul ederim bana dua edenin duasını dua ettiğinde kabul ederim o zaman Cenab-ı Hak bizden bize bizden yakın bize bizden yakın olunca duamızı kabul ediyor hatta diyor ki dua ettiğinde kabul ederim ve Müslim'de geçen hadis-i şerif var acele etmediği müddetçe her birinizin duasına
icabet olunur ancak şöyle diyerek acele eden var ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmediği o zaman hacetleri yerine getiren istekleri yerine getiren insanların ihtiyaçlarını gören insanların ihtiyaçlarını gören ve herkese ne lazımsa veren Cenab-ı Hak'tır Cenab-ı Hak'tan başkasından bir şey istenmez Allah'tan başka bir yere dua edilmez Allah'tan başka bir yere secde edilmez bizim secdemiz Allah'adır duamız Allah'adır bizim yalvarışımız yakarışımız Allah'adır tövbemiz Allah'adır suç işledik günah işledik kendi nefsimizde ise
Allah'a tövbe ederiz birisiyle alakalıysa birisine karşı bir hatamız olduysa gider ondan helallık ister ondan özür diler varsa bir zararımız zararımızı öderiz ama tövbe bu manada kimedir Allah'adır ve Rabbim de insanların tövbelerini kabul eder insanların dualarını kabul eder insanların isteklerini hacetlerini kabul eder böyle bir Allah varken böyle bir Allah varken başkası zikredilmez böyle bir Allah var iken başkasına dua edilmez o yüzden Cenab-ı Pir diyor ki sana karşı hiçbir kimsenin adını anmak layık değil yani
bizi maddi manevi rızıklandıran dualarımıza icabet eden bize nefesi veren bizi yaratan ve bütün her şeyimizde en ince ayrıntısına kadar ilgilenen bir Allah'a karşı başkasını zikretmek onun yanında başkasını övmek ona karşı başka bir şey ifade etmek bu mümkün değil çünkü Allah'ı zikir en büyük işti ve kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikrediyordu ayeti kerimede kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder böyle olunca bu Allah'a karşı bir başkasının ismini okumak bir başkasını anmak yani bunda biraz da müşriklere
söz var Hz. Pirden yani müşrikler la tu uzayı menatı anarlar la tu uzayı menatı Allah'ı kendilerine vesile ederlerdi yani Allah'a karşı bir başkasını anmak Allah'a karşı Allah böyle bütün her şeyini kulların önüne sermişken başka bir yere yönelmek başka bir yerden bir şey istemek bu mümkün değil Allah muhafaza eylesin bu kadarcık irşat kudretini de sen bağışladın şimdiye kadar nice ayıplarımızı örttün bu nasihatlar ettik insanların irşat olması için o bilgiyi veren sensin ve bize de irşat olunma bilgisini kudretini
kuvvetini veren sensin şimdi aslında Arabi noktasından baktığımızda irşat eden de edilen de o ama bu avam noktasından baktığımızda irşat olunan biziz o zaman irşat eden kim Allah Allah bizi irşat ediyor Allah değişik vesilelerle sebeplerle irşat ediyor hani hatırlayın daha önce vahiy ile alakalı bir sohbet etmiştim Allah nasıl üç şekilde vahiyediyordu bir arada melek görevlendiriyordu Cebrail aleyhisselamı peygamberlere vahiyediyordu iki Allah herhangi bir cisimden vahiyediyordu yani Musa'ya ağacın arkasından vahiyettiği gibi
ateşin arkasından vahiyettiği gibi bir de ne yapıyordu Cenab-ı Hak direkt kuluna vahiyediyordu insanlarla alakalı yoksa Allah arya da vahiyetti Allah balıya da vahiyetti Yusuf aleyhisselamı balık yuttu balıya dedi ki balık sakin ol serin ol ona da vahiyetti ateşe de vahiyetti Cenab-ı Hak İbrahim aleyhisselamı ateşe attılar dedik ateşe seyrin ol selamet ol dedi Allah ateşe de vahiyetti Allah dilediğini dilediği şekilde vahyeder kudret ona ait çünkü Allah normalde Yahya'yı öldüreceklerdi Allah normalde kayaya da vahiyetti
kaya dedi ki ey Yahya gel bana sığın dedi Yahya aleyhisselam kayaya doğru yürüdü kayayı içinden açılıverdi Yahya aleyhisselam içine girdi kafirler kayanın etrafında döndüler döndüler kaya Yahya'ya bir şey yapamadılar Allah kayaya da vahyeder Allah tabiri caizse bunu küçümsemek için söylemiyorum eşyanın hepsine vahyeder ve bakmışsın eşya dillenir Davut yolda yürüyordu Callut'a karşı taş dile geldi taş dile gelir mi Cenab-ı Hak taştan vahyediyor Davut'a dedi ki Davut'a ey Davut beni al taşın birisi yürüdü bir daha biraz daha
yürüyünce bir taş daha dile geldi dedi ki ey Davut beni de al yürüdü biraz daha bir taş daha dile geldi dedi ki ey Davut beni de al hani şu anda Gazzeliler böyle sapan taş atıyorlar ya böyle çevire çevire atıyorlar ya o Davut'tan kalmadır bakın o Davut'tan kalmadır Davut'ta böyle sapan şey de var Davut o sapanı neden kullanıyor çobanlık yapıyor çünkü çobanlık yaparken o sapanla taş atarak hayvanlarını yırtıcı hayvanlardan koruyor Davut iyi sapan atıcı taşlar dile geldi taşlar dile gelirse Allah'ın vahiyidir o Davut
aleyhisselam aldı taşları ne yaptı o günün en büyük zırhlısı callutu yendi neyle taşla taşla demir madeni veya bronz madeni veya çelik madeni delinir mi Allah isterse deler sen samimi ol yeter ki kudret verecek olan kuvvet verecek olan o sen ebabil ile bir orduyu yıkan Allah ebabillerle bildiğiniz ebabilin ağzındaki kum tanecikleriyle orduyu helak etti bizim Allah'a olan inancımızı yenilememiz lazım bakın Allah'a olan inancımızı yenilememiz lazım kudret onun kuvvet onun Hazreti Ömer Efendimiz çıktı hutbedeydi bağırdı
İran seferindeki askere ya sadece böyle dedi bütün herkes duydu bütün ashab duydu bütün askerler duydu Hazreti Ömer'in Davut'un sesi hızla dağa doğru çekildi bütün ordu bu sefer Kisra'nın ordusu Bizans'la beraber Ova'da geldi saldırdılar aldılar çembere savaşı kazandılar demek ki Allah yuhah yeder bir şekilde biz ona ilham deriz taşların dile gelmesi ağacın dile gelmesi toprağın dile gelmesi deriz değildir Allah'tır konuşan dile gelen Allah'tır onu dile getirir nasıl bize dile getiriyorsa bildiğin et parçası koy dili hadi
konuşsun burada konuşmaz konuşamaz o zaman dilde değil keramet sen konuşmayı dilden görürsen yanarsın ya senin o sesi harfleri çıkarttıran Allah'tır ona mana veren Allah'tır bakın ona mana veren de Allah'tır seninle konuştuğun önemli değil önemli önemli değil hani Geylan Hazretleri böyle demiş oğlum çık demiş kürsüye ben gelince kadar insanlara anlat neyse gitmiş o tabi oğlan hadis ayet anlatıyor herkes öyle duruyor sonra mübarek geliyor selamun aleyküm diyor herkes bir cezbe geçiriyor orada diyor ki baba de bitten beri
ayette hadis okuyorum dedi hiç kimseye bir şey olmadı sen selamun aleyküm dedin ortalık yıkıldı hatta diyor ki hakkınızı helal edin diyor evden diyor iki yumurta kırmışlar diyor yumurtaya takıldık diyor söylediği bu herkes kendinden geçiyor ona mana verecek olan Allah onu tesirli edecek olan Allah o yüzden o kudret o irşad kudreti Allah'a ait sen bir sürü süslü lafları diline sıralar insanlara süslü laflar söylersin herkes dinliyormuş gibi yapar dışarı gider hiç kimsenin kafasında bir harf bile kalmaz ama öbürki gelir
selamun aleyküm aleyküm selam der kelamı çok düzgün değildir lafızları tam çıkaramaz böyle ama ondan tesir alır herkes öbürkü de oturur bu cahil adamı dinliyorlar bunu tesir ediyor bizi dinemiyorlar der ihlasla alakalı Allah'ın o kimsenin üzerine vermiş olduğu maneviyatla alakalı Cenab-ı Hakk'ın o kimseyi seçmesiyle alakalı işte normalde o zaman bu irşad kudreti kime ait Allah'a ait Allah onu bahşedecek hem irşad olunana bahşedecek hem irşad etmeye çalışana bahşedecek ve hucurat ayet 7 ve 8 Allah size imanı sevdirmiş
onu kalplerinize nakşetmiş ve size inkarı yoldan çıkmayı ve günahı çirkin göstermiştir Allah'ın lütuf ve nimetiyle doğru yolda olanlar işte bunlardır Allah her şeyi hakkıyla bilendir hüküm ve hikmet sahibidir o yüzden kendi kendine ben iman ettim yok benim şöyle yaptım bunu böyle yaptım böyle değil Cenab-ı Hak Kur'an'da perdenin gerisini anlatıyor Allah sizi imanı sevdirmiş kalplerinize nakşetmiş ve size inkarı yoldan çıkmayı ve günahı çirkin göstermiş öbürküne öbürküne de günah güzel görünüyor o rakı balık ona çok tatlı
geliyor vur patlasın çal oynasın hayatını yaşasın ona çok tatlı geliyor bir kısmına da imanı sevdiriyor ona iman etmek namaz kılmak oruç tutmak Allah'ı zikretmek Allah yolunda koşmak ona o tatlı geliyor Cenab-ı Hak onu sevdiriyor burada kulun cüz iradesi yok diye düşünmeyin o kimse Allah'a yönelince Allah onun yolunu açıyor kim bir adım yaklaşırsa Allah ona on adım yaklaşıyor kim ona on adım yaklaşırsa Allah ona yüz adım yaklaşıyor yüz adım yaklaşıyorsa Allah ona koşuyor sen ne tarafa döndün Allah'a döndün senin yolunu
açıyor sen koştukça koşasın geliyor sen sevdikçe sevesin geliyor zikrettikçe zikredesin geliyor dışarıda bu yolu beğenmeyen kimse çekiliyor bunlar kafeyi yemiş diyor bu kadar da olmaz ki ya diyor veyahut da işte adamın eşi veya kadının eşi yani onlar böyle mutat böyle işte vasat bir islam vasat bir müslümanlık yaşıyorlar ya bu ne diyor sizin dersiniz bitmiyor zikriniz bitmiyor koşuşturmanız bitmiyor ona fazla geliyor bu o ne yapacak işte cumadan cumaya kılacak bakacak keyfine yani namaz sanki cumadan cumaya farz kılındı
yani oruç sadece ramazanda ramazana başka bir oruç yok bunun gibi yani ona o fazla geliyor böyle hani vasat bir islami ailede vasat bir müslüman ailede doğup büyüdüyse senin yaptıkların veyahut da işte böyle kendince dini hayatına özen gösterenlerin yaptıkları onlara fazla geliyor hatta nefret ediyor o kimse Allah affetsin nefret ederse küfre düşüyor tabi işin bir de bu tarafı var enteresan bir şey kimisine iman islam Allah yolunda koşturmak Allah'a zikir ona tatlı geliyor kimisine acı geliyor ama bu noktada sevdiren
perdenin gerisinde kim Allah ve ayıplarımızı örten ayıplarımızı da örten kim o da o da Cenab-ı Hak hani kasas ayet 16'da Musa Aleyhisselam diyor ya Rabbim doğrusu ben kendime zulmettim bağışla beni dedi Allah da Musa'nın duasını kabul edip bağışladı çünkü o çok affeden ve çok merhamet ederdi o zaman normalde Cenab-ı Hak günahları bağışlayan tövbeleri kabul eden yine Hıcır suresi ayet 49'da da ey peygamber kullarıma benim son derece bağışlayıcı ve merhametli olduğumu söyle o zaman bu irşad yolunda yürürken biz hatalar da ettik
kusurlar da ettik yanlışlıklar da yaptık biz bilerek bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğumuz kusurlardan geri döndük tövbe ettik Cenab-ı Hak da ne yaptı tövbelerimizi kabul etti ve bağışladı çünkü burada samimiyet var samimiyet var hani birisi böyle bir telaş içerisinde koşarken birisinin ayağına bastı gönül arzu eder ki kimse kimsenin ayağına basmasın ama bastı samimiyet var o kimse farkında değil hani hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri savaş meydanındayken işte kırbacıyla bir sahabenin sırtına vurmuş
savaş meydanında e son nefes yakın demiş herkes hakkını helal etsin kimin alacağı varsa da gelsin alsın sahabeden birisi çıkmış demiş benim alacağım var ne oldu demiş filanca savaşta benim sırtıma kırbacı geldi hazreti ebu bekir efendimiz malının tamamını teklif etmiş kısası olacak ya demiş ki ne kadar malın varsa senin olsun kısastan vazgeç demiş yok sahabeler ağlıyorlar perişan ediyorlar kendilerini o sahabeye gidiyorlar yalvarıyorlar yakarıyorlar ne istiyorsan söyle diyorlar kısastan vazgeç vazgeçmem diyor sahabe
Allah resulü hasta üzerine su döküyorlar ayıltıyorlar ondan sonra geliyor hani sırtına kırbaç vuracak diyor ki benim sırtım çıplaktı o zaman kısassa gömleğin üzerine vurulmayacak yani çıplaktı benim sırtım onun da çıplak olacak sırtı soyuyorlar Allah resulünün sırtını sallallahu aleyhi ve sellem kısas olacak sonuçta geliyor sonra sahabe peygamberlik mührünü öpüyor diyor ki ben bu peygamberlik mührünü öpmek için bunu yaptım niyeti bu yani bu sefer Allah resulü de dönüyor ona cennetteki birini görmek istiyorsanız buna bakın diyor
peygamberlik mührünü öptü maneviyatta seyri sülükte işin sonuna doğru o kimse veli mürşidi kamil olacaksa o da peygamberlik mührünü öper öptürürler o öptüğü zaman öpmesi onun zamanın kutbu olduğuna işarettir bu da size ayrı bir ölçü olarak kalsın o yüzden Cenab-ı Hak normalde kime hidayeti nasip ettiyse o doğru yoldadır bu hidayet böyle cebriyeye de kaderiyeye de düşmeden bunu böyle nasıl açıklayacağım diye söylüyorum yoksa bende açıklaması çok basit bunun yani bendeki açıklaması ne
ayağını sabit ede nura gidenler yani ayağını sabit ede nura gidenler hidayeterdi ayağını sabit ede nara gidenler cehennemi boyladı bende basit bunun basitçesi böyle ama bunu hani böyle söyleyince herkes ya cebriyeye girecek ya kaderiye girecek Allah muhafaza eylesin ha bir tarafına da hani şöyle denilebilir bana ne isteyen cebriyeye gitsin isteyen kaderiye gitsin denilebilir yok ben öyle demiyorum yani o bizim yine ayağını sabitedeki cüz-i irademizle alakalı ayağını sabitede cüz-i irademizle biz nereye gittik nura gittik
ve cüz-i irademizle nura gidince hidayet nuruyla nurlandık ama bunu lütfeden bunu ikram eden bunu ihsan eden Cenab-ı Hak yine kendimize bir paye çıkarmayalım hiç olun hiç diyor ya biz hiçliği seçelim yani orada bunu normalde Cenab-ı Hak lütfetti o ihsan etti kendi nefsine paye çıkarmamadına sufiler kendi nefislerine paye çıkarmazlar dışarıdan bunu görmeyen anlamayan bunlar kaderiyeci olmuş veya bunlar işte cebriyeci olmuş der çıkarlar değil biz kendimizce bütün efal ve sıfatımızı Cenab-ı Hak'a yükleriz Allah'tır çünkü
bütün sıfatsal tecelliyat biz kendi üzerimizde kendimizden görmeyiz onu sufi üzerindeki lütfu ikramı ihsanı üzerindeki rahmeti hidayeti bereketi üzerindeki olumlu olan bütün herhangi bir şeyi kendinden bilirse helak olur sufiler bunları kendinden bilmezler Allah'ın lütfudur ikramıdır ihsanıdır Cenab-ı Hak'ın rahmetidir bereketidir Cenab-ı Hak'ın katından inayetidir katından verdiği bir şey bizim bizi bize bırakmış olsa biz nerelerde sabahlarız belli olmaz bizi bize bırakmış olsa biz nefsimize de uyarız heva hevesimize de uyarız
şeytana da uyarız biz her şeye uyarız bizde de nefis var hepimizde nefis var ama Cenab-ı Hak'a biz dua ediyoruz yalvarıyoruz Ya Rabbi diyoruz sen bizi ilmi ezelinde Muhammed'i yapmışsın ilmi ezelinde kendimize bir baye çıkarmıyoruz ilmi ezelinde bize bizi Muhammed'i yapmışsın Muhammed'i yapmakla kalmamışsın ahir zaman olarak göndermişsin onunla da kalmamışsın her tarafta lığım gibi kirlilik pislilik her türlü melanet her türlü zulüm her türlü karanlık her türlü cehalet her türlü şeytaniyet hayvaniyet nefsaniyet kol gezerken
bataklığın içinde gül misali bizi Muhammed'i yapmışsın olmadı kendini sevdirmişsin olmadı kendine aşık etmişsin olmadı Muhammed'i Mustafa'ya dost etmişsin olmadı Muhammed'i Mustafa'ya dost olanlarla bizi dost etmişsin kendi dostlarımla dost etmişsin bizi gerçekten kemalet ehli olan bir yola sevk etmişsin bu senin lütfun bu senin ikramın bu senin ihsanın bu senin bize rahmetin bu senin bize bereketin bu senin bize lütfun bu senin bize meccanın ikramın bizim hiçbir şekilde çalışmamızla gayretimizle mücadelemizle biz ulaşabileceğimiz
bir nokta ulaşabileceğimiz bir hal değil bu ben kendi nefsim için söylüyorum değil karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan Allah'tır bataklıktan seni dağların o bahar bahçelerine çıkaracak olan Allah'tır cehennemden kurtarıp cennet bahçesine seni koyacak olan Allah'tır cennet bahçesinde yaşatacak olan Allah'tır cennet bahçesinde nimetlendirecek olan Allah'tır Allah'ın lütfu ikramı ihsanı merhameti olmadığı müttecca sen zikrullahı da sevemezsin sen zikrullah halakasında da duramazsın sen bir üstada gidip biat edemezsin
bir üstada da bağlanamazsın Cenab-ı Hak gönlüne o muhabbeti koyacak olan o hidayet nurunu koyacak olan o zikrullah nurunu kalbine yerleştirecek olan o feraset nurunu kalbine koyup seni doğruyu yanlışı gösterecek olan o ondan başka tapılacak Allah yok her şeyi yapan o öyle olunca hidayeti bahşeden irşadı bahşeden ikram eden de kim Allah ezelde bağışladığın irfan katrasını denizlerine ulaştır ezelde dedi Hz. Pirin ruhlar aleminden önce ruhlar alemi yakın alem
çünkü uzak alem değil ezelde dediğinde ruhlar aleminden önce henüz daha ruhlar alemi yaratılmaz ağızdan önce ben onu arabice düşünüyorum ayağını sabit ediyorum ona veyahut da nur-u muhammediye'nin içinde henüz daha hiçbir şey varlığa bürünmemişken Allah tanınmaklığı sevdi ve bir şey yarattı o yarattığı şey Allah'ı zikretti Allah'ı hamdetti teşbih etti tenzih etti Allah bilinmekten hoşnut oldu ve diğer şeyleri yarattı o bir şey yarattı o kendi ruhundan ve nurundan yarattı Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhu ve nuru o yüzden
varlığın tamamında onun ruhu ve nuru vardır hangi perdeye geçersen geç hangi makama gidersen git hangi makamda durursan dur seyr-i sülukun neresinde olursan ol neresinde olursan ol adım attığın her yerde Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ruhaniyeti ve nuraniyeti vardır senin elinden tutup götürecek olan da gerçek manada odur sana mihmandallık yapacak olan odur eğer senin seyr-i sülukun zirveye doğru gidiyorsa en son İsa Aleyhisselam İsa Aleyhisselam'dan sonra Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem
girer devreye ha üstadın hep yanındadır o ayrı mesele o delildir çünkü üstad delildir eğer o bir mürşidi kamil ise delildir o mürşidi kamiller delilliklerine devam ederler ta ki sana mürşidi kamillik hırkası giydirilene kadar sana mürşidi kamillik hırkası ve tacı giydirildiğinde üstadının işi biter ama sen edebi adabı terbiyeyi asla bırakmazsın üstadına hep hürmetle davranırsın bu ayrı bir meseledir ama üstad bu manada bütün seyr-i sülük noktasında delil hükmündedir işte Hz. 1 diyor ki ezelde bağışladığın irfan katresi
irfan damlası biz bir irfan damlası bu irfan damlasını denizlerine ulaştır yani o irfan deryasını ulaştır sen ilmi ezelide nur muhammedinin içerisinde bir irfan damlası damlattın üzerimize hani bir şey var ya hadisi şerif Allah kainatı karanlıkta yarattı bütün her şeyi karanlıkta yarattı sonra onların üzerine nurunu saçtı saçtı nurunu bu işin zahir tarafı bakın avam tarafı kime o nurdan üzerine tecelli ettiyse o hidayeti buldu bu işin zahir tarafı bu işin avam tarafı açıklamak için bu işin hasül has tarafı ilmi ilahide
yani nur muhammedinin içinde nur muhammedinin içerisinde sana bir irfan damlası bu böyle şey gibidir hani oradan örnek veriyorum ya ben size bir tohum gibi küçücük bir tohum küçücük minnacık hücre kadar bakın hücre kadar bunu görürseniz Allah-u Alem herkes başka türlü görebilir senin kalbinin içerisine küçücük bir hücre kadar yerleştiriliyor kalbinin içine orada senin o manevi alemin içerisinde senin kalbine küçücük hücre gibi bir şey yerleştirildi irfan tohumu hidayet tohumu arifi billahlık tohumu küçücük bir şey
o sende büyük kocaman ağaç oluyor senin faziletine göre nereye kadar o ağaç saracak nereye kadar gidecek kaç kıtaya gidecek kaç bölgeye gidecek Cenab-ı Hak hepinize göstersin inşallah sarıyor böyle işte Hz. Pir diyor ki o küçücük irfan katresi damlası var ya onu diyor beni deryana ulaştır yani o katreyi bana verdin o katreyle beraber çünkü her zerre küllüne ulaşmak ister bir yağmur tanesini düşünün dağın tepesine yağmur tanesi damlar o yağmur tanesi orada durmaz o geldiği yere gitmek ister ne yapar yağmur taneleri
birbirleriyle buluşur bir küçücük bir dere oluştur dereden ırmak oluşur ırmak nereye doğru gider deryaya doğru koşar sizler o küçücük yağmur taneleri gibisiniz bir dere oluştu o dere ırmaya gidiyor ırmak kim Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem o ırmak nereye koşuyor Allah'ın deryasına koşuyor vuslat deryasına irfan deryasına hidayet deryasına hikmet deryasına arifi billahlık deryasına koşuyor o bilinmek neyi istiyor o yüzden bilinme deryasına koşuyor hikmetin sahibi o hikmet deryasına koşuyor Hz.
Pir diyor ki o küçücük damla irfan katremizi senin deryana ulaştır deryana ulaştır amin işte o nura ezeli ilimde sahip olan kimse bu dünyada da o nurun üzerine gidiyor kim buna gitmez hain olan kim gitmez vefasız olan kim gitmez Allah'ın vermiş olduğu nimetlere kör olan kimse Allah'a sırtını dönüyor Allah'a sırtını dönünce de Cenab-ı Hak diyor ki bu nankör Allah'ın nankörleri sevmez bu vefasız Allah vefasızları sevmez bu hain Allah hainleri sevmez bu kim bu Allah'a sırtını döndü Allah diyor sırtını dönenleri sevmez
o da sırtını döner kendisini unutturur diyor kendisini unutturur Allah muhafaza eylesin işte Hz. Pir diyor ki tabiri caizse Ya Rabbi bu ezeli ilahilere bağışladığın bu hidayet feraset hikmet nurunu senin ilmi ilahine ulaştır amin çünkü o katre o katre çok önemli Hz. Pir böyle katre demiş katre ne bir su damlası küçücük bir su damlası canımdaki bir katre ilimden ibarettir canımdaki bir katre ilimden ibarettir onu ten hevasından ten toprağından kurtar bu topraklar onu örtmeden bu rüzgarlar onu kurutmadan önce sen helas
et kalbimize bahşettiğin ilmi ledini sırrıma ruhuma bahşeylediğin ilmi ledini heva ve hevesimize kurban etme kurban etmemize müsaade etme ilahi ezelde bahşettiğin hidayetini ferasetini zati nuri tecellilerini hepimizin üzerine arttır ya rabbi işte Hz. Pir diyor ki canımdaki bir katre ilimden ibarettir canımdaki bir katre candaki olan o katre ilimden ibarettir onu ten hevasına ten toprağından kurtar ten hevası dedi hava şimdi hava bir şey ne yapar
kurutur mu kurutur e toprağa düşse toprakta çürür mü çürür Cenab-ı Hak Cenab-ı Hak'a yalvarıyor verdiğin verdiğin bu ilmi rüzgara verdirip de heva hevesimi uydurup da rüzgara verdirme rüzgar kurutur verdiğin bu ilmi bizde arttır eğer toprağa düşerse çürür yine bir işe yaramaz ve toprak onu örtmeden rüzgarlar onu kurutmadan sen onu iyi eyle koru muhafaza eyle Hz. Pir Allah'a yalvarmaya devam ediyor münacata devam ediyor gerçi rüzgarlar onu kurutsa mahvetse bile sen onlardan tekrar kurtarmaya ve almaya kadirsin biz nefsimize
uyduk biz heva hevesimize uyduk biz yanlışlıklara düştük biz kendimizi bile bile altını lağıma atar gibi kendimize biz altın olduğumuzu gözümüz köreldi kendimizi lağıma attık Allah haram etti biz gittik harama bulandık Allah namaz kılın dedi biz gittik namazsızlığa daldık Allah oruç tutun dedi biz gittik oruçsuzluğe daldık Allah beni zikredin dedi biz kalktık onu unuttuk heva hevese düştük yanlışlığa düştük nefsimize uyduk yarabbi sen bu nefsimize uymuşluğumuza bakma biz bunu normalde rüzgara verip bunu kurutsak da
toprağa verip bunu çürütsek da sen yeniden bunu bahşetmeye yeniden bunu bize lütfetmeye yeniden ikram etmeye kadirsin bize yeniden lütfeyle yeniden ikram eyle yeniden ihsan eyle gönüllerimize yeniden ilham eyle gönüllerimize yeniden feraset nuruyla nurlandır ecmain necm suresi ayet 43 şüphesiz şüphesiz ki güldüren de ağlatan da odur güldürecek olan da ağlatacak olan da sensin yeşertecek olan da kurutacak olan da sensin biz hata yapıp hata yapıp yanlışlık yapıp eksikliğe ve noksanlığa düşersek kalbimize ilham edip o eksiklikten
o noksanlıktan kurtaracak olan da sensin bizleri kurtar necm suresi ayet 44 öldüren de dirilten de odur biz kendi heva hevesimizi oyduk o ilmi ledinlinden gelen feraset ilmini boğduk biz heva ve hevesimizi oyduk ilmi ledinlinden gelen zikrullah nurunu boğduk biz heva ve hevesimizi oyduk sen bize lütfettin ikram ettin ihsan ettin mana perdelerini açtın mürşid-i kamiline ulaştırdın pirefendilerle tanıştırdın peygamberlerle tanıştırdın biz bunlara layık değildik sen göğün kapılarını açtın hazinelerini gösterdin cennetini
gösterdin cehenneminin vahşetini gösterdin sen bize kabri gösterdin sen bize mahşeri gösterdin hesabın çetinliğini gösterdin melekleri gösterdin melekleri tanıttın sen gayb aleminin kapılarını açtırdın lef-i muhafızı gösterdin ilm-i ilahi gösterdin ruhlar alemini gösterdin ama biz heva hevesimiz uyduk biz nefsimize uyduk biz ne oldum delisi olduk biz kendi kendimize ucuba düştük kibirliliğe düştük nereye ne düştüysek düştük biz elimizdekini kaybettik sen öldüren sensin dirilten de sensin biz nefsimize uyduk kendimizi
o öldüren deryaya attık sen bizi dirilt ya Rabbi dirilten sensin neş-ü neva edecek olan sensin nasıl bahar mevsiminde binlerce bitki yeniden diriltiyorsan bizim de gönlümüzü öyle dirilt ya Rabbi biz son baharda geldik biz kışta geldik biz baharı göremedik biz yazı da göremedik bahar nedir bilemedik yaz nedir bilemedik doğduğumuz günden beri çileden çileye geçtik çileden çileye yürüdük bu hayatı biz sonbahar ve kış olarak yaşadık biz bahar nedir bilemedik ey merhametlerin en merhametlisi son nefesimiz de dahi olsa bizi baharı
yaşattın kullarından eyla bizim sevenimiz sensin koruyanımız sensin kolluyanımız sensin senden başka ilah tanımadık senden başka Allah tanımadık gönlümüzde ne vahyettiyse ne ilham ettiysen biz onu söyledik onu söylemeye çalıştık hata yaptıysak yanlış yaptıysak eksik yaptıysak ne ol sen yaptıysak sen bize en güzel lafı nafeyle ya Rabbi ölüm senin hayat senin bizi ne ölümden korktuk ne hayattan korktuk ne ölümü bakaraktan geri döndük ne hayata bakaraktan geri döndük sen neyi yaşatmak istiyorsan bizim önümüze koydun biz onu yaşadık
senden gelen dedik başımıza tac ettik senden gelen dedik gönlümüze sultan ettik senden gelen dedik ayağımızı taş alsa da bakmadık senden gelen dedik yolumuz dikenli de olsa bakmadık ey merhametlilerin en merhametlisi bizleri yeniden defalarca dirilttiğin kullarından eyle sen aşıklarını öldürmeyi huy edinmişin güzellerin huyu bu sen bir can alır binlerce can bahşedersin sen bu köhnemiş canımızı al bu günahlara girmiş olan canımızı al da bize yeniden taptaze yeni bir hayat bahşeyle sen istediğin gül bahçesini bozar yeniden
gül bahçesi yaparsın istediğin gülü kökler yerine yeniden yeniden yeni bir gül bahçesi dikersin ey merhametlilerin en merhametlisi susuz kaldık börtü böcek bizi çevirdi biz bilemedik onlarla baş edemedik börtü böcek bizim yaprağımızı yedi bizim kendi dalımızı kuruttu bedenimize girdi bedenimizi kuruttu sen bize yeniden bir beden bahşeyle de biz o yeniden seni sevmenin sana aşık olmanın senin yolunda gitmenin zevkini bizlere tattır ya Rabbi sen istediğine istediğin yerde istediğin gibi verirsin sen istediğini istediğin anda
istediğin yerde virane edersin harabat edersin sen istediğini istediğin yerde şahane bir hayat kurarsın cennet bile ona döner gıpta ile bakar sen o gıpta ile bakılacak bizlere hayatını sun ya Rabbi havaya giden yahut yere dökülen kadra senin kudret hazinenden nasıl kaçabilir nasıl kaçabiliriz ki senin kudretin kuvvetin her yanımızı sarmışken bizim gidecek sığınacak bir yerimiz mi var ki göklerin de nuru yerin de nuru senken ve gökleri ve yeri mülkiyetini alıp da onları sek ve idare eden sensken yerin de göğün de Rabbi
senken biz kimiz ki hiçten başka bizim kalkıp da kaçabileceğimiz bir yer yok yine senden sana kaçarız yine senden sana koşanırız yine senden sana sığınırız senden başka gidecek kapı senden başka sığınacak kapı senden başka yalvaracak bir kapı yok tanımadık da zaten bilmedik her döndük seni gördük her döndük seni bulduk her baktık seni bulduk nefsimize uyduk senin gözünün içine baka baka heva ve hevesimize kurban olduk ama senden başka bir kapının da olmadığını biliyoruz hani var ya bir kul günah işledi döndü tövbe etti
Allah dedi ki Rabbim kendisini affedecek olan ilahını Rabbini tanıdı o kul affettim dedi yine o kul günah işledi yine döndü tövbe etti Allah dedi ki kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim dedi kul yine günah işledi yine kul döndü tövbe etti Allah dedi ki Rabbisini hatırladı affedecek olanı hatırladı affettim dedi işte o kul bizleriz ya Rabbi sen tövbemizi kabul ettin affettin biz yine günaha girdik döndük tövbe ettik biz yine günaha girdik döndük tövbe ettik biz yine günaha girdik ve hep böyle bu ne yazık ki
böyle devam etti ama yeniden bizi ihya edecek olan yeniden bizi ayağa kaldıracak olan sensin senin bu kudret denizinin senin bu kudret perdenin dışında bir şey mümkün değil bunun dışı da yok zaten o yüzden biz ne tarafa dönersek dönelim dönüşümüz sana yok olsa yahut yokluğun yüz kat dibine girse bile sen onu çağırınca başına ayak yapıp koşar biz yok olsak bu beden yok olsa bu can yok olsa ve yokluk alemine atılsa o yokluk aleminde o yokluğu yaşasa yoklukta fena olsa yoklukta fena olup izi ismi dahi kalmasa o karanlık
yoklukta izi ve ismi nefesi dahi kalmasa ve o yokluk aleminde hiçbir şey yokmuşçasına dursa sen hitap etsen sen lütfetsen sen ikram etsen sen bizim ismimizi ansan başlar ayak olur ayaklar baş olur her şey yeniden ihya olur yeniden sana koşulur sen istersen yokluğun indirin dibine at biz senin kullarımız sen çağırınca yokluğun dibinden yeniden dirilir koşar geliriz yüz binlerce zıddını mahveder sonra senin emrin yine onları varlık alemine getirir aman ya Rabbi her an
yokluk aleminden varlık alemine katar katar yüz binlerce kervan gelip durmada hep zıdd zıddını yok ediyor kadın erkeği yok ediyor erkek kadını yok ediyor zıdd zıddını yok ediyor karanlık aydınlığı yok ediyor aydınlık karanlığı yok ediyor zıdd zıddını yok ediyor iyilik kötülüğü yok ediyor kötülük iyiliği yok ediyor siyah beyazı beyaz siyahı yok ediyor zalimler masumları yok ediyor masumların masumlukları zalimleri yok ediyor Bu bütün zıttıklar zıttıkları yok ederken bir bakıyorsunuz su ateşi söndürüyor, ateş suyu kaynatıyor, buhar ediyor, yok ediyor.
Ve bir şey yok olmuş olarak gözümüzde görünürken Cenab-ı Hak onu tekrar varlık alemine sürüyor. Buharlaşmış olan su yine öbür taraftan ne oluyor? Yağmur oluyor, kar oluyor, yeniden geliyor, önümüze geliyor. Kötülük her şeye hakim olmuşken bir iyilik nüvesi oradan çıkıyor, kötülüğü yeniyor, kötülük yerle heksan ediyor. Kötülük yerle heksan olmuşken o kimse heva hevesini uyuyor. Gidiyor küçücük bir kötülük istiyor, bundan bir şey olmaz diyor. O küçücük kötülük o kimsede büyüyor, iyiliği yerle heksan ediyor. Sağlıklı bir vücut, küçücük bir hücre, küçücük bir hastalık ona giriyor, bütün vücudu yok ediyor, vücudu sarıyor. Ama onun panzehri gibi olan şifası küçücük bir hap veriyor bir doktor, o hapı yutuyor o kimse, o küçücük hap onun vücudundaki rahatsızlıkları yok ediyor.
Zıtlar zıtları mahvediyor. Bu ta varlığın başlangıcından beri zıtlar zıtları mahvetmede. Ve her mahvolunan yok olan bir zıt yine Cenab-ı Hak'ın kudret ve kuvvetiyle yine varlık alemine gidiyor. Bakıyorsunuz kötülük hiç yok olmuyor, bakıyorsunuz iyilik hiç yok olmuyor, bakıyorsunuz ateş hiç yok olmuyor, su hiç yok olmuyor. Her şey bu varlık denizinin içerisinde bir devirden daime devam ediyor. Ve her gün o yokluk alemine, katar katar varlık alemine bir sürü suretler geçiyor. Böyle o varlık alemine doğru yürünen bir yol görünse, siz o yolun en zirve noktasına çıksanız, baksanız oradan, suretlere bürümüş birçok varlığı göreceksiniz.
Ve geriye doğru baktığınızda evet yokluktan geliyor. Bu işin en ilginç noktası her an oluyor. Bir an yok ki, yokluk aleminden varlık alemine bir şey çıkmamış olsun. Zamanın en küçük bir birimi olarak düşünün, o en küçük biriminden, o yokluktan, bu kapı diyelim, kapının öbür tarafı yokluk olsun.
Bu kapıdan işte zamanın en küçük biriminden yüz binler değil, milyonlar değil, milyonlar değil, sayısız varlık sureti geçiyor. Tanıdıklarınız oluyor, tanımadıklarınız oluyor. Ama her on o varlık deryasına, habire sizin, bizim, hepimizin, bütün varlığın sureti geçiyor. Ve o varlık sureti yürürken, işte bir kapı daha var, orada her şeyin yok olduğunu görüyorsunuz. Var olan her şey, burada varlığa bürünen her şey, orada yokluğa bürünüyor tekrar. Ve buna kudret, kuvvet yetiştirmek, buna nefes yetiştirmek, buna bir şey yetiştirmek, herhangi bir şey yetiştirmek, mümkün değil, gayri hakil bir şey. Cenab-ı Hak bunu kudret ve kuvvetiyle her an yapmakta.
Kaşır 24, O yaratan, yoktan var eden, yarattıklarını şekillendiren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olan her şey, O'nu tenzih ve tesbih eden, O her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bu Haşır suresi 22, 23, 24 önemli surelerden birisi biliyorsunuz. Bu konuda hadis-i şerif var, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ya, kim sabahladığında üç kere bu Haşır suresinin bu üç ayeti okursa, kim akşamın adında da bu üç ayeti okursa diyor, ona Cenab-ı Hak yetmiş bin melekle onu korur, kollar.
Yetmiş bin melek onun vekili olur diyor. Haşır suresinin son üç ayeti. 22, 23, 24 içinde ismi ağızdan barındıran enteresan ayetlerden birisi. İşte o böyle her şey yoktan var eden ya, yani o böyle, bu vakıf binası yok bilin burayı. Böyle bir vakıf binası yapmaya kalsak bize önce ne lazım?
Önce jeoloji mühendisi lazım. Deprem bölgesi ya Bursa. Jeoloji mühendisi lazım, biz buraya büyük bir yatırım yapacağız, böyle bir bina yapacağız. Burası deprem fay hattında mı değil mi? Önce ona bakacağız. Artından toprağın sağlamlığına bakacağız. Yani sağlam toprak mı? Yani toprağı sağlamsa, zemini sağlamsa, buraya bina yapmak kurulur. İnsan da aynıdır. İnsan sağlamsa, zemini özü sağlamsa, onun üzerine bina kurulur. Ondan sonra ne lazım bize? Bir mimari lazımsa, bize bir mimar lazım. Öyle değil mi? O mimar gelecek, bizden neyi istiyorsun? Biz diyeceğiz ki böyle böyle bunları bunları istiyoruz. Dışsal bir mimari özellik çizecek bize. Öyle değil mi?
Ardından o mimar özelliğine göre ne lazım bize? İnşaat mühendisi lazım. Değil mi? Yani hesaplayacak, kitaplayacak, nereye ne konacak, onları koyacak. Eee statik mühendisi lazım. Değil mi? Demirini betonuna ayarlayacak. Elektrik mühendisi lazım. Nereden ne geçecek elektrikler? Başka pis su, temiz su, havalandırma, ısıtma, soğutma. Bakın ne kadar mühendis lazım ya değil mi? Daha yolun başındayız. Ardından binanın kabası bitti, bilmem nesi bitti. Eee şuraya şu lazım, buraya bu lazım. İç mimar lazım. Eee bir de bakın burada süsleme sanatları da var değil mi? Bir de o ne olacak? Süslenecek. İşte boya lazım, süsleme sanatçısı lazım. Ne diyorlar ona, Cafer ne diyorsunuz onlara?
Bu süslemeleri yapanlara? Hattat yazıyor. Nakkaş. Nakkaş diyen kalmamıştır zaten şimdi artık. Değil mi? Yok. Nakkaş, nakşeden. Neyi nakşediyor acaba? Hayalini mi nakşediyor? Evet bu süsleme sanatını yapacaksa bir de hayal lazım ona. Bir de düzgün hayal lazım. Süsleme yapacak çünkü. Ne yaptırıyorlar? Tekstilciler desen çizdiriyorlar. Ünal desen ne yaptırıyorsunuz? Model çizdiriyorsunuz. Modelistlerin var değil mi? Onlar kendi kendilerini hayal ediyorlar değil mi? Hayal ediyorlar.
Hayal satıyorlar. Evet. Allah razı olsun. Bak modelist var. Hayal satıyor. Bir de yani o şeyin ne o? Bir de böyle hayali kuvvetli hayal satan birisi lazım. Boyalar lazım, malzemeler lazım. Lazım da lazım, lazım da lazım. Oysa biz bunu yaparken belli bir ilimle yapıyoruz. Öyle değil mi? Kendimizce yeteri kadar bir ilim var. O ilimle düşündük şimdi. Bir de böyle dogmatik hani işte buraya bu lazım, buraya bu lazım diye ilimle bahsettik. Yani normalde bir inşaatla ilgilenen veya bir mimara desek ki ya böyle bir şey yaptırsan bizim önümüzde o kadar çok şey koyar ki. Biz yapmaktan vazgeçeriz ya. Nerede mimar?
Böyle bir şeyin çalışması ne kadar sürer? Komplesi. Kağıdın üzerine dökeceğiz. Şurası iki tane yer ya değil mi? Bir ay iyi bir ekip olursa, iyi bir ekip dedin kaç kişiden kuruluyor? Dinlerken yorulduk ha.
Sırılama doğru mu benim? Evet. Ama Cenab-ı Hak öyle değil. O yoktan var ediyor ya. Bütün mühendislikleri kendi zatında toplamış. Yorluktan varlığa çıkaracağı zaman ilk önce takdir ediyor onu. Bakın bu sıralama da önemli. Hani diyor, o yaratan, yoktan var eden, yarattıklarını şekillendiren Allah'tır. Göklerde ve yerde ne varsa her şey onu tenzih eder. O zaman önce Cenab-ı Hak için ne yapıyor Cenab-ı Hak? Bir şeyi yaratmaya takdir ediyor. Ben böyle yavaş yavaş anlatacağım. Böyle Allah katında, yavaş değil bu işte. Hani düşündüm, takdir ettim. Anlatsana böyle bir şey yok. Yani ben böyle herhalde anlatmak özürlü olduğumdan dolayı böyle uzun uzun anlatacağım.
Önce yokluktan varlığı, yokluktan, yokluktan varlığa çıkaran her şeyi önce evvela takdir ediyor. Onu takdir etti. Sonra o takdire uygun bir şekilde yaratmaya başladı, yarattı. Takdire uygun bir şekilde. Ondan sonra takdire uygun bir şekilde yaratılana şekil verdi. Yani onu bir şekle büründürdü. Onu bir varlığa büründürdü. Yani ortada bir şekil var artık. Önce takdir etti, takdir ettiğinde bir şey yok da. Ondan sonra onu yarattı. Varlık alemine sürdü. Yarattığı anda ona şekil de verdi. Yarattığı anda.
Bu o kadar çok hızlı ki bunu dünya noktasında zaman olarak bunu zamana atfetmek, bunu ölçmek, biçmek mümkün değil. Bu mümkün değil. Bakın tekrar söylüyorum. Bu mümkün değil. Yani takdir, yaratma, şekil verme, bunu böyle zamansal açısından düşündüğünüzde bu mümkün değil. Bakın bu mümkün değil. Ama Cenab-ı Hak yokluktan her an, bakın yokluktan her an. Yani sizin suretleriniz, benim suretim, bütün varlığın sureti şu kapıda yokluğa büründü. Her an bu. Her an. Biz henüz burada sohbet ederken dahi biz her an bizi burada yokluk kapısından gidiyoruz biz. Komple bütün varlık o yokluk kapısında gidiyor.
Her an buradan varlık kapısından tekrar giriyor. Ve hiçbir şey aynısı değil. Benzeri. Benzeri. Tabiri caizse bir Mustafa Özbağ bu kapıdan daha girerken bir Mustafa Özbağ o kapıdan çıkıyor. Bakın bir Mustafa Özbağ buradan kapıdan girerken bir Mustafa Özbağ buradan kapıdan çıkıyor. Ama bunu zamanın en küçük birimi olarak düşünün.
O bütün kainatı böyle yoktan var ediyor. Yeniden var ediyor. Bütün her şey. Senin hücreni, damarlarını, her şeyini, bütün varlığı düşünün. Öyle bir kudret, öyle bir kuvvet. O yüzden o yoktan var eden ismine Elbari isimi. Yani eşsiz bir şekilde her şeyi yaratan.
O yoktan var ettiklerini benzersiz bir şekilde tasvir eden, şekil vermek Elmüsavvir ism-i şerîfi. Böyle olunca o yaratma Halik, o da Elhalik ism-i şerîfi, Yaratma. O Elbari ism-i şerîfi, o Elmüsavvir ism-i şerîfi ve Cenab-ı Hak'ın bütün sıfatları hiçbir an yok ki tecelli etmesin.
Bütün varlığın üzerinde. İşte Hz. Pir de böylece diyor ki, dua ediyor. Aman ya Rabbi, o her an yokluk aleminden varlık alemine katar katar yüz binlerce kervan gelip durmakta diyor. Rabbim bizi onları görenlerden eylesin. Bu geceyi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Uhud'da yapmış olduğu duayla kapatmayı niyet ettim inşallah.
Rabbim cümlemizi onun duasına nail olanlardan eylesin. Allah'ım bütün hamd sanadır. Senin yaydığını dürecek, senin dürdüğünü yayacak, senin hidayet verdiğini saptıracak, senin sapıklıkta bıraktığına hidayet verecek, senin vermediğini verecek, senin verdiğini engelleyecek, senin uzaklaştırdığını yaklaştıracak, senin yaklaştırdığını uzaklaştıracak yoktur. Allah'ım bize bereketlerini, rahmetini, lütfunu ve rızkımızı yay. Allah'ım senden sona ermeyecek ve değişmeyecek devamlı nimetlerini dilerim. Allah'ım ihtiyaç gününde senden nimet, korku gününde emniyet dilerim. Allah'ım verdiğinin kötülüğünden, vermediğinin kötülüğünden sana sığınırım. Allah'ım bize imanı sevdir ve onu kalbimizde ziynet kıl.
Bize küfrü, günahları ve isyanı çirkin göster. Bizi rüşte erenlerden kıl. Allah'ım bizleri Müslümanlar olarak öldür. Müslümanlar olarak dirilt. Fitneye düşmeyen ve rüsvayı olmayan salihlere kat. Allah'ım elçilerini yalanlayan, senin yolundan alıkoyan kafirleri kahret. Azabını onların üzerine kıl. Allah'ım ey gerçek ilah, kendilerine kitap verilen kafirleri kahreyle. Ey cümayin, Allah gecenizi hayır eylesin. Haklarınızı helal edin. Önümüzdeki cumartesi malum beraat kandili. Allah izin verirse yine her zamanki salonumuzda beraat kandilimizi icra edeceğiz. Allah izin verirse iftarı orada yapacağız inşallah.
Allah gecenizi hayırlı eylesin. El Fatiha'ma selamata. Amin. Önümüzdeki hafta yokuz. Bir daha haftaya 1890. beytten inşallah devam edeceğiz. 1890. beyt, 90. beyt. Hele her gece bütün ruhlar, bütün akıllar o uçsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar. Buradan devam edeceğiz inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi