Selâmünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı elesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı elesin. Rabbim son nefese kadar hayır üzerine yaşayanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim bütün İslam alemini, Müslümanları, kafirlerin, münafıkların, mürtedlerin tasallutundan kurtarsın. İsrail'in fitnesinden, İsrail'in zulmünden, İsrail'in soykırımından bütün Müslümanları muhafaza eylesin. Filistin'deki Müslümanlara, Filistin'deki mücahitlere Rabbim yardım eylesin. Doğu Türkistan'daki mücahitlere Allah yardım etsin.
Doğu Türkistan'daki Müslümanlara da Cenab-ı Hak yardım eylesin. Irak'ta, Suriye'de, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm altında inim inim inleyen Müslümanlara Allah yardım etsin. Zalimleri kahri perişan eylesin. Zalimleri yerle heksan eylesin. Zalimleri yeryüzünde silsin, batırsın inşallah. Amin. Eşmeyin. 1855. Beyitten devam ediyoruz. Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması hoş bir lokmadır. Ama az ye.
Çünkü ateşten bir lokmadır. Ateş gizlidir. Zevki meydanda. Dumanın sonunda meydana çıkar. Bu hani bir insanın met edilmesiyle alakalıydı ya. Normalde geçen haftaki beytler met edilmekle alakalıdır. Hani met edilmenin bir insanın, insanın nefsine tatlı geldiği, met edilmenin insanı olan zararları konu buydu. Aynı şekilde devam ediyor. Aynı konuya. Dünyanın lütfetmesi, yaltaklanması hoş bir lokmadır. Ama az ye. Yani bu dünya üzerinde, dünyalık olarak bir insanın met edilmesi. Yani bu şimdi bir yerde amirseniz, memursanız veya birisinin sizde bir işi var ise, birisinin sizde mecbur bir, sizden bir menfaati var ise, o size ne yapacak? O sizi met edecek.
Olduğundan fazla gösterecek gibi. Veyahut da normal şartlarda da dünya insanın etrafında nimetlerini saçacak. Dünya lütfedecek ona. O yaltaklanacak dünya. Çünkü hani dünya sevgisi olmayan bir kimseye, dünya yaltaklanır, peşinden koşar. Dünyanın peşinde koşana dünya kendini kaptırmaz. O koşar dünyanın peşinde boyuna. Birisi dünyaya sırtını dönse, sevgi noktasında dünya yaltaklanmaya başlar onun etrafında. İşte birisi gelir, bak böyle bir iş var, bu işi yapalım. Bir başka birisi gelir, bak buradan çok güzel para kazanırsın, bu işi yap. Bir başka birisi gelir, işte birisi şöyle zengin olmuş, böyle bir para kazanmış filan. Bu seni böyle tekrar dünya sevgisini aşılamaya çalışır.
Bu dünyanın yaltaklanmasıdır sana. Bu sufilerde de olur. Mesela bir kimse sufilik yapmaya çalışır, dünya yaltaklanır ona. Onun sufiliğini bozacak, etrafında çizgisini bozacak hal ve hareketler olmaya başlar. Bundan normalde dünyanın yaltaklanmasından, dünyanın lütfetmesinden hiç kimsenin kurtuluşu yoktur. Hazreti Pir diyor ki, bundan az ye. Hani dünya bir nehir gibidir, dünya okyanus gibidir. İhtiyacın olanı al oradan. Sen kendini bozma dünyalık için. Bakın sen kendini bozma. Dünya gelecek, gelecek İslam zenginliğe karşı değil. Veya bir kimse işte kendince şöhret bulmuş. Şöhret olmuş o. Bu normalde yadırganacak bir şey değil.
Şimdi gözüme çarptığı için söyleyeceğim. Usta hakkını helal et sen de. Şimdi bir mevzu oluyor mesela. İşte Arabayı Lütfü Usta boya kalıyor. Aa Lütfü'yü tanıdın mı sen? E tanıdın mı benim? O bakıyor bu tip işlere. Şimdi boya kaporta da şey olmuş. Ne o? Belli bir isim sahip olmuş. Şöhret sahip olmuş. Şimdi o kimse mesela ustalıyla, esnaflıyla, sanatıyla, insanlıyla, adamlıyla kendiliğinden şöhret olmuş. Bu ayıp sanacak bir şey değildir. Bakın bu ayıp sanacak bir şey değildir. Bir kimse şöhret olmaya çalışırsa ayıp sanır. Bu yanlıştır. Ama öbür türlü kendiliğinden sanatıyla, bilgisiyle, ilmiyle, tevazusuyla. O böyle bir hal olmuş onda. Bunda bir sıkıntı yoktur. Allah bizi affetsin. Dünya normalde tabii met edilmek ya konu.
Met edilmek olunca senin hani nefsi terbiye görmemiş bir kimsenin etrafında dünya yaltaklanır, dünya onun etrafında dönerse o kimse bozulur. Veyahut da nefsi terbiye görmemiş bir kimse met edilirse, o kimse bozulur. Nefsi terbiye gördüyse bundan hani çok etkilenmez.
Ama nefsi terbiye görmediyse, belli bir nefis terbiyesinden geçmediyse evet bundan bozulur. Hazreti Pir diyor ki, bundan az ye. Yani buna kanma, bu seni aldatmasın. Çünkü ateşten bir lokmadır. Yani bu fazla met edilmek ateşten bir lokmadır. Bu terbiyeyi almazsan, kendi nefsini durdurmazsan, sen o ateşten lokmayı yersin. O zaman nedir ateşten lokma? Sen cehennemlik amel işlersin. Cehennemlik bir ahlaka sahip olursun. Cehennemlik bir ahlaka sahip olursan da dumanı sonra çıkar. Yani ne yapar? Sen cehenneme doğru yol alırsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dünyada met edilmek veya dünyanın o insana yaltaklanması, dünyanın o insanın etrafında dönmesi nefse hoş gelir, tatlı gelir.
Ama bunların hepsi de geçici olan şeylerdir. Bu dünya geçicidir. Nerede dedenin babası? Yok. Bakın geçici. Benim anne dedem, bayındırın hemen hemen en zenginlerinden birisi. Bu arkamızda yaslandığımız dağın büyük bir kısmı anne dedemin. Ovada, kırda, orada, burada annemle bir yere git. Annem burada kır var, otuz beş bölüm, buraya sattılar. Burada yirmi beş bölüm şu vardı sattılar. Burada şu vardı sattılar. Burada bu vardı sattılar. Anneme diyordu mu, anne bir daha ben seni çıkarmayacağım dışarı. Sebep, yani kadın kendi kendine, hani bunları da bizimdi, burası da bizimdi, burası da bizimdi. Nerede? Dedem öldüğünde bir tek oturduğu ev kalmıştı.
Sattı hepsini de. Dayımlarla beraber hepsini satmışlar. Ne oldu? Dünya geçti. Adam sonuçta dimdik öldü. Ayağında körüklü çizmesiyle öldü. Eyvallah ama dünya denilen şey bıraktı gitti. Bakın kalmadı bir şey. O zaman nefse tatlı gelir dünya. Hoş gelir dünyadayken. Burada tekrar altını çiziyorum. Biz dünya sevgisine karşıyız. Zenginliğe değil. İnsanın o cana bak vermiş, lütfetmiş, ikram etmiş. Bizim bu konuda ona söylenecek bir çözümüz yok. Ama dünya sevgisi bir insanın içerisinde durduğu müddetçe o kemale ermez. Dünya sevgisi öyle bir şeydir ki kardeşi kardeşten eder. Karı koca arasını bozar.
İki ortak arasını bozar. Bozar. Anne baba çocuk ilişkisini bozar. Dünya sevgisi öyle bir kötü sevgidir. Allah muhafaza eylesin. İnsanın ne kardeşliğini, ne arkadaşlığını, ne dostluğunu, ne eşliğini, ne anne babalığını, ne evlatlığını bırakır. Adam kendi evladını mahkemeye veriyor ya. Evlat kendi annesini, babasını mahkemeye veriyor. Dünya sevgisi bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde senin etrafında senden nemalanacak olan, menfaat gözetecek olan kimseler ne yaparlar? Seni fazla methederler. Seni fazla methederekten senin hoşuna gider bu. Sana tatlı gelir. Ve normalde güzel lafızlar, süslü kelimeler, yaldızlı cümleler kurarlar. Sen o süslü kelimelere, yaldızlı cümlelere kanma.
O yaldızlı cümleleri, o yaldızlı kelimeleri konuşanlar, seninle menfaati bittiğinde hepsini unuturlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kemal ehli olan, bu siri de konuşacağı yerde konuşmuyor, konuşmayacağı yerde konuşuyor. Şimdi etrafındaki o kimseler ne yapacaklar?
Etrafındaki o kimseler, yani onu böyle söyleyenler, senden menfaat gözetiyor. Senden menfaat gözettikleri için seni methediyorlar. Allah muhafaza eylesin. Methedildi. Yani bu noktada dünya methedilme noktasında senin önüne seriyor. Dostun da olsa, düşmanın da olsa. Bunun ilacı şudur. Yani methedilmenin sendeki, öyle ya buna nasıl karşı duracaksın? Bunun ilacı şudur. Herkesin kendine ait hataları, kusurları, eksiklikleri vardır. Bakın, hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Hadis-i Şerif bu. Ben mürşidim, ben veliyim, ben evliayım, ben havada uçuyorum, ben denizin üzerinde yürüyorum.
Yok. Birileri seni methediyorsa, sen hemen gözünün önüne ilacı, methedilmenin ilacı, gözünün önüne kendi nefsinin eksikliklerini koy. Hemen. Bu beni methediyor ama ben bugün sabah namazına kalkamadım. Bu arkadaş beni methediyor ama ben gece teheccüh de kılamadım. Bu arkadaş beni methediyor ama benim günlük on bin tevhid çekmem lazım. Nerede? Ben onu çekemedim ki bu arkadaş methediyor beni. Eksikliklerini veyahut da günah keballerini koy. Günahlarını koy. Bu arkadaş methediyor ama ben gıybette diyorum. Bu arkadaş beni methediyor ama benim gözüm kaşım kaynıyor. Kaçıyor bir yerlere.
Herkes kendi eksikliğini gözünün önüne koyacak. Bu sefer sen kendi nefsinin eksikliğini gözünün önüne koyarsan methedilmekten etkilenmezsin. Az etkilenirsin. Az ediyor ya. Az etkilenirsin. O zaman her methedildiğin anda sen gözünün önüne kendi nefsinin eksik ve kusurlarını, kendi nefsinin günahlarını koy ki orta yere. Sen o methedilmekten fazla yememiş ol. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde bazen insan zaman zaman bu methedilen meselelerden benim de üzerimde bir şey var mı diye kendi kendine düşünür. Düşünmez değil. Kendini mesela iyilerden görebilir.
Kendini zenginlerden görebilir. Kendini varlıklı görebilir. Kendinde bir şey varmış gibi görebilir. Bu böyle şimşek gibi insanın kalbine vurur yürür. Şimşek gibi. Kalbine vurduğu anda, şimdi kalbinde tevhid olsa bu vurmaz. Kalbinde tevhid yok, bu vuruyor. Bakın kalbinde zikrullah oturursa sen ne sana söylerlerse söylesin, senin kalbin zikrullahla sarhoş.
Bir taraftan girer, bir kulaktan girer, öbür kulaktan çıkar. Kalbin zikrullahla sarhoş. Kalbin zikrullah ile sarhoş değil ise o methedilmek, o dünyanın sevgi noktasında sana dokunması, değmesi sende tesir bırakır. Bak sende tesir bırakır. Ne yapacaksın o zaman? Hemen eksiğini, gediğini dökeceksin orta yere. Hemen zikrullaha döneceksin anında. Ki o dünyanın yaltaklanmasından, o etrafındaki riyakarların, menfaatperestlerin söylemlerinden sen uzak durasın. İşte işverensin, patron senin gibi yok ya. Sen muhteşemsin. Harika çalışıyorsunuz siz.
Seninle çalıştığım için mükemmelim, ben de çok mutluyum. Sen şunu şöyle bilirsin, sen bunu böyle bilirsin. Gitti, senden yaltaklanıyor o sana. Senden menfaati var çünkü. Sen ona iş veriyorsun, sen ona bir mal veriyorsun. Veya sen ondan bir mal alıyorsun. Bu senden menfaati olduğu için seni methetti. Yoksa senin geceni bilmez, gündüzünü bilmez. Demek ki o ne yaptı? Allah muhafaza eylesin. Senin farklı bir yöne çevirdi. Ve methedilmenin, methedilmenin daha büyük, daha büyük insanda açtığı yara kibirdir. Bu meth'in gelmiş olduğu en tehlikeli noktadır. O methedilen kimseler bu methiyeye kapı aralar, o methedeki gibi kendilerini görürlerse, kibre düşerler.
Bu tarih boyunca yöneticilerin, şeyhlerin, siyasi olarak, devlet erkanı olarak, bürokrat olarak ve alimlerin ve şeyhlerin en büyük handikapıdır methedilmek. Bu methiyeden, eğer o insanlar nasiplerini alırlar, methiyeye kapı aralarlarsa, Allah muhafaza eylesin, helaka doğru giderler. Bir parantez açayım. Bu 28 Şubat'tan önce şeyhler toplantısına gidiliyor. Bir şeyh efendi var. İşte ne? Ahmet efendi. İsim olarak. Değil de öyle söyledim. İşte ilk toplantı, kim? Şeyh filanca efendi.
İyi. Bir dahaki toplandı, filanca kutbul azam filan efendi. Bir üçüncü toplandı da, işte zamanın kutbu, gavsul sani, gavsul bilmem kim. Ben o zaman için bunu, bunun sekreteryalını yapan Baran efendi vardı. Dedim Baran efendiye, dedim abi bunun duracağı bir yer yok.
Bu dedim her ay bir şey koyuyor isminin önüne. Bunu bir nasihat etsen, bir söylesen, hani buna bir söylesen, böyle yaptı. Mustafa efendi dedi. Biz bir şey anlatamıyoruz ona dedi. Dördüncü toplantıda, adam bütün tasavvufi ne kadar makam ve unvan varsa, onunla geldi. Onun bir halifesi var, böyle işte tipik, böyle çok saygılı o zamanın, Abdülkadir Geylani'den yüksek ya, öyle düşünün yani.
Böyle baktım, bir şey diyeceğim dedim, bozulma. Buyur dedi. Muhammed, Allah'ın kulu ve Resulü. Doğru mu dedim ben? Doğru dedi. Sen olmasaydın, alemleri yaratmazdım. Levlak'a levlak.
Ben Habibime salatu selam getiriyorum. Melekler de getiriyor. Ey imanı edenler siz de getirin. Dediği dedim, peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, diyor ki dedim, ben Allah'ın kuluyum. Bu kaldı şimdi, ben öyle deyince. Hatta diyor ki dedim ben, ben kuru ekmek yiyen, kuru ekmek yiyen Mekkeli kadının oğluyum. Bu durdu şimdi.
Dedim, velev ki üstadın bu makamda olsun. Melekke olsun. Utanmaz mı insan dedim, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretinin huzurunda böyle bir şeye? Bu durdu şimdi. Dedim, bir çıt daha bir şey söyleyeceğim. Bir çıt daha bir şey söyleyeceğim. Maneviyatta dedim, bir kimseyi huzura çağıracakları zaman bir şeyhi dedim, bir mürşidi, bu sizin söylediklerinizin hiçbirisi de söylenmez dedim.
Derler ki dedim, felanca oğlu, felanca. Herkes dinler. Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona nasıl hitap etti? Ona bakar dedim, herkes dedim. Çünkü onun hitabında dedim, remiz vardır, rumuz vardır. O hitabında ne dedi? Kardeşim mi dedi? Evladım mı dedi? Ne dedi? Veyahut da hiçbir şey demedi mi? Huzura çıktı ya, huzura çıkacak. İsmi okundu. İsmi okunduğunda, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona ne dedi? Nasıl hitap etti?
Buna bakar herkes dedim, hiçbir zaman şöyle hitap olmaz. Zamanın kutbul azamı, galsu semadani, işte şu, bu, bu, sizin söylediklerinizin hiçbirisi de okunmaz dedim. Bu kaldı. Bak dedim, sen de hitap almamışsın. Sen de hitap almadığından, sen de dedim, dondun kaldın. Nasıl yani dedi? Senin halifeliğin de dedim, doğru halifelik değil. Eğer dedim, halifeliğin doğru halifelik olsaydı, sen bu hali yaşamış olman gerekiyordu dedim. Sen bu hali yaşamamışsın dedim. Şimdi, insanlar met ederler. Bundan kurtuluşun yolu, bundan kurtuluşun yolu. Sen kendince şöyle diyeceksin, sufiler için söylüyorum.
Ya, üstadımız bu konuda bizim ölçüyü koydu. Bana bir hitap geldi mi? Gelmedi. Sen kendini cennete girip, cennete girdin ve bir hitaba nail olduğunu gördün mü? Görmedin. Seni huzura davet ettiler mi? Etmediler. Sen huzura çıktın mı? Çıkmadın. O zaman birisi sana halife desen olacak, demesen olacak. Birisi sana nakibin gabbasın desen olacak, demesen olacak. Ne olacak ki? Sen kendi kendine, bunu kendi kendine terbiye edeceksin. Sana bir şey derler. Sen o denilene bakmayacaksın. Yol uzun. Yol uzun olduğu için, Asla met edenlerin, metine ne yapacaksın? Kanmayacaksın. Kanarsan, Kibre düşersin.
Kibre düşersen, Gizli şirke düşmüş olursun. Gizli şirke düşen kimse, Cennetin kokusunu bile alamaz. Bu dünya böbürlenme dünyası değil. Bu dünya hava atma dünyası değil. Bu yolda böbürlenme yolu değil. Bu yolda hava atma yolu değil. Bu yol nefsini tezkiye etme yolu. Bu yol, ona buna böyle ahkam kesmek, Ona buna bağırıp çağırmak yolu değil. Bu yolda ben haklıyım diye çırpınmak değil. Tevazılı ol. Yumuşak ol. Toleranslı ol. Güzel ahlaklı ol. Met edenlerin metine kanma. Kınayanların da kınamasına bakma. Kötüleyenlerin de kötülemesine bakma. Hiç unutmam şeyhimin tavsiyesini. Böyle koltuğun ucuna oturdu, Otur şuraya dedi, Oturdum ben önüne.
Bundan sonra dedi, Bir ayağına gül yağı dökecekler. Bir ayağına ateş dökecekler. İkisini bir görmezsen kemal eremezsin Mustafa Efendi dedi. Mursa'ya yeni gel dedim yıl doksan bir. Yıl doksan birdi bunu söylediğinde. Bir ayağına gül yağı dökenler olacak. Yani methedecekler, seni sevecekler. Bir ayağına da ateş dökecekler. Yani seni kınacaklar, seni kötüleyecekler. İkisini bir tutmazsan kemal eremezsin dedi. Demek ki ne olacak? Methedele'nin metine bakmayacaksın. Metine bakarsan, O zaman kibirliliğe düşersin. Sen eski dervişsin canım. Sen daha iyi biliyorsun. Sen kaç tane şeyh gördün maşallah. Kardeş, eskiye yeniye bakmıyor burası.
Kim hulusi kalp ile Allah dedi, O yol yürüyor. Kim hizmet etti, O yol yürüyor. Eski olmuşsun, önemli değil ki. Denizin dibindeki taş da eski. Su almadık da mı sonra. Ne anlamı var? Su alacak içine. Ne olacak ki? Su almayınca, Okyanusun dibinde dursun. Önemli değil. Allah muhafaza eylesin. Ve bu metihler neticesinde, Kibre düşen kimse için, Bakın, Tirmizi'de nasıl bir hadis-i şerif var. Kıyamet gününde kibirli kişiler, Zerre kadar küçük adamlar şeklinde haşrolunacaktır. Her taraflarından zillet ve miskinlik akacaktır. Cehennemdeki bulaş adında bir zindana sürülecektir. Üzerine alev, alev, ateş yükselecek. Ayrıca, Tînetül Hâbal denilen, Cehennem ehlinin irinlerinden içirilecektir. Tînetül Hâbal ne biliyor musunuz?
Bir kimsenin, Bu cehennemde bir içecek. Bu içecek, Bu sarhoş edici, İnsanın aklını gideren, İçki gibi, İşte bütün türleri dahil buna, Uyuşturucu gibi, Bütün türleri dahil buna, Aklı giderici, Bu tip maddeleri kullanan, Bu tip içkileri kullanan kimselere, Cehennemde içirilecek olan özel bir irin.
Yalnız burada, Şunu dikkat et, Dikkatinizi çekmek istiyorum. Hani hadis-i şerif var ya, Meth edilen de sarhoş oluyor. Birisi, Örneğin işte, İçkiden sarhoş oluyor, Öbürkü de meth edilmekten sarhoş oluyor. İkisi de sarhoş. O zaman ikisi de, Ne içirilecek ikisi de, Bu, Tînetül Hâbal denilen, İrinden içirilecek. Dünya sarhoş olabilirsin, Ondan içirileceksin. Böyle bir, Hani dünya sarhoşu ne demek, Adamın üç beş kuruşu var, Sarhoş olmuş. Dünyayı o yarattı sanki. Allah muhafaza eylesin. Adam parasının zenginliğinin sarhoş olmuş, Veyahut da siyasetçi, İşte geldiği makamın sarhoş olmuş, Veyahut da belediye başkanı, Veyahut da müdür, amir, bürokrat, Adam bulunduğu makamın sarhoş olmuş.
Sarhoş. Sarhoş olunca ne oluyor? Adam haram tanımıyor, helal tanımıyor. Zayıf tanımıyor, kuvvetli tanımıyor. Fakir tanımıyor, zengin tanımıyor. O oranın sarhoş olmuş. Allah muhafaza eylesin. Aynı şey, Sufilerde de vardır. Bir rüya görür, Sarhoş olur. Kendini olduğumu zanneder. Bir hal görür, Sarhoş olur. Kendini olduğumu zanneder. Ona bir vazife verirsin, O bütün vazifeyi aldı ya, Sarhoş olur. Her tarafa asıp kesmeye çalışır. Ahkam keser. Kardeş, Sufilikte vazife demek, Hizmet edeceksin demek. Hizmet edeceksin, Bağırıp çağırmayacaksın, Kızmayacaksın kimseye. Tepeden bakmayacaksın kimseye. Sen kalk buradan demeyeceksin. Demeyeceksin. Hürmet edeceksin.
Çocuğa dahi hürmet edeceksin. Hani devri veled var ya, Mevlevilikte. Devri veledin en sonundaki Sufi, En çömez Sufidir. Üstad onun önünde eğilir. Üstad, O en çömez Sufi'nin önünde eğilir, Selamlaşır. Ben üstadım diye kafasını dikmez. En çömez dervişin önünde boyun büker, En çömez dervişe. Çünkü o en çömez derviş, Geleceğin mürşidi kamilidir. O, Üstad'ı geçecektir. Sebep, Çünkü ahir zamandır.
Her gelecek zaman, Geçmiş zamanı aratacaktır. Her gelecek zaman, Daha kötü bir zaman olacaktır. O, Daha kötü bir zamanda üstadlık yapacaktır. O, Daha çirkef bir zamanda üstadlık yapacaktır. O, Daha çirkin bir zamanda üstadlık yapacaktır. Onun işi, Geçmişten daha zordur. O yüzden üstad, Onun önünde eğilir. Der ki, Sen benden daha fazla zorluk çekeceksin. Sen benden daha fazla çile çekeceksin. Sen benden daha fazla sıkıntı çekeceksin. Çünkü senin zamanında, Daha da bozulacak ortalık. Senin zamanında, Daha da bozulacak. Şimdi, Eski dervişleri dinlerdim ben. Ah, Mustafa Efendi şöyleydi. Mustafa Efendi böyleydi. Öyleydi Mustafa Efendi.
Doğru. Öyleydi. Ama Mustafa Efendi'nin imtihanıyla, Abdullah Efendi'nin imtihanı aynı olmadı. Aynı olmadı. Bunu küçümsemek için söylemiyorum. Mustafa Efendi, Kurulu bir düzenin üzerine oturdu. Kurulu bir düzen. Dergah var. Kurulu düzen var. Devam ediyor her şey. Ondan önce, Hacı Alaydar Efendi de, Kurulu bir düzenin üzerine oturdu. E ondan önce, Çorum'la Ebi Bekir Baba, Onu da rüyasında, Annesi görüyor. Dergahı yapıyor. Tekkeyi yapıyor. Daha o seyahatte, 7 yıl seyahat yapıyor çünkü. Oradan geliyor, Payitaht'a, İstanbul'a, İcazetini mühürletiyor.
Çorum'a geliyor. Çorum'da dergah hazır, Her şey hazır. Ama, Yeniden bir düzen kuruyor. Şimdi, Baktığınız zaman, Her gün, Günü aratır, Manevi olarak. Zorlaşır her şey. Bakın, Zorlaşır. Ben, Şeyh Efendi, Vefadettin'de dedim ya, Kim gelip, Şeyhlik yapacaksa, Gelsin yapsın. Gelsin yapsın. Hala daha diyorum. Kim, Ben bu şeyhliği yaparım, Bu topluluğu ben götürürüm, Diyorsa gelsin. Gelsin. Sebep, Daha da zorlaşıyor çünkü. Daha da zorlaşacak. O yüzden, Üstad ne yapar orada? O geleceğin, Mürşidini simgeliyor. O küçücük çocuk, Onun önünde eğilir.
Burada, Kibir yapmaz. Burada, Sarhoşluk yapmaz. Makam sarhoşluğunu yapmaz. Bir kimseye, Makam verilmesi demek. Sorumluluk verilmesi demek. Tevazu gösterecek. Mücadele edecek. Alçak gönüllü olacak. Yürüyecek. Taş da atan olacak. Gül de atan olacak. Küfreden de olacak. Mete'den de olacak. Şeyh Efendi öyle dedi. Sövenimiz de, Sevenimiz de eksik olmaz, Mustafa Efendi dedi. Evet. Söven de olacak, Seven de olacak. Seviyorum diyen de, Taş atacak sana. Evet. Seviyorum diyen de, Nazlanacak sana. Hepsini yaşayacağım. Hepsini de yaşayacaksın.
Kemale erme yolundasın, Sabretçe. Kemale erme yolundasın, Deceksin ki, Bunların hepsi de geçici. Hepsi de dünya üzerine kalacak. Şeyh de deseler, Dünya'da kalacaksın. Halife de deseler, Dünya'da kalacak. Nakibini kabba da desen, Halife de desen, Zakir de desen, Dünya'da kalacak. Öldüğünde Allah'la baş başasın. Amellerinle baş başasın. Öldüğünde, Amellerinle baş başasın. O zaman sen burada amelini temiz tut. Ve o sarhoşlardan olma. Allah bizi affetsin. Onlardan eylemesin. Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, Cennete giremez. Bir adam dedi ki, Fakat kişi elbisesinin ve pabuçlarının, Güzel olmasını ister.
Allah Resulü şöyle buyurdu, Allah güzeldir, Güzelliği sever. Yani senin iyi giyinmen, Güzel giyinmen, Allah'ın hoşuna gider. Allah onu sever. Yani kimileri vardır mesela, İşte, Yani lükse kaçma. Ama, Ben derim ya, Bir derviş, Dilenci gibi olmayacak diye, Cenab-ı Hak verdiği nimeti, Kulunun üzerinde görmek ister. Ama sen kalkıp da, Marka budalası, Gösteriş, Manyağı olma. Eyvallah. Sen gidip de işte, Ben takım elbise alacağım deyip de, 35-40 bin lira, Takım elbiseye verme. Verme. Bizim Özgür'e sordum, Özgür kaça takı satıyorsun dedim, O ne o, Centillik, Güvenli mi nedir, Nerede çalışıyor o, Nerede çalışıyor?
Şu anda Vakko'da. O daha önceki yer neredeydi? Güvenli'deydi. Dedim ne kadar bir takım elbise? Dedi ki, En ucuz 30 bin liradan başlıyor baba dedi. Lan oğlum dedim, Kim oluyor? Bir de, Ne? İki yıl önce sordum. Oğlum kim oluyor? Baba alıyorlar dedi. Bir takım elbise 30 bin lira. İki yıl önce. En ucuzu. En ucuzu. Şimdi çalıştığı yerde takım elbiseyi sormadım. Almayacağım şeyini ama sorayım. Şimdi orada herhalde bir takım elbise 150 liradan başlıyordur. Ha Murat? En az 100 bin lira. Murat'a soruyor mu bu işleri? Murat tekstil, kıyafet işi yapıyor ya. Yoksa Murat da gidip böyle 100 bin liralık takım elbise almaz. Ama yani normalde, Evet, iyi giyinmeyi, güzel giyinmeyi Allah'ın hoşuna gider.
Eyvallah. Marka budalalığı yok. Marka sarhoşluğu yok. Öyle bir şey yok. Vay bu işte şu marka. Yok ya. Sen güzel düzgün bir tane bir şey al giy. Eyvallah. Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir, hakkı inkar edip insanlara üstten bakmaktır. Neymiş kibir? İnsanlara üstten bakmak. Sen insanlara üstten bakarsan, Sufi terbiyesi almamışsın. Sen insanlara tepeden bakıyorsan, Sufi terbiyesi almamışsın. Tepeden konuşuyorsan, Üstten konuşuyorsan, Sen sufi terbiyesi almamışsın. Sen nefsine dur dememişsin. Sen nefsine dur de. De ki bu topluluğun en zayıfı, En ednası benim.
De ki bu topluluğun bu noktada hani En kötüsü benim. Bu kardeşlerin hepsi de benden iyi. Muhakkak ki öyle. Bunu kendinde yerleştirmediğin müddetçe Kibir var sende. Vardır öyle dervişler, İçeri girer böyle, Nereye oturacağım? Hani ona bir yer gösterin hemen. Kardeş girdin içeri, En yakın, En münasip bir yere otur. Veya birisi dedi ki, Şuraya otur, Oraya otur. Sen kimsin benim yerimi değiştirecek? Ya bırak. Onun o vazifesi var orada. Ona demişler ki, Buraya şunlar ayır. Buraya bunlar otursun. Buraya şunlar otursun. Sen gösterilen yere otur. Git.
Veyahut da boş buldun bir yer. Neresi? Git cemaatin en arkasına otur ya. Size ehli cenneti göstereyim mi? Göster. Bir kimse bir topluluğa girdi. Hiç kimse ona özel bir muamelede bulunmadı. Sonra oradan da çıktı gitti. Hiç kimse ona gene özel bir muamelede bulunmadı. Ehli cennet odur. Ehli cennet odur. Hadis-i şerif. Ben tam metin aklımda değil, Mana olarak böyle. Ama şu aklımda. Yani bir kimse bir topluluğa girdi. Hiç kimse oralı olmadı. Ooo Mustafa Beyler hoş geldiniz. Cıstıkı cıstıkı. Öyle değil yani. Bunu dedikleri anda sen zaten uçuyorsun. Tabii bütün herkes deneye bakıyor.
Ooo birisi gelmiş. Kim? Mustafa Bey'miş. E tabii. Sen başlıyorsun. Tabii Mustafa Bey diyecekler. E öyle Mustafa Bey oluyor. Dumanı soruya çıkıyor. Aynı dervişlikte de aynı. İçeri girdin. Oh abimiz ya filanca ya. Bırak kardeş. Sen kendinde bir şey görme. Git otur. Allah muhafaza eylesin. İnsanlara üstten bakmak, üstten davranmak, üsttenci bir kimliğe bürünmek, sufi ahlakı değildir. Haklı bile olsan, üsttenci bir tavırla, üsttenci bir söz ile, üsttenci bir bakış ile davranırsan, sen dervişlikten nasibin almamışsın daha.
Yok. Sen o kibri yenmemişin içindeki. Sen ister zakir ol, ister çavuş ol, istersen şeyh ol. Üstenci bir tavır, üsttenci bir söz, üsttenci bir mimik, dervişlik ahlakı değildir. Seni helak eder. Allah muhafaza eylesin. İbni Ömer'den hadis-i şerefi. Sizden öncekilerden bir adam böbürlenip, eteğini sürükleyerek yürürken, birden yere battı. Kıyamet gününe kadar, o hala yerin dibine doğru batıp gitmektedir. O zaman elbiseyi, kibir aracı yapma.
Arabanı, kibir aracı yapma. Ayakkabını, kibir aracı yapma. Kılık kıyafetini, kibir aracı yapma. Böyle yaparsan, manen batarsın. Rabbim bizi batanlardan eylemesin. Sen, ben bu metihleri yutar mıyım? O tamahından methediyor. Ben onu anlarım deme. Seni metheden, halk içinde, aleyhinde bulunursa, onun tesiriyle, gönlün günlerce yanar. Onun, mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip, ziyan ettiğinden dolayı, aleyhinde bulunduğu halde, o sözler gönlüne dokunur. Onun tesiri altında kalırsın. Ey, sufi kardeş, sen insanların metine gönül bağlama.
Bu metiyelere aldanlam diye, kendi kendine mağrurlanma. Kulağını metiyelere verirsen, bir an için, birçok faziletler görüp, kendi kendini, bir an için, kendinde birçok fazilet görüp, kendi kendini, şeyhlerden, alimlerden, iyi sufilerden görebilirsin. Bugün, senin etrafında, dost gibi görünenler, senden umduklarını bulamayınca, hemen düşmanın olup, seni kötülemeye başlarlar.
O zaman da, onların kötülemesinden, üzüntü duyarsın. İşte, üzüntü duyduğun anda, met edilmekten hoşlandığın, ondan zevk aldığın görülür ki, henüz daha kemale, ermemişsin. Siyasetçilerin, yüksek bürokratların, şeyhlerin, alimlerin etrafında, metiyeciler vardır. Bir şey, muhakkak umarlar, ve umduklarını bulamazlarsa, seni kötülemeye başlarlar. Bu kötülenmekten etkilenirsen, kemale, ermemişsindir. Demek ki, senin etrafında, methiyeciler olacak, methedenler olacak, senden bir menfaat, gözetecekler. Senden bir menfaat, gözettikleri için, senin etrafında, methiyeciler çoğalacak. Ve senden, o bekledikleri menfaati, bekledikleri ilgi alakayı, bekledikleri herhangi bir beklenti, bulamazlarsa, bu sefer seni kötülemeye başlayacaklar.
Seni kınamaya başlayacaklar. Senden istediğini bulamayan, önce tebessüm ederken, sonra yüzünü asacak. Senden istediğini, umduğunu bulamadı. Önce seni alkışlarken, sonradan seni kötülemeye başlayacak. Ve sen o kötülenmekten, o kınanmaktan etkilendiysen, o zaman sen methiye'den lezzet alıyordun. Kendini methiye'den doyuruyordun. Kendini methiye'den doyurduğun için, şimdi kınanmaktan acı çekiyorsun. Eğer methiye'den kendini doyurmamış olsaydın, kınanmaktan acı çekmezdin. Sen methiye lokmasını fazla alışmışsın. Methiye lokmasını çok yemişsin. Methiye lokmasını çok yiyince, kınanmak hoşuna gitmedi senin. Kınanmaktan acı çekmeye başladın. Ve kınayıcıların kınamasından, negatif olarak etkilendin.
Neden? Met edilmekten çok hoşlanıyordun çünkü. Oysa, sen met edilme lokmasını yemeseydin, met edilme lokmasını, insanlar senin önüne koyduklarında, sen bakmaksızın abur cubur yer gibi yemeseydin, kınanmaktan etkilenmeyecektin. Ama met edilmekten çok hoşlandığın için, şimdi kınanmak sana acı veriyor. Dün sen büyük mürşitsin, büyük velisin, sen zamanın kutbusun deyip, alkışlayan kimse, senden şeyhlik alamayınca, halifelik alamayınca, istediğini bulamayınca, sırtını dönüp döndü, ve seni kınamaya başladı. Seni kötülemeye başladı. Sen o kınanmaktan, o kötülenmekten, negatif olarak etkilendin, demek ki sen kamil bir kimse değilsin.
Kamil bir kimse olsaydın, normalde o kınanmaktan, sen etkilenmeyecektin. Seni ister mürşid görsünler, ister görmesinler. Kim seni ne görürse görsün. Sen hak yolda devam et. Sen hak bildiğin yolda yürü. Sana bütün dünya alem, seni mürşid görse, ama sen o mürşitlikten uzak isen, mürşitlikten uzak isen, sen yine mürşid değilsin. Bütün dünya alem seni mürşid görmese, ama sen mürşid isen, onların görmemesinden yine etkilenmezsin. O zaman düşen, sufiye düşen, hak yolda yürümek. Bugün sever, yarın söver. Bugün seni kabul eder, yarın seni reddeder.
Şeyh Efendi, onun için zamanın kutbul azamıydı. En büyük kutuptu. gelip gidiyor boyuna, Şeyh Efendi'nin yanına. Benim yanımda söyledi. Dedi ki, işte bir yerde, efendim bana da bir zakirlik verseniz burada dedi. Bu ama Şeyh Efendi'nin yanına gidiyor, geliyor böyle, böyle rahatsız edercesine hemen. Hizmet edeceğim, koşturacağım derken. İçim de ısınmıyor bir türlü adama. Diyorum bu bombayı patlatacak. Geçtik işte. Diyorum, yarabbi ben de şahit olayım o bombaya. Benim yanımda patlasın yani. Gençlik ya işte, böyle şeyler oluyor insan. Adam patlattı, böyle bir bana baktı, bir etrafına baktı, bir ben varım.
Dedi ki, beni de tehlikeli görmedi. Efendim dedi, bana da bir zakirlik verseniz dedi. Patlattı bombayı. Dedim tamam ya, bitti. Bakın ya normalde, ya bırak, sen Allah için hizmet et, koştur. aynı şey, yine başka bir şey. Şimdi Şeyh Efendi, bana rüya yorumu verdi. Dergan, en genç zakiri, en çömez zakiri, en yeni zakiri benim. Tamam, benden önce, çorumliğden kalma, nakipler var, nükabbalar var. Bildiğiniz, nükabba var, nakibi nükabba var. Yani böyle zaman zaman, halifeliğe doğru, adım atıyor, geri çekiyor. Olmuyor, şeyhliye adım atıyor, adımını geri çekiyor. Gözümüzün önünde oluyor bunlar. Tabii ben onun o zaman, naki bini, nükabba olduğunu da bilmiyorum.
Şeyh Efendi, bana normalde rüya, yorumu verdiğinde. Tabii o benim zakirliğimi de, itiraz ediyor zaten. Enteresan bunlar, hep böyle, şey, bize ölçü, bize tecrübe. Oturuyoruz orada, Şeyh Efendi, Bayındırlı Mustafa Efendi, gel buraya dedi. Gittim ben koşa koşa, oturdum önünden. Böyle önüne oturtturdum, böyle işaret etti. Oturdum önüne. Bundan sonra, Bayındır'ın zakirisin oğlum dedi. Ben susuyorum şimdi. Bunlar ders kağıtları dedi. Ondan sonra, Bakan dedi, istediğine Kadiri'den veren, istediğine Rufay'den veren dedi. Durdu. Kalbine gelir dedi, Kadiri'den mi, Rufay'den mi oldu dedi.
Ona göre dersi veren dedi. Onun şivesiyle, benzetmeye çalışıyor. O zat, döndü böyle ona, efendim biraz daha dedi, zaman geçseydi, pişseydi dedi, biraz dedi, hani öğrenseydi dedi. Böyle bir gözünün ucundan baktı, ondan sonra, öyle deyince, efendim ben bir şey bilmiyorum dedim. Ben bir şey bilmiyorum. Biz biliyork mu dedi. Kim biliyor ki dedi. Sustum. Benim Şeyh Efendi'yle, üçüncü, dördüncü görüşmem bu. Daha yeni ders aldım ben, o zaman. İki aylık, üç aylık bir dervişim yani. Derviş de denilmez yani.
Böyle durdu. Bunlar da istare kağıtları dedi. İstare kağıtları, eskiler bilirdi mi, basılıydı değil mi? Senin ya. Böyle istare kağıtları, basılıydı. İstare nasıl yapılır? Böyle matlu, evrak gibi. Bunlar da istare kağıtları dedi. Ben böyle baktım, gayet masumane. Efendim ben rüya, yorumu bilmiyorum dedim. Rüya yorumu bilmiyorum. Beyaz görürse, siyah, beyaz görürse, yeşil görürse, mavi görürse, sarı görürse, şunu şunu şunu … şunu görürse hayırlıdır. Şunu şunu şunu görürse hayırsızdır. Durdu. Sen bundan sonra, bütün rüyaları tevhil edin dedi. Ama öyle bir, halde söyledi ki, birisi kafasını kaldırsa, kafa gidecek böyle sanki.
Böyle bir kılıç dönüyor sanki ortalıkta. Herkes kaldı böyle. Orada bir tane daha zakir var. İki tane daha zakir var. Bir de o, benim zakirliğime karşı gelen, hacı abimiz var. Onu eskiler biliyor, kimi kastettiğimi. Böyle kaldı. Aa rüya yorumu da. Yani kimin neye vesile olduğu belli değil. Biri itiraz ediyor. Ondan sonra, o benim zakirliğime itiraz edenin, bana zakirliği verdi, ardından dedi ki, istediğinin dersini alın, istediğine dersini verin, istediğini şöyle yapan, istediğini böyle yapan.
O itiraz ettikçe yığıyor benim üstüme. Bitti. Zaman geçti. Çok bir zaman geçmedi. O zakirlerden birisinde, rüya ve hal yorumu yok. Benim yanımda şunu dedi. Efendim dedi, bana da bir rüya yorumu verseniz dedi. Böyle bir baktı ona, yandan, hani bu nereden çıktı dercesine.
Dedi efendim dedi, dervişlerin içinde ikilik oluyor dedi. Kimisi gidiyor filanca, kimseye anlatıyor dedi. Ondan sonra, işte dedi böyle bir ikilik çıkıyor, dervişlerin arasında dedi. Tek başlılık yok yani dedi. Yaptı. Verirlerse veririk oğlum dedi. Verirlerse veririk oğlum dedi. Şimdi ben yanındayım ya, gençlik ya öyle düşünüyor insan. Hani işte bu adam çömezdi, daha yeni dervişti. Sen buna rüya yorumu, hal yorumu verdin. Bir de orada bir tane şey vardı. Allah rahmet eylesin. Bizim Alihistan vardı. Alihistan da hal görüyor böyle devamlı. Alihistan'a dedi ki, hallerini Mustafa Efendi'ye anlatacaksın dedi. Yani çift başta oluyor. Yani adam orada, Tire'de derviş, oradaki zakiri anlatmayacak.
Bayındır'a gelip bana anlatacak. Halbuki, onu çekebilecek noktada değildi o. Hani neden? Alihistan gece saat 2'de geliyor, kapının önünde başlıyor. Kuzu gibi meleme. Gece saat 3'te geliyor, 5'te geliyor. Kimse bilmiyor onun o durumunu. Esiyor kafası geliyor. Ben zikrullah yapıyorum. Gece saat 2, Mustafa Efendi, Mustafa Efendi. Lan bir yerden Mustafa Efendi diyor birisi. Lan çıkıyorum. Ondan sonra, böyle odalardan da geliyor. Zaten yalnız yaşıyorum. Her taraf tahta. Önce diyorum, kim geldi? Kapılarının pendi, açıyorum yan odaları falan. Ondan sonra, Alihistan aklıma gelmiyor. Ondan sonra. Lan gene, Mustafa Efendi. Böyle, meleği, meleği okuzu gibi.
Lan bir bakıyorum, camı bir açıyorum, Alihistan bizim. Mustafa Efendi. Ben seyrediyorum şimdi, pencereden. Mustafa Efendi. Ay, 3. Allah'ım diyorum, Ya Rabbi, Ya Resulullah. Birkaç sefer camdan atlayıp, dışarıda kaldım. Heyecana geldim. Kapıları vuruyorum, annem duymuyor. Zaten o arka taraftaki evde kalıyorum. Ben ön taraftaki evde kalıyorum. Yok, hırsız gibi atlıyorum, şeyden aşağıya, içeriye. Ne o? Kapıdan. Bizim zaten, normalde, atlamak çok kolay. Ondan sonra, haydi oradan, orada bir tane de, asma ağacı gibi bir şey var. Ona tutunuyorum, hırsız gibi içeri giriyorum.
Ondan sonra, içeri atınca, tamam, sıkıntı yok ki. İçeride zaten bizim kapı, pencere açık zaten. Çünkü bir daha pencereden içeri girmek mümkün değil. Çok atletik olman lazım. Ulan dedim ya, şey efendim dedim, bu dedim, mevzu bu dedim, benim başıma sarmış, taviri caizse. O da diyor ki, hal ve rüya, ulan sen, lüks bir semtte oturuyorsun. Adam gelecek, senin apartmanın önüne, filanca abi, filanca abi diyecek. Ulan rezil olacaksın apartmana, yüzüne bakmayacaksın onun. Zaten bir günde öyle oldu. bu işin de o gün rüya yorumu isteyeceği zaman, kimseyi davet etmemiş yemeğe. Onun evinde yemek inecek. Beni de davet etmedi. Mustafa Efendi gel, yemeğe gideceğiz.
Şeyhim gel demiş, yürürüm ben. Şeyhim davet ediyor. Gittim, o benim gidişimden. Rahatsız oldu zaten. Ben duyacağım çünkü, onun istediğini ya. Benim duyulmamı istemiyor. Ama bize tecrübe olacakmış. Sen ne olsa iyi, bizim Ali İhsan, Allah rahmet eylesin. Sen gel, onun önünde böyle park gibi bir yer var. Sen gel, karşıya otur, banka. Bir de sırtını dön. Vur Esma'yı orada. Sen misin? Takıt etmeyen onu. İndiriyor, ne varsa. Tamam mı? Ben yok. Ben, ben gittim. Böyle baktım, bir şey efendi. Ali İhsan dışarıda herhalde dedim. Nerede dedi? Vallahi herhalde efendim, dışarıda gibi geldi bana dedim. Çıkmak bakayım dedi. Çıktım, baktım. Ali İhsan sırtını dönmüş.
Böyle kafa şey, yani öyle saklı gizli zikretmiyor. Hay, hay, hay, hay. Öyle gidiyor. Adam bankada, bir de şey, ne o? Mektup dağıtıyor, senet dağıtıyor. Bankada çalışıyor, Halk Bankası'nda. Kimse onun öyle hal gördüğüne de inanmıyor. Lan faiz yuvasında çalışıyor adam diyor lan. Halbuki adam uçuyor. Her dakika. nasıl ama parkta hay diye koyvermiş yakasını, normalde gören kadınlarını hızlaştırıyor. Manyak var bir tane orada çünkü. Dengesini bozmuş birisi. Hızla hızlanıyor. Vahmı hay'a devam ediyor. Dedi mi orada? Ondan sonra, dedi, davet etme dedi herhalde ona dedi. Etmemiş efendim dedim. Ondan sonra, yaptı. Söyleyeceği var herhalde dedi. Herhalde efendim dedim. Ben de çıkayım isterseniz dedim, hani özel görüşülecekse.
Yok dedim Mustafa Efendi, seninle saklımız, gizlimiz yok dedi. Peki, ben oturuyorum, patlattı bombayı. Bana da rüya ve hal yorumu verseniz diye. İşte bu neden kaynaklanıyor? Bunlar, o kimse kendinde bir şey görüyor. Met ediliyor ya. Onu met ediyor. Abi senin zakirliğin hiç kimse yok. O kendinden bir şey görüyor. Havalanıyor. Ayakları yere değmiyor. Ama, kalbi de, onun nefsi de, diyor ki, hani sende rüya yorumu da yok. Hal yorumu da yok. Yani geliyor şimdi ona birisi diyor ki, abi ya, dün gece bir rüya gördüm diyor. Hayırdır inşallah. Ben görüyorum, gözümün önü doluyor. Demiyor ona. Kardeş, ben de rüya yorum yok. Mustafa Efendi de var. Mustafa Efendi'yi anlat.
Ben yanı başındayım. Demiyor ona. Ben seslenmiyorum. Hayırdır inşallah diyor. İşte o anlatıyor şimdi. Hayır olsun inşallah diyor. Adam seni ondan duymaya gelmedi. Hadi birine hayır olsun dedin, ikisine hayır olsun dedin. Olur bu çünkü rüya yorumunda. Bunun rüyasını tam olarak anlatırsam, ulan daha genç bu. Ayağı yerden kesilir. Veyahut da bu yeni gelmiş daha. Dakika bir gol bir. Bunun rüyasını tam tevhül edersen, vay ben neymişim der. Kibire düşer. Uçmaya kalkar. Eee? Yani bunu böyle, şey yapma, yavaş yavaş. Yol yürüteceksin çünkü onu. Yol yürüteceksen, onu terbiye edeyi yürüteceksin. Onu birden kanatlandırıp uçurmak kolay. Ama terbiye edeyi, sindire sindire yürüteceksin.
Sindire sindire yürüteceksin ki, adam yarın öbür gün çabuk bozulmasın. Allah muhafaza eylesin. Ama işte, bu öyle olmazsa, Allah muhafaza eylesin. O kimse etraflarındaki o methiyeye kulak verir. Methiyeye kulağını tıkamazsa, sonra o insanlar, onun aleyhinde konuşmaya başladığında, onu kınamaya başladığında, negatif olarak ne yapar? Etkilenir. Allah muhafaza eylesin. Medihden bir ululuk gelir. Dene de bak. Medihin de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih, canın ululanmasına, aldanmasına sebep olur. Fakat bu tesir, zahiren görünmez. Çünkü, met edilmek tatlıdır. Bu, sen met edilince, sana bir ene gelir, bir benlik gelir.
Ben neymişim be abi dersin. Bu gelir sana. Çünkü, bu met edilmekten dolayı, sen kendi kendine artık bir şey zannedersin. Met edilme artık böyle bir ölçüyü kaçırır, ölçü olmaktan çıkarsa, bu insana, evet, insanı bozar. Ama, övülen, met edilen kimse de, gerçekten, o özellik var ise, buna söylenecek bir laf yok. yok. Hani, dedim ya işte, geçen hafta dedim ya, işte, ne o bizim, dedim ustaya, sen hiç geri çevirdin mi, bir arabayı, tamir edemem diye, hiç çevirmedim dedi. şimdi bu, bu noktada, bir başkasının, onu, bu özelliğini, ortaya koyması, bu medih değil. Ölçüyü kaçırmıyor. En büyük usta sensin. Değil.
Yaptığı işe soruyoruz. Sen bugüne kadar, bu arabayı, ben yapamam dediğin, bir araba oldu mu? Olmadı. Ha, tamam. Olmamış. Lütfus da hiç, yapamam dediğin, bir araba oldu mu? Olmadı. Kimisi de var, yaparım der, arabanın normalde, kaportasını, sürünür orada. Ben öyle kaportacı da biliyorum. Söylüyordum ya sana, kim olduğunu. Sürünüyor araba orada. Bitmiyor araba. Yani adamın işi çok olur, bir şey olur, der ki, bir ay sonra verebilirim. 15 gün sonra verebilirim. Lan hadi, bir gün aksasın, üç gün aksasın, beş gün aksasın. Ama orada aylarca duruyorsa, ustalık sıkıntısı var onunla. Değil mi Serdar Usta?
Bir araba değil mi, kalır mı öyle, üç ay, beş ay bir yerle? Kalmaz değil mi? Ya adamın parası yoktur, parça alamıyordur değil mi? Sizin tamiratta öyle değil mi işler? Adamın parça, alacak parası yoksa duruyor. O da bir müddet duruyor değil mi? Sonra diyorsun ki, arkadaş al arabanı buradan değil mi? Otopark'e çekiyorsunuz. Bitti. Neden? Adam parçasını alamadı çünkü. Bu ayrı bir mesele. Bunun gibi. Ama adam bir kimse, bir şeyi güzel yapıyor. O işin uzmanı. O işin uzmanıysa, onu da bu işin uzmanıdır, iyidir demek, taltif etmek, doğru bir şey. Bu da doğru bir şey. Olduğundan fazla gösterirsen, sıkıntı var burada işte. Bunu ne oluyor?
Bu sefer o kimseye tatlı geliyor. O tatlı gelince sıkıntı zaten. Kaç yıllık semazensin? On dört yıl olmuş. Şimdi Allah için pişkin semazenlerden. Sal yakasını, üç saat semah etsin sana. En fazla, kaç saattı kimdeydi? Önceden bir yaptıydık değil mi yarışma? Yapılıyordu değil mi? Kırmızılar için oluyordu değil mi? Kaç saat semah ediyorlardı önceden? Sema ediyor iki saat. Bayanlardan bir yarışma oldu dedi değil mi ya? Kaç saattı? Dört saat otuz dört dakika semah etti bayanlardan.
Dört saat otuz dört dakika. Bayanlar bu işte çok titiz. Dakikasına kadar bak, dört saat civarı değil, dört saat otuz dört dakika. Şimdi o eğitim de övülür, o semazen de övülür. Bu kardeş dört saat otuz dört dakika hiç nefessiz sema etti. Maneviyat olmadan olmaz o. Adamdan ne baş kalır ne göz. Dört saat otuz dört dakika. Çıkın şimdi Türkiye'ye, bak bu şey değil şimdi, bu metih değil. Çıkın Türkiye'ye, bayan semazenlerden dört saat otuz dört dakika sema edecek olan çıksın meydana değil. Bak bu bir hakka, bir hakka hakkaniyet göstermek. Onun hakkı çünkü bu. İki saat sema edersin sen.
İki saat bir insanın sema etmesi kolay bir şey değildir. O kimsenin bütün vücut anatomisi değişir sema ederken. Sema edenin bütün dengesi değişir. Sema esnasında. Semazen onu fark etmez. Bakın semazen onu fark etmez. Beyin algıları bile değişir semada. Beynin algısı, beynin çalışması değişir. Kalbin çalışması değişir. Vücudun çalışma sistemi değişir semada. Hücrelerin çalışma sistemi değişir semada. Sema eden kimse, baştan başa, saçından ayak tırnağına kadar değişir. Ve dönüşür sema esnasında. Değişmek de kalmaz.
Aynı zamanda dönüşür. Eğer onun kalbinde Allah'ın zikri var ise, tabiri caizse, semazen, baştan başa zikir kesilir. Bakın, baştan başa zikir kesilir. Baştan başa zikir kesildiği anda o, etrafı da onun baştan başa zikir kesilir. O bakın, o değişme ve dönüşme onda kemale erer. Öyle bir hale erişir ki, o sema ederken, kendisi zikir kesildiği gibi, bütün etrafındaki eşya da zikir kesilir. Ve eşya ile beraber, agribi, senfoni gibi, o zikrullahta, gem olur. O esnada, ne mıtrıbı duyar, ne neyi duyar, ne neyzeni duyar, ne de ilahiyi duyar.
Hiçbir şey duymaz o esnada. Bakın, o esnada hiçbir şey duymaz. O esnada, hiçbir şey görmez. Gözü açık görmez. Bakın, gözü açık görmez. Etrafındaki ne insanları görür, ne ağacı görür, ne direği görür. Görmez. Ve, bir çıt daha yukarı doğru çıktığında, daha önceki, sema edenlerle sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı, artık üstadlarla sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı, artık pire efendilerle sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı, artık sahabeyle sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı, geçmiş peygamberlerle beraber sema eder.
Bir çıt daha yukarı, bakar ki posta, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri duruyor. Semazenin seyri süluku bitti. Sema gösteri değildir. Bu manada. Artık posta oturan, Hz. Muhammed Mustafa'dır. Sallallahu aleyhi ve sellem. Arkası komple, peygamberlerle, sahabelerle doludur. Artık o, semahanede de değildir. Manevi hali, nasılsa, ama Arşala'dadır. Ama Arşala'nın altındadır. Ama yedinci kat göktedir. Daha aşağıdaysa, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, posta oturduğunu, daim göremez, sema müddetince.
O daha aşağı düştü çünkü. Daha aşağı düştüğünde, posta, Hz. Muhammed Mustafa oturmaz. Onu görebilir, posta oturmaz ama o zaman. posta oturuyorsa, o zaman o kimse, ya Arşala'dadır, ya da Arşala'nın gölgesindedir, altındadır. Ya da yedinci kat göktedir. Bak, şimdi o semazenin, kolunu, kanadını kırmak istiyorsan, o daha bu halleri yaşamadan, sen ne maneviyatlı insansın ya.
Senden daha büyük bir semazen yok. O da dedi ki, ya benden daha büyük bir semazen yok. Yok kardeş ya, öyle değil. Öyle değil. Ha zannetme ki, mahzar vuran, mahzarı vururken, ne düşündü? O da aynısını alır. Derviş de aynısını alır. Zikrullah yapıyor. O esnada zikrullah yapıyor. Başladın, laaa, laaa, dedin, etrafında hiçbiri birilerini görüyorsan, sen la demedin dostlar. Yok, sen daha la derken, Ahmet'i, Mehmet'i, Hac-çey, Ayşe'yi görmeyeceksin. Yok dedin çünkü. Gördün. Olmadı o zaman. Hadi birinci de dedin, olmadı. İkinci de. Üç, tevhid çekiliyor ya. Birincisi ne? İlmel yakin. İkinci tevhid ne? Aynel yakin.
Üçüncü tevhid ne? Hakkel yakin. Tevhidim ağır basar dedi. Bütün, varlığı bir kefeye koysanız, tevhidi bir yere koysanız, tevhidim ağır basardı. O zaman sen daha birinci, la ilahe illallah dediğinde, ilmel yakin'i yakalayacaksın. İkincisinde, aynel yakin'i yakalayacaksın. Üçüncüsünde, hakkel yakin'i yakalayacaksın. Tevhid başladı, her şey senden silinecek. Sen de semazinin yaşadığı halleri yaşayacaksın. Sen de yaşayacaksın. E yaşamadığın, sen nereden şeyhlik istiyorsun? Yaşamadığın halde, nasıl şeyhlik istiyorsun? Ama methedildi ya o kimse, övüldü ya.
O methed, o aşırı övgü ne oldu? Onu perperişan etti. Geçen hafta bahsettiydik. Neydi ad-i şerif? Meth olunmayı sevmek, insanı kör ve sağır eder diyordu. Kendi kabahatlerini, kusurlarını görmez olur. Doğru sözleri, yapılan nasihatleri, işitmez olur. Hadis-i şerif, methedilmenin acısı, sancısı, methedilmenin, geldiği nokta, Allah muhafaza eylesin. O yüzden, övülmekten, haz duymak, hoşlanmak, ve, o övülmekten, hoşlanıyorsan, methedilmekten, hoşlanıyorsan, sen bunlardan, sen bunlardan haksız bir şekilde, nemalanıyorsun. Sen bunlardan haksız bir şekilde, bir şeyler elde etmek istiyorsun. O yüzden buna kapı aralıyorsun.
O yüzden, kalbini, gönlünü, methedilmeye çeviriyorsun. Bu sende tedavisi zor olan hastalıklara yol açar. Manevi hastalıklara. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, dünyalık olan şeylere, dünyada geçip gidecek olan şeylere, gönül verme. Bu metiyelere gönül verme. Metiyelere gönül verirsen, sufilik yolunda, düzgün adımlarla, yürüyemezsin. Sufilik yolunda, istikametin doğru olmaz. O zaman, sufilik yolu yürürken, methedilmelere, kulağını tıka. Allah muhafaza eylesin. Saat 22.08. Ben kendi kendime, geçen hafta niyet ettim.
Bundan sonra, sohbetlere erken başlayacağım. Ondan sonra saatinde de bitireceğim dedim. Hakkınızı helal edin. Bu konularda biraz böyle, bütün mesnevi enteresan bir eser. Bu enteresan eserden okumak da, yoruyor insanı biraz. Çünkü, konuyla alakalı, her şeyin, bu konuda her şey olduğundan ne o? ayet ve hadis olarak, bunun içinden çıkmaya çalıştığımızdan, hamdolsun, bence güzel oluyor. Kendimce, kendi kendime öveyim. Benim de hoşuma gidiyor, hani böyle, mesnevi, ayet ve hadis ışığında, okumaya çalışmak, benim de hoşuma gidiyor.
bana da bu konuda tatlı bir haz geliyor. Kendimce de diyorum, değiyor elhamdülillah diyorum. Ama, kardeşlerden ben helallık isteyeyim tekrar. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. böyle, çarşambadan sonra, kendimi biraz, inziva gibi yapıyorum. Hani, ancak sohbetleri derleyip, toparlayacak gibi. O yüzden, işte, görüşmek isteyen kardeşlere, randevu veremiyorum. Bir şey söyleyemiyorum. Biraz da böyle, üç aylar girdi. Hadi, üç aylarda biraz derlenelim, toparlanalım diye düşünüyorum. O yüzden, biraz, hani, kardeşlerle, yüz yüze, görüşmede, şey, değil mi o? Frene bastık, öyle söyleyelim. O yüzden, bütün kardeşlerden, arkadaşlardan, helallık istiyoruz. Haklarınızı helal edin. Helal olsun.
Bizden yanında, helal olsun inşallah. Önümüzdeki hafta, kınanmak, acı olduğundan, derhal, kötü görünür. Kınanmak, kaynatılmış ilaç ve hap gibidir. İçer, yahut yutarsa, uzun bir müddet, ızdıraf ve elem içinde kalırsın. Buradan devam edeceğiz inşallah. Rabbim, evet, buradan devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun. El-Fatiha, hemen selam edin. Enşi beyin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.