Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 23 Aralık 2023 · 1:16:30
Önzü bin lâhime, yineşşeytânul recîm, Bismillahirrahmanirrahîm. Efdâni zikr fâle mennehu bîle. Hak Muhammeden Resûlullah, cemiyen renbiyâ vel müsilin, vel hamdillâhi rabbil âlemin.
Selamünaleyküm. Aleykümselam. Allah gecenize hayırlı eylesin. Amin. Rabbim ömrünüze hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Cenab-ı Hak bu son günlerde ve daha incesinde de vatan, millet, Kur'an, sünnet yolunda şehit olanların yakınlarına Cenab-ı Hak sabır ihsan eylesin. Cenab-ı Hak PKK, YPG adına ne derseniz deyin, askerimize, polisimize, sivilimize karşı düşmanlık besleyen, onları şehit edenlere kahri perişan eylesin. İsrail'i, Siyonistleri, Masonları ve onların destekçilerini kahri perişan eylesin. PKK'yı, YPG'yi ve onları destekleyenleri kahri perişan eylesin. Rabbim bu milletin, bu topraklara kim hainlik yapıyorsa, bu millete kim hainlik yapıyorsa, hepsini kahri perişan eylesin.
Müslümanlara, İslam alimine kim düşmanlık yapıyorsa, Rabbim hepsini kahri perişan eylesin. Ejmey, dün değil evvelsi günde herhalde 6 şehit vardı, bugün de 6 şehit var. Normal değil bu gidişat. Cenab-ı Hak yardım etsin ülkemize inşallah. Allah'ın muhafaza eylesin. Biraz geciktik, hakkınızı helal edin. Yaşlılık var artık, böyle ihtiyarlık var. Kafa anca toplanıyor. Bir de dedemden muhabbet açıldı da, anne dedemden. Yunan'ın bayındıra gelişinden, işte nasıl mücadele etmişler, ne yapmışlar, biraz onları anlattık.
Oradaki arkadaşlara muhabbet muhabbet açtı. Bir baktık ki saat geçmiş. Dedemin efelik hikayelerini anlatırken, anılarını anlatırken vakit geçti. Evet, Hz. Pir, Taci'nin, Dudu'yla Taci'nin hikayesini dönüş yapmayı söylemişti. Demişti ki bu bayis uzun, hani o daha önceki meselelerle alakalı, o Cebriye'ye girdi, girdiydi, girmediydi.
O hani geçen haftaki sohbetti en sonunda, bu bayis uzun, biz tekrar Taci'nin hikayesine geçelim demişti. İşte Taci'nin hikayesi neydi? İşte Taci'nin Hindistan'a gitmişti. Hindistan'a giderken ev halkına sordu, bir isteğiniz, bir dileğiniz var mı diye. Ev halkı isteğini, dileğini filan söyledi. Sonra Dudu'su vardı, yani papağanı vardı. Bugün adı papağan, eskiden Dudu veya Tuti. Ona sordu, senin bir isteğin var mı? O da dedi ki, filanca bölgede benim akrabalarım var. Onlara benim halimi arz et, benim halimi söyle dedi. Benim nerede, ne durumda olduğumu onlara söyle dedi. Neyse, işte gitti şey, Taci'nin, Hindistan'da işlerini gördü. O mahalleye de gitti, o dediği bölgeye.
Orada o Dudu'nun baktığı, çok orada Dudu kuşları var. Ondan sonra ona selam söyledi. Oradan da birisine söyledi, benim de bir Dudu'm var, bir Tuti'm var dedi. Onun durumunu halini anlattı. Onun durumunu halini anlatınca, o anlattığı o papağan küt tek öldü. Böyle şey, Taci'nin çok pişman oldu anlattığına. Hani ben anlattığım herhalde bunun yakın akrabasıydı dedi. O anlatınca üzüntüden öldü. Ben şimdi nasıl bunu kendi Dudu'ma söyleyeceğim, kendi Tuti'me söyleyeceğim diye ondan sonra geldi. İşte böyle herkese hoş sohbet hediyelerini verdikten sonra ne yaptı? Bu sefer işte uzun müddet kendi kendine söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi, anlatayım mı, anlatmayayım mı?
Dudu'nun ne yaptığına alakalı. Tabii en sonunda söyledi, söyleyince de zaten ondan sonra o Dudu, o Tuti'de ne oldu? O da öldü kendi kafesinde. Tacir, ateşler, dertler, feryatlar içinde böyle yüzlerce karmakarışık sözler söylüyordu. Gah birbirini tutmaz sözler söylüyor. Gah naz ediyor, gah niyaz eyliyor. Gah hakikat aşkını, gah mecaz sevdasını ifade ediyordu. Yani Tuti'nin ölmesinin üzerine Tacir son derece üzüldü. Üzülünce ipe sapa gelmez şeyler konuşmaya başladı. Ağladı, inledi, feryat edip, feryadına feryat ekliyor. Aklı gitti, karmakarışık sözler söylüyor ondan sonra. Böyle öyle bir hale geldi ki söylediği bir söylediğini tutmuyor.
Önce söylediğini sonra yalanlayan bir duruma düşüyordu. Gah naz ediyor, gah niyaz ediyor, gah hakikate meyledip veren de alan da Allah diyor. Gah mecaze saplanıyor, gah hakikate tırmanıyor. Tutis'in ölümünden dolayı ne yaptı? Yandı, tutuştu o kimse. Hani bir kimsenin çok sevdiği bir kimse ölür ya, imtihan ona çarptığı andır. Bir şeyi seviyordur, sevdiği şey ölür. Ölünce imtihan ona çarptığı an, o esnada o ne yaptı, ne etti? Hani sahabeden bir kadının çocuğu, oğlu ölmüştü de, oğlu ölünce böyle kadın feryat figan etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, onu teskin etmek için onun başına gittiğinde, git başından şimdi dedi ona.
O sonra hani onun Hazreti Peygamber olduğunu anladı, hani hatasını telafi etmek istedi. Allah Resulü o zaman dedi, imtihan size çarptığı andır dedi. Yani çarptığı an, sen Peygamber'e ne ama öyle söyledin, hani onu sabırla karşılayacaktın. Bir hastalık, bir sıkıntı, bir ölüm, bir olağanüstü bir durum, böyle bir olağanüstü bir haber aldın. O esnada sen onu nasıl karşıladın, imtihan size çarptığı an, işte tacir ver yansın, çek uzansın, feryadına feryat ekliyordu. Yani ipe sapa gelmez bir şekilde konuşuyordu. Kah naz ediyordu, kah hisyan ediyordu o manada. Suya batan adam fazla debelenir, eline geçen ota tutunur. O tehlike zamanında elini kim tutacak diye can korkusuyla şuraya buraya elini sallar, durur, yüzmeye çalışıp çabalar.
Yani normalde bir sıkıntıya düşen, bir çaresizliğe düşen, bir başına böyle bir problem olan, hani bir derde düşen kimse. Çok özür dilerim, debelenmek hayvani bir harekettir. Hani debelendi derler ya, bunu söylemek istemem ama ne yapar? Çırpınır, durunur, nereye gideceğini, nereye başvuracağını şaşırır. O esnada böyle hani bu bir tutuncak bir el arar. Yani birisi onu böyle elinden tutsun, birisi onu teskin etsin, birisi ona bir şey söylesin, ona bakar o. Şimdi o insanoğlu bir sıkıntıya, bir kedere, bir eleme uğrar, bir belaya, bir musibete karşı, böyle karşı karşıya gelir. Allah muhafaza eylesin. Yani o kendisi için hayırlı olanı dileyeceğine ne yaptığını bilmez hale gelir.
Şaşkınlaşır, Allah muhafaza eylesin. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah'a teslim ya, o normalde farklı davranırdı. Müslümanlar da bu konuda Kur'an sünnet dairesinde davranmalı. Mesela Kehf suresi 10. ay. Ey Rabbimiz dua ediyor peygamberin ağzından. Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır. Amin. Yani Müslüman için bela, sıkıntı, keder, başına gelen herhangi bir problem ne yapacak? Allah'a dua edecek. Allah'a yaslanacak, Allah'a dayanacak. Allah'a bu konuda yalvarıp yakaracak, dua edecek. Onun içinden çıkabilmek için. O yüzden normalde hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bir sıkıntı, bir gam, bir keder, bir bela, bir musibet, bir şey söz konusu olduğunda hani onun da mübarek duaları vardır ya, bize bir işarettir.
Mesela Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Yunus aleyhisselam'ın duasını öneriyor ya, La ilahe illallahu inni küntümüne zalimin diye. O normalde Enbiya suresi ayet 87'de geçiyor. Hani o sıkıntıda çünkü Yunus aleyhisselam balığın karnında bunu zikrederekten, bunu söyleyerekten kurtuldu. O balığın karnını alınca, tabi balığın karnından sonra ne olacağını bilmiyor. Peygamber de olsa. Ne yaptı? Yunus aleyhisselam orada kendi bölgesinde tebliğ ediyordu. Ama o tebliğden bir sonuç alamadı. Sonuç alamayınca Allah'tan izin almadan, bir emir almadan gemiye bindi, başka beldeye gidecekti. Ve peygamberlerin bütün hal ve hareketleri Allah'ın emriyle olur. Allah emretmedikçe, onlara bir şey söylemedikçe peygamberler böyle şey yapamazlar.
O yüzden o da böyle bir o beldeyi terk edip başka bir beldeye yerleşmeye niyet etti. Hani bu beldede ben Allah'ı tebliğ edemedim. Kimse Allah'ı tanımak istemedi. Beni de dinlemek istemedi. Bir anla itaat eden de yok. Ben bu beldeyi terk edeyim diye. Gemiye bindi. Bu sefer gemideki, gemide bir alabur oldu, bir şey oldu. Dediler ki içimizde lanetli bir yolcu var herhalde. Ondan sonra kaptan bir kuş uçurdu. O kuş da geldi, Yunus aleyhisselamın başına kondu. Yunus aleyhisselamın başına konunca aha dediler lanetlik yolcu bu. Atın bunu denize, biz bu müşkülattan kurtulalım. Yunus aleyhisselamı attılar denize. Denize atınca Yunus aleyhisselamı denizde balık kaptı bu sefer.
Balık kaptı, balık ısırmadı bile hiç. Yani Allah'u alem balinaydı veyahut da balinadan daha büyük bir balıktı. Bunu bilmiyoruz. Okyanusun derinliklerinde nasıl hayvanlar var, nasıl balıklar var, nasıl Cenab-ı Hak'ın yarattıkları var bilmiyoruz. Ya da başka bir perdede, başka bir alemde, başka bir noktadaydı. Sonuç itibariyle Yunus aleyhisselam balığın karnına girdi, balığın karnında bu zikrullahı yaptı. Ondan sonra balık ne yaptı bunu? Kıyıya kadar götürdü, kıyıda kustu. Kıyıda dışarı çıkardı. Bunun normalde meali ne? Bu ayet-i kerimenin, senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim, muhakkak ki ben zalimlerden oldum. Bu neden çok keskin bir dua? Çünkü burada hem Allah'ın ilahlığını o kimse, tabiri caizse bunu haykırıyor.
Senden başka ilah yok. Bir de ben nefsime uydum, ben nefsime karşı zalimlerden oldum. Yani nefsini temize çıkarmıyor. O da kimin duasıydı? Yusuf aleyhisselamın duası. O da ne diyordu? Ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam. Bir kimse nefsini temize çıkarıyorsa, o kimse kibirlidir. Bu konuda benim hiç hatam yok. Kibirli. Vardır bizim de hatamız. Bizim bu konuda hiç yanlışlığımız yok. Kibirli. Vardır orada da bir yanlışlık. Senin de bir eksikliğin vardır. Senin de bir yanlışlığın vardır. Bunu kendi içinde, bunu kabul et. Bunu dışarıda söyle. Bir şey kaybetmezsin. De ki benim de hatam kusurum vardır. Ben nefsimi temize... Bir peygamber, ben nefsimi temize çıkaranlardan değilim diyorsa, hiç kimsenin nefsini temize çıkarmaya hakkı yok.
O zaman o da onu yapacak. Ve ne yapacak? İşte ben diyor zalimlerden oldum. O da keskin bir dua. Sevgili, bu divaneliği, bu perişanlığı sever, beyhude yere çalışıp çabalamak, uyumaktan iyidir. Bu bey çok hoşuma gitti benim. Yani Allah o bir belaya, müsibete düşmüş, bir sıkıntıya düşmüş. O debeleniyor boyuna tabiri çaizse. Çırpınıyor. O halden kurtulmaya çalışıyor. O divane bir şekilde, perişan bir şekilde, o halden çıkmaya düşünüyor. Yani başında bir sıkıntı var, başında bir problem var. O sıkıntıdan, o problemden kurtulmaya çalışıyor. Kurtulmaya çalışırken de, oraya buraya böyle el uzatıyor. Veyahut da tabiri caizse saçma sapan şeyler söylüyor.
Bu diyor Allah'ın hoşuna gider. Bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çabalamak, uyumaktan iyidir. Burası muhteşem. Beyhude yere çalışmak, yani bizde boşa kürek çekmek derler ya, çalışıyor ama mesela ticaret yapıyor, kar edemiyor ama çalışıyor. Veyahut da bir şeyde gayret gösteriyor ama, o istediği sonucu alamıyor. Öyle olsa dahi diyor, tembellikten iyidir. Hz. Piyer. E şimdi, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de, Yarabbi tembellikten sana sığınırım diyor. Evet, bakın, bu bütün insanlığın en büyük hastalıklarından birisi, tembelliktir. Tembellik. Yarın yaparım bunu.
iki saat sonra yaparım. Ben bazen diyorum ya, esnafsın kardeşim. Sabahleyin erkenden dükkanı aç. İş olmuyormuş, oluyormuş. İşten sana ne? Senin kapına gönderecek olan Allah. Sen dükkanını açsana. Bursa esnafında böyle bir tembellik var. Hatta kapalı çarşı. Bilmem saat kaçta mı? Ne açıyorlar? Onda mı açıyorlar? Onda açıyorlar. Ya bir, Bursa'yı düşün. Tarihi bir yer, tarihi bir çarşı. Onda açılıyor çarşı. Onda. Tembellik zirvede. Tembellik zirvede. Yani adam sabahleyin altın bozduracak, bozduramıyor.
Para bozduracak, bozduramıyor. Para yatıracak, adamın çeki var, senedi var, sepeti var. Dolar bozacak, altın bozacak, örneğin bozduramıyor. Neden? Çarşı onda açılıyor çünkü. Tembelliğin dik alası. Veyahut da adamın normal bir esnaf dükkanı var. Adam onda gidiyor patron. Sorduğunda iş yok. Bütün esnafa sor. Hep şikayetçi. Kaçta açıyorsun dükkanı? Onda. Kaçta dükkana gidiyorsun? Dokuzda. Yahu birisi şunu demiyor. Ben sabah namazını kıldıktan sonra evde oturmam, giderim dükkanımı açarım. Yok böyle bir şey. Tembellik diz boyu. Allah muhafaza ele. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ilk Müslümanlardan biat alırken, Kur'an ve sünnete tabi olmalarına aynı zamanda da tembellik yapmamaları, çalışmaları, gayret etmeleri için de biat alıyordu.
Biatın içerisine onu da koyuyordu. Diyor ki tembellik yapmayacaksınız. Buradan şunu çıkarabilirsiniz. Araplar tembel. Irkçılık gibi değil bu. Ama Müslümanların geneli tembel. Gerçekten tembel. İslam dünyası tembel. Çalışmıyor İslam dünyası. Ondan sonra her türlü bahane hazır. Dış güçler var, iç güçler var. Bizim kalkınmamızı istemeyenler var. Bizim iyi olmamızı istemeyenler var. Bizim buluşlar yapmamızı istemeyenler var. Var da var. Hiç kimse şunu demiyor. Ya canım kardeşim bizde tembellik var. Bizde üçkağıtçılık var. Bizde işini yürütme düşüncesi var. Yani üniversitede adam doçent olacak, profesör olacak. Bir torpilde doçent, profesör oluyor.
Adam bir yayın yapacak. Ver beş bin dolar uluslararası yerde bir yayın yaptıralım. Adam biz bir profesöre şunu sormuyoruz. Neyle profesör oldun? Yeni bir icadın var mı? Yeni bir şeyin var mı? Yok. Veyahut da biz işte soruyorum ya bazen. Şeyhin ne iş yapıyor? Bakıyor adam benim gözümün içine içine. Ya hiçbir peygamber yok ki çalışmamış olsun. Hiçbir peygamber yok ki kendi kazandığını yememiş olsun. Senin şeyhin, peygamberin izinde giden bir kimse mi? Evet. Çalışması lazım kardeşim. Kendi geçimini kendisinin sağlaması lazım. Kendi iaşesini kendisinin sağlaması lazım. Ki biz örnek alalım onu. Diyelim ki vay ya şeyh efendi çalışıyor. Şu iş yapıyor.
Evet örnek alalım ya. Biz de çalışalım. Ne iş yapıyor? Şeyhlik yapıyor. Ne iş yapıyor? Ama alim o. Alimlik yapıyor. Ne iş yapıyor? E CD satıyor. Sohbet CD'si satıyor. Ne iş yapıyor? E işte dergi çıkarıyorlar. Dervişlere satıyorlar dergiyi. E ne iş yapıyor? E sohbet CD'lerini dervişlere satıyorlar. Bir de hakkımız helal değil çoğaltırsanız diyorlar. Hadislere para verdi sanki. Edepsiz Kur'an-ı Kerim'e para verdi sanki. Kur'an'ı o güne kadar getirenlere para verdi sanki. Hadis-i şerifi nakledenlere para verdi sanki. Bu Harim Üslüm, Tirmizi, İbn-i Mace, İmam-ı Hanbel, Ebu Davud. Hadis alimlerine para verdi sanki de. O hadisleri nakletti. Onun karşılığından para aldı.
Veya ne yapıyor? Aa Mesnevi'yi şerh etti. Veya Mesnevi'yi işte yeniden yazdı. Ne yaptın? Hazreti Mevlana'ya para mı verdin? Para istiyorsun onun için. İstismar ediyor. Tembellik diz boyu. Hazreti Pir diyor ki Tembel tembel oturacağına beyhude çalış. Hani beyhude bedavaya çalış ya. Tembel tembel oturma. Tembel tembel oturma. Yani Allah tenkit etmiş. Uyarmış tembellik yapmayın. Resulullah uyarmış sallallahu aleyhi ve sellem. Tembellik yapmayın. Çalışın. Bizde ben çalışamadım. Böyle bir şey olmadı demektense öğrenci öğretmenden şikayet. Eğitim sisteminden şikayet. Öğretmen ona taktı.
Aynı yollardan geçtik ya. Öğretmen herkesi bırakmıştır. Ona takmıştır. Onunla uğraşıyordur yani. Öğretmenin başka işi, gücü yok. Geldi Mustafa Özbağ'ı buldu. Ona taktı. Tabii. Ya Mustafa Özbağ'ın hiç suçu yok. Ne oldu? Anne ben ülkücüyüm ya. Eee? Geldi öğretmen bana taktı işte. Komünistin tekiydi o. Mustafa Özbağ, sen mekanik açtın, okudun, çalıştın mı? Hayır. Ne yaptın? Orada burada haylazlık yaptın, koştun. Onu döveceğim, bunu söveceğim. Onun peşinden koşacağım. Yok onu okula katmayacağım. Yok o okulu düşüreceksin. Yok bu okulu düşüreceksin. Eee? Ders çalışmadın. Eee? Mekanikçi, solcu o yüzden seni bıraktı. Eee?
Çıkış yolu ne? Çek tabancayı adama. Adam evine gidiyor. Salim Engalime. Eee sen beni geçirmezsen hocam ben ne yapacağımı biliyorum. Haberin olsun. Adam zaten çabuk çabuk konuşuyordu. Adam hiç konuşamadı. Dedim sen bana taktın ben de sana takacağım dedim. Adam ben sana takmadım diyecek diyemiyor. Dedi geldi manyak bu dedi. Hani nereye ateş edeceğiz belli değil. E geçirdik onu da şimdi sıkıntı. Madem taktın geçirme değil mi? Al sen öyle yaptın ben de böyle yaptım de. Bas sıfırı. O da öyle yapmadı. Eee ama bahane hazır ya bizde. Öğretmen bize taktı. Bir iş yerine gidiyor müdür ona takıyor. Veya başka bir yere gidiyor patron ona takıyor. Veyahut da bir şey oluyor.
Ya bu iş işte yürümüyor burada. Ne yapma açtın buraya o zaman? Burada yürümünecektin. Neden açtın? Ama yok ona takıyorlar. Ama çalışmayacağız biz. Bakın çalışmayacağız. Tembellik bizim şiarımız olmuş. Yani iş yerine bayan eleman alınacak. Diyorum cep telefonu kullanmak yasak. Girmiyor işe. İşe girmiyor. O cep telefonu onun elinde duracak. Dokunmayacaksın ona. O sabahtan akşama kadar telefonda bakacak uğraşacak. Hele bir de sevgilisi varsa yandı. İş bekleme. Sevgilisi ona dedi ya merhaba dedi. Merhaba gelmedi ona. Merhaba'ya merhaba gelmedi. İkide bir de bakacak merhaba'ya merhaba gelmedi. Gelmedi gelmedi. Hadi bir hüzün.
Kızım ne oldu? Bir şeyin yoktu senin. Sorma Mustafa Bey. E sordum artık dedim. Söyle. E benimki dedi. Ben merhaba dedim dedi. Bir saatten beri bana dedi. Bir merhaba bile deme dedi. He dedim ya. Derdin bu mu kızım dedim ya. İnsanın başka derdi olur mu ki dedi. İşte şöyle bir saydırmaya başladı. Kızım daha sen sevgilisin. Şimdiden böyle saydırırsan dedim. Evlendiğinde vah o adama dedim. Kim bu adam? Uyarayım onu dedim ben. Sen sakın evlenmesin seninle dedim. Böyle baktı bana. Ondan sonra karar verdim. Cep telefonu yasak. Sonu bir çıt daha ileri gittim. Sevgilisi olanı da işe almak yasak. Soruyordum. Sevgilin varsa başlama. Neden?
Kafanız bir işte olmuyor kızım diyordum ben. Kafanız işte olmuyor. Bardak koyacak. Sevgilisi var aklında. Sonra kırıldı. Neden kırıldı? Bilmiyorum. Ya kıran sensin. Neden kırıldığını bilmiyor musun? Bilmiyor. Gene bir merhaba muhabbeti. Bir şey muhabbeti olacak. Otten çöpten bir kavga edecekler. He bir bakmışsın ağlıyor. Orada köşede birisi. Öbürküne soruyorum. Neden ağladı? Ne oldu? Kötü bir haber mi aldı? Safım ya bende. Ben de zannediyorum kötü bir haber aldı. Yok Mustafa Bey öyle değil. Anası mı öldü? Babası mı öldü? Ne oldu? Yok öyle değil. Ne oldu? Sevgilisi buna cevap vermemiş. Bereket Said hakkından geliyordu. Said'e dedim. Said ben bunlarla uğraşamayacağım.
Onun sistemi basit. Vallahi. Baş ediyordu hepsinden. Onun özel sistemi var ama. Ondan sonra o özel sistemle götürüyordu. Harika bir sistem kurmuş. İlk önce benim de acarme gitti. Yani böyle olur mu filan dedim içimden. Aa baktım. Kızın babası gelmiş. Bir de yalvarıyor Said'e. Bizim kızı al gene iş ediyor. Tabii. Özel bir sistemi var. Ama bizim toplum olarak böyle bir çalışmakla alakalı problemimiz var bizim. Allah bizi Allah affetsin. Hatta ben işi şimdi zahirden dünyevi işten dergaha koyayım. Dergahta da öyle.
Ben şimdi bayındır da koşuşturuyoruz biz dergah için. işte üç kişi, beş kişi, on kişi, on kişi, on beş kişi, yirmi kişi, otuz kişi, kırk kişi, elli kişi. Şimdi eski zakirler geliyor. Çorumun acı Mustafa Efendi'den kalma. Söyledikleri söçtu. Mustafa Efendi bizim orası bayındır gibi değil. Ben böyle ilk önce edeb ediyorum tabii. Susuyorum ben şimdi. Bunlar gene aynı şeyi söylüyor. Mustafa Efendi bizim orası bayındır gibi değil. Dedim bir gün dayanamadım. Sizin orası nasıl dedim. Nüfus oranına göre dedim. Ülke üzerinde en fazla işki tüketilen yer mi? Hayır dedi. Nüfus oranına göre en fazla esrar tüketilen yer mi dedim. Hayır dedi.
Dedim benim sadece bu oturduğum mahallede dedim. Gece kumar oynanıyor. On dört tane ev var dedim. Bir mahallede. On dört evde dedim kumar oynanıyor. Evde. Dedim ortada bir dedim üç tane kahve var. Üçü de birbirine bakıyor dedim. Bir tanesi sırf kumar oynatıyor dedim. Bir tanesinde sırf horoz dövüşü var dedim. Boyna orada da kumar var dedim. Neresi dedim sizin yer? Böyle baktılar bana. Çalışmıyoruz deyin dedim. Çalışmıyoruz. Deyin ki biz Allah için çalışmıyoruz. Tutturmuşlar burası bayındır gibi değil. Burası bayındır gibi değil. Bayındır'da meydandan bir ucundan tut bir ucuna giderken 15 tane meyane var. Bir cadde üzerinden.
Hancı sarhoş yolcu sarhoş. Ben anlatıyorum şimdi bayındır anlatıyorum onlara. Onlar zannediyorlar orada 15-20 tane 30 tane dervişi gördü. Bayındır çok böyle hani mübarek bir yer. Hoş mübarek. Bizim Harun Hoca göre Adem Aleyhisselam'la ayak izi orada. Bayındır'la Adem Aleyhisselam. Öyle bizim Harun Hoca öyle bir fetva verdi. Şimdi bir de ara boynundan yanıyorlar. Başka bir yerden de değil. Öbür mahallelerden de değil yani. Ara boynun mahallesinden. E şimdi çalışmıyoruz demiyorlar da. Sufilik olarak da. Dervişler de aynı. Dervişlerin bulunduğu merkezler de aynı. Ben kendimi meth etmek için söylemiyorum. Meth etsem de hakkım. Bunun bir şeyden korkumdan dolayı değil.
Hiç valla. Reeli söylüyorum. Oradan Ödemiş'e göçtüm. Ödemiş'te de hiç derviş yok. Ödemiş'te 40'di, 50'di, 200, 250 kişi ders yapıyoruz. Gelenlerin yeni lafı o. Bizim orası Ödemiş gibi değil. Ödemiş'e geleli 9 ay olmuş, 8 ay, 6 ay olmuş, 5 ay olmuş. Bir sene öncesinden sohbete gittim. İyi. Yani 5-6 ay da o hale gelmiş. Ne demek orası Ödemiş gibi değil. Aynı şeyi Bursa'ya gelince de söylediler. Bir de şunu. Burada arkadaşlar şimdi fişek gibi. Böyle hani sözümü dinliyorlar. Böyle koşuşturuyorlar. Onlar zannediyorlar ki ben emrediyorum. Zorla yaptırıyorum. Değil kardeşim diyordum ya. Değil. Ben emretmiyorum. Zorla yaptırmıyorum. Herkes sevdiğinden koşar.
O zaman da yeni terene ne oh. Burası Bursa gibi değil. Bizim yer Bursa gibi değil. Aynı söz. Bir dervişe bakıyorsun. Ben yıllardan beri geliyorum ama işte bana bir rüya gösterilmedi. Ha rüya programı vardı. Aldık sana yükledik. Rüya göreceksin bundan sonra. Böyle değil. Sen çalış kardeşim. Allah için çalış. İyi ben bir hal görmedim daha. Ben 10 yıldan beri dergaha geliyorum. Evet ben bir hal görmedim. Olur. Tamam bekle. Hemen yazalım kodları. Senin adını soyadın, anne adın, baba adın. Hemen kod yükleyelim. Sen bundan sonra hal göreceksin. Değil öyle kardeşim ya. Çalışacaksın, gayret edeceksin. Mücadele edeceksin. Yolumuzda mücahade edenlere yollarımızı açarız.
Ayet belli. Sen dervişim deyip tembellik yaparsan sana bir rüya programı gelmez. Yok öyle bir şey. E sen çalışmazsan sen kendi kendine diyorsun. Aman ben esmaları atlayayım. Hani var ya anlatılıyor ya seyri sülükte şöyle oluyormuş. Ben de göreyim onları. Al tesbih elinden. Görsem Allah, görsem Allah, görsem Allah. Öyle görülmüyor. Çalışacaksın, gayret edeceksin, cömert olacaksın, mücadele edeceksin. Sen evinde oturmayacaksın. Herkesin evindeki hatun da, senin evindeki hatun da bizim evimizdeki hatun değil mi? Senin evindeki çocuk da bizim evimizdeki çocuk değil mi? Senin önünde iş var da bizim önümüzde iş yok mu? Sende anın var da bir tek sende mi anın var bizde yok mu?
Senin hanım dırdır ediyor da bizim o cennet bahçesinden mi gelmez? Hava meydanda. Gel Adem, gel gitti garibim. Ye Adem yedi, isterse yemesin. Neden? Ulan kadın tribi, dünya ahireti en büyük tri. Anladın değil mi? Ha? O da bakıyor genç evli ya da. Trip yediğinde hiç trip yemiş gibi olmayacağım ben. Normal, hani böyle bir bardak su içmiş gibi davranacağım. Bunun geçim yolu bu. Susacağım, seslenmeyeceğim. Ne yaptı Adem Aleyhisselam? Atamız bunu yaptı. Havva'yı kaybetmemek için ye mi dedi, iç mi dedi, ne dediyse dedi, gel dedi, geldi.
Kim ağladı kırk yıl? Gene Adem ağladı. Havva nerede? Bahama adalarında. Plaj, güneş, avokado, şey ne o? Her türlü trafikal meyveler. Adını bilmediğimiz trafikal meyveler. Nerede? Bahamalarda ya. Adem Aleyhisselam nerede? Arafat'ta ot dayı yok ya. Ot yok, ot. Kurumuş ot yok. Kuru ot yok Arafat'ta. Bildiğiniz kuru ot yok. Şimdi yeşillendiriyorlar. Kıyamet alameti. Kuru ot yok. Kırk yıl Havva için ağladı. Bizim başımız sonumuz bu. Herifiz diyor. Geziyoruz biz. Ya evde heriflik yapacaksın. Ya kardeşim ya canını sıkma.
Allah. Havva belli. Adem belli. Kendini bu konuda şey yapma. Şimdi birbirinize işaretleşin artık. Bak iyi dinle filan erkekler. Ha et et işaret et ona. Akıllansın biraz. Bilsin ne olduğunu. Şimdi millet Adem'i unutuyor ya bazen. Kardeşim atan Adem. Fiziki atan. Hamurun belli. Hamurun belli. Fıtratın dışına çıkma. Havva da belli. Hamuru belli. Gel Adem gidecek. Başka yapacak bir şey yok. Herkes İsmail değil. Masaya umurunu vursun. Öyle yok. Herkes İsmail olamıyor. Cenab-ı Hak ne diyor?
İnsan için ancak çalıştığı vardır. Muhakkak ki onun çalışması ileride görülecektir. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tas tamam verilecektir. Necim suresi 39'dan 41'e kadar. O zaman insan için çalıştığı var. O zaman insan için çalıştığı var. Biz çalışmakla mükellefiz. Hem kendi nefis terbiyemizde çalışmakla mükellefiz. Hem topluluğumuz için çalışmakla mükellefiz. Hem dünyevi olarak çalışmakla mükellefiz. Bakın dünyevi olarak çalışmakla mükellefiz. Yani biz dünyevi olarak da çalışmaya mecburuz. İslam dünyası daha fazla çalışmak zorunda. İlimde, teknolojide, dini bilgilerde, dünyevi ilimlerde. Daha fazla çalışmak zorunda.
Bak elin gavuru bin tonluk bomba atıyor Gazze'ye. Bin tonluk bomba atıyor. Senin elinde bin tonluk değil, bin beş yüz tonluk bomba olacak. Onu yıldırabilmek için. Elin gavuru alıyor getiriyor bütün uçak gemilerini. Dayıyor senin burnuna. Senin ondan fazla uçak gemin olacak. Senin ondan fazla olacak. Çalışacaksın. Gayret edeceksin. Heva hevese düşmeyeceksin. Eller havada eğlenmeyeceksin. Seni bunlarla kandırıyorlar. Modayla, müzikle, içkiyle, kumarla, uyuşturucuyla, fuhuşla. Seni kandırıyorlar. Gençliği kandırıyorlar. Uyutuyorlar. Uyutuyorlar. Sen bunlardan kurtulacaksın, çalışacaksın.
Bir amacın, bir maksadın olmalı senin. Senin bir hedefin olmalı. Evet, çok zengin olmak değil, çok faydalı olmak. Çok güçlü olmak değil, çok faydalı olmak. Senin milli ve manevi olarak daha fazla çalışman lazım. Ve yolunu kirletmeden yürümen lazım. Yolunu kirletmeden, o ülkü yolunu kirletme. O hedef yolunu kirletme. Gayret et, çalış, mücadele et. Hem maddi hem manevi. Ve şuna inanmıyorum. Çok çalıştım ama olmadı. Yok, doğru çalışmamışsındır. Çok çalışmak değil, doğru çalışmak. Doğru çalışsaydın olurdu. Çalıştım olmadı, inanmıyorum.
Doğru çalışmadın sen. Çünkü ayeti kerime var. Ayeti kerime mi, sen mi? Ayeti kerime. İnsan için çalıştığı vardır. Bitti. Hani geldi sahabeden bir kimse. Dedi ki, midemde, karnımda ağrı var. Dedi ki, bal şerbeti iç. Bal şerbeti içti. Ondan sonra geldi, gene ağrı var dedi. Yine bal şerbeti iç dedi. Yine geldi, yine ağrı var deyince. Dedi ki, benim ağzım mı yalan, senin miden mi yalan dedi. Senin miden yalan dedi. Kur'an mı, sen mi? Kur'an, Kur'an ne diyor? İnsan için ancak çalıştığı vardır. İnsan için ancak çalıştığı vardır. Bakın burada mümindi, münafıktı, kafirdi, mürtetti, sufiydi, değildi, ayırt etmemiş.
İnsan için, insan için, insan için ancak çalıştığı vardır. Bunun var ya, yere göğe yazmak lazım bu ayeti kerimeyi. Yere göğe. Senin çalıştığın var kardeşim ancak. Sen sufilikte de çalışırsan, sufilikte de senin önüne gelir. Allah mı zayi edecek? Sen beş bin, la ilahe illallah dedin de, Allah dört bin mi yazdı oraya? Sen cennetlik bir amel işledin de, Allah cennetlik amelini yazmadı mı oraya? Haksızlık mı yaptı aşağı? Allah muhafaza eylesin. Muhakkak ki onun çalışması ileride görülecektir. Yani sen çalıştığında göreceksin onu. Çalıştığının karşılığını göreceksin. Uhrevi de çalıştırırsan göreceksin, dünyevi de çalışırsan göreceksin onu.
Onu göreceksin. Helalından yürü, Allah çalıştığının karşılığını verecek. Yeter ki doğru yerde, doğru noktada, doğru işte çalış. Ve işini dosdoğru yap. İşini dosdoğru yap. Sabah saat on'da işinin başına geçmekle o iş yürümez. Sabah namazını kıl, dükkanın kapısını, penceresini aç. Merak etme. O bereket girer içeri. O melekler girer içeri. Oku içeride. Üç ilahs bir fatiha oku. Makamlara bağışla. Senin malın sevgili gelir millete. Senin ürettiğin sevgili gelir. Ne iş yapıyorsan, senin pişirdiğin sevgili gelir. Ben lokanta çalıştırıyordum. Herkesten önce geliyordum lokantaya. Okuyordum, bağışlıyordum, oturuyordum.
Saat iki yemek kalmıyordu. Çalışanlar aç. Bir daha yemek yapıyorlardı kendilerine. İsmail nasıl sıra bekliyordunuz değil mi? İsmail'le oradan tanışıyoruz. İsmail de kendini o zaman çok yakışıklı görüyor. Beni görünce dedi ki ya bu nereden gelmiş böyle? Allah affetsin. Biz onunla böyle şakalaşıyoruz o zamandan beri de. Çalışacak o kimse. Kayıret edecek. Fatih kaçta başlıyor mesai? Yedi. Yedi buçuk. Ezan zaten altı kırk dokunuyor. Altı buçuk dokunuyor. Ezan altı buçuk dokunuyor. İmsak altı buçukta başlıyor. Adam yedide mesaisi başlıyor. Yedide.
Ben bazen o sesi bir şey atıyorum. Şeyden, telegramdan. Kaç tane cevap gelecek bakıyorum. Ayakta olan on tane derviş var. Hadi yirmi tane olsun, on tanesi yazsın. Hadi elli tane olsun, on tanesi yazsın. Uyuyor. Uyuyor herkes. Çalışmak yok. Allah bizi affetsin. O yüzden helal peşinde koşun, çalışın. Manevi olarak da çalışın. Allah zayi etmez. Maneviye zayi etmez hiçbir şeyi. Hiçbir şeyi zayi etmez. Ben zayi edileni görmedim. Rabbi muhafaza eylesin. Padişah olan işsiz güçsüz değildir. Hasta olmayanın feryat ve figan etmesi şaşılacak şeydir. Allah ey oğul onun için külle ye min huve fi şen buyurdu. Rahman suresi ayet yirmi dokuz.
Göklerde ve yerde bulunan herkes ihtiyacını ondan ister. O her an bir iştedir. Rahman suresi ayet yirmi dokuz. Hazreti Pir diyor ki, Ey oğul hani Allah her an bir işte. Sen, sen uyuyorsun. O padişahken, yani o Allahken işsiz güçsüz değil. O her an bir şey yaratıyor. Her an. E Cenab-ı Hak her türlü ihtiyaçtan münezzeh. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Cenab-ı Hak her şeyi yaratıyor. Her an yaratıyor. Boş durmuyor. Ve göklerde, yerde melekler, insanlar, cinniler, diğer bütün varlıklar, muhtaç olduğu her şeyi Allah'tan istiyor. Yerdeki böceğinden, karıncasından, havadaki mahluklara kadar, diğer saman yollarındaki varlıklara kadar, diğer perdedeki varlıklara kadar, var olan her şey Allah'a muhtaç ve var olan her şey, her şeyi Allah'tan istiyor.
Ve Cenab-ı Hak bütün, bu bütün varlığa komple yetiyor. Fazla bile geliyor, tabiri caizse. Ve varlığın içerisindeki bütün her şeyin ihtiyacını karşılıyor. Her şeyden münezzeh. Hiçbir şey yapmak zorunda değil. Ama o her an bir şen üzerine, yani bir iş üzerine. Dua edenin duasını kabul ediyor. Zikredeni zikrediyor. İsteyene veriyor. Tövbe edenin tövbesini kabul ediyor. Hasta, şifa istiyor, şifasını veriyor. Borçlu, eda istiyor, edasını veriyor. Kullarının ihtiyaçlarını görüyor. Kullarının isteklerine cevap veriyor. Cinni taifesinin isteklerine cevap veriyor. Bütün varlık alemindeki varlıkların isteklerine cevap veriyor.
Ve bütün mükevanatı, kudret ismi şerifiyle kudret altında tutuyor. Kuvvet altında tutuyor. Ve asla ve asla bir eksiklik, noksanlık yok. O zaman sen neredesin? Allah bütün her şeyi yaparken, e sen boştasın. Eee, hasta da değilsin. Hasta olmadığın halde ıhlayıp inliyorsun. Hasta olmadığın halde hastayım diye dolaşıyorsun ortalıkta.
Oysa Cenab-ı Hak diyor ki, sen bir işi bitirdiğinde hemen öbür işe koyun. İnsanlara söylüyor bunu. Bir işi bitirdiğinde hemen diğer bir işe koyun. Hatta daha büyük bir işe diyor. Ayet-i Kerime'de mana olarak. Bir işi bitirdin, daha büyük bir işe başla. Yani bak, onu seni daha büyüğüne götürüyor. Hani hadis-i şerifte dedi ya, günü gününe müsavi olan zarardadır. Seni daha büyüğüne götürüyor. Sen küçüleyim diye bakmayacaksın. Büyüyeyim diye bakacaksın. Sen bu kadar yeter demeyeceksin. Büyüyeceksin. Sen dervişlikte de büyüyeceksin, dergahta da büyüyeceksin, işinde de büyüyeceksin. Bir yerde çalışıyorsun, memursun. Orada da büyüyeceksin. Orada da müdür olacaksın, amir olacaksın.
Büyüyeceksin kardeşim. Bir işi bitirdiğinde daha büyüğüne başlıyor. Ayet-i Kerime öyle diyor. Bir işi bitirdin, daha büyük bir işe koş. Yani orada durma. Durmak yok. Böyle biraz durmak yok deyince hemen aklınıza siyaset geliyor. Onlar da bu Ayet-i Kerime'den ilham alıyorlar. Diyorlar ki yok, sen çalışacaksın, koşturacaksın ve Rabbinden isteyeceksin. Eee, sen hasta değilsin. O hasta inliyor. Nesi var? Iıhı, ıhı, öksürüyor. Sen bir öksürürsün, iki öksürürsün. Erkekler için söylüyorum. Erkek adam hasta mı olurmuş ya? Hastaysa hastanelik olmuştur o. Ancak öyle hastadır o.
Yürü kardeşim. Ev yatma yeri değil. Ben hastayım, yat. Orası ağrıyor. Kadınlar da aynı. Her gün hasta. Ya bir adam her gün hasta bir kadınla mı evlendi? Veya bir kadın her gün hasta olan bir adamla mı evlendi? Yel esti, hasta oldu. Kuş kanadını çırptı, üşüttü. Vah zavallı vah. Vah zavallı vah. Yok böyle bir şey. Evet, ciddi ciddi söylüyorum bunu. Hasta olduğunu hatırlamayacaksın. Aklını bile getirmeyeceksin. Senin işin var. Ne? Dükkan açacaksın. Git dükkanı aç. Dükkanda öl, şehit olursun.
Merak etme. Dükkanda ölürsün, şehit olursun. İşini yaparken ölürsün, şehit olursun. Helalından çünkü sen kazanmak için uğraşıyorsun. Ben hasta oldum, bugün gelemeyeceğim ben. Yatıyorum. Ne oldu? Kırgınlık var üzerimde. Nereden çıktı kardeşim bu? Ben bazen böyle söylüyorum ya. Ben derviş olduğumdan beri bir perşembe hasta olup da derse gitmediğimi hatırlamıyorum. Ben derviş olduğumdan beri bir günlük namazımın gittiğini hatırlamıyorum. Ertesi güne namaz kaldığını hatırlamıyorum. Disiplin disiplin hastaymış da dükkanı açmayacakmış. Dığdının dığdının dığdının dığdısı ölmüş de o gün cenazedeyiz öyle dedi.
Telefon açtı bana bir usta vardı bizde. Sabahleyin aradı beni. Ben ondan önce geliyorum dükkana. Patron ben bugün gelemeyeceğim dedi. Hayırdır dedim ben cenazemiz o halde. Allah rahmet eylesin usta. Kim öldü dedim ben? Hani öyle ya kim öldü? Teyzesinin, dünürünün bilmem nesinin bilmem nesini toparlayamıyorum şimdi. Öyle yakın birinci derece, ikinci derece bir şey değil. Dedi bir tane dedi cenazeden dolayı kapalıyız diye bir yazı yaz dedi. Cama as dedi. Usta sen bak işine tamam biz hallederiz dedim. O zannediyor ki ben halledemeyeceğim. Ben dosdoğru Said Tanır Kasap Ferhan vardı önceden. Orhan onun kalfasıydı. Nerede bizim Kasap Taner? Burada mı?
Gelmedi mi? Taner'in kalfasıydı ya o. Taner onun yanında çalıştı değil mi? Onun yanında değil mi? Ha evet. Neyse. Orhan dedim. Orhan bana dedim 14 kilo köfte hazırla. Al bu soğanlar, al bu ekmek, kıymayı burada hazırla bas dedim. Tamam dedi. Ne oldu? Usta gelmedi bugün dedim. Kuru fasulye koydum ateşe. Pilavı koydum ondan sonra. Kendim yaptım ben şimdi tezgahı sıraladım. Ondan erken koydum ben bir de. Şimdi gelen kuru fasulye pilav, köfte satıyoruz. Ben tabii kuru fasulyenin içerisine biraz daha kuyruk yağı koydum. Tereyağı, zeytinyağı, kuyruk yağı karıştırdım. Burasını böyle gizli söyleyeyim. Meyhane kuru fasulyesi bu. Bunu normal vatandaş yiymez.
Ağzının tadını bilmez çünkü. Meyhanede gece 12'den sonra kuru fasulye çıkarır adam. Adamın karnı acıkır 12'den sonra çünkü. 12'den sonra bir kuru fasulye pilav yer veya çorba yer. O kuru fasulyenin içerisinde kuyruk yağı da vardır. Kuyruk yağı, tereyağı, zeytinyağı. Üçünü karıştırırsın. Bunu kaynatırsın. Şimdi evlerde kimse yapmaz bunu. Bunu üçünü mesela bir kilo tereyağı, bir kilo kuyruk yağı, bir kilo zeytinyağı. Zeytinyağı, kaynatırsın onu. Önce kavurursun kuyruk yağını. Onun kavurduğunu dışarı alırsın. Sonra üçünü bir harmanlarsın. Kavururken içerisine bütün soğanla bütün elma atarsın. Kuyruk yağının kokusunu ve ağırlığını o alır.
Kadınlar bunu bilmez. Hele gençlerin hiçbirisi bilmez bunu. Sonra onu yemeklere birer kaşık, ikişer kaşık çorbalara atarsın. Komple yemeğe atarsan yeni nesile ağır gelir bu. Ama eskiler bunu afiyetle yer. Ben şimdi kuru fasulyeyi böyle yaptım. Koydum tezgaha şimdi. Ben bunu ustaya söylüyorum. Bana diyor ki, Bursalılar bilmez bunu usta diyor. Bunu yemezler Bursalılar diyor. Ben o gün yaptım bunu. Bütün herkes diyor ki, ya bu çok güzel olmuş. Ben içimden diyorum ki tamam, tabii güzel oldu. Oldu. Ertesi gün ustaya dayattım. Gittim kuyruk yağını çektirdim. Dedim böyle yapacaksın yağı. Tenekeye de koyacaksın. Her gün yemeğe dedim bundan kuracaksın.
Tamam mı? Tamam. Şimdi gelen ustanın moralini bozuyor bir de. Dün ne kuru fasulyeyi yedik ya. Çalış. Eğer ustanın sözüne baksaydım dükkanı kapatacak mıydım? Evet yok kapanmaz dükkan. Sen dükkanını aç. Erkenden işine başla. Şimdi ben ustadan geç gelseydim işe. O adam arayacaktı dükkanı kimse yok. Gelmeyecekti. Sen ne bilecektin? Usta gelmedi. Yemek, yemek de hazır değil. Mecbur oraya kağıdı yazacaktım. Bugün kapalıyız diye. Olmaz. Çalışacaksın, gayret edeceksin. Allah'tan isteyeceksin. Allah'tan isteyeceksin. Ve burası çok önemli bakın. İki tane ayeti kerime size. Sırh. İki ayeti kerime. Birincisi ne?
Birincisi çalış. Çalış. Senin önünde çalıştığın vardır. İnsan olarak önünde ancak çalıştığı vardır. Bitti. İnsan diyor bakın. Mümin münafık ayırt etmiyor. İnsan ancak önünde çalıştığı vardır. Ve çalıştığının karşılığı mutlaka verilir. Allah söylüyor kardeşim bunu. Senin çalıştığının karşılığı verilir. Allah söylüyor bunu. Ahmet, Mehmet söylemiyor. İkincisi ne? Sır ayeti kerime. İkincisi ne? Bir işi bitirdiğinde daha büyüğüne giriş. Bir işi bitirdiğinde hatta şöyle de yorumlanabilir. Daha yorucu olana giriş. Daha yorucu olana.
Yorul. Yorul, yorul. Yorulman lazım senin. Evet, pert olman lazım senin. Ama kafanı yor. Ama bedenini yor. İnsanların hepsi de yorgun olmadığından, bir işi bitirdiğinde diğer işe başlamadığından sarıyorlar psikolojik rahatsız insanlar. Aylak aylak geziyor, dolaşıyor ortalıkta. Ona göre iş yok. Git diyorum birinin yanına gir. De ki ben para pulu istemiyorum. Ben burada çalışmak istiyorum. Anlamıyor. Sen çalışma disiplinini kaybetme. Git bir yerde çalış. İstersen para alma ya. Çalış orada. Çalışmak büyük fazilet çünkü. Çalışmak büyük fazilet.
Bütün dergaha söylüyorum. Evlerinizi zikullaha açın. Çalış ya. Senin çavuşluk istiyorsan herkes çavuş olsun. Sen çalış, topla milleti. Üç kişi topla, beş kişi topla, on kişi topla. Bir gör dünya kaç köşe. Çalış. Senin dergahta önünde duran mı var? Çalışma diyen mi var? Önünü kesen mi var? Yok. Çalış. Sen sema eğitimi yapma diyen mi var? Ondan sonra ne var? İşte program var. Ben de çıkmak istiyorum. Kolun düşük. Kolun yerlerde. Çarkın bozuk. Dosdoğru çivi yapamıyorsun. Tenin ureni düzeltemiyorsun.
Ağzı burnu gitmiş tenin urenin. Bir şeyin simgesisin sen. Bu yolun simgesisin. Bu yolun aynasısın. Bu yolun orta yerde duranısın. Senin tenin uren bembeyaz olacak. Düp düzgün olacak. Ütüsü düzgün olacak. Ağzı, yüzü, burnu düzgün olacak. Dağınık olmayacak. Sema ederken tenin urenin bir tarafı bir tarafa gitmeyecek. Bir tarafı bir tarafa gitmeyecek. Kolun düşmeyecek senin. Kolun düşmeyecek. Çalışacaksın. Gayret edeceksin. Mücadele edeceksin. Çıktığın zaman sana bakanın aklına Allah gelecek. Sen öyle semada öyle çark vuracaksın. Allah dediğinde bütün salon Allah nidasıyla duracaksın. kalbinden Allah sesini duyacak o.
Sen öyle çalış. Sen öyle sema et. Sen neysin? Zeybek'sin. Öyle zeybek oyna. O zeybeği oynayan başını saklasın senden. Desin ki yok böyle bir zeybek oynamak ya. Yunan seni seyrettin de geliyor bunlar desin. Bunları biz uyutuyduk. Ne zaman uyandı bunlar desin. Bunlar bizi denize döktü. Bunlar bize nefes aldırmadılar. Ege'de desin. Evet. Kuvva yoktu o zaman Ege'de daha. Nerede? Yoktu. Hiç kimse yoktu. O efeler durdurdu onları. Yoksa milletin ne namusu kalırdı ne şerefi. O efeler insanların namuslarını şereflerini korudu. Evet.
Sen öyle zeybek oyna. Dosta güven versin. Düşmana kığır versin. Böyle geriye kaykıldığında de ki Yunan palikaryası karşındaymış gibi dur. Hayalen diz vururken onun bağrına vuruyormuş gibi vur. Evet. Merak etme. Atina'dan sesi duyulur onun. Atina'dan sesi duyulur. Durmaz. Londra'dan sesi gelir onun. Sen öyle zeybek vur. Milli olarak vur zeybeği sen. Biz konservatuvar değiliz. Biz kültür bakanlığı dans ekibi de değiliz. Biz harbi harbi semazeniz, sema ederiz. Biz semanın ruhuyuz. Biz zeybekliğin ruhuyuz.
Efel'in ruhuyuz. Biz kültür bakanlığının maaşlı elemanı değiliz. Bizim işimiz manadır. Bizim işimiz milliliktir. Biz o işimizi dahi düp düzgün yaparız. Biz o şuurla, o aşkla yaparız. Seva mı ediyoruz? Evet. Hani Allah'ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allah hatıra gelir. Bu sadece veliliğe ait değildir bu. Kim o yoldaysa, akla Allah hatıra gelir. Sen bir velinin peşine düştüysen, onun elinden tuttuysan, sen de bir veli adayısın. Sen de bir veli adayısın. O velinin elbisesi senin üzerinde.
Yürürken, otururken, kalkarken, giderken, yerken, içerken o velilik elbisesi senin üzerinde. Sen farkında değilsin, gaflettesin. Sen o elbise, ders aldın mı aldın? Sen o elbiseye büründün. Dosdoğru davran. Dosdoğru yürü yolda. Hareketlerin dosdoğru olsun. Sufilik, cımbıldaklık kaldırmaz. Efelik, cımbıldaklık kaldırmaz. Dosdoğru, ip gibi yürürsün. Öyle takar alan, tukar alan olmaz dervişlik. Efelik de olmaz. Sen dosdoğru yürüyeceksin. Sana baktığında, sen efelik kıyafetini giydiğinde, herkes tırsacak. Öyle heybetle yürüyeceksin. Öyle heybetle yürüyeceksin. Bastığın zaman düğün salonu titreyecek.
Düğün salonunun sahibi diyecek ki, ya bir daha biz bunları çıkarmayalım, salon yıkılacaktı, neredeyse diyecek ki. Evet. Öyle yürüyecek. Sema, öyle yapacak. Böyle, baksana bana, baksana bana yapmayacak sema. Sema yapacak. Her yalvarışı Allah'a. Ne tarafa dönersem döneyim. Senin cemalindeyim. Senin nurundayım diyecek. O nuru görecek. O nurun içerisinde sema ettiğini görecek. Ondan sonra cemalle cemalleşecek. Semada cemalleşecek. Hakiki semayı yakalayacak. Bir işi bıraktığında, daha büyüğüne koşacak.
Bu zikullah'tan, nereye geldiysen, daha büyüğüne koşacaksın. Bir çıt öteye koşacaksın. Allah esmasındaydın, hu esmasına varacaksın. Hu esmasındaydın, hay esmasına geleceksin. Disiplin et kendini, çalış. Çalış. Her yönde çalış. Ve Allah'tan iste. En önemlisi bu. İyyâken abdû ve iyâken estâih. Oncak ona ibad eder, ancak ondan isteriz. Allah bizi onlardan eylesin. Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma. Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet seni sırdaş eder. O zaman sen bu sufilik yolunda çalış. Sen Allah yolunda çalış canım kardeşim.
Sen o bizim namazımız kılındı diyen sapkınlardan olma. Bizim orucumuz tutuldu diyen sapkınlardan olma. Biz kemale erdik, ibadet bizden sakıt oldu diyen sapkınlardan olma. Yeni derviş olduğum zaman duyduğum sözler bunlar. Bayındır'daki İzmir'deki melamilerden duyduğum sözler. Biz bu meslekte 23 seneyi doldurduk. 23 seneyi doldurunca ibadetten düştü arkadaş. Ezan okunuyor, oturuyorlar çamın dibinde. Hadi seni çağırıyorlar. Ben namaza giderken bir de benimle öyle alay etti birisi. Hadi dedi seni çağırıyor, çabuk ol. Benim yeni derviş olduğumu biliyor. Böyle baktım. Dedim şimdi namaz var, şeytan senin önüne girmesin. Git namazını kıl.
Namazı kıldım, geldim. Sen ne demek istedin bana dedim. Hani sen kemale ermedin, biz kemale erdik. Hani sen git, tak tuttum kolundan. Kemale erdin öyle mi dedim ben. Bu durdu. Hazreti Peygamber'i bana tarif et dedim. Kemal ermiş inya dedim. Yum gözünü şimdi bana tarif et dedim. Kemal ermiş inya dedim. Namazda ben dedim, namazı kıldım da Allah'a ekber dedim de benim önümde imam kimdi söyle bana dedim. Bu böyle kaldı şimdi. Kemale ermiş inya dedim. Ben dedim sünneti seneye namazını kılarken, sünneti kılarken benim yanımda kim namaz kılıyordu? Söyle bana şimdi dedim. Böyle açıktan söylüyorum. Gençlikte var ya, bu sustu şimdi.
Siz kemale ermişsiniz. Evet dedim, çok affedersiniz. Siz dedim necaset kemaline ermişsiniz. Sizin içiniz dışınız necaset olmuş. Sapıksınız, sapkınsınız, dinsizsiniz, imansızsınız, kafirsiniz siz dedim. Bu böyle kaldı. Dedim siz böyle söylemekle insanları dinden soğutuyorsunuz dedim. Gençleri dinden soğutuyorsunuz. Bir genç şimdi dedim namaza gidecek. Ona diyeceksin ki, hadi seni çağırıyorlar git. Tak yakasından toparladım bunu. Sen kimsin lan benimle alay edecek dedim. Ben seninle alay etmedim. Mustafa Efendi ben öyle demek istemedim. Ben sarsıyorum şimdi bunu böyle. Sen kimle alay ettin o zaman? Namazla alay ettin. Kafirsin lan dedim. Senin canını almak vacip oldu şimdi dedim.
Bembeyaz oldu bu. Ben dedim Allah'a vuslat olan canını alacağım diye ne dedim. Bembeyaz olmaz. Al canımı der dedim. Senin neren melami? Sapıksın sen dedim. Sapık. İnsanları böyle dinden imandan soğutuyorlar. Neymiş de? Arkadaşın namazı kılınmış. Neymiş de? Onlar kemalermiş. 23 yıl dervişlik yapmışlar. Bu yolda durmuşlar. Hazreti Peygamber 23 yıl ya. Peygamberli. O 23 yılı tamamladı Kemallerdi. Sapık bunlar. Melamilik sapık değil. Türkiye'deki melamiler sapık. Sebataycılar var içinde. Biz sebataycıyız demiyorlar. Biz melamiyiz diyorlar. Sebataycısınız siz. Melami değilsiniz. Gerçek melami herkesten fazla namazına, orucuna, dinine, haramına, helalına dikkat eder.
Gerçek melami kendince nafilesini saklar. Ben şuna şu kadar hayır yaptım. Ben buraya bu kadar para gönderdim. Ben filanca açtı, doyurdum demez gerçek melami. Demez. Hayrını saklar. Hayrını saklar. Gerçek melami. Zikrullah onun kalbinde, gönlünde, ruhunda, sırrında oturmuştur. Melami odur. Namaz kılmayan melami değildir. Zındınta tekidir. Oruç tutmayan melami değildir. Zındınta kendisidir. Ayet-i Kerime sabit. Ayet-i Kerime diyor ki, sana yakin gelinceye kadar Rabbine ibadet et. Yakin gelinceye kadar. Bunlar bu yakini, ha ben Allah'ta vuslat oldum, yakinliğe eriştim, ibadet bizden sakıt oldu. Öyle yorumluyor.
Zındık bunlar. Zındık. Hazreti Mevlana diyor ki, boş durma. Bu yolda tırmalan. Bu yolda çalış, gayret et. Son nefeste dahi diyor. Son nefeste dahi. Ola ki sana inayet edilir. Sana rahmet edilir. Sana bereket edilir. Sen kendince şöyle düşünme. Ben 10 yıldan beri dervişim, hiçbir rüya görmedim. Ben çekeyim gideyim ya. Ben 20 yıldır dervişim. Herkes hal görüyor. Ben bir hal görmedim. Demek ki ben bırakayım. Hani var ya yine Mesnevi'de bir hikaye. Hani gece namazı kıldın, gündüz namazı kıldın. Sen bir türlü bir şeye ulaşamadın. Şeytan vesvese veriyor ya. O da bırakıyor her şeye. Ertesi gün gaybden bir ses geliyor.
Diyor ki, gece namazı sana kıldıran kimdi? Beş vakit namazı kıldıran kimdi? Onu unutuyor insanoğlu. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir diyor ki, son nefeste dahi sana inayet edilir. Yani sen nefeste cennetteki makamını görürsün. Son nefeste Cenab-ı Hakk'ın cemalini görürsün. Sen kendi kendine, şeytanın vesvesesine düşme. Çalış, gayret et, tırmala, mücadele et. Mücahede edenlere yollarımızı açarız. Öyle tembel tembel oturmakla sana yol açılmaz. Öyle bir dersi çekeceksin, o dersi de böyle hele hele çekeyim mi çekmeyeyim mi? Yarın da çekerim ya. Ha işte ertesi günü de şey. Öyle olmaz, yok. Disiplinli mücadele edeceksin, gayret edeceksin.
Allah muhafaza eylesin. Ve Müslüman olarak can vermek için gayret edeceksin canım kardeşim. Cenab-ı Hakk'ın emri öyle çünkü. Müslüman olarak can ver. O zaman son nefese kadar gayretini devam ettireceksin. Allah bizi onlardan eylesin. Padişahın kulağı, gözü penceredir. Erkeğin canı olsun, kadının canı olsun, bir can neye çalışırsa onu duyar ve görür. Hucurat ayet 18. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. O zaman kadın olsun erkek olsun. Seni Allah görür. Seni Allah gözetir. Gözetmek ne? Korumak. Görür ne? Senin her haline vakıftır. Senin her şeyini bilir. Erkek ol, kadın ol. O Cenab-ı Hak işitir, görür, duyar, bilir. Kudret ve kuvvet onun elinde. Yani sen bir şey yaptığında Allah görmeyecek diye düşünme.
Yaptığın iyiliği de görür, yaptığın kötülüğü de görür. Yaptığın hayrı da görür, yaptığın şerri de görür. İşlediğin ibadeti de görür, işlediğin günahı da görür. O görür. Günah işledin, tövbe et. Hayır işledin, Allah'a hamd et. Yanlışlık yaptın, tövbe et kardeş. Tövbe kapısı açık. İyilik yaptın, Allah'a hamd et ya Rabbi. Bu iyiliği bana bahşettin de. Ama gayret et. Ama çalış. Tembellik yok. Allah bizi kendi yolunda çalışan, gayret edenlerden eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi kendisinin razı olacağı hallerle hallendirsin. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında da helal olsun inşallah. Biraz geciktik.
Tekrar hepinizden de özür diliyorum. Allah razı olsun. 1825. Beyt'ten gideceğiz. Konu başta şu. Tacir'in ölü Dudu'yu kafesten dışarı atması ve Dudu'nun uçması. Allah izin verirse, Canab-ı Hak sağlık, afiyet verirse önümüzdeki hafta inşallah buradan devam edeceğiz. Bunu tekrar bir daha altını çizeyim. Bizim mesnevi sohbetlerimiz kendimize münhasır. Tekrar tekrar söylemek zorunda kalıyorum bunu. Herhangi bir yerden böyle şey yok, alıntı yok. Yanlış yapabiliriz, eksik olabilir. Olabilir bizim. Bu konuda bir iddia sahibi değiliz. Bazen böyle işte şey atıyorlar bana, mail atıyorlar. İşte şuraya göre şerh etmediniz, buraya göre şerh etmediniz diye. Ben defalarca söylüyorum biz herhangi bir şerhten kolay kolay faydalanmıyorum.
Kendi anlayışıma göre gitmeye çalışıyorum diye. Allah bizi küstahlıktan da muhafaza eylesin. Ben alnımın terini yemeyi seviyorum. Kes kopyala yapıştırmayı çok hoşuma gitmiyor. Muhakkak her şeyi biliyoruz diye bir kaydı yok. Bazen işte kim ne demiş diye baktığımız zamanlar doluyor. Öyle baktığımızda ben çok olumlu etkilenmiyorum. O yüzden bakmamaya gayret ediyorum. Kendimce ne anladıysam, hem aklıma hem kalbime ne geldiyse o cihetten bakıyorum. Öyle takip ettiğim herhangi bir mesnevi şarihi yok. Bunu böyle belirtmek zorunda kalıyorum. O yüzden bu benim kendi sufi tecrübelerim, dini tecrübelerim, hayat tecrübelerim. Hepsini böyle bir paçal edip çorba ediyoruz belki de.
Cahil cesaretli olurmuş. Bizimki de o hesap. Öyle gidiyoruz. O yüzden kimseye de bir düşmanlığımız, bir sıkıntımız yok. Allah kim Kur'an ve sünnet yolunda çalışıyorsa Allah ondan razı olsun. Kim Kur'an ve sünnet yolunda bir nefes oluyorsa Allah onlardan da razı olsun. Kim Kur'an ve sünnet yoluna zarar veriyorsa hidayeti mümkünse Cenab-ı Hak hidayet eylesin. Hidayet olmayacaklarsa Allah onları kahri perişan eylesin. Bu kadar. El Fatiha'ma selavat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.