mustafaozbag.org

Mesnevi Okuması (1795.Beyit) 09.12.2023

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 9 Aralık 2023 · 21:31

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennâhû, La ilâhâ, velhamdillâhi rabbil âlemîn. Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hakkı hakça yaşayanlardan, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Ya Rabbim cümle Siyonistleri, Masonları, Lyonsları, Lyonistleri, katil İsrail'i dağıtsın, onların destekçilerini dağıtsın, onların cümle cümlesini batırsın, İslam dünyasını yücelsin, İslam dünyasını bir ve beraber eylesin, bizleri ve İslam dünyasını Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışıp yaşayanlardan eylesin. Haklarınızı helal edin, bizden yana da helal olsun inşallah.
Bugün bir kızcağız bir soru gibi yazmış, diyor ne zaman matematik çalışmaya çalışsan diyor, kalksan diyor, hemen diyor tevhid çekip salavat-ı şerife çekesim geliyor diyor, matematik çalışasım gelmiyor diyor. Şimdi matematik çalışmak nefse ağır gelince, o kendini tevhid ve salavat-ı şerife çekmeye yönlendiriyor. Dedim ona, dedim aynı şey bende de var. Bu ara dedim, ondan sonra beyitlerden dedim, yazıyor mu beyit dedim, önümde duruyor. Bunu şimdi nasıl anlatayım, nasıl dile dökeyim deyince dedim, öyle dedim geçiyor zaman dedim. O yüzden şimdi bu ara ayaklarımız geri geri gidiyor sohbetten önce. Bir bunu yazması var, bir de anlatması var ya, normalde şimdi bunlar tel yakan beyitler benim tabirimle.
Allah muhafaza eylesin, böyle bir şeyi tabii insanın yaşamış olduğu, görmüş olduğu hali dile dökmesi zor. Bizim çünkü edebiyatımız o kadar geniş değil, kelime dağarcığımız o kadar geniş değil. E tabii buna bir de sufi kelime dağarcığı lazım. Böyle olunca, Allah beni affetsin, neyi nasıl konuşuruz derdine düşüyoruz. Rabbi muhafaza eylesin inşallah. Şimdi aşıklık, ilahi aşk bir insanın üzerinde tecelli edince, bunda bütün hemfikirdir herkes. Onlardan çıkan kelamdan o insanlar sorumlu olmazlar. Ama gerçekten aşk vurduysa ona, o kendisinden sudur eden o kelamdan mesul sayılmaz. Bunları normalde bir kimse o halde olmadığı halde bunları terennüm etmesi doğru değil.
Hani bu şuna benzer, kul mizana çıkarıldı, mizana çıkarıldığında Cenab-ı Hak kulunun kulağına eğildi. Dedi ki sen bu günahları, bunları, bunları, bunları, … işledin. Kul üzüldü, üzüldü, üzüldü. Allah bir daha onun kulağına bir daha eğildi. Dedi ki bunların hepsini de affettim. Kul derin bir nefes aldı, bir soluklandı, bir böyle sevindi, hoşuna gitti. Sonra Allah kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki onların hepsini de hayra çevirdim. Kul öyle sevindi, öyle sevindi ki, dedi ki ben ne güzel Rabb'mişim, sen de ne güzel bir kulmuşsun. Şimdi bir kuldan beklenmeyecek kelam, ben ne güzel Rabb'mişim, sen de ne güzel bir kulmuşsun. Bu diyor Allah'ın hoşuna gitti, Allah tebessüm etti buna.
Şimdi aşıkların hali de bu haldir. Bu konuda aşk ona vurunca, o esnada ağzından çıkan o kelimelerden kendince sorumlu olmaz. Neden? Çünkü ilahi aşk noktasında ayık değildir. Ayık olmayınca, o kimsenin normalde söylediklerinden onu sorumlu tutmamız mümkün değil. Hz. Mevlana'da ama mesnevisini yazdırırken veyahut da kendi dilinden terünnüm edilirken veya Divan-ı Kebir kendi dilinden terünnüm edilirken, yani söylenirken sorumlu değil.
Sebep aşk vurmuş çünkü. Aşk vurunca o kimsenin dilinden dökülen kendisine ait olmaz. İşte bu hani bir hikayemiz vardı, hikayeyi unuttunuz bile öyle değil mi? Hani Dudu Kuşu'nun hikayesi vardı. Bakın Dudu Kuşu'nun hikayesi kaldı. Araya o kadar çok meseleler, sufilik yolunun, tasavvuf yolunun önce öyle ince meseleleri geldi.
Biz Dudu Kuşu, Dudu'yu unuttuk. Hz. Pir'in böyle bir hali var. Ama sonradan tekrar Dudu Kuşu'na dönüyor mu? Ondan sonra tekrar dönüyor. Bu da onun gibi bir şey. O yüzden normalde araya bir sürü ilahi nefesler çıktı. İşte o ilahi nefeslerden birisi yine. Ey güzel yüzlü, güzel yüzünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı şerh et. Onu anlat. Bu yine işte dediğimiz gibi böyle sözlerden birisi. Şimdi ey güzel yüzlü diye seslendiği Allah Celle Celaluhu. O yüzden öyle olunca en güzel isimler Allah'ındır. Araf 180 ve Allah'a bu isimlerle dua edin. Onun isimleri değiştirenleri de terk edin.
Demek ki en güzel isimler neymiş? Allah'ınmış. Ve o isimlerle dua edilirmiş. Ve onun isimlerini değiştirenleri de terk edin diyor. O zaman normalde demek ki Allah'ın isimleri belli. Hani nasıl belli? İşte malum Tirmizi'nin naklettiği hadis-i şerifte 99 tane ism-i şerîfi var. İmam-ı Şafi ben bin bir tane ismi şerifini tespit ettim diyor. Bunun gibi. Demek ki Allah'ın isimleri var. Bunun dışında Allah'a başka bir isim takıyorsa bir kimse siz onları da terk edin diyor. Hani bir asıl baba diyor ya Hristiyanlar. Demek ki Allah'ın ismini değiştirdiğinden dolayı onlar terk edilecek. Bunun gibi. Veyahut da işte Allah'ın Allah olduğu kelime olarak anlaşılmış.
Kur'an-ı Kerim'de bu. Hani birileri de Tanrı demek için iddia ediyor ya işte. Yani Tanrı da o manaya gelir. Yok canım kardeşim o manaya gelmez. Allah diyeceksin. Onları da terk edin diyor. Demek ki o zaman en güzel isimler kimin? Allah'ın. Ve yine İsrail 110. Sen o müşrikleri şöyle de. İster Allah deyin ister Rahman deyin. Nasıl çağırırsanız çağırın isimlerin en güzeli onundur. Yine hadis-i şerif. Hayrı, iyiliği, güzel yüzlü olanların yanında arayın. Hayrı ve iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayın. Bir hadis-i şerif daha. Buhar'da geçiyor bu. Şimdiki de Beyhaki'de. İyiliği güzel yüzlülerden talep edin. Demek ki iyilik talep edecekse o da güzel yüzlülerden olacak.
E şimdi Hazreti Pir de diyor ki ey güzel yüzlü, güzel yüzünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı şerh et, anlam. E güzel yüzlü deyince onun zekatını ver. Yüzünün zekatını ver. Güzel yüzünün zekatını ver. E şimdi kim zekat verir? İslam fıkhına göre nisap miktarı kadar mala ve paraya sahip olan bir kimse onun kırkta birini zekat olarak verir. Güzel yüzünün zekatını ver. O zaman buradan güzel yüzden benim anladığım Cenab-ı Hakk'ın cemali. Güzel yüz deyince Allah'ın cemali. Yani cemali sonsuzsa onun nisap miktarını mümkün değil hesaplamamız. Kaldı ki bir de cemal ism-i şerîfi bizde sadece yüz gibi algılanıyor.
Aslında cemal ism-i şerîfi Cenab-ı Hakk'ın bütün lütuf ve rızasını gösteren sıfatların cemidir. Bunun altını tekrar çiziyorum. Cenab-ı Hakk'ın cemal ismi şerifinin altında ne kadar Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve razılık sıfatları varsa hepsi de o sıfatının altında toplanır. Cemal ism-i şerîfi de Rahman ismi şerifinin altındadır. Rahman ism-i şerîfi de Allah ismi şerifinin altındadır. Bunlar ayrı ayrı cem makamlarıdır. Şimdi böyle olunca güzel yüzden murat, güzel yüzden murat, murat Allah'ın cemalidir. Ve geçen hafta da Allah'ın cemaliyetiyle alakalı uzunca bir sohbet etmiştim zaten ne manaya geldiğini.
O zaman Hazreti Pir diyor ki işte o cemal makamının bize inceliklerini öğret. Onun tecelliyatını bizim gönlümüze ver. Bu cemalde, cemalullahta vuslat olmayan bir kimsenin anlayabileceği bir şey değil. Hazreti Pir öyle sözler söylemiş, o sözlere karşılıkta karşılık olarak değil anlaşılması için bunu normalde bir yere bağlayarak anlaşılması zor olan bir mesele.
Bunu akli olarak da, akli olarak da yorumlamamız da zor bir mesele. Çünkü Cenab-ı Hak'ın cemal sıfatında o sıfata, o tecelliyata ram olmuş, orada fena olmuş bir kimsenin onu dile dökmesi kadar zor bir mesele yok. Belki de benim için zor, Allah bizi affetsin. O yüzden biz de beytle işin içerisine girelim. Sevgilim, cemalinin zekatını ver de yine güneş gibi cemalini göster. Cemalini örtüp gizleme, şenliğe benzeyen cemalini göster. Aşıklar sana vefa göstererek canlarını kurban etsinler. Cemalin her göze güneş kesesin.
Güzel yüzler o güzellikten de daha güzel bir hale gelsin. Cemalinin zekatı olsun. Gözümün bebeği sevgilinin cemalinin letafetinden yüzünde kendi aksini gördü. Onda cem olup kendini hiç gördü. Cemalinin renginden gönlüm kendinden geçti. Neye? Rebaba, hacet yok. Cemalini göster de cemalinin ateşi. Beni semaya çıkarsın. Haydi gel canım cemalini gözleme de. Yine gel gönlüm ayrılığın derdinden feryat etme de. Yine gel ey aziz ve güzel sevgili. Cemalin olmadıkça bu perişan aşığın gözlerinden yaşlar akmada her bakışta o sevgilinin cemalini görsün.
Görürse içinde şüphe kalmasın. Nazar sahibi olduğunu bilsin. Hazreti Pirden fettan gözünün ucuyla ve nazla bir baktı da gönlüme yeni bir dağ uğurdu. O sevgili kirpık kırarak, kırparak, göz süzerek, karşımda naz ve göz ucu ile gönlümü gıcıklayarak baksın.
Onun bu bakışı gönlümün üzerine taze bir yara daha açsın. Yine cilvelenmeye başlasın. Yine naza girişsin. Sevgili nazlanırsa, ah ben niyaz ederim. Ey nazlı güzellik servisi. Ne güzel naz ederek tecelli ediyorsun. Aşıklar her an senin bir nazına karşı binlerce dua etmede. Güzel cemalin kutlu olsun.
Naz elbi seni ezelden kendine giydirmişsin. Yine Hazreti Pirden, Kanımı bile dökse ona helal ettim. Helal sözünü söyledikçe o kaçmaktaydı. Seni ilk gördüğüm anda kanım vebalim helal demiştim. Kan diyetimi sevgiliden istemem, sevgiliden öç almaya kalkışmam demiştim. O nazlı sevgili kanımı an bir an dökse de garip Mustafa, hoşgör, şikayet yok.
Hatta ana sütü gibi helal et, geç. Gönlüm kan denizi olsa da helal ettim. Gönlüm kanlara bulansa da. Dudağıma kürdan koydum. Kan kesilmiş gönlümün acısını kimseye söylemedim. Akan kanıma parmak bas da alnına sür. Ey sevgili cümle alem de senin kurbanın olduğumu anlasın. Garip Mustafa aşkının şahidi olsun yaşayan öyle oldu.
Mezarıma bir uğra. Kanım sana helaldir. Yine Hazreti Pir'den. Madem ki topraktakilerin feryadından kaçmaktasın, kederlilerin yüreğine niye gam saçarsın? Allah'a aşıklarının bedenleri toprağa mensupturlar. Aşıkların feryadından uzaklara gitme. Aşkın gamdan başka ne hüneri var. Ne zamana kadar gamımdan ciğerimin kanını içip duracaksın? Gözyaşlarımla isteğimin namesini yazdım. Gel, gel ki sensiz gamdan ölmek üzereyim dedikçe sen uzaklara kaçtın. Bunu ne zamana kadar? Dedin ki bana bu yolda öyle bir yolcu gerek ki iki halimi ateşe versin, yaksın, yandırsın. Bu yola faydasız, ham ve gamsız kişi yakışmaz dedin.
Hem de feryadından fersah fersah uzak durursun. Gel, gel de feryadımı, acımı, gamımı unutturan ilacımı dudağıma sun. Hazreti Pirden Her sabah doğudan parlayınca seni doğu pınarı güneş gibi coşmakta, zuhur etmekte buldu. Nasıl her sabah güneş doğan ve ortalığı aydınlatır, ısıtırsa, güneş ve tüm varlıklar seni bulur ve ancak senden nur alır. Güneş doğmayı da, coşmayı da senden alır. Her an senin derdinden, gamından gönlümün kanı coşmakta. Gel de gözümün ve gönlümün coşkunluğu artsın, sevinsin, kendinden geçsin. Bu akşamlık bu kadar. Ben bu beytlerin içerisinden böyle çıktım.
Siz nasıl çıkarsınız bilmiyorum. 1800. beytten devam edeceğiz önümüzdeki hafta. Ey şeker dudaklarına paha biçilmeyen güzel. Divanene ne bahaneler buluyorsun? Sen benim feryadımdan uzaklara gittikçe, bu divana aşıktan hep bir bahane buluyorsun. Bu bahaneleri benim önüme ardı ardı mı sıralıyorsun? Ve diyorsun ki bir nefes sonra, bir nefes sonra, bir nefes sonra.
Nereye kadar bir nefes sonra deyip de bu divane aşığını aldatıp duracaksın. Aldatmak sana yakışır mı? Sen nasıl kandırıkçı bir sevgilisin ki? Hep bahade, hep bahade, hep bahade diyorsun. Yani sonra diyorsun. Ne zaman bu sonraların sonu gelecek? Ne zaman bu sonraların sonuna gelip sen katına alacaksın? Yine eski günlerdeki gibi senin katında gül dermiye, gül koklamaya ne zaman alıp götüreceksin?
Diyelim. Bu geceyi kapatalım. Evet. Yarın saat 14'te bayanların Şebaruz programı var burada. Bütün bayan kardeşler davetlidir. Böylece Şebaruz programlarımız başladı inşallah. Bu pazarda değil, bir dahaki pazarda Bursa'da yapacağız. Ondan sonraki pazarda Gelibolu'da yapacağız. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. Cenab-ı Hak cümlemize affı mağfiret eylesin inşallah. El Fatiha'ma salatı. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi