Bizleri ve Ümmet-i Muhammed'i Hakk-ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk-ı Hak bilip, Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim Siyonistleri, İsrail'i, Masonları yerle yeksan eylesin. Onları destekleyenleri de yerle yeksan eylesin. Cenab-ı Hak İslam düşmanları yerle yeksan eylesin. Müslümanları zulmedenleri de Cenab-ı Hak yerle yeksan eylesin. Her nerede bir Müslümana zulmediliyorsa Allah intikamını alsın. Evet kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama önce şunu söyleyeyim. Osmanlı'da hava lodos olunca mahkemelere ara veriyorlarmış. Lodos esince insanların işte fazla duygusal olur.
ondan sonra alınganı olur, verdikleri karar normalden çıkar diye. O yüzden Osmanlı böyle bir uygulama başlatmış kendi zamanında. Malum birkaç haftadır lodos iyi. O yüzden söylediklerimden sorunlu değilim. Ya bu böyle nereden konuştu, oradan mı konuştu, buradan mı konuştu? Baştan söyleyeyim hani deniz kenarında Karadeniz'de bir alim, bir risale yazmış, İstanbul'a göndermiş. Ondan sonra Şehr-i İslam'a demiş götür, çok kale almayacak. Ona de ki demiş, ömründe hiç balık yemedi. Neyse talebesi götürmüş Şehr-i İslam'a, Risale'yi.
Demiş ki ya Karadenizliler demiş, yani çok balık yar. O yüzden hani sıkıntılıdır. Hemen cevap vermiş talebe. Demiş efendim, üstadımız dedi ki söyle. Böyle söylediğinde hiç balık yemedi dedi de. Böyle bir latife var. Bizimki de onun gibi. O yüzden biraz gündüz sohbeti, biraz şimdi söylediklerimizden sorunlu değiliz. O yüzden dileyen doğru kabul eder, dilemeyen doğru kabul etmez.
Gider, inceler, bakar, eder. Daha doğrusu bugüne kadar söylediklerimizin hiçbirisinden sorunlu değiliz. Güzel bir şey bu. Hani İmam Gazali o kadar kitap yazmış, yazmış, yazmış, yazmış. Bir sürü Risaleler yazmış. Sonra iki yıl Emevi Camesi'nde kendisini minarenin içerisinde inzivaya çekilmiş. Tasavvufla, sufilikle tanışmış. Sufilikle tanışınca inzivası var iki yıl. İki yıl inziva ediyor. Çıktıktan sonra diyor ki, bugüne kadar yazdıklarımın hepsini reddettim diyor. Bugüne kadar ne yazdıysam hepsini de reddettim diyor. Hepsini atmış kenara. Bizimki de o hesap. O yüzden akıllılarla işimiz yok. Kendimiz de çok da akıllı birisi değiliz.
Evet. Tel yakan beytlere devam ediyoruz. Geçen hafta malum diyordu ki, Ben, biz, karman çorman olduydu. Kendi kendinle huzur tavlası oynamak için bu ben ve bizi vücuda getirdin. Bu suretle ben ve senler umumiyetle bir can haline gelirler. Sonunda da sevgiliye müstarak olurlar. Tabii burada en güzel, benim çok hoşuma giden şey, Kendi kendinle huzur tavlası oynamak için mi bu benler, bizler? Burası beni alıp götürdü, ben hala daha oradayım. Oradan çıkmadım daha. Kendimce tefekkür ettiklerimi, Kendimce, kendi içimde bunları düşündüklerimi Sizlere aktaramıyorum.
Cebriyeye düşersiniz diye. O yüzden ama aynı tehlikeler devam ediyor. Ben, biz, ben ve bizim, Varlıkların varlığı ve yokluğu, Hülasa, söylediklerimin hepsi vardır, vakidir. Teşbih, tenzih, hepsi de bir ardı. Ben, biz ve bizim. Ben, biz, ben ve bizim. Varlıkların varlığı, Yani bir varlık var, onun varlığı ve yokluğu. Yani varlığı ve yokluğu. Söylediklerimin hepsi vardır, vakidir. Yani ben, biz varsınız, Aynı zamanda da yoksunuz.
Ben, biz, ben, bizim. Her ne var ise, Varlık, bu konuda varlığa Bürünmüş olan nesneler, eşyalar var. Aynı zamanda da yokluğu da var. Yani yok. Bu söylediklerimin hepsi de vaki. Yani bu söylediklerimin hepsi de doğru. İşin içinden çıkabiliyorsanız çıkın. Hem varsınız, hem yoksunuz. Hem ben var, hem biz var. Hem de bizim var. Ama ben, bizim, hepsi de hem var hem yok. Tabii yine biz buradan yürüyeceğimiz yer, Geçen haftadan devam edeceğiz. Arabi ekolünden, başka bir yerden, Bunun işin içinden ben çıkmasını bilmiyorum.
O yüzden, benim çıkacağım yer, Yine işin içinden çıkabilecek olduğum yer orası. Şimdi, Ben, sen, o, Varmış gibi görünen varlıklarız biz. Varmış gibi görünen varlıklarsak, Ve, Hepimiz de geçiciyiz. Geçici olunca, Hepsi de bir şekilde yok olacak. Yani biz doğarken, Ölüme doğduk. Biz varmış gibi görüneniz, Ama aslında, Yokuz. Sonuç itibariyle, Biz yine, Yok olucularız. Sonradan, Yine, Var oluculardan olacağız. Yine ne yapacak bizi?
Varlık sahasına sürecek. Nerede? İşte, Kıyamette. Ve, Mahşerde, Yeniden ne yapacak? Varlık sahnesine, Yeniden sürecek. Şimdi, Böyle olunca, Aslında, Varmış gibi görünen şey, Bir müddet sonra, Yok olacaksa, Senin onu varmış gibi görmen, Senin hatan, Yani, Ay, Dolunaya dönecek, Ama baştan hilal, Ve baştan hilalini gördüğünde, Sen kendince diyorsun ki, Bu hilal, Ama arkası dolu onun, Sonra ne oldu?
Dolunay oldu. Dolunay sonradan, Tekrar hilale döndü. Görüş olarak baktığınızda, Hilalden dolunaya, Dolunaydan tekrar hilale indirgendi. Yani, Yokluktan varlığa büründü, Varlıktan tekrar yokluğa büründü. Teşbihte hata olmazsa, Veyahut da, Biz önceden insanlar olarak, Veyahut da, Bütün varlık olarak, Önceden yoktuk. E sonra Cenab-ı Hak bizi var etti, E sonra tekrar yok edecek bizi. Biz tekrar yok olacağız, Sonra tekrar var edecek. O zaman buradaki varlığımız, E bir hayali varlık gibi bir şey. Yani sonuç itibariyle, Biz aslında, Yokluğa koşuyoruz. Biz yokluğa koşunca, Bizim varlığımızın esamesi yok. Çünkü, Bizim için zaman, Seksen yıl, Yetmiş yıl, Bu varlık perdesinde, Var gibi görünmemiz, Elli, altmış yıl, Yetmiş yıl.
Sonuçta görünmeyeceksek, Ki görünmeyeceğiz, O zaman varlığımızın, Bir hakikati yok. Varlığımız fani, Yani geçici, Bir varlığımız, Hakikat noktasında değil. Kendince, Hakikat noktasında, Ama hakikat noktasında değil. Böyle olunca, O zaman bütün her şey, Yok olucu, Her şey, Bir taraftan, Bir tarafa gidici. Kasas, Ayet seksen sekiz, Allah ile beraber, Başka birini, İlah edinme. Ondan başka, Hiçbir ilah yoktur. Hüküm, Sadece, O'nundur. Ona döndürüleceksiniz. Şimdi, Allah, İlahımız, Rabbimiz, Başka bir şeye, Allah'tan başka, Bir şeyi, İlah edindiniz.
Herhangi bir şey, Bu at olur, Put olur, Bu ne olursa olsun, Bu insan olur, Neyi ilah edinirsen, Edin. Bakın, Neyi ilah edinirse, Edin. O, Yok olucu, Gidici, Kalıcı değil. Yani, Eski dille, Fâni. Biz bu dili, Çok, Hani aşinayız ya, Fâni dünya. Yani, Geçici bir dünya. Fâni dünya hayatı. Yani, Geçici bir dünya hayatı. O zaman, Normalde, Var gibi gördüğümüz, Nesnelerin, Var gibi gördüğümüz, Eşyalar, Geçici. Yani, Bir müddet sonra, Yok.
Ben kendimce, Kendime soruyorum, Nerede babam? Yok. Zahiren görünüyor mu? Hayır. Rüyanda görürsen, Manada görürsen, Göreceksin. Peki, O, Varlığı var mı? Elde tutuyor musun? Hayır. Ne? Bir suret görüyorsun, Rüyanda veya, Halinde. Peki, O suretin, Kendince, Varlık değerlendirmesi, Var mı? Yok. Matematiksel bir değeri var mı? Yok. Hocam, Matematiksel bir değeri var mı? Gördüğünüz rüyadaki, Nesnelerin? Yok. Hocam da zaten, Benden bir sürü, Matematik şeyler alıyor. Hocam, Sıfırları çoğalttım. Amin. Her dönemde, Sıfırlar çoğalıyor.
Bugün, Muhabbet oldu. En son, 6 sıfıra kadar mı gitti? Matematikçiler, Kaç sıfır adı? Efendim? Bir an kısa, 10 üzeri, Eksi 43 saniye. Yani, Birgülden sonra, 43 basamak, Gitmek gerekiyor. Daha doğrusu, 43 tane, Sıfır, Bölmek gerekiyor. Evet. Ben ilk, Şeye, Varoluş'a gittim bugün de, Sohbet esnasında, Dedim ki, Ona sıfır yetişmez dedim. İlk, Hani, Ruhumdan ve nurumdan, Bir şey yarattım deyince, Hani, La taayyünden, Taayyüne, Taayyünden bir şey yaratmaya, Zamanlaması yok bunun dedim. Fizikte tanımlı olan, Daha doğrusu, Evrende tanımlı olan, En küçük zaman, Saniyeli, Mesela, 43 sefer, 10'a bölmek gerekiyor.
Yani, Demek istediğim, Bir saniyeyi, 10'a bölüyoruz, Çıkan sonucu, 10'a bölüyoruz, Çıkan sonucu, 10'a bölüyoruz, Bunu 43 sefer yapıyoruz. Tanımlı olan tek zaman bu. Yani, Bunun daha altına indiğim zaman, Zaman tanımını yitiriyor, Fiziksel açıdan. Evet, Zaten zaman tanımını, Normal tanımlama açısından, Bitirmesi lazım. Evet, Yani, Zaman kesikli oluyor, Sürekli olmuyor, Ama, Sizin dilinizi, Tanımlayamıyorlar. Duymadım daha doğrusu. Evet. Çünkü orada, Hani, Varlığın üzerindeki, Zaman tanımlaması, Cenab-ı Hakk'ın, Yaratıma da, Hani, İlk bir şey yarattım, Dediğinde, Bu zaman tanımlamasının, Hesaplanamaması gerekiyor.
Burası çünkü, Hesaplanabilir olduğu anda, Cenab-ı Hakk'ın, O, Bir şey yarattım, Yani, La taayyünden, Yani, Bilinmezlikten, Bilinirliğe geçmesi, Ve bir şey yaratması, O böyle, Bütün zaman birimlerinin, Hesaplanabilir, Zaman birimlerinden, Daha kısa, Böyle hani, An meselesi filan, Değil yani bu. Çok çok kısa, Olması gerekiyor. Matematiksel bir hesabının, Hesabı olmuyor. En son nokta, Hayal oluyor çünkü. O zaman, Var gibi görünen, Bütün her şeyde, Hayal üzerinden hesaplıyoruz o zaman. O var gibi görünen. Şimdi, Böyle olunca da zaten, Var gibi görünenlerin, Hepsini de, Hayal üzerinden, Yürüttüğünüzde, O zaman, Orta yerde, Bir eşya ve insan yok ki, Onu ilah edinesin.
O zaman, Bir tek var olan, Allah kalıyor. Var olan, Allah kalıyor. Allah da, Zat olarak değil, Sıfatsal olarak, Tabi zatıyla sıfatı burada, Ayırt etmiyoruz. Zatıyla sıfatını, Ayırt edersek, Yine ayağımız, Yere sağlam basmaz. O zaman, Zat ve sıfat noktasını, Tecelliyatta ayırıyoruz. Bakın, Tecelliyatta. O zaman, Allah'tan başka, İlah edinmeme, Ayeti kerimesini, Normalde, Ne olursa, Bakın, Dikkat edin. Ne olursa, Hani, İlla ki bir put olup, Onu ilah edinmek değil, Veyahut da ne bileyim, İnsan ilahı edinmek değil, Veyahut da başka bir şey, Her ne olursa olsun, Allah'ın yerine, Veyahut da yanına koyduğunuz, Her şey, Her şey ama, Bir gün, Yok olacak, Veyahut da, Siz onu yok göreceksiniz, Ve hepsi de, Ona döndürülecek.
Hepsi de, Ona döndürülecek demek, Hiçbir şey kalmayacak. Hiçbir şey. O zaman, Normalde, Senin, Bir şeye, İbadet ettiysen, O da seninle beraber, Yok olacak. Veyahut da, Bir şey kendince, İlah edindiysen, O da yok olacak. O zaman, Yok olmayacak olan, Hiçbir şey yok. Hani, Meşhur ya, İsrafil Aleyhisselam'ın, Suru üflemesi, İşte, Birinci sur, Üflenecek, Kıyamet kopacak, Herkes, Ölecek, Öyle tanımlayalım. Ardından, İkinci sur, Üflenecek, Bütün, Melekut alemi, Ve, Azrail de ölecek. Ondan sonra, Cenab-ı Hak, Üçüncü suru, Üfleyecek, Yeniden dirilecek.
Ama, Bu iki ile, Üçüncü sur, Üfleme arasında, Allah, Her şeyi, Her şey, Nefeslerinin alınca, Hepsi de ölünce, Hepsi de, Tabiri caizse, Yok olunca, Cenab-ı Hak soracak, Bugün, Malükül Mülk, Kim? Sorduğu soruya, Kendisi cevap verecek. Hadis-i Şerif böyle, Bugün, Malükül Mülk olan, Aziz olan, Allah'tır. O zaman, Her şey, Yok oldu. Bu alemde, Bendi, Bizdi, Oydu, Hem sıfatsal, Tecelliyatlar, Hem de, Zati tecelliyatlar, Görünen, Yani, Varlığa bürünen, Her ne var ise, Yok olucu.
Varlığa büründüğü, Yer neresiydi? Birinci tayin, Bilinmezlik. İkinci tayin, Allah'ın, Allah olarak, Bilinmesi. Üçüncü tayin, Yani, Derece olarak, Ayağını sabiteydi. Demek ki, Ayağını sabitede, Varlıklar, Bilinirliğe geçti. Sonra, Dördüncüsü neydi? Ruhlar alemiydi. O zaman, Dördüncü de, Hepsi de niye? Vücuda büründü. Bakın, Ayağını sabitede, Bilinir oldu, Ruhlar aleminde, Görünür oldu. Göründü. O zaman, Geriye doğru, Rücu ettiğimizde, Görünürlükten de, Kayboldu. Nereye dönüş oldu o zaman?
Tekrar, Ayağını sabiteye dönüş oldu. Yani, Görünürlüğü kalmadı. Varlık ve eşyanın. Bakın, Görünürlüğü kalmadı. Görünürlüğü kalmayınca, Cenab-ı Hak, Sordu. Bugün, Malükül mülk olan kim? Cevap verecek, Hiçbir şey yok. Allah dedi ki, Kudret ve kuvveti, Elinde tutan Allah. Kendisi sordu, Kendisi cevap verdi. Çünkü, Cevap verecek, Görünürde, Hiçbir şey yok. Bilinirde, Nerede var? Ayağını sabitede var. Bakın, Bunu tekrar, Arabi ekolünden cevaplıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Bilinirlikte var, Görünürlükte yok. Şimdi, Ayağını sabitede, Bilinirlikte var olan şey, Tekrar, Görünürlüğe çıkar mı?
Evet. Ayet-i kerimede ne diyor? Sizi daha önce var eden, Tekrar, Sizi var edemez mi? Müşriklere söylüyor bunu. Sizi daha önce var eden, Yani, Sizi daha önce varlık sahnesine atan, Sizi daha önce sahneye çıkaran, Sahnede size can veren, Size hareket ettiren, Daha sonra aynı şekilde, Sizi var edemez mi diyor? Evet, var eder. O zaman, Normalde sen, Bir gün yok olacaksan, Şimdiden, Bakın, Şimdiden, Sen kendini var hükmünde görme. O yüzden burada, Hazreti Pir diyor ki, Yani, Ben, Biz, Bizler, Her neyse, Bütün söylediklerin, Hem vardır, Varlığı vakidir, Görünür, Hem de yoktur.
Neden yoktur? Çünkü bir gün, Çünkü bir gün, O, Bu görünürlüğünü kaybedecek. Görünürlüğünü kaybedecek. Ne kalacak? O kalacak. Bir tek. Ey kün emri, Ey gel denmekten, Ve söz söylemekten, Münezzeh Allah, Sen gel. Kün emri dedi, Yani, Bir şeye ol dedi, Her şey oldu.
Yasin 82, Bir şeyi murat ettiği zaman, Onun emri sadece ona, Ol demektir. O da oluverir. Bu normalde demek ki, Ey kün emri dediğinde, Burada yalnız, Cenab-ı Hakk'ın, Zatına söylemiyor bunu. Ey kün emri deyince, Allah'ın, Ol demesine söylüyor. Ol demesine. Ey gel denmekten, Ve söz söylemekten, Münezzeh olan Allah. E şimdi aslında, Allah bir şeye, Ol demekten de, Münezzehtir. Biz tabi bunu, Ayet-i Kerime, Mucibince, Hani kün lafzı, Ol dedi, Oldu.
Bu, Müteşabih bir meseledir. Teşbihtir. Bizim anlamamız içindir bu. Yoksa, Cenab-ı Hak, Bir şeye, Ol demez. O, Bundan da, Münezzehtir. O, Bir kelime konuşmaktan da, Münezzehtir. Cümle kurmaktan da, Münezzehtir. O, Bir şeyi murat etmekten de, Münezzehtir. Biz ona desek ki, Şunu murat etti, O murat etmekten de, Münezzehtir. Bunların hepsi de, Bizim anlamamız için, Birer teşbihtir. Birer örnektir. O yüzden, Kim ona gel diyecek? Birine gel demek, Emir vakilliktir. Emir vakillik, Ben şimdi birisine, Salim'e salim gel diyeceğim buraya, Bu emir vakilliktir. Salim'e gelir misin diyeceğim, Bu ricadır.
Lütfen gelir misin diyeceğim, Bu yalvarıştır. Allah için, Bunların hiçbirisinde, Konuşulması mümkün değildir. O hepsinden de, Münezzehtir çünkü. Bizim, Ona söz söylemekten de, Münezzehtir. Söz de söyleyemeyiz. Bunların ama, Hepsi de birer nedir? Teşbihtir. Teşbih, Ve müteşabihtir. Teşbih, Benzetmedir. Biz bir şeye benzetiriz. Ama, O benzettiğimiz değildir. Allah'ın zatı ve sıfatları, Hiçbir şeye benzemez. Allah'ın zatı ve sıfatları, Sıfatları bir şeye de benzetilmez. O yüzden, İmam-ı Azzam Hazretleri, Fıkıh-ı Ekberi'nde, Allah'ın görmesi, İnsanların görmesi gibi değildir der.
Bakın, Burada bir, O teşbihe dahi, Müsaade etmez. Öyle bir teşbih dahi koymaz. O zaman, Bütün bu konuşulanların, Hepsi de, Kurulan cümlelerin, Hepsi de, Birer teşbihten ibarettir. Ayet-i kerimeler de dahil buna. Allah, Bir şeye, Kün demekten de münezzehtir. Dikkat edin buraya. Çünkü, Eğer onu, Kün demeye, Allah'ı, Kün demeye, Kün deme noktasında, Değerlendirirseniz, Onu sınırlandırmış olursunuz. Allah, Her türlü sınırdan da münezzehtir. Bakın, Her türlü, Sınırdan da münezzehtir. Biz, Allah'ı, Tanımlamada ve bilmede, Sıkıntı yaşayan, Müslümanlarız.
Yani, Allah durdu, Bir şeye, Kün, Ol dedi, Oldu. Veya, Bir şeyi, Murat etti. Biz bunları böyle söylerken, İnsani vasıflarla bunları algılıyoruz ve söylüyoruz. İnsani vasıflarla. Allah bundan da münezzehtir. O yüzden diyorum, Allah, Kün, Hani, Onun üzerinde cümle kurmak, Onun üzerinden bir emir vaki bir şey söylemek, Onu sınırlandırmaktır.
Allah'ı hiçbir, Sınıra koymanız mümkün değildir. Bu, Gizli şirk olur. Bakın, Bu, Gizli şirk olur. Her türlü sınırlama, Her türlü, Had koyma, Onu, Bizi küfre götürür. Allah muhafaza eylesin. Ama, Tabi, Normalde, Hani, Ol dediğinde, Her şey oluyor. Şeriat noktasında, Baktığımızda, Hani, Hadisi kudsi var ya, Ey kullarım, Benim affettiklerim dışında, Hepiniz de günahkarsınız. Öyleyse, Benden mağfiret dileyin de, Sizi bağışlayayım. Benim zengin kıldığımdan başka, Hepiniz fakirsiniz. Muhakkak ben cömertim, Bol veririm, Dilediğimi yaparım. Benim, Vergim bir sözdür.
Azabım bir sözdür. Bir şeyi istediğim zaman, Ona sadece, Ol dedim, Ol derim, O da oluverir. Bakın, Burada, Benim vergim bir sözdür. Azabım da bir sözdür. Allah sözden de münezzehtir. Ama burada, Cenab-ı Hak, Teşbih ediyor. Benzetiyor. Kulları, Allah'ı tanısınlar, Bilsinler diye, Teşbih ediyor. Tanısınlar diye, Teşbih ediyor. Yoksa, Allah'ın, Teşbih'e de ihtiyacı yoktur. O her türlü, Teşbihten de, Uzaktır. Her türlü, Benzetmeden de uzaktır. Yoksa, Biz Allah'ı tam manasıyla, Anlayamazdık, Teşbih olmasaydı. Teşbih olacak ki, Biz Allah'ı tanımlayalım, Biz Allah'ı bilelim.
O zaman, Baktığımızda, Bütün, Varlıkla alakalı şeyler, Birer, Teşbih sanatı. Hepsinde, Tenzih edilmesi gerekir. Cisim, Cisim olarak görebilir seni. Ten, Gözü seni görebilir mi? Senin, Gamlanman, Neşelenip gülmen, Hayale gelir mi? Yani, Sen bir cisimsin, Ona bakarken, Cisim olarak bakıyorsun. Çünkü, Mana gözün açık değil. Mana gözün açık olmuş olsaydı, Sen onu cisim olarak görmeyecektin. Veya, Ten gözüyle seni görebilir mi? Dediği şey, Bu cisimle alakalı. Siz tabi, Hemen şimdi, Bütün, İslam dünyasının büyük bir çoğunluğu, Enam 103. ayeti kerimeyi söylüyor.
Gözler onu göremez. Dün akşam, Meallere baktım, Büyük bir çoğunluğu, Enam 103'ü, Öyle meal olarak vermişler. Gözler onu göremez. O ise bütün gözleri görür. Meallere baktığınızda, Meallerde öyle yazıyor. Dedim ki, Hayır, Bu böyle olamaz. Yani bu ayeti kerime böyle değildir. Bunun özü bu değildir. Düşüncesiyle, O da hakkını helal etsin. Gece arası, Bizim Meryem Karadağ Hoca'yı aradım. Dedim ki, Enam 103'ü bana söyle. Dedim, Buradaki meallerde gözler onu göremez diyor. Oysa Allah, Görünendir.
Zahir ismi şerifiyle, Görünendir. Bunun dedim, Bana harf harf, Harf harf, Kelime kelime tekrar, Bunu söyle. Allah razı olsun. O da bu konuda, Açıklama yaptı. Allah ilmini arttırsın inşallah. Bu ayeti kerimeyi, Türkçe'ye çevirmeye kalkarsak, Gözler onu idrak edemez. Gözler onu ihata edemez. Oradaki kelime bu dedi. Ama dedi, Allah görülmez diyenler, Türkiye'de de çok ya bunlar. Allah görülmez. Hatta böyle Allah, Ahirette de görülmez diyenler var. Allah görünür denilince, Sanki ellerinden bir şey gidecek bunların.
Yani bir sürü, Benim başımda da, Yaygara kopardılar ya, Teneke çaldılar, Buradan geri döneyim diye, Yok geri dönmedim. Evet Allah görünür. Burada, Enam ayet 103'e, İsterseniz bakın, Akılsız telefonlarınızdan, Oradaki, Meallerin büyük bir çoğunu, Gözler onu göremez olarak, Söylüyor. Ama yok, Öyle değil. Mana o değil. Mana şu, Gözler onu idrak edemez. Yani, Onu kavrayamaz. Sen ten gözünle, Ten gözünle, Onu kavraman mümkün değildir. Bunun bir alt, Av amcası, Daha doğrusu kafircesi, Cisim olarak görür.
Allah'ı ne yaptılar? Puta çevirdiler. Put olunca, Cisim olarak gördüler. Çünkü onlar madde perestler. Kendilerince, Görmedikleri Allah'a, Görmedikleri Allah'ı, Kabul etmiyorlar. Ama bunun bir çıt üstü ne? İşte diyorlar ki, Gözler onu göremez. Ama bunun hakikati ne? Gözler onu idrak edemez. Şimdi o zaman, Ten gözünle, Senin bunu idrak etmen, Mümkün değil. Yani, Ten gözüyle onu göremezsin. O zaman, Hiçbir yere sığmadım. Mü'min kulumun kalbine sığdım. O zaman, Kalp gözüyle, Onun sıfatsal tecelliyatlarını görebilir misin? Evet. Şimdi, Sadece cisimler ve maddeler aleminde dolaşan insanlar için, Allah'ı bir cisme benzetmek, Allah'ı bir maddeye benzetmek.
O yüzden, Bunlar var mı? Evet. Bunlar manadan habersiz olanlar. Bunu avam Müslümanlar da bir şeye benzetebilirler mi? Evet. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Bir cariyeye sormuştu. Allah nerede dedi, Yukarıda gökte dedi. Bakın, Allah nerede deyince, Yukarıda gökte deyince, Ona bir yücelik atfetti. Allah Resulü onu, Müslümanlar sınıfına koydu. Neden? Yücelik atfetti. Allah gökte mi ki? Hayır. Ama orada yücelik atfettiği için, Hazreti Peygamber onu, Müslümanlar sınıfına koydu. Yani, Avam'dı. Avam olduğu için, Allah'a bir mekan belirledi. Allah göklerdedir dedi. Allah göklerdedir deyince, Aslında mekandan münezzeh, Ama yücelik, Kastettiği için, Hazreti Peygamber onun küfrüne hükmetmedi.
Çünkü, Oradaki niyeti, Yücelik kastetmekti. İşte insanlar da, Hazreti Allah'ın, Gamlandığını, Üzüldüğünü, Sevindiğini, Yani, Hatta, Üzüldüğüne dair, Sevindiğine dair de, Hadis-i Şerifler var mı? Var. Bakın, Bunlar da müteşabi. Allah, Üzüntüden uzaktır. Allah, Sevinçten uzaktır. Hüzünlenmek, Sevinmek, Kullara ait, Sıfatlardır. Bakın, Kullara aittir. Biz, Allah'ın, Hüzünlendi, Veya, Allah, Tövbe edenleri görünce, Sevindi. Bu, Teşbih ile alakalıdır. Onun, O, Sevinmekten de, Üzülmekten de, Neşelenmekten de, Münezzehtir. Ama, Teşbih ile, Biz, Onu ne yaparız? Biz, Onu, Tanımlamak, Onu, Bilinmesini arttırmak için, Böyle söyleriz.
Ve, O, Ten gözü, Onu görebilir mi? Hz. Pihir bunu derken, Yani, O, Ten gözüyle, Ten gözüyle, Zahir olanı görürsünüz. Sıfatların tecelliyatını görürsünüz. Ama, Manaya gelince, Onu, Ten gözüyle, Görmeniz mümkün değil. Eee, Ya, Onu, Kalp gözüyle görürsünüz. Veyahut da, Onu rüyanızda görürsünüz. Görüneceğini, Söyleyen, Hadis-i Şerifler var mı? Evet. Çok, Hadis-i Şerif var. Mesela, İşte, Hadis-i Şerifin birisinde, Diyor ki, Ben Rabbimi gördüm. Bakın, Direk, Hadis-i Şerifin metni bu. Ben Rabbimi gördüm. Bunu, Eee, Hz.
Abbas'ın oğlu, Abdullah naklediyor, Bu Hadis-i Şerif'i. Mesela, Hz. Aişe annemiz, Kim, Muhammed, Allah'ı gördü derse, O, Yalan söylüyor der. Allah'ın, Görünmeyeceğini, İddia edenler, Hz. Aişe annemizin, Bu sözünün arkasında, Bu sözünü, Delil olarak getirirler. Ama, Bu söze, Hz. Abbas'ın oğlu, Yani, İbni Abbas, Hz. Abdullah Efendimiz, Hz. Aişe annemizin, Bu sözüne, Karşı bir, Hadis-i Şerif koyar. Bu da, Hadis-i Şeriftir. Bu, Hadis-i Şerif'te de, Allah Resulü, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Bunu, İmam Hanbel naklediyor. Aynı zamanda, İmam Malik'te de, Geçmesi lazım. Tirmizi de, Buna benzer, Yine böyle bir, Hadis-i Şerif var.
Ben Rabbimi, Gördüm diyor, Cenab-ı Hak. Bakın, Burada, Ben rüyamda, Gördüm, Hadislerinin dışında bu. Tekrar söylüyorum. Ben rüyamda, Gördüm, Hadislerinin dışında, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Ben Rabbimi, Gördüm diyor. Başka bir, Başka bir, Hadis-i Şerif'te, Mesela, Yine Allah Resulü, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Burada, Rüyadan bahsetmiyor yine. Bu gece, Rabbimi, En güzel surette, Gördüm diyor. Tirmizi. Bakın, Rüyada, Dediğinde, Rüyayla alakalı da, Hadis-i Şerif var. Rabbimi, Rüyada, Bir delikanlı, Suretinde gördüm. Bak, Burada, Delikanlı suretine büründü. Bu da, Tabaranı'da geçiyor, Bu Hadis-i Şerif. Ama, Öbür, İlk söylediğim, Hadis-i Şeriflerde, Rüyayla alakalı bir, İncelik yok.
Rüyayla alakalı, Bir şerh yok. Rüya yok. Ben, Rabbimi gördüm. Bir de ne diyor? Bir de ne göreyim? Yani, Bir de ne göreyim dediğinde, Aniden tecelleden bir şey. Aniden görünen bir şey. Yani, Burada biraz, Hayret var. Bir de ne göreyim? Yani, Normalde, Bir de ne göreyim? Rabbimi en güzel şekilde, Olduğu halde gördüm. Demek ki, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Bir, Rabbini uyanıkken de gördü. İki, Rabbini rüyada da gördü. Üç, Rabbini miraçta da gördü. Üç, Görünme hal oldu. Üç, Görünme hali. Bir, Cenab-ı Hakk'ı, Rabbisini, Daha doğrusu, Burada Rabbimi diyor.
Dikkat edin. Allah kelimesi yok. Rab kelimesi var. Yani, Sıfatî boyutta söylüyor. Ve bütün, Hemen hemen, Hadis-i Şeriflerin büyük bir çoğunluğunu incelediğinizde, Veya, Allah affetsin, Ben incelediğimde, Her, Hadis-i Şeriflerde, Büyük bir çoğunlukta, Rab ismini söylüyor. Ben Rabbimi gördüm. Ben Rabbimi en güzel surette gördüm. Ben Rabbimi, Rüyamda, Delikanlı suretinde gördüm. Genç delikanlı suretinde gördüm. Onu sana, Yine, Mesela, Bir enteresan Hadis-i Şerif'te var. Onu da söyleyeyim. Rabbimi, Firdevs cennetinden bir avluda, Bir delikanlı suretinde gördüm. Bakın, Firdevs cennetinde bir avluda, Delikanlı suretinde gördüm.
Yani, Bu seferde, Mesele başka bir boyuta geçti. Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Firdevs cennetinde, Avluda, Avluda, Delikanlı suretinde gördüm dedi. Bakın, Burada, Aynı zamanda da, İşin içerisine, Cennet de girdi. Şimdi, Bir, Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Rüya olmaksızın, Rabbini gördü. İki, Hz. Peygamber, Burada bir benzetme yok, Bakın, Ben Rabbimi gördüm dediğinde, Ben Rabbimi gördüm dediğinde, Delikanlı sureti de yok burada. Ben Rabbimi gördüm dediğinde, Bir suret yok.
Surete bürünmüş bir hal değil. Suretsiz. Şimdi, Ben Rabbimi delikanlı suretinde gördüm dediğimizde, Müteşabih var burada. Teşbih var. Delikanlı sureti dedi, Teşbihe girdi. Ama ben Rabbimi gördüm dediğinde, Burada teşbihe girmedi. Burada direk, Rabbimi gördüm sözü var. Bunu, Allah'ın tanınmasını istemeyenler, İstedikleri gibi itiraz edebilirler. Varsa bu konuda tartışacak, Atışacak olan, Bu hadis-i şeriflerin metinleriyle beraber, Nerede, Hangi eserlerde geçmiş, Onlarla beraber getirebilirim.
Hoş, İzmir'deki ilahiyatçılar, Kavülleştiğimiz sohbete gelmediler. Rüyetullah ile alakalı. Orada çok attılar, Tuttular, Dedim, Bir dakika hafta, Rüyetullah, Ne deliniz varsa alın getirin dedim. Beklediler, Bekledim, Gelmediler. İlahiyat fakültesinin, Öğretim üyesi, Profesörler, İtiraz ettiler, Allah'ın görünmesiyle alakalı. Gelin dedim, Ben getireyim, Bir dahaki ay sohbete delillerimi, Siz de alın gelin, Beraber orada, Bu konuyu konuşalım. Bir tanesi gelmedi. Gelemezlerdi çünkü. Bakın, Gelemezlerdi. Sebep, Ne zahiri ilimleri yeterdi, Ne de manevi ilimleri yeterdi. Zahiri de, Manevi de, İlimleri yok çünkü.
Papağan gibi, Papağan gibi. Boyna tekrarlıyorlar. Papağanlar, Oturuyorlar, Kendi ezberlerini konuşuyorlar. Kalbi ilimleri de yok. Kalbi ilimleri de yok. Birisi ne dediyse, Bu doğru mu değil mi diye bakmıyorlar. Onun özüne inmiyorlar. Onun hakikatine inmiyorlar. Türkiye'deki şeyhlerin büyük bir çoğunluğu da böyle. Meselenin hakikatinden uzaklar. Meselenin hakikatinden uzaklar. Çünkü kalbi ilimleri yok. İddia ediyorum buradan. Kalbi ilimleri yok.
Şeyh olabilirler, Ama mürşidi kamil değiller. Şeyh olabilirler. Birileri onları şeyh demiştir. Nereden dedilerse olabilirler. Ama kalbi ilimleri yok. Büyük bir çoğunluğunun yok. Çok acı bir şey bu. Kimseye böyle, Hani ateş etme noktasında değilim. Acı halimiz bu. Çünkü bir kısmının dergahlarını İngilizler kurdu. O yüzden yetişmiyor. Husisi yetiştirilmiş şeyhler tarafından devam ettiriliyor. Husisi yetiştirilmiş şeyhler ne? İngilizlerin koyduğu şeyhler. Sonradan Mossad girdi işin içerisine, CIA'ya girdi. Başlangıç kimden? İngilizlerden. Başlangıç İngilizlerden. İngilizlerden sonra işin içerisine CIA'ya girdi. İşin içerisine Mossad girdi.
Zaman zaman KGB'ye çalışan, KGB'yle ortak hareket eden, Türkiye'de tarikatlar da var. Mossad'ın da tarikatları var. Masonlar bir Mossad tarikatıdır. Örneğin, Mason olan şeyhler var. Mason olan, Mason olan ilahiyatçılar var. Bunların hepsi de Mossad ajanıdır. Bunlar hakikatin görülmesini istemezler. Bu ülkede hepsi de var. O yüzden tarikatlar kapatılsın, terenenlisi okununca, hemen Twitter'a yazıyorum. Diyorum ki, evet bütün tarikatlar kapatılsın, Mossad'ın kurmuş olduğu tarikatlar da kapatılsın. Mason tarikatları da kapatılsın. Siyonist tarikatlar da kapatılsın. Kabalacı tarikatlar da kapatılsın. KGB'nin kurduğu tarikatlar da kapatılsın.
Evet var. İngiliz kraliyet ailesinin tarikatları ve cemaatleri var. Kapatılsın. Ben hepsinde kapatılmasını istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Milli İstihbarat Teşkilatı var. Eğer o Milli İstihbarat Teşkilatı gerçekten milli ise, içinde CIA yosmalarını, Mossad bozmalarını, İngiliz fahişelerini, içlerini de dolaştırmıyorlarsa, incelesinler, ülkede ne kadar yabancı unsurlarla alakalı topluluklar varsa, hepsini de kapatsınlar, hepsini de feshetsinler.
Buyursunlar. Hiç sıkıntı yok. Bunlar kapatılırsa ülke özgürleşecek çünkü. Bunlar kapatılırsa din de özgürleşecek. Dindarlar da özgürleşecek. Bunların kapatılması lazım. Bu kapitalist sistemin uşaklarının kurmuş olduğu cemaatler, tarikatlar, ne kadar oluşumlar varsa, bu emperyalistlerin emrinde olanların hepsinde kapatılması lazım. Evet. Hatta bazen zaman zaman böyle coşuyorum kendi kendime. Diyorum ki bir dilekçe yazayım, Cumhuriyet Savcılığından müracatta bulunayım. Ülkedeki mason toplulukların, Lyonsların, Lyoneslerin neler yaptığına dair araştırılması. Nereye bağlı bunlar? Bu Lyonslar, Lyonesler nereye bağlı? Araştırılsın. Bülent Ecevit masondu.
Bülent Ecevit mason bir başbakanımız oldu. Nerenin masonuydu? İngiltere'nin masonuydu. Bakalım araştırılsın. Veyahut da bugüne kadar devlet bakanlarının içerisinde başbakanlık yapmış, bakanlık yapmış, mason tarikatına tabi bakanlarımız ve başbakanlarımız oldu. Şimdi var mı, yok mu? Araştırılsın. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın içerisinde Yahudi mason tarikatına müntesip insanlar var mı, yok mu? Araştırılsın. Araştırılsın. Hadi bizim işimiz sufilik, tasavvuf, tarikat. Gelin araştırın kardeşim. Bu ülkede ne kadar masonik yapılı tarikat varsa kapatın. Kökü İngiliz kraliyet ailesine bağlı ne kadar oluşum var ise kapatın. Merkezi Londra'da. Kimin merkezi Londra'daysa, merkezi Londra'da olan vakıflar kimlerine aitsa kapatılsın.
Hakkında soruşturma açılsın. vakıfın merkezi Londra'da. Sen nesin burada? Çelebiyim diye geziniyorsun. Sen ne yaptın? Deden gibi İngiliz ajanı mısın? Nesin sen? Araştırılsın. Çünkü sufiyim diye dolaşanların hakikatten haberi yok. Şeyhim diye dolaşanların hakikatten haberi yok. Diyanet ilahiyatta profesörüm diyenler hakikatten haberi yok. Ayet-i Kerime'yi gözleri görmüyor. Ya da kasıtlı kör. Ayet-i Kerime gözler onu ihate edemez diyor. Gözler ihate edemez. Dışarı çıktın şimdi. Birisi dışarı çıksa göğe baksa desen ki onu ne gördün?
Göğü gördüm der. Öyle değil mi? Desen ki ne gördün? gökte yıldızları gördüm der. Peki sen göğü tam olarak görebildin mi? Hayır. Sen bütün yıldızları görebildin mi? Hayır. Gözünün alabildiği yeri gördün. Senin gözün bütün yıldızları ihate etti mi? Etmedi. İşte diyor ki gözler onu ihate edemez. Sen onu görürsün ama göz onu ihate edemez. Gözler onu ihata edemez. Tamamını göremezsin. Bakın tamamını göremezsin. Şimdi bir seyri sülükte bir kimse şeyhlik yapabilmesi için o kimsenin Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatında fani olması gerekir.
Eğer cemal sıfatında fani olmadıysa o kimse mürşidi kamil değildir. Bu sözümü çalabilirler. Bu sözümü alayda edebilirler. Hiç umurumda değil. Çalabilirler diyorum. Aynı hali anlatırlarsa bilin ki çalmışlar. Çalıntıyı anlatıyor. Çünkü Cenab-ı Hak hiçbir zaman aynı şekilde tecelli etmez. Sıfatları da aynı şekilde tecelli ettirmez. Her fenada ayrı bir tecelliyat olur. Her fenada. Yani bir fena yaşarsın cemalde ama bir dahaki fenada aynı şeyi yaşamazsın. Aynı şeyi yaşıyorum dediğinde sen onu hayallemişsindir. O hakikat değildir. Halde de aynıdır bu.
Burayı bütün herkes iyi dinlesin. bu kemalatın son noktalarıdır. Kemalatın son noktalarında o derviş Allah'ın cemalinde fani olur. Fenaya giderken fenaya giderken bazen o cemal sıfatı ile tecelli ederken önce şeyhini görürsün. Şeyhinin cemalinde cem olur yok olursun fena olursun. Sonra Hz. Muhammed Mustafa'nın cemalinde fena olursun. Bu ama onun arkasından eğer sen kemale doğru yürüyen bir dervişsen önce şeyhinin cemalinde fani olur fena olur sonra birden şeyhinin cemali de kalmaz.
Senin cemalin zaten şeyhinin cemaline giderken kalmaz. Bir anda şeyhinin cemalini seyrederken kendi cemalini de görürsün. Kendi cemalin şeyhinin cemalinde fani olur. Buraları iyi dinleyin. Bu şeyhinde fena olmaktır. O yüzden diyorum şeyhinde daha fani olan yok diye. Bu gitseniz Türkiye'de dergah dergah tarikat tarikat dolaşsanız bu sohbeti dinleyemezsiniz. Çünkü hiçbirisinin böyle bir fena hali yok. Edebiyatını yaparlar. Bir çıt daha söyleyeyim de bu mesele daha iyi anlaşılsın. Rumuzun da söyleyeyim. Oraya geçiş çok sırlı bir kapıdan olur. Altın revaklı öyle görünür.
veya da pırıl pırıl parlar o kapı açılır. O kapı açılınca karşında direkt şeyhinin cemalini görürsün. Ve sen kendi cemalin onun cemalinde fani olur. Şeyhte faniliğin son mertebesidir bu. Ey ölüp gideceğim iyi dinleyin bunları. Bu şeyhte faninin son merhalesidir. Öyle şeyhi seviyorum demek de sevilmez. fenanın son halidir bu. Artık sen şeyhte fani olmuşsundur. O şeyhin eğer gerçekten mürşidi kamil ise şeyhte fani budur. Ve şeyhin mürşid olup olmadığı şeyhin kemal olup olmadığı da buradan meydana gelir. Abdullah Efendi'nin kemalinden laf söyleyenler mahşerde şeyh efendiyle helal ulaşıverk var.
Zor işleri. Bunun ikinci merhalesi. Ya bunları ardı ardına yaşar derviş ya da bunları zaman içinde yaşar. Zaman içinde yaşarsa ardından Hz. Muhammed Mustafa'nın cemalinde o kimse fani olur. Bu da yine şeyhinin cemalinden geçer. Artık o şeyhinde fani şeyh-i mürşid-i kamil o bir delildir. Şeyhinin suretinde şeyhinin suretinde kendi sureti yok olur anında Hz. Muhammed Mustafa'nın suretine geçer. Hz. Muhammed Mustafa'nın suretini görür o surette de fani olur. Yine kendisi kalmaz. Dikkat edin yine kendisi kalmaz.
Bir fena daha yaşar. Ardından Cenab-ı bakın cemaline gelir sıra. Hz. Allah'ın tabiri caizse böyle nitelendiriyorum. Rabbinin cemalinde fani olur. Rabbinin cemalinde fani olunca artık kendisi yoktur. Bu da onun tabiri caizse son durağıdır. Ondan sonra bekaya geçer. Ya da kimisi burada fenada kalır. Fenada kalınca da o kimse velidir. Mürşidi kamildir. Pir değildir. Pir olması için bekaya geçmesi gerekir. Şimdi gözler onu ihata edemez. Bu esnada bu gözler onu ihata edemez.
Ayet-i kerimesini bir kimsenin hali yoksa bu konuda seyri süluku yoksa der ki gözler onu göremez. Seyri süluku varsa böyle bir şey yaşadıysa o zaman der ki bunu söyleyen yalan söylüyor. Gözler onu göremez dedi. Bu meal yalan der. Bu meal doğru değil der. Neden? Evet gözler onu görür. Ama ten gözü görmez. O fenayı yaşayan kimse der ki bu ayet-i kerimenin mealinde sıkıntı var. Ayet-i kerimenin mealinde sıkıntı var. Neden? Allah'ın cemal sıfatında fena olmak var. Allah'ın cemal sıfatında fani olan bir kimse bu ayet-i kerimenin böyle mealinin kabullenmesi mümkün değildir.
O zaman evet gözler onu ihata edemez. Ne? bu vücut gözü. Vücut gözüyle siz gözünüzün alabildiği ilminizce sıfatların tecelliyatını görürsünüz. Sıfatların tecelliyatını kalp gözüyle ise siz farklı bir farklı bir görüş alırsınız. Ama yine de bakın o cemalde fani olsanız dahi o dahi teşbihtir. Bunu yaşasanız dahi o teşbihtir. Orada kalırsanız orada kalırsanız bir şeye benzetme noktasında durursunuz yine küfür olur. O hiçbir şeye benzemez. Zaten o cemalde faniliği fenalığı yaşayınca yaşayınca bir müddet çok çok böyle hocam dedi ya eksi kaçtı hocam?
Kaç? 10 üzeri eksi 43 o böyle öyle bir zaman birimidir ki yani dediğim gibi o kadar çok böyle zaman birimini hesaplamanız mümkün değil. o böyle fulüde değildir. O cemalinde fena olmak fulü değildir. Bakın tekrar söylüyorum. Orada fulülük yoktur. Bir anda mesela işte bir anda şeyhinin cemalinde fena bir anda Hz. Resulullah'ta bir anda Cenab-ı Hak'ın cemal sıfatında fena yok olur. Hiçbir şey görmezsiniz. Bakın hiçbir şey göremezsiniz. fena olduğunuzu bilirsiniz hiçbir şey göremezsiniz.
Böyle bir yani bunların hepsi de müteşabih. Böyle bir ayna gibi bir şey hissedin karşıda anında oluşumlar oluyor. Görüyorsunuz onu. Kendinizi de görüyorsunuz orada. Yok oluşunuzu da görüyorsunuz. Yani fena oluşunuzu da görüyorsunuz. Öyle ancak idrak ediyorsunuz zaten. Kalbi olarak öyle idrak ediyorsunuz. bu kalbi idrak bu. Bu normalde aklın idraki değil zaten. O zaman bunun delili Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretti diyor ki Rabbimi gördüm. Buradaki hangi sıfatsal boyutta gördü? Bunu nasıl bunu bir teşbih etti mi benzetti mi benzetmedi.
Burada bir benzetiş yok. ben Rabbimi rüyamda genç bir delikanlı olarak gördüm. Burada bir teşbih var. Bu teşbihle yaptı. Bir şey daha söyledi. Firdevs cennetinde dedi genç bir delikanlı olarak gördüm. Burayı da atlamayın. Burası da önemli. Neden burası önemli? Ben Rabbimi Firdevs cennetinde genç bir delikanlı suretinde gördüm dedi. Burası neden önemli? Burası seyr-i sülükte önemli. O yüzden bu hadis-i şerifi buraya aldım. Neden seyr-i sülükte bu önemli? Beşinci esmanın sonuna doğru. Yani emmare levvame mülhüme mutmainne râdiye. Beşinci esmanın sonuna doğru seyr-i sülükte o sufi kendisini rüyasında cennette görür.
halde demiyorum. Rüyasında cennette görür. Rüyasında cennette gördüğünde Cenab-ı Hak ona hitap eder. Allah'ın hitabına mahzar olur. Bu beşinci esmadır. emmare levvame mülhüme mutmainne râdiye. Râdiye'nin sonuna doğru o kimse kendisini cennette görür ama görürken de oradadır rumuzlar vardır. Hakikat mi değil mi noktasında kendisini cennette görür ve Cenab-ı Hak orada ona hitap eder.
Burada zidda çalsınlar. Önemli değil. İlim olarak kalsın. Hitap ettiğinde ses bir cihatten gelmez. Bütün vücut kulak olur. Bütün vücut kulak olur. Sesi bir cihetten duyarsan doğru değil. Aldanma. Bir cihetten duyarsan bütün vücut önden arkadan yerden yukarıdan zaten öyle bir rüyada böyle dünyevi bir obje de göremezsin orada. senin manevi durumun doğrudan çıkar. Cennete nerede hitaba mazhar oldun?
Kaçıncı kat cennette mazhar oldun? Mazhar olduğun yerde obje olarak nitelendirelim bugünkü dilde veya ağaç bahçe ne saray ne oradakiler o esnada onlar da önemlidir. Bakın onlar da önemlidir. O hitaba mazhar olduğunda Allah alem Cenab-ı Hak'ın izniyle onun yolu vardır.
O hitaba mazhar olduğunda zaten Esma'yı alır. Esma onda oturmuştur. O beşinci makamın sonuna gelmiştir artık. O oradan altıya geçecektir. Bu onun seyr-i sülükte yol yürüyeceğinin işaretidir. Seyr-i sülükte onun artık cemale doğru gideceğinin işaretidir. Doğrusunu Allah bilir. Evet müminler cennettikler Rablerini görecekler. Cennette görecekler müminler. ben tabii oradaki çıplak gözle de görecekler Rablerini ama orada da gözler onu ihata edemeyecek. Çünkü şunu hani bir kimse böyle bunu söylerse ihata etti falan derse cahilliğindendir.
Çünkü hiçbir şey ne Allah'ın zatını ne de sıfatını ihata edemez. Hiçbir şey. Bakın hiçbir şey hiçbir kimse ve hiçbir şey hiçbir kimse ve hiçbir şey Allah'ın zatını ihata etmesi mümkün değildir. Küfürdür bu. Bir kimse Allah'ın cemal sıfatında fena olur ama cemal sıfatını ihata edemez. Bu mümkün değil. Cemal sıfatında kendisinin fena olduğunu görür. Kendisiyle alakalı zerre-i miktar kadar bir şey kalmadığını görür.
Tekrar söylüyorum. Cenab-ı Hakk'ın cemal sıfatında fena olan bir kimse böyle toplu iğnenin ucu kadar kendisiyle alakalı bir şey kalmaz. Fena olur. Kendisinden bir leke, kendisinden bir boya, kendisinden küçücük bir şey dahi kalmaz. Bu fenanın zirvesidir. Kendisinden hiçbir şey kalmanı da kalmadığını da kendisi görür. Hiçlik burasıdır. Bir kimse ben hiçim diyecekse bu hali yaşayacak öbür türlü yalan söylüyor. Edebiyat yapıyor. Biz bir hiçiz ya. Itır sus edebiyat yapma. Ayağına basayım da göreyim seni. Hiçmiş.
Herkes oturmuş. Biz bir hiçiz. Basayım ayağına da gör. Sen hiçsin. Kaynananı şikayet ediyorsun. Kayınpederini şikayet ediyorsun. Hiçsin. Kocanı şikayet ediyorsun. Kızını şikayet ediyorsun. Oğlunu şikayet ediyorsun. Hiçsin. Alamadım, veremedim, yapamadım, edemedim, çatamadım. Hiçsin. Neye üzüldün? Hiçsin. Neye gamlandın? Hiçsin. Neye neşelendin? Hiçsin ya. Bu haller ne sende o zaman? Ben hiçim deme. Ben hiçim deme. Hiç olanlara hakaret ediyorsun. Onların hakkına nasıl giriyorsun? Tekrar söylüyorum. Bir kimse ben hiçim deme ruhsatını alması için cemal sıfatında kendisiyle alakalı zerre zerre bir şey görmeyecek.
Ona diyeceğiz ki bu hiç olmuş. Ben içim diyor. Benim param diyor. oğlum hiçsen nereden senin paran? Ben hiçim diyor. Benim malım diyor. Nereden senin malın? Hiçsen ben hiçim zakir bana yan baktı. Nereden hiç oldun? Kolay mı öyle hiç olmak? Allah bizi affesin. Evet. Cenab-ı Hak görülmek sıfatıyla tecelli ederken Allah görülmek sıfatıyla görülme sıfatıyla tecelli ederken hiçbir kimse ve hiçbir şey in görmesi onu tam olarak ihade edemez.
Hiçbir kimse dediğim insanlar. Hiçbir şey dediğimde şunu iyi anlayın. Diğer varlıklar var. Cinni taifesi gibi. Başka perdelerdeki yaşayan varlıklar gibi. O varlık onları ben böyle bir şey olarak nitelendiriyorum. Bu sözümün nereye gittiğini bilmiş olun. Eşyayı nitelendirmiyorum. Masayı nitelendirmiyorum. Başka perdelerde değişik varlıklar var. İsimlendirmek onları isimlendirmekte zorluk çekilen. Çünkü böyle pırırırt geçip gidiyorlar. Kimsin nesin bile diyemiyorsun. Bakıyorum başlıyorlar tavaf etmeye Allah'ı zikretmeye. Yani o kimsin nesin deme noktasında olmuyorsun.
Böyle tecelliyatlar olur. Böyle bir kısmı insana benziyor. Bir kısmı insana benzemiyor. Değişik değişik varlıklar. Onları ben hiçbir şey olarak nitelendiriyorum. Hiçbir şey. evet Allah görülmekle kendisini vasıflandırırken hiçbir kimse ve hiçbir şey görme noktasında onu tam olarak ihata etmesi mümkün değildir. Bu ara derslerde çok konuşuyoruz ya bilmekle bilinmekle alakalı. Hani Allah ne dedi ben bilinmek istedim bilinmekli sevdim dedi ya özür dilerim. ne yaptıysa bu lodostan dolayı oldu. Bizim Yunus da lodosun olmasına seviniyor. Dedim lodos bu hale getirdi elhamdülillah dedi.
Evet. Bilinmekle alakalı da hani Allah bilinmezdi bilinmekli istedi. Burada bilinmekli istedi dediğimizde bilinmekli de hiçbir kimse ve hiçbir şey tam olarak ihata edemez. Şimdi bilinmeklikte ihata edemedik görünmekte değil. Görünmekten buraya çıktık şimdi normalde görünmekten bilinmekliye çıktık. Bilinmeklikte de tam olarak ihata edemez. Mümkün değil. Çünkü bir kimse bilinmekli ihata ettim dediğinde Allah'a sınır çizdi bilinmeklikle alakalı. Neden? Kendi sınırıyla sınırlandırdı onu. Allah yaratmış olduğu hiçbir şeyin sınırıyla sınırlanmaz.
Bu mümkün değil. Bilinmeklikle de alakalı Allah hiç kimsenin bilgisiyle de sınırlı değildir. Onun neyse kabı onun o kadardır. Onun bildiği neyse ilmi o kadardır. Veya ne kadarsa tecelliyatı o kadardır. O yüzden ne zahiri ilmimizle ne kalbi ilmimizle yani manevi ilmimizle biz Allah'ı bilme ve görme ve görme noktasında ihata edemeyiz.
Komplesine erişemeyiz. Ancak fena oluruz orada. O da bizim fenamızdır. O da müteşabihtir. gama neşeye merbut olan gönüle onu görmeye layıktır deme. Keder ve neşeye bağlanmış olan bu iki ariyet vasıfla yaşa. günlük hayatının içerisinde yaşadığın gam keder sevinç neşe hüzün sinirlenme relaks olma gevşeme bunların hepsi de insanlar için gelip geçicidir.
Kalıcı değildir. Bu yaşanan haller de gelip geçicidir. Yani fanidir. Dün hüzün deryasında dolaşırsın bugün neşe deryasına dalarsın. Bir gün gamlanırsın gamlıyken bir kardeşin arkadaşın gelir bir iki sohbet edersin gamın geçer sevince gark olur neşeye gark olursun.
Bu gelip geçici hallerle haşır neşir olan bunları hakikatmiş gibi gören ve bunları hakikatmiş gibi görüp de onda bağlı kalan orada kalan bir kimse Allah'ın cemalinde fena oldu fena olur onu görebilir denilmez.
Yok. Hazreti Pir diyor ki bu gelip geçici hallere bağlı olan bu gelip geçici hallerle yaşayan hayatını bunların üzerinde idame ettiren anne sorma bugün ne oldu ne oldu kör olmayasıca adam yaptığım kahvaltıyı beğenmedi de çekti gitti çok üzgünüm o Allah'ı göremez.
Anne senin pişirdiğin kuru fasulye gibi pişiremiyorum bu kadın ya dostları bir kuru fasulyeyi yiyemiyorum anne ya o Allah'ı göremez. Bir hüzünlendi bir hüzünlendi bir hüzünlendi orada hüzünde kaldı o Allah'ı göremez. Gelip geçici hallere bağlı kalan Allah'ı göremez. Veyahut da bir çıt yukarı çıktık şimdi sufilerle alakalı zikrullah'ta bir hal gördü orada kaldı. Devamlı hal görüyor sıkıntı yok. Her zikrullah'ta hal görüyor. Hatta Allah'ı zikretmeye başladığında bile hal görüyor. Daha ilerisi bir çıt ilerisi yok. Hal görüyor.
Yaz her gün yazıyor. Yazar derviçlerin büyük bir çoğunluğu görüyor. Evet güzel bir şey. Harika ileri ona bağlı kalıyor. ona bağlı kalıyor. Ona bağlı kalan da göremez. Bir makama bağlı kalan ona demişler ki sen zakirsin ona bağlı kalmış. Kendince kurtuluşa erdim zannediyor. Ona çavuşsun demiş. Ona işte zakirsin nakipsin demiş. Makama bağlı kalmış. Orada duruyor. O da göremez. Veyahut da ohu esmasını almış.
Oh ne güzel. Canı rahat etti. Hu esmasını almak demek cennetlik olmak demek. Orada kalmış ama oraya bağlanmış. Orada o bağ tutmuş onu. O da göremez. O da göremez. Onlar da görmeye layık değildir. Yürü. Yolun var daha senin. Sen sonsuz bir yola giren yolcu gibisin. Senin yolunun sonu yok. Senin yolunun sonu yok. bir durakta durdun aldandın. Bir durakta kaldın aldandın. Hele indiysen trenden seni bir daha trene binmen de çok zor.
Son vagona denk gelirsen at kendin içine. O yüzden kedere, neşeye, üzüntüye, gama bu tip şeylere geçici bu özelliklere, geçici hallere bağlanan kimse de ne yapar? O da onu göremez. Allah bizi onlardan eylemesin. Halbuki yemyeşil aşk bağının sonu, ucu, bucağı yoktur.
Orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var? Aşıklık. bu iki halden daha yüksektir. Baharsız, hazansız, ter-tazedir. O zaman bu aşıklık yolu o yola girdiysen bunun sonu, bunun ucu bucağı yoktur.
Bu yoldaki bütün insanlar o aşıklık yolundadır. Ben öyle inanırım. bütün insanlar o aşıklık yolundadır. Ama kimisi gam vagonunda hapis kalır, kimisi neşe vagonunda kalır. İleri doğru gitmez. Ama aşıklık yolundadır. O yüzden dervişleri, sufileri aşıklık yolunun dışında tutmadığım gibi bütün müminleri, Müslümanları o aşıklık yolunda görüyorum. Ama herkesin derecesi, kategorisi aynı değil. Ama bu aşıklık yolu senin geçici yaşamış olduğun bütün hallerden, zevklerden, neşelerden, kederlerden, gamlardan yücedir, yüksektir.
buralarda takılı kalmaman lazım. Ve bu böyle, bu yolda sadece gam ve neşe yoktur. Aşıklık yolunda insanların akıllarının düşünemeyeceği, bilgilerinin yetmeyeceği, öylesine nimetler, öylesine tezahürler vardır ki bu aşıklık yolunun içindedir.
O yüzden bu yolda bir yerde takılmak, bir yerde kalmak seni zarara götürür. Hiçbir zaman benim kardeşlere anlattığım yolda vuslat oldum dediğin anda olmadığın anlaşılır. Çünkü ister cemalde fena ol ki bu fenanın en yüksek derecesi mertebesidir. Bakın fenanın en yüksek mertebesi derecesi cemalde fena olmaktır. Sen cemalde fena olsan dahi sen yolun sonuna gelmedin.
Aldanma. Aşıklık yolu sonu olmayan bir yoldur. Aşıklık yolu başı da olmayan bir yoldur. Nasıl? Basbayağı. Allah'ın aşıkları kendi zatı ilahiyesinde seçilmiş kimselerdir.
Tabirimi hoş görün ayağını sabit eden de öncedir. O ilmi ilahidendir. İlmi ilahiden olan bir şeyin başı da yoktur sonu da yoktur. O yüzden yedi kat semada aşk türküleri söyler yedi kat arzda aşk türküleri söyler. Sen ne tarafa dönersen dön neyi dinlersen dinle sen aşk namelerini dinlersin. O yüzden bir kimse aşıklığı aşıklık yoluna girdiyse ve husisi manada aşıklık yolunda yürüme gayretindeyse onun başı da sonu da yoktur.
Varlığa bürünmenin başı vardır. Bütün varlıklar için varlığa bürünmenin başı vardır. Ama aşkın başı yoktur. Aşıklığın da başı yoktur. aşkın ve aşıklığın başı olmadığı gibi aşkın ve aşıklığın da sonu yoktur. O yüzden bu aşıklık yolunda vuslat hep başka baharadır. Vuslata erdim diyen ermemiş olur. Bu aşıklık yolu öyle bir yoldur ki daha zahiri manada yolun başındayım diyenin üzerinde yüzlerce binlerce menzil vardır.
O yüzden bir menzile vardım diyen kendince sona erdim diye düşünmesin. Aşıklık yolu öyle bir yoldur ki bu yola bir son düşünülemez. Mümkün değildir. insan beyni bunu tasavvur etmekten bunu şekillendirmekten uzaktır. Akıl aşkı ihata edemez çünkü. Akıl aşkı ihata edemediği için ona bir son da tasavvur etmesi mümkün değildir. Aşıklık öyle bir şeydir ki henüz daha iki cihanda yaratılmazdan önce aşığın nakşı vurulmuştur olacak olan alemlere.
O yüzden aşıklık dünyada başlamaz. O yüzden aşıklık anne karnında da başlamaz. Aşıklık bu manada ilm-i ilahidendir. Ne zaman başladığını bilemeyiz. Nasıl Allah'ın zat noktasında sıfat noktasında başlangıcı yoksa aşıklığın da mana itibariyle başı yoktur.
Aşıklığın sonu tasavvur edilemediği gibi aşıklığın kenarı dibi yüksekliği de tasavvur edilemez. Bir şeye son tasavvur edemezseniz siz onun yanını, kıyısını, derinini, yüksekliğini de tasavvur edemezsiniz. Bunu böyle söyleyenlerin hepsi de ya anlaşılsın diye müteşabih ederler ya da cahilliklerini ortaya koyarlar.
Aşkı ve aşıklık aşktan ve aşıklıktan uzaktırlar. Aşktan ve aşıklıktan uzak olduklarından dolayı aşka bir kıyı, aşka bir derinlik, aşka bir yükseklik biçiyorlarsa onların aşktan da aşıklıktan da haberleri yoktur. Aşık her gördüğü kimseyi ve şeyi aşıklık yolunun yolcusu olarak görür.
O yüzden kim sarhoştur, kim değildir, kim aşıktır, kim değildir, aşık onun farkında bile değildir. Her gördüğünü aşıklık yolcusu olarak nitelendirir. Aşıklık yolcusu olarak nitelendirdiği içinde taşlanır. Aşıklıktan bahsedenler, aşıklık yolundan olduğunu söyleyenler, ne yazık ki her zaman bunu söylüyorum, aşıklıkları arttıkça kendi vahşetleri de artar.
Kendi dehşetleri de artar. Aşıklığı kadar vahşetin içerisinde, aşıklığı kadar dehşetin içerisinde, aşıklığı kadar hayretin içindedir. Vahşeti arttıkça feryadı artar, feryadı arttıkça artar, arttıkça artar. hani Hazreti Pir dedi ya, ben feryat etmiş gibi görünüyorum der. Feryadının ilacı yine aşktır. Aşk feryat ettirir. Kah seni çöle düşürür. Çöle düştüğünde naçarlıktan feryat edersin. Kah seni neşeye düşürür. O neşeden kurtulmak için feryat edersin.
kah seni hüzne düşürür. Hüzne düştüğünden feryat edersin. Senin hüznünü alır sevince çivüşürür. Bu sefer de sevinçten kurtulmak için feryat edersin. Aşığın feryadı bitmez. Feryadına feryat eklenir. Onun feryadına gene aşk yetişir. Onun feryadının ilacı yine aşktır. O yüzden aşk hem feryat ettirir hem feryadına ilaç gibidir. Allah cümlemizi aşıklardan eylesin. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. Aşkla da olsun. El Fatiha hemen selamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.