Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 11 Kasım 2023 · 1:01:18
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, eftali zikr fâlemennehu, la ilâhî, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim bizleri ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i anlayıp yaşamayı nasip eylesin, Rabbim bizleri ve cümle ümmet-i Muhammed'i, hakkı hak, batıl-ı batıl bilenlerden eylesin,
Hakkı hak bilip hak yolunda yaşayan, yaşatan, batıl-ı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim İsrailli ve tüm Yahudileri ve destekçilerini batırsın, Cenab-ı Hak Ağbe'de, Ağbe ve ne kadar İsrail'deki vahşeti, İsrail'deki soykırımı, İsrail'deki bu soykırımcıların hepsini de batırsın, Hepsini de yerle yeksan eylesin, makamlarını alt-üst eylesin, devletlerini alt-üst eylesin, başlarına yıksın, Bütün ümmet-i Muhammed'e kim zulmediyorsa, ümmet-i Muhammed'i kim haksız yere kanını akıtıyorsa, ümmet-i Muhammed'i dininden dolayı, imanından dolayı, onları İslam'dan dolayı zulmediyorsa,
Allah hepsini de kahre perişan eylesin, Allah hepsini de yerle yeksan eylesin, Cenab-ı Hak hepsini de yerin dibine batırsın, Geciktik, sebebi Şebaruz istişaresi vardı kısacık, Allah izin verirse inşallah 17 Aralık'ta Bahçe Davet Salonu'nda Şebaruz programımız olacak, Şimdiden inşallah bütün arkadaşlara, kardeşlere, duymayanlara duyurum inşallah.
Ayın 24'ünde de her seneki gibi Şebaruz programı Gelibolu'da olacak inşallah. Hem Bursa'daki programa, bütün arkadaşların, kardeşlerin davete icabet etmelerini istiyoruz. Hem aynı zamanda da Gelibolu'daki programın bütün kardeşlerin, arkadaşların, hem semazen, hem matrivan, hem de katılımcı olarak herkesin katılımlarını bekliyoruz. Şimdiden ilanını yapmış olalım. İnşallah, tekrar söylüyorum, 17 Aralık'ta Bursa'da Şebaruz programı, 24 Aralık'ta da Gelibolu'da Şebaruz programı olacak inşallah. Bütün yer ve gök halkı davetlidir. Gıcık oluyorlar ben böyle yer ve gök halkı davetlidir deyince, bizim dervişler değil de, hani böyle dışarıdakiler gıcık oluyor.
Bu ne demek yer ve gök halkı davetliymiş? E davetlisin işte, yer halkından görüyorsan gel. İster yürüyerek gel, ister sürünerek gel. Yok gök halkındansa ister kanat tak, ister uçakla gel, ister uçarak gel, ister tayyime kanyam. Sonuçta gökte de yaşayanlar var mı? Var. Yerde de yaşayanlar var, yerin dibinde de yaşayanlar var. Allah'ın mülkü geniş her yerde, her şeyi yaşatıyor hamdolsun. Evet, kaldığımız yerden tabiri caizse tel yakan beytlere devam ediyoruz. Bugün gündüz bayan sohbetinde dedim, akşama dedim inşallah sufi sohbeti olacak dedim. Gündüz sohbeti biraz böyle sufi sohbeti minvalinden uzaklaştı. Biraz dünya siyaseti falan girdi işin içerisine.
Sorular öyle olunca bizim de yörünge o tarafa doğru kaçıyor. Evet. En son feryat edeyim. Çünkü feryat ve figanlar hoşuna gidiyor. İki alemden de ona ancak feryat ve figan lazım. Burayı okumuşuz. İnşallah feryat figandan devam ediyoruz. 1775. beyin. Onun macerasından acı acı nasıl feryat etmeyeyim ki? Sarhoşlarının halkasına dahil değilim. Feryattan devam ediyoruz. Onun macerasından acı acı nasıl feryat etmeyeyim ki? Sufi için ağlamak, feryat etmek, feryadına feryat eklemek. İşidir sufiler için.
Sufinin işidir. Hele gönlü yaralısa, hele gönlü hüzünlüyse, kederliyse, onun feryadı daha da hoş olur. Daha da içsel, daha da derin olur. O feryat sevgiliye name gibi gelir. Hoşuna gider onun o feryat figan. O sevgililer sevgilisi, aşığını ayrı bir perdede hicranda bırakır. Acı, acı ahlatır. Bir aşığı, sarığının kenarına kırmızı renkli bir gül taksa, salına salına yürüse, o aşık, vuslat nimetine erişse bile, yine hazin hazin, tatı tatı feryat eder.
Feryatsız duramaz. Hicran perdesinde bile, hoş bir zevk, hoş bir sefa bulur. Ona desen ki, vuslata eriştiğin halde, bu feryadı figan nedir diye, o der ki, maaşımın, sevgilimin, nazı, cilvesi, işvesi beni bu hale soktu. Feryattan, feryada attı der. Ağlar, inler, candan, yürekten yalvarır, yakarır. O aşığın, candan, yürekten, o samimi, hicran dolu yalvarışları, kabul olur.
ve o kabul oluş, aşığı, ayrı bir perdeye atar. Artık sevgili, ona daha yakına çeker. Yakinin de yakinine, yakinin de yakinine doğru çeker. Böyle olunca, aslında o da sarhoş olur. Ama onun sarhoşluğu, avamın sarhoşluğu gibi değildir. Onun sarhoşluğu, kemale ermemişlerin sarhoşluğu gibi de değildir. Onun sarhoşluğu, ucuz şarap içenlerin sarhoşluğu gibi de değildir. Onun sarhoşluğu, kemale erenlerin sarhoşluğudur. Onda akıl yok olup gitmez.
Kemale erenlerin sarhoşluğu, akılları kalbe bağlıdır. O yüzden, o sarhoşlukta akıl gitmez derken, kalbi akıl çalışmaya devam eder. Diğerlerinin sarhoşluğunda, akıl gider. Eğer o sufi ise, biz ona meczup deriz. Sufi ise, meczupların, din anlatma gibi dertleri yoktur. Meczupların, irşad etme gibi dertleri yoktur. Meczupların, bu konuda bir dertleri de yoktur. O çünkü, akıl gittiğinden sorunu da değildir. Ona sufi dilinde biz meczup deriz. Ama o meczupluktan çıkmazsa, eğer orada kalır. O ileriye doğru gitmez. Bizim istediğimiz meczupluk bu değildir.
Biz isteriz ki, bütün kardeşler kemale ersinler. o meczupluk perdesinde kalmasınlar. O meczupluk perdesinde kalırlarsa, o sadece kendine faydası olur. Dışarı bir faydası olmaz. Birisi ona namazın farzını sorsa, cevap vermez çünkü. Cevap veremez. Bizim o sarhoşluk, geçici bir sarhoşluk olsun isteriz. Haller de geçicidir zaten. Onun bir çıt altı vardır, avamın sarhoşluğu deriz. Avam sarhoşluğu. O avam sarhoşluğu nedir? O kimse, birisi çok güzel, nameli Kur'an-ı Kerim okur. O Kur'an-ı Kerim okunurken, gözünden yaş iner. Böyle sayha atar. Böyle kendinden geçiyormuş gibi olur. Ama biter.
Öbür ayet-i kerimeye geçince, onun sarhoşluğu kalmaz. Bu da avamın sarhoşluğudur. Bu zaman zaman, dervişlerin, sufilerin üzerinde tecelli eder mi? Eder. Ama bunların hepsinin de, sahteleri de vardır. Yani, avam sarhoşluğunun da sahtesi vardır. Meczup sarhoşluğunun da sahtesi vardır. Ancak, mürşidi kamillerin, irşad sahibi olanların, sarhoşluğu, dışarı vurmadığından dolayı bilinmez. Onlar, o sarhoşluklarını, kendi iç alemlerinde yaşarlar. Her ne kadar, öyle olsa da, onların çatlaklarından, su kaçırır. Ama o su kaçırmasından, kendileri sorumlu olmaz. Çünkü, o esnada, o, o hayretin, tecelliyatıyla konuşmuş. O hayretin, tecelliyatıyla, kendinden bir şeyler, sudur etmiştir. O yüzden, Hz. Pir, beytin sonunda, ben o sarhoşlardan, değilim diyor.
biraz da, kendince de, tevazu yapıyor. Onun gözünden ayrı, güne gün katan, yüzünün vuslatından, mahrum bir haldeyken, nasıl gece gibi, kapkara olmam, onun gözünden ayrı, yani, sevgilinin gözünden ayrı düşmüş, gününe gün katan, yüzünün vuslatından, mahrum olmuş.
Gününe gün katan, sevgilinin vuslatından, mahrum kalmış. O haldeyken, nasıl gece gibi, kapkara olmam. Ben bu beytleri, biraz böyle, farklı kendimce, kendi lisanımla, yorumlamaya çalıştım. Ah sevgili, senin güneş gibi, cemalinden perdelenen, ne yana dönerseniz, dönün, cemalim oradadır diye, sevgili müjdeyi vermişken, sen, heva hevesine uymuş, perdelenmişsin.
Onun cemali, senin gözüne güneş gibi iken, sen nasıl oldu da, onun güneş gibi gözünden düştün? Sevgilinin gözünden düşen, onun cemalinden perdelenen, ciğeri kan revan, gönlü kan revan olur, celal perdesine, kahra düşer, o celal perdesi, onu yakar, yıkar, her yer karanlık olur, gözü, gönlü, görmez olur.
eğer sen, cemal perdesinden düşersen, celal perdesine atarlar seni. Celal perdesine atarlarsa, sen kendi kendine, kahrın, hicranın, hüsranın içinde yaşarsın. en acısı da, onun gözünden ayrı kalmaktır. Onun gözünden ayrı kalmak demek, o seni her an görüyor bilincinden, o seni her an görüyor tefekküründen uzak durmandır. Eğer o seni her an görüyor bilinci ve tefekkürü ve rabıtası, senden gittiyse, evet, o zaman, o senin gününe gün katan, yani, herkes gün içerisinde, 24 saatin içerisine, ayrı zaman dilimlerinde, ayrı cemal perdelerinde, ayrı ayrı perdelerde, ayrı ayrı ilimlerde dolaşman, ve bir an içerisinde, belki de 80 yıllık,
100 yıllık, 150 yıllık, anı yaşasan, belki de o cemal perdesinde bir an, tabiri caizse, bütün fezayı dolaşsan, güne gün katan odur çünkü. 24 saattir, 24 saatte normal bir insanın, yaşayamayacağı şeyleri yaşamaktır. Ve sen, güne gün katan, o cemaliyle, ortalıkta salınırken, sen, onun cemalinden uzaklaştıysan, ve cemalleşemediysen, ve cemali sende artık, senin perdende, görünmüyorsa, sen körlerden oldun.
O zaman, kapkara olursun. Kapkara olmak, sufi cemal perdesinden, küfür perdesine gitmez. Sufi cemal perdesinden, celal perdesine geçer. Celal perdesi, şart serttir, şedittir. O yüzden, cemali biz, gün ışığına benzetirsek, celali de gece karanlığına benzetiriz. Ve, sen, gece karanlığına düşmüş olursun. Oysa, bir an önce, senin gecenle gündüzünün arasında fark yoktu. Sen o cemal güneşinin aydınlığını yaşıyordun. Ne tarafa bakarsan bak, onun cemalinin tecelliyatlarını görüyordun. Onlara mazhar oluyordun. Ama sen, bir an olsun, heva hevesine uydun.
Feryadı figanı bıraktın. Nefsine uydun. O gün, cemal perdesinden uzaklaştın. Hem, seviyorum dedin, hem de cemal perdesini bıraktın. Tabiri caizse, perdelendin. E o zaman, senin için her yer, karanlık oldu. Onun hoş olmayan şeyi de, benim canıma hoş geliyor. O gönül inciten sevgilime, canım feda olsun. O sevgili, hançer kullanmadan, kanını dökse, seni feryattan feryada atsa, hicrandan hicrana sürüklese, ayrılıkla da eziyet etse, ayrılıkla da eziyet etse, seni zorla da incitse, faydasız, sen o sevdandan vazgeçme.
gönlün elden giderdi, sevgilinin yüzünü görmezsen, feryat bundan dolayı. Bunlar, görünüşte her ne kadar aşıya zor gelse de, aşıya hoş görünmese de, aşığı ayrılık derdinden kurtarır. Öyle olunca da, o hoş olmayan gibi görünen şey, senin canına hoş gelir.
İnsanlar dışarıdan bakarlar, hiç kimse, herhangi bir imtihana tabi tutulmadan, bir zorluğa tabi olmadan, Allah'ın cemaliyle cemalleşmek ister. Hiçbir gama, kasevete, kedere, derde, sıkıntıya düşmeden, o Allah'a dost olmak ister. Oysa bunun, fıtratı böyle değildir. Sen Allah'a aşıklık yoluna girdiysen, her taraftan gam, kasvet, dert, seni sarıp sarmalacaktır. Ve dışarıdan bakanlar, senin o gamını, kasevetini, senin derdini, çilini görünce, onlara hoş gelmeyecektir. Ve onlar diyeceklerdir ki, bu kadar derde, gamı, kasevete gerek yok.
Hatta bir gün sohbette bir bayan dedi ki, sohbetlerinizde hep gam, kasvet, hicrandan bahsediyorsunuz. Bu nasıl bir aşıklık, hiç mutlu olamayacak mısın? Bizim gamımızın, kasevetimizin içerisinde mutluluk vardır. Bizim en dertli anımızın içinde sevinç vardır, en sevinçli anımızın içerisinde hüzün vardır. Çünkü sen bir yola girmişsin, bu yol sevgi yolu, aşıklık yolu, Allah'ı seviyorum diyorsan, Allah'ı seveceğim diyorsan, ve Allah'ı severek tanıcam, Allah'ı severek bileceğim diyorsan, yolun çetin gam da var, kasavet de var, bile bile sevgilinin gönlünü incitmesi de var.
Oysa insan hiç incinmek istemez. Ama o incitir seni. Veyahut da etrafından gelen kimselerden incittirir seni. Senin arkadaşın incitir, eşin incitir, sevdiğin incitir, dervişler incitir, birileri seni incitir. O inciteni sen, halktan görürsen ikiliktesin. O inciteni haktan gördüğün anda kemale erersin. O inciteni haktan görmezsen, hep ikiliktesin. Hani anlatırım ya bazen, Muhyiddin İbn-i Arabi, yakaza haldeyken, Allah'la konuşuyor.
Allah diyor ki, ey Muhyiddin neyle geldin? O da diyor ki, tevhidimle geldim ya Rabbi. Öyle söyleyince, Cenab-ı Hak diyor ki, ey Muhyiddin, geçen gece diyor, süt içtin, süt içtiğinde süt dilimi yaktı dedin. Dilini yakan süt müydü, ben miydim? Muhyiddin İbn-i Arabi başlıyor tövbe etmeye. İkilik kaldırmaz çünkü, aşıklık. öyle olunca, senin etrafın seni incitir, gözünün önündeki seni incitir, evladın incitir, eşin incitir, yanında çalışanın incitir, arkadaşın incitir, dostun incitir, en çok seviyorum dediğin, seni en çok seviyorum diyen incitir.
bu incitenleri sen, halktan görme. Halktan görürsen, ikilikte kalırsın. Bunları kendi iç aleminde, haktan gör. Bunları kendi iç aleminde, haktan görürsen, o zaman kemale erersin. Haktan görmezsen, kemale eremezsin. O yüzden, hoş olmayan, hoş görünmeyen bir şey, senin canına hoş gelmeli. Herkes, hastalıktan şikayet ederken, hastalık sana tatlı gelmeli. Herkes, sıkıntıdan şikayet ederken, sıkıntı sana hoş gelmeli. Herkes, evladından dertlenirken, senin evladın sana hoş gelmeli.
Herkesin eşi, veyahut da, eşler, birbirlerine, dillere gelmeyecek şey söylerken, sen, söyleyeni hak görmelisin. Söyleyeni hak görmelisin. görürsen, o zaman, ikilikten kurtulursun. Naziri olmayan, tek padişahımın, hoşnut olması için ben, hastalığıma da aşığım, derdime de.
Ey, ulu şanının eşi benzeri olmayan, sultan sevgili. Bütün alemlerin her şeyisin, ışığısın, nurusun, ruhsun, benzerin yok. Gönül, bir kez derdine alıştı, derman da istemem dedi. Bu sevdanın, derdi, gönlümün neşesi oldu. can, can der ki, bütün canın, derdine feda olsun. İstersen, canı, devaya feda et.
Madem ki, dert de onun, deva da onun, canı ister, derde de feda et, ister, devaya feda et. Yeter ki, canı sen, ona feda et. ona feda ettiysen, evet, ondan gelen her şeye, aşık olursun. Eğer birine aşıksan, birine aşıksan, bir şeye aşıksan, ondan gelen her şeye aşık olursun. eğer aşık değil isen, o zaman ondan gelene aşık olmazsın. O zaman aşıklık meydanından adın silinir.
Sen aşıklık meydanından adını sildirmemeye bak. İki deniz gibi olan gözlerimin incilerle dolması için, gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim. İki deniz gibi olan gözlerim, birisi zahire açılmıştır, birisi batına, birisi celal diye çırpınır, birisi cemal diye çırpınır. İki deniz gibi olan gözlerim, hem zahiri gözetler, hem batını gözetler. o gözlerim incilerle dolması için, gam toprağını gözüme sürme gibi çekmedeyim. Yani gözün incisi ağlamaktır. Allah için akıtılan gözyaşı, dünyadaki bütün incileri toplasanız, ondan kıymetlidir.
Allah için akıtılan gözyaşı, dünyayı bırak, bütün varlığın içerisinde, bütün en kıymetli taşları toplasanız, madenleri toplasanız, ondan da kıymetlidir. O yüzden iki deniz, birisi manadır, birisi maddedir. Allah için ağlamak gerekir. Zahir ve batın alemini açılan gözlerime, bakışıma, hikmet incileri dolması için, gece gündüz ağlamadayım, gam çekmedeyim, gamlar görmüş, kederler geçirmiş olan gözlerimi,
gözyaşıyla yıkamaktayım. Ki, hem manaya, hem maddeye, hem zahire, hem batına açılan gözlerim, onun, güneş gibi gözlerini görsün diye. halkın, onun için döktüğü gözyaşları incidir. Halk, onları gözyaşı zanneder. Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir. Halk onu, gözyaşı sanır. Ama, müminin gözünden akan, aşığın gözünden akan, gerçekte manevi bir incidir.
Cenab-ı Hak, Kehf Suresi, ayet 109'da, müminleri anlatırken, ağlayarak, yüzüstü kapanırlar, Kur'an okumak, onların saygısını arttırır der. Demek ki, müminler, Kur'an okunurken, ağlarlar, gerçek mümin. Ve Kur'an, onların Allah'a karşı olan saygısını, Allah'a karşı olan sevgisini arttırır. O müminler, Kur'an okunmasından, rahatsız olmazlar, hatta Kur'an'ı dinlemek farzdır deyip, Kur'an-ı Kerim okuyan birisi var ise, pür dikkat, Kur'an'a yönelirler.
Onu dinlerler. Gerçek manada, Kur'an'ı dinleyenin bir kimsenin, Kur'an'ın manası kalbine gelir. Onun kalbi, hangi makamda ise, o makamın tefsiri, onun kalbine gelir. Çünkü sen, hakkıyla iman eder, Allah'a yönelirsen, Allah bilmedikleri sana öğretir, ayeti kerimesi mucibince, Cenab-ı Hak senin gönlüne, o ayetin manasını ilham eder.
Sufiler için, atılmış bir iftira vardır. Hani, Sufiler çok kitap okumazlar derler. Oysa, Sufi, kitabın özünü, satırdan değil, sadırdan okur. Sadırdan okur ne demek? Kalpten okur. Ve o Sufi, onca kitabı okumamasına rağmen, ona bir şey sorarsanız, o kalbine gelen ilhamla, onu cevaplandırır. Veyahut da, Sufi, öyle bir hayret perdesinde durur, o hayret perdesinde, vakıf olmadığı, zahiri aklının bilmediği, olaylar manzumesini görünce, kalbine onların, hakikati ve doğrusu gelir. Beriki, Hud suresini okur, Hud suresinde, Hud kavminin nasıl, helak edildiğini okur, öbürki, Hud suresini okurken, helak nasıl olmuş, kalbi perdesine, tecelli eder.
sanki, Hud suresindeki, Hud kavminin helakını, canlı bir şekilde yaşar. Öbürkü, okur, Musa'nın, denizi nasıl geçtiğini, ve tefsirlerde ve hadislerde, nasıl olduğunu, onu okumaya çalışır. öbürkü, ama öbürkü, o hadiseye tefekkür ettiğinde, Cenab-ı Hak onun gözünün önüne getirir, ve, Musa aleyhisselamın, firavunun zulmünden nasıl kurtulduğunu, canlı bir şekilde yaşayarakten görür.
öbürkü, öbürkü, Yusuf aleyhisselamın güzelliğini, kitaplardan okur, ama öbürkü, Sufi, gerçek manada, Yusuf aleyhisselamın güzelliğini, kendi gözleriyle görür. Sufi olmayan, Yusuf'un başına gelen, Aziz'in hanımıyla alakalı, iftirayı, kitaplardan okur, ama Sufi, onu kalp perdesinde, kalp aynasında, sanki o anda yaşanıyormuş gibi görür.
O yüzden, Sufi olanlarla olmayanların arasındaki fark budur. Sufiler, Allah'ı, gözlerinin gördüğü, görmediği her şeyden fazla, Allah'ı öyle severler, öyle severler, o sevgileriyle, kendilerinden geçerler. Ve Cenab-ı Hak'ın, cemaliyle cemalleşirler. Allah, onlara, sır perdesini kaldırır. Ve, Kur'an-ı Kerim okunduğunda, o ayeti kerimenin, kendi perdesindeki, hakikatini görür. Ayeti kerimenin, hakikati değil, kendi perdesinin, hakikatini görür. Çünkü, kalbi tecelliyatlarda, ilmel yakinin hakikatiyle, aynel yakinin hakikatiyle, hakkel yakinin hakikati, aynı değildir.
Aynı zamanda, iki tane Sufi, ikisi de aynel yakinin, hakikatte olsalar, ayeti kerimenin, onlara olan, tecelliyatı, aynı değildir. Çünkü, her Sufi'nin, kendine göre bir rengi, kendine göre bir yolu vardır. Öyle olunca, her ayeti kerime, aynı hakikat, perdesinde olan, dervişlere, aynı şekilde, tecelli etmez. Aynı şekilde, tecelli etmediği için, ikisinin de manası, ayrı olur. O zaman, Sufi'nin gönlüne, ayeti kerimenin, hakikati tecelli ederse, ederken, kendi, nefis meratibinin, ve kalbi meratibinin, hakikatini görür. İşte, Sufiler, Kur'an-ı Kerim okunurken, secde ederler.
Ayet-i Kerime'nin, hakikatini anlarlar. Anlayınca da, ne yaparlar? O, Kur'an'a, saygıları artar. Gözyaşlarını tutamazlar. Sahabe, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Kur'an-ı Kerim okurken, veyahut da, sohbet ederken, başlarını örterler, hıçkırı hıçkırı, ağlarlardı. O, işte, halkın, döktüğü, gözyaşı, aslında, hakikatte, ne olmuş oldu? İnce olmuş oldu. Halk, onu ne gördü? Halk, onu gözyaşı, olarak gördü. Buhari'den, Hadis-i Şerif, Allah-u Teala'nın, himayesinden başka, hiçbir, himayenin, bulunmadığı, kıyamette, himayesine aldığı, yedi kimseden biri de, yalnız iken, yalnız iken, tek başına iken, gecenin karanlığındayken, seherin karanlığındayken, hiç kimsenin görmediği yerde, hiç kimsenin bilmediği yerde, bir kimsenin Allah'ı zikredip, Allah'ı zikredip, gözünden yaş akıtan kimse,
Allah'ın, Allah'ı zikredip, Allah için gözyaşı akıtan kimse, hiçbir himayenin olmadığı, o mahşer gününde, o hesap gününde, Allah'ın gölgesinde, Allah'ın himayesinde olacaktır. Zikredip, ağlayan kimse, bakın, bir tenhada, tenhada, o zaman seher vakti, odanın bir kenarında, veya tenhada, yolda tek başına gidiyor, hiç kimse görmüyor, yani, riyadan uzak, gösterişten uzak, riyadan uzak, gösterişten uzak, hiç kimse yok, o kimse oturdu, Allah'ı zikrediyor, Allah'ı zikrederken de, Allah sevgisinden, Allah korkusundan, Allah haşyetinden,
Allah'a olan yakınlıktan, veya Allah'a olan uzaklıktan, gözyaşı döktü. İşte o gözyaşı, Allah'ın gölgesinin altında, gölgelenmeye sebep olacak. Burada, iki, fiiliyat var. Birisi, Allah'ı zikretmek. Hiç kimsenin bulunmadığı, hiç kimsenin görmediği yerde, senin Allah'ı zikretmekleyin. İkincisi, birbirini tamamlayan fiiliyat. İkincisi ne? Allah için orada, gözyaşı dökmen. O zaman, onun gölgesinin altında, gölgeleneceksin. Yine hakim, nakletmiş. Allah'ı zikrederken, Allah korkusuyla, gözünden yaş akana, kıyamette azap olmaz.
Allah'ı zikrederken, Allah'ı zikrederken, Allah korkusuyla, gözünden yaş akıtan kimse, kıyamette azap görmez. Dışarıdan bakan için, o gözyaşıydı, ama hakikatte, onu kıyamet gününde, Allah'ın himayesine gireceği, ve azaptan kurtulacağı, en kıymetli inci tanesi oldu. Allah için, gözlerinden yaş akan, müminin vücudunun, cehennem ateşinde yanması, haramdır. haramdır. Bir damla gözyaşı ile, yanığı ıslanan kimsenin yüzü, hiçbir zaman darlığa düşmez. Kıyamette her şey, ölçülür, tartılır. Bunlardan, Allah korkusuyla, akan gözyaşı, ateş deryasını söndürecek güçtedir.
O zaman Allah için, gözyaşı döküren kimsenin, vücudunu, cehennem ateşi yakmayacak. Dışarıdan bakıldığında, gözyaşı, ama hakikatinde, cehennem ateşini söndüren, inci tanesi oldu. bir damla gözyaşı ile, yanığı ıslanan kimsenin yüzü, hiçbir zaman darlığa düşmeyecek. Sen Allah için, bir damla gözyaşı akıtmışsın, evet, senin yüzün, hiç darlığa düşmeyecek. Sen Allah için, Allah'ı zikredip, gözyaşı akıttığı müddetçe, darlık sana uğramayacak. Sen Allah için, Allah'ı zikredip, gözyaşı döktüğün müddetçe, senin yüzün darlanmayacak. Senin kalbin darlanmayacak.
Senin gönlün darlanmayacak. Sen darlanmayacaksın. Hiç kabız hali yaşamayacaksın. Gönlünde büyük bir sürur, yüzünde büyük bir mutluluk olacak. O gözyaşı, seni tabiri caizse, hayretten hayrete geçirecek. O zikrullah, seni istikamet sahibi yapacak. Hangi perdeye geçersen geç, la ilahe illallah, veyahut da Allah, veyahut da Hu, veya Hay, veya Hak, veyahut da Kahhar, veyahut da Kayyum ismi şerifiyle, sen her daim istikamette olacaksın.
Bir tarafta gözyaşı, bir tarafta kalbin genişliği ve öyle bir hal olacak. O zikrullah ile, o gözyaşı ile, Cenab-ı Sultan, senin kalbine dokunuverecek. Senin iç alemine dokunuverecek. Bir bakacaksın ki, kalbinde ayrı bir heyecan, ayrı bir mutluluk, ayrı bir sevinç, ayrı bir haşyet, ayrı bir vakar, ayrı bir perde olacak. Kah, ulu dağlar gibi serileceğin ortalığa, kah, makamdan makama geçip, perdeden perdeye geçip, Allah'ın varlık üzerindeki sıfatsal tecelliyatlarını yaşayacaksın. Bir damla gözyaşı, dışarıdan halk baktığında, gözyaşı görürken, senin içinde o maddi manevi inciler gibi oldu. Ağlayın, Buhari'den bu, az önceki Beyhakidendir.
Ağlayın, ağlayamazsanız, kendinizi zorlayın, hüzünlenin. Kıyametteki azabın dehşetini bilseniz, ayakta duramayacak hale gelinceye kadar namaz kılar, sesiniz kısılınca kadar, ağlardınız. Ağlayın, ağlayamazsanız, kendinizi zorlayın, hüzünlendirin. Yani hiç olmazsa, ağlıyormuş gibi yapın, yüzünüzü ekşitin. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri öyle derdi. Ağlıyormuşsanız dahi, ağlıyormuş gibi yapın. Hani yüzünüzü buruşturun, yüzünüzü böyle ağlama haline çevirin. Kendinizi Allah için ağlama, moduna sokun. Neden?
Çünkü, o kıyametin hesabını bilseniz, ayaklarınız çözülür, yürüyemez hale gelirdiniz. Hiç olmazsa, ağlayanlara benzemeye çalışın. Ağlayanlar sınıfından olmaya çalışın. Zorlayın kendinizi ki, Cenab-ı Hak o kıyametin dehşetliğinden, seni muhafaza eylesin. Seni korusun. Rabbi muhafaza eylesin. Amin. Tirmizî, Nesai İbn-i Mace nakletmiş hadis-i şerifi. Ebu Hureyre'den, Allah korkusuyla gözyaşı döken kişi, sağılmış süt, memeye dönmedikçe, cehenneme girmez. Cihad tozu ile, cehennem dumanı asla, bir araya gelmez. O zaman Allah korkusuyla, gözyaşı döken kimse, yani bir sağılmış sütün, memeye girmesi mümkün mü?
Değil. Nasıl sağılmış sütün, memeye tekrar geri dönmesi, zahiri hukuka, uygun değil, mümkün değil ise, Allah için, gözyaşı döken bir kimsenin de, cehenneme girmesi böyle mümkün değil. Yeter ki o, Allah için, gözyaşı döksün. Cihad tozu ile, cehennem dumanı asla bir araya gelmez. O kimse, cihada çıkmış. Ya tebliğe çıkmış. İnsanlara Kur'an ve sünneti tebliğ ediyor. Bugünün en zor cihad şartlarından birisi. İnsanları Kur'an ve sünneti tebliğ etmek. İnsanlara hayır hasenatı tebliğ etmek. İnsanlara doğruyu tebliğ etmek. Bugünün en zor cihadlarından birisi. Bir de ne var en zor cihadlarından birisi?
Nefsiyle cihad eden. Yani nefsi onu haramlara, şatata, şatafata yönlendirirken, o kimsenin hakikate kendini yönlendirmesi. Kur'an ve sünnete kendini yönlendirmesi. Herkes heva ve hevesine koşarken, herkes ben biliyorum sevdasıyla yürürken, herkes şeytanın elinde oyuncak olmuşken, o kimsenin nefsiyle mücadele edip, Kur'an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermesi. Bugün için büyük cihadlardan birisi. Sebep, valla canı vermek kolay, billaha canı vermek kolay. Ölürsün, biter hesabın. Bugün İslam dünyasında veya dünya üzerinde dini yaşamak zordur. Dini yaşamaktan kastım, hakiki dini.
Hakiki Kur'an ve sünneti yaşamak, bugün İslam dünyasında ve kafir dünyada ve bütün dünyada yaşamak zordur. En büyük cihad da budur. Bakın, en büyük cihad budur. Savaşla çıkarsın, bir bomba gelir ölür şehit olursun. Bir mermi gelir şehit olursun. Eyvallah. Her gün haramlarla mücadele etmek, her gün deccalist sistemle mücadele etmek, her gün deccalizmin altında dinini yaşama mücadelesi vermek, yemin ediyorum, Gazze'den daha zordur.
O yüzden cihad tozuyla, yani o kimse Kur'an ve sünneti tebliğ edecek, yaşayacağım, yaşatacağım diye mücadele ediyor. Veyahut da bir kimse çıkıyor, savaş meydanında kafirlere karşı cihad ediyor. Gazze'lilerin bugün yaptığı gibi, Çin'de, Doğu Türkistan'daki Müslümanların yaptığı gibi, Irak'ta, Suriye'de, Lübnan'da, Libya'da, Afganistan'da, Pakistan'da veyahut da Türkiye Cumhuriyetler'de veyahut da Afrika'da, Avrupa'da, Amerika'da, Kanada'da dünyanın herhangi bir yerinde bir kimsenin Kur'an ve sünnet uğruna cihad etmesi, savaş etmesi,
eziyet görmesi. Bakın bu bölgelerde Müslümanların kanı akıtılıyor. Avrupa'da Müslümanlar rahat değil, Amerika'da rahat değil, Kanada'da rahat değil, İslam ülkelerinde de gibi görünen yerlerde de rahat değil. Bütün dünya üzerinde yaşayan Müslümanlar baskı altında, zulüm altında, bütün dünya üzerinde yaşayan Müslümanların kanı, şerefi, namusu, haysiyeti ayaklar altında. Bütün dünyada böyle. Bakın bütün dünyada böyle. Ve burada dinini yaşamak, bu dünyada bugün için dinini haykırmak, insanlara anlatmak, din uğruna savaşmak, can vermek, evet, bunlar kolay bir şey değil. Yani düşünebiliyor musunuz?
Gazze'de, Gazze'liler kendi topraklarını savunuyorlar. İşgalci İsrail'e karşı dünya ayağa kalkmış, bunlar terörist diyor. Buna çok içerleniyorum. Buna çok canım yanıyor. Sebebi şu, hani Yenidağ Cumhuriyet Bayramı kutlandı. Öyle mi? Yani işte oralara girmek istemiyorum şimdi. İnsanlar kendilerince, kendi dairelerinde işgalcilere karşı mücadele ettiler. biz onlara terörist diyebilir miyiz şimdi? Benim anne dedem, anne dedem, arkadaşları ile beraber hepsini silahlandırmış, kuşandırmış, dağa çıkmış, Yunan işgaline karşı çıkmak için.
Ve Bayindir'da, dedem, dedem Siribir'in heyecanlandığı heyecanlandığı Yunan işgaline duyunca. Dedem, arkadaşlarıyla, kızanlarıyla Yunanlı askerlere hiç rahat vermemişler. Savaşmışlar, mücadele etmişler. Orada savaştıkları, mücadele ettikleri için de bunlara İstanbul, İzmir'de Yunan'ı işte bırakıp gidince bunlar askerlikten muaf tutulmuş, belgelerini alıp gelmişler.
Askere çağırmamışlar bir daha onları. Şimdi, diyeceğiz ki o teröristti. Kime karşı? Yunanlara karşı toprağını savundu diye. Öyle mi? Dünyanın geldiği noktaya bak. Orada Filistinliler, Hamas adı altında toplanmışlar. İşgalcilere karşı kendi topraklarını savunuyorlar yüz yıldan beri. Yüz yıldan beri her ailede birkaç tane erkek şehit. Farkında mısınız? Bu katil İsrailliler çocuk öldürüyorlar ya. Hastaneleri bombalıyorlar. Evet, onlar da orada tozun toprağın içindeler. Cehennem ateşinden muaflar.
Her mümin dağlar kadar günah ile mescidimizde bulunsa ağlayan şu kişinin hürmetine oradakilerin hepsinin günahları affolur. Bir meclis düşünün. Zikrullah halakası kurulmuş. Herkes Allah'ı zikrediyor. Orada birkaç kişi Allah için ağlıyor. Birkaç kişi Allah için ağlıyor. Hatta bazen böyle hani bu ne ağlıyor şimdi ya? Ne vardı da ağlıyor ya? Ham, avam dervişler, derviş adayları ağlayan öyle bakarlar. Bu ne ağlıyor ki? Ne gördük şimdi? Ne oldu ki yani? Oysa o kimse Allah için ağladıysa oradakilerin hepsinin de ne oldu?
Kurtuluşu oldu. Hepsinde günahlar affoldu. Tavaf ediyorlar hacılar veyahut ömreye gidenler tavafta ağlayan var ise hepsi de affoldu. Zikrullah halakasını oturdunuz. Orada halakada ağlayan var ise hepsi de affoldu. Camiye gittiniz. Namaz kılıyorsunuz. Namazda orada ağlayan var ise bütün camide toplanan Müslümanlar affoldu. Ağlayan yok. Bu hadis-i şerif onları bağlamıyor. Çünkü melekler ey Rabbimiz ağlayanları ağlamayanlara şefaatçi kıl derler. Melekler ne derviş?
Ya Rabbi ağlayanları ağlamayanlara şefaatçi kıl. Amin. Buhari'den hadis-i şerif. Allah gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azap etmez. Fakat dilini işaret ederek bunun yüzünden azap eder veya bağışlar buyurdu. O zaman gözyaşı ve kalbin elemi var ise ne yapıyormuş Cenab-ı Hak? o kimseye azap etmiyormuş. Allah katında hiçbir şey iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası.
İki iz ise Allah yolunda çarpışırken alınan yara izi ve Allah'ın emreti farzlardan birini yerine getirmekten kalan kulluk izi. Ben bazen derim ya ayaklarınızın sağ erkekler için söylüyorum. Sağ ayaklarınızın tam böyle bileğinde hafiften nasır bombeleştiyse siz namaz ehlisiniz. Eyvallah. Eğer iki ayağınızda da on bombelik o nasır varsa siz o zaman zikir ehlisiniz. İşaret iki dizinin üzerine oturuyorsun ya iki dizinin üzerine oturunca iki ayağının birden orada bir nasır bombelik oluşuyor. Yok zikir ehli değilsen namazlarını kılıyorsan erkekler için söylüyorum sadece sağ ayağınızda o iz var o bombelik var.
Allah bizi onlardan eyveseyini. Burada daha şey var ama önümüzdeki haftadan devam edelim. Ben canlar canından şikayetçi değilim. Hikaye etmekteyim. İnşallah buradan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal edin. Biraz bu ara şikayet gibi olmasın. Şeker fazla hareket halinde dilim damam yapışıyor. O yüzden ikide bir de su içmek zorunda kaldım. O yüzden de hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Tekrar ilan edeyim. 17 Aralık Şebarüz Bursa'da Bahçe davette olacak. 24 Aralık Gelibolu Şebarüz Gelibolu olacak inşallah.
Yayın şimdiden ilan edin. Canlı tutun her iki Şebarüz programını ve canlı bir şekilde de herkes bu Aralık ayında bu iki programa odaklansın. Bu iki programı da inşallah dolu dolu geçirelim Allah'ın izniyle. El Fatiha Selamat Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.