Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Temmuz 2020 · 2:57:06
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsıkı yapışıp yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Ümmet-i Muhammed'e Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, mü'min sevgisi nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'e haramlardan uzak durmayı, her türlü haramdan kaçınmayı, iyi ameller, salih ameller işlemeyi nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'e farz namazlarını dosdoğru kılan, farz oruçlarını dosdoğru tutan ümmetlerden eylesin. İnşallah. Kıymetli dostlar, mesnevi sohbetlerine devam edeceğiz inşallah. Geçen hafta cumartesi gün 1. cilt 888. beytte kalmıştık.
O beytten inşallah Allah izin verirse devam edeceğiz. Son okuduğumuz beyt oydu. Hani bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. Bunu okumuştuk. Her kavmin gözü bir günceyi zevk sürdüğü cihette kalmıştır. Yani bir topluluk düşünün, o topluluğun gözü bir gün dahi olsa bir şeyde zevk edinir. O gün böyle neşelenir, o gün ağzı tatlanır, gönlü hoş olur.
Hep aklı fikri orada kalır. Onun devamını onu arzular, onu ister. Hani bayram günleri vardır ya, insanlar tekrar o bayram gününü arzu ederler. Veyahut da mutlu bir evlilik olmuştur. O mutlu evliliğin başlangıcı, düğünü, hep insanlar o başlangıcını, o düğününü arzular. Veyahut da bir zaman olmuştur, çok mutlu olmuştur bir meselede. O bir meselede mutlu olunca hep o mutluluğu hatırlamak ister. İşte bütün kavimler, bütün bireyler, aileler, topluluklar, milletler böyle mutlu oldukları günleri hatırlarlar. Mutlu oldukları günlerde o zevk sürdükleri günleri kendilerince yad ederler. Ve o mutluluğu yeniden yaşamak, o zevk sürdüğü anı yeniden yaşamak veya yenilerini yaşamak ister.
İşte insanoğlu veyahut da müminler, öyle söyleyelim, kendilerince elest halindeyken, ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorduğunda, bütün insanlar, bütün ruhlar, evet sen bizim Rabbimizsin dedi. Ve Allah-u Alem, bunu böyle tarif ediyorum ama ilk yaratılan o Nur Muhammedi'nin içerisinde ama Cenab-ı Hakk'ın sıfatsal boyutlarını, ama Cenab-ı Hakk'ın kelamını, ama Cenab-ı Hakk'ın bir tecelliyatına mahzar oldular.
O tecelliyatına mahzar olunca her daim onu arzular, onu ister oldular. Çünkü orada dilsiz, dudaksız, harfsiz, sohbet etme, cemal ile cemalleşme Allah-u Alem vardı. Ve orada eğer öyle bir hal yaşadılarsa, her daim insanlar o hali yaşamak istediler. Hani sufiler böyle bir güzel, salih rüyalar görürler, güzel salih rüyalar gördüklerinde, o salih rüyanın vermiş olduğu bir zevk, vermiş olduğu bir neşe, vermiş olduğu bir tat vardır.
Onu kaybetmek istemez insan. Sabah olduğunda, o bütün gün belki de gözünün önünde görmüş olduğu o rüya gelir, takılır. Veyahut da gözünün önünde, eğer Cenab-ı Hak ona hitap ettiyse, o hitap hiçbir zaman onun gözünün önünden, kalbinden, dilinden, içinden, dışından eksik olmaz. Veyahut da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördüğünü düşünün. O her daim, bütün günlerce o görmüş olduğu o halin, o rüyanın, o zevkin tadından aklına hiçbir şey gelmez. Gözü hep orada ister ve insanoğlu da hep o tatlılıkları, o neşeyi, o lezzeti arar durur. Bütün her şeyde arar. Bir lezzet almıştır ya, bir tat almıştır ya, bir mutluluk duymuştur ya, onu her daim arayıp sormak, her daim onu almak ister.
Şimdi, iyilikleri isteyen, iyiliklere doğru yol alan bir kimse, hep böyle iyilik yaptıkça, iyilikten tat alır, iyilikten lezzet alır, iyiliğe devam etmek ister. Çünkü, o iyilikten tat almaktadır, iyilikten lezzet almaktadır. Veyahut da Müslümanların bazıları mesela, çok namaz kılar. Artık o namaz, onun için böyle her şeyden evladır ve namaz kıldıkça mutlu olur, namaz kıldıkça tatlılaşır, zevklenir. Hep gözü namazdadır onun. Veyahut da, bir Müslüman düşünün, Kur'an-ı Kerim ile yoğrulmuştur, gözü hep onun Kur'an-ı Kerim'dedir. Çünkü, o Kur'an-ı Kerim'den lezzet almakta, Kur'an-ı Kerim'den tat almaktadır. O, her daim o tat aldığı, lezzet aldığı hal ile hallenmek ister. Veyahut da, sufiler genel olarak Allah'ı zikirden tat alırlar.
Her daim, ondan tat aldıklarından, her daim Allah'ı zikretmek isterler. Bir de, önlerinde müjde de vardır ya, kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder diye. O yüzden, sufiler her daim gözleri zikirde olur, her daim o tat aldığı, o lezzet aldığı anı, o lezzet aldığı hali yaşamak ister. Hani arkadaşlar bazen diyorlar ya, hani zikirler ne zaman başlayacak, zikirler işte ne zaman devam edecek, ne zaman toplu zikir yapacağız. Şimdi neden? Onu tat aldı insanlar, oradan lezzet aldı, oradan feyizlendi, bereketlendi, nimetlendi, tekrar onu istiyor, tekrar onların başlamasını istiyor. Ama malum zikirhaneler bir AVM değil, zikirhaneler turistik amaçlı bir yerde değil, zikirhaneler öyle plaj gibi bir yerde değil, yerli yabancı turist çeksin. Zikirhaneler öyle tiyatral bir yerde değil, zikirhaneler böyle konser salonu da değil, zikirhaneler ayrı, öyle olunca da henüz daha zikirhanelere müsaade çıkmadı.
Yani vakıfların eğitimlerine, vakıfların bu tip çalışmalarına müsaade yok daha toplu olarak böyle bir ibadet etmeniz mümkün değil. Çünkü cumaları, erkekler cumaya gidiyorlarsa bilirler, yani Allah affetsin, böyle ne yazık ki öyleyiz. Yani bunları, cumaları yaşıyoruz. Bir polis, görevli polis caminin kapısında maske sorguluyor, caminin kapısında duruyor. İçerideki cemaatı işte sosyal mesafede oturtturmaya çalışıyor. Veyahut da benim gittiğim camide böyle, mahalle caminde. Bilmiyorum her tarafta aynı mı ama zannediyorum her tarafta aynıdır. Ama AVM'de sosyal mesafe tanıyan yok, lokantalarda yok, restoranlarda yok, kafelerde yok. Veyahut da bilmiyorum, Bursa'daki belediye otobüslerinde sosyal mesafe yok, herkes üst üste.
Veyahut da Bursa'daki ben zaman zaman metronun yanından geçerken görüyorum. Metro da aynı, ele iş çıkışlarında daha da sıkıntılı. Taksilerde korona yok, dolmuşlarda yok, minibüslerde yok, işte otobüslerde yok, metroda yok, AVM'lerde yok korona. Ondan sonra çarşıda, bacada, sazda, cazda, ne bileyim işte tiyatroda, dansta yok ama camilerde var. Bu korona nasıl bir koronaysa dönüyor, dolaşıyor, geliyor, camilerdeki Müslümanlara bulaşıyor, onlara saldırıyor. Ve bu korona nasıl bir şeyse dönüyor, dolaşıyor, geliyor, vakıfların binalarına saldırıyor. Enteresan bir koronayla karşı karşıyayız. Şimdi işte insanlar hoş, camiler bundan uzak dursa ne olacak? Yani camilerde cemaat mı kaldı? Bir de işin bu tarafı var.
Yani Ümmet-i Muhammed'in sanki böyle bir yasak bekliyorlarmış gibi, bir yasak olunca herkes camiyi de unuttu. Camiye gitmeyi de unuttu. Birkaç saf millet orada namaz kılıyor. Hatta vakit namazlarında onlar da yok. Böyle işte camiler boşaldı desek yeri var. Daha da enteresan, yani nasıl bir akıl, nasıl bir fikirse, yani camilerin suları da kesik. Yani herhalde zannediyorum bu hafta açtılar galiba, geçen haftaya kadar camilerin suları da kesik. Yani bir kimse camiye gelse, işte sözde camiler açıktı ama vakit namazlarında da hani cemaat de kılınmıyordu ama sular kesik. Yani böyle bir şey düşünülebilir mi? Bir Müslüman mescidinde sular kesik. Yani bu kimse tuvalete gittiğinde nasıl taharetlenecek?
Bu kimse abdest alacaksa nasıl abdest alacak? Bunları dile, aklıma geldikçe böyle üzüntümden ne diyeceğimi bilemiyorum. Ve ne yazık ki biz bunları yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz böyle giderse. Çünkü bir caminin suyu kesikse tevmü mü edecek o kimse? Yani böyle bir mantık var mı? Böyle bir, nasıl bir mantık var? Bunu nasıl bir şey yapıyor? Yani abdest alırken Müslüman yanındaki kimse korona bulaştırmayacak. O yüzden caminin suyunu keselim, kapatalım. Eee, yani normalde bir yerli, yabancı bir kimse abdest alacak olsa, camide namaz kılacak olsa, caminin içerisinde sular akmıyor. Ayrı bir handikap. Şimdi, eee, demek ki bir kimse bir yerden lezzet alıyorsa, bir yerden tat alıyorsa, daha önce orada lezzet ve tat aldıysa, manevi olarak bir feyizlendiyse, hep gözü oradadır.
Orayı arar, orayı ister. Onunla, o hal ile hallenmek ister. Ve o hal ile hallenmek istedikçe de, o kimse, ııı, hiçbir zaman oradan gözünü çevirmez. Yakinen, her cinsin zevki, kendi cinsi iledir. Yani normalde insanlara bakarsanız, veyahut da bütün mahlukata bakarsanız, herkesin zevki, kendi cinsindendir. Hani biz, bir kumru ile bir kartalın arkadaş olması, birbirine muhabbet etmesini beklenmez.
Veyahut da bir kumru ile bir karganın arkadaş olması, birbirine muhabbet beslemesi mümkün değil. Veyahut da işte bir yırtıcı kuş ile bir serçenin dost olması mümkün değil. Her cins, hani kuşlar kuşlarla arkadaşlık eder, dost eder ama kuşlar da kendi aralarında kendi cinsleriyle arkadaşlık ederler. O zaman kuşlar bir bütündür ama kuşların içerisinde yırtıcı olanlar, kendi yırtıcı olanlarıyla, yırtıcı olmayanlar da yırtıcı olmayanlarla dost olur, arkadaş olur, kardeş olur.
Bir şeyi paylaşırlar. İşte kendi cinsinden kimseyle o kimse zevklenir, kendi cinsinin peşine koşar, ona inanır, onunla hemhal olur. O zaman kafirler de kafirlerle dost olur, kafirlerle arkadaş olur. Müminler, müminlerle dost olur, müminlerle arkadaş olur. Çünkü bunlar cins birliğidir. Bir tarafa bakarsanız mümindir, müminin kafirle dost olması mümkün değil. Çünkü ayet-i kerimede ey iman edenler siz kafirleri kendinize dost tutmayınız. Veya ey iman edenler siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız. Ey iman edenler sizin dostunuz ancak müminlerdir ve sizin dostunuz ancak Allah'tır der. Şimdi böyle olunca bir ki müminler müminlerle dost olur, müminler müminlerle arkadaş olur.
Ve müminlerin içerisinde de aynı sıfatsal boyutta olan, aynı sıfatsal tecelliyatlara mazhar olanlar birbirleriyle dost olur. Mesela hırsızlık yapan bir kimseyle hırsızlık yapmayan bir kimsenin dost olması mümkün değildir. Veyahut da işte fuhuş yapan bir kimseyle fuhuş yapmayan bir kimsenin dost olması mümkün değildir. Veyahut da beş vakit namaz kılan bir kimsenin, beş vakit namaz kılmayan bir kimsenin onunla dost olması mümkün değildir. Sebep onun canı sıkılır, o beş vakit namaz kılmıyor çünkü. Veyahut da zikre giden bir kimsenin zikre gitmeyen bir kimseyle dost olması çok zordur. Sebep o zikre gidiyor, ona diyecek ki hadi zikrullah gidiyoruz, o diyecek ki ya ben gelmek istemiyorum.
Dostluğu böyle yavaş yavaş yavaş yavaş ne olacak? Son bulacak. Demek ki her cinsin zevki de kendi cinsiyle. Bakın kendi cinsiyle. Yabancı kimseyle değil. O yüzden derviş dervişi dakikada bulurmuş ya. Derviş dervişi dakikada bulur. Sufi sufi dakikada sever. Sufi sufiye dakikada katlanır. Dakikada onunla dost olur. Onunla muhabbet besler. Onunla birliktelik peydah olur. Ama sufi olmayanla, sufinin dostluğu çok zor. Sufi olmayan kimse bakar. Ya bunlar hangi dilden konuşuyorlar? Anlattıklarının hiçbirisini anlamadım der. Veyahut da mesela bu aynı dergahın içerisinde, aynı topluluğun içerisinde dervişlerin arasında bile olur. Mesela nasıl olur? İşte hal gören dervişler, genelde hal gören dervişlerle daha çabuk haşır neşir olurlar.
Başlarlar anlatmaya çünkü. Yok gözünün yumduğunda Mekke'yi gördürdün. Yok gözünün yumduğunda Medine'yi gördürdün. Yok gözünün yumduğunda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördün. Yok onunla konuştun. Yok bununla konuştun. Onların muhabbeti bu olur. Bakın hal dervişi, hal dervişiyle. Veya kal dervişi. Çok laf üreten bir derviş de, laf üreten dervişle arkadaşlık eder. Çünkü ikisi de laf üretecek. Bir de kal dervişleri, bir de yal dervişleri vardır ya. Yeme içme dervişi. O da derviş ama o yeme içmeyi çok sever. Nerede yemek var, nerede güzel yemek var, oraya gider. Hoş kalmadı bizim dergahta şimdi bu tip. Adap Erkan yani işte böyle evlerde orada burada yemekli zikirler yok artık. Şimdi önceden vardı da şimdi yok artık.
Öyle olunca yal dervişleri de eskisi gibi yok artık bizde. Onlar çünkü bakıyorlar öyle yağlı güzel yemekler yok. Olmayınca onlar derga bile terk ederler. Hatta bazı böyle insanlar vardır. Hiçbir yerden ders almazlar. Ben bunu tecrübeyle sabittir. Onlar nerede yemek var, nerede böyle ikramlı bir zikrullah var. Davet et giderler. Hazır. Bizim o taraflar da kaşığı cebinde veya kaşığı belinde derler. Nerede davet edilirse onun kaşığı cebinde veya belinde gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanlar kendi hallerince de kendi halinde olan bir kimseyle zevklenir. Onunla tatlanır. Çünkü öbürkünün öbürküyle bir başkasıyla tatlanması, zevklenmesi mümkün değildir.
Buhari okuyacak olduğumuz hadis-i şerefi nakletmiş. Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzuv hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tuturlar. Demek ki Müslümanlar birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benziyorlar. Bu şimdi ne yazık ki bu müminlik vasıflarında kaybetmeye başladık. Biz birbirlerimizi sevmekte, birbirlerimizi acımakta, birbirlerimizi korumakta bir vücuda benzemiyoruz artık. Bir vücuda benzemiş olsak, Ümmet-i Muhammed'in sıkıntısı kalmayacak zaten. Bir vücudu biz yaşamış olsak, Ümmet-i Muhammed kalbi bir noktada, bir dairede atacak.
Veyahut da cemaatlerin, tarikatların, toplulukların da hali aynı hale geldi. Yani artık bir topluluk da, bir cemaat da kalbi bir yerde atmıyor artık. Yani kalbi bir yerde atsın diye bir şey söylüyorsun, bir şey diyorsun. Ne yazık ki onlar o merkezde toplanmıyor. Herkes çok biliyor, herkesin kendince alimliği var, ulemalılığı var. O kendince aklı önde onun ve o çok biliyor herkesten fazla. Öyle olunca o kimsenin aynı kalbin ritmini yakalaması mümkün olmuyor. Ve orta yere orada bir laf söylüyor zaten, bir şey diyor. O ona laf söylüyor, o ona laf söylüyor. Ne yazık ki müminlerin birbirlerine karşı olan muhabbetleri ve birbirlerine karşı olan bağlılıkları zedeleniyor.
Yani bu hadis-i şerifler ne yazık ki şu anda tecelli etmiyor. Tecelli belki de biz ona mazhar değiliz, o da olabilir. Biz göremiyor olabiliriz. Çünkü birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta, birbirlerini korumakta vücuda benzecekler. Bakın birbirini de koruyacak. Yani birbirini korumak ne demek? Dışarıdan birisi ona saldırırsa onu muhafaza edecek. Dışarıdan onun birisi gıybetini derse onu susturacak. Dışarıdan birisi onun dedikodusunu yapıyorsa onu susturacak. Dışarıdan bir kimse ona iftira atıyorsa onu susturmaya gayret edecek. Bir kötülüğü gördüğünüzde eliniz de mümkün değilse, diliniz de o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır.
Hadis-i şerif. Şimdi böyle olunca müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımaktan uzaktalar artık. Ne yazık ki bu kapitalist sistem, bu deccali sistem bizim dinimizi, imanımızı, bizim örfümüzü, adetimizi, geleneğimizi, göreneğimizi yok ediyor. Kardeşlerin arasında daha iyi sıkıntı var. İki kardeş bir karış toprak için birbirini yiyor. Veyahut da iki kardeş herhangi bir meseleden dolayı birbirine küs. Veyahut da artık çocuklar anne babalarına tavır koyuyorlar. Yani bir vücut gibi olacaklarına çocuklar anne babaya tavır koyuyor. Yani anne baba haksız, anne baba hatalı, anne baba suçlu, anne baba olmasaymış daha iyi olur mu? Daha iyiymiş. Yani topraktan biteymiş bunlar mantar gibi daha iyi olacakmış.
Bu hale geldi Ümmet-i Muhammed. Eşler arasında dahi aynı. Eşler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve korumakta şedid değiller, kuvvetli değiller. Yani bir kadın gidiyor, kocasının kendi annesine babasına şikayet ediyor, dedikodu yapıyor. Veyahut da işte bir kadın gidiyor, kocasına kendi annesine babasına şikayet ediyor. Onun dedikodusunu yapıyor. Evlat-anne baba ilişkisi, anne baba evlat ilişkisi de en azından saat müminlik dairesinde düşünülmüş olsa, birbirlerini sevip birbirlerini korumaları gerekirken ne yazık ki o da kalmadı. Bakın gün geçtikçe aile merhumunu yitiriyoruz. Gün geçtikçe dostluk, arkadaşlık merhumunu yitiriyoruz. Gün geçtikçe birbirimizle olan muhabbetimizi, birbirimize karşı olan sevgimizi, birbirimize karşı olan vazifelerimizi kaybediyoruz.
Artık öyle bir şey oluyor ki bu kapitalist, deccalist sistem bizi sadece bireysel düşünmeye, bireysel yaşamaya, bireysel hareket etmeye doğru yönlendiriyor. Yani aile kavramını yok ediyor. Bireylerin normalde kendi heva ve heveslerini, kendi nefislerini ortaya çıkıyor. Bir ve beraber değil müminler. Düşünebiliyor musunuz Osmanlı'dan sonra müminler bir daha bir ve beraber olamadılar. 100 kusur yıl geçiyor şimdi. Ve bu parçalanmışlık, bu ayrılmışlık 100 yılda öncesinden koy 200 yıl. 200 yıldan beri Ümmet-i Muhammed parçalanmış vaziyette, Ümmet-i Muhammed yıkılmış vaziyette. Ve Ümmet-i Muhammed birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta, birbirlerini korumakta ne yazık ki bir vücuda benzemiyor artık.
Almış oldukları eğitimler, almış oldukları bilgi, almış oldukları kültür ne yazık ki İslami bir kültür değil. İslami bir eğitim değil, İslami bir bilgi değil. Öyle olunca müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta, birbirlerini korumakta bir vücuda benzemez hale geldi. Benzemez haline gelince, zaten her cins kendi zevki, kendi cinsi iledir hükmü de orta yere çıktı. Yani annesine, babasına itiraz eden, annesine, babasına bakmayan, kötülük yapanlar artık bir topluluk. Veyahut da çocuklarına kötülük yapan, çocuklarını korumayan, çocuklarını muhafaza etmeyen anne-babalar bir topluluk. Onlar onlardan lezzet alıyorlar. Veyahut da aynı günah-i kebari işleyenler bir topluluk, aynı helalı işleyenler bir topluluk.
Mesela böyle böyle olunca herkes birbirini sever hal oldu. Oysa ümmet, bütün Müslümanları birbirlerini sevmesi, birbirlerine muhabbet etmesi, birbirlerine destek çıkmasını emrederken, ne yazık ki Müslümanlar bundan uzak durdular. İşte Muhammedi olanlar birbirlerini daha fazla severler, birbirlerine daha fazla birbirlerinden zevk alırlar. Örneğin, örnekliyorum, iyi seviler de birbirlerinden daha fazla zevk alırlar, birbirlerinden daha fazla mutlu olurlar. Demek ki yakinen her cins kendi cinsiyle beraber oluyor. Yine Riyay-ı Salih'inden geçer, Riyay-ı Salih'inde geçer bu hadisi kudüsü. Allah-u Teala sırf benim için birbirini seven, benim rızam için toplanan, benim rızam uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızam için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hak ederler buyurmuştur.
O zaman normalde bakın, bu Allah'ın sevgisini hak etmek isteyenler, hak etme topluluğu ne yapacakmış? Sırf Allah için birbirlerini sevecekler ve sırf Allah için birbirlerini sevip onlar bir yerde toplanacaklar. Bakın başka bir hadisi kudüsü de toplanıp Allah'ı zikrederler diyor. İlave metinler var bununla alakalı. Şimdi ve benim rızam uğrunda birbirini ziyaret eden ve Allah rızası için birbirlerini ziyaret eden, birbirinin yanına giden, birbirini yoklayan, birbirini kollayan, işte o yüzden hani müritlerin, mürşitlerin ziyaretlerini bu hadisi kudüsüye bağlamışlar.
Allah için birbirini sevecek. Yani üstadını Allah için sevecek ve Allah için onu ziyaret edecek. Ve ziyaret ettiğinde orada da muhakkak bir toplantı olur. Orada da Allah'ı zikredecek. Ve rızam için, benim rızam için sadaka verip iyilik edenler. Ve Allah'ın rızası için etrafına sadaka verenler. İlim de bir sadakadır. Bir soruya cevap vermek de sadakadır. Tebessüm etmek de sadakadır. Aynı yerde mali olarak da yardım etmek de sadakadır. Bir misafiri yedirip içirmek de sadakadır. Bir misafiri yatırmak da sadakadır. Bir kimsenin ihtiyacını görmek de sadakadır. Her iyilik bir sadakadır. Her tebessümlü yüz bir sadakadır. O zaman bunu yaparken de sırf Allah'ın rızası için yapıp da normalde bir de iyilik ediyorsa o kimse, işte Cenab-ı Hak'ın sevgisini hak etmiş oluyor.
Bakın tekrar söylüyorum, kıymetli dostlar Allah'ın sevgisini hak etmek istiyorsanız, bir, Allah için insanlar birbirlerini sevecekler. İki, Allah için toplanacaklar. Üç, Allah için birbirlerini ziyaret edecekler. Dört, Allah için sadaka verecekler. Beş, Allah için iyilik yapacaklar. Bunları yaparlarsa eğer, o zaman Cenab-ı Hak'ın sevgisini hak etmiş oluyorlar. Bakın, Cenab-ı Hak'ın sevgisini hak etmiş oluyorlar. Yani, Allah onları seviyor. Bakın, Allah onları seviyor. Rabbim, sevdiği kullarından eylesin cümlemizi inşallah. Bak, cüz'ün zevki kendi küllünden olur. Yahut, o şey bir cinse katılma kabiliyetinde olur da, ona erişince o cinsten oluverir. Yani, cüz'ün zevki kendi küllüğünden olur.
Yani, bir su damlasının küllüğü deryadır. O su damlası deryaya gitmek için koşar. Ve deryaya ulaştığında, zevkin doruk noktasına ulaşır. Neden? Cüz kendi küllüğüne gitti. Yani, kendini tamam eden, daha büyüye doğru gitti. Her cüz, kendi küllüğünde şükun bulur. Kendi küllüğünde, kendinde zevke gelir. Veyahut da o şey bir cinse katılma kabiliyetinde olur da, ona erişince o cinsten oluverir. Mesela, vücut topraktan ve sudan yaratılma ya. Vücut topraktan ve sudan yaratılma olduğu için, normalde topraktan ve sudan yetişen bir şey, farklı cinste de olsa, bizim vücudumuza girdiğinde ne olur? Bizim vücudumuza hemhal sağlamış olur. Et yeriz, etin normalde özü su ve topraktır. Ve et vücuda girdiğimizde ne oldu?
Bizim vücudumuza girdiğinde kuvvet oldu. Bizim vücudumuza girince, vücudumuzda değişik, işte, faydalı organizmalara dönüştü, hücrelere dönüştü. Yani biz bir baktık ki, mesela buğday, buğdaya baktığımızda cinsi insan mı değil. Ama insan vücuduna girince, insan vücuduna faydalı oldu, bir besin oldu insan vücudunda. Besin olunca da bizim vücudumuzda karıştı gitti, yok oldu, fena oldu vücudumuzda. Veyahut da sabahları, öğlenleri, akşamları yer içeriz ya, yediğimiz, içtiğimiz her şey ne oldu? Vücudumuza girince bizde fena oldu, bizde yok oldu. Şimdi akşam yemeği yiyenler için, akşam yemeği vücudun dışındaydı. Biz yemeği yiyince vücudun içinde oldu. Vücudun içerisinde aslında, işte etin, ekmeğin, suyun, nohutun, fasulyenin kendisiyle alakalı bir şey kaldı mı?
Hayır. Baktığımızda biz o öğütüldü çünkü, öğütülünce hamur haline geldi, fasulyeden eser kalmadı. Ama bizim vücudumuzun içinde fasulyeden eser kalmadı. Bir müddet sonra o kuvvete döndü, kuvvete döndükten sonra ortadan kayboldu. Bakın bizim vücudumuzda fena oldu. Tekrar söylüyorum. Yediğimiz, içtiğimiz bizim vücudumuzda fena oldu. En sonunda vücutta, toprakta fena olacak. Topraktan yaratıldı vücut, sonuçta toprakta fena olacak. Yine toprağa dönecek. Ruh, ruh bu aleme ait değil. Bakın ruh bu aleme ait değil. Bu alemden yediği, içtiği bir şey yok. Bu alemden herhangi bir faydalandığı bir şey yok ruhun. Ya o ötelerden faydalanıyor. Akşam olduğunda, uyuduğumuzda ruh bizden çıktı gitti.
Neden? Ötelere gitti. Karnını doyurmaya gitti. O da dinlenmeye gitti. O da karnını doyuracak. Ve aslında bu bedene ait olmayan şey, yine uyandığımızda bu bedenin içerisinde yaşamaya başlayacak. Ve baktığımızda biz onun ruhunu ayrı görmeyeceğiz. Vuslat olacak vücudumuzda. Vücudumuzda vuslat olunca ruhtan bir eser kaldı mı? Hayır. Ama ruh var mı? Evet. Ve tecelli etti mi vücuda? Evet. Enteresan bir ölçü çıktı orta yerden. Bakın bazı şeyler aynı cüzünden, aynı cinsinden değildir. Aynı cinsinden olmamasına rağmen bir şeyin içerisine girer, bir şeyin içerisine, hulul denir ya buna, bir şeyin içerisine girdiğinde aslında kendi özelliğini kaybetmez.
Ama velakin kendinden eser kalmaz. Kendi özelliğini kaybetmez, kendinden eser kalmaz. Sufilikte şöyle düşünelim. Sufi fena fi şeyh oldu. Fena fi şeyh olunca aslında kendinden ait bir şey kalmadı. Kendisi kayboldu mu? Hayır. O fena anında, yalnız fena anında kendisiyle alakalı bir şey kalmadı. Bakın aslında o şeyhten bir parça mıydı o? Hayır. O şeyhten bir cüz müydü? Hayır. Ama o şeyhte fâni olunca kendisinden bir şey kaldı mı? Yine hayır. Ve bu fena, inkıtaya uğradığında yine kendisi oldu mu? Evet. Bakın o hal devam etti mi? Hayır. Ve o hal öyle olduğunda gözü onda kaldı mı? Evet. Hani diyor ya, o bir topluluk, bir diyor lezzet alırsa, bir günce zevk sürdürürse, döner diyor.
O zevki hep ister. İşte o fena fi şeyh halini yakaladıysa o derviş, dönüp o hep fena fi şeyh halini arzu edecektir, isteyecektir. Neden? O zevki tattı, o zevki gördü, o zevki yaşadı, onu yaşayacak. Bunun bir çıt üstü fena fi resul. O da henüz o hal ile hallenmedi. O hali tanımıyor. O hali tanımadığı için fena fi şeyhi en üstün makam zannetti. Ve fena fi şeyhi üstün bir makam zannetti ve orada kalırsa orada kabuz hal oldu. Neden? Onun üstü var daha. Üstü ne? Fena fi resul. O fena fi resulü yaşamadı. Ancak ilmel yakin olarak üstadından duydu. Aynel yakin olarak bilmiyor daha. Ya hakkel yakin olarak da bilmiyor. İlmel yakin biliyor. Fena fi resul var. Şimdi bütün sufiler bilirler.
İlmel yakin olarak fena fi şeyh var. Ama aynel yakin gördü mü onu kendi üzerinde? Görmedi. Veyahut da hakkel yakin şeyh oldu mu o? Olmadı. O zaman daha yolu var onun bakın. Ve bunu yaşadığında ancak o zevkin, o halin tadını aldığında o zevki tekrar isteyecek. O zevke doğru koşacak. Bu şuna benzer. Hani Zikullah'ta bir hal görür. Geylana Hazretleri gelir birden. Büyük bir ses ve gürültüyle gelir. Bir anda şoka uğrar o. Hayrette kalır. Yani böyle bir şey sanki bütün herkes duydu zanneder o. Böyle bir debdebo yaşanır. O debdebeyi yaşadığında onda büyük bir hayret uyandırır o. O böyle bir anda hatta Zikrullah'ta bile korkar. Her şeyden korkar hale gelir o.
Onu sonradan tadını alır onun. O halin tekrar yaşanmasını ister. Gözü orada kalır. Oysa heyhat hiçbir zaman hiçbir şey aynı şekilde yaşanmaz. Rüya anlatırlar ya aynı rüyayı. Aynı değildir o. O hayali anlatıyordur. O rüyayı tekrar anlatıyor. Hiçbir zaman bir rüyayı insan aynı şekilde görmez. Hiçbir zaman bir hali aynı şekilde yaşamaz bir kimse. Aynı şekilde yaşıyorsa kırık plak gibi o zaman o onu hayalliyor. Orada yanlışlık var. Orada eksiklik var. O kimse orada saplantı halinde kalmış. Saplantı halinde kalmış. O rüyayı gördüğünü zannediyor. Şimdi bu nasıl bir hal yaşadı? Hep gözünü yumar artık o Zikrullah'ta. Allah Allah. Ben onlara derim ki böyle hele o gördü de bir daha göremezse o böyle görsem Allah.
Görsem Allah. Öyle Zikrullah yapar o. Neden? O görmeye takar çünkü. O zevki alacak. Şimdi dışarıdan gören bir kimse onu der ki ya sen görmeye takılmışsın. Ah canım benim. Sen de görseydin sen de ona takılır kalırdın saplantı halinde. Küçük görme. O zevki tadan kimse o zevki yeniden yaşamak ister. Sen onu hor hakir görme. Neden? Sen onu yaşamadın. Fena fil resulü yaşayan bir kimse aklı fikri orada kalır. Onu tekrar yaşamak ister. Tekrar o hal ile hallenmek ister. Sen onu kötü görme. Sen onu eksik görme. Veya fena fil lahı yaşayan bir kimse hep onu isteyecektir. Hep onu arzu edecektir. Beka billaha ulaştığında hep oradan çıkmak istemeyecektir.
Orada durmak isteyecektir. Hep orada yaşamak isteyecektir. Dünyaya müsaade etseler sırtını değil bütün her şeyini dönecektir. Ama ne yazık ki onları tekrar dünyaya döndürürler. Ve onların hep gözü o geldikleri yerdedir. Veyahut da bir kimse öyle söyleyelim. Ayağın-ı sabitedeki halini görmüş olsa. Veyahut da bir kimse nur-u muhammediye'nin içerisinde bir anlık da olsa o yaşantıdan bir kesit görse. Sevgiliyle bahçede gül kokladığını görse. Ve sevgiliyle bahçede gül koklamanın zevkini yaşasa. Dünyanın bütün kokularını onun önüne getirseniz o hep sevgiliyle kokladığı gülü düşünecektir. Dünyanın bütün güzelliklerini onun gözünün önüne serseniz o sevgiliyle bir an olsun cemalleşmenin zevkini tatmak isteyecek. Onu yaşamak isteyecektir.
Veyahut da sevgili ona bir kez hitap etse, bir kez ona seslenmiş olsa ve bütün vücudu onun kulak olsa ve bütün vücudu onun göz olsa, bütün vücudu onun anlayış olsa, idrak olsa o dünyadan da ahiretten de geçip o sevgilinin tecelliyatına ram olup isteyip her daim bütün vücudu maddi manevi göz kulak olmak isteyecektir. O yüzden bir an dahi olsa o sevgiliyle cemalleşmenin, sevgiliyle hemhal olmanın tadını hiçbir zaman bu dünya hayatında unutmayacaktır. Ve bu dünya hayatı ona her daim zindan olacak. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa'nın dünya müminler için zindandır hadisi şerifinin tecelliyatına mazhar olacak. Ve diyecek ki binlerce sefer, binlerce sefer, saddak ya Resulallah, bu dünya müminler için zindanmış diyecek.
Müminler için zindanmış diyecek olan mümin kim o zaman? O zaman sevgiliyle o ayağını sabit ede Arabi diliyle veyahut da sevgiliyle Nur-u Muhammed'in içerisinde bir an için halleşen, bir an için cemalleşen, bir an için dahi olsa kelamlaşan kimseler için geçerli. İşte öyle anlar vardır, öyle zamanlar vardır. Sen aynı cinsten değilsindir. Ama sen bir şeyin içine girersin, bir şeyin içerisine girdiğinde o şeyden oluverirsin sen. Ve o şeyden sayarlar seni. Hani müminlerin içerisine girersen, seni müminlerden sayarlar. Kafirlerin içerisinde dolaşırsan, kafirleri seversen, seni kafirlerden sayarlar. Sen sufi bir topluluğun içerisine gider, gönlünü o tarafa verirsen, seni sufilerden sayarlar.
Sen aşıkların yanında dolaşır, aşıklarla beraber olmanın arzusuyla yanar tutuşursan, seni aşıklardan sayarlar. Hatta aşıklardan saydıkları için seni oradan ayırmazlar. Bakın hadisi kutsi çok mühim, çok önemli, çok enteresan. Hani bir topluluk Allah'ı zikir için toplanmışlardı. Allah'ı zikir için toplanmışlardı ama birisi vardı, temaşa için gelmişti oraya, seyretmek için gelmişti. Ve orada zikrullah halakasına, zikrullah topluluğuna katıldı ama zikretmedi. Orada kenarda oturdu, seyretti benim gibi. Ama meleklere Cenab-ı Hak hitap eyledi. Dedi ki ey melakelerim, orada oturup Allah'ı zikredenler o topluluk var ya, evet onların hepsini de ben affettim. Meleklerden birisi dedi ki, Ya Rabbi filanca kul vardı, filancası vardı, seyretmek için gelmişti.
Cenab-ı Hak hitap etti, o öyle bir topluluktur ki orada bulunanları ayırmak Allah'ın şanına yakışmaz, hepsini affettim dedi. Bakın, bir kimse zikredenler topluluğuna geldi, zikredenlerden sayılıverdi. Oysa o zikredenlerden miydi? Değildi. Ama zikreden bir topluluğa geldi, zikreden bir topluluğa gelince, o da zikredilenlerden sayıldı, o da gitti. Ayrıştırılmadı. İşte siz bir hal yaşarsınız. Böyle bir tecelliyata rağm olursunuz. Bir tecelliyata hemhal olursunuz, onlardan sayılırsınız, oradan sayılırsınız. Hani olur ya, bir Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi olarak bir topluluğunda bulunursunuz ya, siz aslında o toplulukta hiçbir şey yapmamışsınızdır belki de.
Aslında böyle hani o toplulukta bulunanlar olur, o toplulukta görünenler olur. Aslında hiçbir şeyde haletleri yoktur. Onların konuşmaları dahi mecelleri yoktur. Konuşmaları dahi imkanları yoktur. Ama onlar o topluluğaya getirilmişlerdir. O toplulukta bulunurlar ya, o toplulukta bulunanlardan birisi, oradaki bulunanları gördüğünde, o da kendindenmiş gibi görür ya, o da orada der. Hele bir üstad düşünün, bir mürşid düşünün. Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda dururken, kendi derviş kardeşlerini orada gördüğünü düşünün. Onların orada gösterildiğini düşünün. Düşünün onun mutluluğunu, düşünün onun lezzetini, düşünün onun tadını, düşünün onun artık yaşamış olduğu o hali ve kendinden geçer o.
Der ki, değil mi ki ben burada kardeşlerimi gördüm? Değil mi ki ben kardeşlerimle beraber Hz. Muhammed Mustafa'nın manevi huzurundayım? Değil mi ki burada Ashab-ı Resulullah'ın huzurundayım? Hz. Ömer Efendimiz orada, Hz. Ebu Bekir orada, Hz. Osman orada, Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri orada, Hasan ile Hüseyin orada, Şüheda orada, hepsi de oradalar. Bir baksan, Piri Piran Efendilerimiz orada ve fakirhane, acizhane, bir üstad da, bir mürşid de orada huzura çıkılmış. O da kendince Hz. Muhammed Mustafa'ya dert yanmakta, Hz. Muhammed Mustafa'ya hali arz etmekte belki de. O esnada işte bir bakmış ki, bütün dervişen kardeşleri orada. Bunun mutluluğu, bunun tadı, onlar da çünkü oradan sayılıverdi ya.
Onlar da oradan görülüverdi ya. Onlar da o topluluğun içerisinde bulunuverdi ya. O zaman belki de, hani bu haliyle hallenilen bir derviş, hiç konuşmasa dahi, hiç orada bir şey dahi söyleyemese, o huzuru görse, kendisi de orada olduğunu görse, kendisinin de onlardan sayıldığını görmüş olsa, bu lezzetten, bu tattan, bu zevkten, bu tecelliyattan asla gözünü alamaz. Düşünebiliyor musunuz? Bütün ümmet-i Muhammed'in içerisinde, özel bir estantene, bütün ümmet-i Muhammed'in içerisinde, peygamberlerin huzurunda harikulade bir perde ve orada bir sufi, orada bir derviş, fakirhane, acizane ve görevlerini belki de vazifelerini tam anlamıyla yerine getiremiyor. Ama onu da dervişlerden saymışlar.
Onu da sufilerden saymışlar. Sen gelsin, körsün, topalsın, senin ağzın bozuk, dilin bozuk, senin ayağın bozuk, gözün bozuk, senin kulağın bozuk, sen haram da işledin, günah da işledin, sen şunu da yaptın, sen bunu da yaptın demeden, o üstadının bereketiyle, o Hz. Muhammed'in Mustafa'nın bereketiyle, Cenab-ı Hak'ın lütfu, ikramıyla, o toplulukta bulunmuş ya, o da buna şahit oldu ya, şahit oldu. Eşşedü dedi, şahit oldu. Şahit oldu, gördü, ayağın oldu. Ve Hz. Muhammed'in Mustafa'yı göreni, ateş de yakmayacak ya, hadis-i şerifte var ya, hatta bir an şüphe etmiş olsa onların içindekilerinden birisi, Hz. Muhammed'in Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretten, ne an bizi göreni asla cehennem yakmayacak diye, kalbine de ilham etse.
Onun tadını, onun lezzetini hiç kimse çıkaramaz, hiç kimse bozamaz ve hep gözü onun orada kalacaktır, hep onun kalbi orada kalacaktır. Fakirhane, bir sufi düşünün, aciz, vazifelerini tam olarak yerine getiremeyen, hani Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin mektubatında bahsettiği gibi, adi ama samimi, adi ama samimi, silsile-i meşahiye muhabbetinden dolayı ümidini kesmeyen, ümidini kesmeyen, onlar olan muhabbetini kesmeyen, silsileden muhabbetini kesmeyen, benim üstadım var, üstadımın üstadı, onun üstadı, onun üstadı, Hz. Muhammed'in Mustafa'ya kadar,
sallallahu aleyhi ve selleme kadar, silsilesi var üstadının ve silsilesi olan bir yolda. Ve o silsilenin içerisine oturmuş ya o kimse, ümidini de kesmemiş. Böyle bir hal ile hallense ve onun halinden de üstadının haberi olsa, yani düşünebiliyor musunuz? Ve üstadı o sufi, o halin içerisinde görse, onun için de büyük mutluluk değil mi? Evet. Müminler o yüzden bu açıdan bakılınca, işte bir anda olsa herkesin bir zevki, bir tadı vardır ya, onu yaşar ve belki de ondan değildir o. Ondan değildir ama onlarla beraber olduğundan ondan sayılmıştır. Bir de işin başka tarafı var. Hani müminlerin içerisinde müminlerden sayılıyor ama içi dışı münafık. İşte bir gün gelir, o münafıklığını terk etmezse, o da özüne dönüp cehennemlik olabilir.
Bundan da korkmak lazım. Hani son böyle bazıları vardır ya, hadis-i şerif vardır. Mümince yaşar kafir ölür. İşte o özünü İslam edemeyenlerden. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bizleri Rabbim korusun. Şeytani yollardan ve şeytanın peşinden gidenlerden eylemesin. Bizleri Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın izinde yolunda eylesin. İzinde ve yolunda gidenlerle beraber eylesin. Son nefese kadar bizi öyle eylesin. Kabirimizi, mahşerimizi de bizim nur hala nur eylesin inşallah. Su ve ekmek gibi ki bizim cinsimiz değilken bizim cinsimizden oluverdi. Ve vücudumuzu besledi, kuvvetimizi artırdı.
Su ve ekmeğin sureta bizimle cinsiyeti yoktur ama sonucu bakımından onu cinsimiz bil. Su ve ekmek bizim cinsimizde değil ama biz yer içeriz. Bizim cinsimizden olur, bize kuvvet verir. Eğer bizimle cins olanlardan başka bir şeyden zevk alıyorsak o da ancak bizimle cinsiyeti olana benzer bir şeydir. Yani biz başka bir şeylerden de zevk alıyorsak yine cinsiyeti bize benzeyenlerden zevk alırız. O yüzden bazı şeyler vardır, insani değildir. İnsanın cinsinden de değildir. Ama normalde o insanın içine girince insandan sayılır. O yüzden mesela işte örneğin bir sürü dışarıdan proteinler alırız, besinler alırız. Onlar bizim cinsimizden değildir. Ama vücudumuzun içine girince ne olur? Onlar bizim cinsimizden olur.
Eğer bizimle cins olanlardan başka bir şeyden zevk aldıysak demek ki o bizle beraber hemhal olabilecek olan, bizim vustat olabileceğimiz şeylerdir. Cinse benzeyenden alınan zevk daimi değildir. O zevk ariyettir. Yani böyle ekmekten sabahleyen ekmek çıktı, fırından buram buram koktu. Biz ondan yerken lezzet aldık, karnımız doyunca bitti. O lezzet geçici oldu, devamlı olmadı. Veyahut da iyi güzel bir akşam yemeği yedik, harika neyi sevdik, şunu sevdik. Harika bir akşam yemeği yedik, geçti bitti. Karnımız doyunca ondan zevk almayacağız. Bir şey geçiciyse, geçiciyse bizim için onun bakiyeti yoktur. Mesela bu dünya geçici ya, bizim için bakiyeti yok, baki değil.
Veya kabir hayatı bizim için baki değil, geçici. Veyahut da anne karnındaki hayatımız geçici, kalıcı değil. O yüzden onlar normalde o akıbetler ne olmuş oldu? Baki olmadığı için geçti gitti. Onda devamiyet olmadı. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. 895. Beyt'ten devam edeceğiz. Geçen haftadan sorularınız kalmıştı. O yüzden o soruları da yetiştirmek adına 895. Beyt'ten inşallah önümüzdeki cumartesi devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Baktım, öyle 50 dakikayı bulmuş sohbet. O yüzden 50 dakikada, 50 dakika olan bir sohbet az bir sohbet değil. Hakkınızı helal edin. O yüzden böyle bir tadını da keseyim istedim. Allah izin versin inşallah.
Şuraya notumu alacağım da o yüzden emniye, Allah'ın izniyle inşallah. Önümüzdeki cumartesi 895. Beyt'ten kaldığımız yerden devam edeceğiz. İnşallah geçen haftadan bir hayli soru kalmıştı. O yüzden bu hafta da inşallah sorularınıza zaman kalsın diye sohbeti 50 dakika mı oldu? 50 dakika oldu. 50 dakikada kestik inşallah. Aziz Allah Celle Celle Aleyhi ve Ola. Selamun Aleyküm.
Soru 1. İğneleme ve laf sokma nedir? Örnek vererek açıklar mısınız? Bir kimseyi küçültmek, küçümseme, bir kimseyi bir şeyi yapamayacağını, yapmayacağını beyan etmek. Böyle bir onun eksiğini, kusuruna, onun yüzüne karşı söylemek. İşte senin yaptığın iş bu mu gibisinden. Böyle ona, onun hoşuna gitmeyecek şeyler söylemesi.
Allah muhafaza eylesin. Veya mimikleriyle onu küçük görmesi, mimikleriyle onu hor hakir görmesi, iğneleme. Ona böyle herhangi bir şeyde illaki bir laf sokuşturacak ortaya araya böyle bir şeyler. Dinimizde ne kadar yeri var hiç yok. Müslüman nasihat eder, laf sokuşturmaz. Müslüman böyle iğnelemez, Müslüman hor hakir görmez. Bir şey varsa nasihat eder. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Karşımızdaki kişinin bizi ezmemesi, bizi küçük görmemesi gibi sebeplerden dolayı bu şekilde konuşabilir miyiz? Hayır. Yani bizi ezmemesi, ezip ezmeyeceği belli değil ki de. Yani seni ezmek, kibirlenene karşı kibirleniniz. Bizi ezmek nedir? Kibirlenmektir.
Size kibirlenirse, siz de kibirlenirsiniz ona. Bu sizin doğal hakkınız, dini hakkınız olur. Ama o daha hiçbir şey yapmadan bu bana kibirlenebilir deyip de ona laf sokmak doğru değil. Soru 2. Müminin misali taze ekin gibidir. Rüzgar nereden gelirse onu eğip yatırır. Ama kökünden onu koparamaz. Kafirin misali ise çam ağacı gibidir. Rüzgar vurdukça ses gelir. Yıkılmaz gibi durur ama bir devrilimi bir daha da doğrulmaz. İmam Amma, Ahmet bin Hanbel hadisine göre ölene kadar sıkıntılara maruz kalacağımızı biliyorum. Fakat yine de anlam veremiyorum. Neden, niçin, ne için ömrümüz boyunca üzüleceğiz? Ne anlamı ya da anlamları var? Amacı nedir?
İman edenler için bu dünya hayatı, az önce dedim ya zindandır diye. O yüzden iman edenler için bu dünya hayatında böyle işte kendince rahatlık beklemeyecek. Normalde işte hep derim ben ya biraz ıllet, biraz gillet, biraz zillet, sufiye lazım diye. O kimsenin başında biraz meşgalesiz, sıkıntısız bir hayat yaşaması, onun Allah affetsin, sufice söylüyorum bunu, sıkıntılıdır o. Muhakkak o bir sıkıntı olması lazım. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ateşler içinde kıvranırsa sahabeden birisi dayanamaz. Sen de mi ya Resulallah acıların içerisinde duracaksın deyince der ki imtihanın büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere der.
O yüzden müminin başında duman eksik olmaması lazım. Hele sufide hiç eksik olmaz. O yüzden imtihanın büyüğü o zaman işte peygamberlerden sonra velilere. Eğer bir kimse Cenab-ı Hak onu veliler sınıfına aldıysa, onun muhakkak Ebu Cehil'i vardır. Muhakkak onun başına cebelleş olan kimseler vardır. Muhakkak o değişik sıkıntılar çıkacak ve o velinin etrafındaki kimseler de o değişik sıkıntılardan paylarını alacaklar.
Selamünaleyküm ben Melise Künk satan 11 yaşındayım. Annem ve Meral sizden dersi, ben de sizden ders almak istiyorum. WhatsApp kullanmadığımız için derviş abladan yazıyoruz. O zaman sen de 12-12 annenin dersinden çek. Tevhid 100 tane olsun inşallah. Selamünaleyküm aklıma bir soru takıldı. İzninizle sormak isterim. İmam-ı Azam Efendimiz, Darül İslam'ın Darül Harbe inkilab edilebilmesi için 3 şartın birlikte tahakkuk etmesi lazımdır. Eğer bu şartlardan birisi 90 olursa yine de o diyar Darül İslam demiş. Bir, birinci şartında içerisinde küfür ve ahkamı %100 tatbik edilecek diyor.
Ülkemizde ibadetlerimizde serbestsiz çok şükür. Türkiye bu krallara göre Darül Harp midir yoksa Darül İslam mıdır? Ama orada ahkam diyor. Ahkam deyince hukuk olur. Ahkamla ibadeti karıştırmayın. Çünkü İslam'ın bir ibadeti vardır, bir ahlakı vardır, bir de ahkamı vardır. Yani hukuku vardır. O yüzden orada İslam'ın hukukudur söz konusu olan şey. Eğer Darül Harp ise, Darül Harp olan ülkesi için ölen askeri, hem halk olarak hem de devlet olarak şehit kabul ediyoruz. Bu nasıl mümkün oluyor? Ve Darül Harp olan ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl oluyor? Bu sorulara bir türlü cevap bulamıyorum. Allah razı olsun, hayırlı akşamlar.
Yani normalde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın olması Türkiye'yi Darül İslam etmez. Yani İmam Muhammed'e göre İslam hukukunun olmadığı yerde Darül Harp'tir diye hükmü var. Bir, ikincisi Türkiye Darül İslam'dır diyen bir fetva çıksın. O fetvayı versinler. Çünkü neydi, Mehmet Sabri miydi, Mustafa Sabri miydi? En son Sabri Efendi Darül Harp'tir fetvasını verip hicret etti. Eğer Türkiye'de İslam hukuku var diyen varsa buyursun söylesin. Selamun Aleyküm. Telefonda boşanma olmasının delili nedir? Normalde telefon mektup hükmündedir, konuşma hükmündedir.
Bugün telefonda nikah da olur, boşama da olur. Telefonda nikah olduğunda neden boşam olmasın ki? Bir kişi kendi kendine ben şu kadar boy abdesti almazsam boşanmam geçerli olmasın diyorsa sonrasında da boşanma sürecinde o kadar boy abdesti almadıysa boşanması geçerli olur mu? Bunu bir müftülüğe gidip sorabilirsiniz.
Enteresan bir şey. Kişinin sürekli yemin ederim demesi konular hakkında yemin ettim inanmak zorundasın diye pekiştirmesi ve Kur'an üzerine yalan yere yemin etmene ve bari hükmü nedir? Yani yemin ettim demek, yemin ederim demek yemin değil İslam hukukuna göre. Bir kimsenin Kur'an üzerine yemin ederim demesi de yemin değil bildiğim kadarıyla İslam hukukuna göre.
Yani bir kimse yemin ederim demesi yemin değil İslam hukukuna göre. Böyle bunu yemin zannediyorlar. Yemin bu değil. Mesela bir kimse vallahi de böyle dese o da yemin değil. Yani onlar yemin değil. İslam hukukunda yemin ayrı bir kategoride. O yüzden onun yemin lafızları da farklı. Yani bir kimse yemin ederim ya bu böyle dediğinde o yemin değil. Ama güzel bir adet. Yemin yapmalı, yemin etmezsin zaten. Yemin etmek hoş değil. Veya bir kimse dese ki vallahi de bu böyle inan o gene yemin değil. Veyahut da işte mahkemelerde şimdi yemin ettiriyorlar. İşte mahkemede ne diyor o? Kutsal ne yemin metninde öyle bir şey var herhalde. Kutsal gördüğün şeyler adına mı ne? Kutsal saydığın değerler üzerine yemin eder misin?
Eee derim. Ne olmuş yani? O İslam hukukuna göre yemin değil çünkü o. İnsanlar bunu şimdi yemin zannediyorlar. Ya çıktı oraya da yalan yere yemin et. Ne alakası var? İslam hukukuna göre vallahi de, billahi de, tillahi de demesi lazım. Ama normalde bazıları vallahi de, billahi de der ise bunu da yemin olarak kabul eden imamlar var. Ama normalde vallahi de, billahi de, tillahi de bu böyledir dediğinde bu yemin olmuş oluyor. Bunu öğrenmeyin aslında ama bunu böyle söyledik. Öbür türlü çık mesela bir mahkemeye herhangi bir mahkeme, ister Türkiye, ister Almanya, ister İtalya, nereden olursan ol. Kutsal saydığın değerler adına yemin eder misin? Ederim.
Ne yemin o? Yemin değil ki o. İslam hukukuna göre yemin değil o. Tabi şimdi dini bilmiyor ya insanlar. Dini bilmeyince, kendince onu hani böyle yemin olarak kabul ediyor. Değil, yemin değil. Yani onu zaten mevcut hükümetlerin de, İslam hukukuna göre yemin ettirmesi de mümkün değil. Sebep çünkü Türkiye'de İslam hukuku yok. Hayırlı akşamlar efendim. Benim sorum Tövbe Suresi'ne besmelesiz başlanıyor. Ya son iki ayetini okuyoruz orada besmele çekmek gerekir mi yoksa besmelesiz mi başlanır? Tövbe Suresi'nin başlangıcında besmele yok. Sonraki ayetleri besmele çekerek de okuyabilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Anlayamadığım bir mesele var ki sosyal medyada herkes istediği iftirayı atıp yalan yanlış haber yapabiliyor.
Binlerce insan bu iftiralara tepki verirken yargı, hükümet, yetkililer oralı dahi olmuyor. Fakat iftiraya uğrayan, kendilerine yakın ve bilinen isimler olunca kanunlar anında devreye giriyor. Yaptırımlar uygulanıyor. Olması gerektiği gibi tutuklamalar yapılıyor. Bu durumda adalet kişiye göre mi işliyor? Yoksa biz mi sesimizi duyuramıyoruz acaba? Bu acı bir şey. Ama ben sözünü sakınan bir kimse değilim. Aynen sizin yazdığınız gibi. Ne yazık ki dünya üzerinde böyle tanınmış simaların, zenginlerin hukuku var. Devletler nezdinde de böyle, devletler içerisindeki insanlar için de böyle. Yani eğer siz tanınmış bir ailenin çocuğuysanız, tanınmış bir ailenin insanıysanız, bir ferdiyseniz, sizin hakkınızda sosyal medyada orada burada bir laf söylenirse, anında yasalar çıkar.
Anında kanunlar değişir. Onları söyleyen kimseler tutuklanır. Bundan en fazla muzdarip olanlardan birisi benim. Yani normalde herkes benim hakkımda her türlü yalan, iftira, gıybet, bühtan ne isterseniz söylüyor. Ve biz hepsinde normalde, yani gözümüzün elde bilebildiklerimizi işte şikayet ediyoruz. Hiç kimseye bir şey olmuyor. Hatta birkaç gün yaşadığımı söyleyeyim size, şikayet etmişiz. Bu hani ara bulucular var şimdi, uzlaştırıcılar var. Uzlaştırıcılar ısrar ediyorlar, affet. Yani böyle bırak, peşine düşme, işte yapma. Allah'ım diyorum ya. Yani uzlaştırmacı değil, yani şikayet edenleri şikayetinden vazgeçmesi için ikna edici olarak onlar yetiştirilmişler sanki.
Onlar böyle benim üzerime, işte hatta birisi öyle dedi, yani İslami dini bir kimliğe sahip gibi görünüyorsunuz. Yani affedilmez mi dedi. Ben de dedim ki, bu insanlar öyle edepsizler ki dedim. Yani affetsen dedim, korktuğunu söyler zannediyorlar. Veyahut da işte çekindi de affetti. Bak gördün mü nasıl affetti. Veyahut da bak şikayetini geri aldı. Deyip daha da gidiyorlar dedim. O hala daha benim dini kimliğimi sorguluyor. Ve işin enteresan noktası da şu, sanki Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir din devleti sanki. Böyle bir enteresan bir hal var. Ve hiçbir zaman hiç kimsenin küfredilmesine, hiç kimseye hakaret edilmesine, hele yeni doğmuş bir bebeğin, günahsız, masum bir bebeğin, böyle bir siyasi kinden dolayı, siyasi kinden dolayı, ona laf söylenilmesine, hakaret edilmesine bir tasvip etmem.
Ama bunun onda bir tepki normal vatandaşlara verilseydi ya, onda bir tepki. Hayır. Yani Bursa'da adına gazet edici denilen bir adam var. Namusuma da, şerefime de, haysiyetime de, çoluğuma, çocuğuma da, eşime de her şeyime laf söyledi benim. Her şeyime iftira attı. Her şeyime hakaret etti. Her şeyimle alakalı. Ve mahkemelerden geri gelmiyoruz. Hiçbir şey olmuyor. Ve adam buna devam ediyor daha. Ve Büyükşehir Belediyesi ve Osman Gazi hariç buna bir de para veriyor. Destekliyor bunu. Bildiğiniz destekliyor. Adam gazete denilen paçavrasında, yani bakkal defteri bile olmaz gazete.
Yani öyle bir gazete adında ortalığı soyup soğana çeviriyor. Kardeşine şirketler kuruyor. Ona buna bir sürü şey yapıyor. Adam ve aynı hayasızlığa devam ediyor. Hiç kimse ona bir şey söylemiyor. Bir şey yapamıyor kimse. Devam ediyor. Ha meşhur olacaksın. Böyle işte siyasi bir yapı ne olacak? Kayınpederin cumhurbaşkanı olacak. O zaman adamın çanını otukıyorlar. Başka türlü bir şey olmuyor. Bilmiyorum. Bana hakaret edenlere bir şey olduğunu görmedim daha. Yani boyuna mahkeme kağıtları geliyor. Ne tutuklanan var. Ne bir ceza yiyen var. Birkaç tanesi ceza yedi. Onlar da tehir ettiler. İçeri de atmadılar. Şimdi adamları normalde tutukladılar. Mahkemesi olmadığını tutukladılar adamları.
Attılar içeri. Böyle normal bir vatandaşa da madem içeri atmaya hakkınız var. Hakimler, savcılar. Bu işin başında hakaret eden, böyle iftira eden, böyle insanları soysuzca, sütü bozukça, hayasızca, terbiyesizce, ahlaksızca, en hain ve zalimce sosyal medyada insanları böyle namus, şeref, haysiyet operasyonu yapanlara birkaç tanesini yapmış olsaydım, İnsanlar bu kadar cesaretli insanlara küfretmez, saldırmazlardı.
Ama yapılmaya, yapılmaya, yapılmaya en sonunda Cumhurbaşkanı'nın torununa yaptılar. Cumhurbaşkanı'nın torununa yapılınca bütün milletvekilleri ayağa kalktı. Adamı tutukladılar. Torununun haysiyeti şerefi var da bizim haysiyetimiz şerefimiz yok mu? Cumhurbaşkanı'nın haysiyeti şerefi var da normal vatandaşın haysiyeti şerefi yok mu? Zenginlerin haysiyeti şerefi var da fakirlerin haysiyeti şerefi yok mu? Gayrimüslimlerin haysiyeti şerefi var da biz fukara, sufi Müslümanların haysiyeti şerefi yok mu? Yok. Devletler bu yüzden batmıştır. Zenginin hukuki ile fakirin hukuku ayrıldığından batmıştır.
Devlet ricalinin hukuki ile devlet ricali olmayanların hukuku aynı olmadığından dolayı batmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında insanların tepkisi bu sebeptendir. Belli bir partide olanlar ayrıcalıklı, belli bir partide olmayanlar ayrıcalıklı değildi. O yüzden insanlar tepkiliydi. Hukuk herkes için hukuk olmalı. Herkes için hukuk olmalı. Yasalar herkes için aynı şekilde eşit bir şekilde tecelli ettirilmeli. Siz cumhurbaşkanının torununa hakaret eden o kimseyi tutukluyorsanız, benim de eşime, kızıma, çocuklarıma hakaret eden kimseyi tutuklamanız gerekirdi. Cumhurbaşkanına hakaret eden bir kimseyi tutukluyorsanız, bana da hakaret edeni tutuklamanız gerekirdi.
Bana derken bütün vatandaşlar için geçerli bu. Evet, devleti temsil ediyor. Devleti temsil ettiği için daha hassas davranılabilir. Ama en azından yarısı olsaydı. En azından çeyreğe olsaydı. En azından çeyreğe olsaydı. İslam Mekke'de bu yüzden nüfuz etmişti, yer etmişti. Çünkü Mekke'de de insanlar sınıf sınıftı. Ve insanlar Mekkeli müşriklerin zulmünden, Mekkeli müşriklerin, özel hukukundan Mekkeli müşriklerin ben yaptım oldu demesinden bıkmışlardı.
Ve İslam doğruyu, adaleti, hakkaniyeti savunduğu için İslam olmuşlardı. Bakın o yüzden İslam olmuşlardı. Mesela Mekkeli müşrikler, o kuvvetli olan müşrikler dışarıdan gelen tüccarların istedikleri malı, istedikleri malı el koyabiliyorlardı. İstedikleri kadına el koyabiliyorlardı. Hukuku kendi kafalarına göre değiştirebiliyorlardı. Ve insanlar o yüzden tabiri caizse bölük bölük birden İslam oldular. Ve Hz. Muhammed Mustafa'nın en önemli ölçütü adaletti. En önemli, İslam'ın en önemli ölçütü adaletti. En önemli ölçütü hakkaniyetti. En önemli ölçütü zalimin yanında değil, mazlumun yanında yer almaktı. En önemli ölçütü fukaranın yanında durmaktı. En önemli ölçütü kimsenin malını kimseye peşkeş çekmemekti.
En önemli ölçütü kamunun mallarını böyle yakın dariye ona buna peşkeş çekmemekti. Ama ne yazık ki Müslümanım deyip idareye ele alanlar İslam'ın kendi içerisinde olmazsa olmaz ölçütlerine hainlik yaptılar. Bu Emeviler de başladı, Abbasiler de devam etti, Selçuklularda biraz duruldu, Osmanlı da ilk zamanlarda yaşanabildiği kadar güzel yaşanmaya başladı. Ve Osmanlı'nın son döneminde bu hakkaniyet, bu adalet, bu hukuk sisteminden çıkıldı ve Osmanlı yıkıldı. Bakın yıkıldı, Emeviler adaletsizlikten yıkıldılar, adaletsiz davrandılar. Emeviler de önceden Müslüman olanlar ayrı, sonradan Müslüman olanların ayrı hukuk sergilediler. Arap olanlara ayrı hukuk, Arap olmayanlara ayrı hukuk sergilediler.
Ve İmam-ı Azam Hazretleri Arap olmadığından dolayı Emevileri devirmek için var gücüyle maddi manevi savaştı ve fetvalar verdi. Bakın Arap olmadığı için o ikinci sınıf vatandaş hükmündedir İmam-ı Azam Hazretleri. Hem Arap değil hem sonradan Müslüman olmuş, kimse olduğundan dolayı ikinci sınıf vatandaş görüldü. İkinci sınıf vatandaş görülünce ve Emeviler her türlü zulmü, her türlü zalimliği, her türlü adaletsizliği, Sırf Yezid ve avanesi ve Yezid'den sonrakiler krallıklarını korumak için, böyle yaptıkları için İmam-ı Azam Hazretleri Emevi devletinin yıkılmasına fetva verdi.
Hem maddi olarak yani parasal olarak destek verdi, hem de manevi olarak destek verdi, hem de iştihatlarıyla destek verdi. O yüzden ben İmam-ı Azam hayranıyımdır iştahatta. Çünkü İmam-ı Azam Hazretleri gidip de Emevi devletlisinin elini eteğini öpmedi. Gidip de Emevilerin akçesine kurban olmadı. Emevilerin kalkıp da ona arsa verelim, arsana imar çıkarılımı kanmadı. Emevilerin kalkıp da ona devletten akçe verelim, gel bizim devletimizde Diyanet İşleri Başkanı ol demelerine kalkıp da dönüp bakmadı. Ve Emeviler hakkında açıkça korkmadan her türlü haksızlıklarına, adaletsizliklerine, hukuksuzluklarına karşı fetva verdi İmam-ı Azam. Bakın aynı İmamın yetiştirdiği İmam-ı Yusuf, onun yolunu takip edemedi.
Onun yolunu takip etmedi ama onun yolunu takip eden İmam-ı Muhammed oldu. Ben o yüzden İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'in yolunu silsilesini takip ederim. Aynı şekilde İmam-ı Serahsi de İmam-ı Muhammed'i takip etti. Bir silsiledir. Önemli olan Hanefilerde o yüzden bu silsile önemli bir silsiledir. İmam-ı Azam, İmam-ı Muhammed ve Serahsi böyle devam etti bunlar bu silsileye. Bu silsile ne yazık ki Osmanlı'nın son döneminde kırıldı. Sarayın fetvacıları oldu. Sarayın normalde işte fıkıhçıları oldu. Padişahın, sarayın fetvacıları ve fıkıhçıları olunca ve bunlar aslında göremediler. Devletin yıkılmasına sebep oldular. Sebep oldular. O yüzden asla İslam bu değildir. Zenginin hukuku ayrı, fakirin hukuku ayrı, devletlinin hukuku ayrı, devletsizin hukuku ayrı değildir İslam'da.
Ne yazık ki bunu yaşıyoruz. Ben bir taraftan da diyorum ki bu şerler, hani bu sosyal medya şerleri o kadar işi azıtmışlardı ki ceza veren yoktu. Yani düşünebiliyor musunuz kıymetli kardeşler? Bunu defalarca dile getiriyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ister sosyal medyada, ister normal gazetelerde, ister basın yayında yalan haber yapmanın cezası yok. Bu kadar basit bakın. Bir kimse sizin hakkınızda istediği yalan haberi yapabilir. Ve siz onu şikayet etseniz dahi hiçbir şey çıkmıyor çünkü yargıta kararı var. Hem de kimin için verilmiş biliyor musunuz? Tayyip Erdoğan'ın başbakanına döneminde zannediyorum Sözcü Gazetesi bir yalan haber yapıyor. Ya o da TV olacak ya Sözcü olacak.
Şimdi yalan olmasın. Aklımda kalan oydu. Salim bir baksın düzeltsin. Bir yalan haber yapıyorlar. Bu yalan haberden dolayı, bu yalan haberden dolayı zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan mahkemeye veriyor. Mahkeme, mahkeme, mahkeme. Yargıtay yalan haber ediyor olan cezayı onamıyor. Kaldırıyor, bozuyor. Diyor ki insanların haber alma özgürlüğü var. O yüzden o gündür, bugündür yalan haber şey. Ne o? Serbest Türkiye'de. Bulabildin mi Salim? Selamun Aleyküm. Eşim yemeklerime sürekli bahane buluyor.
Çorba biraz daha sulu olamaz mıymış? Yemeğin tuzu niye azmış? Sufilik böyle mi olmalı? Yani bir kimse, bir erkek veya kadın burada eş kim bilmiyorum yemekleri erkek mi yapıyor, bayan mı yapıyor. Eşim deyince, şimdi biz burada cinsiyet de göremiyoruz çünkü isim olmayınca. Yani bir kadın ne yapıyordur? Bir erkek yapıyordur. Önceden kadın erkek, belki de şeydi, ne o? Sadece kadınlar yemek yapıyor diye algılanabilirdi. Şimdi erkekler de yemek yapıyor, sıkıntı yok. Yani bu normalde çorba tuzlu da olabilir, sulu da olabilir, tuzsuz da olabilir, susuz da olabilir. Yani bunlar çok abartılacak şeyler değil. Bunu böyle bir erkek bir kadına söylüyorsa, bu böyle sıkıntılı bir şey de değil.
Bunun biraz daha, insanlar birbirlerini tattı tattı, birbirlerini istedikleri noktaya götürebilirler. Bunlar böyle büyütülecek şey değil. Bir de hani, sufi böyle mi olmalı? Ya çorbanın tuzundan, suyundan, sufiliğe nereden geçtiniz bu anında? Oda TV'miş mi? Evet, Oda TV yalan haberinden dolayı ceza almamış. Evet, oradan yalan haber cevaz çıktı. Yargıtay kararı var sonuçta çünkü. Yargıtay kararı olunca, bozunca Yargıtay yalan haberi onay verince, sizin tuhafınıza gidebilir şimdi bu. Ya Yargıtay yalan haberi onay veririm diye. Veriyor. Sonra herkes çok rahat yalan haber yapıyor. Herkes yapıyor.
Hepsi de yapıyor. Allah bizi affetsin inşallah. Selamünaleyküm. Kamu kurumunda görevliyim. Yaptığım iş gereği şehir dışı şantiyelere gidip, müteahhitlerin yaptıkları işleri kontrol ediyorum. Onlar da ağırlamak maksatlı veya mecbur hissettiklerinden, yemek, çay, kahve ısmarlıyorlar.
Bu noktada bu da hediye girer mi? Evet. Nasıl bir tepki vermem gerekir? Sen zaten ben yemek yiyemem, çay içemem veyahut da işte senin cebine harçlık koymak artıklarında ben alamam dersen, müteahhitler seni müdüre şikayet ederler. Zaten bu istediğimiz gibi bir kontrolör değildi. Onlar alışmışlar yedirmeye, içirmeye. Hatta öyle kamu görevlileri vardır ki, böyle müteahhitler ona bir tane cep telefonu alır, onun birisi hat alır, birisi arabasını alır.
Ve araba kiralar verir ona. Diyelim ki bir müteahhit iki yıl sürecek bir iş yapacak. O hemen ona bir araba kiralayıp, şimdi araba kiralamak moda önceden değildi. hemen onun altına bir araba kiralayıp verir. O kimse de kendi arabasıymış gibi biner ona iki yıl boyunca. Müteahhit işi teslim eder, bütün her şeye imzalar atılır. Ondan sonra da sen de usulünle gider, arabayı teslim edersin. Veyahut da telefon kartını gider, teslim edersin. Ne yazık ki acı bir şey. Yani rüşvet helallaştırılmış. Kamu kurum ve kuruluşlarında bu helallaştırılmış. Yani bir de hani rüşvet haram ya, adı hediye olmuş rüşvet haram olunca.
O yüzden caiz değil. Yine hani bir zekat memuru çıktı da, o zekat memuru gitti, devletin zekatlarını toplarken, orada ona hediye ettiler. İşte koyundu, inekti filan. O da ayırmaya başladı. İşte bu devletin hakkıdır. Bu da benim hakkım deyince, Allah Resulü dedi ki, sen evinde oturuyor olsaydın, bu hediyeleri sana verirler miydi dedi. Allah bizi affetsin. Biz o yüzden ders yapmaya giden zakir ve çavuş kardeşlerin, ders yapmaya gittikleri yerden hediye almalarını, yemelerini, içmelerini uygun görmeyiz. Selamünaleyküm. Sağlık çalışanlarının hastaneden pansuman malzemesi alıp, ya da eldiven, maske gibi malzemeler alıp, zaten bunlar bizlere ücretsiz.
pansumanı, ha hastanede yapmışım, ha evde kendim yapmışım diyerek, bu malzemeleri alması, kamu malını uhdesine geçirmek olur mu? Evet. Şöyle diyebilirsiniz, millet deveyi hamudunla yiyor. Ne olmuş yani, devenin çilbirinden az bir şey, biz de yiysek diyebilirsiniz. Tüyü dahi olsa, kamu malıdır. Almayın. O selamünaleyküm.
Zikrin kalpteki tecelliyatı ile zahirdeki tecelliyatı nedir? Allah'ı zikredin de, bırakın kalpte tecelliyatı ne, işte zahirde tecelliyatı ne, siz zikrullaha devam edin. Merak etmeyin, bir yere tecelli eder muhakkak. Tecelli edince de, siz hakiki manada, doğru noktada, Allah'ı zikrederseniz, o zaman o tecelliyatı, kendiniz bizatihi hal olarak yaşarsınız. İlmi olarak, bilseniz ne olacak ki, hal olarak yaşanmadıktan sonra? Hocam, 15 yaşından önce, dinime bağlı birisiydim.
15 yaşından sonra, halamın oğlu tarafından, bir sene boyunca, tacize uğradım. Ondan sonra, psikolojik sarsıntıya girip, kimlik arayışına düştüm. 16 yaşımdan, 17 yaşıma kadar, sürekli araştırma yaptım, eşcinseller ve ters ilişki konusunda. 17 yaşımdan, 19 yaşıma kadar, cinsel kimliğimi bulmak adına, sürekli cinsel ilişkiye girdim, erkekler ile. 30'dan fazla ilişki yaşamışımdır. Bundan ötürü, Allah'ın adını bile ağzıma almak istemiyorum. Utancımdan ötürü, namaz kılmak, oruç tutmak, içimden gelmiyor. Bu konudan, gerçekten pişmanım. Ve 19 yaşımdan, 21 yaşıma kadar, sadece gözüm döndüğü zaman ilişkiye girdim. Çoğu kişiye derdimi anlattım.
Tövbe et, Allah affedeceğim diyorlar. Ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Yani o kadar, hurma yiyip, bir yerlerim tırmalanmadan, yediğim hurmalar ile, kalacağımı düşünmüyorum. ne yapacağımı bilmiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Hocam, bu konuda yardımınızı bekliyorum. Ayrıca, bazı zamanlar, kendime hakim olamıyorum. İki erkeğin olduğu açık filmler izleyip, kendimi tatmin ediyorum. Hal böyle olunca, Allah'ın huzuruna çıkmaya utanıyorum. Ne yapmalıyım? Biraz uzun yazdım, vaktinizi çaldım. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hakk'ın affetmediği, hiçbir günah yoktur. O yüzden, bir kimse tövbe eder, samimi bir şekilde geri dönerse, Rabbim affedicidir. Hiç kimse, şunu diyemez.
Benim günahım affolmaz diye düşünmez. Düşünmemeli. Bu böyle düşünen kimse, Allah'a şirk koşmuş olur. Bu eşcinsellikte, fail-i meful vardır. Yani fail-i meful dediğim, iki erkek, birisi kendisi erkek modelinde, birisi kadın modeline mi dönüştü? Bu böyle şey değil, belli değil.
Burada 15 yaşından sonra, halamın oğlu tarafından, bir sene boyunca tacize uğradım diyorsunuz. Yani burada tacize uğradım deyince, yani halanızın oğlu, sizi bir bayan gibi mi kullanmaya çalıştı, kullandı? Yoksa halanızın oğlu, sizi kendisini bayan gibi hissedip, kendisini farklı bir noktada mı koydu? Burada açık bir şekilde değil. Yani bunu öğrenmek zorunda da değiliz. ama ve lakin ister fail olan, ister mehful olan olun, her iki kimse için de tövbe kapısı açıktır. Bir daha işlememe üzerine tövbe eder, geri dönerseniz, Allah'ın günahlarınıza affeder. Ama döner, yine aynı şeyi işlerseniz, döner, yine tövbe ederseniz, Allah yine sizi affeder.
Bunun şimdi, İslam hukukunda cezası belli, ama İslam hukuku olmayan yerlerde cezası yok. Öyle olunca, cezası olmayınca, İslam hukukunun olmadığı yerler. Mesela, ülkemizde eşcinselliğin cezası yok. Yani bir kimse kalkıp da, ister kendisini fail, yani erkek görüp, başka bir erkeğiyle cinsel ilişkiye girse, yani onu mehful yapsa, yani karşıdaki diğer erkek kadın rolüne bürünmüş olsa, yine de suç değil, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre.
Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre, bir şeyden ücret alınırsa, o ücret, hani bu fuhuştan, bu ilişkiden bir ücret alındı, o ücret vergilendirilmediği için suç kabul ediliyor. Yani bir kimse, bir evde, istediği şekilde, istediği kadınla, veya istediği erkek erkeğe, bir evi paylaşıp yaşayabiliyorlar. O evde, diğer arkadaşları da gelip, istediği şekilde, fuhuş yapabiliyorlar. Ama, bir para söz konusu olursa, para alışverişi olursa, devlet de bunu tespit ederse, o zaman ona ceza veriyor. Fuhuş yaptırmaktan, fuhuşa, etaklıktan, işte neyse, yer temin etmekten, fuhuş yaptırmaktan, ona ceza veriyor. Öbür türlü ceza vermiyor. Böyle olunca, insanlar bu tip sapkınlıklara, bu tip böyle, Allah'ın lanet dediği işleri, daha rahat yapıyorlar.
Sana tavsiyem şu, yani tövbe et, geri dön, bir daha hiç yapma. Eğer kendini kadın gibi gördüysen, sakalını bırak, bıyığını bırak, ondan sonra hızla evlen, ve hayatına, öyle devam et. Ama tövbe et, geri dön. Yok, sen bir, kendini erkek, diğer erkeklerden hoşlandın, ve kendin de onlara erkeklik yaptıysan, yine büyük günah kebari işledin, oradan da geri dön. Allah affetsin inşallah. Yunus Emre, Aşk'ın yolculuğunda bir sohbette, buğdayın un, unun hamura, hamurun ekmeğe dönüşmesi, adamlığa dönüşmek ile bir tutuluyor.
Öyleyse sizin sert konuşmanızda da vardır bir sebep, derviş olmak, acı suyu aç diye yemek değil midir? Acıdan kaçarsak, yol başka yol da, haktan şerbet sunulur mu? Biz yola acıyı tatmaya çıktık, buğday gibi ezilmeden derviş olunur mu o zaman? Yani sonuçta Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dair, müşriklere, sen onlara yüzünü dönme, sen o dinini öğrenmek isteyen kimseye yüzünü dön deyip, onu irşad ettiyse, biraz sert bir tavırla, o zaman sert tavırla veya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine an gelip,
mesela az önce o zekatı toplayan kimse, böyle onu söyleyince, alnından damarlar dışarı fırlayacak gibi olmuş, hemen hutbeye çıkmış, size ne oluyor demiş, evinizde otursaydınız bunları alacak mıydınız demiş. Bunun gibi, yani böyle sert olunması gereken yerde, sert olunacak, yumuşak olunması gerekilde, yumuşak, şefkatli olunması gereken yerde, şefkatli olunacak. Ben sufili, devamlı böyle şefkatli, merhametli davranılması gereken bir olgu olarak düşünmüyorum. Sertlik gerektiren yerde sertlik olunacak, disiplin olması gereken yerde disiplin olacak. şefkat ve merhametin tecelli ettiği yerde, şefkat ve merhamet olacak. Hz. Pir, Mevlana Celatü Ruhu Hazretleri, anne, çocuğunun iyiliği için, ona kızar, onu terbiye eder der.
O yüzden, bizde kardeşlerimizin iyiliği için, sertliğimiz varsa, ondandır. Allah nefsimizi uydurmasın inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı cumalar. Fazla fedakallık kişinin, kendi kul hakkına girmesidir. Farah abi, siz ne buyursunuz? Olabilir. Farah abi böyle demiş olabilir. ama insan, insan tabii, kendince, nefsinin kaldıramayacağı, nefsine zulüm edecek noktada gelmeyecek. Siz kendi ellerinizle, kendi nefisleriniz zulmetmeyiniz diyor. Selamünaleyküm, benim söylemlerim sürekli yanlış yorumlanıp, sanki dini inanışım yüzünden yanlış yorumlanıp, günahımı alıyor. özellikle aile eşrafım, eskiden üzülüyorum, ama şimdi günahlarımı temizliyorum, sahillerinde diye düşünmeye başladım. Yanlış mıyım, neyi buyurursunuz?
Ya normalde insanların anlamakta zorluk çekeceği, anlayamayacağı mevzuları konuşmayı çok uygun görmeyiz. Mesela sufilikten bir haber olan insanların yanında, böyle uç sohbetler yapmak, böyle sanki onlar sufilikmiş gibi konuşmak, ve insanları böyle suizana sürüklemek, doğru bir davranış değil. Selamünaleyküm, ben Emine Balım, 14 yaşındayım, sizden ders almak istiyorum.
İnşallah hayırlı akşamlar, hayırlı akşamlar sana inşallah ders kağıdı gönderiyorum. Selamünaleyküm, hayırlı geceler.
Bildiğiniz üzere, Arap ülkeleri, diğer Müslüman ülkelere yardım etmediği gibi, gidecek olan yardımlara da izin vermiyorlar. Ayrıca, buralara zulmetmek için, ABD ve diğer gavur devletlerden silah satın alıyor, ve bu silahlarla hem zulmediyorlar, hem onlara para kazandırıyorlar. Defalarca ömreye gidip, bu devlete para kazandırıp, sebep olmamız ne derece doğru. Yani bu ömre ibadettir. Orada bir insan, ümreye gitme kastıyla gidiyor. Devletlere para kazandırmak için değil. Defalarca Avrupa'ya gidenlere ne yapalım? Yaz geldi şimdi, Yunanistan'a tatile gidenlere ne diyelim? Amerika'ya tatile gidenlere, Amerika'da çocuklarını okutanlara, Amerika'da mal mülk edinenlere ne diyelim?
İtalya'ya gidenlere, Rodos Adası'ndan, Girit Adası'ndan, ev alıp, bark alıp, oradan vatandaşı olanlara ne diyelim? Hatta şimdi insanlar gidip, Girit'te mi, Rodos'ta mı ne, paraları yatırıp, oranın vatandaşı oluyorlar. Onlara ne diyelim? O zaman normalde, Avrupa'ya giden bütün tatilcilere ne diyelim? Rusya'ya, Macaristan'a, Budapest'te'ye giden tatilcilere ne diyelim? Uzakdoğu'ya, Fuhuş turizmine gidenlere ne diyelim? Evet, uzakdoğu'ya, Fuhuş'a gidiyorlar. Onlara ne diyelim? Husis'i uçak tutuyorlar, uçak kaldırıyorlar. Onlara ne diyelim? Yani bunun şeyi yok, sonu yok. İkinci bir sorun daha var, hakkınızı helal edin, helal olsun. Verdiğimiz her oydan hesaba çekileceğiz. Öte yandan şeriat dedi, yönetilmiyoruz.
Şimdi, dindar bir kişi, devletin bekası için gördükleri kötülükler yüzünden memnun olmadığından, sağ olmayan partiye oy verse, ne olur? Ya da geçersiz oy kullansa hesaba çekilmemek için, bu uygun olur mu? Daha önceki sohbetlerinizde hakkınızı helal edin, yanlış hatırlıyor olabilirim. Dediniz ki, bir siyasi parti gelecek de, memlekete İslam getirecek diye beklemeyin. Şimdi o zaman sığ bir örnekle, aslında, sağcı olup da sol partiye oy verebilirler mi? Kim sağcı, kim solcu? Sağcı solcu mu kaldı? Yoktu zaten de. Bakın, yoktu. Önceden de yoktu. E şimdi de yok. Sağcı solcu mu var? Kim sağ parti, kim sol parti şimdi bana söyleyin.
O yüzden sağcılık, solculuk, muhafazakarlık, dindarlık, dinlilik, dinsizlik, bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasasının önünde, hepsi de bir hiç. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir anayasası var. Bu anayasaya göre bütün partiler kurulur, bu anayasanın dairesinde parti tüzükleri oluşturulur, bu anayasa üzerinde insanlar hükümet ederler ülkede.
Anayasanın dışına çıkmazlar ki, çıkamazlar zaten. Sağcısı da, solcusu da, dinlisi de, dinsiz de, o anayasaya tabi. Öyle olunca, bizde sağcılık da boştur, solculuk da boştur. Öyle olunca, yani bize öyle görünürler, işte kim? Dindar, öyle değil mi? Veya muhafazakar, neydi? Müslüman demokrat, yeni söylemler geliştiriyorlar. Yani Müslüman demokratız, veyahut da işte Müslüman demokrat nasıl oluyor bilmiyorum da tarifi nasıl olur, onu da bilmiyorum. Müslüman demokrat olur mu, onu da bilmiyorum. Yani Müslüman, nasıl Müslüman demokrat? Ben onu bilmiyorum. Yani bütün İslam'a baksanız siz, İslam'a baksanız böyle bir tabir bulmanız mümkün değil.
Yani demokrasiyle İslam'ın bağdaşması da mümkün değil. Bakın bağdaşması da mümkün değil. Demokrasiyle yönetilecek, yani ne? Çoğunluğun dediği olacak. Öyle değil mi? Evet. Yani çoğunluk derse ki, on yaşındaki kızlar cinsel ilişkiye girebilir, ne yapacaksınız siz şimdi? Kabul mu edeceksiniz? Amerika'da pedofili serbest bıraktılar. En ileri demokrasi, nerede Amerika? Amerika'da pedofili serbest. Pedofili serbest olması ne demek? Yani bali olmamış genç kızlar da cinsel ilişkiye girebilir demek. Aralarında kırk yaş olmadığı müddetçe hiç önemli değil. Amerika bunu yaşıyor şu anda. Avrupa'da bu tartışılıyor şu anda. Hatta bazı ülkeler bunu kabul ettiler.
Yani mesela İngiltere'de cinsel ilişkiye girme yaşı on dört mi on beş mi ne? On beş olması lazım. Orada on üç yaşında girsin diye, on üç yaşında olsun diye böyle bir söylem geliştirildi. İngiliz muhafazakarlar ayağa kalktılar. Olmaz on beş yaş olacak diye. Hollanda'da on üç mi on iki mi ne? Yani Hollanda'da on iki, on üç yaşındaki bir kız istedi kimseyle cinsel ilişkiye girecek. İleri demokrasi bu. Hollanda'da eşcinseller evleniyorlar birbirleriyle. Avrupa'da eşcinsel evlilikleri destek veriyor. Yani ileri demokrasi bu mu? Yani biz İslami veyahut da muhafazakar demokrat veyahut da İslami demokrat veya nasıl bir terim buluyorlar? İşte Müslüman demokratız. Aa Müslüman demokrat. Yani Avrupa'da Ristlian demokratlar var.
Türkiye'de de Müslüman demokratlar var. Yani nereye gidiyor ucu? Belli değil bunun. Bunun belli olmadığından dolayı. Ben diyorum ki yani ben demokrat değilim. Yani dünya üzerindeki demokrasiyle idare edilen ülkelere baktığımda hepsi de İslam dışı. Kanunları da İslam dışı, davranışları da İslam dışı. Ben nasıl demokrasiyim diyeyim. Yani demokrasi dedikleri şeyler azınlığın çoğunluğuna hükmetmesi aslında. Çoğunluğun azınlığa hükmetmesi değil. Bize kağıt üzerinde öyle söylüyorlar. Diyorlar ki demokrasi çoğunluğun hükmetmesi. Uyanın ey ümmeti Muhammed. Uyanın dünya insanlığı. Dünyanın, bakın buraya dikkat edin. Dünyanın gayri safile hasılasının, dünyanın yüzde seksenini 2500 tane insan ve 2500 tane insanın şirketler topluluğu yiyor.
Ne demokrasisi. Bir dünya düşünün, bu dünyanın kazandığı yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yüzde seksenini, yüzde seksenini 2500 kişinin sahip olduğu şirketlerde. Hangi demokrasiden bahsediyorsunuz siz? Hangi çoğunluğun idaresinden bahsediyorsunuz? Ne çoğunluğu? Dünyayı ikiye bölmüşler. Bir tarafta İngilizlerin röktifolları bilmem nesi, bir tarafta da Amerika'nın bilmem neleri, bilmem ne ailesi. Birisi İngilizler, birisi Amerika, birisi İngiliz şemsiyesinin altında, birisi Amerikan şemsiyesinin altında. Dünya bu iki aile parsellemiş bunu. Dünyayı bu iki aile parsellemiş.
Birisi İngiliz kraliyet ailesinin gölgesinin altında devlet olarak, birisi de Amerikan devletinin gölgesinin altında. Geri kalan kumda çelik çomak oynasın. Bakın geri kalan kumda çelik çomak oynasın. Biz oturmuşuz, dincilik oynuyoruz biz. Yok İslam mı, yok Hristiyan mı, yok İsevi mi, yok Musevi mi, yok kahrolsun Yahudiler, yok kahrolsun Hristiyanlar. Geç kardeşim, sen kahrolsun 2500 tane şahıs diyebiliyor musun? Hayır. Devletleri sömüren, dünyanın altını üstünü sömüren, bu komple dünyaya zulmeden, komple dünyadaki emperyalizmin ana, ana beyni, ana kalbi bu 2000-2500 insan. Ve bunların şirketleri, biz oturuyoruz burada, havanda su dövüyoruz. Yok X parti mi iktidara gelsin, yok Y parti mi iktidara gelsin.
Hangisi gelirse gelsin, ya birisi Amerikan devletiyle ortak çalışacak, ya da İngiliz devletiyle ortak çalışacak. Ne yapacak ki başka? Ne yapacak başka? Yoksa devlet diye bir şey bırakmazlar, yıkıverirler orta yerde. Evet, siz burada şu parti iktidara gelecek diye uğraşın. Uğraşıyorsunuz da ne oluyor?
Sularınız mı ucuzluyor, elektrikleriniz mi ucuzluyor? Ulaşımınız mı ucuzluyor, ekmeğiniz mi ucuzluyor, yediğiniz mi ucuzluyor, içtiğiniz mi ucuzluyor? Ucuzluyan bir şey söyleyin bana. Halkın yararına ucuzluyan bir şey söyleyin bana. Ben 58 yaşındayım, 59'a gireceğim ben. Ben 13 yaşından beri, 14 yaşında ben siyasetle tanıştım. Ben 25 yaşında aktif siyaseti bıraktım. Ben 58 yaşındayım, ben parayı tanıdığımdan beri ticareti biliyorum, parayı tanıdığımdan beri alışverişi biliyorum. Bana hiç kimse, ben şunu diyemem. Ben 50 yıldır bu ülkede bir şeyin ucuzladığını gördüm diyemiyorum. Evet bakın 50 yıldır. Ben Adalet Partisi iktidarını gördüm, ben CHP iktidarını gördüm, ben DSP iktidarını gördüm, DSP, Milli Selamet Partisi koalisyonunu gördüm.
Ondan sonra onlar gittiler, Adalet Partisi geldi, MC hükümetlerini gördüm, Milliyetçi CHP hükümetlerini gördüm. 58 yaşındayım, az değilim. Bunların hepsini gördüm. Bir tane bir şey söylesinler bana, desinler ki bu hükümet geldi, şunu ucuzlattı. Ben burada parti ismi söylememe gerek yok. Bir tane belediye başkanı gelsin, bir tane belediye başkanı, desin ki şu belediye başkanı geldi, ulaşım 5 liradan 4 liraya indi. Desin ki şu belediye başkanı geldi, suyu 5 liradan 4 liraya indirdi. Desin ki şu hükümet geldi, elektriği 5 liradan 4 liraya indirdi. Ve hükümeti boyunca, 5 yıl boyunca 5 liradan 4 liraya, 4 liradan 3 liraya indirdi, 3 liradan 2 liraya indirdi. Desinler ki şu belediye başkanı geldi, etrafına bir şey peşkeş çekmedi. Desinler ki bana şu hükümet geldi, etrafına şunu peşkeş çekmedi.
Çok basit. Hangisi zengin etmedi ki etrafını? Kendisi zengin olmayan etrafını zengin etti. Bülent Ecevit kendisi zengin olmadı, etrafındaki insanlar zengin oldu. Evet, hepsi de zengin olup çıktı. Kim etrafını zengin etmedi ki? Ben tekrar söylüyorum, yani sonuçta 40 yıldan beri akıl bali. 40 yıldan beri ben bir tane belediye başkanı olup da etrafını zengin etmeyen bir kimse görmedim.
Şevki Yılmaz bangır bangır bağırıyor. Refah Partisi'nin iktidar olduğu zamanda da bağırdı. Okçular Tepesi'ni terk ediyorsunuz, ganimete koşuyorsunuz diye. Şimdi de aynı şeyi söylüyor. Geçen gün yazısına baktım aynı şekilde söylüyor. Bakın ders alan yok. Oysa o da aynı kliğin içerisinde. Oysa o da nemalanıyor. Bunun da bilgisi var bende. Kendi değil, oğlun nemalanıyor. Ama bağırıyor nemalanmayın diye. Oğlunu tutsana. Yok. Bakın, bu sadece Türkiye siyaseti değil, dünya siyaseti böyle. Yani bütün nerede kim seçilirse seçilsin, iki aileden birine çalışıyor. Onlar paylarını alıyorlar.
Bakın onlar paylarını alıyor. Doğrudur, yanlıştır. Mücadele edilebilir mi, edilemez mi? Bunun fetvası ayrı. Bu aileyle nasıl mücadele edilebilir? Bu ailelerle nasıl mücadele edilir? Ne yapılması gerekir? Bakın bu ayrı bir fetva. Ama bizi kandıranlar, bizi aldatanlara söylüyorum ben. Canım kardeşim sen vatan millet Sakarya diye yola çık, etrafını zengin et. Bu mızrak çuvala sığmıyor. Derdimiz bu zaten. Bu sadece tek partiye söylenmiş bir söz değil. Bütün siyasi partilere söylüyorum bunu. Bugüne kadar gelmiş olan bütün siyasi partilere söylüyorum. Bunun içerisinden, hani Büyük Birlik Partisi'ni dahi ayırmıyorum bakın.
Ben Allah rahmet eylesin, Muhsin Yazıcıyla bizatihi görüşen kimseydim. İhtilal'de bizim İlkocakları Başkanı'ydı. Yani son deneme kadar görüşüyordum. Ben onun parti kurulmaması için kaç sefer konuştum onunla. Yapmayın, etmeyin başkanım, parti kurmayın böyle kalın dedim. Ama ona da milletvekirliğin tatlı geldi. Evet o yüzden siyaset ve siyaset üzerinde çok konuşulabilir.
Bir de şunu tutturmuşlar. Yani sen sufi adamsın, siyasetle ne işin var? Benim siyasetle işim yok. Benim işim vatan millet. Ben vatanımı, milletimi seven bir insanım. Ben vatanımı, milletimin ama milliyetçilik örtüsü altında, ama solculuk örtüsü altında, ama kemalistlik örtüsünün altında, ama muhafazakarlık, dindarlık örtüsünün altında, usulsüzlük, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, ursuzluk, kayırmacılık yapılmasına karşıyım. Birinden kaçıyorsun, öbürküne tutuluyor. Yani işte kemalizm diyenlerden kaçacağız derken, Müslüman görüntülerine tutulduk. Bu daha sıkıntılı. Hanı demiş ya Süleyman Aleyhisselam'a, demiş dervişlik hırkasını çıkartmasını istiyorum onun. Sebep, demiş bu hırkayla, diğer kardeşlerimin de kanadını kırar demiş. Hanı gelmiş ya bir derviş hırkasıyla bir kimse, işte kuşa bir tane taş atmış, kuşun kanadını kırmış.
Kuş da gitmiş Süleyman Aleyhisselam'a. O mesnevide kıstası var bunun. Gidiyor Süleyman Aleyhisselam'a. Diyor ki ben bu dervişten şikayetçiyim. Dervişi çağırıyorlar. Ne oldu? Diyor ki bu benim taş attı. Bana benim kanadımı kırdı diyor. Süleyman Aleyhisselam dönüyor dervişe. Bu kuşa neden taş attın? Ben diyor bunu avlamak için sinsi sinsi yavaş yavaş geldim. Bu kaçmadı diyor. Taşa attım. Kuş diyor ki, evet diyor o öyle geldi ama ben onun üzerindeki dervişlik hırkasına kandım diyor. Bana zarar verir diye düşünmedim. Ben o yüzden kaçmadım diyor. Ben o yüzden kaçmadım. Bakın inceliğe bakın. Üzerindeki dervişlik hırkasından dolayı. Bu sefer Süleyman Aleyhisselam fetva veriyor.
Diyor ki, kısas senin de kolunun kırılmasına. Dervişin kolunun kırılmasına. Kuş diyor ki, hayır ben onun kolunun kırılmasını istemiyorum diyor. Aynı acıyı çekmesini istemiyorum. Ya diyor, onun diyor, dervişlik hırkasının soyulmasını istiyorum. Çünkü diyor, o hırka onun üzerinde bulunduğu müddetçe benim nice kardeşimin diyor, kanadını kırar bu adam diyor. Ben hırkanın soyulmasını istiyorum. Şimdi, kimisi kemalist hırka giymiş, kemalist hırkayla soğuyor. Kimisi solcu hırkası giymiş, solcu hırkasıyla soğuyor. Kimisi komünist hırkası giymiş, komünist hırkasıyla soğuyor. Kimisi milliyetçilik muhafazakarlık hırkası giymiş, milliyetçilik muhafazakarlık hırkası ile giyiyor. Bunların içerisinde en acısı, kimisi İslam dindarlık hırkası giymiş, dindarlık hırkasıyla soğuyor.
Bakın, en acısı da bu. Bana en acı gelen bu. Bir kimsenin belediye meclisi, belediye başkanlığından, bakanlıktan, başbakanlıktan, cumhurbaşkanlıktan, ne olursa olsun makamı. İslami görünüp soygun yapması. Bana en ağır gelen bu. Ciğerimi parçalayasım geliyor. Kendimi yolasım geliyor. Sebebi şu. Ben, daha yeni sufi olduğumda, yeni derviş olduğumda, İslam adına biz basılmaya başladık. Biz sufilimizden dolayı, habire basılıyorduk biz. Ve İslam gelsin, İslam yaşansın, İslam hakim olsun, Müslümanlar gelsin, Müslümanlar gelsin, Müslümanlar İslam'ı yaşamaya çalışsınlar.
Diye diye biz geldik. Basıla basıla, dövüle dövüle geldik. Tokatlana tokatlana geldik. Horha, kirlik yaşaya yaşaya geldik. İkinci sınıfı bırak, dördüncü sınıf, beşinci sınıf vatandaş, ola ola geldik. Tırmalaya tırmalaya geliyoruz. Tırmalaya tırmalaya yürüyoruz. Bitmiyor ya. Bitmiyor. Bitmiyor. Ve, her gelen, her gelen, ne yazık ki bozuluyor. Bozuluyor. Para bozuyor, makam bozuyor, devlet bozuyor. Yemez dedin adam, yiyor. Peşkeş çekmez dedin adam, peşkeş çekiyor. Gözümüzün içine baka baka yapıyor. Yapmayın, etmeyin diye, nasihat edince, sana düşman oluyor.
Ve sana kötülük yapmaya çalışıyor. Sana zorluk çıkarmaya çalışıyor. Ya, saf değiliz, salak değiliz. Ya, yapmayın. Siz, Adem'den itibaren, yapanlara söylüyorum bunu. Devlette, bir makama gelip, İslami kimliğiyle, kişiliğini kullanaraktan, bir makama gelip, İslami kimlik ve kişiliğini kullanaraktan, bir milletvekili seçilen, belediye başkanı seçilen, meclis üyesi seçilen, İslami kimliğini kullanaraktan, devleti idare etmeye kalkanlar, bürokrat olanlar, eğer siz, kayırmacılık yaparsanız, yerseniz, içerseniz, zehir zıkkı mı olsun?
Zehir zıkkı mı olsun? Kanınızın son damlasından, lime lime çıksın sizden. Sebebi şu, İslam gelsin, Müslümanlar felah bulsun, İslam'ın güzellikleri, İslam'ın tatlılıkları yaşansın diye, iki yüz yıldan beri, mücadele eden, cihad eden, tırmalayan, bu insanların, gözyaşlarını heba ediyorsunuz. Çalışmalarını heba ediyorsunuz. Bu insanların, gayretlerini heba ediyorsunuz. İnsanlar, eşlerinden, çocuklarından, mallarından, mülklerinden, nefeslerinden, rahatlarından, yataklarından, uykularından fedakarlık ediyorlar. İslam hakim olsun, Müslümanlar hakim olsun, İslam yaşansın, Müslümanlık yaşansın diye, sizler gidiyorsunuz, beş kuruşa, heder ediyorsunuz.
Siz de Adem'den beri gelen, bütün peygamberlerin, bütün peygamberlere, iman edenlerin, hakkına, hukukuna, riayet etmiyorsunuz. Hepsi de sizden, hesap soracak. Siz geleceği katlediyorsunuz. İnsanların, gayretlerini katlediyorsunuz. insanların, çalışmalarını katlediyorsunuz. Gidip, üç paralık insanlara, neler yapıyorsunuz? Allah'tan da korkmuyorsunuz. İnsanlardan da utanmıyorsunuz. Peygamberden de utanmıyorsunuz. Ve yaptıkça da yapıyorsunuz. Yaptıkça da yapıyorsunuz. Sizin siyasetiniz de batsın. Sizin kendiniz de batın. Siz çünkü, Müslümanların hakkına, hukukuna, riayet etmiyorsunuz. Siz bin dört yüz yıllık, Muhammed-i Mustafa'nın yoluna, hainlik yapıyorsunuz çünkü.
Siz Adem'den beri gelen, bütün peygamberlerin yoluna, hainlik yapıyorsunuz. Siz Adem'den beri gelen, bütün kitaplara, hainlik yapıyorsunuz. Siz bütün mücahitlere, bütün sahabelere, hainlik yapıyorsunuz. Siz bütün şehitlere, hainlik yapıyorsunuz. Siz bütün ehli beyt'e, hainlik yapıyorsunuz. Sebep, sebep dünyaya satıyorsunuz kendinizi. Makama, mevkibeye satıyorsunuz kendinizi. Ve İslam'ı, bu dairede, İslam'ı, Müslümanların adını lekeliyorsunuz siz. Sizin yüzünüzden, İslam lekeleniyor. Sizin yüzünüzden, Müslümanlar lekeleniyor. Sizin yüzünüzden, insanlar İslam'dan, Müslümanlardan uzak duruyorlar. Sizin yemenizden, sizin kayırmanızdan, sizin üç kağıtınızdan, sizin beş kağıtınızdan dolayı, sizden dolayı, Müslümanlar ve İslam lekeleniyor.
Siz çünkü davanızı satan hainlersiniz. İslam deyip aldatanlardansınız siz. Müslümanız deyip aldatanlardansınız. Müslümanız deyip aldatanlardansınız. O yüzden sizin iki yakınızda, bir araya gelmesin diyorum. Evet, o yüzden siz asla felah bulmayın. O yüzden siz asla güğünüzü görmeyin. O yüzden siz mahşerde asla ve asla, yüzünüz topraktan çıkmasın. Burnunuz sürtülsün hep. Burnunuz sürtülsün. Bu insanlar fedakallık edecekler. Bu insanlar İslam için, Allah için, Kur'an için, sünnet için, fedakallık edecekler. Gecelerini gündüzlerine katacaklar. Sohbet edeceğiz, zikrullah yapacağız. İnsanlara İslam götüreceğiz diye uğraşacaklar. Uğraşacaklar. Ondan sonra siz de kalkacaksınız, din diyeceksiniz, millet diyeceksiniz, vatan diyeceksiniz, Kur'an diyeceksiniz, sünnet diyeceksiniz, insanların oylarını alacaksınız, ondan sonra gideceksiniz, hırsızlık yapacaksınız.
Öyle mi? Ondan sonra gideceksiniz, belediyenin parasını, devletin parasını, etrafınızdaki üçkağıtçılara, beşkağıtçılara, gazetecilere, partidaşlarınıza peşkeş çeksiniz. Öyle mi? Allah ciğerinizden söksün. Allah ciğerinizden söksün. Ciğerinizden söksün. Bunca Müslümanın gözyaşına ve kanına, kanını heder ettiğiniz için. Bu hangi partiden olursa olsun, kim olursa olsun bu. Aman, X partiye vurdu Hoca Efendi, öyle değil. Herkese sözüm. Kim yaptıysa ona. Rafımdan da gocunacak değilim. Ondan sonra telefonda kalıyorlar. Şöyle olmadı da, böyle olmadı da, şu olmadı da, bu olmadı da.
Kör müyüz ya? Ahmak mı zannettiniz bizi? Üç kırış aklınızla bizi iknam etmeye çalıştınız. Sizin aklınız kadar bizde akıl yok değil mi? Çok kafası çalışıyorsunuz ya siz. Geri zekalı embesiller. Üç tane koyun versek, üç tane koyunu geri getiremezsiniz. Zeka özürlüsünüz. İman özürlüsünüz çünkü. İman özürlü olanlar zeka özürlüdür. İman özürlü ne demektir? İman özürlü şudur, onun imanı kemale ermemiştir. İmanı kemale ermediğinden dolayı parayı bulduğunda bozulur. İmanı kemale ermediğinden dolayı kadına bozulur. İmanı kemale ermediğinden dolayı makamı görünce bozulur. İmanı kemale ermediğinden dolayı kibirlenir.
Kibirli köpekler. Kibirinizden bir şey olacağınız sanki. Bitecek makamınız. Vatandaşın içinde yürüyemeyeceksiniz. Çarşıda dolaşamayacaksınız. Birisi gördü çarşıda ben yalnız dolaşıyorum. Hocam yalnız dolaşıyorsunuz dedi. Ben kimseye zulmetmedim ki dedim. Yalnız dolaşıyorum. Bir kötülük yapabilirler. Yaparlarsa şehit olurum ben dedim. Dolaşamazsınız ki yalnız çarşıda bacada. Hiç düşünmüyorlar ya.
Hiç düşünmüyorlar. Ya bugün İslam konuşuluyorsa ülkede. Benim bildiğim 30 yıldan fazladır. İnsanlar ev ev, ev ev. Ev ev İslam anlatırlardı. Biz ev ev dersler yapardık, zikirler yapardık. Ev ev. Ve saklardık. Basılırdık çünkü. İnsanlara sufilik anlatacağız. İnsanlara ders yapacağız diye. Ya bunu nasıl yapan atarsınız ya? Ya bu insanların çalışmalarını, gayretlerini. Herkes kendince bir şey yaptı. Ya nasıl bu insanların gayretlerini iç edersiniz ya?
Bunların gayretlerinin üzerinden geldiniz siz ya. Ya bunu nasıl yok ediyorsunuz? Buna nasıl göz yumuyorsunuz? Yok. Yok. Benim olduğum olası benim düşüncemdir, fikrimdir. Ben derim ki İslam hiçbir zaman siyasi parti yoluyla hakim olmaz. Evet. Ben siyasi parti kurulup devlet yönetilmesine bile karşıyım. Selamun aleyküm size derdimizi net anlatamayacağımızı ve sorarsak yapamayız nefsimizi uyarız düşüncesiyle derdimizle alakalı sizden bir şey duymaya niyet etmem ne kadar doğru. Karar sizi.
Doğru olan size açık, net sormak mı? Eyvallah. Allah razı olsun hakkınızı helal edin. Çok fazla soru işaretin var. Çoğu şeyi anlamayıp soru işareti olarak bırakıyorum aklımda. Kafam hiç net değil. Bunu nasıl yenip kendini bilen ve çabalayan bir sufi olabilirim? Çabalayacaksın, gayret edeceksin. Yani soracaksın ne olacak ki? Yani sormak bu doğru mu, bu yanlış mı, bu haram mı, bu helal mı diye sormak ayrı bir şey. Yani bu konuda bana tavsiye et, ben nasıl yapayım demek ayrı bir şey. Selamun aleyküm. Eşim eve dönerken yaptığı alışveriş dışında evdeyken dışarı çıkıp evin ihtiyaçlarını görmek istemiyor. Sürekli evde acil bir işim varken bile rica ettiğim halde ben çıkamam demesi.
Beni üzüyor, yoruyor. Onun böyle yapması da ya da benim ondan çıkıp almasını istemem doğru mudur? Hayırlı geceler. E sen de gelirken liste yap, söyle ona. Bu mu konu ya? Allah Allah! Maşallah! Ne konular buluyorlar ya. Liste yapacaksın sabahtan, mesaj atacaksın. Diyeceksin akşama gelirken bunları, bunları, bunları, bunları al. Selamun aleyküm. Evet, ellerinizden öperim. Bu canlı sohbet ve sorular ile bütün size ulaşmak ve dinlemek isteyenlere ulaşması büyük bir hizmet. Başka cemaat olsak bile can kulağı ile dinliyoruz.
Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak bizi faydalı olan kullarından eylesin inşallah. El ayak terlemesi ile alakalı arkadaşlara bir tavsiyede bulunduyduk şu anda, hatırımda değil. Hz. Mevlana'nın mesnevi okuyacağınıza neden Abdullah Baba Müceddit dediği Bediüzzaman Risale-i Nur okuyorsunuz? E siz okuyorsunuzdur Risale-i Nur.
Allah iyisin inşallah. Neden şunu okuyorsunuz sözü biraz şey? Herkes istediğini okusun. Ben mesnevi okuyorum. Bunda bir sıkıntı yok. Bediüzzaman Sayyid-i Nur'su mücedditti de Hz. Mevlana müceddit değil miydi? Hocam saygılar, imamlarımız abdest, namaz, vaazı bitirirler de zekat söz konusu olduğunda kırta bir diye geçiştirirler.
Doğrudur, bilemem. Çok imamları dinleyebilen bir kimse değilim. Hakkınızı helal edin. Ne diyorlar, ne demiyorlar onu da bilmiyorum. Yani bu son zamanlarda bayadan beri cumaları böyle tam böyle namaz vakti camiye gitmeye gayret ediyorum. Kendi kendime böyle ibadet edeceğim derken bazen sinir katsayım artıyor, şekerim yükseliyor. Allah affetsin. O yüzden böyle Allah beni affetsin. Neyi saklayacak gizleyecek değilim. Selamun aleyküm. Bu akşam bir soruda sorulan sorularla ilgili görüşlerimizi dile getirdiğimiz için rahatsızlığını dile getirdi bir izleyici. Bazı sorular sorulurken gidiş yolu özellikle itham edici olduğu için kendime ait hissettiğim yerlerde ilgili de olunca art niyet hissettiğimde rahatsızlık diyorum.
Siz konumunuz gereği rahatsızlık duymuyorsunuz fakat benim sizinle olan bağım ve aidiyet duygularım gereği sizi savunmam ya da yolumu savunmam normal değil midir? Herkesin soru sorma, görüş belirtme hakkı olduğu gibi bizim de yok mudur? Bu konuda görüşleriniz nedir? Teşekkür ederim. Ya normalde herkesin sevdiğini, herkesin sevdiğini koruma, herkesin yolunu koruma, herkesin üstadını sevme, koruma, kollama hakkı var ama nasıl söyleyeyim bugüne kadar gelen sorularda bana karşı bir iğneleyici veya bir şahsa karşı bir topluluğa karşı sorulmuş bir soru olarak algıladığım bir şey yok Allah için söylüyorum.
Ben soruların hemen hemen bütün soruların, sorulan soruların faydalı olduğunu, soran kardeşlerin gerçekten öğrenmek için sorduğunu veya bazılarının irşad için sorulduğuna kaniyim. O konuda hiç şüphem yok. Selamünaleyküm ben İstanbul'dan yazıyorum. Uzakta olsam da sizin ilminizden faydalanmaya çalışıyorum. Müsaadenizle bir sorum olacak. Ben 40 sene rahmetli eşimin ailesiyle oturdum. Rahmetli oldular. Her gece senelerdir rüyama giriyorlar. Hep aynı evdeydim. Her zaman hatırlar dua ederim. Çok merak ediyorum. Hep rüyamdalar. Allah razı olsun. Allah'a emanet olun. Şey yapmışsınız. Ne o? Hoş hatıralarınız olmuş demek ki. Hoş hatıralarınız olunca böyle onlarla olan muhabbetiniz de fazlalaşmış.
Allah iyi etsin inşallah. Güzel. Rabbim muhininiz olsun inşallah. Efendim biraz önce bahsettiğiniz ayetlerdeki sizin önünüzde kendi ettikleriniz vardır ve benzeri ayetlerde iman ediyoruz. Hamdolsun. Ancak kafamda çelişkiye düşüren bazı noktalar var. Örneğin Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem fiziksel ve duygusal anlamda birçok imtihan ile sınanmış bela ve musibetlerin en zorları velilere ve yakınlarındakilere de isabet eder buyuruluyor.
Onlar da kendi işlediklerinin karşılığını görüyorlar diye düşünmenin de sıkıntılı olduğunu sanıyorum. Meseleyi buradan bakınca kendimizi nereye koyacağımız, iç aleminde oturtamıyorum ki bir velinin yakınında olduğumuza inanıyorum. Başımıza gelen her şeyi gerçekten hak ettiğimiz için mi yaşıyoruz yoksa manevi olarak yetiştirilmeye çalıştığımız için mi? Hak ettiğim için başıma bu geldi diye düşündüğümde içsel olarak çöküyorum bu sıkıntı bir bakış açısı olabilir mi? Sufiler kendince hiçbir zaman bir velinin yanındayız o yüzden bu bizim başımıza geldi diye düşünmezler. Derler ki biz bunu hak ettik. Yani böyle bir kısım böyle Sufiler bunu böyle düşünürler ama bunu böyle düşünmek tehlikeli biraz.
Hani böyle kendine bir makam atfetmek, bir mevki atfetmek oluyor. Sufi kendinde bir varlık görmez, hep kendini bu noktada der ki ya vardır benim bir hatam, kusurum, günahım o yüzden bu bana gelmiştir diye düşünse daha böyle tevazul olur. Selamünaleyküm bir arkadaşım bir rüya görmüş ve çok merak ediyorum manasının rüyasında yüzünü görmediği bir zat kucağında güzel bir kız bebek getirip bu senin kızım ve sana bunun hediyesini vereceğim deyip bir odaya götürmüş. Odada kuran nar altın, nar kız erbiseleri o da bu şekilde doluymuş. Zat bu odayı gösterip bu senin hem ayrı hem dünya hediyen demiş ve uyanmış. Rüya bu şekilde. Evet rüya görüldüğü gibi inşallah Cenab-ı Hak onun dünyasının da ahiretini de mamur edecek. Allah mamur etsin inşallah. Selamünaleyküm eşcinsellik gibi lanetlik bir işi yapan hatta bunu itiraf eden kişinin dönüp tövbe etmesi için yardımcı olmak doğru mu?
Doğru. Yarınki canlı yayına konuk olacak kişi kendi şahsına ve bugünkü instagram sayfamıza yapılan baskı ve şikayetlerden dolayı yayına katılmaktan vazgeçti. Ben yine de canlı yayını yapıp kardeşimizin yaşadıklarını anlatmak istiyorum. Yarın 22'de canlı yayında olacağım inşallah. O bizim bir psikolojik danışmanlık yapan bir arkadaşımız var. Bu arkadaşımız malum cuma günü akşam bir eşcinsellik yapıp sonradan tövbe edip dönen bir kimseyi konuşturacaktı. Orada sohbet edilecekti. O kimse yaşadıklarını, ne tip baskılara maruz kaldığını, onu nasıl kandırdıklarını anlatacaktı. Bununla alakalı instagrama çok yoğun bir şekilde eşcinseller birlik olup instagrama şikayet edip o arkadaşımızın sayfasını kapattırdılar.
Bakın şimdi, vay nasıl kızıyor, sinirleniyor. Ya düşünebiliyor musunuz? Eşcinsellik Allah'ın lanet dediği bir fiiliyat. Yani bir kimse nasıl eşcinselliğe düşürülmüş. Benim olaylardan haberim var çünkü 3 aşağı 5 yukarı. Açık açık söyleyeyim. Yani o danışman arkadaşımız benimle de bu konuyu istişare ediyor. Nasıl davranayım, nasıl edeyim diye. Ve ne tip bir baskılara maruz kalmış, neler yaşamışlar, neler yapmışlar. Oysa aslında bunlar böyle şeyde, ben izlemedim hiç ama izleyen birkaç arkadaş söyledi. Youtube'da var bu tip anlatımlar, bu eşcinseller deneyimlerini anlatıyorlar, nasıl bu yola düşürüldüklerini anlatıyor diye söylenenler var.
Ama böyle ciddi bir şekilde eşcinselliği eleştirel olarak bakan, neler olduğunu çıplak gözle anlatacak olan bir kişi için ortalık ayağa kalkıyor. Ve düşünebiliyor musunuz? Arkadaşımızın Instagram sayfası kapattırılıyor. Evet. Düşünün artık siz Türkiye'nin hangi hale geldiğini. Ve çok o herkesin, benim dahi Instagram'da sayfam var, Facebook'ta da, Twitter'da da sayfam var.
Düşünün sosyal medya denilen şeyde, yani haram ve haramzadeler, haramla ilgilenenler ne kadar kuvvetli. Kardeş, selamün aleyküm demiş, aleyküm selam. Kafsim, kaflı, KSK, karşıya kademi, karşıya kademi, spor kulübü, evet İzmirli demek.
İşrak, vahdaniyet, nurlarının parlamasıyla nefsin arzularının yok olmasıdır. İşrak, sabah vakti ya. O demek ki bir insan sabah vaktinde kalkarsa, evet nefsin arzularını yok edecek. Allah'ı zikredecekse her vaktinde. Nefis mertebelerinde düşüklerden bahsettiniz. Peki bir kimse rüyasında Hu esmasını gördü. Daha öncesinde haramlarda bulanmış bir kimseydi ve bu rüyayı görünce mutlu oldu. İlgileniyorlar benimle gibisinden düşündü. Bu kötü bir şey mi? Harika bir şeydi. İlgileniyorlar demek ki. İlgilenmeseler öyle yaparlar mı? Kardeşler, derviş kardeşlerin rüyalarını burada okumuyorum. Selamün aleyküm.
Musa aleyhisselamın Cenab-ı Hak'ı gördüğü bulutumsu şey ama mıydı? Cenab-ı Hak'ı görmedi bulutumsu bir şeyin içerisinde Cenab-ı Hak'la görüştü, konuştu. Canlı yayında kesintiler oluyormuş. Ama bugün müydü, dün müydü? Dün o Cümperşembe günü herhalde. Bir kul fani lezzetlerden uzaklaşmadıkça baki lezzetlere kavuşamaz.
Bir sufi için fani lezzetler nelerdir? Bizim için fani veya baki olarak bir şey yok. Geçmiş, gelecek, geçmiş, dünyevi, uğrevi yok. Her şey bizim için şey, manevi. Ben kendimce öyle düşünüyorum. Kimisi zahir, batın der. Her şey batın bu alemde. Selamün aleyküm. Hayırlı cumalar ve aleyküm selam. Uzunca bir süredir tasavvuf üzerine bilgiler ediniyorum. Yakın zaman içinde videolarınızı izleyip dinlemek nasip oldu. Birçok ehli sünnet hocaların dinletilerini istiyor, dinliyorum. Günlük virdinizi bugün okudum ve yazmama vesile oldu. Onca vird duası ve bağışlama okudum. Lakin bu dua, bağışlama çok feyizdi. Allah razı olsun.
Allah senden de razı olsun. Mevlevi olmak için ne yapmamız gerekir? Ben mevlevi oldum dersen mevlevi olursun. Kimsenin tek elinde değil ya bu. İnsanlar dini tek eline alır. Müslüman olmak için birilerinin iznine ihtiyacın yok. Müslüman olmak için bir yerlerden icazet almana gerek yok. Sufi olmak için de bir yerlerden icazet almana gerek yok. Yani mevlevi olmak için de bir yerlerden icazet almana gerek yok. Böyle bir algı oluşuyor. Böyle herkes bir köşe başlarını tutmuş. Sanki İslam olmak için onun okeyini alacaksın. Veya insanlar kendilerince kendilerine bir makam atfetmişler. Bir şey olmak için onlardan icazet alacaksın. Böyle bir saçma sapanlık var. Canım kardeşlerim.
Bunu Afyon Üniversitesi'nde oradaki bir mevlevi dede vardı. Onun sempozyumunda söyledim. Orada sempozyumunda çelebiler de vardı. Çelebelerin önünde bağıra bağıra söyledim ben bir de. Mevlevilik hiç kim... Beni hiç sevmezler çelebilerin hiçbirisi de. Bakın hiçbirisi de bugüne kadar sevenle karşılaşmadık. Işın dahil buna. Niye bir tane daha var ışının abisi mi ne? Böyle her şeyde de ne o? Şeybaruz yıllarında zamanlarında böyle bu fakire düşmanlık edecek olan ne kadar gazeteci paçavrası varsa giderler onlardan bir de telefonla şey alırlar. Röportaj alırlar. İşte çelebiler Mustafa Özbağ şöyle dedi. O mevlevi değil.
Mevlevilik sizin tek elinizde mi? Bir kimse ben mevleviyim diyorsa mevlevidir. Benim tarikatlarla, sufilikle hiç alakam yoktu. Abimin evde bir dört ciltlik mesnevi tercümesi vardı. Kültür Bakanlığı'nın bastırdığı. Benim mevlevilikle, Hazreti Mevlana'yla tanışmam o zaman oldu. Yani ben birisinden bir icazet almadım. Birisinden o zaman için bir destur almadım. Evde şeyin, Gölpınarlı'nın o zaman için, abimin o kitapta sonra bana hediye etti o. Hala daha durur bende o. Bakın kaç yıl geçmiş üzerinden. Ben o mesnevi şerhini okuyordum, Gölpınarlı'nın. Benim mevlevilikle bağlantım oradan başladı. Hoşuma gitti, bana hitap etti. Ben o güne kadar çünkü özgür bir hayat yaşamışım. Kafama göre bir hayat yaşamışım.
Baktım, okudum, hoşuma gitti. Onların alemi, Ahmet Rıfay Hazretleri'nin okudum, hoşuma gitti. Yani benim ilk okuduğum kitaplar bunlar. Ben ayet bilmiyordum, hadis bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Ben bunları okudum ilk önce. Hele o onların alemi çarpıyordu beni böyle. Çarpıntıya uğratıyordu. Benim ilk okuduğum kitaplar bunlar. Ben hiç kimseye danışmadım. Mevlevi olur muyum, olmaz mıyım diye. Sonra ben gerçekten çok hoşuma gitti. Çok hoşuma gitti. Ben bir müddet kendi kendime zikretmeye başladım. Kendi kendime zikretmeye başlayınca dedim ki senin bir şeyhe intisap etmen lazım. Çünkü onların aleminde öyle şeyler okuyorum ki ben. Yani böyle insanın bir şeyhe ihtiyacı olmasa ve okuduklarımı uyguluyorum.
Öyle boş okumuyorum ben. Benim ilk sufilik öğretimin temeli onların alemiyle Hazreti Mevlana, Ceredi Rum Hazretleri'nin mesnevisidir. Şimdi az önce diyor ya neden mesnevi okuyorsunuz? Evet benim ilk okuduğum eser mesnevi Allah'ı sevdiren, Resulullah'ı sevdiren, bana farklı bir pencere, farklı bir perde açan iki önemli kitaptan birisidir mesnevi. Birisi onların alemidir Ahmet Ar-Rufa Hazretleri'nin, birisi de mesnevidir. Yani bu gayet normal, doğal benim mesnevi okumamda. Hayatın ben böyle üzümsenmesi gibi, böyle özü, çekirdeği gibi geliyor mesnevi bana. Her neyse o yüzden bir kimsenin mevlevi olması için çok fazla bir şey yapmasına gerekiyor. Hazreti Mevlana'yı seviyorum, ben de mevleviyim diyorsan mevlevisin kardeşim.
Mübarek olsun. Mümin, müminin aynasıdır hadisince. Karşımdaki kişide gördüğüm olumlu, olumsuz davranışlar bende var, anamına mı gelir, açıklayabilir misiniz? Mümin, mümin aynasıdır dediği, asıl mümin Allah'tır. İnsanların içerisinde müminliği en zirvede olan Hazreti Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Ondan sonra yaşayan Allah'ın dostları verilirdir. Onlar ancak size aynı olur. Bunu yerli yerine koyalım bir. Sokaktan geçen bir kimsenin aynalığı olmaz. Allah-u Teala'nın varlığı hakkında şüpheler geliyor, tevhid çekiyorum, bu şüpheler gider mi? Her şüphe geldiğinde İhlas Suresini okuyacaksın. Hadis-i Şerif ile sabit.
Sarsılmaz bir imana sahip olabilir miyiz? Evet, şöyle bir şey yaşıyorum, okumalarım, zikirlerim çok iyi gidiyor derken birden bir vesvese geliyor, vesveseyi taklıyorum, sanki başladığım yere geri dönüyorum. Doğru yoldasın o yüzden. Doğru yolda olanlara şeytan böyle vesvese verir. Rabbim şeytanın vesvesesinden ve desvesesinden cümlemizi muhafaza eylesin. Selamun aleyküm sizin ve yayın ekibinizden Allah razı olsun. Sizlere söylüyor yayın ekibi. Bir kişinin kalbinin kötülüğü ve güzelliği yüzüne vurur mu? Kalp, dükkan, dil tüccardır. Muhakkak ki insan yüzünde de hani mimiklerinde kalbinin bir tecelliyatı vardır. Bir kişi ders aldıktan kırk gün sonra mülümelik makamına geçer demiştiniz.
O kırk gün nasıl bir kırk gün olmalıdır? Ooo! Kırk gün. Hani diyor ya kim kırk gün sabah namazına kalkarsa Cenab-ı Hakk'ın kalbine ilham kanallarını açar diyor. Kırk gün sabah namazına kalkarsan. Bu yeterli herhalde. Selamun aleyküm bazen rüya görüyorum. Size anlatmak için numaranızı alabilir miyim?
Bir sorum daha olacak müsaadenize. Bazen umutsuzluğe düştüğümde kalbime ılık ılık akan bir güç hissediyorum. Sessiz, sözsüz bu güç ilham mıdır? İlham nasıldır? Onu ayırt edebiliriz. İnşallah. Numaramı da bir ezberleyemedim ya. Arkadaşlar rüya yazacak olanlar, başka bir şey yazacak olanlar lütfen bibi kullansınlar.
Cuma mesajı atacak olanlar. Her ne yapacaksanız lütfen bibi kullanın. Böyle dememe rağmen bazı kardeşler hala daha Whatsapp'tan mesaj atmaya çalışıyorlar. Yani söyleyecek söz bulamıyorum. Selamun aleyküm. Allah'a söz verip yemin ederek tövbe ettiğim bir hataya geri döndüm. Ne yapmalıyım? Tövbeye devam bir kul günah işler. Allah hatırına gelir, tövbe eder. Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim. Kul yine günah işler, yine geri döner, tövbe eder. Yine Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim.
Yine günah işler, yine Allah der ki kulum kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim. Selamun aleyküm. Zekat miktarı aleyküm selam. Zekat miktarı olan biri kirada yaşıyor ve aylık masrafları düştüğünde bu miktar nisap miktarı etmiyor. Bu kişinin zekat sorumluluğu kalkıyor mu? Evet. Nisap miktarı kadar parası yoksa bir senede o para varsa da bir sene durması lazım. Nisap miktarı kadar parası yoksa o kimse zekat vermez. Ortak kurban kesmek isteyenlerden biri benim de niyetim var diyerek konuşmuş ama diğer kişiler kurbanı onu da dahil ederek düşünüp niyetlenmişler. Bu kişi kurbandan çıkarsa kurban mumdar ve geçersiz mi olur? Yine başka bir yerde de ortaklardan biri çıkıp yerine diğer ortaklardan biri iki pay olarak almış olarak girmiş ama birbirlerini tanıyorlar ve aralarında et hesabı yapanlar falan yok.
Bu durumda da kurbanın durumunda şüphe olur mu? Bakmam lazım buna. Şu anda kafam gitti. Hakkınızı helal edin. Fazla fıkıh meselelere girmeyeyim şimdi. Bunu inşallah salim unutturma bunu bana ya. İyi mi? İnşallah. Kurbana o kimse ama niyet etmemiş o kimse. Bakın niyetim var diyerek konuşmuş ama vekil tayin etmemiş. Burada o kimsenin adına kurban alınması burada sıkıntı. Vekalet alınması lazım. Selamun Aleyküm Hocam. Eşim ek iş olarak ticaret yapmak istiyor. Bunun için araba almak istiyoruz.
Ticaret yapmak için kredi çekip araba alabilir miyiz? Hayırlı geceler. Ne ticareti yapacaksınız? Ne iş yapacaksınız? Sermayeniz ne kadar bilmediğimden dolayı size bir şey diyemem. Selamun Aleyküm. İsmim Ömer Faruk Kaya. Kıyametin koptuğu anı ölmüş insanlar haberdar olacak mı? Evet. Selamun Aleyküm. Sevgiliyle bahçede gül koklamak ne demek? Biraz açar mısınız mümkünse? Allah razı olsun inşallah.
İyi akşamlar. Ev almak ve araba modelini yükseltmek için kredi çekmek caiz midir? Evimiz yok. Arabamız var. Memnunuzla sadece otomatik vites araba daha konforlu olur diye hazır faizler düşmüşken araba modelini yükseltmeyi düşündük. İki soru içinde görüşlerinizi rica ederiz. Allah yardımcınız olsun inşallah. Ben sadece şuna bakarım. Yani bir kimsenin kredi alıp almaması caiz mi değil mi? İslam hukuku olmayan yerde caiz. Ama alınmasını tavsiye eder misiniz? Hayır. Bana din olarak sorarsanız caiz. Selamun Aleyküm. Bereket nedir? Kişi bankada krediyle işi biterse tekrar kredi kullansa bereketi ihlal mi eder? Ne tavsiye edersin? Bereket.
Cenab-ı Hakk'ın lütfu, ikramı, ihsanı herkesin Cenab-ı Hakk'ın kazancına bereket ihsan eylesin inşallah. Selamun Aleyküm. Binlerin hepsi veli mi? Herkes velidir ya. Boştur. Karaca Bey'den selamlar. Ve Aleyküm selam. Sufiler demişler ya, her gördüğünü veli bil diye. Her gördüğümüzü veli biliriz başta. Nasıldı o? Her gördüğünü veli bil, her neyi şey yapanı deli bil derlerdi ya. Toparlayamadım. Ha, her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil. Hocam, İran İslam Devleti'nin geçen gün üçlü zirve Türkiye'de yapıldı. Yalova'dan derece şükrü.
Geçmiştir. Hiç şu Allah görmedim. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin rüyasında görenler için iman üzere vefat edecekler diye bir hüküm çıkarabilir miyiz? Son nefesinde münafık kafir olarak ölenler iman üzere bile yaşamış olsalar bir kez dahi olsun Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyasında görmemişler diyebilir miyiz? Bu noktadan bakarsak Efendimiz'i rüyada görmek müjdelerin en büyüğü değil midir? Benim için öyledir. Ben on bir yaşındayım ders almıştım sizden bazen unutuyorum çekmeyi sayısını da unutuyorum. Bana günah oluyor mu? Alışkanlık yapamadım. Yedi yedi çek. Selamun Aleyküm sohbette bahsettiğiniz deryaya ahirete göçmeden ulaşabilecek miyiz?
İnşallah ulaşırsınız. Hüsnü zannı ahlakımıza tam anlamıyla nasıl yerleştirebiliriz? Hiç kimse hakkında kötülük düşünmeyin. Hiç kimseye de kötü düşünmeyin. Yani bu zamanın insanları genel olarak böyle bu suizana çok düşüyorlar. Elinde bir delil yok, bir ispat yok. Kendi kendini kuruyor, kurguluyor, suizana düşüyor. Allah affetsin. Zikri az insanların. Allah'ı çok zikretmiyorlar. Mesela bir sufi için söylüyorum. Sufi Allah'ı çok zikreder. Üstadına tam bağlı olur. Onu muhabbet beslerse suizana düşmez. Oy oy oy …
Nigara hanımın paylaştığı eşcinsellik ile ilgili videoyu kendi sosyal medyamda paylaşınca, sekizinci sınıf öğrencim kendisini LGBT bireyi olduğunu ve bu duruma saygı duyulması gerektiğini söyledi. Dini bilgide eksikliği olan bu tür gençlere nasıl yaklaşılmalı? Dini doğruyu kabul etmedikleri için ne tür yol izlenmeli? Ya, ya, ya, sekizinci sınıfta, sekizinci sınıf. Yavaş yavaş ona dini anlatacaksın, yavaş yavaş ona doğruları anlatacaksın. Sert konuşmayacaksın, yumuşak yumuşak konuşacaksın, tatlı tatlı konuşacaksın. İzleyenlerden özür diliyorum, hakkınızı helal edin. Soruları bitirmeye gayret ediyorum, inşallah bitireceğim. Selamun Aleyküm.
Annemin sorusu, kabul suali nasıl olur? İnşallah iyi olur. Rabbim cümle Ümmet-i Muhammed'in kabul sorgusunu, sualini iyi geçirenlerden eylesin. İyi akşamlar hocam, size bir sorum olacak mümkünse. Ben Fransa'dan yazıyorum. Benim sıkıntım, Ziyanet TV'de mukabele dinliyorum. Mayali Türkçesini okuyorum. Okurken içime şüphe düşüyor. Veya aklıma, acaba Kur'an gerçek mi? Ayetler Allah'ın sözlerim diye düşüncelere maruz kalıyorum. Bunlar nedir, cevaplar mısınız? Bunlar şeytanın vesvesesidir. Bir kimse, Kur'an ve sünnete uymaya, çalışmaya, dini ibadetler yapmaya başlayınca, böyle şeytan vesvese verir üzerinde. O yüzden doğru yoldasın, yoluna devam et inşallah.
13 yıldır bir fabrikada çalışıyorum. Orada ne iş verilirse yapıyoruz. Maalesef bu bize bir meslek kazandırmadı. Son zamanlarda işten atılma korkusu yaşıyorum. Bu bizde panik, stres yapıyor. Bu konularda sizin düşünceniz nedir? Allah'a yaslanın, Allah'a dayanın, çalışın. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Bir erkeğin saçı düz ama saçına perma, kıvırcık yaptırması uygun mudur? Maşallah nelerle uğraşıyor insanlar ya. Benim gibi kestirat ya. Gelibolu'dan selamlar.
Esenyurt'ta yeni ders alan kardeşlerimiz var. Onları haftalık ders için yönlendireceğimiz, onlara yardımcı olacak yakın kardeşler var mı? Nasıl ulaşabilirler? En yakın Üsküdar'daymış. Orası dursak kalıyor. Ne yapmak gerekir? İstanbul'un bayan Zakir'i var. Ona müracaat edin. İnşallah o size en yakın kim gidebilir, kim gelebilir, o size yönlendirsin. Vaktiniz nur olsun. Gönül ister ki sizi Muş'ta ağırlayalım. Haykırdığınız hakiketleri Muş neşvi nevab olsun. Allah razı olsun. İnşallah diyelim. Cenab-ı Hak nasip etsin. Selamun Aleyküm. İki sorum var. Bir hurma da olsa sadaka verin, cehennem ateşinizi söndürün adresi.
Söylediğinizden beri sadaka vermeye dikkat etmeye başladım. Fakat verdiğim kişiden dua istiyorum. Bu isteğim sadakaya karşılık istemiş oluyor muyum? Evet. Arkadaşlar, hiç kimseden hiçbir şey istemeden iyilik yapmaya devam edin. Bana dua et. İşte bana şunu yap. Bırakın bunları. Menfaat gözetmeyin hiçbir şeyden. Bir de bir arkadaşla 500 TL alacağım var.
Adamdan parayı istedim. Kurban alacağım dedi. Ses çıkartamadım. Bu adamın bana borcunu vermeden kurban alması doğru mu? Önce borcunu ödemesi lazım. Derya. coşmuşsun gene İzmir'den Derya. Ne demiş bak? Tekkemizi kapatan zalime biz de zulüm nasıl yapabilir paylaşmalar görüyorum. Ama onları umursun mu? Ama onların mursaya yok bence. Bence biz de belediyenin önünde veya bulunduğu mekanın önünde ilahi veya sema yaparak zulüm etsek yavaş yürüyerek aralıklarla olmaz mı? Bu olay çok zor mu gidiyor?
Veya ne yapabiliriz? Sufiye korkaklık yakışmaz derdisiniz. Hep çalışkan olun dersiniz. Allah razı olsun inşallah. Derya. Allah iyi etsin. Derya selam söyle herkese. Selamun aleyküm. Ben yeni dersiyim. Dini insanlara tebliğ ettiğimden beri şeytan peşimi bırakmıyor. Her gün tövbe ediyorum. Obdestsiz gezmiyorum. Tevhide devam ediyorum. 15 gündür göğsümde sanki bir şey oturmuş vesvese olduğunun farkındayım. Sabredip savaşarım ama beni rahat bırakmıyor. Uyurken rüyamda bizi kameralı ders yaptığımız programda değişik sessiz bir zikir boyutu oluştuğunu gördüm.
Üzerimde karabasan olduğu için gözlerimle derdimi anlatmaya çalışıyorum. Uyandım. Başka bir gün tevhide ile uyumaya çalışırken talip olduğum kişinin sorumlusu rüyamı hal mi bilmiyorum. Sağ kulağımın ortasına sanki yanımda gibi sesini net duyup bekleyin dedi. Talip olduğum kişi de üzgün halde bana baktı. Dün tevhide ile uyurken rüyamda iş yerinde namaz kıldığımız yeri gördüm. Bir sürü iyi büyük sinek vardı. Onları dışarı nasıl çıkartacağım diye uğraşırken dışarı çıktım gökten balık yağı. Sonu çok güzel. İnşallah iyi olacak. Rüya çok gizemli bir konu ve ben gerçekten rüya konusunu merak ediyorum.
İlahiyat okuduğumdan araştırmak, bilgi sahibi olmak, tefavratlıca konuya hakim olmak istiyorum. Önerebileceğiniz bir kitap var mı? Yani rüya ile alakalı önerebileceğim bir kitap yok. Yok çünkü benim elimde de öyle bir kitap. Öyle bir kitap olduğunu da bilmiyorum, varsa da bilmiyorum. Rüya ile alakalı önerebileceğim bir tek en kötü bir sitede rüya ile alakalı hadisler var. Onlara bakabilirsin. Sufilerin rüya ile alakalı yorumları olan eserler bulabilirsen oralara bakabilirsin. Haklı olarak bir şeylere kızıp ardından gülümseyebilmeniz bize hep umut oldu. Allah razı olsun. E ne yapalım? Kızmak da var fıtratımızda. Gülmek de var fıtratta. Kızmak da var.
Neşelenmek de var. Selamlar hocam. Yüreğinizi, ağzınızı sağlık. Hayırlı akşamlar. Allah yardımcınız olsun. İki kere rüyamda şehitlerimizi gördüm. Bir sefasında gördüğüm şehit ben ölmedim diyordu. İkincisinde şehidimiz bana vatan sevgisinden bahsediyordu. Şehitler ölmez, vatan bölünmez. Allah Allah nidalarıyla devam. Yalana düşmeden ilmi siyaset nasıl yapılmalıdır? Valla ben de çok bu konuda maharetli bir kimse değilim. Hakkınızı helal edin. Selamun aleyküm. Sizi çok seviyoruz. Sorumuz sizi sinirlendirdi. Çok üzüldük. Kusurumuza bakmayın. Hakkınızı helal edin. Ben normalde yok, sıkıntı yok.
Sizin sorduğunuz sorudan dolayı sinirlenmedim ben. Zaten bu ara iyi değilim ben bu tip menzularda. Bayadan beri iyi değilim. Ama bunlar böyle gün geçtikçe artıyor ülkemizde. Bunların böyle bir haklı olarak isyanı var bende. Sinirlilik değil benimki. Üzüntü de değil. Bende bunun isyanı var. Ben haksızlığa, adaletsizlığa, böyle bir arsızlığa, ursuzluğe karşı, hele dini bir örtünün altında olmasına karşı isyanım var benim.
Selamun Aleyküm, kızımın adını doğmadan önce eşimle beraber Fatma Duru ile belirlemiştik. Kızımız doğduğu zaman eşim Fatma Nur olarak ismini koydu. Ben Fatma Duru olmasını istemiştim. İçimde Fatma Duru kaldı. Nur yerine Duru olarak ismini değiştirsek uygun olur mu? Siz verirsiniz. Selamun Aleyküm, ahlaklı olmak için ne yapmalıyız? Ahlaklı olmalısınız. Günay kebal işlemeyin yeter. Eşimize karşı daha sabırlı, daha saygılı olmak için ne yapmalıyız? Eşinizi sevmeniz lazım.
Eşinizi sevin inşallah. Rüyamda dergahtayız. Selamun Aleyküm, rüyamda dergahtayız. Biyatlaşma ve görev veriyorsunuz. Beni yanınıza zakirlik görevi verilecek diye çağırdınız. Sonra ellerimden tuttunuz. Alnınızı alnıma dayadınız. Yalan söylemeyeceğime, namazları terk etmeyeceğime, haramlardan uzak duracağıma, Kur'an ve sünnetten ayrılmayacağıma dair şeyler söylediniz. Sonra ben elinizi öptüm. Bana ders kağıdı verdiniz. Bununla Demirtaş'taki dervişlere ders ver dediniz. O esnada Demirtaşlı kardeşler beni dışarıda minibüsün içinde bekliyorlardı.
Rüyam bu kadar. Alnına dayanınca yedi sahih ders olur. Allah mübarek eylesin. Sana maneviyet yedi sahih ders vermiş. Ben bunu çok önemserim. Yani bir kimsenin yedi sahihi rüyasında almasını isterim. O yüzden senin rüyanda da yedi sahih ders almışsın. Allah mübarek eylesin. Bu vermiş olduğun sözler böyle rıdvan biatı gibi. Bu biat. O yüzden biatına sağlam yapış. Biatını sıkı tut. Kur'an ve sünnete sımsık yapış. Asla namazı terk etme. Bir vakit dahi olsa terk etme. Yani normalde kılamadığın zaman hemen namazını kaza et. Geceyi namazı terk etmiş olarak geçirme. Asla yalan söyleme. Asla.
Ondan sonra. Şimdi bunlar haramlardan uzaktır. Hani ümmetim iman üzerine yalan söylemez. Hani namaz son dinde son yıkılan kaladır. Namazı bir kimse kasteden terk ederse ad-i şerifte küfürdür der ya. Bunlar sufiler için geçerli hadislerdir. O yüzden bu hani şeriat ehli için bu hadisler ağırdır. Bunları sufiler kendilerine ölçü alırlar. Mesela bir kimse şeriat ehli için namazı kasteden terk etse biz onu küfür ehli diyemeyiz. Ama sufiler için öyle değildir. O yüzden Allah mübarek eylesin. Tebrik ediyorum seni. Cenab-ı Hak daim eylesin. Ebedi eylesin. Yedi sahih ders alan kardeşlerden birisi oldun. Bir de bu böyle hani geçenlerde de bunun sohbeti olmuştu.
Yedi sahih veriyor musunuz vermiyor musunuz diye. Ben de bu manevi olursa bu noktada sıkıntımız olmaz demiştim. Adın ben de saklı öyle söyleyeyim. Allah mübarek eylesin inşallah. Allah yardımcın olsun. Cenab-ı Hak daim eylesin. Tekrar tekrar tebrik ediyorum seni. Selamünaleyküm.
Gece rüyamda karşıdan pelerinli kişi altıyla tabiri caizse dört nala geliyordu. Bana doğru sallallahu aleyhi ve sellem peygamber efendimizin geldiği söylendi. Tam bana doğru gelince yüzünü güneş olarak gördüm. Çok yetkisinde kaldım. Size yazmayı düşündüm. Saygılar sunarım. Salavat-ı şerife çek. İnşallah. Bol bol. Allah mübarek eylesin inşallah. Hazreti Pir demiş ya. Bir gayret daha edeyim. Öteye geçeyim diye. Bir gayret daha edeyim. Ben bitireyim inşallah bu akşam soruları. İnşallah. Selamünaleyküm. Bu perşembe sohbetine katılmak istiyorum. Yeni yeriniz neresi? Allah razı olsun. Yani sohbetlerimiz şu anda halka açık değil. Malum korona yasaklarından dolayı halka açık sohbet edemiyoruz.
Canlı yayın yapıyoruz. Böyle bir küçük bir yayın ekibimiz var. Öyle devam ettiriyoruz inşallah. Selamünaleyküm. Eşim büyükbaş hayvana niyetlendi. Bundan sadece eşim mi, eşimin mi oluyor? Yoksa o büyükbaş hayvandan benim de olabiliyor mu? Yedi kişiye kadar niyetlenebilir insanlar. Yedi kişi niyetlenir. Yedi hisse de olabilir. O yüzden olabilir. Büyükbaş. Sıhhat der olsun. Kuafiriniz ilhan. Allah razı olsun ilhan. Evde tıraş olmanın cezasını öğrendik. İlhan kafa yerinde değil bu ara. Allah razı olsun inşallah.
Ateist kayın bir der, biraderim eve geldiğinde eşimin tesettür sınırları değişir mi? Evet. Ateistim diyorsa, kadın babası da olsa, ondan sonra annesi de olsa, kardeşi de olsa, ateist bir kimsenin yanında kadın tesettüre bürünecek. Biraz önce vesvese hakkında bir arkadaşa vesvese gelince ihlas suresini okumasını söylediniz.
Bu sadece o kişi yemiyoruz ki, yoksa biz de okuyabilir miyiz? Onun vesvesesi Allah'ın varlığıyla alakalı, zatıyla alakalı. Var mı yok mu? Ayet-i kerimeler, Kur'an-ı kerim var mı yok mu? Onunla alakalıydı. Bir kimse Allah'ın varlığıyla alakalı veya sıfatlarıyla alakalı vesveseye düşerse, hadis-i şerif var, ihlas suresini okuyacak. Öbür türlü vesvesenin ilacı tevhid, la ilahe illallah diyecek inşallah. Kendi niyetimle alakalı kendimi çok fazla sorguluyorum. Bu da beni çok yoruyor, ne tavsiye edersiniz? Niyet et, niyetin temiz olsun, bu kadar başka bir şey lazım değil. Haklarınızı helal edin. Dinleyenlerimizden sürçülisan ettiksek, onlardan özür diliyorum.
Dinleyenlerimize karşı, izleyicilerimize karşı, takipçilerimize karşı bir hatamız, kusurumuz, eksikliğimiz olduysa, onlardan özür diliyoruz. Onlar haklarını helal etsinler. Ama diğer o böyle hani şey var ya, haramzadeler var ya, hani böyle dini istismar eden, kendi makam ve mevkine geldiği makam ve mevkiden dolayı böyle yalan yanlış işler yapanlar, onlarla helallaşacak bir şeyim yok. Ben kardeşlerimizle helallaşıyorum. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Perseme günü akşamı inşallah yeniden canlı yayın, sohbetlerimize devam edeceğiz. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümle ümmeti Muhammed'i sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin, kendisine dost etsin.
Hayırlı geceler.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.