Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 15 Nisan 2022 · 34:14
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, Rabbim Kur'an ve sünneti seni sımsıkı yapışmayı nasip eylesin, Cenab-ı Hak hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, cehdeden, gayret eden kullarından eylesin, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Her türlü batıla karşı çıkan kullarından eylesin, Rabbim oruçlarımızı makbul eylesin, dualarımızı, zikirlerimizi, hayırlarımızı kabul eylesin, Rabbim iyiliklerini arttıran kullarından eylesin, iyiliklerini coşturtan kullarından eylesin, iyiliğini bütün dünyaya yaydıran, bütün dünyaya iyilik yapmaya çalışan kullarından eylesin,
Rabbim cümle ümmeti Muhammed'i affetsin, cümle ümmeti Muhammed'i Ramazan'ın hürmetine maddi manevi afiyet versin, cümle ümmeti Muhammed'i Ramazan'ın hürmetine affı mağfiret eylediği gibi cemaline de kavuşmayı nasip eylesin, Ramazan'ın sonunda cemaliyle bayramlaşan kullarından eylesin, selamun aleyküm, Malum Ramazan hızla gidiyor koşa koşa, Cenab-ı Hak Ramazan'ını en iyi, en derin, en güzel şekilde değerlendiren kullarından eylesin cümlemizi inşallah, Hem çaylarınızı için 5-10 dakika, hem de sularınız için arkadaşlar su dağıtsınlar inşallah, o yüzden su ihtiyacınızda giderin.
Ramazan oruç ayı olduğu kadar aynı zamanda da Kur'an ayıdır, geçen hafta biraz değinmiştik, Tabi ümmeti Muhammed Kur'an'ı sadece okumakla geçiriyor, o yüzden Kur'an ayıdır derken muhakkak okunması lazım, Ama Kur'an'ı anlama, Kur'an'ı dinleme, Kur'an'a itaat etme, Kur'an'a tabi olma, Bu konuda da bütün ümmeti Muhammed kendisini analiz edip, kendisinde ne kadar Kur'an'a tabi olduğunu, Ne kadar Kur'an'a uyduğunu, ne kadar Kur'an dışı yaşadığını, ne kadar Kur'an içi yaşadığına da dikkat etmesi lazım.
O yüzden Kur'an sadece okunacak bir kitap değil, Kur'an yaşanacak bir kitap. Ümmeti Muhammed'de eksik olan hadise bu. Biz Kur'an'ı yaşamıyoruz. Kur'an'ı yaşamadığımız için her ne şekilde sıkıntılara giriyoruz, Her şekilde problemlerle boğuşuyoruz. Çünkü biz Kur'an'ı yaşamaktan uzağız. Kur'an'ı bireysel olarak yaşamıyoruz, ailesel olarak yaşamıyoruz, Kur'an'ı hukuksal olarak yaşamıyoruz.
Bu en büyük problemlerden birisi bu. Kur'an'ın ahlaki ve hukuki olarak yaşanmaması. Ahlaki olarak evet bireyleri ilgilendiriyor, ama hukuk devletleri, sistemleri ilgilendiriyor. Ne yazık ki Kur'an hukuk sisteminde hakim olmadığından, hatta daha ilerisini söyleyeyim, Kur'an sisteme inmediğinden, yani Kur'an sisteme dokunmuyor daha. Kur'an sadece bizim vicdanlarımızda. Kur'an sistemde yok. Kur'an sokakta yok. Kur'an belediyelerde yok. Kur'an devlet sisteminde yok. Kur'an hukuk sisteminde yok. Böyle olunca, biz Ramazan ayını sadece oruç ibadetiyle geçirenlerden oluyoruz. Ve mukabelelerle geçiriyoruz. Muhakkak mukabelelerin olması lazım, orucun olması lazım, okunması lazım, kabul ediyorum.
Ama, Kur'an'ı nasıl yaşanması lazım? Ümmet-i Muhammed'deki eksiklik bu. Hepimizdeki eksiklik bu. Biz Kur'an'ı yaşamıyoruz. Bu Ramazan ayı münasebetiyle, Kur'an biraz konuşuluyor şimdi. Bu da okumakla alakalı konuşuluyor. Mukabelelerle alakalı konuşuluyor. Kur'an'ın ahlakıyla alakalı konuşulmuyor. Kur'an'ın hükümleriyle alakalı konuşulmuyor. Zaten Kur'an'ın hükümleriyle alakalı konuşulmaya başlayınca, siz anayasaya çarpıyorsunuz. Kur'an'ın hükümleriyle alakalı konuşulmuyor. Ve anayasa ve cezai yasaları sizin önünüzde duruyor. Yani siz Kur'an'ın hükmüyle hükmedilmesini isteyemezsiniz. O ayet-i kerime orada durur. Ama siz onunla isteyemezsiniz. Onu istediğiniz anda, devletin, bu layık, demokratik, hukuk devleti denilen devletin, Kendince değiştirmeye, dönüştürmeye, işte teokratik düzene geçmeye meyyal ettiğinden, düşündüğünden, bunu istediğinden dolayı anayasaya aykırılıktan ceza kanununda yeri var.
Çıkıyorsun savcının önüne ve böylece Kur'an, böylece Kur'an sokakta değil, Kur'an devlette değil, Kur'an belediyelerde yok, devlet sisteminde yok, çarşıda yok. Sokaklarda yok, Kur'an aslında daha ileri, evlerde de yok. Kur'an evlerde de yok, yani Kur'an evlerde de yok derken evin içerisi de Kur'an ve sünnete uygun değil. Bireyler kendilerince, kendi dairesince yaşayabildiği kadar yaşıyor. Yaşayamadığı yerde bu konuda güçsüz kalıyor, kuvvetsiz kalıyor, kudretsiz kalıyor, yapamıyor. Hiçbir erkek, bir baba, bir koca, karısına ve çocuklarına Kur'an ve sünnet tarihinde söz getirebilecek noktada değil. Bunu bir zayıflık olarak görmeyin.
Bunu kesinlikle bir zayıflık olarak görmeyin. Bu ne yazık ki geldiğimiz nokta bu. Hiçbir kadın çocuklarına ve kocasına karşı Kur'an'ın yaşanması için bir yaptırım uygulayabilme noktasında değil. Bakın değil. Bu mesele herkesin vicdanına kalmış, herkesin imanına kalmış bir şey. Yani anne tesettürlü, hatta çarşaflı, kızı çok açık. Hatta anne çok açık, kız ama tesettürlü. İşte baba namazında, abdestinde şalvarlı, sakallı, oğlan Kur'an ve sünnetten veya kızın Kur'an ve sünnetle alakası yok. Veyahut da erkek, genç delikanlı veya o genç kız Kur'an ve sünnetle tanışmış ama aile uçuk. Ailede Kur'an ve sünnet yok. Ne yazık ki ailelerde bu tip şeyler çok.
Böyle olunca Kur'an evde de değil. Şimdi canım kardeşlerim Kur'an evde değil, Kur'an sokakta değil, Kur'an okulda değil, eğitim sisteminde yok. Kur'an belediyelerde yok, Kur'an devlet sisteminde yok, Kur'an hukuk sisteminde yok. Kur'an'ın var olduğu yer neresi? Camilerde de Kur'an yok. Bakın camilerde de Kur'an yok. Yani diyanet teşkilatında da Kur'an yok. İlahiyatlarda da yok. Ama Ramazan biz kendimizce diyeceğiz ki Kur'an ayı. E canım kardeşim Kur'an hiçbir yerde yok. Biz nasıl Kur'an ayı diyeceğiz buna? Kur'an bizim hayatımızın hiçbir alanında yok.
Eğitimde yok, sanatta yok, kültürde yok, sporda yok. Yok. Evde yok, çarşıda yok, bakkalda yok, AVM'de yok, camide yok. Hiçbir yerde yok. Bu resimle yüzleşmemiz lazım. Ümmet-i Muhammed'in bununla yüzleşmesi lazım. Bununla yüzleşmekten korkuyoruz biz. Ramazanlar yaşıyoruz, oruçlar tutuyoruz, teravihler kılıyoruz. Harika. İşte ne yapıyoruz? Mukabeleler yapıyoruz. Harika. Muhteşem şeyler. İşte iftarlar ediyoruz, iftarlara gidiyoruz, iftarlara davet ediyoruz. Harika. Ama Kur'an nereye kadar yaşandı ya? Bu inandığımız kitap nereye kadar yaşandı?
Sıkıntı burada. Ve bakıyorum böyle Ramazan sohbetlerine üstün körü. Hiç kimse Kur'an'ın bu manada yaşanmasıyla alakalı bir derdi yok. Ya birisi bangır bangır bağırmıyor. Ramazan ayı geldi, Kur'an sokakta yok. Ramazan ayı geldi, Kur'an hayatımızın hiçbir alanında yok. Hiçbir alanında yok. Bankada yok, alışveriş merkezlerinde yok. Yok, hiçbir yerde yok. Birisi şunu diyemez bana, Kur'an şurada var. Diyemez. Diyeceksiniz ki camilerde var, yok. Anayasa mahkemesinin kararı var. Bizi Mehmet Emin Bey atmıştı bana. Diyanet teşkilatı layık bir teşkilattır diye. Orada da yok.
Kur'an layık değildir çünkü. Sahabe, peygambere sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine şeytan nereden aldatır? Nefis bize nereden aldatır diye sorardı. Şeytan bizi nereden kandırır diye sorardı. Heva, heves nereden bizi kandırır? Nefis bizi nereden kandırır diye sorardı. Biz bunu sormuyoruz. Biz nereden kandırılıyoruz? Evet, biz buradan kandırılıyoruz. Böyle bize camilerden görüntüler, ondan sonra işte şeyler ne o? İftarlardan harika bir Ramazan yaşanıyor. Ne kadar muhteşem ya. Herkes birbirine tebrik ediyor, oruçlar tutuyor, mukabeleler okuyor.
Tamam, teravihler kılıyor. Canım kardeşim, her gün tecavüz var. Her gün uyuşturucu var. Her gün oluk oluk faiz var. Her gün oluk oluk her türlü haram akıyor, akıyor. Sen, ben oruç tutuyoruz. Her gün eşcinsellik akıyor. Harıl harıl Ramazan orucu tutulan bu ülkede, zannediyorum on yılı geçmiştir. On beş yılı bulmuştur. Eşcinsel ameliyatları devlet parasını ödüyor. Diyor ki devlet, kim eşcinsel olmak istiyorsa, müracaat etsin bana. SSK'lıysa veyahut da işte devlet tarihinde görevliyse, onun eşcinsel ameliyatını ben bedavadan yapacağım diyor. Yapıyor da, biz mukabele okuyoruz. Allah kabul etsin.
Buraları görmüyoruz. Uyuşturucu oluk oluk, burayı görmüyoruz. O uyuşturucu kullananlar Ramazan'da oruç tutuyor, zannetmeyin. Haram, komple devam ediyor. Haramlardan bir eksilme yok. Çünkü haramlar yasak değil, caydırıcı özelliği yok.
Hırsızlıklar devam ediyor. Bütün melanetler devam ediyor. Bunlar caydırıcı olarak, bunların bir hukuku yok çünkü. Böyle olunca, Kur'an ne yazık ki hayatın her alanında değil. Yok. Ramazan ayı, biz bireysel olarak harikayız, elhamdülillah. Ne güzel oruçlarımızı tutuyoruz, namazlarımızı kılıyoruz, hayır hasenatımızı yapabilenler yapıyor. Harika. Muhteşem. Ama bu bizim gerçeğimiz. Kur'an'ın hayatta aktif olmaması. Kur'an'ın hayat nizamında rafta durması, işler halde olmaması. Sıkıntı bu. Sıkıntı bu. O yüzden ne yazık ki, Ramazanlar sadece bireylerin kendilerince oruç ibadetine, sadece ve Kur'an okumasına, elhamdülillah.
Bu da bir fayda mı? Fayda. Ama Ramazanlar sadece bu. Bir de Ramazan eğlenceleri çıktı. Ramazan bayramı gelince de şimdi bir de Ramazan bayram tatili. Tamam harika. Ne oldu? Harika bir Ramazan geçirdik biz. Ne yazık ki durumumuz bu. Bunun dışında bir şey görmüyorum. Herhalde göremediğimdendir, körlüğümdendir. Allah beni affetsin. Ama böyle bir Ramazan geçiriyoruz. O yüzden Ramazan, geçen ay, geçen hafta Kur'an ayıdır dedik, ilavesini edelim dedik. Evet, Ramazan Kur'an ayı. Ama Kur'an'ın hayatın her alanında yaşanması ve yaşatılması gerekirken, ne yazık ki bireylerin vicdanına hapsolmuş vaziyette. Ne yazık ki ya bazı evlerde rafta duruyor, musaf halinde ya da evlerdeki bireylerin kendi vicdanlarına hapsedilmiş vaziyette.
Ramazan'ın en önemli, üçüncü, pardon, Kur'an dedik, üçüncü, ikincisi cömertlik ayı, infak etme. Çünkü Ramazan'da infak edilirse bire bin veriyor, bire sayısız veriyor. Ramazan aynı zamanda cömertlik ayı, infak ayı. İnfak ederken de, cömertlik ederken de, kırmadan, incitmeden, üzmeden, sağ elinin verdiğini, sol elinin haberi olmadan, büyüklenmeden, kibirlenmeden, böbürlenmeden, karşında infak ettiğin kimseyi ezmeden, karşında infak ettiğin kimseyi utandırmadan, infak edilmesi gerekir.
Müslüman gösterişten, şataattan, şatafattan uzaktır. Müslüman kime infak edildiğini bilmese daha iyidir. Sebep, ama o böyle onun karşısında ezilmesin, onun karşısında bükülmesin diye. Müslüman infanı etrafa aktarmaz, söylemez. Şu kadar zekat dağıttık, bu kadar infak ettik, bu kadar sadaka dağıttık, birey bunu konuşmaz. Veyahut da, bir gidip de birisine normalde infak edecekse, böyle işte gözüne sokarcasına infak etmez. Bunun beyan etmez, bunu söylemez. Sufi bu konuda ince davranır. Sufi bu konuda yumuşak davranır. Sufi bu konuda böyle aman incitmeyim, aman bir şey yapmayayım diye, dikkatli davranır. O yüzden Cenab-ı Hak'a hamdolsun, biz bu konuda yapacak olduğumuz şeyleri gece dağıtıyoruz.
Kimse görmesin, kimse duymasın diye. Bu da Hazreti Hasan Efendimizin sünnetidir. O infanı gece yapardı, gündüz hiçbir şey yapmazdı. Hatta Medine halkı hakkında dedikodu ederlerdi. Dedesi kadar cömert değil diye. Medine halkı hakkında dedikodu ederlerdi. Dedesi kadar cömert değil diye. Ne zaman ki vefat etti, öldü, cenazesini yıkarlarken, sırtında küfe izleri, nasırları gördüler.
Ve yıkayanlar dediler ki hizmetkarına, bunlar ne? Hizmetkarı dedi ki, her gece sırtına küfeyi alır, Medine'nin arka sokaklarında, varoşlarda fakir fukaraya infak ederdi dedi. Bundan kimsenin haberi yoktu dedi. Ve zaten ertesi gün cenazesi kaldırılacağı zaman, Medine'nin o varoşlarındaki, mahallelerindeki kadınlar, erkekler, veli nimetimiz gitti diye, feryat figan etmeye başladılar ki, Medine'liler utandılar bundan dolayı, utandılarsa.
Hani biz bunu bilemedik, arkasından dedikodu yaptık diye. O yüzden bu Hazreti Hasan Efendimizin, Hazreti Ali Efendimizin sünneti, Hazreti Ali Efendimiz de infak ederken, gece infak ederdi. Gider kapısının önüne bırakır, kapıyı tıklatır, yürür giderdi. Bu Ehli Beyt'in infak sünnetidir, Ehli Beyt'in. Ehli Beyt, Ehli Beyt ise infakını gece yapar. Hiç kimseye göstermez. Hiç kimseye söylemez. Bu Ehli Beyt'in infak sistemidir. Öyle kamyonun kenarına yazıp, bu tasavvuf vakfının zekatıdır, bu tasavvuf vakfının işte dağıttığı şudur, böyle yoktur. İslam bu değil. Veyahut da kamyonu bir yere dayayıp, oradan bir şey atmak. İslam bu değil. İnfak da bu değil.
İnfak da mümkünse, ne veren kime gittiğini bilir, ne de alan kimden aldığını bilir. İnfağın doğru şekli bu. Burada tabii güven söz konusu giriyor. Yani o kimse eğer bir eline bir adres geçtiyse, gidecek kapıya bırakacak, kapıyı tıklayacak, yürüyecek, gidecek. Bu kadar. Yapabiliyorsanız. Ama bunu incitmeden, kırmadan, üzmeden, ezmeden, o kimseyi bu konuda rencide etmeden yapılması gerekir. Burada bireylerin öne çıkması, şahısların öne çıkması, onların nefisleri için tehlikelidir. Dikkat etmek lazım. Bu konuda o kimse, o dikkatini bu meselenin üzerine toplayıp, ince hareket etmeli.
Yarım hurmayla da olsa, cehennem ateşinizi söndürünüz. Hadis-i şerif. İlla ki zekat vermek zorunda değilsin, zekat verebilecek halin yok ise. İlla ki devasa bir şeyler yapmak zorunda değilsin, eğer yok ise. Ama kendince, hani bir ekmek de mi alamazsın? Örneğin kendince, iki tane, üç tane, beş tane hurma da mı alamazsın? Örneğin, infak etme ayı. Bu ay az da olsa infak edin. Bir lira olsun, beş lira olsun, on lira olsun. İnfak edin. Bu sizi Allah'a daha da yakınlaştıracaktır. O yüzden cömertlik, cömertlik Allah'a en fazla yaklaşılan, Allah'a yaklaşmaya sebebiyet veren, en önemli ibadetlerden birisi. Bunu böyle konuşuyorum, böyle konuşurken de dilim güdük çıkıyor.
Sakın kendime bir şey istediğimi düşünmeyin. Ben tarikat hayatım boyunca, hiçbir zaman derviş kardeşlerinden bir şey istememişimdir. Böyle bir şeyi kendime yasaklamış insanım ben. Ben hiç kimseden bir şey istemem, dervişlikle alakalı. Daha hiç kimseye dememişimdir, bana beş bin lira gönder, dergaha lazım, bana dergaha lazım diye. Üç bin lira gönder dememişimdir. Ben sizin o bildiğiniz, duyduğunuz şeyhlerden değilim. Şeyh değilim zaten de, o gördüğünüz, bildiğiniz, duyduklarınızdan da değilim. Ve ben bir şeyhin, kamil bir şeyhin, dervişlerden para istememesi gerektiğine inananlardanım. Kamil bir şeyh, dervişlerinden para istemez. Dervişlerinden dilenmez.
Eğer kamil bir şeyh ise, kamil bir şeyh, dervişinden bir şeyh asla istemez. İstiyorsa, o ya istediği şeyin ücretini verir, ne istedi? İşte, Adnan'dan koltuk istedi. Adnan'a koltuğunun parasını verecek. Hüseyin'den halı istedi. Hüseyin'e koltuğunun parasını verecek. Barbaros'tan züccaciye istedi. Barbaros'a züccacinin parasını verecek. İstemiş çünkü o. İsmail'e dedi ki, İsmail bana yüz kişilik yemek yap. İsmail'e yemeğin parasını verecek. Bu aldatmaca, burada fukaralar var, bize beş lira gönder. Kamil şeyh bunu da söylemez. Bunlar aldatmacadır. Dergah yapıyoruz, buraya para gönderin.
Kamil şeyh bunu da söylemez. Kamil bir şeyh, dergah yapıyorum, tekke yapıyorum, cami yapıyorum, medrese yapıyorum, yok şunu yapıyorum, bunu yapıyorum diyerekten de dervişlerden para istemez. İstiyorsa, o kamil değildir. Şeyh midir? Şeyhtir. Beni ilgilendirmez. Kamil bir şeyh değildir. O yüzden, böyle kendime bir şey düşünüyormuş gibi algılanmasın. Benim hamdolsun, halim vaktim yerinde, kazancım yerinde, ticaret de yapıyorum. Benim gelirim de var, Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Böyle bir şeye ihtiyacım yok benim. Hamdolsun. Cenab-ı Hak'a sonsuz, hamdü sena diyorum, şükrediyorum, beni bu halde tuttuğu için.
Cenab-ı Hak inşallah, muhtaç etmesin hiçbir şeye. Hiçbirinizi de muhtaç etmesin. Hiçbir sufi muhtaç etmesin. Cenab-ı Hak tüm kardeşlerimizi zekat verenlerden eylesin. Tüm kardeşlerimizi kendi kendisinin yetmesinin üzerinde zekat veren, hayır hasenette bulunan, cömert kullarından eylesin. Cenab-ı Hak bütün işlerinizi asan eylesin. Helal dairede yaşatsın. Helal kazandırsın. Helala harcatsın. Cenab-ı Hak kazançlarımıza bereket ihsan eylesin. O bereketle bizim her şeyimize ve kardeşlerin her şeyine yetiştirsin. Amin. Bizim derdimiz, yani bu manada yanlış anlaşılmaktan, korktuğumdan dolayı bu açıklamayı yapmak zorunda kaldım.
Hani cömert olun derken, sakın hani Mustafa Özbağ'ın bir şeye ihtiyacı var, bir şey isteyecek diye aklınızdan gelmesin. Cenab-ı Hak hamdü sena olsun. Ben 16 yaşında babasız kaldım. 16 yaşından beri Cenab-ı Hak bizi ayakta tuttu, dimdik tuttu. Biz 16 yaşından beri dik bir şekilde yaşıyoruz hamdolsun. Babamız bize bir diklik mirası koydu. Babamız da hiç biz görmedik birisinde el avuç açsın, istesin. Cenab-ı Hak hamdü sena ediyoruz bu konuda. Eksiğimiz vardır, kusurumuz vardır, hatamız vardır, vardır. Ama böyle bir konuda hainliğimiz yoktur. Böyle bu konuda derviş kardeşlerin parasını yiyelim, içelim, atalım, çarpalım, böyle bir derdimiz yoktur. Birisine telefon açalım, bize 5000 lira gönder, burada fakir fukara var.
Böyle bir derdimiz yoktur. Böyle yapanları edepsiz görürüm. Böyle yapanları şeyhse, kamil bir şeyh olarak görmem. Böyle yapanları kamil bir zakir, bir nakip, bir nügabba olarak görmem. İcazetli olmuş olsa dahi, isterse onun icazeti olsun, onu kamil görmem.
Asla. İsterse onda bin bir tane icazet olsun. O dervişlerden para topluyorsa, istiyorsa, onu kamil bir şeyh olarak görmem. Dervişlerden para topluyorsa, tekke yapacağım, cami yapacağım, medrese yapacağım diye, o da kamil değildir. İsteyen kamil değildir. Kim istiyorsa, kim topluyorsa, hangi cemaat, hangi tarikat, hangi mezhep, hangi meşrep, kim olursa olsun, o kimse para topluyorsa, bu benim kendime iştadım. O kamil değildir. O cemaat da kamil değildir. O birey de kamil değildir. kemalat taslamasın kimse.
O yüzden cömertlikten bahsederken rahat bahsedeyim şimdi. Şimdi rahat bahsedeyim. Evet arkadaşlar, cömert olun. Sufilik, cömertlikten geçer. Sufilik, bağlılıktan geçer. Sufilik, hizmet etmekten geçer. Sufilik, kardeşinin koluna girmekten geçer. Sufilik, açı doyurmaktan geçer. Sufilik çıplığa giydirmekten geçer. Sufilik, yarasına merhem olmaktan geçer. Birisinin yarasına merhem olmaktan geçer. Sufilik, tökezliğinin ayağını düzeltmekten geçer. Sufilik, nerede bir eksiklik var, noksanlık var, cud ehli olup, onu tamamlamaktan geçer. Cud ehli olmak. O yüzden bu Ramazan ayı, Kur'an ayı, cömertlik ayı, af ayı, tövbe edin, af ayı.
Ama Kur'an'ı yaşamak ve cömertliği kenarda tutmayın. Asla o neydi o? Bir ihsan ele açık mıydı? Adı neydi onun? Bir var ya bir tanesi. İhsan şenolcak değil ya yok. Ele açık mıydı? İhsan ele açık mı? Evet o. Onun bir sözüne, bir fetvasına öyle söyleyeyim. Denk geldim de hani ayet-i kerimeden size sana ne vereceğini soruyorlar ihtiyacı tam fazlasını diyor. Yani zekatın kırkta bir hükmünü kaldırıyor orta yerden. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini kaldırıyor orada.
Ve ihtiyaçtan fazlasını diyor. Düşünebiliyor musunuz? Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini çiğnedi. Zekat kırkta birdir. Ticaret mallarında ve parada onu kaldırdı. Değil. Biz onlardan değiliz. Biz zekat verebilecek muktedirlikte isek biz zekatımızı veririz. Hesaplar düp düzgün tertemiz bir şekilde veririz. Zekat veremeyeceğiz. Biz nisap miktarı elimizde para yok. Biz birisinin karnını doyurabiliriz. Birisine beş kilo pirinç alabiliriz. İki kilo şeker alabiliriz. Örneğin benim bahsettiğim şey bu infak etmek olarak. Allah bizi infak edenlerden eylesin. Kadınlar aralarında sürekli konuşuyorlar.
Sohbet başlamamış gibi bir hal söz konusu. Geç kalındı. Ben bakamadım soruya daha doğrusu. Allah iyi etsin inşallah. Çalıştığım iş yerine şefimiz herkesin içinde bizi rencide ediyor. Biz iki derviş beraber çalışıyoruz. Kendi aramızda konuşmamızda dahil laf ediyor. İşimizi aksatmıyoruz. Dikkat ediyoruz. Çalışma saatlerimize riayet ediyoruz. Bu durumda nasıl davranmalıyız? İşinize devam edin. Allah yardımcınız olsun inşallah. Zekat ve fitre sadakası verirken öncelik kişinin bulunduğu beldedeki fakirlere vermesi olarak öğrendik. Fitye verirken de öncelik böyle mi olmalı? Yoksa şehir dışındaki akrabalara gönderilebilir mi?
İmam Azam'ın fetvasıdır. Bu tip hayır hasenetlerin birinci derecede insanın yaşadığı şehirde olması gerekir. Ama bir kimse yaşadığı şehirde böyle bir etrafı yok. Tanıdığı kimse yok. Bir yerde tanıdığı bir kimse var. Belki şu anda Hollanda'da yaşıyorlar, Almanya'da yaşıyorlar. Orada kim ihtiyaç sahibi, kim ihtiyaç sahibi değil bilmiyorlar. Bunlar örneğin şehir dışına birilerine verebilirler. Bunun gibi. Ama bu biraz böyle Allah muhafaza eylesin. Bu tip işlerde gösteriş çok böyle ön safhaya çıkıyor. Ondan korunalım inşallah. İftali zikir fa'ale mennehu la ilah illallah la illallah la ilah illallah El Fatiha
min selamat Allah Amin Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.