Üstad Mustafa Özbağ

Karabasiveli Tekkesi Sohbeti - 17 Mart 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Mart 2012 · 1:04:22

Allah gecenizi hayırlısın inşallah. Cenab-ı Hakk'ın önücünüzü hayırlısı. Eğer bu yorumunuzu hayırlısı de hayırlısı inşallah. Arkadaşlar, kardeşler, rahatsızlıklarınızın maddi-i manevi, bu ne olmuş?
İnsanlar ahir zaman-ı lahidi, ahir zaman da insanların rahatsızlıkları fazlalaşacak. Bu rahatsızlıkları genelde psikolojik olsun. Şimdi insanların büyük bir çoğunlu maddi rahatsızlık geçirmiyor. Aslında bu rahatsızlıkların hepsi de psikolojik. Bu psikolojik olmasının sebebi o insanların iman-hayat arasındaki dengeyi kuramadıkları. İç ve diş dengelerini oluşturamadıkları. Yani o iman ve hayat dengesi veya iç ve diş dengeyi kurgulamış olsalar, kuramaymış olsalar, Allah'ın izniyle bu noktada fazla bir sıkıntı yaşamayacaklar. Bütün herkes kendisini yarış atı gibi hazırlıyor. Biz çocuklarımızla da hazırlıyoruz, etrafımızda herkes her şeyi yarış atı gibi hazırlıyor.
Böyle yarış atı gibi hayatı yaşayınca insanlar psikolojilerini bozuyorlar. Herhangi bir olumsuzlukta takdir böyleymiş deme noktasında değiller. Veya herhangi bir olumsuzlukta şükür elhamdülillah, Allah'ımıza hamd edelim deme noktasında değiller. Halk olmayınca hep yarış atı gibi koşmayı hissediyor insanlar. Bu okulda aynı, işler aynı, evde aynı, her yerde aynı. Bu da insanları büyük bir sendroma itiyor. Bir iki arkadaş böyle şey yapmış, soru veyahut da dua noktasında bir şeyler söylemişler. Bu yüzden Allah'ımıza affetsin inşallah. Tevhide devam edecek bütün her insanların. Sayısız, devamlı tevhidecek. Tevhid benim kalamdır.
Kim bana, benim kalama sığınırsa o ne güzel yere sığınmıştır. Muhafaza edin, onun. Metin kalam, tevhid. O yüzden her halinizde inşallah tevhid çekin ve tevhid üzerine olun. Bir arkadaş da uzun hadislerle, hadislerden çıkarmış herhalde bunları. Kıyamet elametleriyle alakalı. Bunlar da bundan ne bahsetmek istemiş bilemedim. Bunlar daha önce dersini yapmıştık. Herhalde buradan bu hadisleri çıkarmış. Hadisleri okumamızı istedi herhalde. Kimin yazı, bir soru var mıydı bununla alakalı? Şimdi, kıyamet elametleriyle alakalı birçok hadis kitabında hadisleri bulmak mümkün.
En büyük kıyamet elameti, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamber olarak yeryüzüne gönderilmesi. Son peygamber. Ondan sonra bir peygamber, nebi, resul adına ne derlerse desinler başka bir, bu noktada kimsenin gelmeyeceği. İşte peygamber gelmeyecek de resuller gelecek diyenler var, ben onlardan değilim. Mehdi aleyhisselamın geleceğine de inananlardanım, kıyamet elametlerine de inananlardanım. Bir sıkıntı yok. Ve kıyamet elametleri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zuhur ettiğinde başlamış. 1433'lerde yıl, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hicretinden sonra, 1433 yıldır insanlar kıyamet elametlerini görüyorlar.
Sufiler, kıyamet elameti olarak kendilerine doğduğu anı görürler. Bir kimse doğduysa kıyamet elametidir o kimse. Onun kıyameti kopacaktır çünkü. Ne zaman? Öldü Allah. Sufi, büyük kıyameti beklemez. Sufi, her gece ölürken onun kıyameti kopar. Her gece kıyametinin koptuğunu görmeyen bir kimse, büyük kıyameti hiç göremez. Her gece başını yastığına koyduğunda kıyametin kopar seni. Sabah kalktığında güneş senin için batıdan doğmuştur. Eğer namazı kılmadıysan, eğer sen sabah namazını kılmadıysan, güneş senin için batıdan doğmuş.
Eğer namazdan bir haber yaşıyorsan, güneş her gün sana batıdan doğuyor. Oruçtan bir haber yaşıyorsan, güneş her gün sana batıdan doğuyor. Eğer Kur'an'la, İslam'la, Muhammed-i Mustafa'yla bir ilgin alakan yoksa, güneş her gün sana batıdan doğuyor. Sen güneşin gerçek olarak batıdan hani zahiri manada doğmasını beklemen. Eğer bu düşünce yok ise sen de, sen zaten kıyametin içinde yaşıyorsun da haberin yok. Bizim önümüze hadis-i şeriflerdeki o hadis-i şerifleri koymuşlar, hadis-i şerifler sahih ama biz onu gelecekte yaşayacağız diye bekliyoruz. Kim diyebilir hadis-i şeriflerin her gün yaşanmadığını, kim söyleyebilir sebebi kimse, o temin eden kimseye hata yaptığını, kusur işlediğini.
Şimdi kıyamet yarın akşam kopacak diye. Bugün kıyamet, hani gelmiş ya birisi demiş ki, ya Resulallah kıyamet ne zaman kopar, ne hazırladın demiş. O güne sen ne hazırladın? O güne hazırladığın elinde ne var? Ben kendi nefsim için söyleyeyim, günahımdan başka bir şey yok. Ben kendi nefsim için söyleyeyim, isyanımdan başka bir şey yok. Ben kendi nefsim için söyleyeyim, gafletten başka bir şey yok. Allah cümlemizi affeylesin. Kıyamet elametleri, kitaplar çoğalacak. Şimdi biz bunu kıyamet elameti olarak görürüz. Eğer bütün yeryüzündeki kitapların çoğalmasını kıyamet elameti olarak görürsek, bütün kitapları yakmamız lazım.
Bütün kitapları yok etmemiz lazım. Kardeş de altında yazmış zaten. Kur'an-ı Kerim ve din kitapları dışında başka bir kitap okumamamız gerekiyor demiş. Bir kimsenin dini hayatını idame ettirecek kadar dinini öğrenmesi fark. Geri kalan alimlerine, ulemalarına, o zaman kitapların çoğalmasından anlayacağımız şey, Kur'an ve sünneti lehmeden, kötüleyen, dini hayatı lehmeden kötüleyen kitapların çoğalması olarak algılamamız lazım.
Bunlar bugünün işleri değil. O yüzden kıyamet elametlerinin üzerinde çok söz söylenir. Devam edelim yine de. Kocaman bir köy ve bir binada oturacak. Kocaman bir köy bir binada oturacak. Kıyamet ya dinadan ya da binadan kopacak. Şimdi biz buna bir taraftan bakarsak bunu kötüleyecek bir noktada değil. Bina yapmayı kötüleyemezseniz, insanların oturma alanlarını kötüleyemezsiniz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sadece bir realiteden bahsediyor. Real dünyadan bahsediyor. Bunu kötülemek, din adına bunu kötülemek yanlış. Din adına kitapların çoğalmasını kötülemek yanlış. Din adına insanların binaları yapmasını, binaları normalde işte çoğalmasını kötülemek yanlış.
Başka bir adişerite der ki işte köydeki dağdaki çobanlar şehirlerde yüksek yüksek binalara sahip olmadıkça kıyamet kopmaz. Bu bir realite, bu bir işaret. Köydeki çoban nasıl veya köydeki tarunla uğraşan bir kimse nasıl büyük büyük binalara sahip olur? Şehirler büyüdükçe o köyleri yutuyor içine. Köyleri yutunca para etmeyen köyler para ediyor. Adamın köyde aslında köyde bir tarlası var, bahçesi var, on dönüm, on beş dönüm. Şehir oraya yaklaştığında geliyor müteahhit emirisi diyor ki buraya elli daire vereyim, buraya yirmi daire vereyim, buraya otuz daire vereyim. Adam bir anda otuz daire sahip oluyor. Önceden adamın otuz koyunu vardı, şimdi otuz dairesi var.
Önceden adam otuz koyunu gidemiyordu, şimdi otuz daireye oturtu adam, otuz dairenin tepesine oturdu, otuz dairenin parasını yiyor, kirasını. Biraz har vurup harman sağ uğraşsa teker teker satıyor, otuz yıl sonra dayanmıyor. On beş yıl sonra gene sıfıra sıfır elde bastıklı, daha ileriki bir köye gidiyor, yerleşiyor. Veya haylaz bir oğlu varsa veya haylaz bir iki tane kız ve damat varsa otuz tane daireyi yiyip bitiriyorlar zaten. Kıyamet elameti. Bakın kıyamet elameti. Kıyamet elameti demek illa ki o kötü demek manasında değil, bir realiter. Bir insanın evi olacak mı? Olacak. Mehdi'den önce yalancı mehdiler çıkacak. Soru, ben Mehdi'yim diyenler çıkıyor günümüze, Mehdi'yete yardım amacıyla böyle insanlara inanmayıp yanındakileri, arkalarındaki giderleri nasıl ikna etmeliyiz?
Edemiyoruz ki. Edmen mümkün değil ki. Ben yirmi altı yaşındaydım tarikata girdiğimde, elli bir yaşındayım, elli yaşındayım diyeyim, yirmi dört yıl, yirmi beş yıl. Ben yirmi beş yıldır sohbet ediyorum, yirmi beş yıldır Mehdi bitmedi.
Yirmi beş yıl önce mehdiliğini ilan edenler vardı. Mehdi diye ilan edilenler vardı. Kimisi öldü, kimisi hala da yaşıyor. Ne onlar ikna oldular, mehdilikten geri döndüler, ne de onların peşinden gidenler onun mehdidinden geri döndüler. Bu böyle salınlı inek gibi insanlar. Paralarını harcıyorlar, yediriyorlar, yediriyorlar, yediriyorlar, yenileri geliyor.
Yediriyorlar, yediriyorlar, yenileri geliyor. O yiyenler doymuyor. Şimdi konuşacağım, diyecekler ki Müslümanların arkasından rivet ediyorsun. Müslümanlar ne yapıyoruz? Televizyon kanalı kuruyoruz. Harika. Müslümanların bir televizyon kanalı olması lazım. Harika. Verin çekleri. Verin paraları. Vurduk televizyonu. Kime satıldı? Fox TV. Verin paralarımızı geri.
Neden? Sattın, aldın parayı. Müslümanların parasını market zincirlerinden. Ben yine kötü olacağım yarın sabahın. Neden kötü olacağım? Yine diyecekler ki bana, yarın yine mail atacaklar bana. Sohbetler canlı bizim. Gel burada sor. Yok. Mail atmak kolay. Oradan hakaret etmek kolay. Oradan tehdit etmek kolay. Oradan kes, kopyala, yapıştır yapmak kolay. Ben diyorum ayetle, hadisle konuşuyorum.
Ayet, hadis getirin bana. Ayet, hadis getirmiyor bana. Kimse. Hadis-i şerif var. Kıyamet elamete. Yalancı mehdiler çıkacak. Sen nasıl bizim mehdimize yalancı dersin? Kardeşim ben demiyorum. Hadis-i şerif diyor diyorum ben. Nasıl decaldan önce otuz tane yalancı decal çıkacaksa, mehdiden önce de otuz tane yalancı mehdi çıkacak. Bunlar kendi kendisini mehdiyim diyecekler. Çıkacak meydana ben mehdiyim diyecekler. İnsanlar peşlerine düşecek bunları. Kim düşecek? Dini bilmeyen saf ahmaklar düşecek. Biraz hadis okusam. E bağırıyoruz, hadisleri de okuyoruz. Daha Perşembe günü yine hadis okudum. Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifi mütevatir.
Adı benim adımdan olacak diyor. Babasının adı babasının babamın adından olacak. Annesinin adı annemin adından olacak. Bu yalnız mahkemeden değişmeyecek. Öyle dandıktan değil. Mustafa olacak. Annesinin adı Amin olacak. Babasının adı Abdullah olacak. Ne babasının adı sonradan mahkemeyle değişmiş olacak. Ne annesinin adı sonradan mahkemeyle değişmiş olacak. Ne de kendi adı mahkemeyle değişmiş olacak. Ve Hazret-i Fatıma'nın sulbinden gelecek. Hazret-i Fatıma'nın sulbinden gelirken, Hazret-i Hasan Efendimiz'in sulbinden gelecek. Hazret-i Hüseyin Efendimiz'in ilerleyen değil. Hadis-i Şerif'te. Şia Hazret-i Hüseyin'den bekliyor.
Mehdi. Hadis-i Şerif Hazret-i Hasan Efendimiz'den diyor. Kimi anlatıyoruz ki biz? Sizler için deniyor musun bunu? Meyli döşeniyor. Bizim Mehdimize inanmıyor musun? Zamanın imamı o. Kardeşim, o senin mehdin olabilir. İyi, senin mehdin olsun. Ama o ümmetin mehdisi değil. Ümmetin mehdisi olarak inanmayanları küfre şirke soktu, attı bizi. Biz anında kafirlerden olduk. Ben de yazdım. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diye bir kimsenin bildiği kadarıyla Kur'an ve sünnet tarihinde duran bir insanı küfürler.
Onun küfür ettiğini, küfre düştüğünü söylemek, o kimseyi küfre düşürür dedi. Yani birisi kendisinin Resul olduğunu söyleyecek, kendisine Kur'an'dan sonra kitap indirildiğini söyleyecek ve Kur'an'dan sonra kendisine kitap indirildiğini beyan eder. Ve kendisinin Resul olduğunu iddia eden adam küfür ehli olmayacak. Hazret-i Muhammed-i Mustafa'dan sonra kim peygamberim derse, kim kendisine kitap indirildi bana derse, o küfür ehlidir diyelim küfre sokacaklar.
İlhamet-i Elhamet'i. Mehdi çıkmış, İsa da inmiş, ama İsa gitti görevi. İsa'nın görevi gizliymiş. Allah'ını sefretmiş. Yani o hadislerde İsa inecek, işte putu kıracak, bütün Hristiyanlar İslam olacak hadisi, yok onu görme.
Ya bunların Mehdi'si de çıkmış, İsa'sı da inmiş. Bizim haberimiz yok. Kimin haberi var? Özel kullar. Bunlar özel insanlar. Bunlar maneviyatı çok geniş, çok derin insanlar. Özel geldi İsa bunlara. Bunlara Mehdi özel geldi. Ümmete ait değil. Zaten ümmet Mehdi'nin geldiğine inanmayacak ümmet, ümmet değil. Hepsi şirke diyor. Nesini konuşsana insanlara? Hz. Mevlana, Celalettin Ruh Hazretleri'nin sözü çok müthiş. Köre diyor, teklif yoktur.
Görene teklif vardır, köre yoktur. Ya ümmetin bu çoğunluğu kör. Bizim Türkiye'ye inen Mehdi'den haberi yok. Iraklıların, Suriyelilerin, Mısırlıların, Tunusluların, Cezayirlilerin, Nijeryalıların, Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Çin, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, bütün o Türkiye Cumhuriyetlerindeki Müslümanlar, Pakistan, Afganistan, Yemen, Suriye, Irak, İran, Afrika, bunlar buradaki Müslümanlar, Müslüman mı canım?
Hiçbirinin daha haberi yok. Mehdi'nin çıktığından, İsa'nın indiğinden, bunların hepsi de kan, bu arkadaşlar kör değil. Bir buçuk milyar mı Müslüman, İslam alemi? Bir buçuk milyar. Hadi bunun bir milyar diyelim ya. Bir milyar. Bir milyar Müslümanın, Mehdi'den çıktığı şu an haberi yok. Gözünüz aydın. Bizim Türklerden benim bildiğim şu anda dört beş tane Mehdi var. Benim bildiğim şu anda sağ olan, Mehdi'nin ilan etmiş dört beş kişi var. Yakında Mehdi savaşları çıkabilir.
Hani ümmet bir, böyle bir, mezhep, meşrep kavgoları yapmış ya, çok yakın Mehdi kavgoları. Birisi de bana meyil yazmış. Mehdi'lik sana nasip olmadı diye böyle kızıyorsun diye. Ben de yazdım, elhamdülillah ki şeytan beni azaltmak istedir. Uçmuş ya insanlar. Kur'an'dan, sünnetten haberi yok insanların. O kadar tuhaf meyiller alıyor mu ki ben? Ya bakıyorum diyorum ki ya, onunla hangi birine cevap vereceksin? Bugün birisi daha göndermiş.
Ali İmran Suresi'nin 81. ayetini, işte orada bir Resul kelimesi var. Bu Resul kim diyor? Yani o Muhammed Mustafa olarak görmüyor onu sallallahu aleyhi ve sellem. Ya var ya bir tane kendisine Resul dedi tıra. Onu söylüyor. Yedi devletin Mehdi'ye sen Mehdi'din, Mehdisin deme senin. Yedi devletin Mehdi'nin, Mehdi'liğini ilan etmesi demek, Mehdi'nin bir devlet olması demek midir? Bu devlet Müslüman'dır? Devlet mi yoksa Müslüman olmayıp, Mehdi'nin ilanı bir Müslüman olacak bir devlet midir diye. Bu yedi devlet şerhi, bu fakire ait. Bilmiyorum bizim sohbetten mi alınmış bu? Bizim sohbetten mi alınmış bu?
Evet. Burada çünkü hadis-i şerifin kendi metninde yedi imam olarak geçiyor. Başka bir metninde yedi bayrak sahibi olarak geçiyor. Bu yedi bayrak sahibinden ben hareket ederekten yedi tane devlet olarak nitelendirdim bunu. Yapmış olabiliriz, inanılabiliriz. Yedi devlet, o kimsenin Mehdi olduğunu ilan edecekler.
Biat edecekler. Ben Mehdi'yi de devlet olarak nitelendiriyorum. Buradaki bir zat olacak, başına en son Mehdi hala Resul geçip, devleti komple İslam devleti haline getirecek. Allah'u alet. Ve ben böyle olacağına inananlardanım. Ve bu devletin de Türkiye olduğuna inananlardanım. Açıkça konuşayım. Türkiye'nin bu noktada Mehdi devleti olacağına inananlardanım. Ben şimdi böyle söylüyorum, Cumhuriyet Savcımızın da ifadeye de razıyım. Ben bu noktada gittiğim ifade de verdim. Devletin düzenini, sistemini değiştirmekten ben Türkiye'nin Mehdi devleti olacağına inananlardanım.
Ve yedi tane İslam devletinin Türkiye'ye biat edeceğine inananlardanım. Türkiye'ye biat ederekten sekiz devletin oluşacağına inananlardanım. Bunu yaklaşık söyledi, altı yedi yıl, o yıl filan oluyor. Bunu söylediğimde Türkiye'de kam gövdeye götürüyordu, yirmi sekiz Şubat vardı. Biz yirmi sekiz Şubat'ta Cenab-ı Hak lütfetti, bunu söyledik. Hiç kimse o zaman Türkiye'nin bu hale geleceğinden haberi yoktu. Türkiye şu anda bölgesinin abisi oldu. Daha da olacak deccan ve süfyanist güç olarak görüyorum PKK'yı. Deccan ve süfyanist güç olarak gördüm.
Irak işgalindeki devletlerin yaptığı işleri. Ve deccan ve süfyanist güçler sırada Suriye var diye ben söylediğinde herkes İran'da var sırada demişlerdi. Ben demiştim ki Allah affetsin demiştim demek istemem. Şaşırttırıyorlar. İran değil sırada Suriye var demiştim. Arkadaşlar hatırlılarlar. Dedim sırada Suriye var. İran yok dedim. Zannetmeyin İran Suriye'yi koruyacak. İran'a teminatları verecekler şimdi sana dokunmayacağız. Sen bizdensin zaten diyecekler. Suriye'nin üzerinden Türkiye'yi yutmaya çalışacaklar. İstiyorlar ki Türkiye Suriye'ye girsin.
Türkiye Suriye'ye girdi mi Irak'ın kuvvete girdiği gibi olacak çünkü. Türkiye'de o tezgaha düşmüyor şimdi. Türkiye safını belli etmediğinden dolayı öyle düşünüyorlar ne tarafta acaba diye. Suriye diye hemen çözülecek zannediyor. Çözülmeyecek.
Böyle çözülecek diye beklemeyin. Daha önce sohbetleri dinlerseniz orada oluk oluk kanlarının akacağını söylemiştim. Suriye'de kargaşanın olacağını, Müslümanların orada katledileceğini, öldürüleceğini, Süfyan güçleri tarafından öldürüleceğini, sohbetleri bir dinleyin. Geçmiş sohbetleri. Süfyan ve Deccal'la Mehdi'yle alakalı sohbetleri bir dinleyin. Eski sohbetleri. Bir 10 yıllıktır değil mi konuşmalarımız o zaman 2004-2005'te mi konuşacağız dedim bir daha. 2004-2005'te bir daha konuşuruz inşallah. Deccal'ın çıkması ve iftiranın artması bu yazmış. Deccaliyetin içinde televizyonlar var, seyahatlar giriyor mu diye.
Yani bu noktada iftiranın, bu noktada fitnenin, fitnenin yardımcısı olan, zemin olan her şey giriyor ona. Hz. Mevlana ve Şems-i Tebrizi hakkında ileri geri çok konuşuluyor. Erkek erkeğe aşk mı? Odaya ne yaptıkları belli değil diyenler var. Kavga yapmamak işten değil, nasıl davranmak? Davranacak bir şey yok. Kendisi de sahibine yakışırsın. Yanlışlıklar herkesin kendisine açırsın. Şunu unutmayın. İftiranın, belanın, musibetin büyüğü peygamberlere. Ondan sonra velilere. Ondan sonra velilerin etrafındakinden var. Hadis-i şerif bu.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ashab sorar. Hani böyle işte çok sıkıntıdasınız. Vela, musibet, hastalık, ateşler içerisinde Hz. Resulullah kıvranmakta. Der ki vela, musibetin çoğu peygamberlere. Ondan sonra ya Resulallah. Ondan sonra velilere der. Ondan sonra ya Resulallah. Velilerin etrafındakilere der. Ondan sonra ya Resulallah. Müminlere der. Madem ki bela, musibet, iftira, sıkıntı peygamberlerden sonra velilere, ölüye de iftira, diriye de iftira. Süfyan-ı Servi'nin boynuna bir fetva astılar. Mısır'dan sürdüler.
Ve boynuna fetva asarak da hiçbir şehre girmemesi, hiçbir şehre kabul edilmemesi için fetva astılar. Süfyan-ı Servi, o fetvayı boynundan çıkarmadı. O fetvayla dolaştı. Süfyan-ı Servi, bir veliye, bir mürşid-i kamile bir iftira atılmazsa o veli değildir. Bir dervişe iftira atılmazsa o derviş değildir.
Bir bela, bir sıkıntı, bir musibet, bir hastalık, bir iftira, o kimsenin üzerinde yoksa o derviş değildir. Bakın o derviş değildir, Sufi değildir o. Sufinin üzerinde biraz geçim sıkıntısı, Sufinin üzerinde biraz hastalık, Sufinin üzerinde biraz iftira, Sufinin üzerinde biraz bela, musibet olmazsa Sufi, Sufiliğini sorgulayacak.
Ben ne kadar Sufiyim diye. Mescitlerin süslenmesi, namazlarımızı yeni yapılan süslü camilerde değil de, tarihi eski ve sade camilerde mi kılmalıyız? Evla olan o zaten. Şimdi mescitler süslü, insanlar da süslü, içleri boş. İnsanlar da süslü. Hiç yamalı pantolon giyeniniz var mı? Hiç ayakkabı yamatanız var mı? Hiç dağınık peşmürde olanınız var mı? Süslü insanlar. Her şeyi var. İnsanlar süslü, evleri süslü, mescitleri süslü, sokakları süslü, caddeleri süslü, işyerleri süslü. Hepimizin.
Evinin süsü kadar evde yaşayanlar bunun da içi süslü olsa, o sıcacık evlerin içerisinde sabah namazına kalkılsa, mescitlere gidilse, o sıcacık evlerde sokakta kalmış, yolda kalmış, fakir fukara yatsa, o sıcacık evlerde misafirler yemek yiyse, yatsa, kalksa, o süslü arabalara Allah yolunda koşsa, o arabalar gitse, o son model arabalar Allah yolunda bir koşuştursa, bir sufi taşıtsa, derviş taşıtsa, müslüman taşıtsa, adam şimdi son model Mercedes'i alıyor, satarken şunu diyor.
Bana öyle dedi birisi. Arkaya kimse oturmadı daha. Böyle baktım adama. Çoluk çocuk dedim ben. Onların kendi arabaları var, ona binerler dedi. Eee dedim ben. Ben dedi, arkaya daha dedi kimse oturmadı dedi. Ben senin arabanı almayayım o zaman. Neden dedi? Bu araba, cimri arabası dedim. Hayır etmez bana. Nasıl bir an dedi? Arkaya kimse oturmadığısa sen cimri adamsın, tetiz değilsin dedim. Kaldı. Cimri, tetiz değil o. Yaba kaç kişilik? Beş. Beş kişi binecek ona.
Beş kişi binecek ona. Hem de Allah yolunda koşacak. Allah yolunda koşmayan her şeyin hesabı sizden soracak. Allah yolunda kullanılmayan her şeyin hesabı sizden soracak. Her şeyin Allah yolunda koşmuyorsa bir şey, bu bedenin olabilir, bu araban olabilir, bu evin olabilir, bu ilmin olabilir, bu paran olabilir, bu dükkanın olabilir, bu mağazan olabilir, bu tarlan olabilir.
Neyin varsa, Allah yolunda hizmet etmiyorsa onun hesabı sorulacak senden. Bu koltuğun olabilir, bu halın olabilir. Senin evine Allah yolunda koşan insanlar gelip gitmiyorsa o ev harabe. Harabe. Ashabım sizden evle harabe olmayan ev arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. İçinde Allah'ın zikri yapılan evler mamur evler. İçinde Allah'ın zikri yapılmayan evler harabe evler. Öyle ki çok müştemilatlı mükemmel olsa bile. Kardeşi şerif, Müslümanlar zikri yoksa eviniz harabe.
Sıraya oturtturur sizi. Sıcak su yapar, midenize doldurur sizi.
Evlerinizi zikirhaneye çevirin. Evlerinizi mescide çevirin. Evlerinizi ibadethaneye çevirin. Müslümanların evleri, Müslüman evi değil şimdi. Allah götür, ihsan etmiş. Beş yıldızda otel gibi ev vermiş sana. Ya mübarek insan, evine haftada bir misafir gelsin. Haftada bir zikir olsun evinde. Evinde haftada bir sohbet olsun. Topla, yok mu komşun mu yok, arkadaşın mı yok? Etrafından topla, akrabalarını topla. Bir yılbaşı olunca toplanıyorsunuz ya.
Bir günbaşı olunca toplanıyorsunuz ya. Akraba gününde pastalar, börekler, hırkallar, çörekler gidiyor ya durla. Bir küçük altının peşine düşüp bütün akrabeyi ağırlıyor musunuz ya? Toplayın. İnsanlarını zikir yaptırın orada. Toplayın. İnsanlar orada kitap okuyun. Ders yapın. Şahı insanlarının arasında, ölü ile diri arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allah'ı zikredenler diri, Allah'ı zikretmeyenler ölü gibidir. Namaz kılmayan ayaktaki ölüler. Allah'ı zikredin.
Ne hastalığınız biter, ne psikolojiniz düzelir. Kafayı kırdı namaz kılmayanlar. Gerçekten psikolojik rahatsızlık yaşıyorlar. Namazdan, zikirden, sohbetten uzak olan insanlar. Allah'a yakınlıkları yok ki. Bana diyorlar sen ne kadar rahatsın, ne kadar iyisin. Evet diyorum ben. Karim hamdolsun. Sen de öyle. Nasıl olalım diyor. Haftanın beş gecesi zikir yap diyorum ben. Zikir. Cemaate böyle şey halakaya katıl. Kalıyor şimdi. Hadi diyorum haftanın iki günü katıl sen. Kalıyor. Kardeşim. Zikrullah halakası. Zikrullah halakası. Şifahane. Zikrullah halakası. Günahların döküldüğü yer.
Affı olmuş olarak kalkınız diyor. Hadi sekotiden. Sen affı olmuş olarak kalkmıyor musun ki? En kötü sufi, en kötü derviş. Haftanın iki günü zikrullah gidiyor. Tertemiz kalkıyor. Yıkarıyor. Temizleniyor. Battı imarebi. Sen kir kir üstüne, pas pas üstüne, kir kir üstüne, pas pas üstüne. Ne olacak? Kararıp gidiyor. Her şey problem senin için. Her şey problem senin için. Nursuz, dilsin. Neydi? Bebesiz bir insan olup çıkıyor. Git zikrullah halakasını otur. Ama dirilerden olmak istiyorsan zikrullah halakasını otur. Dirilerden olmak istiyorsan devamlı. La ilahe illallah de.
Ne dedi? Yaşlı sahabe. Yaşlı sahabeden berisi geldi. Dedi ki ya Resulallah. Benim yaşım geçti artık. Yaşlanmaya başladım. Bana öyle bir şey öğret ki o benim kurtuluşum olsun. Ona dedi ki dilin zikirle her daim ıslak olsun. Dilin her daim Allah'ın zikriyle ıslak olsun. Dilin her daim Allah'ın zikriyle ıslak olursa gözün de ıslanır. Gözün ıslanırsa kalbin yumuşar. Kalbin yumuşarsa Allah oraya merhametini, rahmetini koyar. Kalbin yumuşarsa Allah oraya ikramını, lütfunu koyar. Allah oraya hidayetini koyar. Orası güzel olursa bütün vücudun güzel olur. Orası iyi olursa bütün vücudun iyi olur. Orası iyi olursa bütün azaların iyi olur. Hem maddi hem manevi sağlığa, hem maddi hem manevi feraha, hem maddi hem manevi kurtuluşa erersin.
Allah'ı zikretmek en büyük iştir. Ayet-i Kerim'e. Namaz kılmaktan da, tefekkür etmekten, ilim öğrenmekten de her şey faziletlidir. Yaptığınız bütün ibadetlerden faziletlidir Allah'ı zikretmek. Namazın vakti bellidir. Namazın vakti girdiğinde namazınızı kılarsınız. Şimdiden sabah namazını kılamazsınız. Şimdiden yadın köylüyü kılamazsınız. Şimdiden Ramazan uğramazsınız. Vakti vardır. Allah'ı zikrin vakti yoktur. Ben Allah'ı zikredin. Yolda, evde, yatakta, koltukta, televizyon izlerken, haber dinlerken, şimdi beni dinlerken, kalbinde la la haylallah, la la haylallah, la la haylallah, la la haylallah, la la haylallah, devam et.
Böyle zikredenlerden gösteriş gibi eline tesbih alma. Elinde zikirmatik var ya onlardan alma. Alışıncaya kadar al. Gösterişe girer. Elinde doksan dokuzluklar sokaklarda dolaşma. O sufilik değil, gösterişe girer. Herkes gibi yaşa sokakta. Kendine özellik koyma sokakta. Sokakta giderken kafanı sallaya sallaya gitme. Zikrediyor uşun gibi. Onlar zikir değil. Onlar gösteriş. Az önce birisi burada sayha attı. Yok İslam'da. Sünnet-i Resulullah yok o sayha atmak. Şeytani.
Cezbe o değil. Cezbe gözünden yaş. Gözünden yaş cezbe. Cezbe kalbin titremesi, ürpermesi. Cezbe alem içinde alem. Hayret içinde hayret. Bu nediriz? Dediler ki, ya emir el müminin.
Allah anılınca bu böyle oluyor. Kaldırın atın şunu şuradan dedi. Onun üzerinde şeytanın hallerini görüyorum. Onun üzerinde şeytanın hallerini görüyorum. Ashabın gözünden şakır şakır yaş inerdi. Cezbe o. Ashab cübbesini alır, başından aşağı geçirir, başından aşağı geçirir, hüngür hüngür ağlardır. Cezbe o. Cezbe gözünden Allah için yaş akıtmak. Cezbe kalbin ürpermesi, kalbin titremesi. Cezbe büyük bir haşyet yaşamak. Yoksa birisi kalkacak, bağıracak, sayha etacak. Herkes de ona böyle bir anlam verdik. Bizde yok hiçbir anlamı. Ödünüp bakmazlar bile.
Sormazlar bile. Sormazlar bile. Bağırır kalırsın orada bağırdığından. Bağırır kalırsın bağırdığından. Bir tarihte dik kaldığımda zikrlar yapıyoruz. Birisi bağırıyor böyle. Halakan dedim, atın şunu odanın içine. Attılar odanın içerisine dik kaldığımda. Halıları sarmış, sarmalamış. Orada dönmüş, döndürmüş kendini. O iniltiler geliyor odadan. Biz zikrullahı yaptık, bitirdik. Gittim başına. Aç dedim gözlerini. Açtı mı şimdi böyle? Aç deyince açtı. Cezbe bitti. Dedim ne gördün? Ses yok. İçeride dedim zikrullah da Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleriyle konuşan var dedim. Onunla sohbet eden var.
İçeride dedim ashabı gören var. Ashabla konuşan var dedim. İçeride zikredenlerin arasında dedim. Hal görüp, üstadını gören, pir efendileri gören, kabir haline vakıf olanlar var dedim. Sen ne gördün, ne yaşadın da sayhat yok. Ses yok. Dedim kalk. Böyle yapacaksan bir daha buraya gelmedin. Gelmedi değil mi o bir daha mı? O kadarmış bu. O değil. Allah bizi affetsin. Hocam sabah namazı şahitlidir denmektedir. Bu ne demek? Bütün namazlar şahitli. Ya böyle sorular sormayın bana.
Küzün ablayı geçtim. Yani mecburiyetten okuyorum. Hakkınızı helal edin. Soru utanıyorsunuz, üzülüyorsunuz. Bakın sorun. Benim sevdiğim var. Yalnız annem çok fazla altın istedi. Biz birbirimizi seviyoruz. Ne yapmamız lazım? Az seviyorsunuz. Kaldı şimdi her şey. Bakın size bir sevdi anlatayım. Şeyhimin şeyhi Antep Bey Bülal Nadir Hazretleri olduktan sonra yatarken yan tarafta da başka bir adam ameliyat olur.
O başka bir ameliyat olan adamın yanına kızı o adama bakar babasına. Ona bakmaya geldiğinde kız bir aşık olur Bülal babaya. Yalıyoruz yakarız. Beni ölen bununla diye. Bülal babanın yaşlı bir kimse. Annesi babası vermez ona. Evlendirmezler. Köylerine giderler. Adam bir müddet geçer. Bülal babaya aşık olan o kız yatar. Hasta yataktan. Günden güne zayıflamaya, günden güne erimeye başlar. Rengi sarılır sola. Kilo verir anında. Yatakta konuşamaz hale gelir. Annesi babası kızın düşünür. Kız mı?
Evlenmesi mi? Toplanırlar dostları. Bilal babanın yanına giderler. Dediler ki, derler ki, efendi. Bizim kız yatakları düştü. Senin aşkından. Erip bitiyor. Ne olursun? Bizim kızı nikahına al. Ne olursun? Bizim kızı nikahına al. Bilal baba yaşlı. Cumhuriyet döneminde irticadan, idamla yargılanmış zatlardan birisi. Sinop cezaevinde kalmış. Sinop cezaevini bilenler bilirmiş. Oradan çıkmak zormuş. İdandan yargılanmış. Yıllarca cezaevinde kalmış. Cumhuriyet döneminde. En sonunda suçsuzluğu ispat olmuş. Ondan sonra salıvermişler bunu. Onca yaptığı yanına kar kalmış.
Onca yaptığı kar kalmış. Tabi insanlar sevilmişler idam olmadı diye. Çünkü bir de idam olmak var. Yani öyle işte kadın peşinde, kız peşinde koşacak bir kimse değil. Bilal baba'ya gelip böyle söyleyince, Bilal baba dönmüş. Oradan dergan çavuşuna evladım demiş, yanından birkaç kişi daha şahit olarak vekili mi olun demiş, hadi gidin demiş, nikahlayın annenizi getirin. Şeyhin hanımı anne denir çünkü. Dergan annesi gibi olur. Yaşı kaç olursa olsun. Peki efendim demişler, gitmişler. Kız upuzun yatıyor yatakta. Bunu rahmetli şeyhinden dinledim. Hasta yatıyor. Elini kolunu kaldıracak hali yok. Upuzun ya hasta yatıyorlarmış. Oturmuşlar başına. Hatta çavuşlar, çavuşun birisi demiş ki ya Efend Hazretleri'nin yutruna bak demişler ya.
Kadın önce gidecek onu nikahlıyor. Hani o tek iş mi gibisin lan? Neyse çavuş oturmuş nikah kıymış. Velah talih amin demiş. Kıstavu gözlerini açmış. Demişler ki seni Bilal babaya nikahladık. Ta göğü yüzünü açmış. Yürüyemilecek misin demişler. İşaret etmiş yürürüm diye. Bunu kaldırmışlar, giyindirmişler. Neyse bir tane de bohça hazırlamışlar. Atarabasını bindirmişler. Yolda kendine gelmiş. O Bilal baba hazretleriyle nikahlanmış. İyileşmiş Bilal babanın yanında anında. Allah rahmet eylesin şeyh efendi derdi ki evladım bunda da bir hikmet varmış. Ben dinliyorum tabi can kulağıyla. Evladım, Bilal babanın o hanımı gençti. Zikrullah yapmasını, sohbeti hepsini de öğrendi.
Gelen giden kadınlara hamile zikir yaptırdı. Hamile sohbet ederdi. Ondan Bilal babanın çocuğu doğmadı. Bilal baba yaşlıydı. Ama dergahda adnelik yaptı. Gelene gideni din öğretti. Tarikat öğretti. Tasavvuf öğretti oğlum. Onda da bir hikmet varmış dedi. Şeyhin bana. Şimdi birisi kadının, kızın birisi. Ben dinancıyı çok seviyorum deyince. Ben de Kadir İnan'ın rebleği gibi. Yalan söylüyorsunuz. Neden? Sevsen yatağa düşeceğim. Benim önümde bir örnek var. O illaki iddia ediyor. Hayır seviyorum diyor. En sonunda tokat yiyecek benden yalan söylüyorsun diye. Kadir İnan'ın vuruyor ya ben. Allah bizi affetsin inşallah. Evet çok seviyorum demekten. Sevinmiyorum.
Birisi çok seviyorum demesin. Onun çok sevmediğini önüne koyuyorsun. Canı sıkılıyor bu sefer. Allah bizi affetsin inşallah. Hani Hazreti Mevlana'nın ilk hikayesi var ya. Cariye'nin aşkı. Cariye ne oluyordu? Hasta olup yatıyor. Sarayların, bütün sarayın doktorlarla uğraşıyor. Tedavisi yok. Haber salıyorlar bütün ülkeye. Bütün ülkenin tabipleri geliyor. Ne yapıyor? Yine iyileştiremiyor. Neden? O aşık. Aşk acısı, gönül acısı, gönül yarası hiçbir şeye benzer. Öyle ben seviyorum, beni vermediler. Yalan, az seviyorum.
Çok sev bakalım. Gördüm kızını günden güne yerini yok olduğunu. Karne baba ne yapacak? Gider adama, yalvarır. Ne olursun gel kızımı nikahla. Yalvarır, yalvarır. Olun değil, olma da çalı değil. Evlat. Evlat, evlat. Gözünün önünde erisin yudum yudum bakalım. Gözünün önünde bir hastaneye düşsün bakalım. Diken baksa, yalarsın sen kendin dilinle. Evladının ayağına diken baksa, yalarsın dilinle de o dikeni bulayım çıkarayım diye. Evlat bu. İki iletmeci kopyalım. Kim seni gerçekten soğutursa, bil ki şeytan o kişinin içindedir. Derisinin altında şeytan gizlenmiştir.
Kim seni gerçekten, hakikatten, doğrudan, kim seni kuran ve sinnetten, hikmetten otursa, o şeytandır. Oh, müthiş tesbik. Seni kim doğru yoldan uzaklaştırıyorsa, o şeytandır. Diyor ki, o kişinin derisinin altındadır şeytan.
Seni böyle bir kişiyle aldatmazsa, hayaline girer de o hayal ve vebale sokar seni. Ya seni öyle bir kişiyle seni aldatır, ya da seni boş hayale sokar. Sen boş böyle kendi kendine vehme düşersin. Kendi kendine kurgularsın, şüpheye düşersin. Kendi kendine şüphe ederekten ne yapar? Aldatır seni. Kimi gezip eğlenme, kimi dükkan açma, kimi bilgi, kimi de ebark hayaline düşürür. Dikkat et. Seni bazen gezip eğlenmeyle aldatırsın. Bu akşam ders var. Ya sen hadi şuraya bir git de bir çay iç ya. Bu akşam ders var. Ya maç da var, sen maça git. Ya bu akşam ders var.
Ya şurada da bir eğlenti var ya. Bugün ders var. Ya hadi sen ne dersi? Sen dersi filan bırak, dükkanına bak sen, işine bak. Ya burada ders var. Sen ne yapacaksın dersi? Sen evinde otur, evinde zikrimi yap. Aldatır seni. Aklına başına aldat. Dille değil, canla, gönülle. Birisi seni namazdan, zikirden, oruçtan, tesbitten, tenzihten.
Birisi seni ilinden, birisi seni hakikatten, Kur'an'dan, sünnetten. Birisi seni dosdoğru yoldan, her ne alıkoyuyorsa, bil koğu şeytandır. Bu şahıssa, onun teninin altına girmiş. O iki ayaklı şeytan olmuş. Onun teninin içine girmiş, onun içine girmiş. Hani var ya, hadis-i şerif, şeytan sizin damarlarınızda dolaşır. Birisinin damarlarınızda dolaşıyor. Seni Kur'an ve sünnetten uzaklaştırıyor. Ya da sen boş hayale kapın. Şüpheye götürüyor seni. Seni doğruymuş gibi gösteriyor. Hadi şu müşteriye de bak, namazı ondan sonra kıl. Akşam ev seni birden kılarsın ya. Hadi sen şu işi de hallet, namazı öyle kıl.
Ya sen bu aksan derse gitmeyiver. Şu işini hallet. Allah bizi şeytanın şerrinden ve vesvesesinden muhafaza eylesin. Kabrin ve dünyanın fitnesinden muhafaza eylesin. Yoksulluğun ve zenginliğin fitnesinden muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bizi her türlü şerden muhafaza eylesin. Hakkı hak, batılı batılı bilenlerden eylesin. Bizim gücümüz, kuvvetimiz, kudretimiz yetmez. Bizi dost doğru yolunda müstakim eylesin. El-Fatiha. Buraya Finjence El-Fatiha. Bunlar

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi