Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 31 Ekim 2015 · 1:08:38
Allah gecenizi hayır etsin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Soru sahibi burada mı? Adım adım mı gideceğiz, bir bütün mü gideceğiz, bize bir yol gösterseydi? Adım adım değil mi bu? Hepsini bir okuyayım, ondan sonra mı baş edelim? Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Fakat onlar bunu kabul etmekten kaçındılar ve korktular. Onu insan üstlendi. Ahzab ayet 72. Bu ayet-i kerimenin sonunda herhalde değil mi? İnsan ne zalimdir diye. Baktın mı ayet-i kerimenin devamına? Neydi bu emanet, yerlerin, göklerin ve dağların kabul etmediği?
Mevlânâ'nın ve birçoklarının söylediği gibi insandaki seçim gücü, özgürlük ve irade. İtopyacılar ve idealistler yönetimde başarısız oldular. Thomas More, Eflatun ve Marx öncesi birçok hayalperest sosyalist öğreti getirdi. Peygamber de bir öğreti getirdi. Peygamber'in öğrettiği ideoloji, toplumun maddi ve sosyal ihtiyaçlarını göz önünde bulundururken, İtopyacıların maddi şartlar ve imkanlarla hiçbir alakaları yoktu.
Düşüncelerinde özgürlük, eşitlik, adalet ve barış ve mutluluktan yararlandığı aldatıcı en güzel şehirleri kurmuş olmalarına rağmen bunların dünyada gerçekleşme imkanı yoktu. Oysa İslam, cahiliye dönemindeki bazı örf ve adetleri de alıyor. Örneğin Yiğitler Antlaşması gibi. Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam ederse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatör çıkar. Platon. İtopyacı, kendi döneminin sosyal ve ekonomik şartlarını ve gerçeklerini adet ve gelenekleri dikkate almamakta ve boşlukta düşünmektedir. Realist ise düşüncesini mevcut gerçekler seviyesinde tutar.
Mevcut durumu, yani statikoyu açıklayarak işe koyulur ve muhafazakar davranır. Fakat İslam, insanların ifrat ve tefrit arasında gidip gelen fikri hareketlerinin ortasını bulur. Ve Kur'an'ın deyişiyle kendi toplumunu vasat, dengeli ümmet yapmak ister. Böylece biz sizin insanlara tanık olmanız, elçinin de size tanık olması için sizi orta bir ümmet kıldık. Bakara ayet 143. Onlar işlerini aralarında bir şura ile yaparlar ve kendilerine rızık olarak verilenlerden infak ederler. Şura ayet 38. Kur'an gayri şahsi egemenlik der. Kişilerin, ailelerin ya da bir sınıfın egemenliğini red eder. O servet ve nimetler yalnızca zenginlerin arasında dönüp dolaşan bir devlet olmasın.
Haşır ayet 7. Yine Kur'an servetin iktidar ve otoritenin elinde olmamasını emrediyor. Allah'ın kitabı şura ve infak diyor. Toplanın, ortak karar verin ve dağıtın. Toplumsal eşitlik yani toplumsal eşitlik. İtopyacılar başaramadı, realistler başaramadı. Sizce İslam başardı mı? Cumhuriyet şura'dır. Egemenliğin şahıs ve hakim sınıfın elinden alınıp halka dağıtılmasındır. Günümüzde şöyle bir bakıyoruz. Bu da şüpheli öneriniz, soru işareti. Bize şura ve infakı anlatır mısınız? İtopyacılar başaramadı.
Evet. İtopyacıların başarması mümkün değildi. Tespit edilmiş zaten yazının başlangıcından itibaren. Çünkü İtopyacılar, real hayat yaşayan insanların hayatlarını görmediler. Bu İtopik düşünce Sufilere de bulaşmıştır. Bir kısım Sufi yapılanmaları kendi dairelerinde İtopiktir. Bu İtopik Sufi yapılanması Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin İslam'ın kendi içerisindeki ritüellerini, ögelerini, anlayışını, düşüncesini serdedince o güne kadar gelmiş olan o İtopik Sufi anlayışının en büyük kırılma noktası oldu.
Bu kırılma noktasından sonra bir müddet, yani 400'lerde, 500'lerde yine İslam'ın Sufi kanadının içerisinde yine İtopik düşünce ve davranışlar kendi içerisinde yer bulmaya çalıştı. Ne kadar yer buldular, bulmadılar bu farklı bir şey. Ama hala da İslam'ın içerisinde İtopik düşünen bir kısım akımlar bunun yanında özellikle Sufilerin içerisinde İtopik düşünenler bu noktada hala da var.
Realistler başaramadılar. Realistler başaramamalarının temel bence hatalarından birisi insan sadece görünürden ibaret değil. insanın mana tarafını unuttular, görmemezliğe geldiler. Bütün her şeye madde bağlamında bakaraktan onlar da beceremediler, başaramadılar.
Ama İslam başardı mı? En önemli nokta bu. Eğer İtopiklere ve realistlere göre, İtopiklere ve realistlere bakaraktan değerlendirecek olursak başardı. Ama bu fakire göre başaramadı. Niçin başaramadı? Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dönemi için söylemiyorum. İslam, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden almış olduğu emaneti, emaneti geriye doğru götürdü, ileriye doğru götüremedi. Oysa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müthiş bir tespit etmişti.
Demişti ki, benden önce dinin yüzde ellisi yaşandı. Benim zamanımda yüzde yirmi beşi yaşandı. Benden sonra kalan diğer yüzde yirmi beşi yaşanacak demişti. Ve böylece din yaşantı olarak tamam olacaktı. Din, kural ve kaideler noktasında tamam. Yaşantı noktasında din tamam olmadı. Din tamam olmayınca da İslam, yani bunda Müslümanlar bu dünyaya mutluluk, bu noktada dünya üzerinde refahın, paylaşmanın, kendince dinin olmazsa olmaz ögelerinin dünyaya hakim olmasında bunu Müslümanlar ne yazık ki başaramadılar.
Biz kendi kendimize düşündüğümüzde kendi kendimize egomuzu yükseltebiliriz. Bu hakkımız bizim istediğiniz kadar yükseltin. Ama bu gerçeği ne yazık ki örtmemize yetmeyecek. Bugün biz kendi ülkemize baktığımızda, kendi ülkemiz İslam anlayışı, fikri, düşüncesi noktasında istenilen yerde değil. İslam dünyası zaten meydanda. Saklanacak bir şey yok. Suriye, Irak, İran, Orta Doğu, Yemen, daha ileri Pakistan, Bangladeş, Orta Asya'ya doğru gittiğimizde ve Afrika da bunun içerisinde dahil İslam'ın olduğu yerlerde ne yazık ki huzur yok. Bu acı bir şey. Bunun içsel sebepleri var Müslümanlara ait.
Dışsal sebepleri var. Emperyalistlere, deccalistlere bakaraktan. Yani dışsal sebepleri de emperyalizmin, kapitalizmin ben onu komple iki kardeş çocuk olarak görüyorum. Deccaliyet diyorum ona. İslam da deccal diyor zaten. O deccaliyetin İslam dünyasındaki etkilerinin de bunda payı çok. Ama gönül arzu eder ki İslam dünyası bunu başarabilsin. Çünkü şu anda dünya üzerinde elle tutulacak insanları mutlu edecek. maddi manevi insanları doyuma götürecek. Maddi manevi huzura götürecek. Elde bir tek, ayakta bir tek inanış deyin, felsefe deyin, hayat standardı deyin, hayatın rengi deyin, hayatın amacı deyin, maksadı deyin, ne derseniz deyin İslam kaldı.
Çünkü dünya üzerinde işte tespit edildiği gibi faşizm mutluluk veremedi. Komünizm mutluluk veremedi, sosyalizm mutluluk veremedi, kapitalizm mutluluk veremedi. Bunların hepsi de, hepsi de çok uzun yaşamadan kendi kendini kendi dairesinde bitirdiler. Hiçbirisi de insan fıtratına uygun uygun bir felsefe ve yapılanma değildi. O yüzden bitmeye mahkumdular, bittiler. Ama İslam kendi kendisini yenileyebilen bir din. Her ne kadar hadisleri reddeden, ulemaymış gibi, din bilginiymiş gibi görünen insanlar olsa da, o hadisler bizi yeniliğe götüren bir sürü içinde unsurlar taşıyorlar.
Bunlardan birisi her yüz senede müceddit gelir. Bu mücedditler dinin yenilenmesine sebep olurlar. Din bu noktada yaşanabilir, algılanabilir, düşünülebilir bir noktada her daim kendisini yenileme noktasındaydı. Yenileme dairesindeydi. Ama bu yenilenme, bu yenileme inkıtaya uğradığından dolayı ne yazık ki biz şimdi Müslümanlar olarak bütün insanlığı mutlu edebilecek bir örnek teşkil etmiyoruz.
Baksa bir Avrupalı, Müslümanlara bakmış olsa, bir Amerikalı Müslümanlara bakmış olsa, bir Rus Müslümanlara bakmış olsa, İslam dünyasına bakmış olsa, baksa, hayatın, yaşanan hayatın kalitesine baksa, insanların kalitelerine bakmış olsa, Müslüman olmaktan çekinir. Bu da bütün İslam ülkelerinin, yani İslam'ı yaşayan Müslümanların bu noktada dinlerini yaşayamadıklarını, yaşamadıklarını gösterir. Bizde bir yerleri suçlamak, bir yerleri bu noktada, ne bileyim işte, suçu onların üzerine yüklemek basit bir şeydir. Ama nefsimizle mücadele edemeyen bizizdir.
Temiz düşünmeyen bizizdir. Temiz yaşamayan bizizdir. etrafımızda kavga eden bizizdir. Etrafımızda kavga eden bizizdir. Mutsuz eden etrafının bizizdir. Evrensel kurallara uymayan yine bizizdir. Böyle olunca da ne yazık ki o dinin insanı mutlu eden tarafı hiçbir zaman hayata geçmemiş oluyor. Bireysel çabalar var. O bireysel çabalar bizim önümüzde bir pro tip gibi duruyor. Ama biz o pro tipleri çoğaltamıyoruz. Çoğaltamadığımızdan dolayı da bunun altından kalkamıyoruz. Kendimizce dini sadece ibadet noktasına hapsettiğimizden, dinin sosyal hayatına, dini bu noktada ekonomik hayata, dini insanın kendi bireyinden çıkıp aile, aileden akrabalar içerisinde, akrabaların içerisinden topluma, bu noktada yaşantı olarak, yaşantı olarak ve ahlak olarak bir örnek teşkil edemediğimizden dolayı ne yazık ki biz bu noktada doğru pro tipler olamadık.
Olamayınca da bu tespit edilen işleri ve hareketleri yerine getiremedik. Kendimizce, kendimize ait dini saplantılarımız oldu. Kendimizce, kendimize ait dini öngörülerimiz oldu. Kendimizce, dindenmiş gibi gördüğümüz sapıklıklarımız oldu. Ve biz böylece Müslümanlar olarak bu meselede battık. Diyecekler ki şimdi hepimiz diyebiliriz ki ben otururum size, başlarım.
İngiltere böyle yaptı, Rusya böyle yaptı, Amerika böyle yaptı, İsrail böyle yaptı. O yüzden biz bu hale geldik derim. Hiçbirimiz suçu kendimiz üzerimizde almayız. Böylece onlara küfrederekten bu meselenin içinden çıkacağımızı zannederiz. Hiç demeyiz ki biz kendi evimizde daha istişare etmedik. Şimdi şura ve infaka geliyorum. İslam, bir meselede ehliyetli olanların toplanıp karar almasını ve bu toplanıp karar aldıktan sonra o karara uyulmasını emreder. Dinin bu noktadaki hükmü budur. Hani başka bir ayet-i kerimede de istişare et ve istişare ettikten sonra o karardan asla geri dönme der ayet-i kerimede.
Din bize istişareyi emreder. Bu kendi mesleğinde, kendi sanatında, kendi konusunda insanların bu meselede onlardan istişare edip öyle hareket etmesini emreder. Eğer ki bir kimse savaş sanatlarını hiç okumadıysa yani askeri bir bilgiye ve donanıma sahip değilse siz ondan askeri bir meselede istişare edemezsiniz.
Bu dinin özüne aykırıdır. Hiç ticaret yapmamış bir kimseyle siz ticaret istişaresi yaparsanız batarsınız. Hiç siyaset yapmamış bir kimseyle siz siyaset istişaresi yaparsanız yine batarsınız. Ekonomiden haberi olmayan bir kimsenin ekonomiden ahkam kesmesi ne kadar doğru ise bir askerin de ekonomiden ahkam kesmesi o kadar doğru olur. İslam bize kendi sanatlarında ve mesleklerinde zirveye oturmuş insanlarla o konuda başarılı olmuş o konuda söz sahibi olmuş insanlarla o meselelerde istişare etmemizi emreder. Çünkü varlığa baktığımızda varlığın içerisinde en kıymetli olan insana baktığımızda insanı ilgilendiren, insanı ilgilendiren temel problemler vardır.
Birincisi o insanın akıl emniyetidir. O insanın can emniyetidir. O insanın mal emniyetidir. O insanın namus emniyetidir. O insanın nesep emniyetidir. Bunlar temeldir. Siz bir kimsenin can emniyetini düşünecekseniz can emniyetini sağlayacak olan hukuk mekanizması ve ceza mekanizması gereklidir.
Bunu sizin hukukçularla oturup bu meselede istişare etmeniz gerekir. Bir kimsenin mal emniyeti hem ekonomik hukukun oturması hem de emniyet hukukunun oturmasıyla mümkündür. Bir kimsenin akıl emniyeti bütün hukukların oturmasıyla mümkündür. O zaman hepsi de birbirine bağlantılı, ilintili hepsi de birbirine girmiş vaziyettedir. Söz konusu olan insandır. Siz o insanın bu olmazsa olmaz emniyetlerini sağlamakla mükellefsinizdir. Bunu yapabilmeniz için sizin insanı ilgilendiren bütün bilim dallarında zirve yapmış kimselerle şuura oluşturup herkesin bu noktada fikir ve görüşünü alıp ortak bir yönetim kurmak zorundasınız.
Eğer bu ortak yönetimi kuramaz, eğer bu ortak problem çözme sanatını harekete geçiremezseniz siz o toplumu huzur içerisinde idare edemezsiniz. E bunun oluşabilmesi için ayrıyetten o insanların kaliteli bir eğitim alıp kaliteli bir eğitimden sonra bu hale gelmeleri gerekir. Ama dünya toplumu kaliteli bir eğitim alamamaktadır. Bugün Almanya'da da, Fransa'da da, Amerika'da da tam istenilen kaliteli bir eğitim yoktur. Bütün mevcut sistemler kendi sistemlerine uyacak birer makine yetiştirmektedirler. Almanya kendi siyasetine, ekonomisine, kendi çarkına, kendi çarkına, kendisi bir köle yetiştirmede, makine yetiştirmede, Amerika ona keza, İngiltere'si, Fransa'sı, İtalya'sı, Portekiz'i, Rusya'sı, Türkiye'si, Çin'i, Hindistan'ı aynı.
Dünya üzerinde bütün sistemler kendilerinin çarklarının dönebilmesi için, kendi çarklarının dönebilmesi için kendilerine birer tane köle veyahut da makine yetiştirmektedir. Türkiye'de de aynıdır bu mesele. Suriye'de, Irak'ta, İran'da, Pakistan'da, Hindistan'da, Japonya'da da aynıdır. Dünya üzerindeki bütün sistemler, kendi tebalarını, kendi insanlarını, kendi insanlarını, birer köle, birer makine gibi yetiştirmede ve o insanlar, yetiştirilmelerinden kaynaklanan bir körlükle, kendi köleliklerine kendileri koşmaktadır.
Birisinin okumama özgürlüğü var mı dünyada? Yok. Yok. Neden bir taneniz çıplak değilsiniz? Çıplak olanlar, yoksulluktan çıplak.
Öyle değil mi? Hiç çıplak dolaşmayı düşündünüz mü? Erkekler olarak söylüyorum bunu. Anadan üryan olarak değil, üstleri olarak. Biz, bir Alman gencinin, çalışmamayı düşünmesini, düşünebiliyor musunuz?
Sakın çalışmaya karşı olduğumu düşünmeyin ha. bir Alman genci, Mercedes'in bir parçasıdır. Bir Amerikan genci, Amerikan rüyasının bir parçası hükmündedir. Bir Türk, kendince kendi sisteminin parçası hükmündedir. Bu sistemde dünya global sistem dedikleri sistem bu. Hani global ekonomi diyorlar ya, anlamıyoruz ya, bakıyoruz ya, bu global ekonomi ne? Anlıyoruz mu? Hayır. Birisi kalkıp televizyondan bize global ekonomiyi anlatıyor mu?
Hayır. Ama biz global ekonomi yönetimi ile yönetiliyoruz. Öyle değil mi? Bunun dışına çıkabiliyor musunuz? Hayır. Ekonominiz global. Eğitiminiz global. Dininiz global. Aklınız global.
Namusunuz global. Bütün dünyayı, aynı namus anlayışına sokmak istemiyorlar mı? Televizyonlarda bağırıyorlar. Öyle değil mi? Bekaret önemli değil. Ya nereden çıkarıyorsunuz bu bekaretin önemli olduğunu? Bekaret önemsiz bir şey. Avrupa'da da önemsiz. Eee burada da neden önemli olsun? Burada da önemsiz olsun. Global. Fuş, global. Bakın global. Böylece ahlakınız global.
Sizin yüksek ahlaklı, kendi ahlak standartlarınızda yaşamanız mümkün değil. Eee? Askeriyeniz de global. Nereye bağlısınız? NATO'ya. Ne diyor NATO? PKK ile olan mücadelede bizim verdiğimiz silahları kullanmayın. Doğru mu? Doğru. Askeriyeniz de ne yapmışlar? Globalleştirmişler. Siz Afganistan'a birlik gönderiyorsunuz. NATO emrediyor. Sizin askeriniz NATO'nun emrinde aynı şekilde. Ha ya NATO'dan çıkalım. Eee Rusya da aynı.
Çin de aynı. Global. İslam bu global deccaliyetin altında kardelen çiçeği gibi kaldı. Müslümanlar ne yazık ki bu global sistemde kendilerini kaybettiler. Müslümanlar da globalleşti. Ne yapıyoruz şimdi? Alışveriş merkezlerine gidiyoruz. Global dünyanın ibadethaneleri. Global dünyanın ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Global bir sömürünün içindeyiz.
Maaşlarımız nereye yatıyor? Bankalara. Bankalar hepimize birer tane plastik veriyor. Siz plastikle oynuyorsunuz. Parayı real olarak sizin elinize vermiyor. Siz kaybedersiniz. Kalkar biriktirirsiniz. Kalkar birisine infak edersiniz. Şimdi infaka geçeceğim. Edemezsiniz. Neden? Üzerinizde 500 bin lira para yoktur. İnfak edemezsiniz. Neden? Üzerinizde 1000 bin lira para yoktur. İnfak edemezsiniz. Neden? Sizin günlük 5 lira 10 lira vardır cebinizde. Geri kalan bankadadır. Siz düşürürsünüz. Olur olmaz yerlere harcarsınız.
Ve siz o parayı ancak kredi kartı kullanan bir yerden alışveriş ederekten harcarsınız. Böylece global bankacılık sistemine üyesinizdir. Global bankacılık sisteminin öngördüğü şekilde paranızı harcarsınız. Sizin aklınız yoktur çünkü. Özgürlüğünüz de yoktur. Siz bankadan gidip maaşın hepsini bir seferde çekmezsiniz.
Zaten kredi kartlarını size de vermişlerdir. Siz hep borçlusunuzdur. her ay borcunuz vardır. Ve her ay siz yatırılması gerekene anca yatırır borcu devredersiniz. Ve her ay o global sistem sizden faizi tıkır tıkır alır. Ama sakalınız benden uzundur. Ayağınızda şal var. Başınızda takke koşturursunuz. Nereye? Namaza. Namaz insanı kötülüklerden alıkor. faizden alıkoymaz sizi. Ödersiniz faizi. Ödersiniz.
Daha da çok inat ederseniz size bir tane kaytan bıyıklı gelir. Hacı abi kâr payı veriyoruz biz. Ondan sonra biz katılım bankasıyız. Biz diğerleri gibi değiliz. Onlar gibi değiliz. Aaa! Ne olur mu? Faiz zaten o haram. Eee? Biz haram işlemiyoruz. Aaa! Nasıl yani? Biz kâr payı veriyoruz. Biz faiz dağıtmıyoruz. Sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasasına bağlı bir kurum değil misin? Evet. Ticaret ve iflas hukukuna bağlı değil misin? Evet. Ben senden kredi alırsam batarsam benim evimi satacak mısın? Eee yani işte satacaksın. Eee yani işte Hanefi'ye göre satılması caiz değil satamazsın.
Nasıl yani? Bas be ya. Hanefi'ye göre sen benim dükkanımı satamazsın. Ne kadar alacaklı olursan ol. Hanefi'ye göre sen benim dükkanımdaki sanat aletleri mi? Çekici mi? Destere mi? Hızarı mı? Neyse. Marangozsa marangoz makinelerini. Adam işte presleri var. Makine sanayini. satamazsın. Böyle bakıyor bana şimdi. Sen de icra-i iflas hukukuna bağlısın. Evet. Değişmedi bir şey. Senin adını değiştirmişler sadece. Sen kuru fasülesin içine salça koymuşlar pilaki olmuşsun. Başka bir şey değilsin. Global. İşte o globalleşen dünyada kölelik de global bir şekilde.
Almanya'nın kölesi Türkiye'nin kölesinden daha standart yüksek. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Önceden böyle ağalar varmış patronlar. Onlar kölelerine daha iyi bakıyormuş. Herkes ona bakarmış. Beni de yanına alsa diye. Bakın kölelikten kurtulmayı düşünmezmiş. Beni o ağa alsa yanıma. Neden? Oranın ekmeği iki dilim fazla. Alman kölesi sizden iki dilim fazla ekmek yiyor. Global bir kölelik yaşıyoruz. Rus kölesi sizden bir dilim fazla ekmek yiyor. Değişen bir şey yok. Çin'dekiler sizin kadar yemiyorlar. Onlar bir avuç pirince talim ediyorlar. Bizim Hacı Ahmet anlattı.
Çin'de öyle fabrikalar var dedi. Öğlen yemeğine çalışıyorlar dedi. Çalışan işçiler öğlen yemeğine çalışıyorlar. Sabah len geliyorlar çalışıyorlar. ardından öğlen yemek yiyorlar. Öğlenden sonra da çalışıp gidiyorlar. Bir kısmı ise öğle de değil. Ya 8 saat çalışıyor giderken yemeğini alıp gidiyor. Böyle kaldım ben Hacı Ahmet dedim ya böyle mi çalışıyorlar? Vallahi baba böyle çalışan yerler var dedi. Hem de yemek ne biliyor musun dedi. Ne dedim ben? Bir avuç pirinç dedi. Pilav yani. Bir avuç pilav. Mao'nun ülkesi sosyalist dediğimiz yer. Kızacak şimdi solcular bana gene de. Onların köleliği bizimkinden daha aşağı.
Japonya'nın köleliği herkesten yukarıda. Ama onlar da köle. Şimdi bu noktada bizi ilgilendiren nokta Müslümanlar kendi aralarında şuurayı kaybettiler. İslam dünyası bu şuura ayeti ve hadislerini işler hale getirmediler. İşler hale getirseler bir nebze kendi dairelerinde kendi ölçülerinde kendi coğrafyalarında belki de bir silkelenmeyi oluşturabileceklerdi. Ama zaten yani işi sizi ümitsizliğe sevk etmek istemiyorum. Siz böyle kendi kendinize bunları oluşturmaya başladığınızda sizin başınıza bir sürü mazaratlar açılacaktır zaten.
Ama kendi içinizden yani kendi ülkenizden ama dışarıdan bir sürü mazarat açılacaktır. Çünkü o global sistem kendi işleyişini bozmak istemeyecektir. Hz. Mevlana ey oğul hör ol ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksınız der insanları bu noktada bağlı kalmayı bağlı durmayı ve hürriyetlerini kaybetmemelerini ister. Der ki hür ol hürriyetini kaybetme hürriyetini kaybetme ama siz hürriyetinizi yeniden tesis etmeye kalktığınız anda bilin ki kargaşa bilin ki bombalar sizin kafanızda patlayacaktır. Buna rağmen hala da hürriyet derseniz o zaman kurtuluşa ereceksiniz. Önce kendi ülkenizde sizi hürriyete kavuşturacak olan dinin özüdür.
Kabuğu değil. Kabuk lazım mıdır? Evet. Ama sizi özgürleştirecek olan dinin özüdür. Dinin özü iman ettiğin dini yaşama mücadelesidir. Gücünün yettiğince iman ettiğin dini tam anlamıyla yaşamaya başlarsın.
Bugün ülkemizde din namaz oruç haç üçgeninde kalıyor. Biz ibadet noktasında duruyor yani. O ibadetin de bir kısmı. Biz iman ettiğimiz dini felsefi boyutta yaşayabilenlerden değiliz. İman ettiğimiz dini tam anlamıyla yaşamaya çalışan öğrenmeye çalışanlardan da değiliz. Bizim üzerimizde o kadar çok pranga var ki bizde bir de o prangaları böyle kendimizce kutsallaştırmak da var. Sanki dini yaşamaya çalıştık da devlet başımıza bir tane polis koydu.
Zaten siz dini tam anlamıyla yaşamaya çalışsanız polis sizin kafanızdan eksik olmaz. eğer kapınızda polis yok ise bilin ki dini tam anlamıyla yaşamıyorsunuz. Evet zaten dini tam anlamıyla yaşamaya ve anlatmaya başladığınızda hemen anayasanın kanun maddesi sizin demokrasinin kılıcı gibi altına alacak dini teokratik bir sisteme dönüştürmekten küldürtek içeri gideceksiniz.
Ne teokratik sistem? Dini ne dini var Türkiye'de? Bir kalabalıklık açısından gidersek Müslümanlar var. Ondan sonra Hristiyanlar var. Ondan sonra Yahudiler var. Müslümanlardan sonra kendilerini biz İslam değiliz. Bir kısmı İslamız. Bir kısmı İslam değiliz dedikleri. Biz farklı biz Aleviyiz dedikleri. Aleviseniz Şia mısınız? Şia da değiliz. Sünni misiniz? Sünni de nesiniz? Aleviyiz. Sizin kitabınız var mı? Yok. Ne var kitabınız? İşte şu var bu var getirin okuyalım.
Yok. Gelin ortak bir noktada buluşalım. Kur'an mı sizin kitabınız? Bir kısım Alevi Kur'an. Ya Kur'an'a göre içki haram. Bizim dedelerimiz içiyor. Bir de bu var Türkiye'de mevcutta. Ayrıca küçük küçük gruplar var. Her hangi inanışa sahip olup olmayan ateistler var. Önemli değil. Sonuçta ateizm de bir din. O da bir din. Ama siz bu noktada biraz ileri giderseniz Türkiye, Cumhuriyeti, devletini teokratik sisteme dönüştürmekten savcılığının önünde bulursunuz kendinizi.
Diyanet Diyanet işleri başkanlığı da bu manada gerçek dini anlatamaz kürsülerinden. O zaman orta yerde bir kandırmaca var. Bu kandırmaca global bir kandırmaca. Sizin dinini yaşamanız da global sistemin müsaade ettiği kadardır. Sizin inancınız da global sistemin müsaade ettiği kadardır. Bu noktada sizin hangi ülkede yaşadığınız önemli değildir. Fransa'daki de Türkiye'deki de sonuçta global sistemin müsaade ettiği kadar dini yaşayacak ve inanacaktır. Böyle olunca da siz şuura oluşturmakta güçlük çekersiniz. Şuurayı oluşturamazsınız. Ve bunun içerisine cehaleti de kattığımızda zaten ortalık dağılır.
Şuurayı oluşturamadığımız gibi biz infakı da oluşturamayız. İnfak zekat farz kılıncaya kadar Kur'an ve sünnetlerde sadaka olarak geçerdi. Namaz farz kılıncaya kadar Müslümanlar namaz kılarlardı. Oruç farz kılıncaya kadar Müslümanlar oruç tutarlardı. Muharrem orucu bu oruçlardan birisi oruç farz olunmaz dan önce tutarlardı.
Namaz da aynı tehecüh kılardı Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri namaz farz kılınmaz dan önce zekat farz kılınmaz dan önce de Müslümanlar sadaka dağıtırlardı. İnfak ederlerdi. Buradaki infak ölçüleri Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri değerlendirirdi. İlk zamanlar. Ve bu infak ölçülerinin farklı zamanlarda farklı tecelliyatları vardı. Mesela Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu An Hazretleri malının tamamını infak etmişti. Savaşla alakalı bir meselede. Medine'nin savunmasıyla alakalı bir savaşta Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu An Hazretleri İslam'ın başlangıcında Müslümanların ilk zamanlarında çok zayıflar malının tamamını infak etti.
Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri onun malının tamamını infak etmesine bir söz söylemedi. İslam'ın Müslümanların o gün için ona ihtiyacı vardı. O malının tamamını infak ettiğinde Hazreti Ömer Radiyallahu An Hazretleri Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu An Hazretlerinin geçmeyi kendisinde kendi kendisine niyet etmişti. O da malının yarısını infak etmişti. Ve Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri onun malının yarısını infak etmesine de bir söz söylememişti. Bunun gibi savaş zamanlarında savaş zamanlarında infak meselesi zirveye çıkardı. Müslümanlar asker donatmakta, askeri tesisat donatmakta herkes kendi gücünce infak eder, yiyecek verir, asker donatır, silah verir, at verir, binek verir, bununla alakalı ad-i şerifler de vardır.
Teşvik edilirdi. Ama Müslümanlar kuvvetlenince, bu kuvvetlenmede belli bir noktaya gelinince, malının tamamını infak etmek isteyen bir sahabeden Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri malının tamamını ondan almalı. O yarısını vermek istedi, yarısını da almalı ondan. Son noktada onun dörtte bir malını infak etmesini istedi. Ve dedi ki ona, arkandan sana dua edecek çocuklarına mal bırakmak istemez misin? Çocukların sana dua etmesin. Ve böylece sadaka infak etmek, zekatın oturması ve emredilmesiyle düzene girdi.
artık herkes malının kırkta birini ticaret mallarının kırkta birini zekat vermekle mütellef oldu. Böylece nasıl Ramazan orucu farz kılınınca diğer nafileleri izdileyen yapsın dilemeyen yapmasın denildiği gibi denildiği gibi şimdi de zekatla alakalı mesele bir hukuka bağlanınca artık sadakayla olan kısım infak etmek yani sadaka vermek insanların dilemelerine kaldı.
Şimdi Türkiye'de diyor ya işte sana neyi vermeyi soruyorlar de ki ihtiyacınızdan fazlasını harika iyi geçmiş ümmetlere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Hadi bütün yılını oruç tut ayet-i kerime'de haç bir sefer demiyor.
Ayet-i kerime'de haç bir sefer değil. Size haç emredildi. Hadi her sene gidin hadi devamlı gidin. Biz senede birini nereden çıkardık? Pardon özür dilerim ömründe bir seferi nereden çıkardık biz? Kadi-i şeriften Hazreti Peygamber bu ayet-i kerime'yi okudu sahabeden biri sordu her sene mi ya Resulallah sustu durdu tekrar sordu her sene mi ya Resulallah yine sustu üçüncüde tekrar sordu her sene mi ya Resulallah canı sıkıldı yüzü kızardı geçmiş ümmetler dedi çok soru sormaktan helak oldular size her sene desem buna güç yetiremeyeceğinizi düşünüyorum ha bak her sene diyebilirim her sene gitmeniz benim hoşuma gidecek ama size her sene dersem buna güç yetiremeyeceğinizi
düşünüyorum o yüzden ömrünüzde bir sefer gitmeniz size yeter dedi hadi her sene gidin islam itidal orta dinidir her şeyin ortasını ister bizden der ki kazancının kırkta birini infak edeceksiniz nisab miktarı olan der ki otuz ramazan oruç tutacaksınız der ki beş vakit namazınızı kılacaksınız der ki yılda ömrünüzde en az bir sefer haç farizasını yerine getireceksiniz şimdi ama şu bir gerçek müslümanlar kendilerinden beklenildiği
kadar cömert değiller dinin öngördüğü dinin onlara yüklemiş olduğu infak müessesesini çok iyi çalıştıramıyorlar burada bir sıkıntı var burada bir problem var bu problemi yok görmek bu problemi es geçmek bu noktada her şey güllük gülistanlıkmış gibi demek gibi bir şey öyle değil gönül arzu eder ki gönül arzu eder ki müslümanlar infak noktasında biraz daha hassas davransınlar etraflarına görüp gözetme ihtiyaçlarını görme onlara destek çıkma noktasında biraz daha biraz daha hassas davransınlar ama müslümanların biraz da bu
kendi içlerinde bu meseleyi kendi nefislerine kullanan kendi nefislerine bu meseleyi devşiren cemaatler gruplar kişiler şahıslar çıkınca müslümanlar bu noktada ne yazık ki olması gerektiği noktada değiller infakla alakalı ben Türkiye'deki müslümanlarla alakalı söyleyeyim problemliyiz bu konuda biz infak müessesesimizi düzgün bir şekilde çalıştıramıyoruz biz bu noktada şura müessesesini de çalıştıramıyoruz Allah bizi bu noktada derlenip toparlananlardan eylesin inşallah seçim öncesi bazı dindar şahısların ayet ve hadis
söyleyerek oy kullanmanın büyük şirk olduğunu anlatıyorlarmış oy kullanmak şirk midir şirk değildir bunu böyle söylemenin bir anlamı yok insanlar gidecekler kendilerince kendilerini idare edecek olan bir partiyi seçecekler hangi partiyi seçiyorlarsa seçsinler müslümanların darül harpte kendilerine darül imam darül harp imamı seçmeleri vaciptir bunu söyleyen genelde isim vermiyordum önceleri artık veriyorum selefi vahabi çizgisinde olanlar söylüyorlar vahabi
çizgisinde olanlar söylüyorlar çünkü suudi arabistan'da seçim yok açık açık söylüyorum aynı selefiler mısır'da seçime giriyorlar yarın öbür gün suudi arabistan devleti herhangi bir yerde muhtar seçimleri yaparsa ne diyecekler onu anlamı o zaman ne diyecekler kendi kendime düşünüyorum islamda seçme seçilme var hazreti ebubekir radiyallahu an hazretleri şura kararıyla halife oldu şura kimler vardı
aşere-i mübeşşere vardı hazreti ömer radiyallahu an hazretleri şura kararıyla halife oldu hazreti osman radiyallahu an hazretleri şura kararıyla halife oldu hazreti ali radiyallahu an hazretleri şura kararıyla halife oldu bizim kızdığımız bizim yerin dibine batırdığımız bizim sevmediğimiz istemediğimiz ve sultanlığa geçiş olan muaviye'nin yaptığı yani muaviye ne yaptı yezide yani kendisinden sonra oğluna halifeliği bıraktı bütün islam dünyası buna reddiye düzdü babadan oğla geçti diye ve islam asla böyle bir sultanlığı
kabul etmez diye yani o zaman yezidin yezidin halifeliğine itiraz eden ulemanın büyük bir çoğunluğu büyük bir çoğunluğu selefi imamlarıydı ve karşı çıkış noktaları babadan oğla icazetle olamayacağını bir şuranın seçimiyle bunun olması gerektiğini söylüyorlardı söyler misiniz bana suudi arabistan'da babadan oğla geçmiyor mu şimdi şura kararıyla mı seçiliyor merak ediyorum suudi arabistan'da bir seçim olursa kraliyet ailesi seçimi kazanırım kazanmaz mı diye her seçim döneminde
bunlar çıkıyorlar diyorlar ki oy kullanmanız şirk iyi ne yapalım kardeş yaşama senin burada yaşaman da şirk o zaman niye yaşıyorum ki burada gidin oyunuzu kullanın müslüman daha iyi daha güzeli daha doğruya doğru koşmakla mükellef eşim hep kendini kaf dağında görüyor sürekli iddia oynuyor oynama haram diyorum sana ne oynayacağım diyor ona karşı nasıl davranmalıyım bana akıl verir misiniz tam yerinden akıl istiyorsun
ya akılsızdan akıl istemek kadar zor bir şey yok Allah bizi affetsin hani hani siz aşkı anlatırdınız uzun uzun sizin anlattığınız şekildeki o aşkı bir insan kaybetmiş yüreği yanıyorsa ne yapmalı benim anlattığım aşkı hiçbir zaman hiçbir kimse kaybedemez kaybediyorsa o zaman o kimse gerçekten hakiki manada aşk yaşamamıştır yalancıktan yaşıyormuş gibi görünmüştür o ayran içip de rakı içtim numarası yapanlardanmış o sahte kabadayı yani sahte sarhoş öyle ayranı doldururlar ayran içiyordur ama
rakı içiyor numarası yapar ondan sonra bakarsın bir de sallanır ortaya bir de allof der ayran içmiş o bizim aşkımızdan tadan ayılmaz bir daha ayıldıysa tatmamış izniniz olursa müsaadeniz varsa sizden ders almak istiyorum bir de virp nasıl çekilir dersleri verirken kaideler nelerdir sen bizden uzak dur başını yakma alevi bir erkek de sünni bir bayanın evlenmesinde sakınca var mıdır alevinin hangi noktada aleviliğine bağlı sufi ne zaman esma alır ne yapacak sufi esmayı alıp bu bir zamana bağlı mıdır ki saate mi bağlı bu
başını ayak altına alınca yıldızların üstüne ayak basarsın iyi al da bir gör başını ayağının altına Hz. Mevlana'dan beyt koymak çok güzel al bir başını ayağının altına biri gelsin hatta kendi ayağının altına alırsan kendi kendine çiğnemen kolay bir başkası çiğnesin bakalım senin başına bir bir koy bir eşiğe gelen geçen bir çiğnesin başını bakalım bir görelim beyt tecelli etsin bir öte git desin birisi sana bugün sevgiliyi gördüm her işe her güce tat veren yapmasını kolaylaştıran o güzeli gördüm o görmüş de
yazmış sen sen hiç sevgiliyi gördüysen Hz. Mevlana'nın sevgilisini gördüysen bu beyti okurken 118 sefer taklatman lazımdı bu kadar güzel yazamazdın elin titrerdi senin sen bu beytleri yazarken elin titremediğine göre sana sevda dokunmamış hiç sana aşk hiç değmemiş eğer sana değseydi yazamazdın zaten çökerdin derdin ki onun sevgilisi nasıldı acaba bir düşünürdün gerisini yazamazdın zaten sen Hz. Mevlana'nın sevgilisini bir nebze düşünseydin arkadaki
beytler gelmezdi ben bak bunu böyle okudum kaldım gerideki beytleri okusan ne olacak okumasan ne olacak dedim bugün sevgiliyi gördüm dediğinde kaldın orada hadi bakalım sen gördün mü idrak ettin mi anladın mı bu o dedin mi hitap aldın mı o o kadar güzel o kadar nurluydu ki adete Mustafa'nın ruhi gibi göklere yükseliyordu hiç sen Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhunun göklere yükselirken seyrettin mi arkasından
bir hüzün deryasına daldın mı kaldın mı yayan o önde sen arkada durdun mu öyle onun gittiği yerde seni almayıp senin yerin buraya kadar dediler mi hiç sana demedilerse anlamazsın bu dilden beyhude okumuş olurum peşine düşmediysen onunla beraber anlamam mümkün değil o yüzden divanı kebirini özel aşıklarına yazmış okunsun diye değil yaşansın diye namah divanı kebir okursunuz güzel bir şey okumak
yaşamak ondan daha güzel o için bir aşık lazım aşığın yok ise anlamazsın anlamazsın biraz ukalalık gibi oldu ama böyle güneş hazreti mustafa'nın yüzünü gördü de utandı gök de gönül gibi yarılmıştı parçalanmıştı hiç bu anı bu estantane halinde yaşadın mı ki suyun ve kara toprağın o bütün yazmış bir de arkasını
demiş ki şerhini lütfedermişsiniz vay neyse uzun suyun ve kara toprağın üstüne onun parıltısı vurmuştu da bu yüzden su ile toprak ateşten de daha fazla parlamıştı Cenab-ı Hak bütün varlığa nurunu saçıverdi de bütün her şey kendi asli hüviyetine kavuştu göklere çıkmak istiyorum lütfen bana merdiveni gösteriniz diye niyazda bulundum buyurdu ki senin başın merdivendir başını ayağının altına al başına bas da yüksel bak başını ayak altına alınca yıldızların üstüne ayak basarsın sözünü burada da şerh etmiş işte kendisi ayağını
başının üstüne koyunca yıldızların üstünde ayak basarsın o üsttekini bir daha söyledi nefsani arzularını şehveti yendiğin zaman havada yürürsün haydi adımını at ayağına havanın üstünde koy da yüksel şehvetini ayak altına aldığın nefsini isteklerini yendiğin zaman göklerde havalarda sana yüzlerce yol belir vesaire seher vaktinde yapılan dua gibi göklere yükselirsin şerhini lütfeder misiniz Kur'an-ı Kerim'de hadislerde ve diğer kitaplarda geçen kalp kelimesiyle iki göğsümüzden arasında organ mı kastedilen oradan mı hissederiz
akıl denince kafa tasımızın içindeki beyin mi düşünürüz ruh deyince neyi anlarız ve sır nedir yani kalp akıl ruh ve sır bunların hakikati nelerdir Allah yardım etsin hakkınızı helal edin geceniz hayır olsun selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.