Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Ekim 2015 · 1:15:42
514 Nice bağış yağmuru yağdı da bu yüzden deniz inciler saçar bir hale geldi. Nice kerem güneşi parladı da böylece bulutta cömertliği öğrendi denizde.
Toprağa suya bilgi ışığı vurdu da yeryüzünü tohum kabul eder bir hale aldı. Toprak emindir, ona ne ekersen hainlik etmez, onu biçersin. Bu eminliği o emanet yüzünden bulmuştur toprak. Çünkü ona adalet güneşi vurmuştur. O güneş ışıtmıştır toprağı. İlkbahar Allah fermanını getirmedikçe toprak gizli şeyleri meydana çıkartmaz. Bir cömerttir, bir vericidir ki bu haberleri, bu eminliği, bu doğruluğu cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir. Cansız bir varlığı, lütfu, her şeyden haberdar etmiştir de, kahrı, akılları kör etmiş gitmiştir. Can da bu coşkunluğa dayanamaz gönülde. Kime ne söyleyeyim, dünyada bir tek kulak bile yok. Nerede bir kulak varsa onun yüzünden göz kesilmiştir.
Nerede bir taş varsa onun yüzünden yeşim taşına dönmüştür. Kimyayı meydana getiren odur. Kimya da ne oluyor? Mucizeler bağışlayandır o. Simya da nedir? Şu benim övüşüm, övüşü bırakmak sayılır. Çünkü bu da varlık delilidir. Varlıksa yanlış bir şeydir. Onun varlığına karşı yok olmak gerek. Ona karşı varlık nedir? Kör, yaslara batmış bir hiç. Kör olmasaydı onun yüzünden erir giderdi. Güneşin hararetini tanır da yok olurdu. Yaslara batıp mor elbiselere bürünmeseydi şu alem. Buz gibi donar mıydı hiç? Toprak emindir. Ona ne ekersen, hainlik etmez, onu biçersin. Hayatınızı bir toprak gibi görün.
Ömrünüzü bir toprak gibi görün. Nefeslerinizi toprak gibi görün. Siz bu ömür toprağına ne ekerseniz, onu biçeceksiniz. Bedeninizi toprak gibi görün. Ona ne ekerseniz, onu biçeceksiniz. Eğer bedeninizi toprak gibi görür de, bedeninize hainlik ekerseniz, hainlik biçeceksiniz. Sevgisizlik ekerseniz, sevgisizlik biçeceksiniz.
Vücudunuza bu noktada kalbinizi genişletin, kalbinizi toprak gibi görün. Bu arz gibi görün kalbinizi. Ve kalbinize ektiğinizi toplayacaksınız. Hani ayet-i kerime de der ya, sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır. Başka bir şey arama. Ne yaptıysan, önünde onu bulacaksın. Ne ektiysen hayatına, önünde onu biçeceksin. İyilik ekip de kötülük biçen görünmemiş hiç. Kötülük ekip de, iyilik biçen görünmemiş hiç. Tövbe müstesna. Sen kötülük yapar, tövbe eder, geri dönersen, Cenab-ı Hak senin kötülüklerini iyiliğe çevirir. Ama sen kötülüğe devam edersen, muhakkak ki o kötülüğü biçersin. O yüzden toprak bu manada emindir. Sizin kalbiniz de emindir. Siz de kalbinize ne ekerseniz, onu biçeceksiniz.
Vücudunuz emindir. Vücudunuzu nerede kullandıysanız, onu biçeceksiniz. Bu eminlik, bu diyor, bu eminliği o emanet yüzünden bulmuştur toprak. Çünkü ona adalet güneşi vurmuş, o güneş ışıtmıştır toprağı. O zaman sizin bedeniniz de topraktan yaratılma. Bu bedeninizi de ışıldatan kimdir? Odur. Bedeninize canı üfleyen, bedeninize canı veren odur. O toprağı, o kurumuş balçıktan yapılan, o toprağa can veren odur. Onu bu noktada ışıldatan odur. Ona bu noktada hayat veren odur. Ooo geldi mi? Allah razı olsun. Burada keseriz sohbeti, sıkıntı yok. Hoş geldin.
Valla aradı gözlerimizi, bekledik hatta, gelir şimdi. İyi oldu bak. O yüzden normalde bir kimsenin kendince, kendi bedeni de topraktan. O zaman sen ister dış alem gözüyle bak. Bunu zahiri manadan toprağına ekersen onu pişeceğini gör. Ama sen bundan kurtul. Sen kendi iç alemine dön. Bu beden de topraktan, bu beden de burada kalacak. Ama asıl o zaman bizim burada duracağımız nokta, kalp. Oraya ne ektin? Oraya ne koydun? Oraya sevgi koyduysan, bil ki oradan sevgi bişeceksin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Ticarete atılmak istiyorum. Ancak bu zamana kadar hiç ticaret yapmadım. Ticarete atılmamız hakkında tavsiyeleriniz nelerdir?
Bu noktada ticaret yapan bir kimsenin yanında çıraklık gör. Orada çıraklık gördükten sonra ticaret yap. Ufak ufak. Ya da böyle batırsan da sana zarar vermeyecek. Örneğin 5 lira, 10 lira durumuna göre 20 lira, 1 lira, 2 lirayla ticarete başlayabilirsin. Psikolojik ve antidepresan ilaçlarını kullanmak doğru mudur bunun yerine? Yani bu ilaçları kullanmak yerine neler yapabiliriz? Bu ilaçlar bağımlılık yapmakta tavsiyeleriniz nelerdir? Bu normalde psikolojik sendromlarla alakalı ben ilacı tavsiye etmiyorum hiç. Kendimce. İnsanlar nerelerde sıkıntıya düştüğünü görürler de kendilerince sıkıntıya düştükleri yerleri kendi dairelerinde kendilerine nasihat ederekten tedavi edebileceklerine inanıyorum.
Bu insanlar için grip gibi bir şey. Nasıl ben gribi ilaçsız tedavi ediyorsam, bu tip hastalıkları da ilaçsız tedavi edilebileceğine inanıyorum. Ben bütün hastalıkların ilaçsız tedavi edilebileceğine inanıyorum. Bu tabi insanlara tavsiye edebileceğim bir şey değil.
Yani diyeceksiniz sen hiç kullanmıyor musun? Ben mecbur kaldığımda kendimce mecburiyetten de değil. Etrafa bir eziyet vermemek için sebepler dairesinde davranıp kullanıyorum. İşte hacca gideceğim zaman örneğin şeker ilaçlarını aldım yanıma orada kullandım. Doktor ısrar etti illa ki dedi aspirine de başla. Orada aspirine de başladım. Dedim kimseye eziyet etmeyin bir tarafıma bir şey olursa sıkıntı olmasın dedim. Ama ben kendimce hastalıkların ilaçsız da tedavi olabileceğine inananlardanım. O yüzden bu noktada. Ama ne oluyor? İnsan kendisini her daim o disipline edip tedavi, kendini tedavi etme noktasında bulunamıyor. Onu böyle disipline, ben mesela kendimi bunu denemek için bu felsefemin doğruluğunu kendim ispat etmek için kendimi öyle bir şey yapıyorum, disipline ediyorum.
O disiplinden sonra bütün ilaçları bırakıyorum. Bu noktada hemen hemen üzerimde bunları deniyorum ben kendi kendime. Denememin üzerinde başarıyı buluyorum. İlaçları bırakıyorum mesela hiç ilaç içmiyorum. Ama bu noktada kesin odaklanmak gerekiyor. Ve odağını hiç kaybetmeyeceksin. O disiplini hiç kaybetmezsen normalde o hastalıkla baş edebiliyorsun. Ama o odağı kaybedersen, o disiplini kaybedersen hastalık hemen baş gösteriyor orada. Hazır duruyor çünkü. Mide tedavisi görüyorum. Her vakit abdest almam gerekiyor. Ezandan yarım saat önce abdest alsam ve abdestim kaçsa tekrar abdest almam mı gerekiyor? Mide tedavisi derken bunda yan tesir olarak yenlenme mi var? Ben hiçbir şey anlamadım bu sorudan.
Mide tedavisi görecek olan bir kimse abdest alır. Adım adım mı gideceğiz? Yoksa hepsini birden okuyacağız mı? Sen şimdi 15-20 günlük bir zamanın oldu ya sen iyice bunu işi lime lime etmişsindir. Neyse konu. Konu ne? Kur'an'da reform. Maşallah. Çaydan yudum alayım o zaman. Bu gece uzun olacak demek. Ant olsun biz Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu? Kamer 17. Öncelikle şunu söylemeliyim. Bu soruyu hazırlarken kimsenin inançlarına, değerlerine, kutsalına saygısızlık etmek istemem. Haddime değil hakkınızı helal edin.
Helal olsun. Ey Bülbül! Sen bahar müjdeni şakı. Bırak kötü haberi baykuş okusun. Şeyh Şadi Şirazi. Baykuşluk bize kalsın. Artık çoğunluğun aklındakileri masaya yatıralım. İslam'ın bir özü var. Bir de günün ve çağın şartlarına göre bu özü yaşamak, anlamak, yorumlama gereği var. Bütün dikkatini ritüellere veren Müslümanlar özü de işlevsiz hale getirdi. Çünkü yenilenmeyen, gelişmeyen, kendini güncellemeyen hiçbir şeyin işlevini sürdürme imkanı da yok. Levent Gültekin. Devam edelim. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu'nun Ekim 2004 açıklaması. Tarih boyunca Kur'an'ın çeşitli dillere çevirisi ve tefsiri yapılmıştır. Meal ve tefsirler yapıldığı dönemin bilgi birikiminin yansıtmaları sebebiyle Kur'an-ı Kerim'in her dönemde insanların ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için çağın yeni bilgilerine göre yeniden yorumlanması gerekir.
Böylece Kur'an-ı Kerim'in yorumunda son söz söylenemez. Ve bir kimsenin söylediği söz ya da bir kimse ya da bir grubun yazdığı tefsir Kur'an'ın son sözü, son yorumu değildir. Devam ediyor. Kur'an'daki bazı ayetlerin geçmiş dönemde yapılan yorumunun eskidiği ve günümüz toplumlarının şart ve ihtiyaçlarıyla bağdaşmadığı bir gerçektir. Kur'an-ı Kerim'i anlama seviyeniz sizin Allah'a olan yakınlığınızı tayin eder. Prof. Dr. Robert Freger Bu konudaki hassasiyetinizi ve sıkıntılarınızı bilerek kısa bir soru hazırlamak amacındaydım. Amacındaydım. Fakat olmuyor. Bu konu ile yakından ilgilenen Hintli din bilgini Dr. Asgar Ali Engineer şöyle diyor. Elimizde çok sayıda Kur'an yorumu bulunmakta.
Bu durum yorum çokluğu insan peygamberine gönderilmiş, İslam peygamberine gönderilmiş bu yüce kitabın anlamının büyüklüğünü gösterir. Devam eder. Bu konuda birinci ve en önemli soru, yalnızca bir tek yorum olabilir mi? İki, Kur'an'ın herhangi bir özel yorumu sonraki kuşaklar ya da aynı kuşakta insanların üzerinde bağlayıcı olabilir mi? Burada bekleyelim. Yalnızca bir tek yorum olabilir mi? Hayır. Buraya kadar okuduklarımın hepsini de altına imzamı atıyorum. Biz tabi bunu zaman içerisinde kendi aramızda, belki de dar dairede, belki de gerekli olduğu zamanlarda kendi aramızda konuşup bunun kendimizce sıkıntısını yaşayan insanlarız.
Ben Kur'an mealini çok önemseyen bir kimse değilim. Lazım mı? Evet. Lazım mı? Evet. Ama Kur'an'ın bu noktada her dönem tefsir noktasında, anlayış noktasında, idrak noktasında yenilenmesi gerekir mi? Evet. Bu noktada bir yorumda bağlı kalmak doğru mu? Hayır.
Fakat İslam dünyasında parantez açıyorum. Bir korku var. Korku şu. İslam dünyasını dizayn etmek isteyen içsel ve dışsal güçler, Kur'an ve sünnetin özünden saparaktan farklı yorumlar getiriyorlar önümüze. Bu özden sapkınlık olarak önümüze konulan yorumlardan dolayı biz bu korkuyla Kur'an'ı yeniden yorumlayan insanlara karşı bir şüpheyle bakıyoruz.
İslam dünyası siyasi, ekonomik, askeri, sosyal olarak güçlü olmuş olsa, kültürel olarak güçlü olmuş olsa, kendi içinde bunları tartışıp, bunları araştırıp, insanların üzerine doğru açılımlar konmuş olsa, bu meselede hiçbir sıkıntı yaşanmayacak. Yaşanmaması gerekir, yaşanmaz. Bir kimse, Arabi kendi çağında kendince tartışıldı. Arabinin karşısına insanlar, risaleler yazdılar mı? Evet. Arabinin Kur'an yorumuna, Arabinin ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri olan yorumlarına karşı, karşı tez yorumlar kondu mu? Evet.
Bunda bir sıkıntı, bir sakınca yaşandı mı o gün için İslam dünyasında? Hayır. İnsanlar bunu konuşmaktan korktular mı? Hayır. İmam-ı Azam'ın iştahına karşılık, İmam Muhammed'in, İmam Yusuf'un kendi çağında, kendi talebeleri, kendilerince ona karşı, onun söylediğinin zıddına veya farklı pencereden ve perdeden bakaraktan, yeni iştahatlar getirdiler mi? Evet. Arkasından gelen İmam Malik, onun arkasından gelen İmam Şafi, onun arkasından gelen İmam-ı Hanbeli'nin, bu çizginin içinde farklı yorumlar getirerekten, farklı mezhebi açılımlar oldu mu? Evet. Bu yolu takip eden İslam dünyası, kendi içerisinde 33-34 tane mezhep oluşturdu mu? Evet. Ve bu mezheplerin oluşmasından dolayı kendi zamanında herhangi bir zayıflık göstergesi oluştu mu? Hayır.
Ama son 300 yıla baktığımızda, İslam dünyası bu kısırlığın içerisinde kalmış vaziyette. Bir taraftan reformist düşünceler peydah ederekten, Kur'an ve sünnetin özüyle oynayan insanlar, bir taraftan da oynayan insanlar olunca, diğer taraftan iyi niyetli, Kur'an'ı yeniden yorum getirme, ayet-i kerimeleri yeniden bir mana anlam yüklemeye çalışan insanlar, bu gayri nizami reformistlerden dolayı boğuldular.
Onların seslerini duyamadık hiç. Hiç duyamadık. Ve onlara tereddütle yaklaştık. Biz az önce, Bayındır'dan bizim Oktay, Nuri, Harun var. Bir mesele oldu. Laat, Uzza, Menat ile alakalı. Dedim ki bu İslam dünyasının içerisinde var, bir şey oldu. Suud'lular, işte saraydakınlar dedi, bizim arkadaşlardan biri saraydakınların eski putparestlikleri sarayın içinde devam ediyormuş dedi. Dedim sarayın içine bakmamıza gerek yok. Müslümanların içerisinde devam ediyor bu dedim. Menat, para. Uzza, güç. Laat, kadın. Bugün İslam dünyasında kadına, paraya, güce, makama bozulmayan kim kaldı?
Ama biz bunu normalde eğer ki yorumlama noktasında bir tane put olacak, Laat olacak. Bir tane put olacak, Uzza olacak. Bir tane de put olacak, Menat olacak. O putların önünde saygı durursan, eğilirsen putparest olmuş olacaksın. Eğer biz buna yorum getirmezsek, buna yeniden, bugün, bugün anlayış olarak o ayeti kerimeyi veya o meseleyi bugüne yorumlayamazsak, biz o zaman hiç içimizde Laat, Uzza, Menat var demeyeceğiz.
Hz. Mevlana mesnevisinde putu kalbinde ara der. Biz put olarak kendimizce, hala da öyle düşünenler var ya, işte bir normalde heykelin önünde saygı duruşunda bulunmayı putçuluk olarak algılıyoruz, parantez içinde. Buradaki puttan mananın ne olduğunu çıkarmaya çalışmıyoruz. Eğer sen gayri hukuki bir gücün önünde eğiliyorsan, asıl kalbindeki putçuluk o. eğer sen para sevgisinin önünde eğiliyorsan, senin kalbinde put var, eğer bir kadın, bir erkek sana gel dedi de, sen haram, helal tanımadan yürüyüp koştuysan arkasından, putçuluk senin içinde, sen Laat'ı başka yerde arama.
eğer sen para önemlidir deyip de, sen haramı helal ettiysen, faizi helal ettiysen, sen daha fazla para kazanmak için, önüne gelen her şeyi ezip yıktıysan, ben bu paraya sahip olmam lazım diyerekten, sen her türlü melaneti işlediysen, menat senin kalbinde, sen dışarıda menat arama. sen gücü eline geçirdiğinde, adaletle davranmıyorsan, gücü eline geçirdiğinde, hakkaniyetli olmuyorsan, belediye başkanı olduğunda, yanındaki çevrendekileri, ihaleleri veriyorsan, vali olduğunda, adaletle davranamayıp, etrafındaki insanlara, devletin parasını peşkeş çekiyorsan, milletvekili olduğunda, onun bunun işi olsun diye, yüz on sekiz takla atıp, iş takipçiliği yapıyorsan, bakan olduğunda, cumhurlop yutacağım diye uğraşıyorsan, uzza senin kalbinde.
Ne dışarıda arıyorsun ki? ama biz ayeti kerimeleri, düz yorumlarsak, bize bir tane lat, bir tane uzza, bir tane de menat, üç tane ne lazım? put lazım. Üç tane heykel, putu andıran, onun önünde saygı durdun, onun önünde dua ettin, onun önünde secdeye kapıldın, biz bunu anlıyoruz. Değil kardeş. Bu geçmiş dönemde böyleydi. Şimdiki insanların bu putu kalbinde, bunu böyle algılamak gerekir. Diyorsak, o zaman bizi taşlamaya başlıyorlar. Şimdi, yalnızca bir tek yorum olabilir mi? Hayır. Bunu ehli sufi, Kur'an'ı yorumlarken, kendince der ki, Kur'an'ı okumaya, ve Kur'an'ı anlamaya, ve Kur'an'ı yaşamaya çalışan, nefes, adedince yorum vardır.
Bunun bir tek, bu noktada, durulan nokta, sen o yoruma katılmayabilirsin. Katılma kardeşim. Sen benim, şu an az önce, biz içeride bunu konuştuyduk, şimdi taze olarak, burada söylüyorum. Sen benim bu, lat, menat, uzza yorumuma, katılma. Katılma. Bu senin hakkın. Ama Kur'an yorumlamada, belli bir sınır tanımak, Kur'an'ın ilahiliğine aykırı. Kur'an'ın sınırı, ancak Kur'an'ladır. O sınır, Allah'ın zatullahıdır zaten, başka bir şey değildir.
Yorum noktasında, evet siz yorumlara karşı çıkabilirsiniz. Bu farklı. İki, Kur'an'ın herhangi bir, özel yorumu, sonraki kuşaklar, ya da aynı kuşaktaki insanların, üzerine bağlayıcı olabilir mi? Bu konuda kesin hüküm olarak, ben kendimce, bağlayıcı olur noktasında değilim. Burada bir parantez açayım. Böyle demekle, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, işaret ettiği şeylerin, dışına çıkmak değil bu. Kendimcesi bu. Biz Kur'an'ı yorumluyoruz derken, bazılarının yapmış olduğu, hataya düşmek de istemem. Biz yorumladık, namaz sırt üstü kılınır.
Bu da işin basit ve bayığı tarafı. Benim yorumum bu, namazı oturup, işte sıralarda kılmamız lazım. Bu da bir namaz. Bu işin basit tarafı. Veyahut da, işte bir fukaraya beş kuruş vermek de namazdır. Bu noktada değil. Böyle değil. Bunlardan dolayı zaten, Kur'an'ın üzerinde yeniden yorum yapan insanların sesleri duyulmuyor. Bunun en özgür bir şekilde konuşulabileceği ülkelerden birisi Türkiye. Ama ne yazık ki Türkiye'de verildiği odaktaki kimseler, çıkıp da tavuktan da kurban olur, ayakkabıdan da kurban olur deyince, iş kendi çizgisini aşmış oluyor. İnsanlar oturup, Kur'an'ın yeniden yorumlanması gerekir diyenlere, şüpheyle bakıyorlar.
Ve diyorlar ki, arkasından ayakkabıdan da kurban olur diyecek mi? Yok arkasından bir horoz da kessen kurban olur diyecek mi diye, arkasından bunu bekliyorlar. Bu işin tabii gayri ilmi bir sulandırılma şekli. İslam dünyası bilhassa Türkiye'deki Müslümanlar bu korkuyu yaşıyorlar. Bu işin acı tarafı, normalde o kadar ilahiyat fakültelerimiz var, o kadar da medreselerimiz var. Ama ne yazık ki, gerçekten Kur'an'ı olması gerektiği gibi, bu çağda yorumlayabilen çok az. Bağlayıcılık açısından, geçmişten muhakkak ders almalıyız. Bu noktada geçmişe muhakkak bakmalıyız. Kendi yaşadığımız çağdaşlar, bu meselede ne demiş, ona da bakmalıyız.
Bu meselede ama, kesin katli bağlayıcı noktada durmamız biraz zor. Ama Türkiye'de bunun oluşması, İslam dünyasında bunun oluşması çok zor. Yani siz düşünebiliyor musunuz? Bu ülkede, bunu böyle aşağılamak için, kötülemek için söylemiyorum. 50 yıldan beri, 60 yıldan beri, Risale-i Nur'un dışında, bir şey okumayan bir topluluk var. 30 yıldan beri, kendi hocasının kitaplarından ve sohbetlerinden başka, dinlemeyen bir topluluk var. 30 yıldan 40 yıldan beri, Süleyman Tunağ'ın hazretlerinin, sohbetlerini takip edip, başka hiçbir şey takip etmeyen topluluklar var. Yani Türkiye'deki İslami cenaha baktığımızda, bir tarafta Fethullah Gülen hocanın cemaatı, Fethullah Gülen'in haricinde hiçbir şey okumuyor ve dinlemiyor.
Bir tarafta Risale-i Nur, Risale-i Nur'un haricinde hiçbir şey okumuyor ve dinlemiyor. Bir tarafta Süleyman Hilmi Tunalı, Süleyman Hilmi Tunalı'nın dışında hiçbir şey tanımıyor. Bir tarafta Sufi topluluk, benim gavsımdan başka bir şey yoktur deyip, sadece onu tanıyor ve onu biliyor. Bir tarafta filanca X topluluk, kendi şeyhinin haricinde başka bir şeyh tanımayıp, başka hiçbir şeyh ne dedi diye bakmayan, kendince saplanmış bir şekilde duran cemaatler ve tarikatlar var.
Böyle saplantı halinde duran cemaatlerin ve tarikatların içerisinde, Kur'an'ın yeniden yorumlanması gibi bir şeyi konuşmak, taşlanmayı gerektiren bir şey. Biz şimdi bunu konuşurken, ben konuşurken, taşlanmaktan korkmadığımdan dolayı konuşuyorum. Bugün diyanet işleri dahi, Kur'an'ı yorumlamaktan, yeniden yorumlamaktan uzaklar.
Fıkıhı yeniden, fıkıh etmekten, yorumlamaktan uzaklar. Bütün ilahiyat fakülteleri, profesörleri, fıkıhçılar, bütün ilahiyat fakültelerinin fıkıhçıları toplanıp, fıkıhı yeniden gözden geçirip, yeniden gözden geçirip, yeniden değişik iştahatları alıp, bugüne güncelleyebiliyorlar mı? Hayır. Biz hala da kız çocuklarımızı üniversiteye gönderirken, 80 kilometre uzağa gittiğinde, yanında muhakkak, mahremi olması gerektiğinin fetvasıyla duruyoruz. Çok basitini önünüze koyuyorum. Biz Hanefi'ye göre bir adam kaybolduysa, 40 yıl nikahında durması gereken fıkıhla duruyoruz.
Adamdan ses seda çıkmadı, 40 adam gitti. Nerede olduğu belli değil, öldüğü de belli değil, kaldığı da belli değil. Hanefi'ye göre arkasındaki kadın 40 yıl, ya da onun yaşıtlarının bir tanesi, eceliyle ölünceye kadar beklemek zorunda. Tabii siz fıkıh olarak namazı bozan, bozmayan, orucu bozan, bozmayan şeyleri okuduğunuzdan, fıkıhı onu biliyorsunuz. Bir kadın düşünün, kocasından haber almıyor, 40 yıl bekleyecek. Bir, kocasının mirasına dokunamayacak. İki, boşanmış hükmüne giremeyecek. 40 yıl bekleyecek kadın. En az 40 yıl. 40 yıl dolacak, gidecek, müracaat edecek. Benim kocam kayıp olalı, haber alınmayalı, 40 yıl oldu.
40 yıl olunca, hukuk, o adamın öldüğüne hükmetecek. Kadının boş olduğunu, ve mirasının da o kadına ve çocuklarına kaldığına hükmetecek. Gelin, bunu yenileyin. Bu dini yaşanır hale getirelim. Bize uyduruk bir şey de getirmeyin önümüze ama. Bugünkü düzlemde deyin ki, onun ölüm kağıdı geldiğinde boş olsun. Veyahut da belli bir zaman koyun. Şafirlerde 4 yıl bu. Şafirlerde 4 yıl. 4 yıl zaman koyun. Adam eşini, çoluğunu, çocuğunu bırakmış, Almanya'ya mı gitmiş, Yugoslavia'ya gitmiş, Bulgaristan'a mı gitmiş, nereye gittiyse gitmiş, kaçmış, terk etmiş, gitmiş. Haber alınamıyor. Kadın geliyor bana. Hocam, benim kocam vardı, 10 yıldır haber alamıyoruz.
Çocuklar 10 yaşına geldi, ben ne yapacağım? Bakın, o kadın gitse, mahkemeye, mahkeme onu boşamıyor. Normal mahkemeye gitse, boşamıyor mu normal mahkeme onu? Dedim, git mahkemeye müracaat et, müracaat ettim dedi. Ne öldüğüne hükmediyorlar, ne de boşamaya. Boşamaya hükmetmesi için, celp kağıdının gitmesi lazım ona. E celp kağıdı geri dönüyor. Celp kağıdı geri dönünce, boşayamıyor mahkeme. Kadın 10 yıl, evlenemiyor bir kimseyle. Ama aynı o kadın gitse, bir başka erkekle ilişkiye girse, zinadan atıyor içeri. Mahalleli taş diyor onu. Zina etti diyor. Fıkıh edemiyorsunuz, hükme demiyorsunuz da.
Evet. Bunlar normalde konuşulmayan şeyler. Konuşulamayan şeyler. O yüzden, normalde bağlayıcılık noktasında, evet, fıkıhi meselelerde de, yeniden yorumlamaya ihtiyacımız var. Kur'an'ı, yeniden yorumlamaya ihtiyacımız var. Fıkıhi meseleleri, yeniden yorumlamaya ihtiyacımız var. Kader algısı, yeniden yorumlamaya ihtiyacımız var. Var. Ama ümmet bunu, özgür bir şekilde konuşamıyor. Türkiye'de, biz bunu özgür bir şekilde konuşamıyoruz. Yaklaşın, doldurun. Böylece Kur'an'ın anlaşılmasını birkaç yorumcu ile sınırlandırmak, kutsal kitabın eylem ve etki alanını ciddi biçimde daraltmak olacak ve bu yalnızca onu geçmişte bir döneme uygun, o dönemle ilgili yapacaktır.
O yorum gelecek kuşakların hedefi için tatmin edici olmayabilir. Geçmişte Müslümanlar tarafından karşı karşıya kalınan sorunlar ve meydan okumalarla şimdiki kuşakların karşılaştıkları aynı değildir. Böyle olunca Kur'an'dan esinlenmek ve onun rehberliğine sarılmak amacıyla yeni kuşak kendi görüş açılarından yorumlamak gereği duyacaktır. O çağda yazılmış bütün Kur'an yorumları dikkatlice incelenirse, orta çağ bilgi sistemlerinin etkisi altında yazılmış oldukları açıkça anlaşılır. Ayrıca da bu tefsirler sadece mutlak değişmezlik kazanmamış, aynı zamanda takipçileri tarafından kutsallık, yarı tanrısallık statüsü bile verilmiştir. Bunların günümüze uygunluğu tartışmaya açılamıyordu bile.
Evet, tartışmayı açamazsınız bile. Tartışmayı açamazsınız bile. Bizde kitapları kutsallaştırmak ve tanrılaştırmak, insanları kutsallaştırmak ve tanrısallaştırmak yerleşmiş vaziyettedir. Hatta biz öylesine tefsirleri, öylesine herhangi bir meseledeki Risale'yi kutsallaştırırız ki, birisi onun hilafına bir laf söylese hemen küfrüne fetva veririz.
Burada en korunmasız olanlar Sufiler'dir. En korunmasız olanlar. Ama Sufiler de kendi içlerinde kutsallaştırırlar ve tanrısallaştırırlar bir meseleyi. Arkasından gelen şeyhin, önceki şeyhin anlayışından daha ileri olabileceğini kabul etmeyiz biz. O şeyhi, geçmiş şeyhin önünde göreni Tukak'a ilan ederiz.
Ve bir önceki vefat etmiş olan şeyhimize sımsıkı yapışırız. Onu tanrısallaştırırız çünkü. Bunun tecelliyatı, Hazreti Ömer Efendimiz'deki tecelliyat gibidir. Biz onu okuruz da uygulayamayız. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri ne dedi? Kim Muhammed öldü derse, bu kılıcım onun hakkını verecektir dedi. Bu ne demekti? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanrısallaştırıyordu. Bu pagan zihniyetiydi. Pagan zihniyetine göre Hazreti Muhammed Mustafa bu manada ölmemişti. Ama Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh hazretleri dur ya Ömer dedi. Biz hiç ölmeyen Allah'a iman ettik.
Her nefis ölümü tadıcıdır dedi. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri diyor ki, Hazreti Ebu Bekir diyor konuştukça benim kalbime ılık ılık bir şey indi. Bunu kabul ettim diyor, evet. Bakın bunu kabul ettim diyor, evet. Bizde tanrısallaştırmaktan biz uzaklaşamıyoruz. Adamın bir önceki şeyhi ne şeyhdi ne şeyhdi ne şeyhdi. Neredeydin o zaman? Madem o kadar çok kutsal bir kimseydi sen neredeydin? Ama bu her alanda öyle. Biz siyasetçileri tanrısallaştırırız. Şeyhleri tanrısallaştırırız. Tefsircileri tanrısallaştırırız.
Biz dedemizi, babamızı, atamızı tanrısallaştırırız. Biz başımızdaki herhangi bir kimseyi tanrısallaştırırız. Sağ olan şeyhimizi de tanrısallaştırırız. Bizim başımızda bir zakirimiz vardır, abimiz vardır, ders yaptırır, bize yol gösterir. Biz onu da tanrısallaştırırız. Tanrısallaştırmak bizim içimizde bir hayvani gidiyor.
Biz kadını da tanrısallaştırırız. Taparız ona. Biz erkeği de tanrısallaştırırız. Taparız ona. Şarkılarımız bunun üzerinedir. Şiirlerimiz bunun üzerinedir. Tanrısallaştırırız. Taparız. Bunu biz kendi içimizde bu şeytani güdüyü terbiye edemeyiz. Terbiye edemediğimizden dolayı biz herkesi ve her şeyi tanrısallaştırmaya uygunuz.
Bekleriz. Bu tanrısallaştırmaya birisi yıkarsa da biz ona şüpheyle bakarız. Hani ben arkadaşlar bu konuda hata yapmışım. Özür dilerim sizden diyorum bazılarının gözleri değişiyor. Sen hata yapmazsın diyor gözleriyle. Değil kardeşim yaparım ya. İnsanım. Tanrısallaştırmaya gerek yok. Birisi zakirini, abisini hata yapmaz olarak görüyor. Yapar ya. Tanrısallaştırma. Yapar. Kocasını hata yapmaz olarak görüyor. Yapar. İnsan. Tanrısallaştırma kimseyi. Veya bir siyasi lideri tanrısallaştırıyoruz. Yapıyoruz bunu. Veya simgeleştiriyoruz.
Filanca şey efendi. Hata yaparsa İslam hata yaptı. Ya simgeleştirme. Hata yapar. Filanca x kimse. Hata yapar. Herkes için mümkün. Ama tanrısallaştırmak şeytani bir güdü içimizde. Kitabı tanrısallaştırmak şeytani bir güdü içimizde. Yani düşünebiliyor musunuz siz gazaliye birisi eleştirecek. Gazaliye eleştireni biz kafirlikte, İbni Teymiye'yi eleştirmeye kafirlikte eşdeğerde tutarız. Yani düşünebiliyor musunuz İmam-ı Rabbani'nin eleştirilebildiğini? Nasıl ciğerinize dokunuyor değil mi? Yani birisi Hazreti Mevlana'nın eleştirildiğini düşünebiliyor musunuz?
Ciğerinize dokunuyor değil mi? Birileri bana tweetten veyahut da özelden yazıyorlar. Hazreti Mevlana'nın da işte ben diyorum o da insanının da hataları vardır. Tartışacak alan kalmadı. Vardır. Tespit etmişsin. Yaz bir Risale-i yayınla. Millet açsın okusun. Bilgilensin. Türetme, hakaret etme. Hani birisi bir Risale yazmış ya Bediüzzaman Said-i Nursa Hazretleri'nin Risalesi'yle Risalelerinde tespit edebildiği, 33 tane yanılgıya düştüğü yerleri tespit etmiş. 33 tane, 35 tane mi ne? Herkes ver yansın, çek uzansın saldırıyorlar. Ya ne saldırıyorsunuz? Bırakın. İnsanlar Risale'yi araştırsınlar.
O Bediüzzaman Hazretleri'nin de eksikliklerini, noksanlıklarını bulsunlar, koysunlar, Risale olarak yazsınlar. Eğer onların karşısındaki Kur'an ve sünnet de bu noktada yeniden bir açılımla, yeniden bir iştihatta, yeniden bir anlayışla onun hatalı olan yerlerini söylüyorlarsa, bu bir zenginlik. Ama biz öyle görmeyiz. Onu da tanrısallaştırırız. Allah bizi affetsin. Kur'an'daki ayetlerin sınıflara ayrıldığını biliyoruz. Soru 1. İbadet ile ilgili ayetler, yani savım, salat, hac, zekat gibi uygulamalara ait ayetlerin, asgar-ı âliye göre bu gibi ayetleri reformize etmek, eşsizliği, özgünlüğü bozmak, onun ruhsal estetini yok etmektir sizce. Bu noktada ibadet ile ayetlerin zahirsel ritüellerine dokunmadan, manasal anlamlarının üzerinde yenilenmesi gerekir.
Namaz anlayışının yenilenmesi gerekir. Oruç anlayışının yenilenmesi gerekir. Ama yok siz 18 saat oruç tutturuyorsunuz, bunlar yenilenmesi gerekir. Bunu değil, bunu konuşursan meseleyi bayağı noktaya getiriyorsun. Bunu konuşma. Neden? Bu ayet ve hadisten orucun ne zaman başlanıp ne zaman biteceği belli. Sen orucun manasını, bana yeni bir oruç manası getir.
Bana de ki, orucun gerçek manası budur, bu manada. Ben oruçtan bunu anladım de. Bana de ki, namazdan bunu anladım de. Beni namazı Hristiyanlara özenerekten, sıralara oturtturarak namaz kıldırmaya çalışma bana. Bana öyle bir namaz anlat ki, ben senin namazı anlatırken namazın senin başucunda durduğunu göreyim.
Sen öyle bir namaz kıl ki, namaz kılarken namaz senin başucunda Allah'a dua etsin. Ya Rabbi, beni kılanın affet desin. Bana bunu anlat. Ama bana, namazı sıralarda kılamaz mıyız? Camilere sıraları koysak, herkes sıralara otursa, namazı böyle kılsa olmaz mı? Deme ya, bunu deme bana işte. Bu şekilsellikle uğraşma. Sen beni şekilcilikle suçluyorsun, benim önüme yine şekil koyuyorsun. Beni şekilsellikle suçlama. Biz o ibadetin ritüeli, ibadetin ritüeli, Adem'den itibaren aynı.
Sen Adem'den itibaren secde ritüelini değiştirmeye çalışırsan, o zaman bu manayı yakalamak değil. Bana öyle bir secde anlat ki, secde gelsin, o secde anlatmana secde etsin. Ama bu çok basite indirgenim. İbadetlerin şekilleriyle ve şemalleriyle uğraşmak, manasıyla uğraşmamak, bir kısmı da biz manasıyla uğraşıyoruz deyip, şekli ve ritüeli terk etmek değil. Ritüeller bu noktada, baştan itibaren süre gelmiş bir şey. Namaz geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.
Oruç geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Kalkıp da işte çok aç kalırsan, bir tane kesme şeker atarsan orucun bozulmaz deme bize. Bunu söyleme bize. Bunu söyleme bize. Bunu söylediğin zaman seninki olmadı. O bir yer bulmayacaktır. Bize orucu yeniden anlat. Yeniden anlatırken Kur'an ve sünnetlerdeki Kur'an ve sünnetin manasına gözünü dik. Geceler boyunca tefekkür et. Oruçtan kasıt ne de. Sen kendince geceler boyu otur tefekkür et. Zikretmekten kasıt ne de. Otur la ilahe illallah'tan kastın ne olduğunu tefekkür et bana.
Yarın gel anlat. Ben seni dinleyeyim. Razıyım. Bana kitaptan okuyup da gelip anlatma. Yani bunun için söylemiyorum. Anlatanlar için söylüyorum. Bana kitaptan okuyup gelip anlattığın şeyleri, kitapları biliyorum. Ben okurum oradan, okurum oradan lazım olursan. Bana onu anlatma. Bana yeni bir şey söyle. Hz. Mevlana'nın dediği gibi başkasının dediklerini söyleme bana. Bugün yeni şeyler söylemek lazım demiş. Eyvallah. Bunu söyle. O yüzden bu noktada ayetleri ibadetle alakalı, ayetleri işte revize edelim, manalarını edelim ama ritüellerini dokunmayalım. Benim kendi durduğum nokta.
Soru iki, muamelat, evlilik, boşanma, miras, iş anlaşmaları ile ilgili ayetleri yeniden yorumlama ya da güçlendirme ile Kur'an ruhunu onarmaya gereksinim var mıdır? Bu Kur'an ruhunu onarmak demeyelim biz bunu. Ama bunlara gereksinim var. Kur'an ve sünnet tarihsini yeniden yorumlamaya, yeniden bunları analiz etmeye, yeniden güncellemeye ihtiyaç var. Şimdi kapitalist sistem zorluyor. Şimdi geliyor diyor ki işte kağıt, borsada oynamak caiz midir? Şimdi İslam fıkıhçıların bir kısmı, son dönem fıkıhçılar diyor ki evet borsa kağıtları alınıp satılabilir. İslam'ın özünü uygun değil. Nasıl uygun değil?
İslam üretime dayalı bir sistemdir. Real üretime dayalır. Üretim ve tüketim dengesini gözetir. Ya üretip tüketmemek değildir. Sadece tüketmek de değildir. Üretir ve tüketirsin. Ama tüketim aşağıdadır İslam'da. Üretim yukarıdadır. Üretip satarsın. Ama borsa dediğinde üretmeden, üretmeden kağıt al, kağıt sattır. İslam'da kağıt alışverişi vardır ama anında real olması gerekir. Canlı. Siz doları bir gün vadeli satamazsınız. Dolar verip altın alırken bir gün vadeli yoktur. Faiz vardır işin içerisine. Ama kapitalist sistemin etkisinde kalan bir kısım profesörler buna cevaz veriyorlar şimdi.
İslam faize cevaz vermez. Asla. Asla. Ama işte kat kat arttırılmış olan faiz haram kılındı. Değil. Faizin azı da çoğu da haram. Üzerinde oynayamazsınız. Soru 3. Varsa bunu nasıl başarabiliriz? Evet bu noktada normalde gerçekten bunu nasıl başarabiliriz? Ben kendimce böyle kendi kendime değişik sohbetlerde arkadaşlara beyan etmeye çalışıyorum. Diyorum ki bütün ilahiyatçı profesörler kendi dallarında toplansınlar. Kendi dallarıyla diyanetin çatısının altında mı toplanırlar? Türkiye'de bunun adımının atılması lazım. Fıkıhçılar diyanetin kendi çatısının altında toplansınlar.
Analiz etsinler, yorumlasınlar. Tefsirciler, kelamcılar, hakaidciler, tarihçiler otursunlar. Bunun üzerinde gerçekten kafa yorsunlar. Biraz abiyane olacak, biraz böyle belki de alınacaklar sözlerimden ama devlet onlara maaş veriyor. Bu konuda insanların önüne yeniden bir şeyler getirsinler. Ve örnek olsun Türkiye, gerçekten komple bir elden geçirip önümüze bir şey koysunlar bizim.
Çok basit örnekler veriyorum. İçimizden yaşadığımız örnekler veriyorum. Kız çocuğunu üniversiteye gönderecek olan bir anne baba Hanefi'ye göre haram istiyor. Bunun önüne geçemiyoruz. Soru 4. Modernleşmenin 3 saç ayağı vardır. Hümanizm, sekülerizm ve demokrasi. Bu üçüne göre Kur'an'ın tekrar yeniden tefsiri gerekir mi? Hayır. Sekülerizm de, hümanizm de, demokrasi de benim işim değil, İslam'ın işi de değil. Hümanizm yarı insan tanrıcılığıdır. Sekülerizm direkt dünyevileşmektir. Demokrasi ise neydi belirsizdir.
Bununla bütün dünyayı aldatıyorlar bu terimlerle. Hümanizm, insancılık değildir. Yarı tanrı insanlardır. Sekülerizm, manadan uzak, direkt dünyevileşmektir. Tüketime dayalır. Demokrasi ise, güçlülerin, sadece ve sadece güçlülerin sistemidir. Halkın ve fukaranın sistemi değildir. Kandırırlar, demokrasiyi bize halkın ve fukaranın sistemi, sekülerizmde aklın ürünü, yüksek aklın ürünü, hümanizmde insancılık olarak bize zokayı yuttururlar. Yok, hayır. Hümanist değilim. Az önce insanların tanrılaştırılmasına karşı çıkarken, Yunan mitolojisindeki yarı tanrı insanları önüme koyamam.
Az önce, Laat ve Uzza ve Menat'tan bahsederken, Sekülerizm denilen bu üçlü putu önüme koyamam. Biz sekülerizmin ne olduğunu bilmeden, biz seküler bir dünyada yaşıyoruz. Biz seküler bir hayat yaşamak istiyoruz diyoruz. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu imanı kenara atıp, aklı ortaya koymak. Diyeceksiniz ki ya, böyle söylemiyorlar bizi. Hatta, bunu yazan kardeş dahi, bu manada yazmamış olabilir bunu. Ama dünya üzerinde uygulanan sistem bu. Hümanizm dedikleri şey, batıdan çıkma, öyle değil mi? Bu, hümanist batı nerede ki?
İltica edecek olanları almıyor, denizlerde boğuyor, bu hümanist batı nerede ki? Hiroşime'ye bomba atıyor. Bu hümanist batı nerede ki? Habire, habire ama, ütüyor, sömürüyor. Böyle bir hümanizmi kabul etmiyorum. Siz batı açı doyurduğunu mu düşünüyorsunuz? Bu hümanizm, sekülerizm ve demokrasi, üçlü testis inancı. Bu tip terimlerle, bu tip deyimlerle, bu tip deyimlerle bize, yumuşak görünerekten, tatlı görünerekten, yapacaklarını yapıyorlar. Sekülerizm ne demek biliyor musunuz? Tanrı yoktur, ilah yoktur, Allah yoktur. Nedir? Allah, aklındır senin. Bir şey, aklına uyarsa, uygundur.
Aklına uymazsa, uygun değildir. Yok, hayır. Bu insanlık, akıllarını ilah edinenlerden çekti, ne çektiyse. Hala da çekiyoruz biz. Türkiye'de ne çekiyorsa, bu üçlü inanç felsefesinden çekti. Cumhurbaşkanına varınca kadar, parti başkanlarına varınca kadar, seküler bir dünya bize söylediler. Hümanistlikten bahsettiler, demokrasiden bahsettiler. Biz, iki yüz yıldan beri, bu üç, felsefenin, açmış olduğu, yaraları kapatamıyoruz. Hangi demokrasiden bahsediyorsunuz? Kimin demokrasisinden bahsediyorsunuz? Bana demokrasinin olduğu bir yer söyleyin.
Hadi söyleyin. İngiltere, demokrasinin beşi, öyle değil mi? İrlanda ayrılmak istiyor. Neden ayırmıyorlar? Sekülerizmden bahsediyorlar, öyle değil mi bütün dünya? İyi. İsrail bir şeriat devleti, neden devletin kurulmasına müsaade ettiler? Suudi Arabistan şeriat devleti, Birleşmiş Milletler neden onu kabul etti? Hani seküler dünya nerede? Beyaz Saray'da papa ağırlanıyor.
Nerede seküler dünya? Demokrasi. Peki, hadi bakalım. İstemedikleri bir parti, fazla oy alırsa, o seçimi geçersiz sayan Avrupa'nın kendisi. İyi, demokrasiye göre demokrasi, demokrasiye göre yüzde 52 ile seçilmiş bir cumhurbaşkanı var. Hiç kimsenin karşı çıkmaması lazım. İstemedikleri adam seçildi. Gazete başlıkları neydi? Çok oy almak demek değildir demokrasi. Tamam. Eee, yüzde 22 ile Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı seçildi. Kim bir şey dedi?
O zaman demokrattı demek ki. En demokrat kim? Süleyman Demirel. 28 Şubat ihtilalini organize eden kimse. En demokrat kim? Ecevit 28 Şubat'tan sonra, 28 Şubat'la iktidara geldi. Haa. Ben, Batılıların demokrasisine inanmıyorum. Demokrat da değilim, zaten söylüyorum. Ben bu manada hümenista değilim. Ben bu manada seküler de değilim. Değilim. Kur'an'ın, bunların ışığının altında yorumlaması değil. Kendi özüne, kendi özünden çıkarmış olduğu, incelik, anlayış, insancılığı, kendi özünden çıkarmış olduğu, çoğulculuğu, kendi içerisinden çıkarmış olduğu, farklılığı, kendi içerisinden çıkarmış olduğu, her türlü düşünceyi ve insanın yaşam hakkını reddedenlerden değilim.
Kur'an, sizi kavim kavim yarattık, anlaşasanız diye demiş. Çoğulculuktan bahsetmiş bize. Bu noktada herkesin, yaşam hakkına, bakın, İslam'ın temel felsefesidir. Bütün insanların, akıl hürriyeti, can güvenliği, mal güvenliği, namus güvenliği, iffet güvenliği, mukaddestir. siz, bunlara dokunamazsınız. Bazı arkadaşlar bana, işte, yani, dervişlerden değil, dışarıdan, paylaştığım bir tweetle alakalı, şey yaptılar, hani, bana dönüşte bulundular. Ben dedim ki, Suudi Arabistan'da, burada dedim, hacıların can güvenliği yok dedim. Evet, Suudi Arabistan'da can güvenliği yok, kutsal bu.
Siz ibadet ederken, can güvenliğiniz olmak zorunda. Sağlayamıyor Suudiler. Oraya, ibadete gelen insanların, can güvenliklerini sağlayamıyorlar. Hatta bugün bayanların sohbetinde dedim, bir devlet, can güvenliğinden dolayı, hacı yasaklasa, hakkıdır dedim. Türkiye Cumhuriyeti, devleti dese ki, can güvenliği olmadığından dolayı, gerçekten can güvenliğini, düşünerekten söyleyecek bunu. Biz bunu sağlamaya çalıştık. Hacca giden insanlarımızın, can güvenliğini sağlayamıyoruz. Sağlayamadığımızdan dolayı, açık, gitmek isteyenler gidebilirler. Ama can güvenliği yok. Bunu beyan edebilir devlet.
Can güvenliği en önemli, insani bir şey. Bunu gelin, Kur'an'ı yeniden mi yorumlarız? Hadisleri yeniden mi yorumlarız? Bütün insanların can güvenliği mukaddestir. Kimsenin, kimsenin zulmen, öldürmeye hakkı yoktur. Beraber haykıralım bunu. Bizim teröristimiz öldürürse haklı, onun teröristi öldürürse haksız demeyelim.
Bütün diyelim ki, can güvenliği esastır. Kimse, kimseyi öldüremez. Haksız bir yere. Öldüreni öldürürüz diyelim. Can güvenliğini sağlayalım. Ama yok. PKK öldürürse, gerilla oluyor. Terörist olmuyor. Uykudaki iki tane polisi, şehit ediyor. Hiç kimse ona karşı durmuyor. Cesaret bile edemiyor. Ne yapıyorsun bile diyemiyor. Ama, onlar barışçı oluyor. Dünya üzerinde, terimlerin arkasına saklanıyor herkes. Barışçı.
İşit de barışçı. O da öldürüyor. Kimse bağırmıyor ona. İlk önce bağırmadı kimse. Neden? Bizden ya. Değil kardeşim, benden değil. Kim haksız yeri öldürüyorsa, benden değil. Kim eline silah alıp da, birisine elinde silahı olmayan bir kimse, öldürüyorsa, benden değil. Can güvenliği. Esas. Herkesin yaşam hakkı var. Evrensel. Adem'den itibaren bu. Sen kalkıp da, bu sünni bombala, bu şia bombala, bu şundan bombala. Yok böyle bir şey. Bu Hristiyan'ı öldür. Bu Yahudi'yi öldür. Yok böyle bir şey. Can güvenliği esas.
Kimseyi öldürme. Kimseyi öldürme. Kimseyi aç bırakma. Kimseyi çıplak bırakma. Kimseyi yurdundan sürme. Kur'an'ın emrilleri bunlar. Gelin bu ortak noktalarda buluşalım. Bunları konuşalım tekrar. Bunları yeniden konuşulması lazım. Yeniden anlatılması lazım. Ne yazık ki din, İslam denilince, namaz, abdest, oruç, had, zekatta kalıyoruz. Meselenin insanlık boyutuna, insanlık noktasına giremiyoruz. Ahlaki noktasına giremiyoruz. Sosyal noktasına giremiyoruz. Giremiyoruz. Giremiyoruz. Ekonomisine giremiyoruz. Biz çünkü İslam'ı sadece namaza, abdeste, oruçta bağladık. Sufiler zikirde, şeyhe bakmakta bağladı.
Sufiler için sufilik ne? Zikredecek, şeyhe bakacak. Melil melil. Bir şeyhimiz var. Ne güzel sakalı var. Ne güzel bıyığı var. Değil o. Oraya bağladık hepsini de. Adam gitti, cemaate elli milyar verdi. Baş köşeye oturdu. Bütün her şey bitti. Adam gitti, bir yere yurt yaptırdı. Baş köşeye oturdu. Her şey bitti. Adam gitti, bir Kur'an kursuna iki çuval un götürdü. Her şey bitti. En iyi Müslüman oldu. Baş köşeye unu tutturduk biz. Biz meseleyi derinlemesine bakmadık. E biz sekilleriz mi konuşacaksak, evet bu İslam zaten normalde dünya sevgisini reddederken, batı dünyaya sarılmaya çalışıyor. Bizim bir kısmımız dünya sevgisini reddedeceğine, dünyayı reddetti.
Haçtan sonra terazi tutma, haçtan sonra metre tutma. Bitti artık bunlar da. Hacca gittin mi? Evet. E ne bu daha ticaret yapıyorsun? Ya neden? Yapmayacak mı? Ha yok. Metre tutmayacakmış. E ben ne yapayım şimdi? Otuz yaşında hacca gittim. Şimdi otuz yaşından sonra ne yapacağım? Tatile mi çıkaracağım kendimi? Ama yok. 60 yaşında ölmeye gideceğiz biz hacca. Ne zaman hacca gidecek? Çocukları evlendirecek, herkese ev vakt sahip edecek, torunları sünnet ettirecek, torunları da büyütecek, okutacak. 65 yaşına gelince, oğlan, kıza ağır gelmeye başlayacak. Baba seni bir anne, seni ikiniz de hacca gönderelim. Kaç yaşında? 70 yaşında. Ya dedim nerede çoluğunuz çocuğunuz yok mu? E yok.
Ölmeye göndermişler oraya. Yesinler de orada ez yesinler, ölsünler. Böyle kurtulalım diye düşünmüşler. Asla yatağından hacca getirilen insan biliyorum. Başında kimse yok. Resmen ölsün diye göndermişler. Onlar da dirildiler orada. Şeyh Efendi'nin Allah rahmet eylesin. Grubuna düşmüşler. Şeyh Efendi'nin de yanına düşmüşler. Şeyh Efendi de Mustafa Efendi baktır bunları. Dervişler aldılar, onu uçurdular. Canlandılar. Sonra adam itiraf etti zaten Şeyh Efendi'nin yanında. Beni ölsün diye gönderdiler ama dedi.
Efendim sizden geldiniz dedi. Ben can buldum burada dedi. Ölsün diye gönderiyoruz biz sonra. Allah muhafaza eylesin. Evet ya normalde sekülerlik derken yani aklı öne getirmek. Biz aklı reddetmiyoruz. Ama her şeye akla bağlamak da bizim işimiz değil. Demokrasiyi konuşmamak gerek yok. Neydi belirsiz. Ne olduğu belirsiz. İnsanlar insanları yönetmek için aslında yönetilmemesi için oluşturulmuş bir şey. Ve dünya üzerinde öyle demokrasi yok. Bunu söylediğinde evet tam bir demokrasiye henüz daha ulaşamadık diyorlar. Ulaşamazsınız. Sebep ulaşılmayı istemediğinizden dolayı. Siz Amerika'da zencilerin daha fazla olduğunu biliyor musunuz? Hiç siz zencilerin normalde kendilerince Amerikan yönetimine sahip olacağını düşünüyor musunuz?
Tut ki Ali'den miras kaldı sana Zülfikar. Sen de Ali'nin yüreği yoksa Zülfikar. Neye yarar? Hazreti Mevlana. Söyleyecek sez yok. El Fatiha. Ama selamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.