Üstad Mustafa Özbağ

Karabasiveli Tekkesi Mustafa Özbağ - 28 Kasım 2015

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Kasım 2015 · 1:59:53

Selamun Aleyküm, Allah gecenize hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Şimdi tekrardan gündeme gelen 17-25 Aralık operasyonları sonucunda tam aklanmayan ve ciddi cezalar da almayan kişilerin yaptığı gerçekten hırsızlıksa, onların yanında olmaktan, oy vermekten dolayı biz de vebal altında olur muyuz?
Gündemi yorumlamak çok zor geliyor bana, her konuşan kafamı karıştırıyor. Doğruyu nasıl anlamalıyız, haber izlerken, insanları dinlerken hangi habere inanacağımızı nasıl bileceğiz? Evet, normalde bu tip böyle bir operasyon oldu. Bu ne kadar doğru, ne kadar yanlış, tam olarak açıklaya kavuşmadı. Bu noktada flu bu mesele. Gerçekten böyle bir şey yapmış olabilirler. Olabilirler. Böyle bir şeyi yaptılar. Yaptılar olarak kabul edelim. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bu noktada hani Risalesinde bir örnek vardır. Der ki işte bir sepet elmanın içerisinden üç tane elma çürük çıksa siz bütün sepet elmayı mı atarsınız der. Hatta devam eder.
Her meslekte, her meşrepte bu tip hata yapanlar vardır. Her meslek ve meşrep sahibi bu hataları yaptığında onların hepsini tukaka ilan edip hepsini de atmak İslam hukukuna uygun değildir der. Hatta Muaviye ile Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri'nin arasındaki ayrılığın sebebinde bunu söyler. Hani Hazreti Osman Radiyallahu Anh Hazretlerini şehit eden asiler, isyancılar Medine'nin etrafında toplanıktı. O Medine'nin etrafında toplanmışken onlar, Muaviye dedi ki Osman'ın katilleri bunların içerisinde bunların hepsini de katlet dedi. Hazreti Ali Efendimiz de dedi ki hayır biz katili bulacağız onu katleteceğiz dedi. Katili bularaktan onu katletti. Şimdi her meslekte ve her meşrepte ve her toplulukta suç işleyenler vardır.
Hukuk bu suç işleyenlerin yakasına yapışıp onun cezasını vermeli. Eğer bir kişinin işlemiş olduğu suçtan dolayı bir topluluk cezalandırılacaksa bu hukuk değil. Derviş kardeşlerden birisi bir hata yaptığı zaman bütün tekke mi sorumlu olacak bundan? Bütün tekkeyi mi cezalandıracağız? Müslümanlardan birisi bir hata yaptıysa bütün Müslümanları mı hesaba çekeceğiz?
Şimdi PKK terörist bir örgüt. Terör yapıyor Güneydoğu'da. Biz şimdi PKK terör yapıyor diye bütün Kürt kardeşlerimizi terörist mi göreceğiz? Her cemaattan, her tarikattan, her topluluktan muhakkak yanlış ve eksik yapanlar olacak. Muhakkak suç işleyenler olacak. O topluluğun içerisinden suç işleyenler var diye bütün topluluğu biz TKK'a mı ilan edeceğiz? O yüzden bu hukuk değil. Eğer toptan böyle bir şey yapıyorsak. Bir topluluğun içerisinde siyasi bir topluluk içinde dinsiz var diye bütün o topluluğu dinsiz mi göreceğiz? Bir topluluğun içerisinden dine hakaret edenler var diye bütün o topluluğu, o siyasi teşekkülü dinsiz mi göreceğiz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin insanları burada tebaa yüzde işte ben derim ki 90 elimizde bir şey yok.
Bir başkası desin ki 95, bir başkası desin ki 85, bir başkası desin ki 80, örneğin Müslüman. İçinde hırsızı var, zanesi var, yan kesicisi var, dolandırıcısı var, katili var. Ne yapacağız şimdi bu Anadolu'daki bütün Müslümanlar TKK'a deyip hepsini cezalandıracağız mı? Bakın sahabenin içerisinde Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin zamanında suç işleyenler var.
Biz şimdi bütün sahabeyi TKK'a ilan edip kenara mı atacağız? Bu doğru bir şey değil. İslam hukuku şudur, suçluyu bulursunuz, suçluyu cezalandırırsınız. O topluluğun içerisinde bir suçluğu var diye topluluğu komple suçlayamazsınız. Bir sülaleden bir kimse bir suçlu çıktı diye bütün sülaleyi sorunlu tutup sülaleyi kılıçtan mı geçireceksiniz? Bir ailede bir suçlu var diye bütün aileyi suçlu mu ilan edeceksiniz? Bir aileden bir tecavüzü çıkarsa bütün aileyi mi katleteceğiz? Allah muhafaza eylesin. Gönül arzu eder ki, gönül arzu eder ki, Türkiye'de gerçekten suçla, önce suçla, sonra suçluyla mücadele edilsin. Bu konuda gerçekten çok eksiğiz.
Bazen böyle agresif sözlerim var, agresif davranışlarım var. Bazen böyle etrafta da dillendiriyorum bunu. Diyorum ilkokulda çocuklara matematik, kimya, coğrafya öğretmeyeceğiz. Biz ilkokul çocuklarına İngilizce öğreteceğiz diye uğraşıyoruz. İlkokul 4 yıl kapatacağız. 4 yıl boyunca çocuklar evrensel değerleri öğrenecekler. 4 yıl boyunca bu çocuklar güzel ahlak eğitimi alacaklar. Gelecek nesnimizi eğer biz kurtarmayı düşünüyorsak, çocuklar matematiği, Türkçeyi, coğrafyayı, fen bilimlerini sonra da öğrenebilirler. Komple böyle bir kurtuluşa, dirilişe ihtiyacımız var. İnşallah. O yüzden bir topluluğun içerisinden insanlar hata yapabilirler, kusur işleyebilirler.
O topluluk, o hata, o kusur işleyenleri ya kendince, kendi içinden temizleyecek onu. Bu caiz değil. Ancak küçük kusurlar böyle olabilir. Ya da hukuk onun yakasına yapışacak. Ama böyle şimdi işin içerisine siyaset yapıyormuşum gibi olacak. Yalnız şunu da unutmayın. Düşünebiliyor musunuz? Yani 3 tane olayı aynı güne sığdırmak.
Anladınız mı? Velev ki o eski İçişleri Bakanı'nın oğlu, o Zafer Çağlayan'ın oğlu, kim vardı, bir de o Toki'nin başındaki bakanın kendisi mi, oğlu mu, neyse. 3'ü de bu yanlışlığı yapmış olabilir. 3'ü de bu hatayı yapmış olabilir. Ben devletim için, milletim için söylüyorum bunu. 3'üne aynı günde operasyon yapmak, 3'üne de aynı gün. Buraya bir altını çizelim. Bunun altını çizelim sadece. Bakın yapmış olabilirler de diyorum. Ben kimsenin temizleyicisi değilim. Beni ilgilendirmez, mahşerde onun hesabı var. Gözümle görmedim, kulağımla duymadım, bilmediğim bir şey. Şahit değilim. Bir şeyde şahitlik lazım.
Gerisi beni ilgilendirmez. Biz ondan sorumluyuz. Kafirler için kabir azabı, mahşer var mıdır yoksa direkt cehennemlik midir? Dur bakalım bir mahşer kopsun, nereye gideceklerini görecekler. Doğudaki bazı bölgelerde sokağa çıkma yasağını, oradaki günlerce süren elektrik su kesintilerini ve polisin, askerin, masum, sivillere şiddet uygulaması, hatta öldürmesi olayları hakkında ne düşünüyorsunuz? Hamile bir kadın evinin önünde öldürüldüğü o gün Türkmenlere üzüldüğümüz gibi bu insanlara da üzülmemiz gerekmez mi? Bu yapılan da bir zulüm değil mi? Olayları doğru okumak nasıl olmalıdır bu konularda? Evet, gerçekten bu terörle mücadele ederken, terörle mücadele ederlerken bunu devlet birimlerinin sivil halka bulaşmadan yapması gerekir.
Ama bu normalde biraz askerlik yapan, biraz böyle ne bileyim işte terörle uğraşan polisi, jandarması, güvenlik kuvvetleri bu meseleyi daha iyi bilir. Terör karşınızda resmi iniforması olan bir unsur değildir. O yüzden terördür zaten. Resmi iniformalı olunca o farklı bir düzenli ordu hükmüne geçer.
Resmi iniforması olmadığından dolayı bu tip hatalar olabilir. Bu hatadır. Bu tip yanlışlıklar olabilir. Olabilir. Bunların olmamasını isteriz. Bunların olmamasını arzu ederiz. Ama önce terörün olmamasını isteriz. Önce askerimize, polisimize silah çekilmemesini isteriz. Önce yollara barikatlar kurup, bombalar üzerine kanallar açıp, hendekler açıp, içine bombalar koyup, üzerine asfaltlar döküp, 20 yaşında gencecik delikanlılar oradan geçerken patlatılmamasını isteriz.
Evet. Terör, yanında muhakkak hataları ve kusurları getirecektir. Oradakiler de insan, askeri de insan, polisi de insan. Siz düşünebiliyor musunuz? Nereden bomba patlayacağı belli değil. Resmi vazife yapıyorsunuz. Ve asfalt yoldan gidiyorsunuz. Asfalt yol. Hangi asfalt yoldan giderken bomba patlar diye düşünürsünüz? Yani belediye kalkacak, asfalt dökerken PKK ile iş birliği yapacak, asfalt döktüğü yolun altına 300 kilo, 500 kilo patlayıcı yerleştirecek ve ondan sonra da askeri veya polis veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait herhangi bir araba geçerken patlatılacak. Bunun neresi hak?
Bunun neresi doğru? O zaman bu ülkede herkes eline silah alsın, gücü gücüne yeter mi vursun? İç savaş değil mi bu? Ne yapsın şimdi orada evlatları şehit düşen polis, asker, öğretmen, sağlık görevlisi hepsi de hısım akrabası silahlanıp bassın mı orayı? Amaç bu mu? Böyle yapıp ülkeyi Suriyeleştirmek, Iraklaştırmak isteyenler mi var? Ondan sonra burada işte siviller böyle eziyet çekiyor. Evet doğru, isteriz ki eziyet çekmesinler. Gerçekten isteriz, kolay değil. Ama bir ülke düşünün o ülke sınırlarını korumak zorunda, o ülke kendi içerisinde terörle mücadele etmek zorunda.
Hiç kimsenin bu noktada haklı noktası yok. Hiç kimsenin yok. Silahla bu ülkede hiç kimse hiçbir şey yapamaz, buna hakkı yok hiç kimsenin. Kim eline silahı alıyorsa suç istiyor devletin haricinde. Kim eline silah alıyorsa ve bu silahı devletin resmi kurum kuruluşlarına çeviriyorsa suç istiyor.
Bitti. E bu suçla mücadele etmek zorunda devlet. E sıkı yönetim, sıkı yönetim olacak. Mecbur olacak. Hadi gidin siz Fransa'ya söyleyin. Fransa'da 130-150 kişiye yakın bir kimse öldü. Bütün Fransa'da, bütün Avrupa'da sıkı yönetimi uyguladılar. Belçika'da uyguladı, Fransa'da uyguladı. Fransa'da uyguladı. Fransa'yla olan bütün kim komşuysa hepsi uyguladı. Bakın Fransa'da hala daha olağanüstü hal var. Kaldırmadılar daha olağanüstü hali. Artık dünya üzerinde savaşlar devletler arasında değil, örgütler arasında. Bunu bütün herkes görsün. İster dini bir örgüt, ister komünist bir örgüt, ister sosyalist bir örgüt, ister liberal bir örgüt.
Ne oluyorsa olsun, adına ne derseniz deyin. Adı İslam da olsa, adı ne olursa olsun bakın. Eline silah aldı mı? Aldı. O teröristtür. Eğer bu İslami ise Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mücadelesi bu değildi. Peygamberi bir metot değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'de eline hiç silah almadı. Müslümanları silahlandırmadı. Mekke'de hep tebliğ etti, hep tebliğ etti, hep tebliğ etti. Medine-i Münevvere'ye hicret ettiğinde yine eline silah almadı. Ta ki, ta ki, müşrikler Medine-i Münevvere'ye savaş açtıktan sonra, müşrikler Medine'ye doğru saldırıya geçeceği anlaşıldı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Müslümanları o zaman silahlandırdı.
Medine-i Münevvere'yi savunmak için Uhud'dur. Uhud, Medine-i Münevvere'yi savunmak içindir. Bir savunma savaşıdır Uhud. Hendek bir savunma savaşıdır. Savunma savaşı. Eğer İslami ise sizin duruş noktanız, gelin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin metodunu uygulayın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hangi sivili katletti? Medine'de sivillere mi savaş açtı? Mekke fethedildiğinde sivillere mi savaş açıldı? İnsanlar eman alıp birilerinin evinde toplandıklarında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların emanlarını kabul etmedi mi?
Hz. Muhammed Mustafa'nın hayatında sivili katlettirdiği görülmemiştir. Bir tane hadis-i şerif yoktur. Bir tane olay yoktur. Ey la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenler, sizin peygamberiniz kim ki? İbadethanelerde ibadet eden, camilerde, kiliselerde, ibadet eden, ibadet edenleri öldürür katledersiniz. Ey la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenler, bir sivil kafirin, gavurun, adını siz koyun, ne diyorsanız deyin, Hunharca terör noktasında katledilmesine sevinirsiniz.
O Fransız diye sevinemezsiniz. Sevinemezsiniz. Terör nereden nasıl gelirse gelsin, siz lanetlemek zorundasınız. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenler, yapamazsınız. Siz PKK terörünü de lanetlemek zorundasınız. Daesh, IŞİD adına ne diyorsanız deyin, onun terörünü de lanetlemek zorundasınız. Terör terördür. Hiç kimsenin sivilleri öldürme hakkı yoktur. Eğer varsa o zaman Amerika'yı tertemiz edersiniz siz. Sen bir sivili öldürme hakkını kendinde görürsen Amerika'yı da temizlemiş olursun, dikkat et. Neden? O da gitti Japonya'ya iki tane atom bombası attı.
O şehir halkının ne suçu vardı? O masum çocukların ne suçu vardı? O kadınların ne suçu vardı? Hala da o şehirlerde, doğumlarda, o atom bombasının etkisi altında çocuklar sakat doğuyorlar. Onların ne suçu vardı? Terör terördür. Cihad ediyormuş arkadaş. Oğlum sen cihad edeceksin Müslümanları mı buldun? Cihad edeceksen git hadi İsrail'le savaş. Bak Filistin'e kök söktürüyor. Cihad edeceksen git İngiliz'le savaş. Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalayıp yuttu. Git onunla savaş hadi. Cihad edeceksen git. Laskiye'de Rus üssü var onunla savaş.
Yut İngilizlerin üsleri var, Amerikalıların üsleri var onlarla cihad et, cihad edeceksen. Yok. Arkadaş gidecek, la la illallah Muhammeden Resulullah diyen elinde silah olmayan masum Müslüman öldürecek, bir de Allahu Ekber diyecek. Veyahut da Güneydoğu'da sen telefon açacaksın, hasta var evde deceksin, ambulans gelecek, ambulansın içindeki bütün vazifeleri, bütün görevlileri öldüreceksin. Bu ne? Kürt halkının özgürlüğü için öldürdü, öyle mi? Sen gideceksin karakol basacaksın, bu ne? Kürt halkının özgürlüğü için ne o gerilla ya? Onlar, onlar gerilla. Ne için savaşı? Kürt halkının özgürlüğü için. Kürt olanlar elini kaldırsın buradakiler. Kaldırın elinizi. Var mı özgürlüğünüze bir, herhangi bir şerh düşen indirin.
Var mı ayrışma? Var mı öteleyen sizi? Siz ne biz ne? Bunun arkasında tekrar söylüyorum. Uluslararası emperyalist güçler var. Bu uluslararası emperyal güçler artık kendi askerleriyle savaşamıyorlar. Çünkü kendi vatandaşlarına, kendi ülkelerine söyleyecek sözleri yok. Onların bir tane kendi vatandaşı ölürse ortalık ayağa kalkıyor. Ne yapıyorlar? Ülkelerin içerisinden böyle terör örgütleri kuruyorlar. Basıyorlar parayı. Böyle terör örgütleri. Onlar kendi ajanlarını gönderiyorlar. Onlarla savaşıyorlar. Şu anda Türkiye, PKK üzerinden Rusya ve İran'la savaşıyor. Evet. Şu anda Türkiye'nin savaşı PKK'nın üzerinden Rusya ve İran'la.
Ben böyle görüyorum. Bir başkası başka türlü görebilir. Hata yapıyor olabilirim. Allah beni affetsin. Daha önce İsrail, Amerika'yla savaşıyordu. PKK'nın üzerinden. Bir ara Almanya, Belçika, İngiltere, PKK onlarla işbirliği yapıyordu. Yani Almanya petroidleri neden çekti? 3-4 tane ajanı birden öldü orada bir bombalamada. Türkiye'nin üzerinden de cenazeleri alamadı lan. Almanya paldır küldür patroidleri çekti. PKK'nın içerisinde Alman ajanları var. Ne arıyor orada? Mossad ajanları var. Ne arıyorlar orada PKK'yla beraber? Şimdi PKK neden çırpınıyor? Tekrar Amerika'yla görüşmek istiyorlar, beraber olmak istiyorlar tekrar. Neden çırpınıyor?
Neden KCK'nın başı Amerika'yla anlaşmamız lazım diyor? Açık açık basında. Çünkü Amerika'yla şu anda anlaşmıyorlar. İsrail, Rusya güdümüne girdiler. İsrail, Rusya güdümüne gidince Türkiye'de Amerika'yı kendi yanına çekti. Dedi ki, IŞİD'le mücadele etsen al İncirli dedi, ver PKK'yı dedi. Verdi İncirli, aldı PKK'yı. PKK'nın şu anda tozunu attırıyor. PKK bunu gördü şimdi. Baktı dumanı çıkıyor her taraftan. Nefes alacak bir zamanı yok. Yanlış kimselerle ben izdiva çeşmişim, evlilik yapmışım. Eee ben şimdi döneyim tekrar Amerika'yla dost olayım. Eee bu Türkiye'nin operasyonları bitsin diye bakıyor. Bu. Yani bir terör örgütünün arkasında uluslararası emperyalist, kapitalist bir güç olmayacak da o terör örgütü ayakta duracak.
Laf. Kanser hastası için eşek sütü içilmesi uygun mudur? Normalde ehil eşek eti haram olduğundan ehil eşek etinin sütü de haram olur. Ama ehil eşek eti olmaz da ehil değilse o zaman o kimse normalde o eşek eti helal olduğu için normalde sütü de helal olur. Dikkat edin. Ehil eşek eti yasaklanmıştır. Bu da nerede? Hayber'in fethinde. Hayber'in fethinde Yahudiler gelir muasar altındadır Hayber. Derler ki ey Muhammed şu ashabına söyle bizim eşeklerimizi tutup kesip yiyorlar. Aç ashab. Aç ashab. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hayber Yahudilerinin bu isteğine karşı çıkmaz. Savaş hukukudur. O tarımla uğraşan, çiftçilikle uğraşan kimselerin o ehil eşek etlerini yasaklar.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Eşim ben ölürsem annenlere gitmeni istemiyorum. Eğer gidersen sana hakkımı helal etmiyorum diyor. Böyle bir söylemeye hakkı var mıdır? Ben ne yapabilirim bu durumda? Yani bir kimse erkek vefat ederse hanımına karşı nikahı düşüyor. Adam hala da öldükten sonra hanımının üzerine hükmetmeye çalışıyor. Bu benim dedeme benzemiş. Benim anne dedem vardı. Anneanneme demiş ki ulan demiş bak sakın ha demiş. Ben öldükten sonra evden bir yere ayrılmayacağım. Demiş işte Neriman'a da mı gitmeyeyim? Bir tek Neriman'a gideceksin demiş. Başka hiçbir yere gitmeyeceksin demiş. Ben anneanneme yalvarıyorum. Anneannem hasta. Anneanne hadi seni Bursa'ya götüreyim. Haa oğlum deden darılır diyor bana.
Haa anneanne dedim ya dede mi kaldı dedim ya. Öldü gitti kemikleri bile kalmadı. Aaa oğlum dedi. Oradan bile kızar o bana dedi. Bu ona benzemiş. Allah iyisin inşallah. Eşim ve ailesi, eşimin kendi annesi, ailesi ve akrabaları olduğu zaman bir bayrama, bir sılayı rahime müsait olsak da olmasak da her zaman katılıyorum.
Ama benim ailem ve kendi akrabalarım düğün, cenaze, hastalık, sılayı rahman katılmıyorum. E şimdi sizin derslerinize gelip gidiyor. Burada kadının hakkı nedir? Kadının ne yapması gereken? İşte böyle bir tane çıktı şimdi diyelim. Şimdi bütün tekkeye biz şimdi Tukak'a mı ilan edeceğiz? Erkek kardeşler dengeyi gücekler. O kadının da akrabalarının düğününe, nişanına, herhangi bir sosyal faaliyetine gitmeye hakkı var.
Bunu hak olarak görecekler. Dinen benim istediğim yere gidecek. İyi tamam güzel kardeşim de evde bir huzur olmasını istemez misin? Bir tatlılık olmasını istemez misin? Buradan intikam almaya çalışmayacak erkekler. Zavallı adamlar buradan intikam almaya çalışırlar. Zavallı adamlar böyle işte kendilerince bir şey olur. Seni annene göndermeyeceğim. Seni şuraya göndermeyeceğim. Sana bunu göndermeyeceğim. Hani böyle kendince yasaklar koyuyor. Kendince böyle iltimatomlar yağdırıyor. Bunlar zavallılıktan kaynaklanıyor. Zayıflıktan kaynaklanıyor bunlar. Kimlik ve kişilik olarak zayıf. Hani aynı şeyi çocuklara da yaparız ya biz. Çocuğa bir şey alırız.
Bundan sonra sana bir şey almayacağım. Neden? Ceza veriyor. Veya çocuğa alınmıştır bir şey ya. Bir şey alınmış ona. Onun elinden alıyor onu. Ceza. Eğitim bu değil. Anlat. Bir daha anlat. Siz diyeceksiniz ki ya sonu bir daha anlat. Bir mümin kimse bunlarla cezalandırmaz. Anlatır. Tebliğ eder. Anlatır. Tebliğ eder. Bir erkek eşini böyle cezalandırmaz. Bir kadın bunu düşünmemeli. Beni kendi akrabalarımın bir şeyine götürmüyor. Beni kendi akrabalarımın herhangi bir faaliyetine ortak etmiyor.
Burada kasıtlı davranıyor diye bir kadın bunu düşünmemeli. Bilhassa sufilerin eşleri. Sufilerin eşleri böyle zulmedemez. Zulmetmeyiniz. Allah muhafaza eylesin. Evet. Adım adım mı gidelim soru sahibi. Hazır olun fırtınaya. Bilmiyorum aynı soru değil herhalde. Dedi ki ben bir soru hazırlıyorum bırakacağım mikrofonu gideceksin oradan dedi bana. Şimdi geldiğinde dedim dedim o sorular mı değil dedi bir daha değiştirdim dedi. Demek ki onlar hazır duruyor orada. Mikrofonu bırakıp gideceğim sorular hazırlanıyor. Arkası yarın gibi bekleyin. Andolsun biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik.
Ve onlarla beraber kitabı ve ölçü teraziyi gönderdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler ve kendisine büyük bir kuvvet ve insanlara faydası bulunan demiri indirdik. İnsanlar ondan faydalansın. Hadid 25. ayet. Kitap, terazi, demir. Başlık böyle. Kitap, terazi, demir. Konu başlığı gibi. İŞİD, El-Kaide, Taliban, Boko Haram bu liste uzayıp gidiyor. İslam adına, dini otorite, iktidar kurma adına hayatı yaşanmaz hale getiren partiler, cemaatler yok mu? Var. Soru işareti bu. Böyle adım adım gidelim değil mi?
Var. Gerçekten din adına bunlar ne yazık ki utanılacak şeyler. Bunun içerisinde Taliban'ı bir tek tırnak içerisine alacağım. Eğer bunun başlangıç noktası, başlangıç noktası. Buraya bir tırnak içerisine alayım. Afganistan'a müdahale eden İran, Rusya ikilisiydi. İran, Rusya ikilisi Afganistan'a müdahale etti. Operasyon yaptılar. Ve Afganistan'a müdahale ederken o zaman için Afganistan'ın başındaki devlet başkanı Rusya'yı davet etti. Ve Rusya askeri olarak, İran'da siyasi ve dini olarak Afganistan'ı, Afganistan'ı işgal ettiler. Yerel halk, yerel halk ilk etapta bu Rus iskaline karşı savaş açtı.
Ardından, bu yerel halk, Amerikan güdümüne girdi. Amerika bunları destekledi. Amerika'nın bunları desteklemesinin sebebi, o gün için Rusya'yı mağlup etmekti. Uzun süren oradaki savaş, Rus ekonomisini çökertti. Ve Rusya, Afganistan'da battı. Ve doğulmak zorunda kaldı. Ama Afganistan'da o yerel halk, sonradan kendi içerisinde tekrar anlaşmazlığı düşüp, birbirleriyle savaşmaya, yiyişmeye başladılar.
Bunun içerisinde gizli örgütler var, bir sürü şeyler var bunların içerisinde. Ve sonradan bunlar işin ucunu kaçırdılar. Şimdi, öyle ya şimdi. Şimdi de Afganistan'ın başında Karzai denilen, Amerika'dan paketlenip getirilmiş bir devlet başkanı var. Amerika'dan paketlendik getirildi o. Amerika'dan paketlediler, getirdiler, sen burada devlet başkanısın dediler. Şimdi oradaki yerel halk, Karzai ve oradaki işte ne diyorlar ona uluslararası güç götürdüler ya oraya. İttifak kuvvetleri mi diyorlar ne diyor? İsaf. İsaf mı? Evet. Onlarla şimdi mücadele ediyorlar orada. Bakın onlarla mücadele ediyorlar. Bu mücadele yöntemleri, bakın bu mücadele yöntemleri İslam hukukuna uygun mu?
Dışarıdan izlediğimiz kadar değil. Sivilleri öldürüyorsanız uygun değil. Ama genel olarak IŞİD, kurucusunun kim olduğu belli değil. Felsefesinin ne olduğu belli değil. El-Kaide, kurucusunun ve felsefesinin ne olduğu belli değil. Boko Haram, kurucusunun ve felsefesinin ne olduğu belli değil. Sivilleri katlediyorlar, sivilleri katlettikleri müddetçe hiçbir zaman İslami olamazlar. Hiçbir zaman. Hiçbir zaman. Bakın hiçbir zaman diyorum. Bir kimsenin elinde silah var ise ve o silahı sivil bir kimseye doğrulttuysa o terör örgütüdür. İslam adına bunların yapılması uygun değildir, caiz değildir. Mesela Sünni, Sünni demek hukuki demektir.
Sünni İslam anlayışı buna müsait değildir. Hanefi'den buna fetva bulamazsınız, Şafi'den bulamazsınız, Maliki'den bulamazsınız, Hanbeli'den bulamazsınız. Ne yaptılar İslam dünyasında? Ne yaptılar? Yaptıkları şey şu oldu. Mezhepleri inkar yoluna götürdüler. Şimdi IŞİD, El-Kaide, Taliban, Boko Haram gidin.
Selefi, Vahabi çizgisindedirler. Mezhepleri inkar ederler. Aynı şeyi Türkiye'de uygulamaya çalışıyorlar şimdi. Türkiye'de de televizyonlarda yerel halkın içerisinde harıl harıl çalışıyorlar. Ne yapıyorlar? Mezhepleri bizi inkara götürüyorlar. Çünkü kendilerince, kendi siyasi düşüncelerince yeni bir oluşum oluşturmak istiyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Bunun yanında, dünya üzerinde bu tip partiler var mı? Cemaatler var mı? Tarikatlar var mı? Oluşumlar var mı? Evet. Ama bunların neş-i nevab olduğu, yetiştiği yerler, dikkat edin. Mezheplerin inkar edildiği, tasavvufun inkar edildiği yerlerdir. Kendilerine başka zemin bulamazlar çünkü. Peki bunu yaparken Kur'an'ı kaynak göstermelerine ne demeli? Evet, işin en enteresan noktası da bu zaten. Zulmedenler, din adına zulmedenler, din adına insanları aldatanlar, din adına sivilleri katledenler, kendilerince, kendi dairesinde Kur'an'ı kendilerine kaynak gösteriyorlar, rehber gösteriyorlar. Ve kendilerince bir ayet-i kerimeye alıp, o ayet-i kerimenin nüzül sebebine bakmadan, o ayet-i kerimenin o güne kadar tefsiri noktasındaki geleneğine bakmadan, o ayet-i kerimenin niçin indirildiğine, neden indirildiğine, işevinin ne olduğuna bakmadan,
kendilerince yeni bir mana veriyorlar. Evet. Onun uygulamasına da bakmıyorlar. Ve bunlar zaten ne yazık ki bazı cahiller tarafından hani var ya, bize yalnız Kur'an yeter. Hadis-i şerifleri inkar edenler, sünnet-i Resulullah'ı inkar edenler, yani mezhepleri inkar edenin bir çıt üstü, hadisleri inkar ediyorlar. Bir çıt üstü, Kur'an'ı kendi kafalarına göre yorumlamaya başlıyorlar. Bunu da kendilerince ilim olarak görüyorlar. Bir başkası bunu alıyor, bu sefer yanlış düşünceye sahip olan, terör örgütüne, teröre meyyal olan veya uluslararası deccalist sisteme hizmet eden, uluslararası kapitalist sisteme hizmet eden, satılmış kalpler ve beyinlerin sahipleri, Kur'an'ın ayeti kerimelerini eğip büküp kendilerine yol buluyorlar.
Ve bunu Kur'an'la yapıyorlar. Bunu Kur'an'la yapıyorlar. Onun akabinde bir hadis-i şerif söylemiyorlar. Oysa Kur'an'dan bir ayet söyleyen kimse, o ayetin açılımı olan hadis-i şerifi de arkasından nakletmeli. O hadis-i şerifle beraber ilk selefin, ilk selefin o ayete ve hadis-i şeriften çıkarmış olduğu manaya dönmeli.
Eğer siz ondan yeni bir mana çıkaracaksanız, yeni delillerle mana çıkarmanız gerekir. Yani, o ayet-i kerimenin açılımı olan bir hadis-i şerif bulmanız gerekir. Eğer yeniden ona bu tarih içerisinde, devirler içerisinde, her an kendini yenilebilecek noktada olan Kur'an, kendisini yenilerken, Hz. Muhammed Mustafa'nın hadis-i şerifleriyle yeniler. Yani onu yenilerken, onu yenileceğim, yeni bir mana vereceğim diyen kimseler, hadislerin ışığında onu yenilemeli. Kur'an bu manada mana itibariyle kendisini yeniler mi? Evet. Ama bu yenilemenin, Kur'an ve sünnet adabı, erkanı, kuralları içerisinde yenilenmeli. Vahye dayanmalı. Eğer vahye dayanmıyorsa, vahye dayanmıyorsa, o zaman burada sıkıntı doğuyor.
Bilgi dini bilgiyse, bilgi dini bilgiyse, vahye dayanmalı. Ama, bir kısım akılperest insanlar, vahyi bırakıp, aklı kendilerine, aklı kendilerine ilah edindiklerinden, gizli veya açık, vahyi dururken, akla tevessül ediyorlar ki, ümmetin içerisinde, fesat çıkarıyorlar. Oysa din, vahye dayanır. Vahiy, birinci derecede Kur'an, ikinci derecede, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sünnetidir. Üçüncü derecede ilhamdır. Ama ne yazık ki, vahye, hem kitabı olarak, hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gönlüne gelen olarak, ve aynı zamanda da ilhama, yani velilerin kalplerine, tecelli eden Allah'ın, temiz ilmi, dayanmadığından dolayı, ne yazık ki akıllarını putlaştırıp, İslam aleminin, başına, bela açıyorlar.
diyorlar. Bu bize önce çok hoş geliyor. Televizyonda birisi çıkıyor, bize o kadar tatlı geliyor ki, biz Kur'an'a bakarız diyor. Bize Kur'an yeter diyor. Bu bize o kadar hoş bir söz geliyor ki, Hz. Ali radiyallahu an hazretlerinin karşısına çıkan hariciler gibi. Hani hariciler de diyorlardı ya, biz Kur'an'a bakarız. Ey Ali seni de katlederiz. Hz. Ali radiyallahu an hazretlerini Kur'an'a uymamakla suçladılar ve onu şehit ettiler. Kim? Yalnız Kur'an diyenler. Dikkat edin. Dikkat edin. Hz. Ali radiyallahu an hazretlerini şehit edenler, bugünkü selefi vahabi çizgisinde olan hariciler. Bunların şimdi Türkiye'de ve dünya üzerindeki profesördi, doçentdi, dini araştırmacıdı, din alimiydi, vaazdi, cemaattı, cemiyetti, partiydi, kurum ve kuruluşları var.
Bunların arkasında emperyalist güçler var. Bu emperyal güçler İslam'ın içerisindeki tertemiz inanışa ve yaşantıya katletmek istiyorlar. Çünkü bunların amaçları İslam dininin içini boşaltmak. Karşısında az ye, az uyu, az konuş, az harca. Karşısında içki aram, kumar aram, zine aram, lutilik aram, eşcinsellik aram diyen kocaman bir din var. Bunun içini boşaltması lazım. Bunun içini bir taraftan terör örgütleri kuraraktan, bir taraftan o terör örgütlerine fikri destek verecek profesördi, doçentdi, din alimiydi, araştırmacıydı bunları hazırlayaraktan. Bir taraftan da işte satılmış, atılmış, kesilmiş bir sürü unsurlarla beraber İslam dünyasının içerisine çöreklendiler.
Bakıyoruz televizyonda veyahut da basın yayında veyahut da bir tartışma ortamında. Bize Kur'an yeter diyor. Hemen hariciler aklıma geliyor. İşte Hz. Ali Efendimiz'i şehit eden bunlar diyorum. Ne yaptı Muaviye? Aynı çizgide bunlar. Muaviye ne yaptı? Askerlerinin mızraklarına, Kur'an sayfalarına taktılar. Mızrakların önünde Kur'an sayfaları. Dediler ki, biz Kur'an'a tabi olmak istiyoruz. Tam yeniliyorlar. Kur'an bize hükmetsin. Söz bu. Muaviye'nin askerlerinin ve Muaviye'nin sözü bu. Bize Kur'an hükmetsin. Şimdi bize sadece Kur'an yeter diyenler, Muaviye'nin kalıntıları. Televizyonda var, basında var, radyoda var. Neden?
Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'in hadisleri onların oyunlarını bozuyor çünkü. Mızrakların ucunda bize Kur'an hükmetsin. Söyler misiniz bana? Mızrağın ucundaki Kur'an ne ile hükmetecek? Hariciler dediler ki, hariciler dediler ki, bunlar doğru söylüyorlar, biz bunlarla savaşamayız. Hazreti Ali Rallallahu Han hazretleri dedi ki, Kur'an'dan hüküm çıkaran dedi, imanı hakikatlerdir.
Kur'an'dan hüküm çıkaran, Kur'an hüküm çıkarılır Kur'an'dan. Kim hüküm çıkarır? Sünnet-i Resulullah'a tabi olan kimse hüküm çıkarır. Kur'an hüküm çıkarılacak bir kitaptır aynı zamanda. Hikmettir. O hikmetin birinci açılımı hadis-i şeriflerdir, sünnet-i Resulullah'tır. Ama dinlemedi hariciler. Hazreti Ali Rallallahu Han hazretlerinden ayrıldılar. Ve ondan sonra dediler ki, ya Ali sen de küfür ehlisin onlar da küfür ehli. Ya biz ikinizle beraber savaşacağız. 1400 yıl önce oldu bu. Gelin bu tarafa şimdi. Şimdi gelin. Ne diyorlar? Bize Kur'an yeter, öyle değil mi? Evet. Ne ile hükmeteceksin dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti? Kur'an'la ya Resulullah.
Bulamazsan dedi. Sünnet-i Resulullah senin sünnetinle bulamazsan dedi. Kıyas edeceğim ya Resulullah dedi. Tebessüm etti ona. Şimdi kim Kur'an'la hükmetecek? Hadis-i şerifleri inkar edenler. İyi. Size Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerime. Zinacıları zinacılarla evlendirin. Ben yaştaki Türkiye'deki Müslümanların yüzde ellisine, altmışına baksam hepsi de zinacıdır.
Büyük bir çoğun o. Hepimiz biraz zinacı hanım varacağız şimdi. Soracağız mı? Sen zinacı mısın? Değil mi? Ayet-i Kerime bu. Hadi hükmedin. Kendi kendimize hükmeteceğiz şimdi. Hükmedebilir miyiz? Şimdi baktım da arkadaşlardan o arkadaş burada mı diye.
Yok burada şu anda. O yüzden rahat konuşayım. Bir arkadaş geldi. Ben dedi çok zina yaptım dedi. Efendim ne yapacağım şimdi? Bir tane zinacı bayan mı bulacağım dedi. Güldüm ben de ona. Oğlum tövbe etti mi dedim. Ettim dedi. Tamam oğlum oğlum. Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Yürü git dedim. Yürü git dedim. Bak işine. Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Bu yalnızca bu noktada Kur'an diyenler. İşte bu Muaviye aklı. Bu harici aklı. Bu Hz. Ali efendimizin aklı değil. Bu Hz. Ali efendimizin yolu değil. Bu alelin yolundan giden ehli sünnet ve Hz. Ali kerrar hazretlerinin yolundan giden ehli beytin yolu değil. Ya bu yol haricilerle Muaviyecilerin yolu.
Hem onlar çıkarlar Muaviye ve arkasından gelenlere lanet okurlar ama kendi Muaviye'yi isteriz. Kendisi o çizgidedir. Hadisleri inkar ederekten. Hadisleri inkar edenler ya Muaviye'nin yolundan gidenler, Yezid'in yolundan gidenler öyle söyleyeyim. Ya da hariciler, Hz. Ali efendimizin yolundan gidenler değil. Siz hiçbir ateistin Müslümanları öldürün, yok yedin herkes ateist olsun dediğini duydunuz mu? Duydum ben şahsım olarak. Ama bu ölçü değil. Hatta bir ateist duydum. Bunu söylersem şimdi çok, belki de tuhaf karşılayacak size. Dedi ki, Orta Doğu'da bir, bunu söyleyen de profesör, emekli, şu anda Urla'da yaşıyor. İzmirliler bunu duymuş olabilirler.
İzmir sohbetinde orta yere geçip, Darwinist düşünceye sahipti. Şunu söyledi, İzmirliler iyi hatırlasınlar. Hastalıklar ve savaşlar çıkmalı. Ve Orta Doğu'da bu hastalıklar ve savaşlar neticesinde, işte zayıf insanlar, kimliksiz, kişiliksiz insanlar ölmeli. Bu Müslümanlar zarar veriyorlar. İzmir sohbetini İzmirlilere sorun. Bu adam Ege Üniversitesi'nden, Ege Üniversitesi'nden, profesörlükten emekli olma. Hatırlayacak arkadaşlar, bir iki tane bayanla beraber tam sohbet bitmek üzere gelmişlerdi. İzmir'deki arkadaşlar hatırlayacaklar. Oradaki sohbeti de hatırlayacaklar. Adam diyor ki, bu dünya nüfusu çok fazla. O yüzden Müslümanlar geri bir insanlık topluluğu, bunların öldürülmesi lazım.
Bunlar, belki de soruyu hazırlayan kimse bunu duymamış olabilir, ben duydum. Ama bu, o kimsenin söylediği şeylerdi. Orada olan arkadaşlar bunu hatırlayacaktır. Yani bu noktada, her iki tarafta da keskin, sivri noktada duran kimseler var. Allah uludur, Allah büyüktür, Allah bağışlayıcıdır diye bağırın ve topluma bakın. Bir gülümseme ve eyvallah görürsünüz. Peki Allah'a ekber diye bağırın ve sonucu görün sağa sola kaçışan insanlar. Evet ne yazık ki, bu son 15-20 yıldan beri bu hale geldi. Bunu, bu terör örgütlerinin üzerinden toplumları ve devletleri dizayn etmeye çalışanlar, ne yazık ki böyle bunları kullanıyorlar. Bunların olması, illaki Müslüman olması da şart değil.
Biliyorsunuz bir yargıtay baskını mı bir oldu, yargıtayda bir avukat mı ne şimdi içeride ya. Birkaç tane orada yargıtay hakimi mi danıştayda mı ne orada bir vurmaya kalk dedi, o da Allahu Ekber dediydi içeride öyle değil mi? Ama sonradan görüldü ki adamın İslami bir cenahla, yerle hiçbir ilgi alakası yok. Allah'tan ki adam yakalandı gitmezden önce. Yakalanmasaydı Türkiye'de ihtilal sebebi olacaktı o. Bakın onun arkasında Türkiye'de ihtilal vardı. Ama ne yazık ki böyle kullanılanlar var. İllaki hepsini böyle gizli servislere atfetmek yanlış. Bir tanesi gizli servistir, o hücreyi kurar. Geri kalan saf, geri zekalı, embesil cihat ettiğini zannediyor.
Var, var. 28 Şubat'ta da benim yanıma çok gelir giderlerdi. Hocam cihat edelim siz milleti uyuşturuyorsunuz bakıyordum ben. Hocam cihat edelim siz milleti uyuşturuyorsunuz diyen sonra beni içeri aldıklarında karşımda. Evet. Emniyet müdürlüğünde karşımda benim. Tebessüm ettim. O tanımadığımı zannetti. Dedim ne güzel ya. Gel dedim siz milleti uyuşturuyorsunuz cihat edelim deyin. Ondan sonra 28 Şubat'ta beni sorgulayan ekibin içinde. Evet. Böyle ama bu.
Sonra dedim sen Mossad ajanı mısın dedim sustu. Sen Mossad'da mı çalışıyorsun dedim. Sustu. Bunlar böyle bir şeydir. Böyledir. Böyledir. Çok böyle takva gibi görünürler. Oy ondan iyi bir müslüman yoktur. Ondan cihatçı bir kimse yoktur. Aldanma. Sakın ha. Bu fakir çok gördü öylelerini. Çok gördü. Çok gördü hem. Sakın ha. Ne kadar sufi görünür böyle. Allah Allah. Ondan sufisi yoktur. Aldanma. Ne kadar böyle büyük takva sahibi görünür. Sakın ha.
Yanı başındadır hem bir de. Vergi dairesinin bana sahte fatura adına yazmış olduğu raporlar Bursa'da başka bir arkadaşın dükkanında arkadaş gösteriyormuş. Bizim arkadaşlara Mustafa abiniz bu yakında cezaevine girecek diye. Raporlar bana teslim edilmesi lazım. Tebliğ edilmesi lazım. Bana tebliğ edilmeyen vergi inceleme raporları Bursa'da. İsim vermeyeceğim. Eskiler bilirler. Her dükkanına giden arkadaşa gösteriyormuş. Diyormuş ki Mustafa abiniz yakında içeri girecek. Böyledir bu işler. Yanı başınızdaki kimse satar sizi. Niye sattığını bilemezsiniz. Onun da artık bir kaçakçılığı mı vardı.
Onun da artık bir saklı gizli bir şey ismi vardı. Onu nereden yakaladılarsa onu bir yerinden yakalamışlar. O da her dükkanına gideni gösteriyordu. Arkadaşlar da gelip bana söylüyorlardı. Diyorlardı ki ya filanca x abi de çarşıda zengin bir abidi. Abi böyle böyle senin vergi raporların vardı. Onda mı diyordum ben? Onda. Ben resim tamamlıyordum. Bu raporların bende olması lazım. Bana tebliğ edilmeyen rapor onun elinde. Kim verdi onun eline? Kim verdi? Kim operasyon yapmak istedi? Sonra 28 Şubat'ta içeri aldıklarında da bana dediler ki senin ona da borcun var.
He var dedim. Benim senedim var onun elinde dedim. Resmi tamamladım. İçeride beni sorgulayan kimsenin benim borçlarımdan nereden haber olacak? Onun haberi varsa o onunla görüşüyor. Öyledir ama. Birisi senin eline bir CD verir.
Sen o CD'yi yayınlarsın. O CD başkası vermiştir onun eline. O yayınlayan kimse kendince iş yaptım der. Muhteşem bir şey yaptı. CD yayınladı. Birinin yanlışını deşifre etti yani. İyi kardeş o CD'yi sen mi çektin? Hayır. Birisi çekti senin eline verdi öyle değil mi? Evet sen onun adamısın. Şimdi siyaset yaptığımı söylemeyin. Türkiye'de de CD'ler kol geziyor ya. Birileri de yayınlıyor onları. Ya diyorsun bu ne iş? Biz dinlemedik.
E kim dinledi? Birisi dinledi sana verdi. Demek ki sen onun emrindesin. Birisi benim vergi dairesinin ha ben bundan normalde mahkemeyi kazandım ha bunda haberiniz olsun. Yani o usulsüzlüklerin hepsinin de yanlış olduğuna dair hepsinin de mahkemelerini kazandım. Hepsinin de. Hepsinin mahkemesini kazandım. Ama kim verdi bunu senin eline?
Sen neye binaen sattın beni? Evet. Allah bizi affetsin. İşte böyle Allahu Ekber sözünü ve dini istismar edenler çoğaldıkça biz böyle bunlara ne yazık ki bunların önünde hep böyle savunmada geçiriyoruz ömrümüzü. Kimse bana onlar bizden değil Kur'an okumuyorlar demesin çünkü en büyük dayanıkları ayetler. Evet doğru. Ben onlar bizden değil şöyledir böyledir deme noktasında değilim. Bunlar ne yazık ki işte. Ne yazık ki. Bizim içimizdeki satılmışlar. Bizim içimizdeki hainler. Bizim içimizdeki ahmaklar. Hani ayeti kerimede var ya içimizdeki ahmaklar yüzünden bizi de cezalandırır mısın ey Rabbim. Evet.
Öyle. Bakın. Hadis-i şeriflerden, hadis-i şeriflerden o Kur'an'ın anlamını ve açılımını almadığımız müddetçe biz bunlarla hep karşılışacağız. onlar bizden değil bunlar Müslüman değil demeyin bal gibi bizden bal gibi Müslümanlar. Evet. Ben asla bunlar bizden değil demiyorum zaten hiç. Diyenler var. Yok kardeş. Bu imalat hataları bize ait. Burada bir arkadaşta bir eksiklik çıkınca ben ne diyorum bu imalat hatası bana ait. Suç benim. Çünkü biz o arkadaşı düzgün bir şekilde eğitim verememişiz. Burada bahçede bir yanlışlık yaparlarsa burada yanlışlık yaparlarsa dergâhta yanlışlık yaparlarsa bu kendimizce bizim.
Kendi dairemizde. Bunu ben kendi üzerime alıyor muyum? Evet. Bu imalat hatası bize ait. Yahu kimse nefsine uydu. Öğretememişiz demek ki düzgün bir şekilde. Öğretebilmiş olsaydık, anlatabilmiş olsaydık bu imalat hatası olmayacaktı. Bir örnek. Şu an ülkemizdeki bir partinin kongre pankartı. O mümin ki kafirlere karşı şiddetli, Müslümanlara karşı şefkatli olanıdır. Evet. Ayet-i kerime bu. Müminler onlardır ki kafirlere karşı şiddetli, müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir. O müminler ne yazık ki tersi. O müminler müminlere karşı şedid. Kafirlere karşı yumuşaklar. Bu hangi kafir? Seninle savaşmaya gelen kafir. Bu hangi kafir?
Senin topraklarına, senin dinine, aklına, namusuna tasallut olmaya kalkan, tasallut olmaya uğraşan kafir. Yoksa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu ayeti kerimeye bakaraktan Medine-i Münevvere'deki Hristiyanları, Yahudileri katletmeye kalkmadı. Bu ayeti kerimeye bakaraktan İslam dünyasında hür bir şekilde yaşayan, hür bir şekilde bütün insani ve dini hürriyetlerine verilmiş olan Hristiyanları ve Yahudileri katletmedi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uygulamasında yok. Niçin Hz. Muhammed-i Mustafa'nın uygulamasına hep atıfta bulunuyorum? Çünkü Allah dini onun üzerinden tecelli ettirdi. O ayeti kerime ne manaya geldiğini biz Muhammed-i Mustafa'dan öğreneceğiz sallallahu aleyhi ve sellemden. O alemlere rahmet olarak gönderildi. Ondan öğreneceğiz. Eğer onun neyi nasıl anlayıp neyi nasıl yaptığına bakmazsak o zaman müminlere karşı şefkatli merhametli kafirlere karşı şedid deyip biz çevremizde ne kadar işte kendimizce kafir gördüğümüz kim varsa ondan intikam alıcılardan oluruz. Bu İslam değil. Bu İslam değil.
Bu ayeti kerimeyi böyle anlayanlar Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sünnet-i seniyyesine ve hadis şeridlerine karşı çıkanlar. Bir tane örnek gösteremezsiniz. Bir tane örnek gösteremezsiniz Hz. Muhammed-i Mustafa'nın hayatından. Bir tane bakın. Hatta gelir ya ölümüne yakındır. Necranlı Hristiyanlar din tartışırlar. Hz. Muhammed-i Mustafa'yla sallallahu aleyhi ve sellemle. En sonunda iş lanetleşmeye dayanır. Meşhurdur ya bu mesele. Ama o necranlı Hristiyanların başındaki papaz ey Muhammedler sallallahu aleyhi ve selleme. Biz ibadet etmek istiyoruz. Bize bir ibadethane göster. Mescid-i Nebevi'nin kapısını açan. İbadetinizi burada yapınlar.
İslam bu. Onlar orada kaldıkları müddetçe Mescid-i Nebevi'de ibadetlerini yerine getirirler. Ben bazen derim Hristiyan bir topluluk gelse orada bir kilise olmasa dese ki bize bir ibadethane gösterin. Biz ibadet etmek istiyoruz. Kim camiyi açar? Tabi böyle söyledim ya Harun Hoca açar da.
Ama bir başkası açar mı? Açmaz. Bizim Orhan Hoca var. Hani İzmir'deki. Bir gün Tokat'a gittiğinde Tokat Alevilerine orada konuşurken demiş ya. Bursa'da bir tekke var demiş. Dede Efendi demiş enteresan bir kimse. Gelin orada semah yapın demiş. O da demiş ki ya müsaade etmezler onlar. Bana söyledi ya ben senin adına böyle dedim. Doğru demişsin hocam dedim. Gelsinler bir gece dedim. Hem bize orada sohbet etsinler hem de semah etsinler dedim. Gelsinler bize. Hem sohbet etsinler hem de semah etsinler dedim. Ya gerçek mi söylüyorsun ya dedim. Evet dedim. Gelsin onların dede efendileri dedim otursun kürsüye. Bize sohbet etsin. Aynı zamanda sohbetten sonra dedim semah dönsünler.
Tekke açık dedim. Ya beni heyecanlandırdın ya dedi. Ben heyecan adamıyım hocam dedim. Bizim dedin nereden eşeceğimiz belli değil. Aramış Tokat'taki Dede Efendi'yi. Demiş gel böyle böyle davet ver. İnanamıyorum demiş ya. Sünnilerden böyle insan var mı? Ya dedi inanamıyorum dedi. İnanmıyor dedi. Dedim yok hocam inansın gelsin dedim ya. Bir semah vursunlar biz de onlarla beraber semah vuralım. Bizim dedim bu noktada bir şeyimiz yok. Bizim pirimiz Hacı Bektaş Veli Hazretleri. Evet. Bizim dergahımızın piridir Hacı Bektaş Veli Hazretleri. Biz hatta şunu diyebilirsiniz. Ayakta duran Bektaşi dergahı diyebilirsiniz.
Bütün pirler pirimizdir. Bütün pirler. Soruyorlar bana hangi tarikattansınız diye hepsinden izliyorum. Ben bakıyor öyle. Hangi birini sayalım? Bir semaya çıkıyoruz. Hepsi beraber semaya geliyorlar. Ne yapayım? Gelen gelene. Hepsi de bizim pirimiz. Başımızın tacı hepsi de. Eminim ki bir işit minitanın bu sözlerle kendini savunuyordur. Savunuyordur evet. Ama ne yazık ki işitçiler kafirlerle mücadele etmiyorlar. Ya işitçiler Allahu Ekber deyip Müslümanları katlediyorlar. İşitçiler Allahu Ekber deyip Müslümanları şehit ediyorlar. İşitçiler Allahu Ekber deyip camilere saldırıyorlar.
Evet. Acı. Ama bu. Bu. Allahu Ekber deyip canlı bomba patlatıyor kendini. İntihar etmek haram kafir olarak ölecek. Göz göre göre ölüme gidemez. Hanefi'ye göre. Bir kimse öldürüleceğini bile bile bir yere gitse o kimse kendince öldürüleceğini bile bile gittiğinden katledildi. Kendi kendini katletti. Haram. Bir komutan askerini bile bile ölüme gönderemez. Haram. Bir komutan askerinin zayiat vereceğini bile bile ona emir veremez. Haram. Açın Serasi'nin pardon İmam Muhammed'in İslam devlet hukukunu. Okumaz ki kimse.
Bunları yapanlar mezhepleri inkar ediyorlar ya. Ne okusun İmam Muhammed'i? Okumaz. Hadisleri de inkar ediyorlar. Hadisleri de okumazlar. Okumazlar. Müslümanların tek kurtuluşu var. Müslümanlar ayet ve hadislerin ışığında bir din yaşamadığı müddetçe her türlü teröre, her türlü sapıklığa ve sapkınlığa açık olurlar. Müslümanlar başka ilaç peşinde koşmayacaklar.
Size tam ortaçağ zihniyeti iki örnek vereyim. Bir, savaşta siviller de öldürülür. Eğer masumlarsa zaten cennete giderler. Kim mi demiş bunu? Dünya İslam Alimleri Birliği Başkanı Yusuf El Kardavi. İşte bu İslam hukukunda olmayan bir söz. Siz savaşta siviller de öldürülür. Eğer masumlarsa zaten cennete giderler diye. Ne İmam Azam'dan, ne İmam Şafi'den, ne İmam Malik'ten, ne de İmam Muhambeli'den bir fetva getiremezsiniz. Ne Serahsi'nin mepsutunda bulabilirsiniz. Ne fetvayı Hindiyede bulursunuz. Ne de İmam Muhammed'in İslam devlet hukukunda bulabilirsiniz bu fetvayı. Bulamazsınız. Bulamazsınız. Bunu Orta Doğu'daki, Filistin'deki bilhassa Orta Doğu'daki yeni türemiş alimler bu fetvaları veriyorlar. Bunları, bunu bakın bu, bu ölçüyü kaç kişinin evinde vardır kişinin İmam Muhammed'in İslam devlet hukuku yoktur.
Gidin bakın bulamazsınız bunu. Ama Orta Doğu'daki, Aşağı Mezopotamya'daki şimdi yeni türemiş 40-50 yıldan beri İsrail vahşetine karşılık, İsrail vahşetine karşılık yanlışa yanlış da cevap veriyorlar. Yanlışa yanlış da cevap veriyorlar. İsrail orada bir terör uyguluyor. Filistinlileri katlediyor. Sürmüyor. Katlediyor. Anlatabildim mi? Sürmüyor. Katlediyor. Niçin? Sonu gelmesin. Sürse tekrar onların geri dönme ihtimali var. Katlediyor. Bu sefer o katliama karşı da oradaki alimler, oradaki alimler kendilerince bunlara fetva vereceğiz diye uğraşıyor. Yanlışa yanlış da cevap veriyorlar.
Allah bizi affetsin. Bir savaşta sivilleri katletmek yoktur İslam'da. Kadınlar, çocuklar, elinde silah olmayanları siz katledemezsiniz. Savaş meydanına çıkmamış olanları katledemezsiniz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiçbir savaşta almış olduğu esirleri katletmemiştir. İslam'da esir katledilmez. İslam savaş hukukunda yoktur. Esir katledilmezken sivilleri nasıl katledersiniz? Mümkün değil. İslam savaş hukukunda yok. İki, Katharlar Avrupa'da bir topluluk. Manihezim ve benzer bir yaşantıları var. Biraz da Budizm. Herkesin bizim melamelikteki gibi melamet hırkasını giyerek bir iş sahibi olması gerekiyor. Çocuklar herkesin çocuğu.
Ceza yok. Toplumdan uzaklaştırma var. Özel mülkiyet yok. Yok edildiler. Hristiyan statükocular tarafından. Nasıl mı? Kılıçlarından kan damlayan baronlar zırhlarını şakırdataraktan geldiler. Baş papazın huzurunda diz vurup sordular. Katarları korumak isteyen halk, Katolikliği ile Yahudisi ile çoluk çocuk hep birlikte kadedrele sığındılar. Tanrı'nın kullarıyla Katarları nasıl ayıracağız? Soru. Katarlar üstüne Haçlı seferlerini Roma adına yöneten baş papaz şöyle der. Hepsini yakın Tanrı kendi kullarına ayırır. Bezi Erz Katliamı 1209 Ne farkımız var? Evet. Böyle düşünüyorsak, böyle yapıyorsak gerçekten ne farkımız var? Bunu İslam adına yapanların ne farkları kaldı?
Camilere, kiliselere, havralara savunan, sivilleri katleden yakanla bu cahil, barbar Romalılarla aramızda ne fark kaldı o zaman? Bir fark kalmadı. O zaman biz gerçekten Kur'an ve sünnet tarihsindeki bir İslam'ı yaşamaya, anlamaya muhtacız. Tarihteki medeniyetlerin kaderlerinden edindiğimiz acı tecrübe, toplumların dünya ile ahiret, manevit ile maddiyat, beden ile ruh, ilim ile din, insanlığın daima hastalıklı ve kusurlu yapan, yoksunluk ve sapkınlık hastalığını düşüren, realizm ile idealizm arasında gidip geldiğini göstermektedir.
Ali Şerati Felsefi, kötümserlik, karamsarlık ve ümitsizlik çağımızın ruhunu ve düşüncesini tahrip etmiş ve günümüz dünyası aydınlarının umumi dini olmuştur. Frans Fenonu, dünyayı yeniden planlama cesaretine sahip üçüncü dünya bilginlerine mesajı şudur. Yoldaşlar, artık Avrupa'yı konuşmaktan mide bulandırıcı maymunum su taklitten vazgeçelim. Dostlar, yeni bir düşünce yaratmamız ve yeni bir insan icat etmemiz gerekir. Böyle bir insan tasviri nasıl olacak? Gecenin zahidi, gündüzün aslanı mı? Batıda okuma, yazma bilmeyen Spartaküs, Sokrat, Platon ve Aristo'larla dolu bir akademiden, Doğu'da Ebu Zer, İbni Sina, İbni Rüşt, Molla Sadrı'dan daha faydalıdır. Çünkü toplum ve medeniyetin altyapısını, felsefe, ilim, sanat, edebiyat değil, ideoloji ve iman oluşturur.
Ali Şerati Evet, böyle bir insan tasviri nasıl olacaktır? Biz bu çağda nasıl bir insan görmek istiyoruz? Biz kendimizin nasıl olmasını istiyoruz ama neyiz? Nasıl olmamızı isterken bizim pro tipimiz kim? Biz nasıl bir mümin olmamız gerekirken bizim önümüze koyacak olduğumuz pro tipimiz kim?
Bir müslüman olarak. Önce bir insan olarak nasıl bir insan olmak isterdiniz? Sufiler bir şeyi kendilerine sorarlar önce. Hani var ya meşhur ya hadis-i şerif, kendisini yapılmasını istemediğin şeyi bir başkasına yapma. Bir, biz ideal noktasında kendimizi nasıl bulmak istiyoruz, görmek istiyoruz ve görmek istediğimiz kendimizin pro tipi kim?
Sakın hiç kimse bana Muhammed Mustafa demesin. Bizim içimizdeki arkadaşlar, kardeşler hepimiz dahiliz buna. sebep, biz Muhammed Mustafa'yı bu noktada fikir olarak, edebiyat olarak, anlatma olarak pro tipimiz yaşamak olarak değil. Zaten İslam dünyasının kendi içerisinde, İslam dünyasının bizi ilgilendiren sufiler içerisinde en büyük handikap bu. Biz 300 tane 500 tane hadis-i şerif ezberimizde var. Ama bunun kaç tanesi bizim yaşantımıza tecelli etti? Bizim hadis, hadis veya ayet bilmemiz bizim gerçeğimizi değiştirmiyor. Biz bu ayet ve hadis veya fıkıh bilgimizde biz neyiz? Ne olmak istiyorduk da ama neyiz?
Sıkıntı burada. Yoksa ben burada çıkıyorum, kale ya Resulallah okuyorum burada. Ama ben kendi özel hayatımda, kendi özel yaşantımda, birinci dairede, ben o pro tipin nesini yaşıyorum? Bildiğim hadislerin kaç tanesini hayatıma tecelli ettirdim? Bildiğim ayet-i kerimelerin kaç tanesini hayatıma tecelli ettirdim? İdeal insan tiplemem benim Muhammed-i Mustafa olurken, Muhammed-i Mustafa'dan sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden anladığım ne benim? Anladığımla beraber yaşadığım ne? Bu önemli. Hem diyeceğiz ki biz, Muhammed-i Mustafa insanlığın medar-i iftirharı, yeryüzünde değil varlığa Cenab-ı Hakk'ın halife gönderdiği kimse, hem de onun hadislerinden, sünnetlerinden üzerimizde tecelli edecek hiçbir şey olmayacak.
Veya çok az olacak. Gücümüz yettiği halde yapmayacağız. Biz önce iğneyi değil çuvaldızı kendimize batıralım, iğneyi başkasına batıralım. Bizim bugün dünya insanlığının önünde pro tip insan yok. Efsanelerimiz var bizim, geçmişte yaşananlarımız var bizim. Biz geçmişte filanca yaşamış, hocam enel hak hakkında ne diyorsun, sen dedin mi?
Sen dedin mi? Sen de, o hale gel de anla. O hale gelmen için senin, o hale gelmen için varlığından geçmen lazım. Hırsından geçmen lazım. Sen önce dedikoduyu bırak, gıybeti bırak, haramı bırak. Önce yapacaklarına bak. Yok! Ben 28 yıldan beri bangır bangır bağırıyorum, 28 yıldan beri. Benim de ne kadar yaşadığım kendime sorgulanması lazım. Ümitsiz misin? Değilim. Ama Müslümanların önünde de pro tip olarak eksiklik var. Müslümanlar o pro tipi kendi üzerlerinde oluşturamıyorlar. Bakın gelen sorulara, kadın diyor ki, sizin sohbetlerinize geliyor benim eşim. Kendi akrabalarına giderken beni de alıp götürüyor. Harika!
Orada günler yaşıyoruz. Ama benim akrabalarım söz konusu olunca hiçbir yere gitmiyor. Buyurun! Biz pro tip olarak Muhammed Mustafa'yı kendimize örnek almış olsaydık, eşimizin akrabalarına da hürmet, hizmette, saygıda kusur etmezdik. Biz daha birinci dairede, kendi dairemizde, kendimizce, kendi evimizde, kendi nefsimizde bu pro tipi uygulamakta güçlük çekiyoruz.
Kendi arkadaşlarımızın arasında. Evet, insanlık yeni bir insan modeline ihtiyacı var. Ama bizi ilgilendiren birinci derecede önce Müslümanların kendilerine bir pro tip, yeni bir insan icat etmeleri lazım. Yeni bir insan. Bu yeni bir insan vahiy kaynaklı olmalı. Vahiy kaynaklıysa, vahiy kaynaklıysa. Gelin arkadaşlar. Bu şu soru, şu, şu soru bizim acımız olsun. Bizim yüreğimizi kanatsın. Ve insanlar bizleri gördüklerinde sufi olmuyorlarsa, bizleri gördüklerinde la ilahilallah Muhammeden Resulullah demekten uzak duruyorlarsa, bizleri gördüklerinde bizden kaçıyorlarsa, bizim kendi pro tipimizde problem var. Evet.
Biz Kur'an'ı anlatıyoruz, yaşamıyoruz. Biz Muhammed-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini anlatıyoruz. Yaşamıyoruz. Yaşamıyoruz. Biz evimizde yaşamıyoruz, iş yerimizde yaşamıyoruz, dergahımızda yaşamıyoruz. Sokağımızda yaşamıyoruz. Hastanemizde, postanemizde, hiçbir yerimizde yaşayamıyoruz biz. Yaşayamıyoruz. Edebiyatta çok güzeliz. Komşusu açken tok yatan bizden değildir. Be adam! Bir gece uykusuz kaldın mı? Bunu söylerken utan. Sen bir gece uykusuz kaldın mı birisinin derdi yüzünden? Birisinin derdi yüzünden bir gece uykusuz kalmadıysan bunu ağzına alma. Evet.
Anlatma bana. Bir gece uykusuz kal. Bir gece hastanenin önünde bekle. Bir gece hastanın başında bekle. Bekledin mi hiç? Ağzına alma. İşte sadaka ömrü uzatır. Hiç verdin mi? Bir fukaranın evine gittin mi hiç? Ona yardım ettin mi hiç? Ona görünmezden bir şey verdin mi? Bir arkadaşının ihtiyacı, bir dostunun ihtiyacını bildiğin halde parayı bankada, faizde tuttun mu? Tuttun. Müslüman. İhtiyacın yokken adamı sıkıştırdın mı?
Hani hadis şerifte vardı ya. Kim alacaklısını yani borçusunu sıkıştırmazsa her gün için ona cennet sevabı vardır. Hani nerede? Protipimiz doğru, biz yanlışız. Biz devasa çadırlar kuruyoruz. Ne? İftar veriyoruz orada. Harika. İftar verdiklerimizi neden iftara muhtaç kıldık diye soruyor muyuz? İftar veriyor nerede? Beş bilmem neli otelde. Ne? Bilmem ne otelinde iftar var filanca. Senin protipin Muhammed-i Mustafa ise sallallahu aleyhi ve sellem. Vallahi de, billahi de, tillahi de, tillahi de.
O otelin önünden dahi geçmez. El fahri fakri dedi. Ben fakirlerle beraberim. Sen kimlerle berabersin? Zenginlerle. Ne yaptılar? Zenginleri otelde topladılar, iftar veriyorlar. Zenginler zenginlerle. Ben bakıyorum. Allah'ım diyorum ya. Ben kendimce Müslüman oldum. Sonradan oldum. İslam'ı seçtim. Eee? Lan oğlum. Ben zaten içerken. Lan İzmir'de palet restoranında içiyordum. Zaten oraya belirli kesim gidiyordu. Eee? Ulan ben Sayonara'da gecemi geçiriyordum. Oraya da belirli kesim gidiyordu.
Ulan İslam olacağım ben şimdi, İslam oldum. Eee? Şimdi Efes otelinde iftara gideceğim. Ulan bu ne biçim iş? Bu nasıl bir iş ya? Ben bunu düşündüm ilk önce. İslami kimlikler var ya, pro tipi Muhammed Mustafa içinde yok. Kendi kendine eziklik görmüş.
Beş yıldızlı otele gitmeyi rüştünü ispat etmek olarak görüyor. Be ahmak sen Allah be! Rüştünü oz patlayacak senin. Ama yok. Arkadaş beş yıldızlı otelde iftar edecek. Bunun adı İslam olacak. Veya kamyonun üzerine koyacak arkadaşlar erzakları yukarıdan atacaklar. Ne? Zekat dağıtıyor. Adı İslam. Biz Haç'tayız iki bin beşte. Bir arkadaş önde. Ben sola çark! Arkadan bağırıyorum. Sola çarkıyor arkadaşlar. Oktay yanıma yanaştı. Dedi abi ya hakkını helal et. Dedi dikkat ettim de dedi. Böyle dedi bizi dedi tırlardan uzaklaştırıyorsun dedi. Dedim oktay.
Dedim kimse yapmaz ama içimizden biri dedim o tırlardan atılanlardan birisine elini uzatır da ondan tiskinirim diye korkuyorum dedim. Yok İslami ahlakta tırı yanaştır. Tırı yanaştırdıktan sonra oradan ekmek at, oradan su at, oradan muz at. Oradan muz at. Lan maymunlara batıyorsun. Ahlaksız! İnsanların da elleri havada bir tane yoğurt kapacaklar. Nereye gelmişler? Hacca. Hac yol bulabilene, oradaki masraflarını, oradaki ihtiyaçlarını görebilene farz. Eğer senin bir kase yoğurda ihtiyacın varsa çıkma yola. Sen bir kase yoğurda elini uzatacaksan bir tane oradan maymunlara muz atar gibi birisi muz atacak diye elini muza uzatacaksan vallahi gitmem billahi gitmem. Ama gideriz ki.
Gideriz. Fotoğraf çekiyorum. Köprünün altında yatıyor Müslümanlar. Kenarlarda rezil zebil bir şekilde yatıyorlar. İslam bu değil diyorum kendi kendime. Fotoğrafları çekiyorum. Böyle koyacağım şeye altına da yazacağım. İslam bu değil diyeceğim. Kendi kendime utanıyorum. Kendi kendime utanıyorum. Diyorum ki ya bir Müslüman böyle olmamalı. Bunu nasıl yayınlayacağım şimdi diyorum. Ve diyorum buna bakan kimse İslam'dan soğuyacak. Müslümanlıktan soğuyacak. Diyecek ya bu mu sizin dininiz? Diyecek ki ya sizin en kutsal kendiniz Kabe. Ve Kabe'nin etrafı pislikten geçilmiyor. Sokaklarda pilav yemişler, tavuk yemişler, bir şey içmişler, atmışlar atmışlar atmışlar atmışlar.
Çöpün üstünde yürüyorsunuz. Oktay çöpün üzerinde gitmedik mi şeytan taşlamaya? Demedin mi? Dedim ya çöpün üstünde gidiyoruz ya çöpün üstünde. 2005'te çöpün üstünde şeytan taşlamaya gidiyoruz. Çöpün üstünde arkadaşlar. En gördüğüm acı şey neydi biliyor musunuz? Birisi pet şişenin içeni bevletmiş atmış oraya. Kim bizim pro tipimiz? Bizim pro tipimiz kim? Herkes hep bir ağızdan şunu diyecek. Muhammed-i Mustafa söylemeyin Allah aşkına.
Söylemeyelim Allah aşkına. Biz gücümüzün yettiğine, gücümüzün yettiğine yettiğince zalimiz. Gücümüzün yettiğine yettiğince haksızız. Biz gücümüzün yettiğine yettiğince uğursuzuz. Çünkü pro tip bizde yerleşmemiş. Nefsimize yerleşmemiş. İçimize yerleşmemiş bizim. Edebiyatını yapıyoruz biz. Biz bunun edebiyatını yapıyoruz. İslam dünyası bunun edebiyatını yapıyor. İslam dünyası bunun edebiyatını yaptığı müddetçe dağılmaya, yok olmaya, yerlerde sürülmeye mahkum. Bizim kadınlarımızla da aynı. Erkeklerimizle de aynı.
Hepimizin önünde bir pro tip var. Kadınların önünde bir pro tip. Başı örtülü olacak, uzun bir mantos olacak. Mantoyla yerleri süpürülecek. Osman Gazi, Yıldırım Belediyesi'ne ihtiyaç kalmayacak. O kadar takva sahip olacak yani. Ama İslam ahlakı ona uğramamış olacak. Namazı kılacak. Esselamun Aleyküm ve Rahmatullah. Esselamun Aleyküm ve Rahmatullah. Filancanın gelini ne yapmış biliyor musun? Diyecek. Fişmancanın evinden bir adam çıkarken gördüm. Diyecek. Fişmancanın evine bir adam girdi ya. Kim bu adam ya? Diyecek. Başlayacak sarmaya. Ne yaptı? Namaz kıldı. Sağına kime selam verdi diye soracaksın. Ya az önce sağına selam verdin. Selam verdiğinin sağında, başında, başında.
Hz. Muhammed-i Mustafa'yı görmediysen diyeceksin onu. Filancanın gelini ne oldu diye. Ama sağında selam verirken daha onun sağında olduğunu görseydin, namaz kılarken onu önünde imam görseydin dilin lal olacaktı lal. Dilin lal olmaz. Onu görmediğin için. Soluna selam verdiğinde Hz. Cebrail Aleyhisselam'ın solunda hazır bulacaktın. Onu görmediğin için dilin lal olmaz. Bir çıt altı. Sağına selam verdiğinde üstadını gördün mü? Yok. Oradaki çevredeki velilerden, evliyalardan bizi at gördün mü sağına selam verirken? Yok. Sonunda orada kabir ehlinden müminlerden birisini gördün mü?
Yok. Sen dedikodu üretiyorsun. Sen laf üretiyorsun. Sen pro tipinin peşinde değilsin. Pro tip kim? Muhammed-i Mustafa. Ama biz onu da attık ki. Bizim pro tipimiz filanca Şeyh Efendi oldu. Bizim pro tipimiz filanca Hoca Efendi oldu. Bizim pro tipimiz filanca parti başkanı oldu. Bizim pro tipimiz kim? Tarkan oldu. Bizim pro tipimiz kim? Filanca futbolcu oldu. Bizim pro tipimiz kim? Filanca sanatçı oldu. Bizim pro tipimiz kim? Filanca manken oldu. Bizim pro tipimiz kim? Gerçek manada. Ya biz Müslümanız, bizim protibimiz Muhammed Mustafa. İyi oğlum, sen ne bu bütün kıllarını, tüylerini yoldurmuşsun tavuk gibi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri göğüs kıllarını hiç yoldurmadı. Bacak kıllarını yoldurmadı. Erkek adamsın, vücudunu neden sen böyle tavuk gibi yoldurdun? Cevap şu, ben spor yapıyorum hocam. Oğlum tüyünle spor olmuyor mu dedim. Ama sorsan protibi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Şekil olarak adamın başında sarık kocaman, yanındaki eşi tarşaflı.
Ben hızla gidiyorum yanından. Bir küfür savurdu kadına. Kadın da ona bir küfür savurdu. Allah'ım duymasaydım dedim, koşacağım neredeyse ya duymamak için. Bir de döndüm, kendi kendime dedim ya ne koşuyorsun ne kaçıyorsun. Döndüm geriye adama. Bu sakal ne, bu küfür ne dedim. Bu cilbab ne, bu küfür ne dedim kadına da.
Böyle baktı ikisi de. Siz bir haksızlığı gördüğünüzde, mümkünse elinizde, mümkün değilse dilinizde, o da mümkün değilse kalben buz ederekten önlemeye çalışınız. Hadis-i şerif bu dedim. O kimselere, iki senede karı koca. Eğer size söylemeseydim dedim, haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır hükmüne girecektim dedim. Yapmayın. Sen bu sakalınla, bu şalvarınla sokakta kadına küfretme. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem böyle mi yaptı? Kadına da dedim, sen bu dedim çarşafla. Bu adama sen de küfretme. Hz. Ayşe annemiz böyle mi yaptı?
Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hanımı? Hayır. Bizim sıkıntımız bu. Evet. İslam dünyası kendi protipini oluşturmakla mükellef. Yeni bir, yeni bir Müslüman protipi, mümin protipi. Bu protip vahye dayalı. Yani Kur'an ve sünnete. Eğer bu protipini geliştiremezsek biz, kendi içimizde ne yazık ki kendimizi yenilememiz mümkün değil.
İki, bu protipinin bütün dünya insanlığına örnek olacağına inanıyorum. Bütün dünya. Bakın, en büyük handikaplardan birisi insanların inanışlarını ideolojiye çevirmesi. Dünya üzerinde inanışlar ideolojiye döndü. Oysa inanmak ideolojiye döndürülemeyecek bir şeydir.
Çünkü, inanç her dem kendisini yeniler. Her dem kendisini yeniler. O yüzden onu bir ideolojik saplantı haline getirirse, dünya insanlığı ne yazık kendi batışını gerçekleştirecek. Kendi batışını. Ne yazık ki. O yüzden inancınızı ideolojik saplantıya getirmeden, vahye dayalı bir protip oluşturmamız gerekir. Bu protipi oluştururken tüm örneklerimiz Muhammed Mustafa'ya dayanmalı. Sallallahu aleyhi ve selleme. Kendi kafamızdan, kendi ürettiğimiz protiplere değil inşallah. Gelelim en baştaki ayete. Bitireyim artık hakkınızı helal edin. Biraz sabırlı davranın inşallah. Bu iç sembolün Kur'an'daki sıralaması çok önemlidir. Kitap, sonra terazi ve son olarak demir.
Soru. Günümüzde İslam, kitap ve demirin arasında bozguna uğradı mı? Evet. Bozguna uğradık. İslam değil, Müslümanlar. Buradaki tabir herhalde ona münhasır. Öyle değil mi? Müslümanlar bozguna uğradı. Evet. Müslümanlar bozguna uğradı. Hala da bozgundayız. Biz ne yazık ki, bu manada hem kitap noktasında bozguna uğradık.
Yani inanma. O inancı fiiliyata geçirme. O inancı hayata geçirme noktasında bozguna uğradık. Terazi, adalettir. Biz adalet noktasında bozguna uğradık. Biz bozguna uğradık adalet noktasında. Ve demir, demirden kasıt birtakım silahlarsa bozguna uğradık. Demirden kasıt sanayiyse bozguna uğradık. Demirden kasıt çünkü bunların manaları konuma, duruma göre, her şeye göre değişebilir. Evet. Bu noktada biz bozguna uğradık. Kitap ve demirin arasında sürekli teraziyi bulundurmak gerekmez mi? Evet. Biz adalet noktasında bozguna uğradık. Bir toplumun adalet dengesi kaçtıysa toplumda bütün dengeler kaçar. Biz bozguna uğradık.
Bozguna uğradık. Bu bozgunluk 300 yıldan beri devam ediyor. Bu yeni değil. İnsanlar vahye dayalı bir eğitim, vahye dayalı bir ahlak, vahye dayalı bir adalet sistemi kuramazlarsa terazi ne yazık ki doğru çalışmaz. Doğru çalışmayan bir yerde de ne yazık ki toplum düzelmez. Düzelmez. Terazi kitabı demirden korumaz mı? Bu yazıda alıntılar vardır. Ne yazık ki kitap, kitap teraziyi şaşmaz hale getirir. Yoksa sizin adalet dediğiniz, Hitler'in de adaleti vardı, Mussolini'nin de adaleti vardı kendine göre. Veyahut da sohbetin başındaki beziriyat katliamına sebep olan papanın da, papazların da adaleti vardı.
Adalet dediğimizde, bugünkü vahşi kapitalist sisteminde bizi adalet diye yutturduğu adaleti var. Adalet dediğimizde adalet mekanizması, terazi mekanizmasına baktığımızda bizim insanlığı katledenler de katlederlerken adaletli davrandıklarını söylüyorlar. Yani ABD Hiroşima'ya bomba atarken adaletli davrandığını söyledi. Kendince adalet dağıttığını söyledi. Afganistan'ı Rusya adalet getirmek için işgal etti. Amerika oraya demokrasi götürmek, adalet götürmek için kan akıttı. Amerika, Irak'ı işgal ederken, yıkarken, bombalarken adalet, demokrasi, hukuk için girdi oraya. Eğer sizin adalet mekanizmanız vahye dayanmıyorsa ne yazık ki o adalet, adalet değildir.
Ve dünya üzerinde hiçbir ülkenin üzerinde ne yazık ki adalet mekanizması doğru çalışmıyor. Dünya insanlığı bu adaletsizliğin altında inim inim inliyor. Yani bir kadınla kızını vahşi bir şekilde dağa kaldırıp tecavüz edip öldüren kimse, yedi yıl sonra senin aranda dolaşıyorsa ve sen bunu adalet olarak görüyorsan o mekanizma şaşacaktır.
Vahye dayanmıyorsa senin vicdanın, senin kendi adaletin, senin kendi ölçün vahye dayanmıyorsa senin etrafa adaletli davranman mümkün değil. Kendince farazi adalet mekanizması kurman etrafa zulmedecektir. O yüzden normalde bu noktada kitap terazi noktasında biz kitaba önce riayet etmeliyiz.
Kitaptan, bu noktada kitaptan herhalde kast edilen Kur'an, vahiy o normalde eğer ki biz vahyi tam manasıyla anlayamaz ve algılayamazsak, vahyi hem zahirimize hem batınımıza yerleştiremezsek, biz evimizde eşlerimize karşı adaletli davranamayız, çocuklarımıza adaletli davranamayız, komşularımıza adaletli davranamayız, etrafımızdaki davranamayız.
Bu noktada biz vahyi ilk önce kendi üzerimizde oturtturup yerleştirip, protipimiz olan Muhammed, bu seste ne oluyor? Pili mi bitiyor? Biz Muhammed-i Mustafa, amma teferruatlıymış bu daha. Eğer biz günlük hayatımızdan tutun, enteresan gelir size, gece yatarken dahi vahyiye dayalı yatmıyorsanız, orada dahi disiplinsizlik ediyorsanız, gündüz muhakkak ki disiplinsizlik edersiniz.
Ama bizde şu var, ben bunu böyle söyleyerekten, gece yatarken biz abdest almamızı sağa yönelip yatmayı çok güzel beceriyoruz. Hani buradan şunu çıkarmayın, aa ben yatarken sünnete uyuyorum, sağıma yatıp karnımın da dizlerimi çekiyorum, ertesi gün olanca gıybeti ediyorsun, ertesi gün olanca haksızlığı ediyorsun, dişlerimizi misvaklıyoruz da dilimizi misvaklayamıyoruz.
Dişi misvaklıyoruz, olur olmaz her yerde kocaman misvaat çıkarıp ne kadar sünnet uygun, şarır şarır şarır şarır, sokakta, yolda, orada, burada, her yerde biz misvaklıyoruz, harika bir sünnet. O misvaklanan dişin arasındaki dili misvaklayamıyoruz. Biz o dilin bağlı olduğu yerin kalbi misvaklayamıyoruz biz. Biz sakallarımızın altına su değsin diye öyle bir titiz davranıyoruz ki ne titiz davranıyoruz, baktığında dersin ki takva akıyor, sakallarının altına kadar suyu değdirdi.
Biz kalbimize abdest aldıramıyoruz, içimiz abdestiz. Teoman'ın şarkısı o yüzden hoşuma gidiyor. Ruhu sarışın, normal sarışınlardan korkma. O kalbi sarışın olan oynaklar var ya, İslam'mış gibi görünüp, kalbi çıfıt çarşısı olan, İslam'mış gibi görünüp, içi darmadağın olan, İslam'mış gibi görünüp, içinde her türlü haini taşıyan, ne çekiyorsak onlardan çekiyoruz.
O yüzden bize önce vahye dayalı bir ahlak, vahye dayalı bir ekonomi, vahye dayalı bir siyaset, vahye dayalı bir ev yaşantısı, vahye dayalı bir ticaret, vahye dayalı bir sosyal hayat, vahye dayalı bir şehir, vahye dayalı sokaklar, vahye dayalı caddeler, vahye dayalı bir ülke lazım. Vahye dayalı kimsenin birbirine zulmetmediği, herkesin barış içinde yaşadığı, aklı hür, vicdanı hür, dini hür, tekrar söylüyorum dini hür.
Bir Hristiyanın ben Hristiyan dinini en rahat bir şekilde İslam ülkesinde yaşayabilirim deyip, kendi yaşadığı ülkeden dinini yaşamak için İslam ülkesine iltica etmiş bir İslam ülkesi kurmak zorundayız. İltica etmeli, demeli ki ben Hristiyanlığımı İslam ülkesinde daha hür, özgür bir şekilde yaşarım. Avrupa kapılarına dayanan Müslümanları görüyor musunuz?
Biz kendi kendimize şunu diyeceğiz, bu Osmanlı'yı yıkan İngilizler var ya ne namussuz insanlar bizi perişan ettiler. Olmasaydın, eğitseydin kendini, kendini düzeltseydin, çalışsaydın, fedakar olsaydın, feda olsaydın, feda olsaydın. Hani Hz. Mevla'na diyor ya, sen yanmayacaksın, ben yanmayacağım diyor. Kim yanacak? Yaksaydın kendini. Şimdi de bizde böyle var ya, hazırız biz hemen. Ya bunu dış güçler yaptı, yaptırmasaydın. Senin işin ne? Senin işin ne? Biri gelecek şimdi, burada bayanın birisine sarkıntılık yapacak. Biz ne cevap vereceğiz ona? Bize kötülük yapmak istiyorlar. Ey üzerinde hizmet elbisesi olanlar, sizin işiniz ne?
Sizin işiniz ne? İnsanlar size namusunu teslim etmiş. Senin işin ne? Üzerinde hizmet elbisesi var mı? Var. Sen koruyacaksın, muhafaza edeceksin. E onun gözü kaşığı oynuyorsa? Aaa, tuz kokmuş. Aynı.
Biz kendi eğitimsizliğimize, kendi ahlaksızlığımıza, kendi aymazlığımıza, kendi vurdumduymazlığımıza, kendi protip bozukluğumuzu bir başkasının üzerine aktaracağız diye uğraşıyoruz. Bizi filanca yaptı diyoruz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gece bugün sohbetimiz uzun sürdü belki de ama kardeş benim yaramı değişti. Gerçekten çok muhteşem bir protipe ihtiyacımız var.
Bu böyle bunu tevazu mevazu noktasında söylemiyorum. Gerçekten benim de ihtiyacım var. Gerçekten. Şunu böyle ciğerimi yararaktan söylüyorum. İsterdim ki öyle bir protip göreyim. Ve isterdim ki ondan Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu alayım. İsterdim ki ona baktığımda o bir Muhammed-i Mustafa olsun bir anda. Bir anda kendi olsun. Bir anda Muhammed-i Mustafa olsun. İsterdim ki ona baktığımda bir Cebrail olsun, bir kendisi olsun, bir Muhammed-i Mustafa olsun, bir İbrahim olsun, bir Yusuf olsun, bir Yakup olsun, bir Musa olsun, bir Mikail olsun, bir İsrafil olsun.
İsterdim ki onun gözlerine baktığımda Arşala'yı göreyim. İsterdim ki ona baktığımda Arşala'nın meleklerini de onun gözlerinde göreyim. İsterdim ki onun kalbine rabıta ettiğinde, vallahi de onun kalbinde Allah'ın tecelli ettiğini göreyim. Bu protipe muhtacız. Ve bu protiplerin çoğalmasına muhtacız. Bu bir taneyle iki taneyle olacak bir şey değil. Bu protiplerin bütün şehirlerde olması lazım. Bu protiplerin bütün köylerde olması lazım. Bu protiplerin bütün mahallelerde olması lazım. Bu protiplerin bütün evlerde olması lazım. Ev halkı ona baktığında Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu görsün. Mahallede o yürürken etrafına Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu salsın. O yürüdüğünde alem yürüsün onunla.
Muhammed-i Mustafa'nın hayali dolaşsın her yerde. O yürüyor ya, her köşe başında Muhammed-i Mustafa'nın hayali olsun. Çünkü o onun numunesi gibi olsun. Buna ihtiyacımız var. Asıl ihtiyacımız olan o. İnsanların parasını ütmesin din adına. İnsanların hayallerini ütmesin din adına. İnsan toplamak için, cemaat toplamak için çıkmasın. Fise bilillah Allah için yaşasın. Allah için yaşasın. Gerçekten bu protipe bütün dünya insanlığının ihtiyacı var. Bence. Kardeş, Allah razı olsun bizi can evimizden vurdu. İlahiyet kitabında kadınların da kesebileceği yazıyor.
Ben de böyle bilmiyordum. Doğru kadınlar da kurban kesebilirler. Dalak yemenin caiz olmadığını duydum. Kansızlığım için yiyorum. Alakası yok, dalak yenir. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Gündüzünüz hayır olsun. İnşallah hayatımız Muhammed Mustafa'nın hayatına uygun bir hayat olsun. Kendi nefsimce söyleyeyim. Ben böyle bir noktada ne yazık ki size doğru bir protip olamadım. O yüzden de haklarınızı helal edin. Böyle bir protip bulabilirseniz hakkım helaldir. Hiç sorgusuz sualsiz gidip o kimseye intisap edebilirsiniz. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi