Üstad Mustafa Özbağ

Karabasiveli Tekkesi Mustafa Özbağ - 12 Eylül 2015

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 12 Eylül 2015 · 39:41

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gününüzünüzü hayırlı eylesin. Nefesinizi, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Gecenin saat 3.30 Allah esmasıyla uyandım. Geceliğin evimde zikir yapılıyor, ses geliyor ama kimin yaptığı belli değil. Çocukların yanına gidiyorum, ses onlardan gelmiyor. Korkuyorum ben ne olabilir? Zikre devam et, zikirden korkulur mu? Ne güzel.
Yunus demiş ya, dağlarıyla, taşlarıyla zikredeyim Mevlam seni. İlahi de güzel, normalde halde de yaşanır. Normalde evinizde koltuklarla, halılarla, duvarlarla zikredeyim Mevlam seni. Devam et, bunda korkacak bir şey yok. İnsan Allah'ı zikrederken, komple kainat Allah'ı her dem zikreder, her zerresi. Biz ona manevi kulağımız açık olmadığından onu duymayız. Manevi gözümüz açık olmadığından görmeyiz. Ama her dem bütün varlık, bütün varlık Allah'ı zikreder. Bütün varlık. O yüzden bir kimsenin manevi olarak kulağı açılırsa, o zikre aşina olur. Gözü manevi olarak kalp gözü açılırsa, kalbi ve gözü o zikre aşina olur. Kulak aşina, el aşina, vücut aşina olur.
Hani hadisi kudsi var ya, insanda bir uzuv vardır, orası temiz olursa bütün her taraf temizdir. O da kalptir der. Bir insanın uzuv, bu noktada insanın, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin deyimiyle, merkezi kalbidir der. Dünyanın merkezi nasıl insan ise, insanın merkezi de kalbidir der. İnsanın merkezi de kalbidir. O yüzden insanın merkezi kalbi Allah'ın zikriyle hemhal olursa, bütün vücut Allah'ın zikriyle hemhal olur. Ve bir kimse günah keballerden kendini uzak tutar, farzları yerine getirir, nafilelerle Allah'a yaklaşır, Allah'ı severse, kalbinde zikrullah yerleşir, oturur. Dili o kimsenin sussa dahi kalbi susmaz. Allah, Allah, Allah, … devam eder.
Ve kulağı etrafındaki mevcudatın zikrullahına aşina olur. Her yerden Allah sesini duyar. Her yerden Hu ismi şerifini duyar. Hay ismi şerifini duyar. Gözüyle zikreden varlıkların kendi nefislerinin zikrullah esnasında halden hale geçişlerini seyreder. Seyrillah budur. Seyrillah. Ağaca bakarsın, ağaç kendi lisaneyle zikreder. Koltuğa bakarsın, halıya bakarsın, taşa bakarsın, zikrullahını seyredersin. Her varlığın kendince, kendi zikir perdesini görürsün. Ve o zikir perdesinde hangi esmayı çektiğini görürsün. Ve esmadan esmaya geçişini seyredersin.
Seyrullah'ın başlangıcı budur. Sufiler için. Sufiler için. Bunu normalde daha da derinleştirir, tefekkür haline getirirsin. Bu sefer mesela bir evliyanın kabrine gitti. Evliyanın kabrinde o zatın hangi esmada olduğunu, kaçıncı makamda olduğunu, hangi esmaya çektiğini ona aşina olursun. O yüzden zikrullah sesinden korkulmaz. Allah bizi onlardan eylese. Evlilikte kadın kocası üzerindeki görevi nedir? Kadın eşini sık sık red, ilişkide ederse izlenecek yol nedir? Bir sefer evlilikle alakalı meselede kadının kocası üzerindeki görevi birinci derecede hiç hayır dememektir. Erkeklere tavsiye, kadınların bu noktada istekli olduğu zamanları siz gözetiniz demiş hadis-i şerifte.
Ama kadınlara da demiş ki, doğurmak için devenin üzerine bindirirseniz, erkeğiniz size gel dese, gidin erkeğe olan vazifenizi veyahut da erkeğin isteğini yerine getirin, sonra gidin doğurun demiş. Kadının evde çamaşır yıkama zorunluluğu yoktur Hanefi'ye göre. Bulaşık yıkama zorunluluğu yoktur Hanefi'ye göre. Çocuk emzirme zorunluluğu yoktur Hanefi'ye göre. Çocuğun altını bakayım, üstünü bakayım, zorunluluğu yoktur Hanefi'ye göre. Kadın evlenmezden önce bunları oturur konuşursa, erkek de bunları kabul ederse, kadının zorunluluğu kalmaz. Konuşulmazsa gelenek geçer, örf, adet geçerli olur. Ama kadının evlilikte hiç olmazsa olmaz bir zorunluluğu vardır, erkeğe hayır dememek.
Ve kadının, çok özür dilerim, bu noktada rahmi erkeğe aittir, kadına ait değildir. Bir kadının rahmi erkeğe aittir. Kadının kendisine ait değildir. Kadın ben doğurmayacağım diyemez. Erkek doğurmasını istiyorsa, kadının rahminin üzerindeki hüküm, hukuk direkt erkeğindir. Bakmayın siz bu gezici soytarılarına, bu eşcinsel soytarılarının İstanbul'da söyleyip de, işte benim deyim değil.
Değil. İslam hukukuna göre, Hanefi'ye göre, kadının rahmi erkeğe aittir. Ve kadının cinsel olarak, cinsel ilişki noktasında erkeğe hayır deme lüksü yoktur. Eğer bu noktada kadın bundan uzak duruyorsa, bir hastadır, tedaviye ihtiyaç vardır. Ama fiziki olarak, ama ruhi olarak, psikolojik olarak. Psikolojik olarak rahatsızsa tedavi edilecek. Fizik olarak rahatsızsa tedavi edilecek. İşte rahatsızlığın konumuna, durumuna göre ne kadar rahatsız oldu? İşte tedavisi beş ay, altı ay. Tedavisi mümkünse, tedavisi mümkün edilecek. Tedavisi mümkün değilse, erkeğin boşama hakkı doğar. Erkeğin boşama hakkı doğar. Aynı şey erkekler içinde geçerlidir. Bir kadının da en az dört günde bir cinsel ilişkiye girme hakkı vardır.
Erkek bu dört günde bir cinsel ilişkiye girme hakkını kadının yerine getiremiyorsa, kadının da boşanma hakkı doğar. Kadın şunu diyebilir. Sen bu konuda fizik olarak yetersizsin. Ya kendini tedav ettir ya da selamun aleyküm ben boşanıyorum diyebilir. Bu da onun hakkı. Kur'an-ı Kerim hatmedildikten sonra toplu bir şekilde tilavet secdesi yapılır mı? Sünnete aykırı tilavet secdesi. Kur'an-ı Kerim okunurken ya yarıda, yani orada tilavet secdesi halinde anında secde edilir. Ya da okuma bitince hemen okuma bittikten sonra secde edilir. Ya işte bütün hatmi bitirelim ondan sonra hepsini secde edelim. Bu sünnete aykırı. Ama unutulduysa böyle yapılabilir mi? Evet. Kur'an-ı Kerim'in mealinden secde ayeti okuduğumuzda tilavet secdesi gerekir mi?
Hayır. Mehal okuyanlar tilavet secdesi getirmeye gerek yok. Kur'an-ı Kerim'in lafzından okuyanlar için geçerli. Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş, yapılan bir iş, zilhiçenin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah'a daha sevimli olsun. Tirmizi. Zilhiçenin ilk on günü ile ilgili birçok hadis-i şerif, hadisi kudüsü bulunuyor. Sizler Allah nasip ederse haçta olacaksınız. Biz geride kalanlara bu on gün için söyleyecekleriniz nelerdir? Gidiyorsunuz, hakkınızı helal edin. Allah razı olsun, şimdiden Allah kabul etsin. Amin. İnşallah. Zilhiçenin on gününü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri çok önemsemiş. Bu zilhiçenin on gününde oruç tutmak, hele billahsa arefe günü oruç tutmak çok faziletli.
Bu zilhiçenin on gününde tekbir getirmek, kelime-i şehadet getirmek, Allah'ı zikretmek, dua etmek çok faziletli. Ama en önemlisi zilhiçenin için arife günü kurbanın arifesinde oruçlu geçirmek ve Allah'ı çokça zikretmek, çokça dua etmek çok önemli. Çünkü o gün Arafat, Arafat göğün açıldığı duaların kabul edildiği gün. O yüzden inşallah kardeşler o arife gününü böyle alışverişle, yok çarşı pazarla, yok temizlikle, yok bilmem neyle geçirmesinler.
İşlerinizi bitirin. Bilhassa kadınlar, ne bileyim işte esnaf olmayanlar. İşlerinizi bitirin. Arife gününü zikirle, ibadetle geçirin. İnşallah. Bayramda bayramlaşma var mı? Kurbanda genelde kurbanla bayramlaşılıyor ama geçen sene oldu mu bayramlaşma? İsmail, olmadı mı? Evet. Herhalde kurbanda olmuyor. Kurbanda deriyle bayramlaşıyor herhalde. Allah iyilsin inşallah. Evimizde sürekli bardak tabak kırılıyor. Nazar olabilir mi? Yani bu, herkes bunu nazara bağlar, dikkatsizliğimizi nazara bağlarız biz. Tedbirsizliğimizi nazara bağlarız. Nazar haktır.
Bu noktada bir söylenecek bir laf yok. Ama ve lakin biz dikkat edelim. Kıymet verelim. Her şeye. Yoksa hemen iş hazır. Güzelim bardağı kırıyorlar. Ay nazar vardı, nazar çıktı. Bidat, nazar öyle çıkmaz. Nazar okumakla çıkar. Belak'tan sokun, nazar çıksın. Nazar hak. Allah muhafaza eylesin. Kabız hali geldiğinde ne yapmalıyız? Bast hali geldiğinde verilen nimetlerin sarhoşluğuna düşerek şükrü unutmamak için ne yapmalıyız? Kabız hali mi, bast hali mi bizim için daha iyi bu durumda? Kabız haliyle bast halini ayırt edebilecek arkadaş varsa ne kadar güzel biz ona biat edelim.
Kendi kendinize, nefsiniz size sıkıntı verdi. Ay kabız hali oldu mu diyeceksiniz. Nereden biliyorsunuz nefsinizin size sıkıntı vermediğini? Nefis heva heves ister, heva hevesi bulamazsa sıkıntı yapar. O zaman her heva hevesi istediğinde, onun yerine getiremeyince, sıkıntı geldiğinde kendi kendimize kabız hali olarak mı göreceğiz? Kendimiz mi hükmeteceğiz buna? Ne kadar güzel. Bizde hiçbir zaman görev istenmez. Arkadaşlar, kardeşler tekrar söyleyeyim. Biz bir kardeşimizin dersini alırsak kolay kolay geri vermeyiz.
Bitmiştir bizim için. Allah ona yeni bir üstad nasip eylesin. Bir kardeşin böyle bir vazifesini aldıysak kolay kolay vermeyiz. Benim kendi şahsi kanaatim. Kolay kolay geri dönüşü olmaz. O yüzden herkes dikkatli yaşayacak, dikkatli davranacak, dikkatli olacak. Bilhassa tekke de vazife yapanlar çok dikkatli olacaklar.
Dikkatli olacaklar. Allah bizi muhafaza eylesin, nefsimizi uydurmasın. Rabbim bana iki şey arasında, Resul bir kul olmak ve nebi bir melek olmak arasında muhayyerlik verdi. Ama hangisini tercih edeceğimi bilemedim. Melekler arasında samimi dostum Cebrail idi. Başımı kaldırıp ona baktım. Bana Rabbin karşısında alçak gönüllü ol dedi. Bunun üzerine ben de kul peygamber olmak isterim dedim. Resul-i Kibre Aleyhisselam bu hali nerede yaşamıştır? İki tercih arasındaki fark nedir? Beyhaki, Buhari, Ebu Naim, Gazali kalplerin keşfi. Normalde bu Allah-u Alem, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ruhlar alemindeki hali olabilir.
Gazali'ye göre bilgiye ulaşmak için akıl ve duyuların yanında bir başka yeti de gerektirir. O, bu yetiye kalp gözü der. Kalp gözünün açılması için kalbin çeşitli arzu ve isteklerinin baskısından kurtarılıp temizlenmesi gerektiğini söyler. Faravi ise bilgiye ulaşmanın üç kaynağı vardır. Duyu, akıl, nazar derinliğine düşünme der. Platon ise varlığı, görülenler ve düşünülenler, idea, akıl olarak ikiye ayırır. Platon, insan idealarının bilgisine idealar dünyasındayken sahipti fakat duysal dünyaya gelince unuttu der. Biz Allah'ı nasıl bildik, varlığı nasıl algılıyoruz, duyularımızda mı, aklımızda mı, yoksa Gazali dediği gibi kalp gözümüzde mi? Bizim Allah'ı bilmemiz, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ve Kur'an'la mümkün.
Biz çünkü kendi kendimize düşünerekten, idrak ederekten, tefekkür ederekten Allah'ı bulmuş değiliz. Bize din tebliğ edildi. Din tebliğ edilmeyen bir kimse bu tip ama nazarla ama ilham ile Allah'ı bulabilir. Bu yol açık mı? Evet. O yüzden zaten bir kimsenin kendi dairesinde Allah'ı bulamadım, Allah'ı tanıyamadım noktası kapalı gibidir. Cenab-ı Hak herkesin kalbine bu ilhamı verir, bu hali verir. Hiç din ulaşmamış bir kimsenin dahi kalbine bu ilham verilir. O kendince kalbine gelen o ilhamın peşine düşüp, peşine düşüp, kendince Cenab-ı Rabbisini tanır.
Bir Rabbisi olduğunu bilir. Biz şimdi bu hal ile hallenmediğimizden bu hal bize uzak. Bu hal bize uzak. Bizim Allah'ı bilmemiz birinci derecede Kur'an ve sünnetle mümkün ve sabit. Biz Allah'ın varlığını, birliğini, sıfatlarını getirmiş oldu dini. Sonuçta evde annemizden babamızdan sonra okuduysak okuduğumuz yerlerden bilebildiğimiz, duyabildiğimiz, toparlayabildiğimiz kadar bildik. Bunun ötesi bizim ya zahiri olarak dini ilimlerde derinlemesine yürümemiz ya da sufilik yolu ilerek, kalp ayağı ile Cenab-ı Hakk'ı tanıma bilmede derinleşmek. Kalp ayağı ile, görüldü ki sadece kalp ayağı ile yürüdüğünü söyleyenler, bir müddet sonra zahir ilme sahip olamadıklarından sıkıntıya düşebilirler, düşmüşlerdir de.
O yüzden Allah'ı bilme, tanıma, Allah'a yaklaşma yolu hem zahir hem batın, her iki cenahtan da olması gerekir. Bu yukarı mezopotamya sufiliği dediğimiz, Hz. Hüseyin Efendimizin kolundan gelen bu sufi anlayışı, hem zahir hem batın olarak gücünün yettiğince insanın Allah'ı tanımada ve bilmede yol yürümesidir. Hani meşhur bir kıssa vardır ya, Abdülkadir Geylani Hazretleri, dervişleriyle beraber bir Ramazan günü merada yürüyordur dağlık bir yerde, bir ses işitir bütün dervişleriyle beraber.
Ey Abdülkadir Geylani, senden ve dervişlerinden razı oldum. Burada iftar edin, akan sudan. Rivayet edilir ki, bir kısım dervişler bu ses üzerine eğilmişler, dereden su içmişler, oruçlarını bozmuşlar. Ama Abdülkadir Geylani Hazretleri, Önzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, git melun şeytan deyip, o tarafa doğru bağırır. Bağırınca, dervişlerin bir kısmı suyu içmiş, bir kısmı tam içmeye yeltenmiş, bir kısmı hiç o tarafa tevessül etmemiştir. Sonra sorarlar, ya bir, onun şeytan olduğunu nasıl anladın? Abdülkadir Geylani Hazretleri cevap verir, Onu şeriat ilmimle anladım ki, Allah zamandan, mekandan, yönden münezzehtir. Muhteşem bakın, tarikat ilmimle anladım ki, Allah hitap ederse sadece kulak duymaz.
Hakikat ilmimle anladım ki, Allah hiç kimseyi farzlardan muaf tutmamıştır. Bunu yer değiştirirler bazen, anlatanlar. Derler ki, tarikat ilmimle bildim ki, Allah farzlardan hiç kimseyi muaf tutmamıştır. Hakikat ilmimle bildim ki, Allah hitap ederse sadece kulak duymaz. Ben bu ikinciyi tercih edenlerdenimdir. Biraz daha ilave edeyim. Hakikat ilmi ki, Allah bir kula hitap ederse, bütün vücut duyar. İç ve dış. İç ve dış. İç ve dış onu duyar. Demek ki, Allah'ı bilmede sadece zahir, sadece batın değil. Orta yok.
Hem zahir bilgimiz olacak, hem de batın bilgimiz olacak. O yüzden biz Allah'ı hem duyularımızla, hem aklımızla, hem de kalbimizle bilme yolunda yürürüz, bilmeye çalışırız. İnşallah. Bir bayan yakınım hastalık sebebiyle üstü açık olarak makineye giriyor. Bu tedavi bir ay sürecek.
Erkekler tarafından görülünce, gusül abdestine ve namazına sıkıntı verir mi? Her gün gusül alması gerekir mi? Hayır. Her gün gusül almasına gerek yok. Hatta abdestli bir şekilde mümkünse, o makineye girmeye çalışsın. Sağlıkla alakalı söz konusu olunca, buna cevaz var. Bu caizdir. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden bir kimsenin sağlığını da koruması, bu noktada vacip hükmündedir. Kardeşler, arkadaşlar, eğer başka bir imkan yoksa, başka bir yapılabilecek farklı bir şey yoksa, bu tip şeylerde tedavilerine devam edecekler. Gusül abdest almalarına gerek yok, ihtiyaç yok. Ama her tedavide abdestli olmaya gayret edin. Mümkünse, bir doktora içiniz, ameliyat olsanız, bir sıkıntılı bir durum var, mümkün olduğunca abdestli olmaya gayret edin.
Bayanlar için abdest alınmaları mümkün olmadığı zamanlarda, bu sufilerin adabıdır. Abdest alıyormuş gibi yaparlar. Ellerini, kollarını, gözlerini, başlarını mest ederler. Yüzlerini yıkarlar, ayaklarını yıkarlar. Abdest alıyormuş gibi. Abdest almak değildir. Abdest alıyormuş gibi yaparlar. Öylece Allah'ı zikrederekten ameliyata mı girecek, bir tedaviye mi girecek, girerler. Allah, erkekler, kadınlar, hangi noktada olursanız olun, her halinizde Allah'ı zikrederekten, her şeyinizi yapmaya gayret edin. Varlık alemindeki yüz binlerce deniz, yüz binlerce balık, o bağışın, o cömertliğin tapısında secde eder. Nice bağış yağmuru yağdı da, bu yüzden deniz inciler saçan bir hale geldi.
Nice kerem güneşi parladı da, böyle bulutta cömertliği de öğrendi denizde. Toprağa, suya bilgi ışığı vurdu da, yeryüzü tohumu kabul eder bir hal aldı. Toprak emindir. Ona ne ekersen hainlik etmez. Onu biçersin. Bu eminliği o emanet yüzünden bulmuştur toprak. Çünkü ona adalet güneşi vurmuştur. O güneş ışıtmıştır toprağı. İlkbahar Allah fermanını getirmedikçe, toprak gizli şeyleri meydana çıkarmaz. Bir cömerttir, bir vericidir ki, bu haberleri, bu eminliği, bu doğruluğu, cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir. Cansız bir varlığı, lütfu, her şeyden haberdar etmiştir de, kahrı, akılları kör etmiş gitmiştir. Can da, bu coşkunluğu dayanamaz.
Gönül de, kime ne söyleyeyim, dünyada bir tek kulak bile yok. Nerede bir kulak varsa, onun yüzünden göz kesilmiştir. Nerede bir taş varsa, onun yüzünden yeşil taşına dönmüştür. Nice bağış yağmuru yağdı da, bu yüzden deniz inciler saçan bir hale geldi. Cenab-ı Hak bütün varlığa bahşetti, lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Denize de lütfetti, ikram etti. Bu denize biz bir zahiri manadan bakarız. Zahiri manadan bakarsak, denizde bin bir türlü insanlara yiyecek, bin bir türlü insanlara gıda vardır. Sayısız. Ama biz bu deniz sözüne, mana gözüyle bakarsak, bu alem, bu alemi mana, bin bir nimettir, bin bir bağıştır. Bu mana aleminde, bu mana yolunda, her hayrette, her makamda, her tecelliyette, sayısız lütuflar ve ikramlar vardır.
Sen o mana denizine dalmaya çalış. Sen o mana denizinde yürümeye çalış. Sen kendini o mana denizine atmaya çalış. Ve bak gör ki, bak gör ki, sen sayısız lütuflara, sayısız bağışlara, sayısız ikramlara mahzar olacaksın. Kim Allah'a bir adım gelirse, Allah ona on adım gelir. Kim Allah'a on adım gelirse, Allah ona yüz adım gelir. Kim Allah'a yüz adım gelirse, Allah ona koşarak gelir. O zaman sen şu Allah'a yakın olma yolunda bir yürü. Bir mana denizine doğru bir kulaç at. Sen geç bu gördüğün alemden. O gördüğün denizden de geç. Bu gördüğün varlıktan da geç. Sen ey iman edenler, Allah'a koşunuz. Ayeti kerimesini kendine ölçe et. Allah'a doğru koş.
Ve sen Allah'a doğru koştukça, koştukça gel gör ki Allah senin önüne sonsuz, sayısız nimetler bahşedecek. 943 plakalı aracın kaldırılmasını rica ediyoruz. Hastamız varmış. Sonu 943'te biten plakalı aracın sahibi buradaysa, arabacının arabasını lütfen çeksin. Herhalde etraftaki evlerden birisinden bir hasta çıkacak galiba. Nice kerem güneşi parladı da, böylece bulut da cömertliği öğrendi denizden. Ve Cenab-ı Hak bütün varlığına kerem etti. Kerem etmek, karşılıksız vermek. Cud ehli olmak. İstemeden vermek. Kerem etmek.
Aslında layık olmadığı halde bahşetmek. Varlık buna layık değil, Allah kerem etti. Bahşetti, lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Ve Cenab-ı Hakk'ın keremiyle, varlığın içerisindeki bütün her şey, cömertliği öğrendi. Bulut, yağmur yağdırıyorsa, Allah'ın keremiyle, Allah'tan öğrendi cömertliği. ve Cenab-ı Hakk'ın o bahşini görünce, o da cud ehli olanlardan oldu. Güneş, kerem ehli olmayını, Cenab-ı Hak'tan öğrendi. İnsanlar, kerem ehli olmayı, Allah'tan öğrendi. O yüzden ayeti kerimede, iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden buyurdu. Çünkü iyiliği bahşeden Allah, iyiliği öğreten Allah, iyiliği bu noktada, insanların önünde, iyiliğini seren Allah.
Ve sen, iyilik yapıyorsan üzerinde, bil ki, Cenab-ı Hakk'ın eli kolu oldun. Allah'ın iyiliği bahşetti, iyiliği lütfetti, elinde bir alet oldun. Ve Cenab-ı Hak, iyilik Allah'tan, senin üzerinde tecelli ettirirken, sana da iyilik yaptı. Ya, senin üzerinden tecelli ettirerekten, seni de cennetine aldı. Aslında iyilik kim yaparsa yapsın, iyilik Rabbindendir. O sadece bir işleyen, makine hükmündedir. Ve Cenab-ı Hak'a hamdet ki, o işleyen makine sen oldun. Cenab-ı Hak'a hamdet ki, onun elindeki maşak hükmünde sen oldun. Cenab-ı Hak'a hamdet ki, Cenab-ı Hak iyiliklerini senin üzerinden bahşetti. Vakti ki, Cenab-ı Hak iyilikleri, Adem'in üzerinden bahşetmişti.
İbrahim'in üzerinden bahşetmişti. İsmail'den, Yakup'tan, Yusuf'tan, İsa'dan, Musa'dan bahşetmişti. Vakti ki, Allah, en büyük iyiliği, Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem'in üzerinden bahşetmişti. Ve şimdi sen, bir iyiliğe sebep olduysan, bu Cenab-ı Hak'ın, Kerem Güneşi'nin sende doğmasındandır. Bunun için Allah'a ayrıyetten hamdet. Ve iyiliklerin peşinden koş ki, Allah, seni, o iyiliklere vesile eylesin. Seni o iyiliklere alet eylesin. Kim bir iyiliğe sebep olursa, o iyiliği yapmış gibidir. Kim bir iyiliğe, bir hayra, bir hasenete, bir güzelliğe, bir tatlılığa, bir hayra vesile olduysa, onu yapmış gibidir.
O zaman sen her dem, iyiliği, güzelliği, tatlılığı, hoşluğu ara. Hoşluğu ara. Kalbinde mutluluğu ara. Her dem, iyiliği düşünenlerden ol. Her dem, hayrı, hasenatı düşünenlerden ol. Ve bunu da, Allah'a bağla. De ki, o kerem güneşini benim kalbime doğdurmasaydı, ben nereden kerem ehli olurdum, ben nereden lütuf ehli olurdum, ben nereden ikram edebilirdim, iyi insan olabilirdim de, onu da Allah'tan bil.
Toprağa, suya bilgi ışığı vurdu da, yeryüzü, tohumu kabul eder bir hal aldı. Unutma, her varlığın, her zerresinin, kendince bir aklı var. Kendince bir emri var, fermanı var. Ve Cenab-ı Hak o toprağa ne yaptı? Bilgisini ikram etti. Bilgisini ihsan etti. O toprak başıboş değil. O toprak kendi kafasından yürümüyor. O toprağın, o taşın, o yağmur tanesinin, her zerrenin, kendince bir nefsi ve aklı var. Ve Cenab-ı Hak'ın lütfetmesiyle, ikram etmesiyle, ihsan etmesiyle, ona ilmi, ona ilmi, bahşetmesiyle, toprağa ektiğinin karşılığını alıyorsun. Eğer Cenab-ı Hak ona bilgisiyle, ilahi bilgisiyle, onu bilgilendirmemiş olsaydı, o toprağa buğday ektiğinde, buğday alamazdın.
O toprağa arpa ektiğinde, arp alamazdın. Sen toprak gibi ol. Nasıl toprağa ne ekiliyorsa, biçildiğini gördün ya, nasıl toprak, hain olmadığını gördün ya, sen de hainlerden olma. Senin atan, ceddike, ceddike, ceddike, ceddike, ceddike, Adem'e, bütün isimleri öğretti. Aynı isimleri öğretmesi, sende de var. Sana da Allah bütün isimleri öğretti. Gel sen nankörlerden olma, sana ekileni bil. Sen bu aleme, Allah'ın halifesi olarak gönderildin. Bu nankörlük niye? Sen Allah'ı tanımak, bilmek, ona ibadet etmek için gönderildin. Bu sırt çevirme niye? Sen ona, hakiki, halis, kul olmak için gönderildin.
Bu esveli safilinde yürüyüşün niye? Hiç olmazsa toprak gibi ol. Sana ekilenin, sen yedi başak ver. Sana Cenab-ı Hak ilahi ilmini bahşetti. Bunun geri dönüşü, Allah'ı tanımak ve bilmek olsun. Ve Cenab-ı Hak da dedi ki, ey nefis Rabbine mutmain olarak dön. Esveli safilinde tövbesiz, zikirsiz, namazsız, oruçsuz, Allah'ı tanımadan, bilmeden, isyan edercesine, her nefes.
Bu hal niye? O zaman gelsen toprak gibi ol. Hiç olmazsa, ekileni ver. Üstüne katmasan dahi. Ama, toprak senden fazla. Allah bir eker senindiriz diyor. Görmedin mi? Allah bire yedi yüz verir. Allah bire yedi yüz verir. Bire bin verir. Toprağı bir ekersin. Yedi başaklı buyday gibi verir. Ve her başağında diyor, yedi tane tane verir. Toprak böyle verir de, sen neden vermezsin? Sen neden vermezsin? O zaman sen, şeytan gibisin. Ben bundan üstünüm mü diyenlerdensin? O zaman yolun şeytanı oldu. Adem'in yolunu seçmedin.
Adem'in yolunu seç. Cenab-ı Hak bütün isimleri sana öğretti. Bunun karşılığında, Cenab-ı Hak sana ilmi de verdi. Sana bilgiyi de verdi. Ekmeği ensene götürmüyorsun. Ekmeği kulağına da götürmüyorsun. Doğar doğmaz gidip, ağacı emmiyorsun. Kaşığı çatala emmiyorsun. Cenab-ı Hak öyle bir lütfetti ki, bir anne verdi sana. Ve ona öyle bir merhamet duygusu verdi ki, emzirmezse rahatsız oldu. Senin ağlaman ne ağladı? Senin ağlaman ne ağladı? Senin en her ağladığında, senin etrafında pervane döndü. Sen nankörlerden olma. Annene üf bile deme. Baban senin etrafında pervane döndü. Ateşli oldun, hastane hastane koşturdu.
Etrafında sabaha kadar bekledi. Babana üf dahi deme. O senin çocuğunun etrafında pervane dönen eşindi. Erkekler, eşlerinize zulmetmeyin. Allah'ın size verdiği emanet. Kadınlar, Allah size eş verdi. Müşfik, hilim sahibi. Sizin ihtiyaçlarınızı gören, onlara hayır demeyin. Onlarla iyi geçinin. İşte Cenab-ı Hak, her şeyi senin emrine amada etti. Her şeyi sana göre yarattı. Sana göre dizayn etti. Ama sen nankörlerden oldun. Toprak kadar olamadın. Ve isyan ettin. O toprak ki, karnına vurdular seslenmedi.
Tohum ektiler seslenmedi. Kirlettiler yine seslenmedi. Tevazu ehli oldu. Toprak emindir. Ona ne ekersen hainlik etmez. Onu biçersin. Toprak emindir. Sen de topraktan yaratıldın. Sen neden emin değilsin? Toprak emindir. Ne ekersen onu biçiyorsun. Sana neden ne ekilen biçilmiyor? Sen eminlerden değil misin? Oysa senin Peygamberin, Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, varlığın içerisinde en eminiydi. En emini. Meleklerden bile emindi. Cebrail'den bile emindi ki, Cebrail'in gidemediği yere gitti. Sen neden emin değilsin? Sen de eminlerden ol. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Bu gece saat 2'de komple hacca giden kardeşlerimiz yolcu.
Perşembe günü helallaştırdık. Ama yine de haklarınızı helal edin. Allah sizden razı olsun. Burada cumartesi akşamları yine dersler devam edecek. Bir kardeşimiz inşallah burada ders yapacak. Geldiğimizde inşallah görüşür, buluşuruz inşallah. El Fatiha. Selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi