Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi - Üstad Mustafa Özbağ 9 Kasım 2013

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 10 Kasım 2013 · 1:37:41

Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşallah. Gündüzünüz de hayır eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kaçıncı beytte kaldıydık? Kaç? İki yüz kırktan devam edecektik. Bitti mi yoksa? Evet. Seste bir şey mi var? Asıl bakım.
Bu hikayeyi bitireyim istedim de. O yüzden sorularınıza vakit kalırsa bakacağım. Hakkınızı helal edin inşallah.
Böyle hakkınızı helal edin. Çok uzun yazıyorsunuz. Çok uzun yazınca böyle uzun okumamız gerekiyor. Böyle bir cümleyle sorarsanız daha iyi olur. Birçok cemaat sohbetlerinden farklı olarak sohbet yönteminizin olduğunu düşünüyorum. Mesela örneğin diğer cemaatlerde, sohbetlerde ağırlıklı olarak hadislerin, ayetlerin kendileri daha çok zikredilirken siz daha çok hayatın içinden kendisinden bahsederek sohbet yapıyorsunuz.
Ama kanaatimce bunu yaparken de sünnet ve Kur'an'da bir gram çıkmadan yaptığınızı çok bilgim olmasa da hissediyorum. Tabii bu dışarıdan bakıldığında sizi yadırgayan kitlelerin olduğu da aşikar. Sizin de bu durumu pek kafanıza taktığınızı düşünmüyorum. Sorum şu olacak. Sizi gereğince yerli yerinde tam olarak anlayabilmek için çok mu okumamız lazım? Sizin yaptığınız gibi parantez içinde. Çok mu sizin sohbetlerinizde bulunmamız lazım? Sizi çok mu sevmemiz lazım? Veya ne yapmamız lazım? Teşekkür ederim. Ben bilebildiğimce Kur'an ve sünnet dairesinde bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Ne kadar Kur'an ve sünnetin içindedir, ne kadar değildir. Bu dışarıdan Kur'an ve sünneti iyi bilenlerin takdir edeceği bir şey. Kur'an ve sünneti yaşamaya gayret edenlerin, yaşayanların bilebileceği bir şey. Ama Sufiler hayatın içinden örneklerler. Sufi meselelere bakarken, meseleleri yorumlarken hayat tecrübesini ortaya koyar.
Kitabi bilgiler muhakkak önemlidir. Burada kardeş çok mu okumamız lazım sizin gibi demiş. Ben onun hüsnü zanına bırakıyorum. Ben çok okumuş bir kimse değilim. Ama şu denilebilir belki de. Bir kimse bir şey yaşarsa okuyandan fazla bilir. Bazen Sufiler okuyup da yaşamayanları kitap yüklü eşekler diye tabir ederler.
Bunu tabi Kur'an da tabir eder. Bunu Kur'an da böyle tabir ettiği için, Kur'an'ın tabirini Sufiler kendilerine örnek alırlar. Bu tabiri çok kullanmaz insanlar. Bu sakın ha bilme, ilme, öğrenmeye, okumaya karşı bir duruş değil. Bu sadece öğrendiğini yaşamaya gayret etmekle alakalı. Eğer siz yalan söylemeyiniz, Ayet-i Kerimesini bildiğiniz halde yalan söylüyorsanız, Siz kitabı dışından okudunuz.
Bakın kitabı dışından okudunuz. Aynı şekilde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ümmetim asla yalan söylemez hadis-i şerifini okuduysanız, Ve bunu bildiğiniz halde insanların gözünün içine baka baka yalan söylüyorsanız, Okumanın bir anlamı kalmadı. Hiç anlamı kalmadı. Bir de bunu bazen zaman zaman altını çizerekten söylüyorum. Allah affetsin ben sohbeti kendi nefsime yapıyorum. Benim sizlerle işim yok.
Siz beğenirsiniz, insanlar beğensin, insanlar şöyle mi diyecek, böyle mi diyecek diye sohbet etmiyorum. Eleştirilecekmişim, dövülecekmişim, sövülecekmişim, içeri atılacakmışım. Yok işte millet çoğalacakmış, azalacakmış. Böyle bir kaygım ve korkum yok. Benim geçimim din değil, sohbetler değil.
Ben burası çok kalabalık olunca, pamuk eller cebe diyen değilim. Cenab-ı Hak'a hamdolsun yaklaşık 26-27 yıldan beri ehli tasavvufun içindeyim. Daha ben şurada sohbet ettik, nerede yemek yiyeceğiz, nerede su içeceğiz diyenlerden değilim. Suyumu bile arabada taşırım gittiğim şehirden su içmeyeyim diye.
Yiyeceğimi, içeceğimi yanımda taşırım. Yatacağımı, kalkacağımı yanımda taşırım. Onun karşılığı olmasın diye. O yüzden biraz fütursuzluğum vardır. Allah beni affetsin. Millet de eleştirir beni. Ben yeni eleştirilen bir insan değilim. O yüzden sizin bu soruyu yazan kardeşin dediği gibi çok da taktığım yok. İsterim ki ağızdan duyma, kulaktan çalma eleştireceklerine herhangi bir sohbetimi, herhangi bir söylediğim bir şeyi risale olarak yazsınlar.
Mail adresim belli, telefonum belli, buranın adresi belli. Benim önüme koysunlar. Desinler ki şu sohbette, şu sohbetin bu bölgesinde, bu noktasında bu ayeti kerimeye muhalif konuştunuz. Veya bu sünnet-i resulullah'a muhalif konuştunuz. Veyahut da iştahaden şurada hata yaptınız. Buna açıkım ben. Dedikoduya, gıybete, iftiraya açık değilim. İnsanlar dedikodu, gıybet, iftira çukurunda. Necip Fazıl demiş ya, uluklar çift, birinden nur akar, diğerinden kir. Böyle ben kelimeleri kullanırken de dilimi ensemden çekmem. Bok deresinde dolaşan alemi bok görür.
Nur deresinde dolaşan alemi nur görür. Senin dolaştığın dere, neyse, nereden zevk alıyorsan, sen osun. Gıybet zinadan daha ağır mı? Evet. Benim arkamdan eleştiren kimse gıybetimi etmiş oldu mu? Evet. Zinadan daha ağır bir günah işledi mi? Evet. Bir Müslümanın arkasından olmayan bir şey söyleyen iftira etti mi? Evet. İftira zinadan da, gıybetten de daha ağır mı? Evet. Ne kafamı takayım ki? Bana ilmi olarak birisi bir cevap yazar, alır bakarım.
O zaman konuştuğuma da bakarım. Ben hiç sohbetlerimi dinlemem. Hiç. Ben bir tek bir şey söylüyorum. Bir yerde bir hata mı gördünüz? Yazın, dökün yazıya. Gönder kardeşim cevap olarak. Yanlış konuştuysak, biz buradayız. Özür dileriz. Dağda odun değiliz. Ovada çalı değiliz. Affedersiniz. Kedi köpek hiç değiliz. Özür dileriz. Helallık isteriz. Allah'tan da af dileriz. Vardır hatamız, kusurumuz. O yüzden sıkıntımız yok. Ben anlaşılmayacak bir kimse değilim. Bilebildiğimce Kur'an ve Sünnet'i anlatmaya çalışıyorum. Ama insanların belki de öğretmek istemediği veya öğrenemediği veya o bakış açısını yakalayamadığı noktalardan belki de Cenab-ı Hak söyletiyorsa biraz belki de o yüzden enteresan geliyor olabilir.
Şunu unutmayın. Din yaşanmak için. Benim bir tek bu noktada kendimce atasözü gibi bu bende. Din yaşanmak için, yaşanmak. Yaşayacak dini. Din bizde sadece okunuyor. İlahiyatçılar okuyor, imam hatipliler okuyor, Kur'an kursundakiler okuyor, hafızlar okuyor. Okuyor herkes. Herkes okuyor. İlahiyat fakültesindeki doçentler, profesörler, öğretim üyeleri eğer ki şu memlekette dini anlatmaya çıksalar, benim koltuğum burası değil, benim yerim burası değil, şurası.
Onun dizinin dibinde o öğrenmek için oturacağım ben. Bize yer kalmaz. Kimseye yer kalmaz. Ama dini okuyorlar. Cami imamları. Saat kaç şu anda? Dokuz. Bütün camiler kapalı Türkiye'de. Üzeri kilitli. Mesaisi bitti. Herkes gitti evine. Elde kumanda. Televizyon karşı da vay kafirler. Yaşadıkları hayat bu. Eğer cami imamları ve müezzinleri inandık dedikleri dini anlatmaya kalksalar, Türkiye'de din, diyanet ayağa kalkar.
Biz öğrendiklerimizi yaşayanlardan değiliz. Yaşayan değiliz. Bakın geçen gün bir cemaatin bari arada böyle geliyor bana hayatın içerisinden ya. Geçen gün bir cemaatin ünitesi, bir tarikatın ünitesi, bir kardeş dergi satıyor. Dükkanın önüne geldi, böyle uzattı böyle gözümün önüne. Alacaksın yani o dergiyi sen. Sanki almazsan dinden çıkacaksın sen. Almazsan büyük günah kebari işleyeceksin sanki. Almazsan Ebu Cehil olacaksın sanki. Öyle tavır, ondan sonra hal, hareket, ondan sonra davranış biçimi öyle. Ben böyle yumuşak bir şekilde elimi omuzuna koydum. Dedim kardeş, din dedim veya dine hizmet etmek, dergi satmak değil dedim.
Sen bu derginin doğru olduğuna inanıyor musun dedim ben. Evet dedi. Kaç para bunun tanesi dedim ben. 7 lira dedi. Saydım 10 tane var. Kaç tane var burada dedim ben. 10 tane var dedi. 70 lirayı cebinden koyacaksın. Bunu dedim fi sevillillah dağıtacaksın. Ne kızdı bana. Sübemelen kim, ne dedi bilmem kime mi inanacağım şeyhinin adını söyledi. Sana mı inanacağım dedi. Ya sen dedim Allah'a inan. Ama dedim din dergi satmak değil. Din gazete satmak değil. Din kitap satmak değil. Din CD satmak değil. Din ilahi CD'si satmak değil. Din Hazreti Mevlana'dan bir beyti alıp bir hikayeyi alıp onu romanlaştırıp satmak değil. Din yaşamak.
Din yaşamak. Dini yaşamıyorsan. Bismillahirrahmanirrahim. Bütün insanlar hüsrandadır. Mü'mindi, kafirdi, münafıktı, mürtetti. Beyazdı, siyahtı, yerliydi, yabancıydı, Bursalıydı, Mekkeliydi, Medineliydi. Kabe'nin duvarının dibindeydi, uzağındaydı. Medine'ye müneverede yatıyordu. Uzakta kalkıyordu. Bütün insanlar hüsrandadır. Bütün insanlar. Sufidi, şeyhdi, dervişti. Havada uçuyordu.
Denizin üstünde yürüyordu. Hüsranda. Cenab-ı Hak öyle bir şey koymuş ki. Bütün insanlık alemini hüsran. Hüsran dairesine koymuş. Ve yeminle söylüyor bunu. Ayırt etmiyor. Ayırt etmiyor. O hüsran dairesine koyduktan sonra, hani ayeti kerime var ya, Allah sizi karanlıklardan aydınlığa çıkardı. Sen o karanlıktasın. Çıkış yolunu Cenab-ı Hak söylüyor. İman eden. Yetmedi. Salih amel işleyip, salihlerle beraber olan. Yetmedi. Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Dört tane ana temel var.
İman etmiş olacak. İman edecek. İman etti. Yetmedi. İyi amel işledi. Yetmedi. Hakkı tavsiye etti. Yetmedi. Sabrı tavsiye etti. Bu dört ana temel, dört ana unsur, bir kimsenin üzerinde olursa, o müstesna oldu. O müstesna oldu. İman etmek, Allah'ın varlığına, birliğine, Adem aleyhisselamla, Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dahil, bütün peygamberlerin peygamberlerin peygamberlerin peygamberliğine, meleklerine, kitaplarına, Adem'e indirilen on suhuhtan, Kur'an-ı Kerim dahil, bütün peygamberlerine, bildiğimiz, bilmediğimiz indirilmiş kitaplarına, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna, din gününe, yani hesabın, kitabın olacağına, yeniden dirileceğine, inanmıyor adam buna.
Yeniden dirileceğine inanmıyor. Evet. Adam Allah'a inanıyor, peygambere de inanıyor. Yeniden dirileceğine inanmıyor. Hadis-i Şerit Hazreti Peygamber Efendimiz diyor ki, yeniden dirileceğine. Ayet-i Kerime'de diyor ki, yeniden dirileceğine. Önemli unsur. Ondan sonra cennete, cehenneme, hadis-i şeriflerde böyle, onları ben hepsini topluyorum. Kıyamete devam ediyor. Şimdi iman etti. Yetti mi? Yetmedi. İkincisi, salih amel işleyecek o kimse. En önemli nokta burası. Salih amel. Hadis-i Şerif'te diyor ki, siz salihlerle beraber olursanız, salih amel işleyebilirsiniz. Kim mü'minler topluluğundan bir adım uzaklaşırsa, bir adım uzaklaşırsa, o diyor küfre düşer.
O imanını, inancını kaybeder. Sana böyle basitmiş gibi gelir şimdi bu. Ya bir adım ne olacak ki? O bir adım ikinci adımı getirir. İkinci adım üçüncü adımı getirir. Üçüncü adım dördüncü adımı getirir. Geçen gün bir kardeşe tarif ettim. Dedim ki, bir daire çizdim böyle. Bir daire. Bir adım bu tarafa gitti. Bir adım birisi bu tarafa gitti. Dedim ki, bu bir adım, bin adım dedim. Siz bir adım görürsünüz dedim. Ben bin adım görürüm onu. Kaldı o kimse. Basit. Hemen bir çizdim, bir nokta koydum, bir yuvarlak koydum. Buradan bir adım gitti. Çizgiyi uzattım. Bir adım da öbür gitti. Öbür dereceye uzattım çizgiyi. Bin adım sonra dedim.
Birbirlerini göremeyecekler bile. Ama ayrılığın başlangıcı bir adım. Bursa kent meydanına gidin. On metre ileriden yürürseniz, Ankara'ya on metre geçerseniz, İstanbul'a on metre daha geçtiniz mi, İzmir'e gidersiniz. Ama aralarında yuvarlakta on metre var. Öyle değil mi? Ama git. Ondan sonra bin kilometre oluyor uzaklık. Demek ki iyi amel işlemek. İyi ameline Allah'ın farz kıldığı ameller. İyi ameline haram kıldıklarından uzak durmak. İyi amel. Yetmedi. Yani bir kimse çok iyi ameller işleyebilir. Oturursunuz siz evde, harika namazlar kılarsınız.
Harika zikirler yaparsınız. Harika. Veya kapanırsınız siz dağda bir mağaraya. İbadet edersiniz. İslam o değil. Hakkı tavsiye edeceksin. Birisi bakacaksın, gıybet edecek. Etme kardeşim gıybet. Mümin kardeşinin etini yemek ister misin? Sus. Eşin gıybet edecek. Suscan. Diyeceksin ki sus ya. Gıybet etme. Çocuğun gıybet edecek. Sus. Gıybet etme. Arkadaşın gıybet edecek. Sus. Gıybet etme. Veya arkadaşın bakacak ulan bu hatun. Sanki kendisinin. Hop diyeceksin ya. Senin kız kardeşin değil mi o? Sen ne yapıyorsun? Ya işte böyle dolaşmış. İyi. Dua et. Dua et. Yiyecek gibi bakma. Şehvetle bakma.
Hakkı tavsiye etmek. Yemin etme. Gıybet etme. Dedikodu etme. İftira etme. Tavsiye etmek. İçki içme. Kumar oynama. Haksızlık etme. Zulmetme. Güzel ahlaklı ol. Hakkı tavsiye etmek. Sıkıntı burada. Sıkıntı burada. Bize şunu öğretmişler. Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın. Bir gün sana dokunur. O yılan sana dokunur. Hakkı tavsiye et. Bugün din alimlerinin içerisinde en büyük sıkıntı bu. Hakkı tavsiye etmek. E tabi hakkı tavsiye edenler. Gidenlerin özelliği de olacak. Benim için birinci özellik ne? Antakyalı Habibi Neccar'ın Kur'an-ı Kerim'deki feryadı. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.
Sizden din adına kendisine ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Bir kimse bir şeyin ücretini alıyorsa o bir meslek erbabıdır. O bir ticaret erbabıdır. O bir sanat erbabıdır. O sanatını icra ediyordur. Karşılığında ücretini alıyor. Şarkı söylüyor karşılığında ücret alıyor. Kur'an-ı Kerim okuyor karşılığında ücret alıyor. Tıp doktoru bir sempozyuma katılıyor ücret alıyor. Kim? İlahiyat profesörü. Sempozyuma katılıyor ücret alıyor.
Sanatını icra ediyor. Tırnak içerisinde geçimini sağlıyor. Geçim sağlıyor. Bizim Cevdet Usta araba tamir ediyor. O da hadis okuyor. Birisi araba tamir ederekten para kazanıyor. Birisi hadis öğreterekten, hadis bilgisini sataraktan para kazanıyor. Burada da tıpçı var. O da doktor olacak. Doktor olunca doktorluğunu satacak. Bitti. Hakkı mı? Hakkı. Adam 6 yıl tıp okuyacak. Üstünden 2 yıl daha, ardından 2 yıl daha, ardından 3 yıl daha, 5 yıl daha. 30 yaşına kadar oku Allah oku, oku Allah oku. Ondan sonra bakacak, dinleyecek. Ehe de ehe diyen, ver 100 lira diyecek. O da diyecek ki ya ben bir ehe dedirtti 100 lira aldı.
Ulan adam 15 yıldan beri okuyor. Ne okuyor boyuna? 15 yıl, 20 yıl okumuş. Tabi. Vuracak böyle ehe de ehe, a de, a dedi, b de, b dedi. Ver 100 lira. Ne oldu? Ya bir a dedirtti 100 lira aldı. Öbürkü de aynı. Geldi 5 hadis okudu, o da 100 lira aldı. Öbürkü de geldi, indiler gökten melekler saf saf dedi, o da 100 lira aldı. Öbürkü de geldi, kale ya Resulallah dedi, o da 100 lira aldı. Öbürkü de geldi, sohbetlerimin CD'lerini kapının önünde satıyorlar. Bak, eğer almazsanız haram olsun. CD'ler 5 lira. Sakın çoğaltmayın. Çoğaltana haram olsun. Ne oldu? O da 100 lira aldı. Ben bedavayım ya. O yüzden beni eleştirmek kolay.
Adam şimdi vermiş para, onu eleştirir mi? Demezler mi lan ahmak? Hem para veriyorsun hem ne eleştiriyorsun diye. E sen gitmişsin şimdi, Tarkan'a vermişsin 150 lira. Bir de en önde oturacağım demişsin. 200 lira vermişsin. Bir de ondan sonra Tarkan'ın belinden düşen pantolonunu eleştir. Demezler mi lan ahmak? Yani sen hem o kadar para verdin hem bunu eleştiriyorsun şimdi. Adam zaten kendi kendine ahmak yerine koydurmamak için eleştirmez de. Muhteşemdi der. Neden? Para verdi çünkü. Şimdi kalksa, işte bilmem hangi profesör geceliğini 40 milyar liraya sohbet ediyor. Yani gidecek orada dinleyecek. O 40 milyar da adam dereden tepeden toplanmayacak. Gelenlerden toplanacak. Eee ondan sonra hem para ver hem sohbet dinle hem bir de eleştir.
Olacak iş mi? Olacak iş değil. Haa. Hakkı ve sabrı tavsiye edenler. Bu hakkı ve sabrı tavsiye edenler. Karşılığında eğer Allah için yapıyorlarsa ücreti olmayacak onun. Kur'an diyor ki, Hazreti Peygamber diyor ki bizim ücretimize Allah verir. Hazreti Peygamber diyor ki benim ücretim Allah'tandır. Davud diyor ki benim ücretim Allah'tandır. Diğer peygamberler Kur'an'ın dilinden diyorlar ki bizim ücretimiz Allah'tandır. Peygamberlerin yolu bu. Peygamberlerin yolunda giden alim alimdir. Peygamberin yolundan gitmeyen kimse alim değildir. Zalimin ta kendisidir. Ama alimle zalimi ayırt edebilecek göz yoksa bir kimse de o zalimi alim, alimi de zalim zanneder.
O yüzden de Şemsed Tebrizi Hazretleri der ki makalatında niceleri vardır ki nura gidiyorum diyerekten nara giderler. Niceleri vardır ki diyor herkes onları narda gidiyor derlerken onlar nura giderler. Mustafa Özbağ'ın kendince tespiti. Katılmayan katılmayacak.
Ben yeni la ila illallah Muhammeden Resulullah dediğimde güldür güldür güldür beni bir yere götürdüler. Sohbetin ortasında bu işler böyle olmaz atın pamuk eller cebe dediler. Ulan biz de kolumuzdaki saati attık dedik para yok. Ulan bir daha 15 gün sonra bir daha çağırdılar bizi bir yere bu işler böyle olmaz atın dediler. Orta yere bir şeyler. Biz gene bir saat daha attık orada. Daha yeni böyle gayrimeşrudan biz geri dönüyoruz. Bizim saatler şimdi işte bir kıymetli saat işte örneğin işte 5 bin lira 6 bin lira neyse gücüne göre öyle saat var bizde. Böyle pavyona meyaneye oraya buraya gittiğimizde rehin bırakıyoruz saati. İşin açıkçası bu para yoksa.
Öyle bizim masada birisi hesap verirse bize hakaret olur. Adam bize hakaret ediyordur bizim masamızda bizim hesap ödüyorsa. Ben cimriliği İslam olunca öğrendim. Benim önceki hayatımda bilmiyormuşum ben. Ben dini bir cemaatin tarikatın içerisine girince öğrendim cimrilik nasıl oluyormuş diye. Biz alışmışız masada son kuruşuna kadar bırakma kalmazsa getir abicim adisyonu imzala Mustafa Özbağ. Tamam. Yarın gel al bizden. Öyle hayat yaşamışız. Allah bizi affetsin. Bir daha orada birisi birileri senet yazdı.
Adam bak öbür toplantıda bir daha senet yazdı. Çektim birisini. Dedim bu adam iflas edecek. Ne iş abicim bu iş? Mustafa kardeş dedi. O böyle dedi milleti gaza getirmek için herkesi versin diye veriyor dedi. Ne dedim ben? Ulan biz de gaza geldik o zaman. Gitti mi lan benim iki tane saat dedim ben. Abi olmazsa ben senin saati getireyim dedi. Yürü git lan dedim. Ben dedim attım saati mi alacağım dedim. Bir başka yere götürdüler. Orada başka muhabbet. Benim nasibim buradaymış. Ondan sonra bizim Mehmet Kuyucu var. Hala da anıyorum ben onu. Onu çağırdılar. Mehmet Kuyucu demişim. Mehmet'in soyu Kuşçu. O zaman da Kuyucu'nun dükkanı vardı. Devrediyorduk değil mi?
Orayı biz o zaman Kuşçu dükkanda duruyordu değil mi? Evet. Bir sakallı eski abilerden var böyle. O çağırdı. Mehmet kardeş bir dakika geleceğim mi dedi. Gitti neyse ona o. Onun kulağına pıs pıs pıs bir şeyler söyledi. Mehmet geldi bizim yanımıza. Benim yanıma. Ben de ömrü hayatımda ilk Ramazan oruç tutuyorum. Dolu dolu. Bir gün bırakmadan. Nereye çağırdı lan bu sene dedim ben. Bilader sana göre değil ya dedi. Furnu Köyü'nden o arkadaş. Dedim ben köyü biliyorum. Onun evini de biliyorum. Bu gece basacağım oraya dedim. Tabii siz şimdi inanmayabilirsiniz. Ben basacağım dedim de basıyorum o zamanlar. O köy de sırf Solcu Köyü bir de. Öyle şey değil yani.
Köyde de tanıdıklarım var benim. Ben önceden orada CHP'li köyün büyük bir kısmı ama bizim dernek başkanı falan var orada. Köyü tanıyorum ben. Orada çalıştım da. Dedim basacağım ben. Öyle götürdü beni zikrullah alakasına. Ne var dedim ben. Zikir var tamam gideceğiz. Gittik ben o zamanlar kimseye söylemiyorum ama. Evi genişlettim ben. Onun arkasında mutfak, banyo, tuvalet var. Onun üstü beton. Oraya bir merdiveni dayıyorum ben. Tahta merdiven. Sabah namazından sonra çekiyorum merdiveni de. Ben güneşi bekliyorum. Kıyamet kopacak diye. Öyle bir halet-i ruhiye var bende. Velhasıl zikrullah alakasına gittim. Kaldım ben orada. Onun sonuna yol devam etti.
Şimdi hakkı tavsiye etmek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü, aynı zamanda Kur'an'ın sözü. Aynı şeyi Hz. Peygamber de diyor. Yapmadıklarınızı tavsiye edicilerden olmayınız. Hakkı tavsiye etmek. Yaptığını söyle. Yaptığını anlat millete. Yapmadığını anlatma. Eleştirilecek insanlar, bu uzun bir mesele. Ayet-i Kerime var, kınanmaktan korkmazlar diye. Biz kınanmaktan korkmuyoruz. Allah bizi affetsin inşallah. Bu kadar yeter. İnsan kendini anlatması zor. Allah bilinmekliyi sever. Allah bizi onu bilelim diye yarattı. Kalü belada. Ben sizin Rabbiniz değil miyim dediğinde herkes secde etmedi.
Secde edenlerin cüz iradesi var o zaman. Varsa onlar Allah'ı bildiği için mi secde etti? Cenab-ı Hak bana secde edin deyince bütün ruhlar secdeye vardı. Eksik bilgi. Cenab-ı Hak birinci secde emrini verdi. Bütün ruhlar secdeye gitti. Cenab-ı Hak ikinci secde emrini verdi. Bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. Bir de üçüncü secde emri verdi. Onun da üçüncüye bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. Bunu uzun teferruatlı bu kadarlık yetsin. Secde edenlerin cüz iradesi var. O zaman varsa onlar Allah'ın bildiği için mi secde etti? Birinci secdede cüz irade yok. Cenab-ı Hak o ruhlar aleminde bütün ruhlara ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün ruhlar evet dedi.
Bütün insanların kalbinde bir inanç vardır. Bu da benim çok tartışılır, çok eleştirilir, çok arkamdan davul çalarlar. Ben derim ki Budistliğe inanın da içinde bir inanç vardır. Adam ata tapar, puta tapar, taşa tapar, inanç vardır. İçinde inanç vardır. Çünkü onun içi inanmaya yönelik yaratıldı. Hiç inanmayan bir kimse geliyor mesela. Dediler ki bu hiç inanmıyor getirin bana dedim ben. Geldi genç bir adam. Böyle biraz da hafife alıyor beni. Ben hiç inanmıyorum dedi. Ben böyle yaptım. Aferin dedim. Öyle şimdi. Baktı şimdi bu. Sen de inanmamaya inananlardansın dedim. Nasıl yan dedi. İnanmamak da bir inanç değil mi dedim. Durdu.
İnanç dedi. Sen inanmamaya inanıyorsun dedim. Sonuçta bir şeye inanıyorsun. Hiç kimse yoktur ki bir şeye inanmamış olsun. Ama bu ateş, ama bu yıldız, ama bu işte güneş, ama karanlık, ama şeytan, ama melek, ama insan. Biraz arabesk oldu ama melek yüzde şeytan gibi hani var ya. İnanır bir şeye. İnanmamak yoktur. Bu bütün kalu beladan gelir. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet. O zaman secde edin. Herkes secdeye gitti. Ben bu secdede cüz-i iradenin olmadığına inanırım. Bu ilmel yakindir. Allah'ın bütün varlık alemin yarattığı her şeye ilim noktasında aynı seviyede yakındır. Zapturat altına almıştır.
Allah ilmel yakindir noktasında yaratmış olduğu her şeye yakindir. Yaratmış olduğu her şeyi kudret ve kuvvetinde tutar. Hikmetiyle hepsine de yakındır. Kafirdi, mümindi, münafıktı, mürtetti, inanıyordu, inanmıyordu, yan yattı, çamura battı, siyahtı, beyazdı, esmerdi, kızıldı, sarıydı, renksizdi. Hepsine de yakındır Cenab-ı Hak. İlmel yakindir. Arıya, ota, böceğe, çöpe, suya, dağa, taşa, kayaya, madene, aklınıza ne geliyorsa, Cebrail'e, Azrail'e, İsrafil'e, meleklere, ilmel yakindir noktasında hepsine de hikmeten yakindir. Bu ruhlar aleminde de aynıdır. Herkese yakindir. Hepsi de Allah'ı kabul ettiler ve hepsi de ilk secdeye gittiler. O yüzden bizim inancımız odur ki bütün doğan insanlar mümin doğarlar, günahsızdırlar.
Bizim Hristiyanlarla yol ayrımımız inanç noktasında buradadır. Onlar günahkar doğduklarına inanırlar, inanırlar, vaftiz ederler, vaftiz suyuna bandırırlar, vaftiz suyuyla o çocuğun günahlardan temizlendiğine inanırlar. Bizim bu inancımız yoktur. Şimdi böyle işte tek din yapmaya çalışanlar var ya, buralarda bocalıyorlar. Ben birisine öyle dedim. Yani ben çocuğumu vaftiz etmezsem ne olacak dedim. Benim inancım benim çocuğumun vaftiz edilmemesi. Ben günahsız doğduğuna inanıyorum. Sen günahkar doğduğuna inanıyorsun, götürüyorsun ondan sonra kiliseye, bir de para veriyorsun, kiliseye de tasadduk ediyorsun. O da kutsal su diyor, iki tane su koyuyor.
Suya ne o? Yalak gibi böyle bir mermerden, onların şeyleri var, vaftiz havuzları var. Oraya sokup çıkarıyorsun, çocuk temizlendi diyorsun. Bunu nasıl halledeceğiz dedim, kaldı ortalık. Ya dedim daha yaratılışta çocuk doğduğunda ayrıldık biz gene senden dedim. Birinci secde herkes gitti. İkinci secde emri verilince, ikinci secde bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. Üçüncü secde emri verildi. Bunlar hür artık. Üçüncü secdede ikinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye de gitti. İkinciye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncüye gitti. İkinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye gitmedi. Hadis-i Şerif hemen meseleyi bağlayacağım, kapatacağım. İnsanlar mümin doğarlar, mümin yaşarlar, mümin ölürler. Bir grup insan.
Mümin doğar, mümin yaşar, kafir ölür. Mümin doğar, kafir yaşar, mümin ölür. Üç grup insan. Allah, Allah'ı bildiği için mi secde etti? Evet, birinci secdede herkes Allah'a. Allah cüz iradesinler onların vermediğinden dolayı hepsi de secde gitti. O zaman bilmek orada başladıysa biz burada bilmeye devam mı ediyoruz? Yoksa tanımaya mı çalışıyoruz? Ama kahlü belayı hatırlamadığımız için şu an bilmiyor hükmünde miyiz? Hatırlayınca bilmeklerimizin üstüne bilmeklik mi kurtaracağız? Bunun sonucunda mı tanınmış olacağız? Özetle bilmeklik ve tanımaklık nedir? Nereye kadardır? Bilmeklik ve tanımaklığının sonu yok kardeş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hakkıyla sana kulluk edemedim ya mağbud demiş.
Sonu yok. Allah'ın bilinmekliğinin tanımaklığının sonu yoktur. Kim ben bildim, ben tanıdım diyorsa bu böyle bizim gençliğimizde vardı böyle işte bir kadeh içip bozulanlar vardı. Adamı haddi bir kadeh. Adam bir kadeh içer sanki bir küp içmiş gibi. adam yalpalar veya kimisi yalancıktan ayran içer, sahte sarhoşluk yapar. Bu onlara benzer. Dervişlerin içinde de vardır bunlar. Dervişin de sahte sarhoşu vardır. Derviş de iki zikir yapar, alemleri seyran ettim gibi böyle dolaşır. O da sahtesi. Biz daha önceki hayatımızda sahte sarhoşları bildiğimizden Cenab-ı Hak burada da gösteriyor bize. Sahtesi sahtedir her yerde.
Geçmiş yıllarda kılamadığım namazlarım var fakat nafile namazları kılıyorum. Nafile namazlara devam etmeli miyim ya da kaza namazlarını mı kılayım? Bak gönlün nasıl coşuyorsa öyle yap. Namaz kıl da. Çünkü neden öyle söyledim? Her ikisi içinde hadis-i şerif var. Hani hadis-i şerifte der ki kul kabre konulur. Bakın kulun namazlarına, namazlarına bakılır. Eksik der diyor meleklerden birisi. Allah der ki diyor, kulun nafilelerini de farzdan saydım. Tamam mı? Tamam. Namazları tamam mı? Tamam. Hesabını bırakır mı? Diyor. Mahşere bırakır. Bakın biz oturmuşuz böyle bu tip meselelerin üzerinde kıyamet koparıyoruz. Ben şimdi diyorum ki adamın kaza namazı varsa kardeş vaktin yoksa çalışıyorsan orada burada duruyorsan zor geliyorsa nafilelerin yerine kazayı kıl sen.
Kıl kazayı. Haydi kıyamet koparıyor. Nafileyi terk et dedi. Ha terk et dedim ne yapacaksın? Söylediğimin hadiste karşılığı mı yok? Hayatın içinde yaşamıyorlar. Hayatın içinde yaşamış olsa bir bayanın çalışan bir bayan bilse, çalışan bir adam bilse, öğrencinin halini bilse, esnafın, tüccarın halini bilse konuşmayacak hiç. Sırça köşlerde oturuyorlar. İşleri din satmak. Ne iş yapıyor şeyhin? Susuyor. Kardeş şeyhin ne iş yapıyor? Geçimini nereden sağlıyor? Duruyor. Emekli mi? Memur emeklisi mi? İşçi emekli misin? Bakur emeklisi mi? Ne iş yapıyor? Oğlum bakıyor, damadım bakıyor, kızım bakıyor, kim bakıyor? Ne iş yapıyorlar bakanlar?
Geçmiş dönemlerde biraz da böyle haddi aşmak var ya bizde, adam duruyor, susuyor şimdi. Ha tamam cevap verme diyorum ben. Neden? Tamam diyorum belli senin şeyhin şeyhçilik yapıyor. Duruyor şimdi hiç öyle bir tabiri yok. Oğlum marangozluk gibi işte şeyhçilik yapıyor da. Demircilik gibi o da şeyhçilik yapıyor. Ne iş yapıyor senin şeyhin? Duruyor. Hoca. Ha seninki de hocacılık yapıyor. Benimki fürükçü değil diyor. Oğlum o fürükçü var Ankara'da üfledim uçuruyor diyorum ben. Sıkıntı yok. Seninki ne iş yapıyor? Geçimini nereden sağlıyor? Öyle ya. Koca Hazreti Ebu Bekir Efendimizin geçimi var. Hazreti Ömer'in geçimi var.
Hazreti Osman'ın geçimi var. Hazreti Ali Efendimizin geçimi var. Sahabelerin geçimi var. Abdülkadir Geylan Hazreti'nin geçimi var. İmam-ı Azam Hazreti'nin geçimi var. İmam Şafii, İmam Maliki, İmam Muhambeli geçimi var. Geçimleri var. İşleri hocacılık, şeyhçilik değil. Geçimleri var. Allah bizi affetsin. E o yüzden onlar da öyle söylüyorlar. Ha. Öbür taraftan da bir kimse nafileleri devam edip farz namazlarının kazalarında devam eder. Nefsine zor geliyor adamın bu. Din yaşamak için. Üniversite öğrencisini düşün. Şimdi bizim doktora desem ki doktor, sen hem farz namazlarının kazalarını yapacaksın, hem de nafileleri kılacaksın.
Bana şunu diyecek doktor. Diyecek ki benim sınavlar ne olacak? Bitti mi dönem sınavları doktor? Bitmedi mi daha? Gözleri akacak daha adamcağızın. Şimdi o adama sen de sakın ha. E farzları kılacaksın, nafileleri kılacaksın, bir de kazaları kılacaksın. Salih ne yapar? Seyri sülükte nübüvvet ve velayet yolunu açıklar mısınız?
Allah, Allah ile zikir nasıl olur? Allah kendisini zikreder mi? Allah razı olsun. Bu soruları yazanlara, bu sorular size fazla kardeş. İnsanın kusurlarını yüzüne söylemek ne kadar doğru? Haram. Ben onun yüzüne karşı da söylerim diyen haram işliyor. Yüzüne söylemek de haram. Bir kimsenin yüzüne eleştirmek haram. İslam dini bir kimsenin yüzüne eleştirilmesini haram kılmış.
Din nasihattır. Siz nasihat edebilirsiniz. Ayetten, hadisten, imamların iştahından bahsedersiniz. Hacim olarak şeytan mı yoksa zaman mı daha büyüktür? Doktor! Hacim olarak zaman büyüktür şeytandan. Sen şimdi diyeceksin ki, şeytan büyüktür zamandan. zamandan algın yaşadığımız an değil.
Benim zaman algım yaşadığım an değil. Senin zaman algın yaşadığın an. Senin zaman algın bu dünya hayatı. Senin zaman algın ahiret hayatı. Senin zaman algın normalde bildiğimiz varlığın içerisinde durduğu varlık alemi. Senin zaman algın bu. Ne zaman algın? Yok. Zaman algın yok. Zamanın yokluk olduğu değil. Değil. Yanlış bilgi. Zaman yokluk değildir. Senin var gördüğün yoktur.
Senin yok gördüğün yok ki. Yok gördüğünü söyle bana. Efendim? Saf. Var. Adı var olan her şey vardır. Adı olmayan bir şey söyle. Adı var var. Var tabii. Boşlukta. Boşluk diye isim koymuşlar ya. Benim ismim Zahirem Mustafa. Ben Mustafa'dan yapılı olduğum için adım Mustafa.
Ben nasıl eminim? Hakikate dair dünya üzerinde yaşayan insanlar arasında cevabını yalnız sizin bildiğiniz bir soru var mıdır? Var ise nedir? Ben bugüne kadar bana ne soru sordularsa doktor bugüne kadar Cenab-ı Hakk'ın cevaplandırmadığı bir soru olmalı. Ayırt etmeye çalışmam ki. Safı da boşu da bir görürüm.
Ayağa kalk. Sakar ya. Yüzüstü çok süründür. Neyi iki gördün ki? Sen bir görmedin mi? Aynı desem ne olacak? Ayrı desem ne olacak? Aynı ile ayrı bir değil mi? Hiç ayırt etmem. Hiç ayırt etmem. Anlamak için uğraşmıyorum. O kendisini bana anlatıyor.
O kadar zamanım yok benim doktor. Saflık. Bak ben saflıktan senin kastını bile sormuyorum. Nedir? Hiç önemli değil ki. Saflığı burada kime sorarsan sor herkes diyecek ki berrak, temiz, hoş, işin hakikati özüleyecek. Mana itibariyle. Öyle değil mi? Öyle. Peki. Boş. Boşlar ne diyecek? Hiçbir şey olmayan bir şey diyecekler. Öyle değil mi? Aynen. Boşa desem ki boş ne demek? İşte bardaksa içinde bir şey olmayan bir şey boş denir. İçinde bir şey yok. Hiçbir şey yok boş yani. Öyle değil mi? Aynen. Mesela diyelim ki tekke var. İçeride hiç kimse yok. Ne diyeceğiz?
Boş diyeceğiz değil mi? Normalde. Bomboş diyeceğiz hatta değil mi? Tamam. Tamam. Herkesin algıladığı bu değil mi? Bu. Safla boşu. Nasıl ayıt edeceğiniz? Herkesin algıladığı bu değil mi? Saf, öz ise, boş da, olmayan ise. Evet. İkisinin arasında fark var diyorsun değil mi sen? Ben nasıl ayıt edeceğiniz var. Ben hiç ayırt etmek için uğraşmıyorum diyorum. Ben ayırt etmekle mükellef de değilim zaten. Bunları ayırt etmeye kalkarsan bütün her şeyi ayırt edersin. Bütün her şeyi ayırt etmeye kalktın da kesretin içerisinde boğulursun. Ben sana kestirme yol gösteriyorum. Senin üzerinden herkese kestirme yol gösteriyorum. Siz her şeyi ayrı ayrı ayrı … ayrıştırırsınız. Ayrıştırdığınız zaman bir sürü ben çıkar.
Bir sürü benin içerisinde varlığın bütün derecelerinin içerisinde siz kaybolur gidersiniz. Sufi hiç ayrıştırmaya gitmez. Benim saf gördüğümü, öbürkü az önce muhabbet neydi? Kimileri nar görür, nura gider, bir onu narda görür, o nura gidiyordur. Kimileri de nura gidiyom zanneder, nardadır. O zaman saf düşüncesi bazen görecelidir, bazen hissiyatlıdır. Göreceli nedir? Birine göre, o kimsenin gözündeki konumuna göre, saf olmayan o kimse saf görebilir. Ve der ki, bu saf. Saf olan bir şey var mı? Çay bu mu? O. Değil mi? Evet.
Saf çay değil mi bu? Evet. Değil. Su katılmış diyorsunuz. Hayır onu demiyorum. Bu sence saf çay. He. Sizce değil. Evet. Bence değil. Saf olan bir şey var mı? Var. Bence de var. Efendim? Bence de var. Evet. Ne sence saf olan şey? Hatta, saflı ne olduğunu söyleyeyim ben. Saf sence ne? İçinde boşluk olmayan. Saf sence ne? Yaratan. Bitti. Bak o zaman, yaratansa sadece saf, sen yaratılanların içerisinde saf arama. Yaratılanların içerisinde saf arayacaksan, yaratılmış olan her şey saf bil o zaman.
Ben saf aramıyorum ki. Neden soruyorsun ki? Beyninin önü aramadığını söyler. Saf aramıyorum ki dedim. Tamam. Bu bir soru mu? Soru değil. Bir bir tespit. Neden sordunuz ki dediniz ki. O acil. Hayır bak, saf aramayan bir kimse safı bulmuştur zaten. Evet. Saf aramayan bir kimse safı bulmuştur. Evet. Evet. Safın mübarek olsun. Safın. Harika bir şey. Mükemmel. Tabi. Dil şu, saf eşittir, hazreti Allah'tır. Eğer onu buldunsa, saf bulana safi denir zaten.
Safı bulana safi denir. Ben safim oluyorum. İnşallah. Kim safi değil ki? Yaratılan. Kim safi değil ki? Yaratılan. Kim safi değil ki? Yaratılan. Kim safi değil ki? Yaratılan. O eksik noksan bir şey yaratmaz. Eksik olduğunu nereden çıkardınız?
Yaratılanı safi görmedin ya. Haşa. Öyle dedin. Kim saf değil ki? Safi görmedim. Saf. Ama saf. Saf gördüysen zaten safidir. Yaratılan, yaradanı aramakla mükellef. Safi, safı bulmakla mükellef. Safa ulaşmakla mükellef. Din özünde budur. O kimse safi olmadığını düşündüğünden dolayı safiliği arıyor. Safiliği arayan yok. Saflığı arayan var. Aynı şey. Saflığı aramakla safiliği aramak aynı şey. Saflığı arayan kimse safi olur.
Safiliği arayan kimse yani ister saflığı olsun ister safiliği olsun değişmez bir şey. O kimse kendi menfezinde, kendi dairesinde kendince örtülmüş. Kendince kendi örtüsünde kalmış. O kendi örtüsüne de düzgün bir şekilde bakmış olsa onda da saflığı görecek. Safi saf mı? Safi saftır. Emin misiniz? Hı hı. Biz safi miyiz? Safi olduğunu inanıyorsan safisindir. Şimdi safı arayan kişiye safi denmez mi? Safı arayan kimseye safi denir. Aslında aramaya başladığında saf olmuştur. Saf olan Hz. Allah'sa arayan kişi kim? En zor şey iki göreni bir görmeye çalıştırmaktır.
İki göreni? Bir göstermeye çalışmaktır. Mesnevide bir hikaye geçer ya, usta der ki evladım git şuradan şu şişeyi al gel. Şaşı öğrenci gider der ki usta burada iki tane şişe var. Burada iki göreni bir göstermeye çalışmak. Çok zor şişeyi kırdırmak lazım. İki neyin gösterdiğini gösterirsek? O uzun yol. Sufilerin o kadar zamanı yoktur. Şişenin birini kırdırır biter. Zaman dediğiniz bir araç. Zaman demedim uzun yol dedim. Zaman alır. Zaman araç değildir. Zaman bir araçtır bence. Sence? Zaman araç değildir. Nedir?
Zaman odur. O nedir? Allah. Allah zaman mıdır? Evet. Yeni öğreneceksin doktor daha bunları. Zamanla Allah aynı şey yani. Aynı şey olmasa dahi ayrı şey değil. O zaman zaman da saf. Efendim? Zaman da saf. Zaman zaten saf. Ben zamanı saf değil demedim ki. Doktor buradan çıkış yok. Biliyorum. Bu kadar mı? Eyvallah ben soruna tekrar bakıyorum. Güzelmiş. Hakikate dair dünya üzerinde yaşayan insanlar arasında cevabını yalnız sizin bildiğiniz bir soru var mıdır? Var mı?
Yalnız benim bildiğim mi? Evet. Ben biliyorsam herkes biliyordur. Doktor zaten. O zaman bir önemi yok. Benim bildiğim mi? Hiçbir önemi yok. Herkes biliyorsa. Tabii. Benim bildiğimi herkes biliyordur doktor zaten. O zaman bir önemi yok. Ben de önemi demedim ki zaten. Bildiğinizin bir öneminin olmadığını kabul ediyorsun. Evet. Çok güzel. Sakın öyle bildiğini önemli olarak görme. Ben görmüyorum. O görenler hep yanılırlar. Evet. Sakın mesela hani Musa aleyhisselam der ya sorarlar. Ya Musa senden daha bir ilgilisi var mı? Der ki yok. Bu Allah'ın gücüne gider ya zoruna gider.
Der ki ya Musa hani sana böyle soru sormuşlardı ya evet sende benim yok dedin ya evet var ya Musa der. Kim Kızıldeniz'in kenarında duran Hızır der. Zaman bir bilgi mi? Zamana bilgi açısından da bakabiliriz. Nasıl? Basbayağı. Aynı zamanda bilgidir. Zaman aynı zamanda el alimdir. Zaman aynı zamanda el hakimdir. Bilgi ise kullanılan bir şey. Muhakkak. Yani zaman kullanılan bir şey değil. Zaman kullanılan bir şey değil demedim ki. Allah'a eşitim. Hayır Allah'tır dedim. Saftır dedim. Saftır. Saftır. Olmadığını iddia et doktor. Zamanın mı?
Hayır. Zamanın saf olmadığını iddia et. Saf olması için ne olması lazım? Ne olması lazım olduğu önemli değil. Zamanın saf olmadığına dair elinde bir bilgi var mı? Safsa sizin için geçen zamanla. Safsa değil. Zaman saf. Benim için geçen zaman farklı işliyor. Farklı işliyor evet. Safsa nasıl farklı işliyor? Sen farklı görüyorsun. Sen farklı gördüğün için farklı işliyor. Benim için zaman işliyor. Benim için zaman işlemiyor bile zaten. Saf olan farklı görünür mü? Bak benim için zaman işlemiyor bile. Benim için de işlemiyor. Tamam bir anlamı yok.
Aynı yerdeyiz. Değiliz. Neden? Aynı yerdeyiz. Değiliz. Neden? Aynı yerdey miyiz? Ben öyle gördüm. Sen öyle görmedin mi? Aynı yere gidiyor olabiliriz. Olabilir. Ama aynı yerde değiliz. Aaa ben aynı yerde görüyorum herkesi. Ben hep beraber aynı yerde görüyorum hepimizi. Zaman mı hacimsel olarak büyüktür?
Şeytan mı? Zaman. Şeytan. Hangisi daha saf? Zaman. Daha saf. Aha. Nereden biliyorsun? Evveli de yok ahiri de yok. Yani yaratılmamış. Evet. Doğrulmamış. Evet. Zamanın hakimi kim? O. Hakim olmak ne demek? Onun olmak demek. Hakim olmak. Ha ha. Onun elinde. Ha ha onun demek. Yaratıcısı da o, yok edicisi de o. Zamanı mı? Onu idam eden de o olacak. Zamanı mı?
Salıveren de o. Zamanı mı diyorum. Evet. Zamanı idam edecek veya salıverecek noktada değil ki zaman o zaten. Ona döndürüleceğiz yani. Sen döndürüleceksin. Siz. Zaman değil. Şimdi zamanla şeytan aynı saflıkla. Yanlış. Bir bilgiye dayanılmadan söylenmiş bir söz seninki. Siz. Siz zamanı tanımadığınızdan böyle söylüyorsunuz. Siz şeytanı da tanımadığınızdan böyle söylüyorsunuz. Şeytan ne? Ben. Şeytansız misiniz? Şeytan ben dedim. İçimizdeki ben.
Nasıl algılarsan? Herkesin içindeki. Nasıl algılarsan? Ben dediğimiz şey şey şeytan. Eyvallah. Nefis ölen kısım. Efendim? Ölen kısım. Eyvallah. Peki şeytan herkesin içindeyse ve yaratılan saf değilse saflığı bozan şey ne? Ben şeytan saf değil demedim ki. Sen zaman mı saf, şeytan mı saf dedin. Ben de dedim ki zaman saf. Zaman daha saf olduğunu nereden biliyorsunuz? Ben öyle inanıyorum. Eyvallah. Şeytan yaratılmış mı değil mi? Şeytan yaratılmış. Yaratılmış her şeyin bir başlangıcı var mı? Yaratılmış her şeyin bir başlangıcı var. Zaman yaratılmış mı?
Zamanla yaratılmış. Zaman yaratılmış olmuş olsaydı zamanın başlangıcı olurdu. Yok mu? Var mı? Şeytan. Şeytan yaratılmış. Zamanın başlangıcını söyleyebilir misiniz? İlk yaratılan. İlk yaratılan şey o yaratılan şeyin başlangıcı. Yani şeytandan önce zaman kavramı vardı. Evet. Biz zaman kavramını kün lafzından sonrasını biliyoruz. Bu, bu yaratılan şeyin başlangıcı. Bu yaratılan şeyin kendi varlık aleminde, kendi varlık derecesinde başlangıcı. Bana dersen ki sen ne zaman yaratıldın?
Ben derim ki on dört milyar yıl önce. Neden? İlk başlangıç o zaman kün lafzının başladığı ilk yaratılmış. Bugünkü pozitif bilimin geldiği nokta bu. Diyor ki pozitif bilim ilk varlık ışık hızıyla. Pozitif bilime inanıyor musunuz? Ben mi? Evet siz? Ben bütün ilimlere inanıyorum. Bilimliyim daha doğrusu. Ben bütün bilimlere inanıyorum. Evrime? Efendim? Evrime. Ona da inanıyorum. Teoriyi ispatlasınlar inanca. Yani ispatlanmamış bir şeye inanıyorsunuz. Aaa birisi oturmuş kendi kendine bir fikir üretmiş, kendince bir hayal kurmuş. Hayalini koymuş.
Ve siz buna inanıyorsunuz. Hayalini koymuş. Tamam. İnanıyorum demediniz mi? Hayır evet bütün bilimlere inanıyorum. Evrim diyor. Ben ona diyorum ki tamam adam bir bilgi koymuş. Ve buna inanıyorsunuz. Evet bilgi noktasında inanıyorum evet. Bilgi. Ama ispatlanmamış daha henüz. Bilgiye inanmak ayrıdır. Bir bilgiyi kabul edip etmemek farklı bir şeydir. Şimdi neden zamanla şeytan aynı anda yaratılmıyor? Öyle yaratmış. Zaman daha önce. Zamanı yaratmamış. Zaman kendisi. Zaman kendisi yani saf olan. Evet. Şeytan ne? Şeytan bir öge. Öge mi? Evet. Neyden yapılıyor? Efendim? Ateştan.
Evet. Odun ateşinden değil tahtadan. Tamam. Fark eder mi? Fark eder tabi odun ateşi daha sıcak ya. O zaman daha çok enerji. Evet. Şimdi zamanı Allah'ın kendisi ise ve biz. Doktor zamanla alakalı kaç tane Risale okudun? Risale. Veya yazı okudun. Ben yaşıyorum. Yaşıyorsun. Sen yaşadığın zamanı biliyorsun doktor. Yaşadığım? Yaşadığın zamanı biliyorsun. Yaşadığım. Ben yaşıyorum dedim sadece. Evet yaşıyorsun. Yaşadığın zamanı biliyorsun. Yaşadığın anı biliyorsun. Yaşadığın anı biliyorsun. Sen bu anda yaşıyorsun. Bu anda yaşadığın bu anı biliyorsun.
Sen dünyada yaşıyorsun. Dünyanın zamanını biliyorsun. Evet. Geceyi gündüzü biliyorsun. Gece gündüz güneşin doğması batması olarak algılıyorsun. Sen diyorsun ki zaman dünya üzerinde gece ve gündüz. Doğru. Dünyanın zamanı. O süre daha çok. Efendim? Süre. Evet zaman algısı. Dünya içerisinde bu. Ben onu normalde bunu reddeden değilim. Benim zaman algım bunun dışında. Zaman deyince aklınıza gelen ilk şey. Allah. Saf olan. Evet. Zaman saftır. Zaman saftır. Zaman eşittir Allah'tır. Kesin mi? Evet.
Hiç hekim şüphem yok. Şüpheniz yok. Hiçam. Hiçam zerre zerrece. Hiç. Hiçam. Hiçbir işte 2-3 aydan fazla çalışamıyorum. Sıkılıyorum. İstikrarsızsın. Zamanın parçaları var mı? Yok. O parçalanmaz. O bölünmez. Ben bir bayanım iki tane çocuğum var. Üçüncü çocuğum da olsun istiyorum ama eşim istemiyor. Zorlu güzellik olur mu? Olmaz. Ben her konuda kendimi haklı görüyorum. Haksız olsam da kabullenemiyorum. Erkeklik gururumu anlamadım. Bundan nasıl kurtulurum? Şeytan gururu. Bayındırdan selam. Size Ahmet Sivri beyefendi selam gönderdi ve Naime Hanım çok çok selam var.
Aleyküm selam. İmam. Darül Abde bıyık ve tırnak uzatılması caiz olduğunu söyleniyor. Bu bilgi hangi kaynakta kayıtlıdır? Hadis-i şeriflere bakabilirsiniz. İmam-ı Muhammed'in İslam'da devlet hukukuna bakabilirsiniz. Kişiye göre bölünmeyen bir şey. Kişiden kişiye göre nasıl oluyor da değişiyor? Kişiden köşeye değişmez aslında. Kişilerin şaşılığından değişir. Hz. Ali Efendimiz der ya ilim bir noktadır cahiller çoğaltır der ya. Evet. Bu da onun gibi bir şeydir. Zaman bölünmez aslında. Ama zamanı tanımlayamayanlar, bilmeyenler zamanı bölmeye, zamanı bölüp parçalamaya çalışırlar. Ben en azından zamanı ilahlaştırmayanlardanım. Zaman ilahlaşma açısından Allah'ın bir sıfatıdır.
Sıfat mı, eşittir mi? Sıfatla eşittirin arasında ne fark vardır ki? Çok fark vardır. Yok ya. Yok mu? Hayır. O zaman zatıyla sıfata aynı. Hangi? Ayrı mı? Aynı mı? Ayrı mı dedim? Sıfat. Ayrı mı dedim? Ayrı. Zatıyla sıfatı ayrı mı? Ayrı. He. Sen ayrı görüyorsun demek ki. Siz aynı mı görüyorum? Ben aynı görüyorum. Sen kudretiyle kuvvetini ayrı mı görüyorsun? Tecellisiyle. Kudretiyle kuvvetini ayrı mı görüyorsun? Tecellisiyle gücü farklı. Ayrı mı? Ayrı mı dedim? Ayrı evet.
Sen ayrı görüyorsun daha henüz. Ancak. Sen ayrı görebilirsin yani şeye kaçıncı sınıfa gidiyorsun şu anda? Üç. Üçe gidiyorsun. Üçüncü sınıfa giden tıp öğrencisiyle altıncı sınıfa giden tıp öğrencisi aynı mı? Bilgi bakımından. Aynı mı? Aynı mı? Anlam bakımından aynı mı? Hayır bak aynı mı değil değil mi? Algıları bilgileri aynı değil daha. Üçüncü sınıfa giden bir tıp öğrencisiyle altıncı sınıfa giden bir tıp öğrencisi kendince bilgileri aynı düzeyde değil bakışları aynı düzeyde değil. Bilgi nedir? Efendim? Bilgi nedir? Nedir sence? Bilgi mi? Efendim? Düşünce. Bu ne? Ne?
Bu gördüğün şey ne? Neyi gösteriyorsun? Şu şu şu direk. Ne bu? Neden yapılma? Tahta. Tahta. Bunu düşüncenle mi buldun bilgiyle mi buldun? Bakarak düşünceye dönüştürdüm. Düşünceye dönüştürdüm. Sana birisi bunun tahta olduğunu bildirmedi mi? Kim? Ben bakarak. Herhangi birisi. Annen, baban, mahalledeki çocuk falan. Bu tahta demediler mi sana önce? Tamam. Tamam. Bu bilgi değil mi? Bilgi. Tamam ben de onu söyledim. Tamam. Düşünceden ayıran ne bilgiyi? Düşünceden ayıran farklı bir şey. Ne? Bilgi dışarıdan gelen bir şey. Düşünce ise bilginin iki tarafı vardır. Bir içeriden geleni vardır, bir dışarıdan geleni vardır.
O normal bilgi sonradan elde edilen bir şeydir. Düşünce ise insanın kendi iç mekanizmasında var olan bir şeydir. O dışarıdan bir şeyle harekete geçmez. O kendi iç aleminde kendince o var olan bir şeydir. Onu zenginleştiren, onu bu noktada ana tema eden, ona zemin sağlayan ise akıldır. Akla temel sağlayan ise bilgidir. Bilgi gelir, akıl kemale erer, erginleşir. Akıl kemale erip erginleştikçe düşünce kapasitesi farklılaşır. Eğer bir akla bilgi gelmezse onun düşünce kapasitesi darlaşır. Belli bir noktada gelir. Ne kadar bilgi gelirse aklı o kadar kemale erer. Aklı ne kadar kemale ererse o kadar düşünce kapasitesi ve hızı farklılaşır. Bilgi gelmeyen bir akıl kördür.
Niye? Çünkü düşünce oluşmaz. Bitti. Önemli değil ki neye burada. Bilgi düşüncedir o zaman. Tamam ben de onu söylüyorum. Onu söylemediniz. Hayır. Bilgi bak. Akılsız, bilgisiz bir akıl. Bilgisiz bir akıl. Düşüncesine hiçbir şeyi yoktur onun. Bilgi doğuştan mıdır? Bilgi hem doğuştan vardır hem de dışarıdan tamamlanır. Eminsiniz yani. Ben yavrum kardeşim. Benim adım Mustafa Özbağ. İnanmadığını konuşanlardan değilim ben. Çok güzel. Bilgi düşüncedir yani. Bilgi akla gelir. Akıl, bilgi akla gelir. Tamam anlam nerede burada? Anlamla düşünce aynı şeydir. Bilgi akla gelir. Akıl onu analiz eder. Düşünce budur. Akıl o analizinden sonra bir düşüncesi oluşur.
Akla bilgi gelmezse akıl kördür. O aklı akıl hale getiren bilgidir. Körler. Düşünemiyorlar. Körler az düşünürler. Neden? Gördükleri kadar, hissettikleri kadar düşünürler. Yani bilgi zihinde düşünce olarak. Sen tıbbı düşünceyle mi buluyorsun? Ben bilginin düşünce olduğunu inanıyorum. Sen diyorum bak sözüme cevap ver. Tıbbı, bilgi almadan düşünceyle mi öğreniyorsun? Ben bilgiyi düşünce olarak gördüğüm için. Cancağızım kardeşcağızım. Akıl olmazsa bilgi ne işe yarar? Hiçbir iş. Eee nereden bilgiden düşünceye sıçradın? Bilgiyle düşünceye sıçramadım ben.
Aklı orta yerden kaldırıyorsun canım kardeşcağızım. Akıl eşleştirmektir. Cancağızım kardeşcağızım. Bilginin toplanacağı yer neresidir? Toplanacağı. Evet. En iyi yalıtılmış yer. Akıldır. Beyin mi? Akıl akıl. Nerede akıl? Kalbinde, göğsünde. Tamam. Bilginin toplandığı yer o manevi noktadır, akıldır. Ama o manevi noktanın, aklın, beynin içerisinde de tecelliyatı vardır. Beynin içerisinde tecelliyatsız değildir o. Beynin içerisinde oluşan şey düşünce değil mi? Cancağızım kardeşim, düşünce aklın ürettiği bir şeydir. Bilgiyi yani düşünceyi akıl üretiyor. Evet. Şu tahtanın bilgisini sizin aklınız mı üretti? Tahtanın bilgisini benim aklım üretmedi.
Tahtanın bilgisini bana bildirdiler. Ben onu, ben kendimce baktım. Bana dediler ki, tahta böyle olur. Ben onun tahtanın böyle olduğunu bana öğretti birisi. Ama babam öğretti, ama annem öğretti, ama mahalledeki çocuk öğretti, ama birisi öğretti. Dedi ki, bu tahta, benim aklım olmasaydı, ben onun tahta olduğunu bilemeyecektim. Aklım var, onun tahta olduğunu bana söylediler. Ve dediler ki, bu tahtadan bunlar, bunlar, bunlar, … olur. Şu işe yarar, bu işe yarar. Akıl bunların hepsini de topladı. Tahtanın nerede, neler yapabileceğine değer, ne kadar akıl, bilgi topladıysa, akıl bunların hepsini de topladı. Ve buna baktı, buradaki tahtanın vazifesi, şu çatıyı ayakta tutmak şimdi.
Bunu, aklım, bu düşünceye beni, bu bilgiyle sevk etti. Aklınız. Evet, eğer aklımda o bilgi olmamış olsaydı, tahtayı ben sadece, bana deselerdi ki, ısınma aracı, yakarsın, ısınırsın, ben sadece tahtadan yakınılıp ısınılacağını bilirdim. Ama bana tahtadan kapıyı gösterdiler, pencereyi gösterdiler, at arabası gösterdiler, masa gösterdiler, sandalye gösterdiler, yatak odası gösterdiler, böyle direkler de gösterdiler. Ha bir baktım ki, burada tahta kubbeyi taşıyor. Ama dışarı gidiyorsun, telefon direği oluyor. Bir başka yere gidiyorsun, masa oluyor. Sen şimdi diyebilir misin, şunu diyebilirsin, her tahta direktir. Her tahta direk değildir. Nereden hükmettin? Akıl. Hoş geldin 23 Nisan. Neden düşünceden değil de akıldan hükmettin ona?
Düşünce tahtanın bilgisi. Bu bilgiyi kullandığınız zaman akıl. Cancağızın kardeşim, akıl olmazsa düşünce olmaz. Sıralamada karıştırıyorsun. Yok. Gözünün en ön tabakası ne? Kornea. Peki, ben hayır diyeceğim. Gözünün en arka tabakası ne? Siz söyleyin. Örneğin, yani bir isim söyle bana. Ortasında bir şey söyle. En önü retina. En önün retina, en arkası kornea. Tamam. Şimdi, sen retinadan korneere geçiyorsun. Öyle değil mi? Bilgi. Retinadan korneere geçiyorsun değil mi? Gözden ileri, içeri bakarsın yani. Öyle olsun. Birisi retinadan korneere görebilir. Ama önde retina var. Önde bilgi mi var?
Önde bilgi var. Onun ardında akıl var. Onun ardında düşünce var. Sıralama bu. Sen eğer ki bilgi, akıl ve düşünce sıralamasına koymazsan, aklı ortadan kaldırırsan, aklı ortadan kaldırırsan da ilmi katledersin sen. O zaman şöyle, şu olur. Bilgi orta yerde duruyor. Ama bilgiye sahip olacak hiçbir şey yok. Bilgiye hiçbir şey sahip olmazsa, düşünceyi nereden bulacak? Ben düşünceyle anlamı fark ediyorum. Düşünce eşittir, anlam değil. Anlamak değil. Bir şeyi düşünmekle anlamak aynı şey mi? Düşünürse anlar. Düşünmezse anlar mı? Her düşündüğünüzü anlıyor musun? Her düşündüğünü anlamayabilirsin. Her düşündüğünü anlamayabilirsin. Sebebi aklın yetersiz kaldığından.
Aklın yetersiz kalmasının sebebi bilgi yetersizlindendir. Eğer bilgin anlayamadığın şeyi dönersin. Bir dönersin nereye? Düşündün anlayamadın. Nereye döneceksin? Akla döneceksin. Akıl nereye dönecek? Bilgiye dönecek. Onu araştıracak. O bilgiyi alacak. O bilgiyi aldıktan sonra o bilgiyi kendisine zapt edecek. Ondan sonra o bilgiyi sentezleyecek. Düşünce olacak. O düşünce sentezlenince anlayacaksın o zaman. Eğer bilgi olmazsa son nokta anlayamazsın. Düşünce? Kardeş düşünceyi besleyen bilgidir. Tamam düşünce ile bilgi aynı şey. Kardeş arada o düşünceyi tefekkür edecek. Üniversite talebesinde bunu söylemek gerçekten zor. Yanlış anlama.
Yani aklı reddeden bir şey olabilir mi? Anlama açısından aklın önemi büyük. Bitti. Ben de bunu anlamaya çalışırsa anlatmaya çalışır. Kardeş bir kimse aklı, aklı depol... Ben aklı burada katletmiyorum. Cancağızım kardeş Cazimim. Aklın önemini de yitirmiyorum. Cancağızım kardeş Cazimim. Akıl bir şeyi eşleştirmek demek. Cancağızım... Sizde olan bir şey, dışarıda olan bir şeyle eşleştiği zaman... Cancağızım okuduğum bir şeyde... Cancağızım benim. Sonuçta akıl, o bilgiyi alacak olan olgu. Bitti. Akılsız düşünce olur mu? Olmaz. Düşünce, bilgi. Yeter bugün bu kadar. Olsun. Basitse hiç sorma o zaman. Arş kötü köşi övülünce titrer.
Allah'tan çekinen de onun övülüşü yüzünden kötü zanına düşer. Eleştirmeyin arkadaşınızı. Arş kötü kişi övülünce titrer. Kötü insanlar, kötü kişilikler, kötü ahlak övülürse arş hala titrer. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kötünün övülmesiyle kötülüğün hakim olacağını, iyinin övülmesiyle iyiliğin hakim olacağını ve kötülerin ve kötülüklerin övülmemesi gerektiğini emreder.
Eğer birisi kötülüğü överse, o zaman iyiliğe karşı ihanet etmiş olur. Nankörlük etmiş olur. İnsanlar iyilikleri övmeli. İyilikleri methetmeli. İyiliği öne çıkarmalı. Kötülüğü değil. Birisine bakarken, siz onun iyiliğini öne çıkarın. Birisini bu noktada analiz ederken, onun iyiliğini öne çıkarın. Birisiyle alakalı konuşurken, onun iyi tarafına bakın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hani geçiyordu da, herkes leşe bakmaktan imtina etti. Ne güzel dişleri var dedi. Hiçbir olguda, hiçbir nesnede, sırf kötülük hakim değildir. Onun içerisinde, muhakkak iyi tarafı vardır.
Ve siz o iyiliği görün. Ve hiçbir zaman, kötülüğü dillendirip, kötülüğü methetmeyin. Kim kötülüğü methederse, bütün iyi ve iyiliklere ihanet etmiş olur. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, birisinden iyilik gördünüz de, onun iyiliğini dillendiriniz der. İyi insanları övünüz der. Hadis-i şerifte. Niçin? Herkes o iyiliğe özensin. Herkes iyi olmaya özensin. Eğer ki, biz kötüyü ve kötülükleri övermet edersek, bu noktada, iyi ve iyiliklere karşı, ne yapmış oluruz? Nankörlerden olmuş oluruz. Allah muhafaza eylesin. Allah'tan çekinen de, onun övülüşü yüzünden, kötü zanına düşer. Ya normalde, kötülükler böyle övülür, kötüler övülürse, Allah'tan korkanlar da, kendi kendine, bu Allah'a imanı kemale ermemiş, tam oturmamış, yerleşmemiş insanlar, kendilerince kötü zanına düşerler.
O kötü zanına düşürmemek için, hep iyi ve iyilikleri övmemiz gerekir. Bazen ehl-i sufi, bu noktada anlaşılmaz. Ehl-i sufi, mesela birisine bakar, der ki ya bu adam zikrullaha geliyor, Allah'ı zikrediyor. İyi adam der. Öbür günler der ki, şu, şu, şu, … halleri de var. Kardeş, biz onun o kötülüğü, kötü hallerini meydana çıkarmayalım. Mesela gelirler bana, kızlarını verecek olanlar, filancayı nasıl tanıyorsun? Valla Allah'ı zikrediyor, derse geliyor. Ben bir kötülüğünü görmedim derim ben. Hemen millet de der ki, iyi dedi onun için. Ya ben onun için iyi demedim. Ben onun kötülüğünü görmedim. Ben onun kötülüğüne şahit olmadım. O bir kötülük ettiyse, etmediyse kendisi biliyor.
Ama ben kötülüğüne şahit olmadım onun. Ben onun kötülüğünü görmedim. İnsanların iyi yönlerini anlatın. Etrafınızın iyi yönlerini anlatın. Kötülükleri örtmekte gece gibi olun. Eksiklikleri ve noksanlıkları örtmekte gece gibi olun. İyilikleri öne çıkarın. İyi insanları öne çıkarın. İyiliklerini öne çıkarın. O iyilikler ve iyi insanlar öne çıktıkça, iyilik hakim olacak çünkü. Ne yazık ki biz büyük bir tarafkirlikle, büyük bir tarafkirlikle insanlara bakan nakıs, eksik, noksan insanlarız. Biz böyle parti tutar gibi, biz böyle takım tutar gibi, biz böyle şehircilik tutar gibi, hani kavimcilik vardır ya, öyle tutar gibi tarafkir insanlarız.
O tarafkirliğimiz de, biz mesela birisi eğer ki bizim şehrimizdense, biz onun kötülüğünü de alkışlıyoruz. Bizim takımdansa, biz onun kötülüğünü de alkışlıyoruz. Bizim partidense, biz onun kötülüğünü de alkışlıyoruz. Bizim tarikatımızdansa, biz onun kötülüğünü de alkışlıyoruz. Bu çok büyük bir tarafkirlik. Bu çok yanlış bir tarafkirlik. Bu çok eksik ve noksan bir tarafkirlik. Şu anda ümmetin düştüğü en önemli hatalardan birisi bu. Bu bizim tarikattan, bu bizim partiden, bu bizim şehrimizden, bu bizim okulumuzdan, bu bizim görüşümüzden. Biz böylece, onların kötü ve kötülüklerini de met edenlerden oluyoruz. Biz o kötü ve kötülüğü de met ettiğimizden dolayı batıyoruz.
Hz. Mevlana'da diyor ki, arş titrer, kötü kişi övülünce. O zaman biz tarafkir olanlardan olmayacağız. Körü körüne tarafkirlerden olmayacağız. Biz bizim tarafımızdan deyip, kötüyü övmeyeceğiz. İyilikleri ve iyileri methedeceğiz. Tarafkir davranmak yok. Mustafa Özbağ'ın kötülüğü var ise, biz onu Mustafa Özbağ'ın kötülüğünü de alkışlamayacağız. Bu tarafkirlik oluyor. Bu yanlış oluyor. Bu ümmeti batıran, insanları batıran en önemli şeylerden birisi. X partiden birisi, ya kötülük yapıyor. X partiden diye alkışlamayalım. X takımdan birisi, kötülük yapıyor. Alkışlama kardeşim. X cemaattan birisi, tarafkir olma.
İyi bir hizmet ettiyse, iyiliğini alkışla. Haa, kötü. Kötülüğüne de de ki, kardeş bunu alkışlayamam. Yok, onu da alkışlayacağız. Şeyhleri hatasız, kusursuz görmek, cemaatleri hatasız, kusursuz görmek, partileri hatasız, kusursuz görmek, futbol takımlarını hatasız, kusursuz görmek, hep insanları yanlışa düşürüyor. Biz, bir cemaatin, bir tarikatın müntesibi olarak, bizim cemaatimiz, bizim tarikatımız, en güzeldir demek hakkımız. Ama bir tek, bizimki güzeldir demek, hakkımız değil. Bu tarafkirlik, kötü ve kötülüklerin, methedilmesini ortaya çıkarıyor ki, hepimizi batırır. Bütün ümmeti batırır.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak cümlemizi, bu halden uzak tutsun inşallah. 242'den devam edeceğiz. El-Fatiha. Ama selam. Amin. Buraya soru adına yanlış mı geldi, doğru mu geldi, 60 yapraklı kareliyle, 80 yapraklı kareli defter mi olacak, coğrafya kitabıymış mı, neymiş defteriymiş.
Her geleni buraya okuyorum. O yüzden bununla alakalı bir şey yapılacaksa, eğer böyle bir şey alınacaksa, yine bu ihtiyaçsa, görelim mesele değil ama yanlış mı geldi, soru adına mı geldi bilmiyorum. O yüzden her geleni okuyorum diye, okuyayım dedim, hakkınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi