Üstad Mustafa Özbağ

Karabaş-i Veli Tekkesi Sohbeti - 9 Haziran 2012

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 10 Haziran 2012 · 1:10:46

Ama sema edeni kendi içerisinde, kendi nefis meratibine ve seyir-i cümüşüne göre hali olur. Sema ancak ehli tasavvufa mübağul olur. Ehli tasavvuf olmayanın, sunfilik yolunda olmayan bir kimsenin sema etmesi haramdır. Sema ile iştikal etmesi de haramdır. Sema ancak ve ancak bu noktada, bu manada sufiler için uygun ve cahildir. Sufi olmayanlar, sufi olmayanlar sema etmeleri, bu noktada sema ile ilgilenmeleri çok uygun değildir. Bunu yanlış algılayabilirler, anlayabilirler, herkese sema açıktır. Herkes sema edebilir.
O nokta söyleyeyim, kategorize etme değil. İlk söylediğim şey, Güneydi Bağdadi Hazretleri'nin Risalesi'nden noktadır. Güneydi Bağdadi'nin sema ile alakalı Risalesi. Sonradan Kuşehri'nin bu noktadaki Risalesi. Aynı zamanda bu Risalelerin ışığında İmam-ı Gazali'nin Risalesi. İmam-ı Gazali'nin Risalesi'nden sonra, Hz. Mevlana Cerec-i Burma Hazretleri'nden sonradan gelen ve Hz. Mevlana'ndan sonra yine Yorum-Piri olarak görülen, Ankarevili'nin Risalesi'nden de anladığımız, anladığımız bu. Tamam. Bu şu demek, sema, kendi adam, erkan, terbiye, kendi disiplinin içerisinde olduğu müddetçe buna söyleyecek bir söz yok.
Geçen haftadan devam etmezler önce bir küçük, burada soru var, buna cevap vereyim, öylesi geçeyim. Eşimle aynı ev içerisinde bir buçuk yıldır küsüz, sizce nikah düşmüş müdür demiş. Bu şuna benziyor, Iraklılar Hz. Hüseyin Efendimiz'i ve 72 Şuhi'ye dair şehit ettikten sonra, Iraklı'nın bir grup Müslüman, Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a sinek öldürmenin İhram'ı bozmamasını sorarlar.
İhram'ın suçlarının içerisine girip girmediğini soruyorlar. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'ın verdiği cevap çok manidardır. Der ki, siz koca peygamberin biricik torununu ve evlimeyi katlettiniz. Aç susuz, onların kanını döktünüz. Bu caiz mi, bu ila mı değil mi diye soruyoruz, sormadınız dedi bir şey. Şimdi sineğin kanını mı soruyorsunuz bana? Şimdi bu da o hesap. Bir buçuk yıl karı koca olur da, bir evde küs durur da, bunun nikahı mı sorulur? Biraz kafirim sert gelirse hakkınızı helal edin. Sizdeki nefis şeytan nefsinde geçmiş. Şeytan hesap etseydi, bunu sizin bir buçuk yıl aynı evin içerisinde küs duracağını da hesaplayamadı.
Bir buçuk yıl evin içerisinde küs duran bir kimse, bu soruyu sormaya dahi utanması vardı. Birbirinizin hiçbir nefsine aşağı vurup, gidip özür dilerim hakkı melale diyemediniz. Bu nikahın düşüp düşmediğini soruncaya kadar, Hz. Resulullah buyurur ki, bir kimse haklı dahi olsa, geri dönerse davasından, haklı geri döner davasından.
Cennet ona vacip olur der. Birbiriniz hiç olmazsa, cennet sevdasına geri dönemediniz mi? Dostlar, burası tekke. Burası tekke. Tekke ibadethanet. Tekkeye gelen kimse, nefsinin oyunlarından, şeytanın hile ve desisesinden geçerek gelmiştir. Tekke kültürü budur. Buraya gelinceye kadar senin barışman lazımdır. Tekke hiç önemli değil.
Müminin mümine üç gün küs durması haram. Üç saat bile küs durması lazım. Üç saat küs durmayacak. Bu soruyu soran nikahınız duruyor. Ömür boyu küsle dursanız nikahınız durur. Ama bu değil. Bu müslümanlara yakışır bir şey değil. Kimseye darılmadan, kimse kim beslemeden yürüyen insanlardan.
Kalbinizde, kalbinizde birisine karşı kin varsa, kalbinizde birisine karşı küskünlük varsa, haklı olmuş olsanız dahi Allah'a yakın olamazsınız. Size ne kadar verirse versin, küslünüz varsa Allah'a yakın olamazsınız. Nefsiniz de alıysa hak edeceksiniz. Hukukuysa, bir başkasının hukuku senin elindeyse, âlim hükmündeyse, hakim hükmündeyse, âlim hükmündeyse, elinin altındakilerin hukukunu korumak zorundasın.
Hz. Peygamber Efendimiz ne yaptı? Yahudi bir kadın ete zehir koydu, getirdi, onu zehirledi. Ahsaptan insanlar da yemişti onu. Kendisi o Yahudi kadını affetti. Ama sahabeden üç dört kişi zehirlenmekten dolayı ölünce kadını tekrar getirttirdi, onun cezasını verdi, katlettirdi. Bir başkasının hukuku. Bu manada bir üstad, âlim hükmündedir, âmir hükmündedir dinleyenlere karşı.
Bir başkasının hukukunu dinleyenleri koruyup gözetmesi lazım. Tek kelim bir hukuku var. Kapıdan içeri kim girerse girsin hiç kimse ona çekilmeyecek. Bu kapıdan içeri kim girerse girsin hiç kimse ona yan gözle bakmayacak. Kapıdan içeri kim girerse girsin namusu, şerefi, haysiyeti bu tekkeye ait. Hiç kimse ona yanlış ve eksik gözle bakmayacak. O kim olursa olsun.
Bunun sorumlusu bu tekkede vazifeyi alan insanlar. Bir kadın rahatsız edilmeyecek. Burada hiçbir kız rahatsız edilmeyecek. Burada hiçbir erkek rahatsız edilmeyecek. Burada hiçbir misafir rahatsız edilmeyecek. Rahatsız edilmeyecek. Bak bu benim hukukum değil. Bu toplumun, buranın hukuku. Bunu korumak zorundayız hep beraber.
Ben sana karışamam, yok. Kardeş burada kimseye. Otur, sohbeti dinle, edinle. Sohbeti dinledikten sonra bak işine. Burada bir başkasına çektirme. Bir başkasına bağırma. Bir başkasına yanlışlık yapma. Bir başkasına şehvetle bakma. Bir başkasına şehvetle bakarsan gözün perdelenir. İsterse burada kadın veya erkek. Sen şehvetle bakma. Sufilik o. Sufilik o. Edepsiz davran, sen edepsiz davranmayacaksın. Sufilik o.
Erkek dolduruyor, herkes onu ediyorlar. Zaten kendisi kafir oluyor, farkında değil. İlpanı dememişler. Şemsettin-i Tebriziye de demişler. Hazreti Mevlana da demişler. Cüneydi Bağdat'ya da demişler.
Hele böyle Harami'den sorular geliyor ya. Birisi de yazmış, ne demiş? Benden için Budist Mustafa Özbağ. Birisi göndermişti. Senin hakkında böyle diyor diyor. Bana yazıyı göndermişler mail olarak. Nasılsın? Allah bizi affetsin. Merakla beklediğimiz sohbet kaçıncı sayfada kalmıştı? Katılıyor musunuz? Üçüncü sayfada mı? Sohbeti takip edenler var demek. Üçüncü sayfa mıydı? Üçüncü sayfadan devam ediyoruz.
Soruyu soran kardeşe özellikle teşekkür ediyorum. Bu hafta içerisinde birçok ben kendimce olumlu mail aldım. Soruyu soranla alakalı bana teşekkür etmeyen mail aldılar. Dediler ki teşekkür ediyoruz. Şahsı tanımadığımızdan dolayı senin üzerinden böyle sorular sorarak bizim ufkumuzu açtın. Bizi bu noktada farklı bir dünyaya götürdün diye. Ben de özellikle teşekkür ediyorum kardeşe. Böyle bu tip şeyleri paylaşamamaktan sıkıntım vardı. Bir içimde sıkıntıydı. Soru sorulunca bunları paylaşmaktan dolayı mutluyum. Allah razı olsun kardeşler. Eşyayı yalnız bu tip füsus sohbetlerin bu tip sohbetler pür dikkat dinlenilmesi lazım. Dışarıdaki bayan kardeşler de bu pür dikkata riayet ederlerse çocuklarını böyle biraz hafiften yanlarında tutarlar çocuk seslerini de azaltırlarsa sohbetin daha faydalı olacağına inanıyorum.
İnşallah. Eşyayı semboller olarak görmek gibi bir yeteneği insan nasıl kazanabilir? Eşyayı sembol olarak görür. Eşyayı örten maddi örtünün kaldırılıp da bunun ardındaki gerçeklerin ortaya çıkması için acaba insanın ne yapması gerekir? Tabi adati eşya olsun gördüğü her şey ve hatta o anda bunları idrak etmekte olan kendisinin bile eninde sonunda Zat-ı İlahi'nin farklı varlık düzeyleri arasında sürekli ve sonsuz bir ilahi varlık akımının gidip gelmekte olduğunu görecek bir noktaya yükseltilmesi gerekmektedir.
Hüsus 236. Ancak böyle bir makamda bulunan kimse insan-ı kâbildir. İbn-i Arabi felsefesi ontolojiktir. Yani varlık bilgisi ister pardon, ontolojiktir. Varlık bilgisi işte bunun içindir ki İslam'da genellikle ön planda gelen Allah kavramı bile burada ikinci planda gelmektedir. Allah daha da başlangıçta bulunan bir şeyin yani mutlak varlığın, vaci bir vücudun zahiri bir sureti ve bir tecellisidir varlık yani.
Burada bırakalım başa dönemek. Eşyayı semboller olarak görmek gibi bir yeteneği insan nasıl kazanabilirsin? Bütün cüddün içerisinde, bütün cüddün içerisinde bir sürü eşya olarak görebilirsiniz. İnsanlarla dair cüddün içerisinde cüddün gibi görebilirsiniz.
Cüddün içerisinde, cüddün içerisinde, cüddün içerisinde, cüddün içerisinde görebilirsiniz. Görebilirsiniz şeyi. Siz bunların hangisiyle bu şeyi söyledim ki?
Bütün eşya. Gerçek değil de eşya görünür. Eşyanın görünmesinde, eşyanın görünmesinde ve görünen eşyasında simgeler deyince kendilerince görmüşler.
Hakikati kendi gördüğüne göre. Kendi gördüğü hakikati delillendirecek olan, kendi gördüğü hakikati, hakikati aritmetik gibi sağlama olacak olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Bir kimseyi mesela alt düzeyden alınır. İnsan. İnsan. Bir insan olan kimseyi sufi mantığı ve diliyle söylüyoruz.
Bir sufi, bir anda tilki suretinde görebiliyorum. Sufinin ilk başlangıçlarında bu vardır. O kimse tilki suretinde. Bilancayı tilki suretinde görebiliyorum. Üstad ona şunu diyecektir. Kendini aynada görebiliyorum. Tövbe edin. Artık olduğundan dolayı o tilki suretinde görülür. O tilki midir? Gerçekte insan suretindedir.
İki gibi muamele edemezsiniz. Burada eşya bir çıt daha yukarı çıktığında o insanı tilki suretinde görmez. İçinden tilki suretinde görüyordum. Şimdi tilki suretinde görmüyor. Şimdi insan suretinde görüyor. Niçin? O bir çıt daha yukarı çıktı. Bir çıt daha yukarı çıkınca onun görünenlerle işi kalmamaya başladı. Görünenlerle ilgilenmemeye başladı. Mesela kapıdan biz kimse takkiren tilki suretinde görmenin güz ve üyham gelmeye başlaması. Eşya bu esnada yine güz değiştirir. Eşya bu esnada yine suret değiştirir. İnsanlar bu noktada suret değiştirir.
İnsanların üzerinden çıkan nura bakmaya. Bir çıt daha yukarı çıkar. Bir çıt daha yukarı çıktığında artık insanlar kalmaz. İnsan üzerinde konuşuyoruz. Bir çıt daha yukarı çıktığında artık evler kalmaz, başlar kalmaz, direkler kalmaz. Bunların içinde yaşıyorduk. Bir çıt daha yukarı çıktığında bunların hepsi de canlıymış gibi görünürken ona cansız varlıklar gibi görünür.
Herkes canlıymış gibi düşünür. O der ki hiç kimse canlı değil. Bir çıt daha yukarı çıktığında hiçbir şeyi, hiçbir şey bunlar görünürken manaba görünen şey var. Hiçbir şeyi zahir âlemle bağlamamaya var. Bir çıt daha yukarı çıkar. İnsanları fiziken görmemeye başlar.
Tabirin caizse. Süliyet âlemle. Bulut gibi. Bildiğiniz bulut. Bildiğiniz süliyet gibi. Bir çıt daha yukarı çıkar. Hiçbir şey kalmaz. Bir çıt daha yukarı çıkar, kendisi de kalmaz. Kendisi de kalmayınca bir şey kalmıyor.
Vuslat olma suyla koşar. Bakar ki vuslat yok demiş. Eşya da sembol olarak görüntü. Bir şey sembolüdür. İbrahim'in gördüğü rüyanın üzerine İsmail'i kurban etmeye gitti.
Semboldür. Bir koç indir. Yıldızları ve ayı gördü. Semboldür ona. Dikkatine vakıf olma rüyalarla başlıyor. Rüyayı çok önemserler. Onlar için rüya dikkate açılan kapıdır çünkü.
Gidecek olan kapı muhakkak rüyalılar ve selam adetler. Der ki peygamberliğin 46 cüzgünden bir cüzdür rüya. Adet-i Peygamber ümmetinin salihlerinin gördüğü salih rüyalar müjdecidir. Mübeşirat kapısı. Uzak olan, ilah edinen, gelecek olan olayı görme sevdalarından.
Kapıda duralım, intiyle müşerref olalım. Bu mana denizine dalalım da, biz de olmaz. Bir mana olan düşünmeden, kiminle evleneceklerini, kiminle olacağını, hangi işi aşmaları gerektiğini, ne kadar kar edeceklerini, yarın kiminle kavga edeceğini, Ertesi gün kiminle ne olacağını görüp evliyalık taslamaya çalışırlar ki, bu onların mana'a hiç uğramadıkları, uğramayı da düşünmedikleri, sadece ve sadece sufileri taklit ederek kendilerini ve etraflarını kandırdıklarını görürler.
Açılan bir kapıdır. İzine daldırılmış bir kovadır. Bunu gösteren bir penceredir. Bununla delildir. Semboller işarettir.
Semboller sallallahu aleyhi ve sellem, dünya cifedir demiştir. Dünya neye göre cifedir? Dünya mana cifedir. Dünya mana'ın sevgisi orada dururken, dünya sevgisi cifedir. Elinden bir penceresi açık olmayan kimse, dünyayı kendisine ilah edecektir. insanın dese de, Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en Muhammeden abduhu ve resuluhu dese dahi, o inanç sahibidir.
İman sahibi değil. İman sahibi olmuş olsaydı, iman etti, manasında cennete iman etti, cenneti görecekti. Cehennemin varlığına iman etti, cehennemi görecekti. iman etti, bunu görecekti.
İman etti, senin yazmasını ve cızlatısını görecekti. Sırata iman etti, bunu görecekti. Cennet halkına tecelli edecektir diye, Cenab-ı Hak hadisi kudside beyan etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetinde bunu tasdik etti, söyledi. O kimse yaşarken, cennette Allah'ın tecelligahını görecekti. Suretlerden iman etti. Görünen bu alem, ister hayal değil, ister siz resim değil, enerji değil, siz istediğinizi değil.
Bu alemden ibarettir. Bir tane suret değil. Bir tane suret değil. Bizim bir tane suretiniz yoktur. Ve suretler film işareti gibi hızla geçer bu alemden. Suretler bizim gözümüz tembel olduğundan, biz bu kardeşin suretinin hiç değişmediğini zannederiz. Oysa her an onun sureti değişir. Ona yeni elbise giydirir. Bir suret giydiririr. Tembel olduğunda sadece, burada isimler bam bam bam ateşliyor orada değil mi? Sinemada seyrediyorsunuz.
Yirmi beş. Yirmi beş mi? Sinemada yirmi dört. Sinemada saniyede yirmi dört fotoğraf geçiyor. Yirmi dört fotoğraf. Yirmi dört fotoğraf gözünüzün önünden geçtiğinde, siz onu hareket ediyor görüyorsunuz. Dönüyorum şimdi. Dönüyorum şimdi. Dönuke, dünya hayatı nehir gibidir. Su akıp gitmekten.
Su akıp. Dönuke, dahil bir yeti yenilenmeden. Gerçeğini arayacak.
Tekrasındaki manayı görmem lazım. Bilal'e baktığın zaman sen Bilal'i görmedin. Seyrede sevki olarak arayan kimse, üstadı vefat ettiğinde o gibi olur.
Başka bir üstada bağlanmaz. Öyle mübarek, öyle daha mübarek bir kimse gelmez. Mustafa'ya iman etmedikleri gibi. İman ettik. Sahibi değil.
Beytullah'a gidenler. Şu anda Beytullah'ı gördün mü? Mikael Aleyhisselam şubedir. Bir taşı alıp kenara et.
Senin aranda yetmiş bin perde. İnsanlara zarar veren. Yolculara zarar veren.
Bir şeyi kenara koymak. Yoldan. Yolculara zarar verecek. Yolcuya zarar veren bir şeyi koy kenara. Bir şey koymuş, algıladı. Taşları kenara koy. İmana giden yollarda manevi taşlar var. İmana giden yuretler var. Manevi değil. Manevi. Al sen. Kenar selametli bir yolda gitsinler. Teker teker kaldı. Eşyayı örten maklumdaki manayı bulamaz.
O zaman bu görünen vücudun manası var. Hazreti Mevlana'nın deyimiyle can. O manayı gör. Hazreti Peygamber'in manasına bak. Eşyanın gerçekten ortaya çıkması için acaba insanın ne yapması gerekiyor?
Tümen diyor ki, Tümen diyor ki, Tümen'in kederinden kurtul.
Neyinin araba bu dünyadan ayrılmasıyla bu dünyanın helak olacağına inanıyor. Beder ki, Bu Mürşid-i Kamil vefat ettiğinde yerine birisi atanmaz.
Yerine Cenab-ı Hak birisine cütfetmez, ikram etmez. Ve böylece görünen alem kıyameti kimsenin de gerçek manada ve hatta orada idrak etmekte olan kendisinin bile elinde sonunda Zat-ı İlahi'nin farklı varlık düzeyler arasında sürekli ve sonsuz bir ilahi varlık akımının
gelip gelmekte olduğunu görecek bir noktayı yükseltirmesi gerekmektedir. Hüsus 236. Ben gelmeyi kabul etmiyorum. Burada bu tercümede hata inanıyorum. Bu varlık gelip gitmez. Giden şey daha geri gelmez. Yaratılışı anlatırken önce Cenab-ı Hak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretin
ruhaniyetini ve nuraniyetini yarattı. Peygamberlerin ruhaniyetini ve nuraniyetini yarattı. Ve nuraniyetini yarattı. Dediğinde ilk yarattığı ruhaniyete ve nuraniyete sallallahu aleyhi ve sellem hazreti ve peygamberleri yarattı. İlk önce altın çıktı.
Altın peygamberlerin ruhaniyetiydi. Altından bir daha o en iyi altın kaç aya kuyumdular? İki ayağı. Ruhaniyetleri. Ondan sonra bakır. Ondan sonra toz toprak.
Ondan sonra curuf kaldı. Gördüğün değil. Kursunda anlattığı varlık dereceleri budur. Curuf şöyle diyor ki dereceleri de bir görme farklıdır.
Dığın içindeki dereceleri bir görenler altına namkürlük, ihanet ve vefasızlık edenlerdir. Kendi curufluklarının içerisinde boğulup altını da curuf görenlerdir. Hazreti Allah, Kuran-ı Kerim'de kimin peygamberleri kimin peygamberlerden üstün yarattı der. Değil mi hocam? Bazılarınızı da bazılarından üstün yarattık der. Bu nedir? Bu varlığın derecesidir. Kimilerini kimilerinden üstün yarattık derken varlık derecesi vardır. Sen sakın peygamberden, Hazreti Mevlana'da bunu şöyle der meslemesinde. Sen peygambere bakaraktan, e bu cehil gibi o insan demem. Bu gibi yer içer uyur demem.
Bu derecesi ile senin derecen aynı değil. Bu dereceler, bu dereceler fark. Görmek fark. Kendi içinde sınıflandırılmıştır. Peygamberlerin ruhaniyeti ve nuraniyetleri ile ruhaniyeti varlık derecesinde aynı değildir.
Ruhaniyeti ve nuraniyeti varlık derecesinde meleklerin meleklerin dahi üstündedir. Mustafa ile bir yere kadar yolculuk yaptıktan sonra Ya Muhammed, benim hududum buraya kadar. Sen senin yapacaksın deyip geri çekilmesidir.
Hazreti Cebrail'in adılışından kıymetli bir noktadaydı. Hazreti Muhammed'in en üst noktası diyelim. Bu şekilde hakikat varlık hale edildi.
Bu yaratması, adı ilahe edildi. İdilmeyi idrak eden ve bu varlık derecelerinin önünde gören, İdrak içerisindeki her zerreye tecelliyet noktasında sanki kendisi tecelli ediyormuş gibi idrak içerisinde olanlar, Zamanın yürüyen ayı odunla konuşuyor.
Kim? İnsan-ı kâbi. Aktatların ve kürbizinin nakdettiği hadiste, Üçler, beşler, yediler, kırklar. Bunlar kendi ellerinden yaratılıyormuş. İdrak ve müşahade varlığına nazar edildi.
Mazar edildi. Eşyanın halini görürler. Mafilelerle alınıştır. Kumda oynadığını görür.
Öyle bir makama gelir ki o kimse, Elinde çapayla görür. Öyle bir makama gelir ki o kimse, Azlacı oynarken görür. Öyle bir makama gelir ki o kimse, Ondan sonra şunu der. Benden önceki aşıkların aşkı der. Benden sonraki aşıkların aşkı der. Benim aşkıma muhtaç der. Hazreti Mevlana gibi. Ondan sonra şöyle der. Kumaldan önce biz vahdet bahçesinde güller der. Ondan sonra şöyle der. Bu dahi değilken biz vahdet bahçesinde gül koyduk.
Ondan sonra şöyle der. Neden sonra kıyamete kadar gelecek, ne kadar zamanın kutbu olacaksa, Allah müsaade etseydi de şöyle size yatsaydı der. Ondan sonra şöyle der. İnsanlar iman ederse hepsi, Benim imanımın yanında, Onların imanlarının hesabesi daha görünmez.
Ondan sonra şöyle, Edim'i öylesine büyüt, öylesine büyüt, öylesine büyüt ki, Cehennemi doldurayım da, Orada yanacak bir tane insan kalmasınlar. Zikrederler ki, Ebu Bekir'in evinden bu ciğer kavrulmasının kokusu ne değil, Giderler Muhammed-i Mustafa'ya şikayet ederler.
Evimiz açız, kıtlık altındayız. Ebu Bekir dostun ciğer kavrulması yiyor, Kokusu bütün Medine'yi sardı, Kimse tattırmadı derler. Hadi der, hep beraber gideyim, O ciğere misafir olalım derler. Giderler bir bakarlar ki, Ebu Bekir zıddık, Hasıra sarılmış, Tilime sarılmış, Allah! Ve üzerinde, Hiçbir mal yok. Bir gününe kendine bir ahçe ayırmaz. Bir gününe kendine bir ahçe ayırıyorsa bir kimse, Bu insanın kamillikle alakasıyormuş.
Ertesi güne, Ertesi güne, Kendine beş kuruş koyuyorsa bir kimse, O kimsenin, Bu kemalatlıkla, Hiç ilgi ve alakası yoktur. İbn-i Arabi felsefesi, Ontolojiktir. İşte bunun içindir ki, İslam'da genellikle ön planda gelen Allah kavrımı, Bile burada ikinci plana gelmektedir. Allah daha da başlangıçta bulunan bir şeyin, Mutak varlığının, Vali bir vücudun, Zahir bir sureti gibi bir tecellisidir. Allah, Bu manada batındır çünkü. O yüzden, Batın olduğunda, Görünen bu şey, Batını ne yapar?
Saklar, İzler.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi